Hayata Dair Aşk Sözleri - Delinetciler Portal

Hayata Dair Aşk Sözleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    Hayat, diyorum...Uzun zamandır ara vermiştim sana.Zaman,seni de bırakmıştım akışına...Elime almalı mıyım seni?Yeniden başlamalı mıyım hayat sana?Yeniden çabalamalı mıyım seninle başetmek için?

    Kapattığım sayfaları yeniden açtın önüme.Kilitlerimi kırdın sana karşı,heveslerimi kırdın.Umutlarımı tükettin,hayallerimi tükettin.Beni tükettin...

    Birilerine karşı yaşamaktan bıktım artık seni,kendime yaşayamamaktan bıktım.Geceleri ağlamaktan,yatağıma yorgun uzanmaktan, lacivert gökyüzündeki yıldızları silik gözlerle izlemekten bıktım...


    Hayat değer miydi sana, gülümseyerek?
    Sen tüm kızıllığıyla kana bürünmüş ruhunla, esir almaya çalışırken masum gülücükleri..
    ''Yaşat beni, soldurma içimdeki kır çiçeklerimi'' derken sessizce, gümüş ışıltılı hançerini saplıyordun, yeni filizlenen çiçek misali ruhlara..
    Kana buluyordun, beyazın kutsallığına teslim olmuş, saf yürekleri..
    Haindin! acımasızdın!
    Ama vazgeçilmezdin!
    Seni delice öldürüp öç alma hayalleri kurdururken, delicede sevişmelerin aklıma mıh gibi çakılıp, tüm ruhumu sarıp, tutsak ediyordu.
    Bu gelgitler sanki zevk veriyordu ruhumun altlarında bilmediğim acısever kuytularıma.
    İnanılmaz olan sana aşık olduğumu sanıp, seni yaşamaya çalışırken, kendimi hapsedişimdi senin karanlık dünyanın içine.
    Ama farkında değildim yada kendime bu gerçeği açıklamaktan korkuyordum.
    Sen korkularımı mı ele geçirmiştin?
    Hastalıklı bir sevgimi yaratmaya çalıştın kuşların cıvıldadığı temiz yüreğimde?
    Belkide istediğini elde ettin be, acılar şehrinin vazgeçilmezi...
    Sonunda benide kendine benzettin...
    Sana ettiğim bedduaların alacasında..
    Yine mutluluk hayallerim göçmen kuşlar gibi, beni benden alarak, senden hastalıklı bir parça armağan ederek ruhuma, uçup gittiler...

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. 2006-11-28
    Hayatı Anlamlı ve Dolu Dolu Yaşamak

    Veli Sırım


    HAYATI BİLMEDEN, tanımadan yaşamak, hayatı yaşamak değildir. Çünkü tanınmayan, bilinmeyen şeyin taşıdığı değer de anlaşılmaz. Değeri bilinmeyen şey ise, ne sevilir, ne de peşinden gidilir.

    Hayatı tanımak, tanıdıkça eşsiz değerinin farkına varmak; ardından hiçbir şeyle değiştiremeyeceğimiz kadar değerli olan bu eşsiz hazinemizi sevmek; sevdikçe hayatı daha anlamlı yaşamak elimizdedir.

    Hayat denen şeyi biraz tanımaya ne dersiniz?

    Hayat, gözümüz önünde duran, görüp-göremediğimiz tüm varlıkların en değerli özü; en değerli cevheri, en değerli meyvesidir.

    Hayatın olmadığı bir kainat, bir anlam taşır mıydı?

    Elbette ki hayır.

    Hayatı olmayan; hayat özelliği bulunmayan varlıklarla dolu bir evren, herhalde ruhsuz bir bedenden farklı olmazdı. Değerini yitirir; sadece kabuktan ibaret kalırdı. Kabuk ise çürümeye, dağılmaya ve kaybolmaya mahkûm olurdu.

    Hayatın değerini anlamak için en alt seviyedeki bir hayat basamağında bulunan bir varlığa bakmak yeterli. Çünkü hayatın girdiği her şey, değersizlikten kurtulur. Öylesine yüksek bir kıymet alır. Örneğin, terazinin bir kefesine hayatsız bir dağı, diğer kefesine küçük bir sivrisineği koyalım. Örneğin, terazinin bir kefesine hayatsız bir okyanusu, diğer kefesine küçük bir balığı koyalım. Bir sivrisineğin veya minicik bir balığın kefesi o kadar ağır basardı ki; bir dağ değil bin dağı; bir okyanusu değil bin okyanusu koysak dahi, göreceğimiz tabloda herhangi bir değişiklik olmazdı. Bütün küçüklüğüne, hakirliğine, değersiz gibi görülmesine rağmen bütün dengeleri alt üst yapan vasıf, hayat özelliğinden başkası değildir.

    Bir de hayata hayat katan; hayatı daha da değerlendiren unsurlar vardır. Hatta her bir unsur, tıpkı bir merdivenin basamaklarını andırır. Bir üst basamak, önceki basamaktan daha yüksek değere, daha yüksek potansiyele, daha yüksek özelliklere sahiptir.

    Örneğin bitkiler, cansız varlıklara kıyasla sayılamayacak kadar çok özelliğe sahiptir. Çünkü canlıdır. Taşıdığı hayat özelliğiyle, adetâ tüm kâinatı kendisi için yaratılmış gibidir. Çünkü, onun hayat bulması; ondaki hayat özelliğinin gelişmesi ve devam etmesi için toprak, hava, su ve 150 milyon km uzaklıktaki güneş onun emrine amade olmuştur. Bütün unsurlar, büyüklükleri, ağırlıkları, çoklukları, karmaşık yapıları ve uzaklıklarına rağmen, bir ayrık otunun hizmetine koşmaktadırlar.

    Yumurtasından yeni çıkan bir arı, “bütün âlemin kralı benim” dercesine, henüz ilk defa göreceği çiçeklere uçar. Eliyle koymuşçasına bulur çiçekleri. Tek tek konar, onlardan alacağını alır. Çiçekler, ağaçlar, meyveler.. Ve daha nice bitkiler onun tasarrufu altındadır. İtiraz etmezler o arıya. Sanki onu beklercesine; onun emrinde olduklarını hal dilleriyle sergilerler. Çünkü o, içindeki ruhla daha yüksek ve daha değerli bir hayat basamağındadır. Küçücük maddesine rağmen; nice dağlar, nice yıldızlar ve nice çiçekler, ağaçlar; hülasa bütün cansız varlıklar ve bitkilerin tamamı onun yanında değersiz kalır.

    Çünkü, nasıl hayat özelliği, bütün varlıklar âleminin en seçkin ve en değerli özü hayat ise; hayatın en seçkin ve en değerli özü, çekirdeği, meyvesi ruhtur.

    Hem canlı, hem ruhlu varlıkların etrafında pervaz ettiği, emrine amade olduğu bir varlık basamağı daha vardır. Bu basamakta yer alan varlıkları, hepsinden daha değerli kılan cevher ise “şuur”dur.

    Şuur sahibi insanlar, tarif edilmez güzelliklerle, eşsiz sanatlarla, benzersiz mükemmelikte olan Kâinat sarayının baş misafirleridir. Yer ve gökteki tüm varlıklar onun emrindedir. Atomlardan yıldızlara kadar her şey onların tasarrufu altındadır.

    İnsan, sahip olduğu şuur ve o şuurla en mükemmel insanlık basamaklarını çıkabilecek şekilde kullanacağı sayısız vasıtalarla, hislerle, duygularla ve yeteneklerle donatılmıştır.

    Hayatsız bir kâinat; ruhsuz bir hayat ve şuursuz bir ruh, elbette değersiz kalacaktır. Veya tam tersinden hareketle, hayat kâinatın, ruh hayatın ve şuur ruhun üzerindedir.

    Şuurun görevi ise, hayatı ve hayatla bağlantılı her şeyi gözlemlemek, sorgulamak, amacını, gayesini ve hedefini belirlemektir. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ve görevinin ne olduğunu muhakeme etmektir. Bütün bu varlıklar içindeki konumunu ve yerini tespit edip, ona göre yaşamaktır.

    Hayatın değerini en zirvelere ulaştıran bir basamak daha vardır. İnsanlara hayatın mahiyetini, vasıflarını, değerini ve hedefini; kısaca hayatın anlamını anlatmak için gönderilen İlahî elçiler, hayata hayat katmışlardır. Çünkü onlar, kâinat ağacının en mutena ve en seçkin meyveleri konumundadır.

