Erzincan Hakkında Genel Bilgiler - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Erzincan Hakkında Genel Bilgiler

  1. sponsorlu bağlantılar
    Erzincan'ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne varki tarihçiler ikinci bin yıl da, bu yörede, hurrilerin yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında da Hayaslılarla Azziler'in hüküm sürdüğünü kaydetmektedir.

    Anadolu'da M.Ö. 1050- 1180 tarihleri arasında Hattuşaş'ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hitit'ler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Şüphesiz ki Erzincan'da Hititler'in yönetimi altında idi. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda Hititlere ait çeşitli eserler ortaya çıkarılmıştır. Erzincan ve yöresinde Hititler'e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.

    Erzincan Dört Yol
    Erzincan Dört Yol

    Doğu Anadolu'da kurulan ilkçağ devletlerinden biri de Urartular'dır. M.Ö.900 yıllarında kurulan bu devlet Van'ı (Tuspa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizinden Malatya‘ya, kuzeyde Erzurum-Erzincan'dan güneyde Halep-Musul'a kadar genişletmiştir.

    Erzincan yakınlarında Altıntepe'de Prof Dr. Tahsin ÖZGÜÇ tarafından yapılan kazıda (1953) Urartular'a ait bir çok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.

    Erzincan Girlevik Şelalesi
    Erzincan Girlevik Şelalesi

    Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler'in Anadolu'yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Erzincan ve yöresi, Urartular'ı yenerek Anadolu'yu istilaya başlayan Med'lerin (M.Ö. 612) eline geçti. Med Krallığı'nın Kyaksar döneminde Lidyalılar'la yapılan savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö.550 tarihlerinde Persler'in eline geçmiştir.
    Hititler'in Anadolu'yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler'in yükselişi daha çok Ciroz (550-530), Kampis (530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresinde Persler'in eline geçer. Persler'den sonra Anadolu Makendonyalılar'ın eline geçmiştir.

    Erzincan Ordu Şelalesi
    Erzincan Ordu Şelalesi

    Roma ordusu M.Ö.70 tarihinde Doğu Anadolu'yu ele geçirmeye başlıyarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı'nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde yenilgiye uğratılan İran'dan geri alındı.

    Halife Hz. Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 35/655 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar'dan geri aldı. (859) Böylece Erzincan tekrar Arapların hakimiyetine geçti.

    Türklerin Anadolu'ya akınlar yaptığını daha önce belirtmiştik. Fakat, Türklerin Anadolu'yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır. Malazgirt zaferi kazanılınca Alparslan, Karasu ve Çatlı nehirleri vadilerinin fethine Mengücek Ahmet Gazi'yi görevlendirmiştir.

    Alparslan'ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah'ı merkez yaptı. Ahmet Gazi'nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerine Melih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut'a Erzincan Davut Şah'a, Divriği'de Süleyman Şah'a düştü. Davut şah'ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan'a 13 yıl Süleyman Şah'a sahip olmuş; Davut Şah'ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah, Kılıçarslan'ın damadı olması da göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır.

    Behram Şah zamanında, Erzincan çok ilerlemiş, ticaret ve sanayi gelişmiştir. Zelzeleler sebebi ile o dönem ait eserler maalesef günümüze ulaşmamıştır. Behram Şah 1225 tarihinde Erzincan'da ölmüş, aşağı Urla (Ula) köyünde defnedilmiştir.

    Behram Şah ölünce yerine oğlu Davut Şah geçti. 1228 tarihinde Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat Erzincan ve Kemah'ı işgal ederek Mengücek Beyliğine son verdi. Alaaddin Keykubat ile Celalettin Harzem Şah arasında Erzincan yakınlarında, Yassı-Çemen denilen yerde 1230 tarihinde savaş oldu ve Celalettin Harzem Şah yenildi. Alaattin Keykubat'ın ölümü (1237) üzerine, yerine oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev geçti. Onun zamanında devlet Moğolların istilasına uğradı. 1240 tarihinde Erzurum'u işgal eden Moğollar Erzincan'ı geçerek 1243 tarihinde Kösedağ savaşında Anadolu Selçuklu Devletini hezimete uğrattı. Böylece Erzincan ve yöresi İlhanlıların eline geçti. İlhanlılar yöreyi beylerle (Vali) yönettiler. Timur-Taş Bey Mısır'a kaçarken yerine Alaaddin Eretna'yi bıraktı.

    Timur-Taş'ın Mısır'a sığınmasından sonra valiliğe gelen Alaaddin Eretna ilhanlı hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han'ın ölümü (1335) üzerine İlhanlılarla olan bağını keserek görünüşte Celayırlı Hükümdarı Büyük Şeyh Hasan Han'a bağlı kalarak bağımsızlığını ilan etti.

    Bir ara Çoban Oğulları Hükümdarı Küçük Şeyh Hasan, Erzincan ve yöresi kendi beyliğine kattıysa da 1338'de Memluk Sultan Nasreddin Muhammed'in yardımı ile Erzincan ve yöresi Küçük Şeyh Hasan'dan kurtuldu. Erzincan bu beylik döneminde de el değişmiştir. Alaaddin Eratna 1352'de öldükten sonra yerine oğlu Gıyasettin Mehmet getirildi. Çıkan anlaşmazlıklar sonunda Erzincan bağımsız olarak, Burak Bey'e bırakıldı. Sırası ile Ahi Ayna Bey (öl. 1362), Pir Hüseyin (öl. 1379), Mutahhareten Bey yönetimi ele aldı. Mutahhareten döneminde, Kadı Burhanettin Erzincan'a ve yöresine birkaç kez saldırı düzenledi. Bu saldırılar Akkoyunlu Hükümdarı Kutlu Bey'in yardımı ile atlatıldı.

