Kahraman Tazeoğlu Şiirleri

 Kahraman Tazeoğlu Şiirleri

  Okunma: 52960 - Yorum: 15
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Kahraman Tazeoğlu Şiirleri-Kahraman Tazeoğlu Şiirleri-Kahraman Tazeoğlu Şiirleri

    ARAZ


    "Yalnızım çünkü sen varsın"

    "gel" desen gelirdim
    gittiğin uzakta bendim
    dağ gibi bir ihanetten düştüm
    bu kendime son gelişim

    ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    kendimi suçüstü yakalıyorum
    ve kentsizliğimin isimsizliğini
    Araz´a uyak düşüyorum
    gözlerime senden düşler sürüyorum
    ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
    bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
    sonra bir durağa yaslanıyorum
    sonra bir kente
    ve sen gidiyorsun
    ben kanıyorum
    diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
    oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

    yorgun Haliç´e biraz inat
    biraz ihanet bırakıyorum
    ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
    aklıma düşüyorsun
    düşüyorum
    düşünce
    üşüyorum
    azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
    ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
    yalanlarımla bir hiçlikteyim
    beni içinden kaç

    bu kentte her yağmur kendini ağlar
    aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
    ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    nerde kimi üşüyorsun
    artık kendini yakan bir ateşim
    kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    şimdi boş duraklara yaslanıyorum
    boş kentlere
    oysa "gel" desen gelecektim

    gün düşlerime dönüşlerimde
    bakışın içiyor beni gözlerimden
    gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    uzaklığına uzanıyorum
    sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    yıkılıyorum şarkılara
    "kimseler biliyor"
    yalnızlık dostumdu
    şimdi korkum oluyor
    oysa "gel" desen gelecektim

    artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    gülüşümle ödeyerek
    ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    kirli sözlerimi temize çekme
    oysa "gel" desen gelecektim

    gözlerim ihanete ihbar taşıyor
    kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
    sözü namluna sürmelisin şimdi
    en yaralı yanımdan vurmalısın beni
    çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

    avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    susuşuna kan döküyor gözlerim
    sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    oysa bilmelisin Araz´ım
    kimsenin içi görünmez
    ve hiç bulamadıklarını
    asla yitiremezsin
    bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    söylenecek bütün sözler

    her sabah akşam oluyorsun
    alnından ellerine damlıyorsun
    yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
    içine dert oluyorsun kentin
    dışına yağmur
    yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    duvarların kan öksürüyor
    ve sen
    başkalarının gözlerini
    yüzümde aramamayı öğreniyorsun
    beni bir durağa yaslıyorsun
    beni bir kente
    gidiyorsun
    oysa "gel" desen gelecektim

    susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    en susmakta neydi öyle
    sen en dinlerken
    biliyorum Araz´ım
    insan kendini bulmamalı, hep aramalı
    gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    gece cinnetlerimi de alıp yanıma

    denize bakmayı bilmeyenler
    bir gün mutlaka boğulur
    işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

    ben şimdi gurbetim
    içimde taşıyorum
    heba olsa da senlerce yılım
    oysa "gel" desen gelecektim

    ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    şairler ölüdür derler
    inanmıyorum


    en karanlık ceketimi giyiyordum
    ışığa kördüm çünkü
    şimdi ise güneşe ilerliyorum
    dirilmek için

    kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    gecenin kör gözünden utanıyorum
    hadi bana en militan kelimelerle saldır
    batır içime cümlelerini
    beyhude bir dehşet bırak
    hak ediyorum

    gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    can kaybından ölüyorum
    cenazemde namaz kılacağım
    zan altındayım
    yalanıma inanıyorum

    yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    kinim kendime
    susuşum sana
    küsüşüm tüm dünyaya

    üstü kalsın ihanetimin
    "gel" desen gelecektim

    yine bir tren geçiyor içimden
    sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
    saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
    görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
    hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
    sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
    süsle beni ey aşk
    geçtiğin yerleri öpüyorum

    yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
    dişlerindeki nikotin tadı terkimde
    sirenler ve ateş hatları içip
    sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
    ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
    yasadışıyım
    tutukla beni gözlerimden

    kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
    öldü kanımdaki mürekkep balığı
    solumdaki sise intihar etti intiharlar
    bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    yaşamak için geç bir zaman
    ölmek için ise erken