    Hayatı yaratan; hayatın tüm basamaklarını yoktan var eden; her hayat sahibine, hayatın gereklerini, ihtiyaçlarını sunan; her bir hayatın devamı ve hayat sahiplerinin hak ettikleri şeyleri birer ziyafet sofrası gibi göz önüne koyan, sınırsız bir Hayat Sahibi olan Allah; hayat ağacının en değerli meyvesi üzerinde, hayat cevherinin tüm özeliklerini yerleştirmiştir.

    O hayat sahibi (a.s.m.), hayatı bahşeden Hayy ve Kayyûm’un en sevgili kulu; en değerli mücevheridir.

    O hayat sahibi (a.s.m.), Hayatı verenin rızasını kazanmanın, O’nu sevmenin, O’nun tarafından sevilmenin yollarını göstermiştir.

    O hayat sahibi (a.s.m.), hayatın anlamını tüm netliğiyle izah etmiştir.

    O hayat sahibi (a.s.m.), hayatın anlamını kavramakla anlamlı bir hayatın yolu açılabileceğini açıklamış; kendisine inanan ve bağlanan tüm mü’minlere gerçek hayatı yaşayabilmenin sırlarını hem sözleriyle, hem davranışlarıyla bize tebliğ etmiştir.

    Hayatı dolu dolu yaşamak isteyen herkese duyurulur:

    Dünya hayatına bir kez daha gelmek imkânsızdır. O halde bu hayatı yaşamak, hayata hayat katmak kendi elinizdedir

  3. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

  4. 2006-11-28
    Hayata Dair...

    "Hayat, silgi kullanmadan resim çizebilme sanatıdır" yaptığınız her hata silgi kullanmanızı gerektirir. Dolayısıyla hata silinse bile izi kalır kırılan kalplerde, beyinlerde.

    Hayatın zorlukları karşında ayakta kalmak; bir rüzgar gelip seni yıkmadan yada bir doluya tutulup sırılsıklam olmadan ayakta kalabilmek.... dimdik ... geleceğe umutla bakabilmek. Önünü görebilmek, gerçekçi olabilmek. Ne kadar zor öyle değil mi?

    Her gecenin bir sabahı olduğunu bilmek, sabırla yeni doğacak günü beklemek. Belki de uçsuz bucaksız bir mavide derinlere dalmak, sonra arkana dönüp baktığında keşke diyebileceğin hiçbir şeyin olmaması. Pişmanlıklar ve yıkılmalar ardında sığınılıp yaşanılan bir hayat... oysa en güzeli her zaman bir kıvılcım, bir ışık aramak karanlığın ortasında.

    Yaşanılan her şeyi gözden geçirip evet bu hataydı deyip tekrar yinelemek istemez hiç kimse. Yada çoğu insan gibi hatalarını kabullenmez. Oysa hayat çok güzel her şeye rağmen. Yaşılanlardan dersler çıkarmak deriz hep. Ama o içimizdeki masum çocuk tekrar tekrar insanlara güvenir. Aynı hataları yapar. Hep birilerine güvenme, dayanma ihtiyacı duyduğumuz şu dünyada yalnızlık en zoru olsa gerek..

    Birine güvenmek mi, yoksa yapayalnız şu koskoca dünyada öylece kalakalmak mı? Bana sorarsanız tabi ki ben hep o çocuğu dinleyip güveni tercih ederim. Her ne kadar üzüleceğimi bilsem de... bir sıcak gülüş, tatlı bir söz yeter benim için. Kırılan kalbim belki tamir olmuyor ama unutuyor insan işte.

    Hayat çok uzun gibi görünse de, bazen bir kelebeğin ömrü kadar kısa... ne zaman ve nerede olursa olsun insanlar ne ile karşılaşacaklarını bilmiyorlar. Bazen hiç bir şey umduğunuz gibi olmuyor. Zaman, bir yıldız misali ellerinizden kayıp gidiyor hiç farkında olmadan...

    Çoğumuz inkar da etse, maskeler ile yaşarız biz bu hayatta. Maskeler ile sürüklenir gideriz acımasızca akıp giden zamanın içinde. “Mutlu musun?”diye soran birine ise yapmacık da olsa böyle yaşamaktan mutlu olduğumuzu söyleriz. O da mutlu olmadığımızı iddia etse, inatla yanlış düşündüğünü söyleriz. Bu kişi yüzümüze geçirdiğimiz maskeyi kaldırmaya çalışıyordur. Direniriz ona. “O sıradan bir arkadaştır ve bizim duygularımızı merak eder” diye düşünürüz.

    Duygusal acılarımızı bilmesin isteriz. Rahatsız oluruz sorularından ve “Orası benim özelim”deriz. Oysa meraklı sorgucu, sıradan değil de gerçek arkadaşımız olsa, ona maskeyi kaldırırız ne var ne yoksa anlatırız. Duygusal sevinçlerimizi, acılarımızı paylaşırız. Bundan haz da duyarız. Sıradan arkadaşlara ise yalan söyleriz, kandırırız onları. Biraz da kendimizi kandırırız. Oysa güzeldir doğal olarak, gönlünce, maskesiz yaşamak.

    Hayatta unuttuğumuz bir şeyler de var. Mesela ufak mutlulukları göz ardı eder, önemsemeyiz. Fakat biliriz ki, küçük derelerdir, büyük nehirleri oluşturan. Küçük dereler küçük mutluluklardır. Onlar olmadan büyük mutluluk olmaz.

    Biz ise büyük nehirleri ararken, üzerinden geçtiğimiz, elimize fırsat olarak gelen küçük dereleri görmeyiz. Görsek bile önemsemeyiz. Çok şey kaybederiz, ama bunu da ne yazık ki çok geç anlarız. Bence mutluluğun anahtarı, hem sıradan, hem gerçek arkadaşlara karşı...

  5. -Artık dayanamıyorum, dedi göz. Günde altı-yedi saat TV seyrediyor. TV’-den gelen radyasyon retina tabakamdaki koni hücrelerini mahvetti. Ya kirpiklerim, yıkanmadığından mikroplarla doldu, arpacık hastalığına teslim oldum.

    Kulak lâfa girdi.

    -Ya ben? Şehrin gürültüsü yetmiyormuş gibi 100 desibelin üzerindeki metalik gıcırtılarla titreşmekten genç yaşta ihtiyarladım. Oysa zarım, orta kulak kemikçiklerim ve korti organım 20-60 desibele ayarlı. Direnecek gücüm kalmadı.

    Kısık kısık öksürükler arasında akciğerlerin homurtusu duyuldu:

    -Bir de bana sorun arkadaşlar halimi. Sahibimiz günde iki paket sigara içiyor. İncecik nazik zarlarla yapılmış alveollerim, soba borusu gibi simsiyah kurumlarla kaplandı. Nefes alamıyorum, boğulmak üzereyim.

    Yanık kokuları sala sala deri geldi:

    -Ah kardeşlerim, ya benim derdim. Güzellik uğruna her yaz kızgın güneşlerin altında saatlerce kavruluyorum, neredeyse kansere yakalanacağım.

    Dil söylenmeye başladı:

    -Yedikleri, içtikleri şeyleri hiç sormayın. En asitli koladan, bin bir çeşit alkollü içkiye kadar beni mahvedecek ve sizleri de öldürecek ne varsa içiyor. Üstelik abur-cubur yiyip komşum dişleri de fırçalamıyor bile. Bakteri yuvasına döndük. Kokuyoruz.

    Kaşına kaşına ayaklar lâfa girdi:

    -Bütün gün üzerimde şişman birini taşımak ne demek, bana sorun. Üstelik tırnaklarım yıkanmadığından pislik ve mikrop dolu. Mantar hastalığı çekiyorum. Kaşınmaktan yara bere içinde kaldım. Yeter artık.

    Beyin konuşmalara katıldı:

    -Tefekkür için, Yaratan’ı (cc) bulmak, tanımak için, O’nun rahmetini, şefkatini, güzelliğini ve diğer isimlerini, kâinatta harf harf söküp okumak için yaratılmıştım. Sizler de bana bu konuda yardımcı olacaktınız. Oysaki yalana, düzenbazlığa, kurnazlıklarla haram yollarda menfaat peşinde koşmaya harcandım. Hakkımı istiyorum.

    En sonunda kalp, manevî boyutuyla birlikte, ağır ağır adımlarla yanlarına geldi:

    -Hepiniz haklısınız. Ama bir de beni dinleyin. Ben manevî yönümle, sonsuza kanatlanıp uçmak için yaratıldım. Rabbimize aşık olmak için varım. Bunun için kâinatı, Yaratan’dan dolayı her şeyiyle sevebilecek kapasitedeyim. Yaratan’a kul olma makamının başında ben gelirim. Ben bir çekirdeğim. Büyüyüp kocaman bir ağaç olabilirdim ki o ağacın kökü iman, gövdesi sevgi, meyvesi Yaratan’a kul olmaktır. Bir de şu halime bakın. Mala, mülke, cismanî zevklere harcandım. Kula kul oldum. Yalancı sevdaların peşinde perişan oldum. Maddî boyutumda ise, yanlış beslenme, sigara ve tembellik yüzünden koroner damarlarım tıkandı, artık yaşamak istemiyorum.