    Bu dönemde Erzincan üzerinde Akkoyunlular'ın etkisini görmekteyiz.
    Erzincan Emiri Mutahhareten'in Timur'a bağlanması Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt'ı kızdırmıştı. Beyazıt da Erzincan'ı muhasara etti.(1401) Fakat çok geçmeden Ankara Savaşı patlak verince, yöre tekrar Timur'un eline geçti.(1402)

    Erzincan Terzibaba Camii
    Erzincan Terzibaba Camii

    Yörede Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Osmanlılar etkili olamadılar. 1419'da 1. Mehmet zamanında Karakoyunlu Beyi Kara Yusuf Erzincan'ı zapt etti Pir Ömer'i vali tayin etti.

    1455'de de, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Erzincan'ı aldı. Kaleyi yeniden onardı. Yöre Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli savaşına kadar (11 Ağustos 1473) Akkoyunların elinden kaldı.
    Bu savaştan sonra Osmanlıların denetimine geçti.

    1502 tarihinde Safevi tahtına gecen Şah İsmail Erzincan'ı karargah yapmıştı. Anadolu'yu eline geçirmek isteyen Safeviler'e Yavuz Sultan Selim 23 Ağustos 1514'te Çaldıran Savaşıy'la dur deyince, Erzincan tekrar Osmanlılar'ın yönetimine geçti.

    Kanuni Sultan Süleyman 1534‘te Tebriz Seferi, 1540'da İran Seferi sırasında Erzincan'a uğramıştır.
    Birinci dünya savaşından 11 Temmuz 1916 tarihinde Ruslar tarafından şehir işgal edilmiş, bunu fırsat bilen ayrılıkçı Ermeniler'de silahlı birlikler oluşturarak faaliyete geçmişlerdir. 18 Aralık 1917 de Sovyet hükümeti ile yapılan Erzincan Mütarekesi ile 11 Ocak 1918 de rus askerleri bölgeden çekilmiş ancak, ermeni çeteleribir çok kanlı olaya neden olmuştur. Kazım Kara Bekir komutasındaki askeri birlikler 13 Şubat 1918 de Erzincan'ı 22 Şubat 1918 de Tercan'ı ermeni silahlı güçlerinden kurtarmışlardır. Kurtuluş savaşında ve hareketli geçen Cumhuriyetin ilk yıllarında Erzincan halkı Büyük Atatürk'ün yanında olmuştur.

    Kentin adının "Eriza" veya "Aziriz" kelimelerinden geldiği, ilk önce "Erziricin" daha sonrada bugün ifade edildiği şekilde "Erzincan" a dönüştüğü rivayet edilmektedir.


    1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili olan Erzincan, 1939'da şiddetli depreme maruz kalmış, şehir harabeye dönmüştür. Şehirde taş taş üstünde kalmamış, onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Depremden sonra demiryolundan yukarı yeni bir şehir inşaatına başlanarak bugünkü Erzincan şehri meydana getirilmiştir.


    [MAPS]http://maps.google.com/maps?f=q&source=s_q&hl=tr&geocode=&q=Erzincan&**=& sll=38.35188,38.312749&sspn=0.006201,0.009645&ie=U TF8&hq=&hnear=Erzincan,+T%C3%BCrkiye&t=h&z=14[/MAPS]

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-25 #2
    COĞRAFİ YAPI

    Erzincan Doğu Anadolu Bölgesinin Kuzey Batı bölümünde yukarı Fırat havzasında 39 02'- 40 05' kuzey enlemleri ile 38 16'- 40 45' Doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlimiz Doğuda Erzurum, Batıda Sivas, Güneyde Tunceli, Güneydoğuda Bingöl, Güneybatıda Elazığ, Malatya, Kuzeyde Gümüşhane, Bayburt ve Kuzeybatıda Giresun illeri ile çevrilidir. Yüzölçümü 11.903 km2 olup il merkezinin denizden yüksekliği 1.185 metredir.

    Erzincan'ın ilçeleri; Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refahiye, Tercan ve Üzümlü'dür.
    Erzincan birinci derecede deprem kuşağı üzerindedir. 1939 depreminden sonra şehir merkezi şimdiki yerinde yeniden kurulmuştur. En son önemli deprem 13 Mart 1992 tarihinde rihter ölçeğine göre 6,8 şiddetinde meydana gelmiş ve 657 kişi hayatını yitirmiştir.

    Dağlar, Ovalar, Akarsular ve Göller

    Erzincan ili genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağlar çeşitli yönlerde, belli bir sıra içerisinde uzanır. Güneybatıdan Munzur, Kuzeybatıdan Refahiye Dağları İl sınırlarına girer. Doğudan Erzurum'dan gelerek, Batıya doğru uzanan Karasu ırmağı ve kop dağları, il alanını derinlemesine, aralarında geniş düzlükler bırakacak şekilde böler.

    Dağlar il topraklarının yaklaşık % 60'ını kaplar. Esence (Keşiş) dağları, ilin en yüksek noktasını (3.549 m.) oluşturmaktadır. Köhnem dağı 3.045 m. Sipikör dağı 3.010 m. Mayram dağı 2.669 m., Kop dağı 2.963 m., Mülpet dağı 3.065 m., Munzur dağları 3.449 m., Kazankaya dağı 2.531 m., Ergan dağı 3.256 m., Dumanlı dağları 2.618 m. ve Coşan dağı 2.976 m.dir.
    Erzincan ilinde ovalar, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan dağ sıraları arasındaki çöküntü alanlarında ye alır. Ovalar birbirine boğazlarla bağlanmıştır. Erzincan ovası, doğu-batı yönünde uzanır. Denizden yüksekliği 1.218 m. olan ovanın uzunluğu 40 km., toplam alanı ise 500 km2.dir. Kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzanan bir fay hattı vardır. Kalın bir alivyon tabakasıyla kaplı olan ovada, sulu tarım yapılmaktadır. Orta verimlilikte olup, buğday, şekerpancarı ve fasülye yetiştirilmektedir.

    Fırat vadisinin iki yanında Sansa boğazına dek olan alandaki çok sayıda düzlükler, Tercan ovalarını oluşturur. En genişi 180 km2.lik, Çadırkaya (Pekeriç) ovasıdır. Denizden yüksekliği 1.450-1.500 m. olan bu ova kalın bir alivyon tabakası ile örtülmüştür.

