Yavuz Bülent Bakiler - Delinetciler Portal

Yavuz Bülent Bakiler

  1. sponsorlu bağlantılar
    (1936) Sivas'ta doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Gazetecilik, yöneticilik, avukatlık yaptı. Kültür Bakanlığı'nda üstdüzey yöneticilik yaptı. Hisar dergisi şairleri arasında yeraldı. Geleneksel şiirimizin öğelerinden yararlanarak memleket, tabiat, insan sevgisi ve millî duyguları önplana çıkaran şiirler yazdı.

    ESERLERİ
    Yalnızlık, Duvak, Seninle ve Şiirimizde Ana, şairin basılmış şiir kitaplarıdır.Üsküp'ten Kosova'ya (gezi notları)

    LÂLELİ-AKSARAY
    Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr
    Ve yine içimde şarkılı sesin
    Gözlerimde çizgi çizgi duraklar,
    Duraklarda hayâl meyâl sen misin?

    Sen misin yanyana gezemediğim?
    İnce sitemini sezemediğim
    Sırrını bir türlü çözemediğim,
    İçimdeki çetin sual sen misin?

    Bu nasıl yürekten söylenmiş makam?
    Dinlediğim bütün türkülerde gam.
    Lâleli-Aksaray arasında bir akşam.
    Dinlediğim tatlı masal sen misin?

    Ne derse aldırma şimdi artık el.
    Gel bir akşam yine türkülerle gel!
    İstanbul seninle çok daha güzel
    İstanbul'dan güzel hayal sen misin?

    Biliyorum seni türküler yaktı,
    Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı.
    Şimdi beni sokak sokak her akşam vakti.
    Dolaştıran "Dişi kartal" sen misin?

    Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr.
    Ve yine içimde şarkılı sesin.
    Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
    Duraklarda hayâl meyâl sen misin?

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. CEBECİ İSTASYONU VE SEN



    Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

    İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara

    Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

    Sıcak bir kara sevda

    Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;

    Acımsı, buruk.

    mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde

    Sessizliği üstümüzden atamıyorduk

    Bir saçak altında kararsız, yorgun

    Saatlerce duruyorduk

    Kimse görmüyordu bizi



    Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

    Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

    Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

    Bir başka türlüydü bu insanlar

    Sen bir başka türlüydün

    Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi

    Gözlerin gözlerimde erimekteydi

    Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun

    Beni bırakma diyordun



    Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam

    Bir yalnızlık duyuyorduk

    Ağlıyordun, ağlıyordun...



    Cebeci İstasyonunda bir tren

    Nefes nefese soluyordu

    Gerilmiş bir keman teli gibiydik



    Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat

    Bilmem kaça vuruyordu

    Bir yağmur yağıyor inceden ince

    İçimizdeki binbir düşünce

    Harmanlar misali savruluyordu

    Islanmış bir ceylan yavrusu gibi

    Tiril tiril titriyordun

    Gitsek gitsek diyordun.



    Yüreğimin atışından deli gönlümce

    Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan

    Türküler söylüyordum

    Ağlıyordun, ağlıyordun...



    Şimdi, şimdi seni düşünüyorum

    Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin

    Paramparça düşmüş gönül ufkuma

    İki yıldız gibi gözlerin

    Gel Ey ciğerime saplanan hançer

    Gel ey yüreğime oturmuş kurşun

    Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan

    Gel artık

    Ne olursun

  3. BİR GÜN BAKSAM Kİ GELMİŞSİN



    Bir gün baksam ki gelmişsin..

    Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.

    Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik

    Saçlarında ilkbahar..



    Bir gün baksam ki gelmişsin..

    Gülüşünde taze serin bir rüzgar

    Ellerin yine eskisi kadar güzel

    Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..



    Bir gün baksam ki gelmişsin..

    Hasretin içimde sonsuzluk kadar.

    Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.

    Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.



    Bir gün baksam ki gelmişsin..

    Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.

    Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm

    Benim olmuş dünyalar. . .

  4. ÇARESİZ



    Ah bilsen bir bilsen duyduklarımı
    Sanki bir dağ ağırlığı kalkacak üzerimden
    Ve nehirler boşalacak bir anda içerimden
    Sakın bilme...


    Anlatsan duyarım bütün güzellikleri
    Erir dağlarımın başındaki kar
    Sussan içerimde kıyamet kopar
    Sakın konuşma...


    Ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak
    Ha görmemek gözlerini, ikisi de bir
    Bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir
    Sakın bakma...


    Bir haberin gelse iki satırlık
    Yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir
    Bir martı gibi çıkar kapına gelir
    Sakın yazma...