    Bütün organlar ayaklanmıştı, sesleri giderek yükseliyordu ki pürtelaş önsezi koşarak geldi.

    -Arkadaşlar, koca bir kâinat dolusu kızgın kalabalık buraya doğru geliyor. Aralarında kimler yok ki? Etini, sütünü veren koyundan, bir kilo bal için on binlerce çiçek dolaşan arıya, fotosentezle çamurlu bir suyu bir bir kimyevî işlemden geçirip elma, incir, üzüm yapan ağaçlara, bir lâmba gibi hiç durmadan yanarak dünyayı aydınlatan güneşe kadar, karıncadan yıldızlara bütün varlıklar bir ordu gibi buraya geliyorlar. Kızgın ve öfkeli, haklarını almak için geliyorlar. Bize katılacaklarmış.

    Bu haber üzerine bütün organlar sahiplerini Rablerine (cc) şikâyete karar vermişti ki yollarını gözleri yaşlarla dolu ümit kesiverdi.

    -Durun kardeşlerim. Biraz daha sabredelim. Şikâyetimizi geleceği kesin olan Âhiret gününe saklayalım. Belki bu süre içinde sahibimiz pişman olur, kul olduğunu hatırlar, Müslümanca yaşayıp tövbe eder.



    Evet, bu hikâyenin sonu nasıl biter bilinmez, ama bilinen bir şey varsa o da hepimizin verilen nimetlerden teker teker sorulacağı.

    Yüce Allah utandırmasın.

  6. 2006-12-16
    1.Seni sen olduğun için degil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
    2.Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
    3.Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
    4.Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
    5.Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.
    6.Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin..
    7.Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
    8.Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme. 9.Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
    10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
    11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
    12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
    13.Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
    "YAŞANAN HERŞEYiN BiR SEBEBi VARDIR"


    Gabriel Garcia Marquez

  7. 2006-12-19
    Sabah yatağınızda gözlerinizi açtığınız o ilk an, hani tavanı ya da duvarı gördüğünüz o ilk an ne düşünüyorsunuz? Sadece kızıyor musunuz yoksa, uyanmak zorunda kaldığınız için, bir gün hiç uyanamayabileceğinizi düşünmeden?

    Söylesenize yeni bir gün ne kadar heyecanlandırıyor sizi? Aşkla bağlı mısınız hayata? Sabah kalktığınızda gülümseyebiliyor musunuz hiç? Yaşamın sonluluğuna karşı bir sabah daha uyanmış olmak hoşunuza gitmiyor mu?

    Varsın hava soğuk olsun, uyanınca bir ürperti kaplasın vücudunuzu. Varsın sadece bir kaç saat uyumuş olun, gözleriniz kançanağı olmuş, şişmiş, belki başınız ağrıyor olsun. Varsın o gün yapacak bir dolu işiniz olsun, hiç enerjiniz yokken...

    Belki kahvaltınızı hazırlayacak, hatta bırakın hazırlamayı eşlik edecek kimseniz de yoktur. Yiyecek bir zeytini zor buluyorsunuzdur belki. Çaya atacak şekerin sayısını hesaplayıp ay sonunua kadar yetmesini sağlamaya çalışıyor da olabilirsiniz. Belki de hiç bir maddi sıkıntınız yoktur ama sadece uyanmaktan nefret ediyorsunuzdur.

    Nedeniniz ne olursa olsun, o sıcacık yatağı terkedip buz gibi bir güne başlamak çoğu zaman zor gelir hepimize.
    En kötü olasılıkları düşünün. Sevgiliniz sizi terketmiş olsun, girdiğiniz sınav kötü geçmiş olsun, patronunuzla aranız açılmış olsun.

    "Zor bir gün ne kadar sevinç verebilir ki" demeyin. Uyandınız ya! Bu yetmez mi? Uyanacak bir hayatınız var ve inanın bana, bu herşeye değer!

    Hayat kısa. Aşkla bağlanabileceğiniz, uyandığınızda gülümseyebileceğiniz tek bir hayatınız var ve onun da ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. Ama nasıl yaşayacağınızı sadece siz biliyorsunuz. Gülümseyin, kendinize ve hayata, hem de uyandığınız her sabah!...

    Aşkla geçsin ömrünüz...

  8. [Bir yaşanıla(maya)nın parantez içleri]
    Soğuktu hava o zaman da şimdiler gibi ama biz üşümezdik. Karların altında hastalanmaktan korkmadan oyunlar oynardık. Ben en çok saklambaçlarımı severdim, seninse yorulmaz çocuk heveslerin vardı. ama ben öyle yorgundum ki ve sen öylesine masumdun. Teleferiklerden yeryüzünü izlemek gibiydi seni sevmek; eğlenceli ve ürkütücü. Yükseklik korkum nüksederdi sana bakarken (ürperirdim aniden; a çocuk ya tutmak isterken sen de benimle düşersen) Evet itiraf ediyorum muzip bir çocuk gibi sevdim seni ve utanıp yenemedikçe kendimi seni gönderdim. (Bu yüzdendi; buradaki yanlış benim değil deyişlerine hak verişim. Bilmiyordun ki gönüllü bir yanlış olarak ben yeterince kendimin bile değildim) Acıtmak için sarf edilmemişti sözlerim çocuk bakışların aldanıp da küsmesin istedim. Bu yüzden gitmeni hiç engellemedim. Aslında kalmanı hiç düşlememiştim. Sonunda seni de ürpertti değil mi, kendime terk edilişlerim? Bu yüzden mi bana kendimi ödettin (Gitti gözleri zafer parıltısı çocuk gülüşümü elinde taşıyıp).... ..... Gel diyemezsin şimdi bana; çok zor sevdim kendimi yeniden. Hem gelsem üstünü örtsem ne fark eder; uyandığında yine ben olmayacağım ki. Bu gece sabaha kadar seni beklesem ne fark eder; yarınımızda biz yokuz ki. Masallar anlatsam yeniden bize dair ne fark eder; İnanmadığın masallar korkularını savuşturamaz ki. Hem artik öğrenmelisin; sen de üşürken uyuyabilmeyi benim gibi.(Sorguların hala bitmedi mi? Anla artık sana dairliğim tükendi) Şimdi dön diyemezsin bana. Sen de biliyorsun açılmamacasına kapandı valizler ve duvarlardan söküldü, bir zaman geçmek bilmeyen saatler. Ardında öylesine bir iz kaldı sadece, Bir de ikimize rağmen karartılamamış gülümsemeler. Bak son yazısı da belirdi, perdelerdeki ışık dindi. Anladım devam edebilmek için affebilmek gerekli her şeyi. Ben affedebildim ikimizi. Hadi sen de affet beni. Kar yağarken başlayamamıştık; kar yağarken bitsin bari. (Tam da şimdi, hadi son kez öp duvarlarını ve son kez çarp kapıları. Hem bırak artık uyusunlar; yoruldu kelimelerimin anlamları)

  9. Hayat....kimi zaman sıkılırız yasadıgımız yerden Keşke deriz gıtsem buralardan uzak kalsam herseyden ama yinede yapamayız alısmısızdır bir kere,kimi zaman okulda,işte yeter artık bitsede kurtulsam deriz genede bırakamayız baslamışızdır bir kere,bazen sevgilimizden uzak kalmak isteriz belkı bı mola belki bı ara ama genede yapamayız gonulden baglanmısızdır bır kere....

    cogu zaman değerini bılemediğimiz seylerı kaybedınce anlarız bizler icin nekadar değerli olduğunu,kaybettiklerimize tekrar sahip olunca dunyanın en mutlu insanıyızdır belki söz veririz bır daha olmıcak diye.....

    Bir gün sahip olduklarına sonsuza dek elvada demek zorunda kalırsan,bu bir Şehir olabilir,bir Aşk olabilir,İnsan olabilir,Manevi bir sey olabilir sakın üzülme hep dik tut başını,gelecek için kurdugun hayallere değil gecmıste yasadıkların ıcın mutlu ol,dökülmesin gözünden o hüzünlü yaşlar,düşünme geçmişi,unutma hayat herseye ragmen devam ediyor,gün olur o gökyüzü senin icin ağlar belki birinin kalbinde,belki bir sehirde..

