Sağlık Önerileri,Haberleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Sağlık Önerileri,Haberleri

  1. SAĞLIK ÖNERİLERİ
    İngiliz doktorlar sağlıklı olmak isteyenler için 30 öneri getiriyor. The Independent gazetesinde yayınlanan sağlık ipuçları listesinde günde bir diş sarmısak yemek, sık sık balık tüketmek, kansere karşı koruması için selenyum almak, daha fazla su içmek gibi öneriler yer alıyor. İşte sağlıklı bir yaşam çin yapmanız gerekenler:
    1-Hergün bir diş sarmısak yiyin. Sarmısak vücuttaki hastalık sebebi olabilecek kimyasalların seviyesini % 48 azaltırken, beynin yaşlanmasını önlüyor, kolestrolü düşürüyor.
    2-Egzersizi ihmal etmeyin: Günde bir kilometre yürüyüş ya da haftada üç kez hafif egzersiz kalp hastalığı riskini düşürüyor.
    3-Kepekli ürünler kanserden korur: Haftada dört kez kepek içeren ekmek, makarna ya da kabuklu pirinç tüketmek kanser riskini % 40 azaltıyor.
    4-Sebze-meyveyi eksik etmeyin: Sebze-meyve, özellikle de domates, kırmızı üzüm, brokoli yiyenlerde kalp krizi, kanser ve şeker hastalığı riski düşüyor.
    5-Ayaküstü yemekten vazgeçin: Hamburger, patates kızartması vs. gibi yiyecekleri tüketmeden önce kalp hastalıklarının üçte birinin bu yiyecekler yüzünden ortaya çıktığını hatırlayın ve fast fooddan vazgeçin.
    6-Bel ağrısına çalışma iyi gelir: Araştırmalar bel ağrısı çekenlerin yatmak yerine normal aktivitelerine devam ettiğinde daha çabuk iyileştiğini gösteriyor. Fazla zorlamamak koşuluyla hareket etmek belinize yatmaktan daha iyi geliyor.
    7-Sofrada balık olsun: Düzenli olarak balık yemek kalp riskini azaltıyor, ayrıca balıkta bulunan yağlar bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor.
    8-Tuzu azaltın: "Fazla tuz felce ve kalp hastalıklarına davetiye çıkarır" diyen uzmanlar günde 5 gramdan fazla tuz tüketilmesini sakıncalı buluyor.
    9-Biraz şarap kanserden korur: Günde bir-iki kadeh şarap, kanser riskini azaltırken, vücudu gripten koruyor ayrıca yaşlılıkta bunamaya engel oluyor.
    10-Kahvenin faydaları: Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini % 25, safra kesesinde taş riskini % 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek tansiyona neden olabiliyor.
    11-Çaya devam: Uzmanlar, bol bol çay içenlerin kalp krizinden ölme riskinin yarı yarıya azaldığını belirtiyor.
    12-Şok diyetler faydasız: "Haftada üç kilo" vermeyi vaadeden diyetlerden uzak durun. Kilo vermek istiyorsanız bunu hafta hafta değil uzun vadede yapmaya çalışın.
    13-Aşırı kiloya dikkat: Yeni bir araştırmaya göre, kilolu insanların aldıkları her yeni kilo ömürlerini 20 hafta kısaltıyor. Fazla kiloları vermek kalp, kanser, eklem iltihabı hastalıklarından koruyor
    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-25 #2
    14-Selenyuma ihtiyacınız var: Kansere karşı doğal bir koruyucu olan selenyum fındık, fıstık, balık, tahıl gibi ürünlerde bol miktarda bulunuyor. Hergün selenyum alanlarda kanser riski % 37 azalıyor.
    15-Kolestrolü düşürün: Egzersiz yapmak ve yağı, tuzu azaltmak kolestrolü düşürüyor, bu da kalp krizi ve felçten korunmanızı sağlıyor.
    16-Mucize ilaç aspirin: Ağrı kesici olarak aldığımız aspirin bizi kalp hastalığı, felç ve kanserden koruyor.
    17-Düzenli ilişki bağışıklığı güçlendirir: Uzmanlara göre haftada en az bir kez birlikte olmak, vücudu gripten koruyan Iga maddesini arttırıyor. Ayrıca bu kişiler on yıl daha genç görünüyor.
    18-Rahatlamayı öğrenin: Sosyalleşerek, hobi edinerek rahatlamak ruh sağlığına iyi geliyor. Ayrıca haftada üç kez rahatlatıcı egzersiz yapmak stres ve depresyonu önlüyor.
    19- Sigaraya hayır: Sigarayı bırakmak artık daha kolay, nikotin bantları ve sakızları, akupunktur vs. gibi yöntemleri deneyebilirsiniz. Eğer tamamen bırakamıyorsanız azaltmak da sizin için yararlı olacaktır.
    20-Ağız kokusunun çaresi var: Uzmanlar ağız kokusuna yol açan hastalıkları önlemek için günde iki kez fırçalama, gargara kullanmanın yanısıra havuç gibi lifli yiyecekler yemeyi ve çok fazla kahve içmemeyi öneriyor.
    21-Sağlık için şarkı söyleyin: Doktorlar şarkı söylemenin ruh ve beden sağlığına iyi geldigini belirtiyor. Şarkı söylemek rahatlatıyor, nefes egzersizi yerine geçiyor, depresyona iyi geliyor hatta ömrü uzatıyor.
    22-Sağlıklı sinüsler için mırıldanın: Mırıldanarak şarkı söylemek de sinüsleri açıyor, sinüzütü önlüyor.
    23-Uykusuz kalmayın: Uyku bağışıklık sisteminin iyi çalışmasında etkili oluyor. Yetersiz uyku konsantrasyon eksikliğine yol açıyor.
    24-Hergün vitamin alın: İçeriğinde folik asitin de bulunduğu vitamin tabletleri sizi kanser ve kalp hastalıklarından koruyor.
    25-Cildinizi nemlendirin: Cildiniz için yazın, güneşten koruyucu kremleri, kışın da çatlama ve kırışıklardan korumak için nemlendiriciyi ihmal etmeyin.
    26-Elma dişlere iyi gelir: Böğürtlen bakterilerin dişe yapışmalarını engelleyerek diş eti hastalığı riskini azaltırken, elma, portakal, havuç, ıspanak gibi lifli yiyecekler de dişleri güçlendiriyor.
    27-Eş seçerken dikkat: Uzmanlar kronik rahatsızlıkların kadın-erkek ilişkilerinde iki tarafı da etkilediğine dikkat çekiyor ve kronik hasta bir kişinin eşinin de hasta olması riskinin altı kat arttığını söylüyor.
    28-Su içmeyi ihmal etmeyin: Günde beş bardak su içen kişilerde kolon kanseri riski % 50 azalıyor.
    29-Dostların sağlığa yararı: Doktorlar, dostlarla ilişkilerin hafızayı geliştirdiğine dikkat çekiyor.
    30- En sağlıklı meslek grubu pazarlama: İngiltere'de satış elemanları en sağlıklı meslek grubunu oluşturuyor. Bu gruptakiler meslekle ilgili hastalıklara çok az yakalanıyor....