    çok davullu bir senfoni sürçüyor
    dikiş tutmaz ayrılığımda
    kirpiğinden yapılma bir darağacına
    geceyi asıyorum
    yoksun
    bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    bir durağa yaslanıyorum sensiz
    gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
    "gel" desen gelecektim oysa

    kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    şimdi herkes biraz sen biraz acı
    göğsümde bir vagon
    gizli sözler batıyor
    fırtınalar çıkıyor üstüme

    şakağımda
    intihar acemisi bir şairin
    delilik provaları
    arkandan uluyan kapılardan
    söküyorum kokunu
    yokluğunu kokluyorum
    yokluğunu yokluyorum

    çöz gözlerimi senden hadi
    ücranda yak bakışımı
    gözlerine bekçi sevdam
    dünden ve senden kalmayım

    içine her düşen
    kendi keşfi sanıyor seni
    oysa sen
    melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    ve kendini acıtmak istiyorsun
    ama güller kendine batamaz
    bilmiyor musun
    "gel" mi diyorsun

    herkes kendi gördüğüne bakar
    peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
    kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    hadi en kanadığımız yerden susalım
    "gel" desen gelirdim
    "git" dedin ve gittin

    Aşka...
    Rüzgara...
    Ayrılığa...
    Zamana...

    eyvallah..


    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    eyvallah can paylaşımına...:)
  3. #3
    SEVDİM

    elimde dünden kalma yarınlarla
    ansızlık anıtı bir kente geldim
    ben bu şehirde en çok seni sevdim
    nikotin yorgunu
    titrek ellerinden içeri girdim
    şehir gözlü kız dedim adına


    en okunaklı yeriydin alınyazımın
    gizleyemedim
    geceleri kılık değiştirdim
    ellerini soyunup gözlerini giyindim
    akşam sağanaklarıyla indim gizli
    bahçelere
    bulutu yüzüne çevirdim
    kirpiklerinden sağanaklar başladı
    gözlerin geceye yağdı
    karanlığım ıslandı
    sonra sana vurdu,sana sustu bütün
    gitmeler


    martı kanadına yüklerken durgunluğunu
    bir yalnızlıkta tutukladılar yüzümü
    anısı kaldı düştüğüm uçurumların
    beni en aşk yanlarımdan astılar


    kuşlar güne inerken sesin çizildi
    kanatlarına
    ve sen hep vardın
    tutulduğum karantina nöbetlerimde
    sonra kaşlarıma muştulandı
    eriyen gecenin çelik izleri
    tersine çevirdim ağlamaları


    bilir misin fırtına gözlü kız
    bana en güzel düşmeleri bıraktın
    uçurum gözlerinden
    yarın bütün gemiler sende duracak
    ve senden doğacak güneş
    bakışların
    namluya sürülmüş bir kent olsa da
    ben hep uçurum gülleri ekeceğim onlara
    bugün güllerden sarı


    yalnızlık yığılıyorken
    esrik bir şehrin ortasına
    bu gece yağmurum sana
    gözbebeklerine koy beni


    gidişlerinle susuyor bütün koridorlar
    ama olsun
    ben bu şehirde en çok seni sevdim...

    Kahraman Tazeoğlu

  4. #4
    Sussam Yalnızlık,Konuşsam Ayrılık…

    Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
    Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var
    Ne de benim gözlerimde şiir…
    Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
    Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine
    Üşüyorum…
    Evet hala üşüyor ellerim..
    Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı
    Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım
    Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
    Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim maviadadan
    Korunaklı bir liman olamadım sana
    Ve arkama bakmadan giderken
    Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
    Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden
    Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
    Hani zaman ilacı olurdu her şeyin?
    Hani zamana bırakmalıydık?
    Atalar yine yanıldı…
    Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
    Zaman zehrini içerken yudum yudum
    Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun..
    Bitsin…
    Bitmezlerin bilincinde diyorum diye
    Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
    Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var
    Ne de benim gözlerimde şiir…
    Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
    Susuyorum…
    Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
    Şehrine gidiyorum…
    Yokluğun açıyor kapıları
    Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
    Hala haklısın
    Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin
    Herkesin gözünde seni arıyorum
    Yoksun…
    Yokluğunu salıp gitmişsin
    Gidişle bırakıldığın bu kentte…
    Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası
    Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum
    Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
    Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp
    Yanaştırabilirsem gemilerimi
    Tutacağım ellerinden…
    Şimdi yanıyorum, kanıyorum
    ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
    geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda
    yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum
    kayıp adresten yazıyorum son kez
    sussam yalnızlık, konuşsam ayrılık
    dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş...
    şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip
    sende sus bana
    sus ki, bir daha ölmeyeyim…