  10. Yaşama Sevinci



    Hayatta bu kadar mutlu olmayı gerektiren şeyler varken

    Üzülmek niye, kendimize eziyet çektirmek niye

    Bir düşünün sizi mutlu edebilecek ne kadar çok şey var

    Bir bebeğin gülüşü, sevdiğiniz insanın sizi sımsıkı sarması

    Annenizin şefkatli kucağı

    Daha yüzlerce küçük olay sizi mutlu edebiliyor

    Hayatı sevin, her dakikanızı, her saniyenizi doya Doya yaşayın

    Çünkü hayat ulaşılmak istenen bir yoldur ve

    Bu yolun uzunluğu hiç bilinmez , siz bu yolda ilerlersiniz

    Karşınıza bir engel çıkar , siz bu engeli aşıp

    Yolkunuza devam edersiniz,

    Yada, bu engeli aşamazsınız

    Ve bu sizin yolunuzun sonu olur yani ÖLÜM

    Hayatınızın anlamını, ölümden dönen bir insana sorun

    Yada ölmeyi bekleyen

    Yaşamdan hiçbir umudu olmayan bir insana sorun

    O zaman düşünün !! ,Değer mi üzülmeye

    Bu güzelim hayatı doya doya yaşamak varken

    Artık üzülmeyi bırakın ve GÜLÜN !!!!

  11. Güzel olan herşey çabucak gelip geçerdi ve hayat da güzeldi.
    Ama hayat müthiş bir düzenbazdıda.*
    * Bir kere ölüme mahkum ediyordu insanı.*
    * Geriye dönme şansını bir kere bile vermiyordu .Hatalarınla
    yaşamak zorunda kalıyordun. deney denen birşey çıkarıyordu insanın karşısına
    ve o deneyleri yaşayarak ancak edinebiliyordun. *
    * Seçimler yanlışlarla dolu oluyordu. Kaçınılmaz olarak ve
    hep "daha sonra" düzeltmeye çalışıyorduk o yanlışları ve daha sonralar
    bitmiyordu. *
    * Mutluluğun reçetesi yoktu hayatta ve onu ancak al
    yordamıyla deneye yanıla ve de acıların ardından bulabiliyordu insan.*
    * "Öteki taraf"tan söz ediyor kutsal kitaptan ve insan bir
    türlü net olarak karar veremiyordu öncelikle hangi taraf için daha çok
    çalışması gerektiğine . *
    * Ömrü çok kısa biçiyordu hayat, arkadan gelecek olanlara yer
    açmak için; ve her ölüm bu nedenle erken ölüm oluyordu.*
    * Ne kadar çok şey öğrenirse insan ,yapacak daha çok şeyin
    olduğunu görerek şaşırıyordu.*
    * En ağır acılarıda hayat veriyordu insana,en büyük
    mutluluklarıda *
    **
    * Ve hayat bir okuldu...*
    **
    * Ve yıllar eskiyordu insan öğrendikçe..*
    * *
    * Ve Yıllar olgun birer meyve gibi düşerdi birbiri ardına....*
    **
    * Ve hayat güzeldi. Her şeyin karşıtlığınıda sunduğu ve seçimi
    insana bıraktığı için.....*

  12. HAYATIN ANLAMI

    Eski zamanlardan birinde çok bilge ve çok ama çok zengin bir adam yasarmis.
    Çokta mutluymus bu adam üstelik. Birgün yolu oradan gecen bir genc, bunun sirrini ögrenmek istemis. Bilge adamin sarayina gitmis ve ondan bu sirri istemis.
    Bilge adam, gencin eline bir kasik tutusturmus ve
    "Simdi o koca yag testisinden bu kasiga silme yag doldur demis.
    Genc söyleneni yapmis ve kasigi yag ile doldurmus.
    Bilge adam:
    "Simdi bu kasiktaki yagin bir zerresini dökmeden,
    benim sarayimin her tarafini gez ve tekrar buraya dön" demis.
    Delikanli denileni yapmis, yaklasik bir saat sonra geri dönmüs.
    Gercekten de elindeki kasik halen yagla doluymus.
    Bilge adam sormus:
    "Salondaki o asma avizeyi gördün mü, paha bicilemiyor ona, tamami altin
    ve üzerinde de yüzlerce elmas var."
    - Hayir demis genc adam. "Peki, o bahcedeki büyük havuzu gördün mü,
    etrafinda kugular, cesmeler ve cicekler olan."
    - Hayir görmedim demis genc adam."Sarayin bahcesini de mi görmedin,
    oradaki agaçlar dünyanin dörtbir yanindan getirilip, en iyi bahçevanlar
    tarafindan yillarca büyütülmüs cok nadide agaclardir. Her yerden görmeye gelirler o güzelligi."
    - Yine hayir demis genc adam. Ve eklemis:
    "Cünkü ben sadece bana verdiginiz bu kasiktaki yagi dökmeden sarayi gezmeye ugrasiyordum. Bu benim görevim ve sorumlulugumdu.
    Bunu yapmak icin de sadece bu kasiga bakiyordum, heryeri dolastim ama hiçbiryeri görmedim.
    Peki, demis bilge adam.
    "Simdi sarayi tekrar gezmeni istiyorum. Tüm güzelliklerini gör, doya doya tadini cikart. Ama yine bu kasikla gezeceksin.
    Ama bu sefer bosver o kasigi, sarayi gör." demis.
    Genc, tekrar baslamis sarayi gezmeye. O ne muhtesem güzellik, o agaclar, çesit çesit kuslar, bahceler, havuzlar, sarayin odalari görkemli, mutfak harikulade,derken yaklasik 2 saat sonra, gördügü güzelliklere hayranligi yüzünden de okunarak geri dönmüs.
    "Harika, muhtesem! diye bagirmis. Omrümde bu kadar güzelligi bir arada görmedim.
    " Bilge adam gülümsemis. "Simdi elindeki kasiga bir bakar misin?" demis.
    Genc adam bunca güzelligin arasinda unuttugu o kasigi tekrar hatirlamis ve kasiga bakmis.
    " Bir de ne görsün..??? kasigin ici bombosmus. Bütün yag dökülmüs.
    "Iste, genc dostum" demis bilge adam,
    "Hayatin anlami, elindeki o yagin bir zerresini bile düsürmeden,
    tüm güzellikleri de görebilmektir..."
    ne sorumluluklarimiz, evimiz, isimiz gücümüz derken,
    hayatin güzelliklerini kaciracagiz, sevdiklerimizi ihmal edecegiz, ne de güzel bir hayatimiz olsun diye sorumluluklarimizi ihmal edecegiz.

  13. Yaşamanın Anlamı...

    Güzel bir şehirde yaşıyan bir insan.Sade ve her an hüzünlü.Derdini anlatamayan açıkça konuşan ama bi okadarda suskun boğulurcasına yaşıyor ama hala onu sevmekten vaz geçmiyor.

    Zamanının çoğu bir göl kenarında sessizce soluyan papatyaları seyrederek geçirir.Yaşamında yapamadıkları için ağlar ve kahredercesine göz yaşları topraha düşer tane tane.Sevgi sonsuz derdiler işte bu gerçek kılıyor o duyguyu.

    Bir bekleyiş içinde her gün aynı yerde göz yaşları içindeyken bu insan,savaşın ortasında pes etmişlikti bu oysa.Hayatında bir kişiye değer virirdi ve o gidince kine büründü yüzü.Acısı nefrete döndü.Hayat çemberini okadar daralttıki ölüm artık onun için kaçınılmaz gibiydi.

    Çözümleri kendince belirgindi.Kesin gibi ölüm gününü belirlemişti.Bir sınır çizgisinde yürür gibi soluksuzca düşüncelere dalmış acısını unutmuş gibiydi.Bir hüznü vardı oda gittiçe sevgiye bürünür gibiydi.Yalnızlığı içindekileri bir bir alır gibi.Yürümeye devam ederken ileride bir mezar görür,ansızın bir korku alır içini.Ölüm korkusu değil untaç korkusu bu. Kulaklarına fısıldayan sesi duyar birden ve gözlerini kapatır sıkıca ama açtığında birden bulu verir kendisini eşinin yanında yatak odasında.Önce bir şaşkınlık sonra bir tebessüm.Bir haberdi bu o insan için eğer saçma diyip devam etseydi uyumaya,belkide ikise hizmetçinin açık unuttuğu gazdan ölüceklerdi.herşeyin kugusu var olan bu hayatta peki nedir bu insanların insanlıklarını tiksindiricek davranışlarda bulunmaları?Bir çok sorum var size ama bunları sormaya bile utanıyorum.Gelin geçin bir aynanın karşısına aklınıza gelen soru ları sormaya başıyın kendinize.Belki ozaman farkına varırsınız aslınızın,hayatın ve mutluluğun senin elinde olduğunu.Belki ozaman alarsınız yaşamanın güzelliklerle değer kazandığını.Siz bunları okuyup unutucaksınız belki ama biri varki asla unutmaz onları...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim...