    İI toplam alanının, 1/20'sini yaylalar kaplamaktadır. Güneyde Munzur dağlarının uzantıları üzerinde, özellikle Koşan dağı yöresindeki yaylalar, seyrek ve kısa otlarla kaplıdır. Yer yer meşeliklere rastlanmaktadır. Daha doğuda, Erzurum- Erzincan-*Bingöl sınırında bulunan Cemal dağlarının, Erzincan'da kalan uzantıları üzerinde, verimli yaylalar bulunmaktadır. Önemlileri arasında Çimen, Melan, ve Sarıçiçek yaylaları zengin bitki örtüsüne sahiptir.

    İlin en büyük ve en önemli akarsuyu Fırat ırmağıdır. Fırat 43,8 m3/sn ile 1320 m3/sn arasında değişen debisi ile sulama, enerji ve su sporları amaçlarıyla kullanılmaktadır. Tercan ovalarında Fırat'a, kuzeybatıda Keşiş dağlarından çıkan, Çayırlık dere ile güneydoğuda Tuzla suyu katılır.

    Tercan ovasında suların birleştiği yerden itibaren Fırat'ın en büyük kolu karasu adını almaktadır.
    Erzincan ovasında Fırat ırmağı, iki yandan Mercan, Kom, Cimin, Pahnik ve Sürperen suları ile Çardaklı deresini alır. Irmak, Erzincan ovsından sonra, Bağıştaş'a kadar derin bir yatak içerisinde akar. Fırat, Kemaliye ilçesinde Kadıgölü suyu ile Miran suyunu aldıktan sonra, ilçenin güneydoğusunda Başpınar yakınlarında Keban barajı ile Elazığ il sınırına girer. Refahiye ilçesinden çıkan suların dışındaki tüm suları bünyesinde toplar. Refahiye ilçesinin suları Çukurdere aracılığı ile Kelkit çayına dökülür.

    Bölgedeki bütün akarsular kısa boylu sel karakteri taşıyan dere ve çaylardır.İlkbahar mevsiminde eriyen kar suları ve yağan yağmurlarla kabarır, zaman zaman taşkınlara neden olurlar.

    İI sınırları içerisinde coğrafi önemi olan göl yoktur. Çayırlı ilçesinde Yedi göller ve Aygır gölü, Otlukbeli'de Otlukbeli gölü, Kemaliye'de Kadıgölü gibi küçük göller bulunmaktadır.


    İklim
    Erzincan, karasal iklim özelliğine sahiptir. Ancak, yüzey şekilleri, ovaları ve dağlarla çevrili olması yer yer değişik karakterli iklimlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Doğu Anadolu bölgesinde yer alan Elazığ ve Malatya dışındaki diğer tüm illerden daha ılıman bir iklimi vardır.

    Yıllık sıcaklık ortalamaları 16,6 oC'dir. En soğuk ay olan Ocak ayı ortalamasının -3,7 oC, en sıcak ay olan Ağustos ayı ortalamasının da 23,9 oC olduğu görülmektedir. Erzincan, çevre illere göre daha uzun ve sıcak yaz mevsimi yaşamaktadır.
    Kış mevsiminde doğudan gelen Sibirya kaynaklı hava kütlelerinin tesirinde kaldığı için oldukça sert kış günleri yaşanmaktadır.

    Yağış itibariyle, 366.6 mm. lik (kğ/m2) yağış ortalamasına sahip olan il, yıl içerisinde en fazla yağışı 630 mm. olarak, en az yağışı 210 mm. olarak almaktadır. En yağışlı mevsim İlkbahar olup, alınan yağışın yüzd 41'i bu mevsimde, yüzde 22'si Sonbahar ve yüzde 15'i de Yaz mevsiminde kaydedilmektedir. Kış yağışı oranı ise yüzde 22'dir. Yıllık nem ortalaması ise yüzde 59'dur.

    İklim açısından önemli olan, meteorolojik göstergeler istasyon bulunan ilçelere göre uzun yıllar ortalamaları olarak aşağıda gösterilmiştir.


    Erzincan' da akarsu boylarında görülen kavak ve söğütlerin dışında genel olarak kısa ömürlü cılız otsu bitkiler yaygındır. Ormanlar seyrek ve ortadan kalkmış durumdadır. Refahiye ve Kemah çevresinde meşe, gürgen, diş budak ve sarı çama rastlanmaktadır. İI topraklarının 911.479 ha. yaklaşık yüzde 76.57 si erozyona maruzdur.

  3. 2006-11-29 #3
    Eğin - Kemaliye
    Yeşil Bir Dünya Kenti


    Nüfus : 9.025
    Yüz ölçümü : 1168 km²
    Rakım : 850 m
    Şehir merkezinden uzaklığı : 194 km


    Elazığ ve Malatya illerine bağlı ilçe iken, 1938 yılında Erzincan iline bağlanmıştır. İlçenin Eğin olan adı, Mustafa Kemal'in anısına Kemaliye'ye çevrilmiştir. Kemaliye Fırat'ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda kurulmuştur. Doğudan Munzur Silsilesi, batıdan ise Sarıçiçek dağları ile çevrili olup, deniz seviyesinden 825-900 m. yüksekliktedir. Keban Barajı yapıldıktan sonra yükselen su seviyesi Kemaliye önünde bir göl oluşturmuştur.


    Kemaliye'nin en önemli sorunlarından biri ulaşımdır. Çevresindeki en yakın il'e yaklaşık üç saat mesafede olan ilçenin dağlık oluşu, ulaşımı zorlaştırmaktadır. Kemaliye, Erzincan'a 163 Km. Malatya'ya 175 Km. ve Elazığ'a 145 Km. uzaklıktadır. Elazığ ve Malatya'dan gelen Karayolları birleşerek Arapgir'e ve daha sonra Kemaliye İlçe merkezine ulaşır. Bu yol, Bağıştaş demiryolu istasyonuna ve oradanda İliç-Kemah istikametinde devam ederek, Kemaliye'yi Erzincan'a bağlar.