  3. 2006-12-03 #3
    yemekten sonra sakın bunları yapmayın!...

    1) Sigara içmeyin: Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya esdeger oldugunu kanıtlamıstır. (Kanser olma riski daha yüksek)

    2) Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin pesinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi sismesine neden olur.

    3) Çay içmeyin : Zira çay yaprakları yogun asit içerir. Bu madde tükettigimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlastırıyor.

    4) Kemerinizi gevsetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevsetmek kolaylıkla bagırsak dügümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.

    5) Banyo yapmayın: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akısını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.

    6) Yürümeyin: İnsanlar çogu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yasına kadar yasamanızı saglar derler. Gerçekte bu dogru degildir. Yürümek sindirim sisteminin aldıgımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.

    7) Hemen uyumayın: Aldıgımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bagırsagımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.

  4. 2006-12-03 #4
    Kahve hastalıklara kalkan

    Kahvenin sık tüketilmesinin parkinson, şeker ve kalın bağırsak kanserine yakalanma riskini azalttığı bildirildi.

    Kahve tüketiminin yıldan yıla artması, kahvenin etkileri yönündeki araştırmaların daha da yoğunlaşmasına neden oluyor. Tıp uzmanları, kahvenin uykuyu kaçırmasının yanı sıra moralin düzeltilmesi ve baş ağrısının giderilmesi için de yararlı olduğu sonucuna vardı. Uzmanlar ayrıca, kahvenin sık sık tüketilmesinin şeker, parkinson ve kalın bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltabileceğini ve hatta dişlerin çürümesini de önleyebileceğini belirtiyorlar.

    Harvard Üniversitesi'nden araştırmacıların 126 bin ABD'li üzerinde gerçekleştirdiği ve 18 yıl süren araştırma sonucuna göre, günde 1-3 bardak kahve içilmesi durumunda şeker hastalığına yakalanma riski azalıyor. Araştırmaya göre, günde 6 bardak kahve içen erkeklerin şeker hastalığına yakalanma riskinin, kahve içmeyenlere göre yüzde 54 daha düşük olduğu saptandı. Bunun yanı sıra her gün kahve içenlerin parkinson hastalığına yakalanma riski, kahve içmeyenlere göre yüzde 80 daha az. Günde 2 bardak kahve içenlerin kalın bağırsak kanserine yakalanma riskiyse yüzde 25'e iniyor.

    Araştırmalar ayrıca, devamlı kahve içmenin karaciğerin sertleşmesi ve safra kesesinde taş oluşması olasılıklarını da düşürebildiği sonucuna vardı. Uzmanlar, kahvenin vücudun kalsiyum kaybetmesine yol açmasından dolayı, kahve içenlere günde 100 miligram kalsiyum alma ya da günde en az bir bardak süt içme tavsiyesinde bulunuyor. Uzmanlar ayrıca, kalp ve damar hastalarının ve hamile kadınların kahveyi ölçülü şekilde tüketmeleri gerektiğinin de altını çiziyor.

  5. 2006-12-10 #5
    Nefes kokusu hastalık habercisi
    SAMSUN (İHA) - Samsun Dişhekimleri Odası Başkanı Abdullah İlker, uzun süreli nefes kokusunun hastalık habercisi olabileceğini söyledi

    Nefes kokması sorunu yaşamanın hiç de hoş bir durum olmadığını, ancak zamanında hekime başvurulduğunda ve doğru sebep tespit edildiğinde bu hastalığa çözüm bulmanın kolay olduğunu belirten Abdullah İlker, halk arasında ağız kokusu olarak bilinen nefes kokusunun, erişkinlerin bir çoğunda ömürlerinin bir bölümünde ya da sürekli olarak görüldüğünü kaydetti. Ağız kokmasının çocukluktan başlayan bir rahatsızlık olmadığını dile getiren İlker, "Hastalık daha çok yetişkin dönemde ortaya çıkıyor. İşte yaşamın bu evresinde karşılaşılan ağız kokusu, bireylerin sosyolojik ve psikolojik hayatlarını olumsuz etkiliyor. İnsanın hayatını çekilmez kılan bu rahatsızlıktan birçok vatandaşımız ve o kişiyle muhatap olanlar şikayetçidir. Ağız ve diş sağlığının önemini her zaman söylüyoruz, ama kişilere rahatsızlık veren bu sorunun altında önemli hastalıklar olabilir" dedi.