    "Bu yazı sadece bir anlık bir hisle yazılmıştır.Hani bazen bişiler birikir işte bu yazıda o içimde birikenlerin en küçük parçacıklarından biri..."

  14. bu güzel paylaşımların için teşekkür ederiz.devamını bekliyoruz
  15. Tabi neden olmasın yadıklarımın hepsini zaten yolluyorum...ve yazıcaklarımıda yollarım merak etmeyiniz...bu arada forum güzel olmuş tebrik ederim...
  16. İŞte Öyle Bİrİ... Hayatinizda BÖyle Bİrİ Var Mi ?

    Sizi sizin kadar tanıyan biri.. Kendini ve hayatı çok iyi tanıyan biri...
    Sizi hep düşünen, ama sizin onu düşünüp düşünmediğinizi önemsemeyen biri...
    Size sizi anlatabilen, sizi başkalarına anlatmayı çok seven, bunu yaparken gözlerinin içi parlayan biri... Sizin için her şeyi yapmaya, her şeyi başarabilmeye hazır biri.. Ne söylediğini bilen, söylediğini her şeyin arkasında duran, verdiği sözü tutan, randevularına geçikmeyen biri... Nerede nasıl davranacağını kiminle nasıl konuşacağını ortama uymasını bilen biri... Çoçukla çoçuk gençle genç yaşlıyla yaşlı olabilen bunu yapmaktan keyif alan biri...

    Gülünecek yerde çekinmeden gülebileni ağlanacak yerde gözyaşlarını saklaya bilen biri... Bazen kıskanç, bazen huysuz,bazen şımarık,bazen bencil, bazen kaprisli, bazen kavgacı, bazen inatçı, bazen geveze ama hep iyi niyetli biri... Sizi kırmaktan incitmekten korkan, size zarar vermeye kalkanlara bütün benliğiyle karşı koyan biri... Kimseye anlatmadığınız sırlarınızı çekinmeden anlatabileceğiniz, çekinemediğiniz, düşüncesine her zaman ihtiyac duyduğunuz ne söylediğini bildiğinden hep emin olduğunuz biri...

    Sana ihtiyacım var dediğinizde nerede olursa olsun koşup gelen sıkıntılı anlarınızda yanı başınızda olan ve sizi dinlemekten hiç bıkmayan biri... Birlikte içki içmekten, yemek
    yemekten, film izlemekten, tiyatroya gitmekten, parkta aylak aylak dolaşmaktan, şarkı söylemekten, müzik dinlemekten hoşlandığını biri... Romantikliğiyle sizi duygu denizinde ucurabilen, gerçekçiliğiyle ayaklarınızın yere basmasını sağlayabilen biri... Süprizleriyle sizi şaşırtan çılgınlığıyla şoka sokan biri... Her zaman güvendiğiniz, size asla ihanet etmeyeceğini bildiğiniz, sizi yarı yolda bırakmayacağından hep emin oldunuğunuz biri... Sizinle sonsuza kadar birlikte yaşayacakmış gibi hissettiğiniz, sevmeden edemediğiniz, onun da sizi sevmekten asla vazgeçmeyeceğini bildiğiniz biri...
    HAYATINIZDA BÖYLE BİRİ VAR MI ?
    VARSA KIYMETİNİ BİLİN...

  17. Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesala,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani,bütün işin gücün yaşamak olacak.

    Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derece, öylesine ki, mesala,
    kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin,
    bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,hem
    de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna
    zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile,mesala,
    zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.

  18. Tüm Delinetciler İçin...BİR KUTU YAŞAM......

    Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana,sade bir kurdeleyle süslenmiş.Çöz kurdeleyi ve yavaşça kaldır kapağını...

    Kocaman bir fırça ve bink renk koydum kutuya,bir cennet resmi yapıp içine gir diye..

    Düşler serpiştirdim gizlice,düş kurmayı unutma diye..Bir tane de elma şekeri yerleştirdim..içindeki çocuğu aniden tadabil diye..

    Güneşin batışını ,billur suyun sıcaklığını da sığdırdım,,ruhlarımız aç kalmasın diye..

    Kutuya birazcık da sevecenlik koydum,güçlü ol diye;çünkü acımasız olan güçsüzdür...

    Bir beyaz güvercin uçup kendi kondu kutuya,barışı ve özgürlüğü sunmak için...

    Bir buket sevgi,bir yudum aşk ve yarım bir elma da koymadan edemedim..Paylaşmayı anımsayalım diye...

    İçtenliği,umudu,neşeyi,bağışlayıcılığı,özgüveni ve açıkyürekliliği unutmadım,BEN'in dışına çıkıp BİZ'e ulaşalım diye..

    Son olarak bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor..


    Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin..Yaşamak için yarını bekleme..al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl..

    Yaşamdan yalnızca almak yerine ona birşeyler ver..Kısacası bütünüyle \"insan\" ol..

    UNUTMA! Yaşam dokuması henüz tamamlanmamış olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin...

    Kimseyi kırmamak ve üzmemek şartıyla istediğin herşeyi dene..


    Bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın, ne de kırık bir yürek...

  19. ÖLÜM yazarken bile insan bi tuhaf oluyor,simdi okuyun ve düşünün ,farzedelimki şu anda öldünüz(allah korusunda)ve cenazeniz yarın öglen kalkıcak sabaha kadar bütün arkadaşlarınız aglar ve sizi anlatır,cenazedede aglarlar ve sizi anlatırlar bu belki 2 gün belkide 7 gün sürer ama 10 günü geçmez sizi kara topraga koyarlar ardından bir Fatiha en sevdiklerniz bile sizi yavaş yavaş unutmaya başlar sadece isminiz kalır oda mezartaşında 2 ay sonra sadece anneniz hatırlar hafif gözleri dolar,6 ay sonra yine anneniz hatırlar ama bu sefer gözleri dolmaz sadece adınızı anar,1 sene sonra sadece kuru kuru adınız ya bir muhabbet esnasında gelir gecer,2 sene sonra esameniz okunmaz,bayramdan bayrama anneniz gelir mezarındaki otları koparır,4 sene sonra otlar büyür her yanını sarar ve kimse sizi artık hatırlamaz olur,adınız sadece o soguk ve yosun tutmuş mezartaşında kalır,
    Sizse ya cennetet keyif catıyorsunuzdur hurilerle
    Yada söylemesi bile acı ama zebanıler tarıfında kendi ateşini kendin yak kampanyasına katılmış hem yakıp hemde yanıyorsunuzdur alevlerin içinde ......
    Ama siz bunları yaşarken aşagıda hayat devam ediyordur hemde hiç durmadan,,,,
    Peki şimdi düşünün bakalım kaybettiklerinizi en fazla kaç kere andınız ve hiç düşündünüzmü hiç kabrine gidipte ziyaret ettinizmi en son ne zaman geçen bayrammı,,,,, dikkat edin sıra sizde olabilir .....

  20. Gülümseyin

    Sokakta, markette, otobüste, trafikte etrafınıza baktığınızda gördüğünüz somurtkan insan sayısı eminim gülen insan sayısından çok çok fazla...
    Bugün ben de birçok asık suratla karşılaştım; sordum kendi kendime "Neden?"...

    Cevabı basit diyeceksiniz hayatın zorlukları, hastalıklar, dertler, tasalar, stres... Ama bizim elimizde değil mi beynimizi bunlardan arındırıp, mutlu olmaya çalışmak ve de en basiti gülebilmek...

    Yüzümüzde toplam 60 adet kas varmış ve biz yüzümüzü asmak için bu kaslardan 40 tanesini oysa ki gülmek için sadece 20 tanesini çalıştırıyormuşuz. Yani basit bir mantıkla neden gülen insanların daha genç gözüktüklerini anlamışsınızdır. Gülen insan hasta olmaz diye de boşuna dememişler; Alman Dr. Heiner Uber,''Gülme Prensibi" adlı kitabında 19. Yüzyıl sonlarına kadar ayıp ve kaba bir hareket olarak tanımlanan gülmenin, aslında insanın ''en iyi doktoru'' olduğunu yazmış. Bakın gülmenin belli başlı yararları nelermiş;
    Soğuk algınlığından korur ,
    Şeker hastalığına karşı korur ,
    Tansiyonun dengede kalmasını sağlar ,
    Vücuttaki ağrıların azalmasına neden olur,
    Stresi yok eder ,
    Mutlu hissettirir ,
    Saldırgan ve sinirli olmayı engeller ,
    Fiziksel olarak iyi hissetmenizi sağlar,
    Sindirime yardımcı olur ,
    Kötü huylu tümörlerle mücadele eder.

    Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bugünün gücünü tüketir.
    A.J. Cronin

    Bir gülücük yüz kederi savar demiş Çinli bilgeler. Yüzünüzden gülümse eksik olmasın, tatlı anlarla dolu bir yaşam diliyorum...

  21. Kötü Gününüzde İyi Gelecek Bir Yazı

    . Dünyada en az 2 kişi sizi uğrunuzda ölecek kadar seviyordur...

    2. Dünyada en az 15 kişi uğrunuzda ölmese de sizi seviyordur...

    3. Biri sizin gibi olamadığı için size çok imreniyordur...

    4. Sizin bir gülümsemeniz, size bakan birçok yüzü aydınlatıyor...

    5. Her gece birisi mutlaka uykuya dalmadan önce aklından sizi geçiriyordur...

    6. Birisi için dünyalara bedelsinizdir...

    7. Siz olmadan yaşayamayan en az 1 kişi var...

    8. Siz sahip olduğunuz bütün özelliklerinizle kendinize özel ve eşsizsiniz...

    9. Varlığından haberiniz bile olmayan biri, sizi seviyordur...

    10. Dünyanin en büyük hatasını bile yapsanız, mutlaka bundan size yarayacak birşey çıkar.

    11. Bütün dünyanın size sırtını döndüğünü düşündüğünüzde, etrafinıza bir bakın...belki de sırtını dönen sizsiniz..?

    12. Birşeyi elde edemiyeceğinizi düşünürseniz ona asla sahip olamazsınız. Ama kendinize inanırsanız er ya da geç istediğinizi elde edersiniz.

    13. İnsanların sadece iltifatlarını aklınızda tutun, kabalıklarını unutun.

    14. Her zaman insanlara onlarla ilgili ne hissettiğinizi söyleyin, bilmelerini sağladığınızda kendinizi çok daha iyi hissediceksiniz

    15. Gerçekten eşsiz bir arkadaşa sahip olduğunuza inanıyorsanız,bunu hemen şimdi ona söyleyin.

  22. Hayat Diye Bir Şey Var !!!


    Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yasadiginizi, günler, kizgin küller gibi bütün duygularinizi kavurup
    öldürerek mi geçiyor
    üzerinizden, arzuyla dudaginizi isirdiginiz olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle söyle bir koltugunuzda
    dogruldugunuz, aniden
    bir yaz yagmuru gibi bosaniveren sebepsiz sevinçlere inanmiyor musunuz, bir agaç gölgesinde bir an durmak,
    bir aksam üstü
    denize baktiginizda bu sonsuz sularin kipirtisina sasmak yok mu artik, elele tutusmak, bir avucun bir baska avuca dokunmasinin
    yarattigi ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildiniz mi hayattan,
    hayatin sizin
    bulunmadiginiz yerlerde yasandigina mi inaniyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her seyi, yorgun ruhunuz yeni coskular için
    hazir hissetmiyor mu kendini? Delirdiniz mi siz? Bu köse basinda karsiniza ne çikacagini biliyorsunuz, biliyorum
    genellikle
    köse baslarinda açlik ve ölüm çikiyor karsiniza ama kim bilir, belki eski bir dosta, belki güzel
    bir kadina, belki okunmus
    kitaplar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piyano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli türküsü açik
    bir pencereden,
    bir sögüt agaci görebilirsiniz çocukken kabugundan düdük yaptiginiz, dans adimlariyla yürüyen
    bir çift bacak geçiverir önünüzden,
    bir oglan bir islik çalabilir, hatta siz bile çalabilirsiniz. "Ne sevinci, ne hayati, ne eglencesi, para yok
    ki" diyorsaniz
    eger ve eglenmek için paranin gerekliligine bu kadar inaniyorsaniz, emin olun paraniz oldugunda da eglenemezsiniz,
    para eglenceyi
    çesitlendirir sadece ama eglenceyi yaratamaz, öpüsmek parayla degil, sarki mirildanmak parayla degil, "acaba
    simdi o ne yapiyor"
    diye düsünmek parayla degil, televizyonda iyi bir film seyretmek parayla degil, sizin için demlenmis bir
    bardak çayi, bu benim
    için yapildi diye neredeyse gururla alip, bardagi ince belinden sikica kavrayip içmek parayla degil. Bir tabak
    semizotunu
    sevinçle paylasabilirsiniz ve hiç bir pahali lokantada bulamayacaginiz bir tad alirsiniz, eger bir tabak yemegi
    paylastiginiz,
    paylasmak istediginiz insansa. Hayat diye bir sey var.

    Sadece sizin olan, sadece size ait, içinde sadece sizin gördügünüz çiçekler açan,
    yalnizca sizin müziklerinizin çaldigi bir
    bahçe var, sokmayin oraya öyle herkesi, çiçeklerinizi baskalarinin çapalamasini beklemeyin,
    sarkilarinizi baskalarina söyletmeyin,
    anladik, ahmakliklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatindan bir seyler çaliniyor, hayallerinizi teker
    teker
    buduyorlar, ümitlerinizi öldürüyorlar, çaresiz birakiyorlar sizi, yenildiniz belki de, yenilginin
    agir yarasini tasiyorsunuz
    ruhunuzda, ama gene de bir hayatiniz var sizin, sadece size ait bir bahçeniz, durup soluklanacaginiz, yaralarinizi
    yikacaginiz,
    çiçeklerini seyredebileceginiz bir bahçe, sogukta bir bira içebilirsiniz, bir agacin gölgesinde
    durabilirsiniz biran, sabaha
    karsi uyanip her ay yeniden dogan hilale bir bakabilirsiniz, çok sevdiginiz bir kitabi bir daha karistirabilirsiniz,
    asik
    olabilir yada asik olmayi düsünebilirsiniz, sevdiklerinizi özleyebilir ve bir gün yeniden kavusabileceginizi
    hayal edebilirsiniz,
    geceleri agaçlarin daha degisik koktugunu farkedebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, sevgilinizi çirilçiplak
    soyup
    evde öyle dolasabilirsiniz, saçlarinizi her zamankinden daha degisik kestirebilir, evinize bir gün de baska
    bir yoldan gidebilirsiniz,
    aliskanliklarinizi degistirmek için kendinize karsi müthis bir savas açabilirsiniz.

    Hayat diye bir sey var, her zaman size kesfedilecek genis alanlar birakan, ne kadar yasarsaniz yasayin daima bilmediginiz,
    kuytularina sokulamadiginiz bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler çok, ahmakliklar yapiliyor, sikintilar
    bitmiyor,günler birbiri ardina burusup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksiniz peki? Hayal kurmayacak
    misiniz, çilginca sevismeyecek misiniz, bir daha öpüsmeyecek misiniz, agaçlara bakmayacak misiniz,
    denizlere sasmayacak misiniz,
    ani ve sebepsiz sevinçlere inanmayacak misiniz, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceginiz kadar lezzetli olabilecegini
    hiç
    düsünmeyecek misiniz, sizin için demlenmis bir bardak çayi bardagi belinden kavrayip içmeyecek
    misiniz, daha bitmeden bitirecek
    misiniz her seyi.

    Delirdiniz mi siz? Hayat diye bir sey var, evet orada, elinizin hemen yaninda duruyor..!!!

  23. Sevdiğim..


    Bazen insanlar düsünürler. Hayatin anlami ne diye. Bunu zaman zaman ben de düsünüyorum. Hayatin
    anlami nedir diye?… En azindan
    seni taniyincaya kadar düsünüyordum.

    Gerçeklerin aci oldugunu ve bu yüzden biberin gerçek oldugunu anlatan bir espriyi animsadim. Halbuki biliyor
    musun, bütün
    biberler tatlidir. Zira, hayat sanildigi kadar acimasiz ve aci degil, sadece hayattaki tadi alabilmeli, kendi istedigin gibi
    yasayamadiklarin ile beraber ölüp gittiginde çevrenin sana bir yardimi olmayacak.