    İlçe toprakları içinden doğup Karasu'ya karışan önemli su kaynakları; merkez ilçenin bağrından kaynayan Kadıgölü, Sarıkonak Köyü Suyu, Umutlu (Barasor) deresinin sularını toplayan Ziyaret Suyu ve Kekikpınar köyünden kaynayan Müran çayıdır. Ayrıca ilçe merkezine yakın ve çevredeki komşu köylerin bahçelerini besleyen Kırkgöz Kaynağı Kemaliye'yi ve Karasu vadisini yüksekten seyreden fevkalade bir güzelliğe sahiptir.


    Kemaliye'nin dağlık yapısı dağ sporlarının yapılması ve geliştirilmesi bakımından oldukça elverişli bir ortamdır. Ayrıca bu arazi yapısı bir çok yabani hayvanın yörede yaşamasına ve barınmasına neden olmuştur. Yüksek kayalıklar arasında yaşayan dağ keçileri zaman zaman ilçe yakınlarına kadar sokulmakta ve seyredilebilmektedir.

    Halıcılığı ile ünlü olan ilçemizde, her yıl halı festivali düzenlenmektedir. İlçede Kemateks çuval fabrikası vardır.

    Kemaliye Müzesi

    Kemaliye Müzesi


    Kemaliye müzesinin bulunduğu tarihi binanın, yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Anayola bakan dış cephenin geniş kemerli ve kesme büyük taşlardan yapılmış olması, binaya bir estetik ve ihtişam kazandırmıştır. Binanın ana giriş bölümleri ve birinci kat çok kalın taş duvarlardan yapılmış olup üst kat ve ön kısımlar ile taban ve tavan döşemeleri tamamen ahşaptır. Fırat'a bakan arka cephe ise, ahşap malzeme ile yapılmıştır. Binanın pencereleri ve pencere kolları özgün mimariyi yansıtan önemli kısımlar olarak göze çarpmaktadır.

    Bina, 1915 yılında kurulan ve İstanbul dışında belki de ilk şirketlerden olan Türk Halı Şirketi'ne tahsis edilmiş olup uzun yılar bu şirket tarafından kullanılmıştır. Burada yılarca halı tezgahlarında çok değerli olan, "Eğin Halıları" dokunmuş ve İlçeye önemli ekonomik girdiler sağlanmıştır. El halıcılığı konusunda piyasada yaşanan sıkıntılar ve göç nedeniyle, genç nüfusun azalması buradaki çalışanları bitirmiş, bu yüzden fazla hissedarı bulunan şirket kendiliğinden kapanmıştır.

    Uzunca bir süre binanın alt katı Ceza ve Tutuk evi olarak kullanılmış ise de, yıllarca boş durması ve son 90'lı yılların sonuna doğru kapanması nedeniyle bina kaderine terkedilmiştir.1999 yılında tamamını Kemaliyelilerin sağladığı maddi imkanlarla Kaymakamlık Köylere Hizmet götürme Birliği kanlıyla, restorasyon çalışmalarına başlamıştır.

    Restorasyon sonrası binanın alt katının bir kısmı, otantik görünümlü bir kafeterya olarak bahçesiyle birlikte halkın ve öğrencilerin istifadesi için işletmeye verilmiş, eski ceza evinin bulunduğu kısmı ise, İlçemizde bulunan Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu Halıcılık Bölümüne, uygulama atölyesi olarak tahsis edilmiştir.
    Binanın orta katının girişinde bulunan oda sedir ile kaplanarak, Kemaliye Kültür Turizm ve Folklor Derneği'ne fasıl ve folklor gösterileri için ayrılmıştır.

    Orta katın, girişinden sonra bulunan büyük salon ara holler, bir büyük ve üç küçük odadan oluşan bölümleri etnografik eşyaların ve folklorik kıyafetlerin sergilendiği Etnografya Müzesi olarak oluşturulmuştur. Burada bulunan tüm etnografik eşyalar herhangi bir ücret ödenmeksizin, İlçe merkezi ve köylerimizdeki halkımızın yanı sıra gurbetteki Kemaliyeli hemşerilerimizin bağışları ile toplanmıştır.

    Kemaliye Etnografya Müzesinde toplanan 600'e yakın etnografik değerdeki eşya ve tarihi folklorik kıyafetler, bağışlayanların isimleri ile birlikte ışıklı camekanlar içerisinde, açıkta ve cansız mankenlerin üzerinde sergilenmektedir.
    İlçeye her gelenin mutlaka ziyaret ettiği Kemaliye Etnografya Müzesi, gezenlerde Kemaliye'nin engin kültürü hakkında izlenimler bırakmakta, geçmişi günümüze taşımaktadır.



    Taşyolu

    Asırlık Rüyadan Uyanıyoruz..



    -Taşyolu,1870'li yıllarda Kemaliye'nin(Eğin'in) gündemine gelmiş,132 yıllık bir rüya projesidir.

    -Taşyolu Kemaliye'yi çıkmaz sokak olmaktan kurtaracak,Divriği-Sivas güzergahından İç Anadolu'ya bağlayacak,sıla-gurbet yolu olan Ankara-İstanbul yolunu 220 Km. kısaltan bir yoldur.

    -Bu yola halkın maddi dayanışması ile ilk kazma 1949 yılında vurulmuş,çok güç şartlarda insanlar sepetler içerisinde kayalara asılmak suretiyle ve 1960 yılına kadar aralıklı çalışılarak 1900 metre yol(2 m. genişliğinde) açılmıştır.

    -1983 yılında bir bölümü Keban Baraj Gölü suları altında kalan bu yolun girişi ile genişletilmesi Köy Hizmetleri(YSE) tarafından yapılmıştır.

    -1993 yılında gurbetteki Kemaliyelilerin bir araya gelerek topladıkları paralarla ABD'den Tracdrill(delici-rok) ile bir kompresör alınarak Kemaliye Kaymakamlığı Köylere Hizmet ***ürme Birliği tarafından Taşyolunun açılmasına tekrar başlanılmıştır.

    -1995 yılı Ocak ayında bir taşeronla anlaşılarak 6 metre genişliğinde 5 metre yüksekliğinde tünel yapımına başlanılmıştır.