    Ağız kokusu şikayeti olan hastaların mutlaka kulak burun boğaz muayenesinden geçmesi gerektiğine dikkat çeken İlker, "Çünkü şikayetin nedeni çoğunlukla bu bölgelerden kaynaklanır. Bu problemin birçok farklı sebebi olabilir. Sinüzit, bademcik iltihabı, diş ve diş eti hastalıkları, mide ve bağırsak sistemi hastalıkları, dil kökündeki mantar enfeksiyonları, tümöre bağlı nedenler koku oluşumu yapabilir. Bunun için ağız kokusu olan vatandaşlarımız mutlaka doktora başvurmalıdır. Ağız ve diş sağlığı her zaman önemsenmelidir

    sponsorlu bağlantılar
  6. 2006-12-11 #6
    KAHVENİN YARARI DA VAR ZARARI DA...


    Bundan 150-200 yıl önce yaşayan astımlıların, Theodore Roosevelt gibi Amerika Başkanı, Charles Dickens gibi dünya çapında ünlü bir yazar da olsalar tedavi için ancak birkaç seçenekleri vardı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta yazdı.

    Bu hastaların, her gün bir çay kaşığı hardal tohumu veya civa ve zencefil içmek, sarımsak ve soğan yemek, sülük vurdurup veya toplar damarlarını kestirip kan akıtmak ve bir de çok koyu kahve içmekten başka yapabilecekleri fazla bir şey yoktu.

    Oysa, şimdiki astımlılar çok şanslılar. Elimizde hem astım krizlerini çok iyi tedavi eden ilaçlar ve hem de bu krizlerin tekrarlamasını önleyen ilaç ve aşılar var.

    Ancak, gene de hastaların ilaçlarına ulaşamadıkları astım krizlerinde yapılabilecek en iyi şey, hemen her zaman her yerde bulunan kahveden yararlanmak.

    KAHVE 150 YILLIK BİR İLAÇ

    Kahvenin astım üzerine olan olumlu etkileri 150 yıla yakın zamandan beri biliniyor. Kafein, İskoçya' da 1859 yılından bu yana astım tedavisinde kullanmış. Kendisi de bir astımlı olan 1871 doğumlu ünlü yazar Marcel Proust, ''A l' Ombre de Jeunes Filles en Fleur'' isimli eserinde çocukluğunda nefesini rahatlatması için kafein kullandığını yazar.

    Kahve, ne olduğu belirsiz bir kocakarı da ilacı değildir. Nefes açıcı özellikleri olduğu, düzenli içilmesi durumunda astım riskini azaltabileceği bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir.

    Meselâ, günümüzün en prestijli tıp dergilerinden olan New England Journal of Medicine' de 1984 yılında, kafeinin genç astımlılarda etkili bir nefes açıcı ilaç olduğunu gösteren bir araştırma yayınlanmıştır.

    1988 yılında, 72.284 İtalyan üzerinde yapılan bir araştırmada kahve içimi ile astım görülme oranı arasında bir ilişki olduğu belirlenmiş ve günde 3 veya daha fazla fincan kahve içenlerde astım riskinin %28 oranında azaldığı sonucuna varılmıştır.

    1992' de, 20.322 Amerikalının katıldığı bir başka araştırmada ise, astım riskinin kahve içenlerde içmeyenlere göre %29 daha az olduğu sonucuna varılmıştır.

    KAHVE NEDEN ASTIMA İYİ GELİYOR

    Kahvenin karışık bir kimyasal yapısı olmakla beraber, nefes yollarını açan bu etkisi içerdiği kafeinden dolayıdır. Kafein, astım ve bronşit tedavisinde günümüzde de hâlâ kullanılan bir ilaç olan teofilin gibi metilksantin grubundan bir kimyasal maddedir.

    Ayrıca, kahvenin sıcak bir içecek oluşunun daralmış bronşların genişlemesine katkısı olduğu gibi, alınan sıvının yapışkan salgıları yumuşatması ve daha kolay çıkarılmalarına katkı sağlaması da mümkündür.

    Kafein kahve çekirdeklerinden başka, çay ve kolalı içeceklerde ve çikolatada da bulunur, yapay olarak sentez de edilebilir.

    Kokusuz ve acı bir tadı olan saf kafein, 60' dan fazla bitkinin çekirdeğinde, yaprağında veya meyvesinde vardır ve aslında doğal bir pestisit, yani böcek zehridir. Bitkilere konan ve onlardan beslenen böcekleri felç ederek ve öldürerek etkili olur.

    YAN ETKİLERE DİKKAT

    Kafein bir merkezi sinir sistemi uyaranıdır. Uyanıklığı artırır, ince motor koordinasyonu azaltır, uykusuzluk, sinirlilik, baş ağrısı ve baş dönmesi yapabilir. Kafein ayrıca, kalp hızını artırır, kan damarlarını büzer ve bazı kasların daha kolay kasılmasını sağlar.
    Kafein, bağımlılık da yaratabilen bir maddedir. Fazla miktarda kahve içen kişilerin bunu birden bırakmaları baş ve kas ağrıları, depresyon ve sinirliliğe neden olabilir.
    Kafein, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından uzun yıllar yasak ilaçlar kapsamına alınmıştı. İdrarlarında 12 mikrogramdan fazla kafein çıkan sporcular yarışmalara alınmazdı. 5 fincan kahve içilmesi ile bu sorun yaşanabiliyordu. Yasak 2004' de kaldırılarak kahve ve kola içen atletlerin ceza almaları önlenmiş oldu.