    Kendini özgür birak, ne hissediyorsan onu yap. Çogu insan gibi mesela benim gibi, ne yapman gerekiyorsa onu
    yapma, birak duygularini
    perdelemeyi, birak irmaklar gibi cossun. Bir sevdiginin elini tutarken yasadiklarinin yanlis oldugunu düsünüp
    hayiflanma.
    Birak o sevgi senin tüm benligini sarsin. Eger onun gerçekten aradigin olduguna inaniyorsan, ona simsiki saril,
    onu yasa,
    onu birakma…

    Günün birinde belki anlarsin ne kadar sevdigini, ne kadar sevebilecegini, ne kadar sevildigini, ne kadar sevilebilecegini…
    Ama is isten geçmis, sevgilin, seni seven gitmis, yitmis olabilir. Iste o zaman üzülme vaktidir. Yerli yersiz
    aglama vaktidir.
    Iste o zaman çevrene dönüp, simdi ne yapacagim diye sorma vaktidir. Alacagin cevabi sana söyleyeyim
    güzelim; BILMIYORUM diyecekler,
    senin dedigin gibi…

    Ben biliyorum oysa, oysa sende biliyordun. Hep bildin zaten. Ama öyle olmadin. Ama artik sen de biliyorsun, biliyorsun
    ki,
    en azindan bir kez gerçekten sevildin ve yine biliyorsun ki, bu sevgi bitmeyecek. En azindan ben bitene kadar.

    Yasa.. Dogru bildigin insani bul ve onunla yasa, ama bu dostunu sakin unutma. Bil ki unutulmayi hiç sevmem.

    Ve bil ki kurallarim vardir, herkes buna uymak zorundadir.
    ¬ Dostlarim benden önce ölemezler,
    ¬ Dostlarim benden çok üzülemezler,
    ¬ Dostlarim benden çok sevemezler,
    ¬ Ve dostlarimi kimse benden çok sevemez.

    Artik Ben'im dost'umsun.

    Yasa Bu hayati sevdigim, limon gibi sömürerek, tüm eksiligine ragmen tadini alarak yasa.

  24. Üç bin yil öncesinden, bir Anadolu tapinagindan günümüze kalan bir yazit. Yazittaki Xsentius
    adinin bir filozofa mi, yoksa
    Fethiye - Kas karayolu kenarindaki antik Likya kenti Ksantos'a mi ait oldugu, ögrenilememis henüz.

    "Gürültü patirtinin ortasinda sükunetle dolas; sessizligin içinde huzur bulundugunu unutma.
    Baska türlü davranmak açikça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalis. Sana bir kötülük
    yapildiginda verebilecegin en iyi karsilik,
    unutmak olsun. Bagisla ve unut. Ama kimseye teslim olma.

    Içten ol; telassiz, kisa ve açik seçik konus. Baskalarina da kulak ver. Karsindakiler aptal ve cahil
    olduklari zaman bile
    dinle onlari. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardir.

    Yalniz planlarinin degil, baskalarinin da tadini çikarmaya çalis.

    Isinle, ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanagin odur. Sevecegin bir isi seçersen
    hayatinda bir an bile yorulmus
    olmazsin. Isini öyle sev ki, basarilarin bedenini ve yüregini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni
    hayatlar baslatmis olacaksin.

    Oldugun gibi görün ve göründügün gibi ol. Sevmedigin zaman sever gibi yapma.

    Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
    Insanlari yargilarsan onlari sevmeye zamanin kalmaz. Ve unutma ki insanligin yüzyillardir ögrendikleri, sonsuz uzunlukta
    bir
    kumsaldaki tek bir kum taneciginden daha fazla degildir.

    Aska burun kivirma sakin; o çölün ortasinda yemyesil bir bahçedir. O bahçeye layik bir bahçivan
    olmak için her bitkinin sürekli
    bakima ihtiyaci oldugunu unutma.

    Kaybetmeyi, ahlâksiz bir kazanç edinmeye tercih et. Ilkinin acisi bir an, ötekinin vicdan azabi ise, ömür
    boyu sürer. Bazi
    idealler, o kadar degerlidir ki o yolda maglup olman bile zafer sayilir. Bu dünyada birakacagin en büyük miras,
    dürüstlüktür.

    Yillarin akip gitmesine öfkelenme; gençlige yakisan seyleri gülümseyerek teslim et geçmise.

    Yapamayacagin seylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme... Evreni yargilamak olanaksiz. Onun için gerekli
    kavgalarini
    sürdürürken bile kendi kendinle baris içinde ol.

    Dogdugun zamani hatirla, sen aglarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir
    ki, herkes aglasin öldügünde. Sen mutlulukla
    gülümse. Sabirli, sefkatli, bagislayici ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalis
    ki, bütün pisligine ve
    kallesligine karsin bu dünya yine de insanoglunun biricik, güzel mekanidir."

  25. Hepsi Bu



    Değişen ben değilim
    dönüşen savaş
    yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:



    bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak



    şimdi ölüm bile yetmiyor
    acılarımızı tartmaya
    dostlar
    alıngan bir sahili pinekliyorlar
    bir merhabayı bıçaklar gibi artık
    selamlaşmalar



    değişen ben değilim
    dönüşen savaş



    artık zaman bile yetmiyor
    yaşadığımızı sanmaya



    yine de ışıklar bu kenti
    güzelmiş gibi gösteriyor
    geceleri...



    geceler...
    yani
    Ahmet Haşim in kafiyeleri...



    seni aklıma düşüren
    yerçekimi değil
    yalancı yıldızlar
    öyle uzaksın ki
    üflesem soğuyacaksın
    sarılsam okyanus



    bir aşka yetecek kadar
    ve anımsatacak kadar
    sebepsiz bir ölümü,
    acılarımız
    ve kafiyelerimiz var...



    işte hepsi bu kadar...

    Yılmaz Erdoğan


  26. Çokmu Şey İstedİm Hayat Senden???



    Çokmu şey istedim hayat senden?
    Çok mu?
    Yüreğimi dolduracak kadar
    Mutluluk
    Özlemimi hissettirmeyecek kadar
    Sevinç
    Ağlamamı belli etmeyecek kadar
    Gülümseme
    Bütün bunlar çokmuydu senin için
    Veremezmiydin bir tanesini
    Bu ürkek,buruk yüreğime
    Veremezmiydin ufacıkta olsa mutluluk
    Veremezmiydin herkese verdiğin kadar sevinç
    Veremezmiydin bana yetecek kadar gülümseme
    Çok şey istemişim belliki hayat senden
    Her gün herkese verdiğin şeyleri bana veremeyecek kadar çok mu şey istedim hayat senden !

  27. Hayat Bu


    Bazen omuzlarında taşıdığın yükler altında ezildiğini fark edersin. Kendine ait olanları atarsın omuzlarından, sana yüklenmeye çalışanları ise reddedersin. Benden bu kadar dersin ve yakarsın gemileri. Geri dönüşü olmayan bir yol vardır karşında...
    Ve umut dolarsın...

    Bazen adrenalin yükselir kanında ve o kan her bir hücrene saldırmaya başlar. Sen de saldırırsın, sarılırsın hayata. Yıllardır ertelediğin her şeyi tek tek yapmaya başlarsın. Dağdaki karlarla coşan deli bir ırmak olursun...
    Ve akarsın...

    Bazen sarı yaprak olursun, nazlı nazlı düşersin bir durgun göl üzerine. Bilirsin ki daha derinlerdedir hayat. Belki bir mutluluk, belki de hüzündür seni bekleyen. O anda düşünmezsin, sadece yaşadıkların ya da ıskaladıkların vardır aklından geçen. Verirsin kararını aniden...
    Ve dalarsın...

    Bazen kocaman bir yaprağın üzerinde bir damla olarak bulursun kendini. Eğim azdır ve gücünde sınırlı, hızla geçiyordur zaman. Ancak bir rüzgar çıkar aniden hiç beklemediğin bir anda, katar önüne seni. Korkarsın, direnirsin, tutunmaya çalışırsın ama beceremezsin...
    Ve düşersin...

    Anıların bir türlü çekmez yakandan ellerini bazen. Acı veren her ne varsa geçmişinde, birer ilmek olur boğazındaki ipte, daha bir sıkar gırtlağını... Yaralarına tuzu basarsın düşünmeden ve o yaralar açılır kim bilir kaçıncı kez...
    Ve kanarsın...

    Atarsın kendini hiç bitmeyecekmiş gibi duran dertlerinin içerisine. O anda aklına gelir sevdiğin ve sende anısı olan şiirler. O şiirler her satırında bir sağnak olur yağar gözlerinden...
    Ve isyan edersin...

    Soğuk ve ıslak bir gecenin koynuna atarsın kendini bazen. Her zamanki gibi amaçsız bir yürüyüştür aklından geçen. Ya da deniz kokusu dinmiş kayalıklardır seni bekleyen. Belki sihirli gece seninledir ama ay yüzlü sevgilin ve onun sıcacık gülüşlerinin eksikliğini düşünürsün...
    Ve üşürsün...

    Gün gelir yaşamaya değer her şeyin bittiğini, tutunmaya çalıştığın son dalın da artık kırıldığını görürsün. Hala ayakların sürüklüyordur bir yerlere seni. Yaşar gibi yaparsın ama ruhun tükenmiştir artık...
    Ve ölürsün...