    Kahraman Tazeoğlu

    Kaynak: http://kahramantazeoglu.com/kforum/s...dk-t-6007.html

  5. #5
    seni içimden terkediyorum

    deli dolu geçtik ateş hatlarından
    sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
    sevdikçe korktum
    korktukça daha çok sevdim
    er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
    neden sonra farkına varıyor insan
    ayağına takılan bütün taşları
    yoluna kendi döşediğinin

    senin yarınlara inancın benden yüklüydü
    daha cesaretliydin
    planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
    er geç açacaktı biliyordun
    deli sevdalı çocuk ruhumun
    nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
    değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
    bir sonsuzluk buldun kendine
    ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
    sonra birden
    yeşil bir kentte
    ılık bir yaz gecesine astın beni

    sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
    ödedim
    cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
    son sözün
    ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
    geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
    anılar kemirdi yüreğimi
    felç oldu hislerim
    zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
    tek bir saniye bile süzülmüyordu
    ters çevirmeye cesaretim yoktu
    çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
    korkağı olmuştum

    aşkların sonrasında hüzün vardır
    ya sen hüznü boğarsın
    ya da hüzün seni boğar
    ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
    yaralı kuş rolüne soyunacağına
    yürümeyi denemelisin
    hayata dönmelisin

    bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
    ve sonunu infaz ediyordu içimde
    o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
    ölen ben olurdum
    o gece
    hayatın lekesiz bir anında
    seni intihar ettim
    şimdi katil benim

    artık güncemde bir boşluksun
    yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
    ve sana ait sandığım her şeyin
    aslında benim olduğunu öğreniyorum
    hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
    kendimi keşfettikçe
    seni kaybediyorum
    ve ufkuma sensizliği
    korkusuzca geriyorum

    Konu isyanlı sükut tarafından (07-06-2008 Saat 16:57 ) değiştirilmiştir.
  6. #6
    YİTİKLİĞİMİZE

    Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir,
    dokununca renkleri yıkılan...
    Çünkü küskün çocuklar inanmazlar.
    Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.
    Susarım içimde bir yangın başlar.
    Dokunsam arta kalan sen, kül olan ben.
    Taş duvarlar yanmaz bilirim.
    Büyük yangınların isini giyinirler.

    (ama nafile..
    hiçbir kalem ve hiçbir ben, sonraki sayfada aynı sen’i bulamıyoruz.
    uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya...
    sen yine de artık sesime düşme.)

    Her gece gözlerimden hatıralar çalınmış.
    Bir denizci ağ atmış yalçınlaşmış düşlerime...
    Düşmüşüm.
    Bir ses... giden gitmiştir demiş...
    Susmuşum...
    Bir baharın bedeliydi bu...


    Kahraman TAZEOĞLU


    Kaynak: http://kahramantazeoglu.c...n-terk-ediyorum-t-85.html

    Not: Kahraman Tazeoğlu’nun diğer şiirlerine ve 2 ay sonra çıkacak olan yeni şiirlerinden oluşan Sanal Albümünü ulaşabilmek için kendi sitesine başvurabilirsiniz.Kaynakta belirttiğimiz linkten ulaşabilirsiniz.

  7. #7
    UYANMA KÜÇÜK KIZ


    Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!

    Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi, yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum.

    Uyanma küçük kız uyanma ve görme!

    Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. İçin için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle, kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran.

    Şimdi uyanma küçük kız! Uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı!

    Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan, meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde.

    Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu.

    Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye, hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim, kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı.

    Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu.

    Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın!

    Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni.
    Seni öyle seviyorum ki...