    Çıkıp gittiğinden beri, sessiz sedasız
    Başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm
    Dönmezsen çaresiz kalır ölürüm
    Sakın gelme...


    İşte dağlar, taşlar şahidim olsun
    Yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum
    Dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum
    Sakın işitme...

  5. Resim

    Nerde tasa duymadan yaşadığım o günler
    Bereketin nerde Rabbim, rahmetin nerde
    Çavdar ekmeği yenen kerpiç evlerde
    Sorulan ben olurum.
    Kimse duymaz çilesini tütmeyen ocakların
    Tanrım ne olursun yüzümüze bak.
    Dolaşır sokaklarda dilenciler aç çıplak
    Yorulan ben olurum.
    Düşmez bir damla yağmur, kavrulur toprak
    Ve çıplak ayaklar basamaz yere.
    Dudakları susuzluktan şerha şerha bin kere
    Yarılan ben olurum.
    Ve bütün yetimlerin yüreği bende sızlar
    Ağlar içimde her akşam isimsiz anasızlar
    Oyuncaksız, salıncaksız, kucaksız çocuklara
    Sarılan ben olurum.
    Kalkmaz karanlıklar üzerimizden
    Ölüm kol gezer her yerde.
    Ve kurşunlar sıkılır uzak köylerde
    Vurulan ben olurum.
    Ezanlar yükselir sonra minarelerden
    Bütün camilerde sabır, el-pençe divan durur.
    Secdeye varır alınlar, Kur'an okunur
    Durulan ben olurum

  6. Gözlerin İstanbul Oluyor Birden



    Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
    Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
    Martılar konuyor omuzlarıma,
    Gözlerin İstanbul oluyor birden.
    Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
    Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
    Durgun sular gibi azalacağım
    Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
    Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
    Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
    Ellerim usulca ellerine değince
    Kaybolup gideceksin
    Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
    Bir elim seni silecek.
    Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
    Senin için yeni baştan can kesilecek.
    Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
    Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
    Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
    Yapayalnız kalmak iskelelerde.
    Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
    Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
    Martılar konuyor omuzlarıma,
    Gözlerin İstanbul oluyor birden.

    Yavuz Bülent Bakiler



  7. Ellerin



    Senin, ince uzun, beyaz ellerin
    Yüreğimi alan bir serinlik sanki
    Al bir kadife üstünde ellerin dursa biraz
    Tabloların en güzeli olur inan ki.

    Ellerini düşündüm geceler boyu
    Ellerin içimde akıp duran su
    Ellerin, türküler uykular kadar güzel
    Ellerin karanfil kokusu...

    Mısra mısra beyit beyit ördüğüm
    Ellerindir düşlerimde ayan beyan gördüğüm
    Uzat ellerini avuçlarıma
    Uzaktan bakmak mı yüz görümlüğüm.

    Ateşim var, hastayım, sayıklıyorum
    Ellerin aklımda en güzel yorum
    Koysan ellerini alnıma biraz
    Bütün ateşimi alır diyorum.

    Kapı, pencere, masa, duvar...
    Odamın her yerinde ellerinden gölge var
    Bir gün gelsen evime şaşıracaksın
    Açılacak birer birer kendiliğinden kapılar

    Yavuz Bülent Bakiler






  8. Çile



    Bu şehrin sokaklarında her akşam yorgun
    Sarışın kızlar dolaşır.
    İsimleri teker teker benim üstüme çıkar
    Sevdasını başkaları paylaşır.

    Bu şehrin evlerinde esmer kadınlar oturur.
    Ateş böcekleri gibi geceye karşı gerinir.
    Başka delikanlılar uzanır yanlarına,
    Elalem beni bilir.

    Bilmiyorum, görmedim, duymadım, tanımadım
    Bu sarışın kızlar kim, bu esmer kadınlar kim?
    Birgün bu rezil şehrin rezil sokaklarına
    Elveda diyeceğim.

    Yavuz Bülent Bakiler





  9. Demedim mi?



    Demedim mi bu hasret bitirir seni
    Ay dolanır gider, yalnız kalırsın
    Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
    Demedim mi yüreğim sevme!

    İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz....
    Geri dönen hangi güvercinin var?
    Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?
    Demedim mi aklım, inanma!

    Bir gün naza çeker kendini demedim mi?
    Görmesen zindana döner bu şehir...
    Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir
    Demedim mi gözlerim bakma!

    Demedim mi bu ürperten sıcaklık...
    Bu taze güzellik kaybolur birgün?
    Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün
    Demedim mi ellerim dokunma!