    Kafeinin, yüksek dozlarda ölüme de yol açabileceği unutulmamalı. Öldürücü dozu 10 gramdan fazladır ve buna ardı ardına 80-100 fincan kahve içmeyle ancak ulaşılabilir. 150 ml kahvede 60-150, 150 ml çayda 40-80 mg kafein vardır.

    KAHVE SADECE HOŞA GİDEN BİR İÇECEK DEĞİL

    Bizde kahve daha çok 'kırık yıl hatırı' olması ile tanınır, ama kahve nefes yollarını açan, solunumu rahatlatan ve astıma da, bronşite de iyi gelen bir içecektir aynı zamanda.
    Hatta son yıllarda yapılan araştırmalar düzenli kahve içen kişilerde diyabetten Parkinson' a, kalın bağırsak kanserinden böbrek ve safra kesesi taşlarına.. kadar pek çok hastalığın daha az görüldüğünü gösteriyor.

  7. 2006-12-11 #7
    AĞRI KESİCİLERE DİKKAT (1)

    Britanya`da yapılan yeni araştırma, `steroid olmayan ağrı kesiciler`in kalp krizi riskini iki kat artırdığını ortaya koydu.

    `Steroid olmayan ağrı kesiciler`in (Advil, Pedifen, Nurofen, Voltaren, Cataflam gibi etken maddesi ibuprofen ya da diclofenac olan ilaçlar) kalp krizi riskini yükselttiği zaten biliniyordu. Ancak Britanya`da gerçekleştirilen yeni bir araştırma, riskin iki kat düzeyinde olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, bu son araştırmanın kendi türündeki en geniş kapsamlı ve güvenilir çalışma olduğunu belirtiyor.

    Bu ilaçları yaygın olarak kullanan 140 bin civarında kişinin kayıtlarının incelendiği araştırmada, kalp krizi riskinin ikiye katlanmasının yanı sıra herhangi bir kalp hastalığına yakalanma riskinin de yüzde 40 oranında arttığı belirlendi. British Medical Council`ın yürüttüğü araştırmaya Oxford ve Roma üniversitelerinden bilim adamları katıldı. Sonuç raporu ise önceki gün British Medical Journal`da yayımlandı.

    `Türkiye, AB`nin kararını uygular` Yakın zamanda, Cox-2 inhibitörlerinin kalp hastalıklarına yol açtığı kesin olarak saptanmış ve Vioxx gibi bu türden etken madde içeren ilaçlar piyasadan çekilmişti. Benzer bir sürecin `steroid olmayan ağrı kesiciler` için de yaşanıp yaşanmayacağına ilişkin henüz bir işaret yok.

    Araştırma sonuçlarının Türkiye`de yaratacağı etkiler hakkında görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Eczacı Odası Başkanı Zafer Kaplan, özellikle Türkiye`de bu ilaçların yaygın kullanıldığını vurguluyor: "Milyonlarca kutu tüketildiğini söyleyebilirim. Genelde gastroentestinal sisteme tesirleri var, mide kanamasına yol açanı bile bulunuyor. Ancak bu aşamada hastalara `Bu ilaçları almayın` diyemeyiz. Sağlık Bakanlığı`nın bu araştırma sonuçlarından haberi oluyor. Üniversitelerden de görüş alınarak yetkili bir otoritenin karar vermesi gerekir. Bu tür durumlarda genelde Avrupa Birliği`nin ilaç hakkında aldığı karara Türkiye de uyuyor



    AĞRI KESİCİLERE DİKKAT (2)

    Vatandasin biri, hafta sonu arkadasinin evine gidiyor. Cok basit
    agridigindan, arkadasi ona bir Apranax veriyor. Vatandas yutmadanonce
    ilaci agzinda cigniyor bir kaç dk. sonra suurunu kaybediyor.
    Cevresindekileri tanimamaya basliyor. Apar topar hastaneye
    kaldiriyorlar
    ve orada anlasiliyor ki; sebep beyin kanamasi.

    Nedeni ise, doktorlarin aciklamalarina gore; agri kesicilerin Ozellikle
    Apranax ve türevlerinin cignenmesi ya da agizda bekletilmesi apranax,
    aprol, aprowell, naprosyn, napradol, kapnax, apraljin,aleve, synax, oprax
    kysaca etken maddesi naproksen sodyum olanlar)
    Cignenince; etken madde beyne çok hizli nufuz ediyor ve olumcul
    Sonuclara
    yol acabiliyor. Aman dikkat!!!!

  8. 2006-12-11 #8
    Ev temizliği kansere önlem


    10 Avrupa ülkesinde 413 binden fazla kişinin katılımıyla yapılan araştırma, kansere karşı sporun önemini ortaya koydu. Bir saat yüzme veya açık havada hafif bir koşu, bağırsak kanseri riskini azaltıyor.

    Sadece bu da değil. Kadınların derdi olan ev temizliği, kansere karşı aslında doğal bir spor. Araştırmaya göre, ev temizliği yapan ya da 2 saatlik daha az yorucu bir aktivitede bulunanlar kansere karşı daha dayanıklı oluyor.

    Araştırma, en yorucu egzersizleri yapan kişilerin bağırsak kanserine
    yakalanma riskinin diğerlerinden yüzde 22 daha az olduğunu, egzersizin normal kiloların yanı sıra kilolu ve obez kadın ve erkeklerde az da olsa faydalı olduğunu gösterdi.

    Her yıl 940 bin kişiye bağırsak kanseri teşhisi konuluyor. 492 bin kişi de her yıl bu hastalıktan yaşamını yitiriyor.