  8. #8
    Aşk Sussun !
    Ölüme mahkum edilmiş bir aşktan bu yazılanlar... Gecenin yanağından, savrulmuş yağmurlardan ve toprak kokusundan...
    Yaşama kafa tutarak geçiyorum gençliğimden. Parmak uçlarımda, tüm mahçupluğuyla kalemim ayrılığı kusuyor.
    Ama ben seni susuyorum dilimin döndüğünce. Bütün anlamlarını çaldırıyor kelimeler, anlamsızlığımda.
    Odama ayak bastığımda ilk önce ölüme mahkum edip kendimi, sonra siliyorum kendi kendimi, sayfa sayfa hayattan.
    Sırf parmak uçları yanmış bir kağıttan ibaret değildir yazdıklarım. Bazen devrilmiş kentlerde konuşuyor şairin sustukları.
    Bu kent senden uzakta ışıl ışıl kavrulmakta.
    Yolunu sapıtmış kelimelerin peşine takılıp gidiyorum ben, ardımda sonsuz ayrılıklarla.
    Artık aşka elveda... Belki yağmur ıslaklığı kalmadı saçlarımda. Ve hiçbir masum tutuşma yok avuçlarımda.
    Şehrin ışıklarına emanet ettiğim sadece bakışlarım değildir. Bazı bazı bir ağlayıştır ilk sevdamdan kalma.
    Afedersin ey aşk! Yalan olmasın ilk ve son... Kusursuz bir sevdayı sevemedim hiçbir zaman....
    Ama ayrılığım mutlak kusursuz olmalıydı. Ve kusursuzdu da zaten. Ölümümün ardında hiçbir delil bırakmamıştım.
    Hep keskin bir hüzün kokardı odam; sarhoş bir ayrılıktan çıkmış gibiydi.
    Yıldızları gömmeye başladım sonra odama, ceset ceset. Geceye kurşun sıkışımdan korkardı annem.
    Ben hep kıskanırdım ayın bakışlarını, gecemi çalıverir sanırdım.
    Kaç kez rüzgarın peşine takılıp, terk etti beni yapraklarım. Yok savrulan ben olmalıydım, gecenin avuçlarında.
    Ayrılığa sonuna kadar çakıp kaçtılar gövdemi.
    Toprak kavruluyordu, yangınlar çıkartıyordu ayaklarım, bastığım topraklara.
    Ayrılıktan bıkmıştım ben, en gerçeğine koşuyordum son sürat. Sonra kahkahalar savuruyordum ardımda bıraktığım aptal hayata.
    Ve tehditler; sevdaya ve sevgiliye.
    Sıkıysa beni unutma! Sonra yalvarıyordum; ne olur unutsunlar benim unutamadıklarım. Ama mutlaka ayrılıkla bitmeliydi benim tümcelerim.
    Sen sakın dert etme ey aşk! Ben kendimi ölüme emanet ediyorum...

  9. #9
    Git



    şimdi gidiyorsun
    git
    oysa senden tek bir damla istemiştim
    sana kocaman bir deniz sunmak için
    şimdi gidiyorsun
    git

    ne zaman başladı bu hikaye
    anımsamak zor
    gençtim
    hazırda fırtınalarım vardı
    dörtnala sevdalarım
    komazdı öyle üç-beş nöbetleri
    geceler içimi acıtmazdı böyle

    bir insan bu kadar eksilebilir mi

    hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
    bu şehrin bir yerlerinde
    düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
    gözlerinde gizledi o seni
    sen bilmedin
    o adam bendim
    unuttun mu

    bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
    seni unutamadı

    işin kolayına kaçmadım
    uğruna ölmedim yani
    uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
    sen bunu da bilmedin
    ben bir bakışına bin anlam yükledim
    sen aşka kestirmeden gittin

    bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
    şimdi gidiyorsun
    git

    bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
    bütün ışıklarımı söndürüyorsun
    bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
    sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
    yazıklar olsun
    yazıklar olsun
    susuyorsun
    susuyorum
    susacaklarım bitmiyor

    uzun lafın kısası olmaz
    anlatacağım çok şey var
    hoyrat bir rüzgar gibi geldin
    aklımı ve hayatımı dağıttın
    şimdi gidiyorsun
    git

    daha ayrılığa bile çarpmadan
    aşk bizden döndü
    bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
    artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
    ama sana dokunmak da yasak bana
    göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
    sen var ya sen
    allah kahretsin!

    yani şimdi
    gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
    yani şimdi başkaları mı sevecek seni
    başkaları mı tutacak ellerini

    ben saçlarını okşadığım zaman
    ellerin öksüz kalırdı
    şimdi gidiyorsun
    git


    Kahraman TAZEOĞLU

  10. #10
    Aşk;Denizdi,Gemiydi,Yelkendi,Rüzgardı...


    Aşk büyüdükçe denizimiz de büyüdü!Her yanımızdan alabildiğine uzanan mavilikte,gidilecek ne çok yer vardı.Berrak suları içinde kayboluyordu bakışlarımız.Denizdi,maviydi.Çok büyüdü.Onun büyüklüğünde küçücük kaldı gemimiz,bir mendil hüznünde savruldu yelkenimiz.Rüzgarsa eğilip büküldü dalgaların arasında.Gitmeye vesaitimiz yoktu,kalmaya yerimiz.Ne yön verecek rügar ne de koynuna alacak yelken.Denizdi ve biz aşkta denize aldandık.