    -Bu yolun finansmanı merkezi idare, İl Özel İdaresi ve halkın özverili katkıları ile sağlanmıştır.

    -Bu muhteşem eserin ucuz bir maliyetle yapılmasında İl ve İlçe yöneticilerinin olağanüstü gayreti,merkezi Hükümetin fevkalade desteği ve Kemaliye halkının yakın ilgisi ve katkısı ile mümkün olmuştur.

    -Açılışı yapılan ve tamamen patlayıcı kullanarak açılan bu yolun uzunluğu 8500 metre olup,tamamı taştır.Bu yolda 4722 metre tünel,1898 metre geniş yol(7 metre),1900 metre dar yol(1949-1960 arasında açılıp,1983 yılında genişletilen) bulunmaktadır.

    -Bu Yolun Yararları;

    1-Kemaliye Ankara-İstanbul irtibatı (sıla-gurbet)220 km. kısalmıştır.
    2-Doğrudan Divriği ve Sivas'a ulaşmak artık mümkündür.
    3-Kışın irtibatı kesilen 7 köyle ulaşım sağlanmıştır.
    4-Bir doğa harikası olan Karanlık Kanyon turizmlin hizmetine sunulmuştur.
    5-Divriği-Kemaliye(Eğin) ve Harput eksenindeki bir kültür havzası turizmi açılmıştır.
    6-Yaban hayatı bakımından çok zengin Fırat Vadisi seyirlik olarak bir cazibe merkezine dönüşecektir.
    7-2.ve 3.Ordu arasında (Malatya-Erzincan) ulaşımı sağlayacak alternatif bir güzergah olmuştur.
    8-Bu yol ile Kemaliye çıkmaz sokak olmaktan kurtulacak,ekonomik ve sosyal canlılık kazanacaktır.
    9-Güneyi İç Anadolu'ya ve Karadeniz'e bağlamıştır.



    Türkiye Cumhuriyeti Başbakanımızın himayelerinde, yakın ilgi ve desteğiyle tamamlanan Kemaliye'nin bir asırlık rüyası Taşyolu 03.08.2002 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete açılmıştır.

    Başpınar Köprüsü

    Başpınar Köprüsü

    1966 yılında Keban Barajının yapımına başlanılmış olup ,1974 yılına gelindiğinde barajda su tutulmaya başlandığında göllenme sahası ilçemiz merkezine ulaşmıştı.Daha önce Karasu üzerinde var olan ve 1957 yılında yapılmış bulunan Başpınar köprüsü sular alında kalmıştı.Bu köprünün su altında kalacağı baraj çalışmalarına başlanıldığı andan itibaren bilindiğinden , DSİ Genel Müdürlüğü ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında 30 Nisan 1971 tarihinde bir protokol imzalanarak Keban Barajının maliyeti çerçevesinde DSİ Genel Müdürlüğü tarafından finanse edileceği, Karayolları Genel Müdürlüğünce de yeni koda göre köprünün yapılacağı öngörülmüş ve dönemin yetkilileri tarafından yöre halkına vaat edilmişti.

    Bu konu yöre halkı tarafından sürekli gündemde tutulmak amacıyla yaklaşık 20 yıl Kemaliye -Ankara arası mekik dokunmuş ve köprünün daha önce yapılmış olan protokol çerçevesinde yeniden yapılması tüm ilgili kurumlardan talep edilmiş ancak bir sonuca ulaşılamamıştı.En son Bayındırlık Bakanlığının 20 Mayıs 1993 tarihli yazısında daha önceki yazılarda verilen cevaplar yerine köprünün maliyetinin yüksek olduğu ve ekonomik olmadığı gerekçesiyle yapılamayacağı kesin bir dil ile ifade ediliyordu.

    Ayrıca DSİ 9. Bölge Müdürlüğü 1993 Kasımında yazdığı bir yazıda bu işle hiçbir alakalarının olmadığını beyan ediyorlardı.

    Alınan tüm bu cevaplar baraj gölünün bir anda ulaşım yönüyle dış dünyadan tecrit ettiği yöre halkı için bir yıkım demekti.Bu yörede yaşayan insanların tek çıkış noktaları bu güzergah olduğundan suyun azaldığı mevsimlerde karaya oturan bir feribot ile, küçük kayıklara esir olmuşlardı.İlçenin en kalabalık nüfusunun bulunduğu bu yörede bilhassa gurbetçiliğin fazla olması ,ayrıca iç turizm olayının hareketliliği nedeniyle kentinden köyüne ve köyünden kentine ulaşmak isteyen insanlar barajın yollarını kesmesi nedeniyle ızdırap çekmekte idiler.Konunun bir diğer boyutu da bu yöredeki köylerin terörün hedefi durumunda bulunması idi. Başbağlar Köyü katliamı bunun en canlı örneğidir.Yöredeki köylerden herhangi birinde bir olay olduğu zaman güvenlik güçlerinin müdahalesi çok zaman almakta idi.Zira ilçe merkezinden hareket edecek güvenlik konvoyunun buradaki feribotun işlevi ile orantılı olarak müdahale imkanı sınırlanıyordu.Bilhassa sonbahar ve kış aylarında su seviyesinin azalması ile feribot çalışmadığından yöre halkı kaderi ile baş başa kalıyordu.Bununla beraber yöre halkı coğrafi konum itibariyle ihtiyaçlarını sürekli kent merkezlerinden taşımak zorunda idiler.O günkü haliyle yetersizde olsa hizmet vermeye çalışan feribot Karasu ırmağının erozyon nedeniyle devamlı mil taşıması dikkate alındığında kısa bir süre sonra kenarlardaki mil ve toprak yığılmaları nedeniyle feribotun çalışması da mümkün olmayacaktı.

    Tüm bu nedenlerden dolayı buraya köprü yapılması bir zorunluluktu.Kurumlarda bu işi ekonomik olmadığı nedeniyle üstlenmediğine göre iş başa düşüyordu.Devlet -Millet işbirliği ile bu işe başlanacaktı.
    İl Özel İdaresi öncülüğünde halk katılımı ile emaneten pratik çözümler bulunarak 200 metrenin üzerinde olan köprü açıklığının bir taşeron aracılığı ile dolgu yapılarak 70-80 metreye düşürülmesi ve bu açıklığın panel köprü ile geçilmesi kararlaştırıldı.