  9. 2006-12-13 #9
    Limon suyu ve Sarımsak mucizesi

    2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı
    Kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmıþ bir kavanoz lazım.
    Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta
    Boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapaığnı
    kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün
    çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp
    her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa
    Bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı
    Olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay
    bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu
    içtikten Sonra en AZ yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.
    % 100 KANITLANMIŞ YARARLARI
    1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor,
    tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
    2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını
    sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların
    yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek
    Gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
    3-Böbrek ve safra taşlaranı eritiyor idrar
    söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
    4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki
    Parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapýyor.
    5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları
    Dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini saðğlıyor
    her türlü ağrıyı kesiyor.
    6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini saðlýyor
    Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hýzýný
    artýrýyor,felçlere ve VERTÝGO'da fayda veriyor.
    7-Vücudun baðýþýklýk sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her
    türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese baðlý cilt alerjilerini
    kökünden kesiyor, kansere karýþ tüm vücudu koruyor.
    N O T : ilaci hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı
    değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç
    hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan
    üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik
    Iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuı ve
    uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp da devrim yaratacağı
    söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı
    çözülmeye çalışılıyor.

    Dr. Sencer TEPE
    Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

  10. 2006-12-13 #10
    Parmaklarımız Niçin Çıtlar?

    Bazı insanlar her iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ve onları gererek ses çıkartırlar, yani çıtlatırlar. Çoğumuz buradan gelen sesin kemiklerden geldiğini sanırız, hatta rahatsız oluruz ama nedense bunu yapanlar hallerinden memnun görünürler.

    En çok ve kolaylıkla çıtlattığımız yerler vücudumuzda en çok bulunan sürtünmeli eklem yerleridir. Bu tip eklem yerlerinde, örneğin parmaklarımızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü vardır. Bu kapsülün içinde kemiklerin hareketleri sırasında buraları yağlayan bir sıvı vardır. Bu sıvının içinde erimiş halde oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur.

    Vücudumuzda en kolay çıtlatabileceğimiz eklem yerlerimiz parmaklarımızdır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. İçindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya başlar. İşte kulağımıza gelenler bu seslerdir. Patlayan kabarcıklar neticesinde gazlar bu sıvıyı terk eder, sıvı daha da genleşir ve eklem yerinin hareket kabiliyetini arttırır.

    Şüphesiz ki eklem yerinin gerilmesi, bu kapsülün boyu ile sınırlıdır. Eğer parmaklarınızı çıtlattığınız anda röntgenini de çekerseniz, eklem içinde oluşan gaz kabarcıklarını görebilirsiniz. Bu olay eklem yerindeki hacmi yaklaşık yüzde 15-20 artırır.

    Aynı parmağınızı arka arkaya çıtlatamazsınız. Bir süre beklemeniz gerekir, çünkü gaz kabarcıklarının sıvı içersinde tekrar oluşması biraz zaman alır.

    Tüm bu açıklamalar, deneylerle ispatlanmasına rağmen, yine de bu kadar küçük gaz miktarının bu kadar büyük bir ses çıkartabilmesinin nedeni hala anlaşılmış değildir. Bu sorunun tatmin edici bir cevabı da henüz yoktur. Ayrıca detaylı çalışmalar göstermiştir ki, çıtırdama sırasında iki ayrı ses duyulmaktadır. Birincisinin gaz kabarcıklarının patlaması olduğu biliniyor. İkinci sesin ise kapsülün uzama sınırına vardığında çıktığı sanılıyor.

    Evet geldik en çok merak edilen soruya! Parmaklarımızı çıtlatmak vücudumuz için zararlı mıdır? Bu konuda elde çok az bilimsel çalışma sonucu vardır. Bir görüşe göre parmak çıtlatmanın eklem yerlerimizdeki sıvıya bir tesiri yoktur. Diğer bir görüşe göre ise sürekli olarak bunu yapanlarda ve bunu alışkanlık haline getirenlerde, eklemler etrafındaki yumuşak doku zarar görmekte, parmaklar şişmekte, dolayısı ile elin kavrama gücü azalmaktadır.

    sponsorlu bağlantılar
  11. 2006-12-28 #11
    Sağlık Bakanlığı, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi vatandaşları 'kurban etlerinin' sağlıklı olarak kesilmesi ve tüketilebilmesi konusunda uyardı. "Etleri çiğ ya da az pişmiş tüketmeyin"

    Sakatat ve etlerin ayrı kaplarda korunması önerisinde bulunan Bakanlık, "Hayvanlara ait her ürün ve atığın, ülkemiz açısından ekonomik bir değere sahip olduğu bilinmeli ve bu nedenle kesimlerin bu ürünlerin toplanabileceği ve değerlendirilebileceği alanlarda yapılması gerekmektedir" dedi.

    Sağlık Bakanlığı, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi vatandaşları 'kurban etlerinin' sağlıklı olarak kesilmesi ve tüketilebilmesi konusunda uyardı.
    Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Kurban Bayramı'nda insanlarla hayvanların temasının arttığına dikkat çekilerek, kurban kesimlerinde uygulanması gereken kontrol ve hijyen kurallarının halk sağlığı açısından çok önemli olduğu bildirildi. Açıklamada, 'Menşe Şahadetnamesi' belgesinin, hayvanların veteriner hekim kontrolünden geçtikleri ve sağlıklı olduklarını gösteren bir belge olduğu ifade edilerek, "'Menşe Şahadetnamesi', sağlık raporu olmayan hayvanlar kesinlikle kurbanlık olarak satın alınmamalı, büyükbaş hayvanlarda 'kulak küpesine' dikkat edilmeli. Kurban kesimleri, asgari teknik ve hijyenik şartlara sahip yerlerde ve mutlaka ehil kişiler vasıtasıyla yapılmalı" denildi.
    Hayvanların kesilmesi, etinin parçalanması, derisinin yüzülmesi ile etin nakli, korunması, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında hijyen kurallarına çok dikkat edilmesi gerektiği kaydedilen açıklamada, "Hayvanın kesimi esnasında, insan sağlığına zararlı olabileceği belirlenen etleri tüketilmemeli ve imha edilmeli" denildi.