    Aşk büyükdükçe gemimiz de büyüdü.Koca bir güvertede çocuklar gibi koşabilirdik.Kulaklarımızı yatırırıdık dalgaların sesine ve martılarla konuşurduk,delice...Gemi büyüdükçe suyu çekildi denizimizin.Gidecek yerimiz vardı da,bize yol verecek denizimiz çöl zenginliğinde takıldı ayaklarımıza,Yelkenimiz yırtıldı; kırıldı rüzgarın küskünlüğüne ve kayboldu.Evet,rüzgarda küskünlük,martılarda hazin bir çığlık...Oysa büyüyen aşkımızdı.Büyüyen gemimizdi.Gemiydi,bizimdi...Gitmek istemiştik sadece,sadece gitmek...

    Aşk büyüdükçe büyüdü yelkenimiz.Göğü kaplıyordu sanki.Sanki gökkuşağıydı rengi.Sığınırdık yağmurda,sarılırdık fırtınada ya da saklanırdık her yakalanma korkumuzda.Hiç yok gibiydi dezimiz,küçücük kaldı gemimiz,hissedilmedi bile rüzgarımız.Koca bir yelken üstümüze kapandı.Ellerimizi tuttuk önce oysa duyulmuyordu sesimiz.Sonra ellerimiz ayrıldı.Sonra sesimiz yaraların altından kanarcasına geldi.Bir yakarış,bir haykırış...Yelkendi...Gökkuşağı renginde bir yelkenden bize gökyüzünde yer açmasını istemiştik.Açtı ve birbirimizi gökyüzünde kaybettik.

    Aşk büyüdükçe rüzgarımızdı büyüyen.Delileşti,serserileşti.Hoyratlığına dağlar dayanmazdı ve en çok denizler kanardı.Gemimiz önüne canını sererdi,yelkenimiz koynunu açardı.Rüzgardı,sevdiğim gibi.Saçlarına ve tenine dokunan tatlı esintiydi,sesim gibi...Fırtınaya döndü,kasırgalarda yitti.Ne deniz kaldı,ne gemi,ne yelken...Sonra,ben de kalmadım.Sen ise gittin;içimin yamacından uzağımın boranlı bir ovasına.Rüzgardı,sevdiğim gibi.Sevgilim gibi...

    Büyümenin ve küçük kalmanın dengesiz zıtlığında her şey hep yarım mı kalacak?Tam buldum derken en güvendiğimizin bıçağı denizimizi yarıp,gemimizi mi batıracak? Usta ona,"susmayı iyi bilirim" dedim.Önce sustu,sonra "en iyi susmayı bildiğini,en iyi ben bilirim" dedi ve giden olmayı seçti.Şimdi söyle;bu denizin dibinde,bu geminin kırık-dökük güvertesinde,bu yırtık yelkenle,bu yönsüz rüzgarın içinde bu aşk nereye gidiyor usta?

    Kahraman Tazeoğlu

  11. #11
    SUSSAM YALNIZLIK KONUŞSAM AYRILIK

    Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
    şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var
    nede benim gözlerimde şiir
    yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
    acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
    üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
    hüzün kapımızı çalalı beri
    bin günü aştı
    bin ömür bin soluk
    bin yıkılış yaşadım
    ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
    sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
    korunaklı bir liman olamadım sana
    ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
    şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
    ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
    hani zaman ilacı olurdu herşeyin
    hani zamana bırakmalıydık
    atalar yine yanıldı
    bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
    zaman zehrini içerken yudum yudum
    artık bitsin istiyorum
    ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin
    bitmezlerin bilincinde diyorum yne
    yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız
    şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
    nede benim gözlerimde şiir
    şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
    susuyorum
    susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
    şehrine gidiyorum
    yoklugun açıyor kapıları
    yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
    halaa haklısın
    kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin
    herkezin gözünde seni arıyorum yoksun
    yoklugunu salıp gitmişsin
    gidişle bırakıldıığın bu kentte
    susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası
    bağışlama dilemiyorum
    gel demiyorum
    sev demiyorum
    haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
    sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm
    yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
    şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
    geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
    yoksa çağresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
    kayıp adresten yazıyorum son kez
    sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
    dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
    şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
    sende sus bana
    sus ki bir daha ölmeyeyim.

    KAHRAMAN TAZEOĞLU