    Başta Merhum Valimiz Sayın Recep YAZICIOĞLU'nun desteği ve İlçe Kaymakamımız Sayın Atilla ŞAHİN'in gayretleri ile Başpınar köprüsünün yapımına 1993 Eylül ayında böylece başlanıldı. Bu amaçla Kemaliye halkından 5.000.000.000.-TL yardım toplanılacaktı. İl Özel İdaresi de bu iş için 5.000.000.000.- TL. ayırmıştı. 5.000.000.000.- TL.de DPT Yatırımları Hızlandırma Fonundan karşılanması halinde 15.000.000.000.- liraya köprünün bitirilebileceği düşünülüyordu.

    Ancak yıllar itibariyle gelen eskalasyonlar nedeniyle köprünün maliyeti yükseliyordu. Bu da vatandaştan ve karşılığında da İl Özel idaresinden talep edilen yardımlarla gideriliyordu.

    Gerek maddi ve gerekse doğanın zor şartları altında olağanüstü gayret ve özveriler sarf edilerek ülkemizde Devlet-Millet işbirliği ile yapılan ilk proje özelliğini de taşıyan ve 24 köyün ulaşımını sağlayacak olan Başpınar Köprüsü 1997 yılında tamamlandı ve aynı yıl Eylül ayının 13. günü zamanın Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent ECEVİT ve Bakanların teşrifleri,Türkiye'nin her tarafından insanların ve medyamızın yoğun katılımıyla düzenlenen büyük ve coşkulu bir şenlik ile açılışı yapıldı.

    Başlangıçından bitimine kadar her aşamada hiçbir zaman maddi ve manevi katkılarını esirgemeyen ve projenin fikir babası olan Merhum Valimiz Sayın Recep YAZICIOĞLU'nun adına izafeten köprüye "VALİ RECEP YAZICIOĞLU KÖPRÜSÜ" ismi verildi.

    Kemaliye-Çemişgezek karayolu güzergahında bulunan ve 2003 yılında yapılan ödeme ile birlikte KDV dahil toplam 56.770.659.311.-TL. ye mal olan VALİ RECEP YAZICIOĞLU KÖPRÜSÜ yıllar itibariyle bakımının yapılabilmesi için T.C.Karayollarına devredilmiş olup, günümüzde hasret çekenleri kavuşturmaya devam etmektedir...

  4. 2006-11-30 #4
    Atatürk Kültür Merkezi


    İlçe merkezinde bulunan, taş duvarlı ahşap tarihi binanın yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, yaklaşık yüzyıl önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Binanın 1928 yılından 1940 yılına kadar ilkokul, 1940 yılından 1987 yılına kadar Kemaliye Ortaokulu olarak hizmet verdiği bilinmektedir.

    Binanın ön cephe pencereleri ile köşeleri kesme taştan yapılmış olup, pencereleri genelde kemerli ve yer yer motifli taşlardan örülüdür. Ayrıca duvarlardan taşan çatının saçak altlarında bulunan ahşap süsleme ise binaya estetik ve ihtişam kazandırmıştır. Binanın taban ve tavanında ise ahşap doğramalar kullanılmıştır.

    Bina tarihi ve mimari özellikleri nedeniyle, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 24.04.1992 tarih ve 437 sayılı kararıyla, Taşınmaz Kültür Varlığı olarak koruma altına alınmıştır.
    Ortaokulun bir başka binaya taşınması ile bu bina uzun süre kullanılmamış, bundan dolayı büyük ölçüde hasar görmüştür. Aradan geçen yıllarda çatısı çökmüş, iç ahşap mekanları çürümüş, pencereleri ise tamamen kırılmış bir duruma gelmiştir.


    2000 yılında Erzincan Valisi'nin İlçe incelemelerinde özellikle mimari özelliği sebebiyle dikkatini çeken binanın, kültürel bir değer olarak kazandırılması için verdikleri talimatla rölöveleri hazırlanmış, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan gerekli izin alınarak restorasyon çalışmalarına başlanmıştır.

    İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Fonu'ndan ve Erzincan Valiliği İl Özel İdaresi'nden Kemaliye Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği'ne gerekli maddi kaynak aktarılmıştır. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Sayın Prof.Dr.Metin SÖZEN'in görüş ve önerileri, Dr.Mehmet ALPER'in projeleri de dikkate alınarak, Erzincan Valisi Sayın Halil İbrahim ALTINOK'un himaye ve denetiminde restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

    Restorasyon çalışmalarında, özellikle saçak altlarındaki ahşap süslemelerin korunmasına önem verilerek, yan duvarlardaki taş doku derzleriyle birlikte ortaya çıkarılmıştır. Pencereler, taban ve tavan döşemeleri, mimarisine uygun olarak yeni ahşap doğramalarla değiştirilmiş, çatı ise yine özgün mimarisine uygun olarak kiremitle kaplanmıştır.
    Binanın iç tefrişi ise, değerli Kemaliyeli hemşerilerimizin maddi katkıları ve ÇEKÜL Vakfı Kemaliye Gönüllülerinin muazzam destekleri ile Kemaliye Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği personelince tamamlanarak, Erzincan Valimiz tarafından 17 Ağustos 2001 tarihinde Kültür Merkezi olarak hizmete açılmıştır.


    Kemaliye Atatürk Kültür Merkezi iki kattan oluşmaktadır. Birinci katı fuaye, modern bir sergi salonu ile 95 koltuk kapasiteli ses ve ışık sistemi ile sinevizyon destekli çok amaçlı gösterim salonundan oluşmaktadır.

    İkinci katı ise geniş katılımlı toplantı ve kokteyllerin gerçekleştirilebildiği otantik Eğin Odası, okuma ve dinlenme salonu, ferah bir çalışma ortamını sağlayan bilgisayar destekli kültürel araştırma odasından oluşmaktadır.