    Bazen başkalarının yazdığı satırlara dalarsın. Ruhunu her satırında bir kat daha soyar o satırları yazan insan... Okuduğun her satırda kendinden bir şeyler bulursun. Ya da kendini tanıma savaşında yanı başındadır o satırları yazan kişi. Saatler akıp geçmiştir, okuduğun satırlar biter...
    Ve yeniden doğarsın...

  28. ÇATLAK TESTİ


    Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve... Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım, diğeri dolu olarak varırmış.

    İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.

    İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
    "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum... Senin tarafına çiçek tohumları ektim... Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın... 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

    Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has kusurları vardır.
    Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren...

    Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin... Onlardaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

    ( alıntıdır]

    Güncelleme : 2007-08-13
  29. ÇATLAK TESTİ


    Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve... Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım, diğeri dolu olarak varırmış.

    İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.

    İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
    "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum... Senin tarafına çiçek tohumları ektim... Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın... 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

    Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has kusurları vardır.
    Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren...

    Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin... Onlardaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

    ( alıntıdır]


  30. Herşey Bir Oyundu Hayatımda


    Hayat akıp gidiyor avuçlarımdan bense tutamıyorum. Sadece gidişini seyredeyebiliyorum. Yapabileceğim en iyi şeyse avuçlarımdan kayıp gidene el sallamak oluyor. Ne acı dimi?

    Kalbin acılar içinde parçalansa da yüzün gülmek zorunda oluyor ya hani en acısı da bu olsa gerek... Yalandan etrafa gülücükler dağıtmak, daha açılan yaralarının kabuğu bile düşmeden yaralarına yenilerinin eklenmesi, yüreğin parçalansa da gözlerinin gülmek zorunda olması ve dahası o gülmek zorunda olan gözlerinin gözyaşlarını bile için akıtmak zorunda kalması. Çok acı bunlar çoooooookkkk.... İçimden geldiğince, hıçkıra hıçkıra ve de özgürce ağlayamıyorum bile. Dedim ya gözyaşlarım içime akıyor hayat!


    Bir kabus olsa keşke bunlar. Bende uyansam. Geçse ve bitse... Ama olmuyor işte. Ne geçiyor ne de yüreğimdeki yaraların kabuğu düşüyor. Aksine o yaralara her gün yenileri ekleniyor.


    Neden artık kalp kırmak bu kadar kolay hayat, söylesene neden? Oysa eskiden böylemiydik biz? Ne değişti söylesene. İnsanlar mı değişti, sen mi? İnsanlığımızı, vicdanımızı, saygımızı ne zaman yitirdik biz? Neden oyunlarına yenildik haa neden? Kayıp gidiyorsun avuçlarımdan bense tutamıyorum. Çırpınıyorum ama boşuna bu çırpınışlar. Attığım her kulaçta biraz daha boğuluyorum , batıyorum, nefes alamıyorum. Çok acı bişey bu.


    Anladım ki...
    Her şey bir oyundu hayatımda...
    Saklayıp sarıldığım o aşk....
    O kendini gizleyiş...
    O deli kaçış...
    O yanış...
    O bitiş...
    Yalnız kulum hakikat!


    Hayat akıp gidiyor avuçlarımdan bense tutamıyorum. Sadece gidişini seyredeyebiliyorum. Yapabileceğim en iyi şeyse avuçlarımdan kayıp gidene el sallamak oluyor. Ne acı dimi?

    Fakat bu kez değişen bir şey var. Perdeyi sen açtın belki ama ben kapatıcam. O zevki sana bırakmam hayat. Son kozu ben oynucam, sen değil.

    Hadi akıp git avuçlarımdan. El sallıcam şimdi ardından hemde büyük bi zevkle... Ruhum belki çok acıyacak ama bedenim dimdik duracak. Sen söylemen gerekenleri söyledin şimdi sıra bende... Sus ve de konuşma. Artık can yakma hayat. Perdeyi ben kapatıcam. Bak her gün yenisini eklediğin yaralarıma rağmen göğsümü gere gere duruyorum karşında. Hiçbir yerede gitmiyorum ben.Seni uğurluyorum.

    Oyun bitti.

    Sahne kapandı.


  31. ╚...Hayat..╝

    Hayat o kadar acımasız ki bazen,
    Aradığını bulduğunda engel çıkartıyor karşına,
    Hayat o kadar zalim ki bazen,
    Ya sevdiğini elinden alıyor, ya da sevgini yüreğinden.

    Yüre ğinde kalan bir parça sevgi,
    Aklında kalan bir parça tebessüm,
    Ve yüzünde kalan ufacık bir umutla,
    Yalnız bırakıyor bu zor sınavda.

    Hayat kimi zaman gülüyor insana,
    Kimi zaman ağlatıyor verdikleriyle,
    Ne seveni sevene veriyor,
    Nede seveni mutlu ediyor.

    Hayat bu dedim ya,
    Kimi zaman zalim, kimi zaman acımasız,
    Ama bazen mutluluk dolu ve doyumsuz,
    Ne bu hayatta mutlu olmak kolay, ne de yılmadan ayakta durmak.

    Ben başarırım sandım bu sınavdan geçmeyi,
    Belki mutlu olurum dedim ömür boyu,
    Ama mutluluk ve huzur uğramadı yanıma,
    Ne mutluluk var hayatımda ne de huzur sadece yaşıyorum.

    Yaşar ken mutluluğu bulmaya çalıştım,
    Sevgiyi ve aşkı birbirinden ayırdım,
    Bir gün olsun dilediğim gibi yaşamadım,
    Hep beni seveni aradım ama bulamadım

  32. -Gözünüze çok küçük gibi görünen bir şey, büyük olaylara imza atabilir.

    -Küçük başlangıçlar olmadan, büyük sonuçların olması beklenebilir mi?

    -Küçük damlalar doldurmaz mı koca nehirleri?

    -Küçük bir çocuğun gözlerinin içindedir, aslında uzak yerlerde aradığınız huzur ve mutluluk...

    -Koca bir gemiyi batırmaya yeter küçük bir delik...

    -Durun ve düşünün, küçük mutlulukların yaşamınızı ne denli renklendirdiğini...

    -Küçük mucizeler değil midir yüzünüzü gülümseten?..

    -Yaşamın olanca ağırlığını ve zorluğunu, küçük bedenlerimiz taşımak zorunda kalmıyor mu?..

    -Küçük bir adımdır, çevremizdekilerle kopmaz bağların oluşmasını sağlayan...

    -Küçük gülümsemelerle başlar attığınız kahkahalar...

    -Yapacağınız küçük bir yardım, kendinizi daha iyi duyumsamanızı sağlamaz mı?..

    -Küçük bir tohumla başlar kokusuna ve görüntüsüne doyamadığımız çiçekler...

    -Yürekten gelen küçük bir "Merhaba" değil midir sabahları bizi keyiflendiren?..

    -Bir kibritin o küçük ateşi, içindeki tüm canlılarıyla bir ormanı yok edebilir...

    -Küçük umutlardır sizi yaşama bağlayan...

    -Büyük sevgilerin kalbinde, küçük paylaşımlar yatar...

    -Soluk alıp verdiğinizde aldığınız o küçük soluklardır sizi yaşamda tutan...

    -Karanlıkta küçük bir ışık yolunuzu gösterebilir...

    -Küçük bir bakış büyük sevgilere neden olabilir...

    -Küçük ipuçları değil midir bizi işin sorumlusuna/sorumlularına götüren...

    -Önemsiz sanılıp, yerine koyulmayan küçük bir çivi, büyük felaketlere neden olabilir...

    -Gün içinde aldığınız küçük notlar, işlerinizi daha iyi düzenlemez mi?..

    -Yapacağınız küçük bir açıklama, karşınızdakinin sizi daha iyi anlamasını sağlayabilir...

    -Küçük bir lokmanın boğazınızda takılıp, sizi zor durumda bıraktığı olmadı mı hiç?..

    -Aldığınız küçük bir karar, tüm yaşantınızı değiştirebilir...

    -Attığınız küçük parçalar değil midir ateşi daha da alevlendiren?..

    -Küçük bir aksilik tüm planlarınızı ve emeğinizi bir anda yok edebilir...

    -Dileyeceğiniz küçük bir özür, kırılan bir kalbi ısıtabilir...

    -Evet küçük balık büyük balığa yem olur ama izin verilseydi büyümez mi sanırsınız?..

  33. varyaaa acaaaipp süper bi yazıymışşşş hakkaten çook doğru şeylerr yaa
    ama beni ilgilnediren şu::

    -Aldığınız küçük bir karar, tüm yaşantınızı değiştirebilir...

  Okunma: 5830 - Yorum: 32