    Demedim mi bir gün susar şarkılar
    Sesine ses veren rüzgar olur...
    istediğin kadar artık bekle dur...
    Demedim mi kulağım duyma!

    Birgün çıkıp gideceği belliydi
    Ayan-beyan belliydi anlayamadın.
    Başka bir rüyada şimdi o kadın
    Demedim mi kollarım sarma!

    Bütün çektiklerim senin yüzünden
    Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden
    Ah! şimdi paramparça oldun binbir yerinden
    Demedim mi gururum kırılma!

    Yavuz Bülent Bakiler



  10. İsimsiz Şiir



    Üstüme lapa lapa kar yağıyordu yeniden
    Yeniden yüreğim beyaz bir lale
    Berrak sular, ışıklar, çiçekler, renkler
    Yeniden karşımda birer şelale

    Artık benim için ne ekmek, ne su
    Sağımda, solumda vehim ordusu.
    Ve hep onu, bulamamak korkusu
    Soyundum yeniden büyük melale.

    Bana alev gibi bir şeyler yazdı
    Sanki baştan başa şiirdi, nazdı...
    Kırk yıl bile düşünsem olmazdı
    Gelmezdi bu sevda akla, hayale.

    Bitmiş tükenmiştim, efkarım çoktu
    Salkım söğütlerden bir farkım yoktu
    Yar beni yeni bir yarışa soktu
    Şu halime bir bakın: deli-divane!

    Gönlüm nakış nakış renkli bir kilim
    Bir kınalı-güzel türküdür dilim
    Yeminle anlatsam kim inanır kim
    İçine düştüğüm bu çılgın hale.

    Karışıp gitsem mi ebabillere
    Adını versem mi karanfillere
    Seslenip dursam mı sahillere
    lale! lale! lale!

    Yavuz Bülent Bakiler



  11. SEN PİŞMANLIĞI BİLMEZSİN...

    Gözlerin olmasaydı, beni ağlatmasaydı
    Alıp giderdim başımı uzak iklimlere yarın
    Hani bahar gelince pembe güller açar ya
    Senin de öyle mektupların.

    Şarkıların, türkülerin en güzel olduğu yerden
    Ne olursun bir ses getir bana yetecek.
    Seni güzelliğin mi alıp götürdü birden?
    Ama bu yalnızlık beni hep kahredecek.

    Burası İstanbul mu böyle yosun kokulu?
    Gel gitme vakit erken.
    Gel Beyazıt Kulesi'nden türküler söyleyelim.
    İstanbul bu kadar güzelken

    Şimdi Japon türküleri söyleniyor gel!
    Rüzgar gibi uzaklardan, yelken gibi denizlerden
    Gel bırakma sokaklarda böyle yapayalnız beni
    İSTANBUL BU KADAR GÜZELKEN.

  12. Tiyan-Şan, Kadir-Gan ufuklarından

    Dinlediğim ozanlarla....

    Binlerce yıldanberi söylenen destanlarla

    Yine Türkistan'ı andım



    Öz yurdumu çarmıha germişler kırk yerinden

    Unutmam bin yıl geçse acısının üzerinden

    Vurulan bir ceylana yanar gibi derinden

    Ulu Türkistan'a yandım.



    Geldi kuruldu gönlüme, Ahmed Yesevi Pirimiz

    Osman Batur'a kadar, anlattı birer birer...

    Ben de, bütün Horasan Erleri'yle beraber

    Yeni baştan Türkistan'a inandım.



    Rüzgar savrularak sessiz sedasız

    Irmaklarla akarak...

    Uçup giden güzelim kırlangıçlara bakarak

    Türkistan'ı hür sandım.



    Görmeden, göstermeden Taşkent'i, Buhara'yı

    Urumçi'ye varmadan atsız-pusatsız...

    Bir başıma yorgun-argın, kolsuz-kanatsız

    Türkistan'a dost gönüller kazandım.



    Tanrım, birgün acaba diyebilecek miyim;

    -Vuslatın yüzüme nakışladığı nurla-

    Bir komşu bahçesine uzanır gibi huzurla

    Türkistan'ın toprağına uzandım.

  13. Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince
    Rüzgarlar esmiyor mu serince
    Bir sigara yakıyorum efkarlanarak
    Çıkıp karşıma sen geliyorsun
    Saçların ıslanmış oluyor
    “Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü
    Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
    Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden
    Ellerim boşlukta kalıyor.