    İlçeye kültürel bir değerin tekrar kazandırılmasının yanı sıra ilçe halkının, yoğun kültürel etkinlik taleplerinin de karşılanabildiği bir mekan sağlanmıştır. Kültür Merkezinde çeşitli tiyatro, konferans ve sinevizyon gösterileri yapılmakta olup, resim ve fotoğraf sergileri açılmakta, araştırma yapmak isteyenlere kitaplık ve bilgisayarıyla yer temin edilmekte, Kemaliye Kültür, Turizm ve Folklor Derneği tarafından zaman zaman fasıl verilmekte ve halkımızın otantik bir ortamda bulunmaları sağlanmaktadır.


    Tarihi Kemaliye Evleri


    Kemaliye kuruluşundan bu yana, çeşitli kültürlerin yaşandığı bir yer olma özelliğini taşır. Bu ortak kültürün izleri ayrıntılara da yansır. Dut, ceviz, çınar, kavak ağaçlarının oluşturduğu, yeşilin bin bir tonu arasında yer alan evler, doğal çevre ile mimari arasındaki uyumun en güzel örneklerini sunar.

    Tarihi Kemaliye Evleri

    Kemaliye evleri, topografya yapısına uygun olarak konumlanmış ve "mağ" adı verilen, 3-3.5 metrelik aks sistemiyle yapılmıştır. Araziyi ekonomik kullanma zorunluluğu nedeniyle, evler kademeli olarak şekillenmiş, yatay değil, düşey olarak düşünülmüş ve tek katlı evler yerine iki, üç ya da dört katlı evler tercih edilmiştir. Evlerin bir çoğu eğimli araziye yaslanır. Dolayısıyla, Kemaliye Evleri'nin her kaündan açılan kapılardan, ya bir sokağa ya da bir bahçeye çıkabilirsiniz. Genelde üç katlı olan Kemaliye evlerinin alt katları, hizmet katı olarak işlev görür. Bahçe ile bağlantısı olan bu kat soğukluk, kiler ve odunluk olarak kullanılır. Ana katlar -taş duvarın üstü ile başlayan ahşap katlar- yaşam mekanları olarak düzenlenmiştir. Divanhane, selamlık, sofa ve mutfak bu katta bulunur. Üst katlarda genel olarak yatak odaları vardır. Son katın üzerinde bulunan rıhtım döşemeyle kaplı damlar ise, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve kurutulması amacıyla kullanılır.


    Kemaliye evlerinin yukarıda adı yazılan bütün bölümleri, tek tek ele alınması gereken mimari özelliktedir. Bu bölümlerden bazılarını birlikte gezelim.

    Atatürk Kültür Merkezi

    SOFA "Aralık" adıyla biçimin ana belirleyicisi olma işlevini sürdüren sofa, odaların ve diğer mekanların doğrudan açıldığı bir geçittir. Ortak kullanım alanı olmanın ötesinde, katların dış çevre ile doğrudan ilişkisini sağlaması bakımından önem kazanır. Sofa, geleneksel evin avlu öğesini, yapı içinde oluşturma eğiliminin bir ifadesi olarak da açıklanabilir.

    DİVANHANE Kemaliye evlerinde sofanın oturma işlevli bölümü, "Divanhane" adını alır. Divanhane aynı zamanda evin, manzara ile etkin görsel ilişkisini kurduğu mekan olarak da tanımlanabilir. Yalnızca bir basamak yükseltilmiş döşemesiyle sofadan ayrılan divanhane, sofanın ardından, hatta onunla birlikte, ana kat planını örgütleyen temel mekan olarak belirlenir.

    ODALAR Mekansal biçimlendirme açısından Türk evinin temel özelliği, odayı ana birim olarak ele almasıdır. Varılmak istenen sonuç, odanın yönlendirme ve kullanımda en uygun biçimlendirilmeye kavuşturulmasıdır. Kemaliye evlerinde de bu amaca yönelik biçimlendiği kanıtlanan odalar yeme, oturma, yatma işlevlerinin tümüne cevap verebilecek nitelikte tasarlanmıştır. Sofanın iki yanında konumlanmış odalar, genellikle divanhanenin iki yanında yer alır. Aralarında işlevsel farklılık yoksa simetrik bir düzen gösterirler. Kısa kenarı uzun kenarının yaklaşık yarısı olacak boyutta biçimlenmiş odalar, kısa kenarları manzaraya doğru ve yaygın bir uygulamayla divanhane ile aynı yöne bakacak şekilde yapılmıştır.
    Odanın oturma alanı (sekiüstü), sekialtına göre bir basamak yükseltilmiştir. Sekiüstünde, duvarlar boyunca yerleştirilen bir, iki ya da üç yönlü sedirler bulunur. Sedirleri sekialtı kenarında sınırlayan eleman olarak kapı tarafında korkuluk (parmakçalık), diğer tarafında ise yüklük yer alır. Yüklükler banyo yapma ve yatak-yorgan koyma yeri olarak işlev görür. Yüklük ile kapı arasındaki duvar yüzeyi ise, "çiçeklik", "şerbetlik" adıyla anılan ahşap süslemelerle şekillendirilmiştir. Ayrıca, çiçeklik üst sınırında, kapıdan yüklüğe kadar ve oradan da pencere üst sınırına koşut, tüm mekanı dolaşan raf sistemi, köşelerde lambalık, kapı üstünde veya arkasında da şapkalık yer alır.