    "AZ PİŞMİŞ ET TÜKETMEYİN"

    Kesilen etlerin 'çiğ veya az pişmiş' olarak tüketilmesinin, önemli sağlık sorunlarına yol açacağı vurgulanan açıklamada, etlerin 'çiğ yada az pişmiş' olarak tüketimi sonucu, hayvanlardan insanlara bir çok hastalığın bulaştığı bildirildi.

    "SAKATAT VE ETLERİ AYRI KAPLARDA SAKLAYIN"

    Açıklamada, hemen tüketilmeyecek etlerin derin donduruculara konulması veya kavurma yapılarak muhafaza edilmesi gerektiğinin önemine değinilerek, sakatat ve etlerin aynı kaplarda konularak saklanmaması gerektiği ifade edildi.

    Açıklamada, kurban kesim yerlerinde bulunması gereken asgari teknik ve hijyenik şartlarla ilgili olarak şu uyarılara yer verildi:

    "-Kesim yapılacak yerler, kolay temizlenebilen ve dezenfekte edilebilen malzemeden yapılmış olmalı.
    -Zeminde su ve kanın birikmemesi sağlanmalı.
    -Ete temas eden bıçak ve satır gibi aletler temiz olmalı, kesim işini yapacak olan görevliler kişisel temizliklerine özen göstermeli.
    -Kurban kesim yerlerinde, kesim işinde kullanılan malzeme ve ekipmanın temizliği ile kesim görevlilerinin kişisel temizliklerini yapabilecekleri ortamlar hazırlanmalı.
    -Kesim sonrası ortaya çıkabilecek boynuz, tırnak, bağırsak ve işkembe muhteviyatı gibi atıklar, çevre kirliliğine sebep olmayacak şekilde ve usulüne uygun olarak bertaraf edilmeli.
    -Hayvanlara ait her ürün ve atığın, ülkemiz açısından ekonomik bir değere sahip olduğu bilinmeli ve bu nedenle kesimlerin bu ürünlerin toplanabileceği ve değerlendirilebileceği alanlarda yapılması gerekmektedir."


    ANKA

  12. 2007-01-06 #12
    Yemek düşmanları geliyor!

    Sağlıklı beslenme konusunda fanatikleşenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Çoğu bilimsel temellere dayanmayan tezler sıklıkla, yerli yersiz dile getiriliyor

    Kimileri yaşamak için yer, kimilerinin de yaşamları boyunca akılları fikirleri hep yiyecekleri, yedikleri yemeklerdedir. Bu ikinci grup da giderek ikiye ayrılıyor. Birinci grup, benim de aralarında bulunduğum, nar gibi kızarmış bir kuzu budunun ya da yemek üzerine nefis bir tatlının hayalini kuranlar. İkinciler ise kafayı tümüyle sağlıklı yiyeceklere ve bir sonraki öğünde önlerine gelebilecek sağlıksız yemeklerden nasıl kurtulabileceklerine takanlar. Son zamanlarda sürekli böyleleri karşıma çıkıyor, kurduğum güzelim yemek hayallerimi ya da yemek yerken iştahımı yok ediyorlar.

    'Mikrodalgalar zehirler'
    Düşünün bir kez, evinize bir konuk davet etmişsiniz, eşiniz teflon tavada bir şeyler hazırlayıp sofraya getirmiş. Konuğunuz, "Teflon kanser yapıyor. Siz hâlâ evinize bu tencereleri, tavaları sokuyor musunuz?" diye ortaya bir laf atıyor. Bunca yıl hiç sorunsuz, gönül rahatlığıyla kullandığınız tavaya bakarken içinize bir kurt düşüyor, ağzınızın tadı kaçıyor. Veya mutfağa bir göz atıp, "Siz yeme içmeden anlayan insansınız. Evinizde mikro dalga fırının ne işi var? Bu mikro dalgalar yemekleri zehre dönüştürüyor," diyor ya da "Marmara'nın balıkları yenmez. Hepsi zehirli," türü bir fetva veriyor ve ardından o gün meslektaşlarımdan birinin yazdığı bu doğrultuda bir haberden alıntılar yapıyor. Farkında mısınız, gazetelerde sağlıkla ilgili haberler hiçbir zaman bu kadar çoğalmamıştı. Haberler bu kadar çok olunca, bilimsel temelli olanlar azınlıkta kalıyor, şehir efsanelerinin sayıları artıyor. Bir gün önce, örneğin kansere çok iyi geldiğini okuduğunuz domatesin, bir gün sonra kansere yol açtığı öne sürülebiliyor. Hamdolsun medya hekimleri ve medyatik diyetisyenler her yiyeceğe bir kulp bulmuş durumdalar. Yağ, kırmızı et zaten kara listede. Tuz, şeker de öyle. Çocukluğumda Kafkaslar'da uzun yaşamın başlıca reçetesi olarak gösterilen yoğurt, peynir gibi süt ürünleri bile öldürücü maddeler sınıfında gösteriliyor. Bu gibi yazıları okuyan, televizyon ekranlarından parmağını sallayarak "Bunları yerseniz, sonunuz kötü olur, karışmam!" diye kaşları çatık, işaret parmaklarını izleyicilerin gözüne doğru sallayan medya diyetisyenlerini dinleyen kitleler de giderek ağız tadıyla yiyebilecek bir şeyler bulmakta zorlanıyorlar. Bundan tam 2500 yıl önce yaşamış filozof Eflatun, "Sürekli sağlığından endişe duymak bir hastalıktır," demiş. Ne kadar da doğru söylemiş. Bundan üç buçuk asır önce de Fransız yazar ve gurme François La Rochafoucauld, "Sağlığı çok sıkı bir diyetle koruma çabası aslında yavan, can sıkıcı bir hastalıktır," demiş. O da isabet buyurmuş. Günümüzde ise kendilerini sağlık gurusu sayan birtakım kişiler tıpkı Cennet'te kendilerine bir yer kapmak amacıyla başka dinlerden kişileri kendi inançlarına çekmek isteyen misyonerler gibi, köktenci bir ısrarla, benim gibi yemekten hala keyif alanların ağız tadını bozmaya çalışıyorlar. Bir bölümü iyi niyetli de olsa, yiyecek dünyasıyla ilgili ürkütücü haber ve tavsiyeler sağlıklı beslenme konusunu yaşamın tek amacı haline getiren ve sayıları hızla artan kitleler yaratıyor. Sürekli, sağlıklı beslenme konusunda 'yasak' ve 'mubah' yiyeceklere kafa yoran, bu düşüncelerden bir türlü kurtulamayanlara Steven Bratman adlı Amerikalı bir uzman bilimsel tanım getirmiş. Sürekli şişman olduklarını vehmettikleri ve sürekli zayıflamaya çalıştıkları için kendilerini açıktan ölümün eşiğinde bulanlarla ilgili 'anaroksia nevroza' tanımı ya da aynı amaçla sürekli yediklerini çıkaranlar için kullanılan 'bulimia nevroza' bilimsel adı gibi, sağlıklı beslenme saplantısına da 'ortoreksia nevroza' demiş.