    Bir gün çıkıp gideceksin
    Sonra arkandan yine ince bir yağmur yağacak
    Cadde cadde,sokak sokak
    Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım
    Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar.
    Saklamak zor olacak,çaresiz kalacağım
    Seni sevdiğimi anlayacaklar.
    Üstüme yağmurlar yağacak
    İnce bir dal gibi birden kopup kırılacağım
    Kaldırım taşlarında sıcaklığım kalacak
    Kahrolacağım.

    Bu şiiri yağmur yağarken yazdım
    Ezanlar okunuyordu minarelerden
    Seni düşünmeseydim yağmurlu havalarda
    Sokaklara çıkmayı göze almazdım.

    Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince
    Rüzgarlar esmiyor mu serince
    Bir sigara yakıyorum efkarlanarak
    Çıkıp karşıma sen geliyorsun
    Saçların ıslanmış oluyor
    “Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü
    Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
    Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden
    Ellerim boşlukta kalıyor.




  14. Ellerin

    Senin, ince uzun, beyaz ellerin
    Yüreğimi alan bir serinlik sanki
    Al bir kadife üstünde ellerin dursa biraz
    Tabloların en güzeli olur inan ki.

    Ellerini düşündüm geceler boyu
    Ellerin içimde akıp duran su
    Ellerin, türküler uykular kadar güzel
    Ellerin karanfil kokusu...

    Mısra mısra beyit beyit ördüğüm
    Ellerindir düşlerimde ayan beyan gördüğüm
    Uzat ellerini avuçlarıma
    Uzaktan bakmak mı yüz görümlüğüm.

    Ateşim var, hastayım, sayıklıyorum
    Ellerin aklımda en güzel yorum
    Koysan ellerini alnıma biraz
    Bütün ateşimi alır diyorum.

    Kapı, pencere, masa, duvar...
    Odamın her yerinde ellerinden gölge var
    Bir gün gelsen evime şaşıracaksın
    Açılacak birer birer kendiliğinden kapılar


  15. İşte Böyle

    Yalnızım.
    Gündüzler, geceler boyu yalnız,
    Ne elimden tutan dost, ne yüzüme gülen kız
    Dolaşıp durduğum sokaklar ıssız.

    Sokaklar unutturmaz yalnızlığımı,

    Bekarım.
    Beklemez yolumu penceresinde karım.
    Ne bir türkü duyarım bekar odamda ince
    Ne dağınık eşyama değer kadın eli
    Ne olurdu her akşam eve gelince
    Masal gözlü bir çocuk 'Baba' desydi.

    Rüyalar unutturmaz bekarlığımı

    Çirkinim.
    Usandım tek başıma türküler çağırmaktan
    Biliyorum güzel değil gözlerim, dudaklarım
    İçinizden çıkıp gitsem bir gün diyordum
    Başladığım bütün türküler yarım
    Öyle bakmayın yüzüme kahroluyorum...

    Türküler unutturmaz çirkinliğimi...

    Üstelik şairim bilemezsiniz
    Her akşam rüzgar gibi sokaklara düşürek
    Elleri ceplerinde birisi gezer
    Bir yürek taşı gögsünde duygulu, ürkek
    Ceylan Yüreğine benzer

    Mısralar anlatmaz şairliğimi.

  16. Gel
    Nasıl ağlamıştın öyle akşam sokaklarda.
    Birden nasıl büyümüştü içimde yerin?
    Japon türkülerine benziyordu gözlerin
    Sen japon türkülerini bilmezsin...

    Pişman oldum yaptığıma o günden beri
    Gel gitme çocuk!
    Buruk bir acı çöker yüreğime geceleri
    Nereye bu hazin yolculuk

    SEN PİŞMANLIĞI BİLMEZSİN...

    Gözlerin olmasaydı, beni ağlatmasaydı
    Alıp giderdim başımı uzak iklimlere yarın
    Hani bahar gelince pembe güller açar ya
    Senin de öyle mektupların.

    Şarkıların, türkülerin en güzel olduğu yerden
    Ne olursun bir ses getir bana yetecek.
    Seni güzelliğin mi alıp götürdü birden?
    Ama bu yalnızlık beni hep kahredecek.

    Burası İstanbul mu böyle yosun kokulu?
    Gel gitme vakit erken.
    Gel Beyazıt Kulesi'nden türküler söyleyelim.
    İstanbul bu kadar güzelken

    Şimdi Japon türküleri söyleniyor gel!
    Rüzgar gibi uzaklardan, yelken gibi denizlerden
    Gel bırakma sokaklarda böyle yapayalnız beni
    İSTANBUL BU KADAR GÜZELKEN.

  Okunma: 2663 - Yorum: 15