    SERVİS MEKANLARI Kemaliye evlerinde servis mekanları adı altında toplanabilen mutfaklar; selamlık odasına hizmet veren kahve ocağı, depolama işlevli kiler, soğukluk ve mağazalar, mevsimlik yiyeceklerin kurutulmasına yönelik dam, ailenin ihtiyacı olan hayvanları barındıran ahır, samanlık ve hela birimleri, evin mekansal örgütlenme ilkeleri doğrultusunda yapı bütünü içinde katlara dağıtılarak çözümlenmiştir. Kemaliye evlerinin günlük kullanıma ayrılan hazırlama ve pişirme mekanları olan mutfaklar, çoğunlukla ana katta sofaya bitişik ve evin manzara yönüyle ters konumdaki arka kesiminde yer alır. Model olarak odalarla uyum gösterir. Mutfağın en önemli özelliklerinden bir tanesi, kapısının diğer kapılara göre küçük olmasıdır. İçeri giren kişinin başını eğmek zorunda kalması, "nimete saygının" ifadesidir. Kemaliye evlerinde selamlık odasına hizmet olarak tasarlanan kahve ocağı, bu mekanla doğrudan ilişkili küçük bir ofis niteliğindedir. Çoğunlukla evin arka kesiminde konumlanmış olması nedeniyle dış duvarları taş olup, pencere yüzeyleri de, servis mekanı penceresi niteliğindedir. Sedir, ocak ve duvar nişleri içindeki dolaplar mekanın donanım öğeleridir. Kemaliye evlerinde depolama işlevine yönelik çeşitli mekanlara, yapı bütünü içerisinde olmak koşuluyla yer verilmiştir. Meyve, sebze, tahıl, yağ, peynir, kavurma ve uzun süreli tüketim için hazırlanan yufka ekmeklerinin bozulmadan kullanılmasını sağlayacak uygun sıcaklık ve havalandırma koşullarına sahip farklı mekanların oluşturulabilmesi için, kat alanlarının, genellikle odaların konumlandığı ön kesim dışındaki bölümleri, depolarla donatılmıştır.

    Zengin ailelerin evleri ile fakir evleri arasında büyük farklılıklar yoktur. Bir farklılık sayılacaksa, "kat" sayısı ve "evlerin boyutu" bu iki evi birbirinden ayırır. Evin "direkli oda" denilen selamlık odaları, ayrı giriş ve servis mekanları ile diğer bölümlerden ayrılır. Kemaliye evlerinde tüm oturma mekanları manzaraya, bu manzaranın en güzel görüntüsü olan Fırat'a bakar. Eğimli arazideki set set yapılanma, evlerin birbirinin manzarasını kapatmasını önler. Manzaraya bakan oturma yerlerine, evin diğer yerlerine oranla daha çok pencere, vitraylı tepe pencereleri, her katta daha ileriye taşan cumbalar yer alır. Oturma mekanları arasındaki hiyerarşiyi, bu cephedeki "çıkma düzeni" ile kavramak mümkündür. Yaz boyunca oturulan ortak mekan olan "divanhane", cephede dışarıya en fazla çıkma yapar. Onu selamlık ve odalar takip eder. Aynı cephede simetrik biçimlenme de dikkati çeker. Evlerin yapımında taş ve ahşap malzeme kullanılmıştır. "Hımış" adı verilen, arası kerpiç dolgulu ahşap dikmelerin üzeri çam tahtaları ile kaplıdır.

    Ahşap kaplamaların etekleri fisto biçiminde iç ve dış bükey eğriler veya yalın oyma motiflerle bitirilmiştir. Bu ahşap kaplı cephedeki dikdörtgen pencerelerin, ahşap kapaklarındaki dövme demir açma-kapama ve sabitleştirme elemanları motiflerle bezelidir. Kapaklar kapandığında odalar yalnızca tepe pencerelerinden ışık alır. Ahşap cephe yüzeyini üstte saçak, yöreye özgü adı ile "süvüng" sınırlar. Bu saçak, aynı zamanda bir balkon korkuluğudur. Çünkü evin "rıhtım" adı verilen dere taşı kaplı düz damı, diğer adıyla "yetme", üzerinde gezilen bir üretim alanıdır. Pestil, tarhana, dut, elma, reyhan evin en üst kısmında kurutulur. Aynı katta depolama ve yazın oturma işlevli kapalı mekanlar da bulunur ki buraya "kaçak " denir.

    Kemaliye evlerinde dikkate değer bir cephe elamanı da kapılar ve kapı tokmaklarıdır. Bu tokmaklar iki türlüdür. Biri erkekler içindir ve vurulduğunda kalın ses çıkarır. İnce ses verenini ise kadınlar kullanır.

    Kemaliye evleri, mimarisinde yerel kültür öğeleri barındıran ancak plan örgütlenmesi, kütle düzeni ve strüktür özellikleri ile, Osmanlı döneminin geliştirdiği kentsel konut geleneğinin özgün örnekleri arasında yer alır.

    Kısa adı ÇEKÜL olan,
    Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı'nın "7 Bölge 7 Kent" projesi kapsamında yer alan Kemaliye, doğal-tarihsel ve kültürel özelliklerinin yanı sıra özgün mimari dokusuyla da Dünya Mirası Tarihi Değerlerden biri olmak üzere UNESCO'ya aday gösterilmiştir.

    Mutlaka görülmesi gereken bu sivil mimari örnekleri, bütün özellikleri ile geçmişin parlak sayfalarını anımsatan, Anadolu kültürünün gözler önüne serildiği en açık örneklerdendir.

  5. 2006-12-10 #5
    465 - Erzincan Hakkında Genel Bilgiler

  6. 2008-04-26 #6
    Bolkar Kayak Merkezi Erzincan'a 40 km mesafede ana yol güzergahında Bolkar Dağlarında kurulmuştur.

    Bolkar Kayak Merkezi

    Ulaşım
    Şehir merkezinden tesislere ulaşmak yolcu otobüsleri ve özel araçlarla ile mümkündür.


    Coğrafya
    Kayak mevsimi Aralık ayında başlıyor ve Nisan ayına kadar devam ediyor. Kar kalınlığı 60-100 cm.dir.

    Konaklama ve Diğer Hizmetler
    Merkezde bir kayak evi bulunmaktadır.

    Mekanik Tesisler ve Pistler
    Kayak merkezinde 1050 metre uzunluğunda, 1200 kişilik bir teleski tesisi ile, 300 metre uzunluğunda baby-lift tesisi bulunmaktadır. Pist uzunluğu 1100 metre olup orta-zor düzeydedir. Pist genişliği 100-200 metre ve ortalama meyil % 20'dir.

  Okunma: 12394 - Yorum: 5 - Amp