    'Pasta yiyen hayvandır'
    Bratman bu tanımı getirirken kendi durumundan yola çıkmış. 1970'lerde kendisi de aynı hastalıktan musdaripmiş. "Çok sıkı bir vejetaryendim. Her lokmayı 50 kez çiğner, öyle yutardım. Her öğünde midemi çok az doldururdum. Çevremde bol salçalı hamburger ya da çikolatalı pastaları mideye indirenleri gözü dönmüş, ilkel içgüdülerinin esiri hayvanlar gibi görürdüm," diyor. Bugün çok şükür doğru yolu bulmuş. Bu yeni tip hastalar çoktan psikiyatrist muayenehanelerinin kapısını çalmaya başlamışlar. Genellikle bu hastalık kilo vermek, bedeni toksinlerden arındırmak için kür uygulamak, vücudun direncini artırmak ya da sadece kötü yemek alışkanlıklarından kurtulmak türünden, masum gibi görünen bir adımın atılmasıyla başlıyor. Arada yiyecek içecek dünyasından gelen skandal haberleri de yaraya tuz biber ekiyor ve kişi hızla fanatikleşiyor.


    -alıntıdır-:cook: :cook:

  13. 2007-02-03 #13
    İnsani Yorgun DÜŞÜren 11 Enerjİ DÜŞmani


    Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler. Seninle dergisi bu konuyu yeni sayısında sayfalara taşıdı.

    1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler
    Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

    2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar!
    Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

    3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar
    Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

    4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır
    Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

    5- Cep telefonu hipnozdan beter
    20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

    6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi
    Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

    7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz
    Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anl***** gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir.

    8- Kola bünyeyi aside boğar
    Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

    9- Gürültü de yorar
    Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

    10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur
    Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

    11- Küften uzak durmalı
    Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

    BİR ÖNERİ
    Zencefil ve karanfilli bir kek vücudunuzdaki mutluluk hormonlarının üretimini artırır, sizi canlandırır. Muskat da "myristicin" adı verilen bir madde içerir ki, bu madde doping ile çok büyük benzerlik
    <!-- / message --><!-- sig -->

  14. 2007-02-03 #14
    Uçuğun belirtileri nelerdir?


    62 - Sağlık Önerileri,Haberleri



    Uçuğun belirtileri nelerdir?

    Uçuk çıkmadan önce kendini belli eder (0-24 saat önceden); karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama hissedilir. Bunu o bölgenin kızarması, şişmesi ve daha sonra da içi sıvı dolu kabarcıkların ortaya çıkışı izler. Bu kabarcıklar konuşurken, gülerken, yiyip içerken acı ve ızdırap verir. Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir.


    NASIL BULAŞIR?
    Uçuk, ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında bulaşıcıdır.
    Uçuğu olan bir kişinin kullandığı, havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalardan ve uçuklu kişinin öpmesi sonucu bulaşır. Uçuk virüsü (Herpes simpleks) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-5 yaş) tanışır. Uçuğu olan aile bireylerinden birinin "Sevgi dolu" öpücüğü sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla fark edilmeyen küçük kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkar; ağız içi, diş etleri ve dudaklar enfekte olur. Ama kimi hassas bünyelerde ciddi enfeksiyon şeklinde görülebilir.

    Bayanlar makyajlarını çıkarırken özellikle çok dikkat etmelidirler. Kesinlikle gözlere dokunulmamalıdır.

    Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemelidir.

    Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir.

    Yerken, içerken kullanılan malzemeler özellikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır.

    Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara uçuk virüsü bulaştırırken, uçuk yarasına da diğer mikroplar bulaştırılmış olur.)

    NİÇİN NÜKSEDER?
    Uçuk virüsü (Herpes simpleks) vücuda girip ilk enfeksiyonu yaptıktan sonra o bölgedeki sinir düğümüne girip yerleşir ve istenmeyen bu misafir, vücudun zayıf düştüğü durumlarda çoğalır ve uçuk çıkar.

    Stres
    Aşırı yorgunluk, uykusuzluk
    Aşırı güneş ışığı ve UV ışınları
    Diğer enfeksiyonlar
    Adet dönemi, hamilelik gibi durumlarda virüs aktif hale geçebilir.

    KONTROL EDİLEBİLİR Mİ?
    Öncelikle uçuğun nüksetmesine sebep olan durumlardan sakınmak gerekir. Örneğin strese bağlı olarak gelişir ise; stresimizi azaltacak gevşeme tekniklerini öğrenmek. Yorgunluk ve uykusuzluk sebep ise; dinlenmek ve iyi uyumak. Güneş sebep oluyor ise; dudaklar için koruyucu krem ya da yüksek koruma faktörlü güneş yağı kullanmak ve şapka ile yüzü güneşten korumak gerekir. Tüm alınan önlemlere rağmen uçuk yine de nüksedebilir.

    Ön belirtiler (karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama) hissedildiğinde o noktaya kısa aralarla antiviral bir uçuk kremini uygulamak gerekir. Uçuk ya hiç çıkmayacaktır ya da çıksa bile hafif seyredecektir.


    EN ETKİLİ ŞEKİLDE NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    Önceden bazı madde ve ilaçlar uçuğun verdiği rahatsızlığı azaltmak için kullanılmıştır:

    Alkol ve antiseptik ilaçlar, Uçuğun üzerindeki bakteri enfeksiyonunun gelişmesini engeller
    Ağrı kesici ilaçlar; Uçuğun sebep olduğu ağrıyı azaltır.
    Buz uygulamak; Ağrı azaltılabilir
    Oysa günümüzde etkili tedavide kullanılan antiviral uçuk kremleri, deriden geçerek uçuk virüsüne (Herpes simpleks) etki eder ve deriye zarar vermelerini engeller.

    63 - Sağlık Önerileri,Haberleri

    KİMLER ÖZELLİKLE RİSK ALTINDADIR?
    Sık sık veya uzun süreli olarak uçuk çıkıyorsa (Örneğin tedaviye rağmen 10 günden daha uzun süre devam ediyorsa)
    Uçuk, bir bebekte ya da 6 yaşından küçük bir çocukta çıkmışsa
    Dudak, ağız ve burun çevrenizin dışındaki vücut bölgelerinde, özellikle de gözlerinizde, parmaklarınızda ya da cinsel organınızda uçuk çıkmışsa
    Uçuk ile birlikte baş ağrısı, ateş ve kas ağrısı gibi başka şikayetleriniz varsa
    Uçuk sarı renkte cerahatli ise
    Bağışıklık sisteminizi baskı altına alan ilaçlar, örneğin kortizonlu ilaç kullanıyorsanız
    Bağışıklık sisteminizin zayıflığı (yani bulaşıcı hastalıklarla mücadele etme gücünüzün azalmış olması) nedeniyle tıbbi kontrol altındaysanız.

    64 - Sağlık Önerileri,Haberleri
    <!-- / message -->

    Güncelleme : 2007-02-22
  15. 2007-02-07 #15
    246 - Sağlık Önerileri,Haberleri58 - Sağlık Önerileri,Haberleri

    Kalp krizi geçiren birisinin bilincini kaybetmeden önceki 10 saniye içerisinde derin derin öksürmesi hayat kurtarıyor...

    Tek başınayken kalp krizi geçiren birisinin bilincini kaybetmeden önceki 10 saniye içerisinde derin derin öksürmesi hayatının kurtulması için büyük önem taşıyor. 'Hayat öksürüğü' diye adlandırılan bu öksürmeler sayesinde alınan derin nefes akciğerleri havayla doldurduğu için göğüs içi basınç artıyor. Kalp masajı yerine geçen bu basınç nedeniyle kalbin normal ritmine dönmesi kolaylaşıyor.


    Acil Tıp Uzmanı Dr. Ertan Bakoğlu, kalp krizi ile ilgili akılda tutulması gereken ilginç ayrıntıların bulunduğunu ifade etti. İlk yardım kurslarına katalınlara genellikle kendi başına bir şey geldiğinde ne yapacağının öğretilmediğini belirten Bakoğlu, aynı şekilde televizyondaki ilk yardım programlarında da bu bilginin verilmediğini söyledi. Bakoğlu, pek çok kişinin kalp krizi geçirirken tek başlarına olduğunu ve yanında yardım edecek kimse bulunmadığı bilgisini verdi.

    Göğüste aniden çok şiddetli bir ağrı başlamasıyla kalp krizi belirtilerinin kendini gösterdiğini belirten Bakoğlu, "Göğsünüz yanıyor, sıkışıyor, nefes almakta zorlandığınızı hissediyorsanız; ağrı kollarınıza, çenenize ve karnınıza yayılıyorsa; kollarınızı kaldıracak gücünüz kalmadıysa; tüm vücudunuzdan soğuk bir ter boşalıp, giysileriniz terden ıslandıysa; kendinizi çok kötü hissediyorsanız; kalp atışlarınızın düzensizleştiğini fark ediyorsanız; muhtemelen kalp krizi geçiriyorsunuz demektir" diye uyardı.

    Kalp atışları düzensizleşen, kendini bayılacakmış gibi hisseden, kalp krizi geçiren birinin bilincini kaybetmeden önce on saniye kadar zamanı olduğunu hatırlatan Bakoğlu, "Bu durumda paniğe kapılmayın. Sakin olmaya çalışın. Derin bir nefes alıp kuvvetlice öksürmeye başlayın. Öksürükleriniz derin olsun ve uzun sürsün. Sanki göğsünüze birikmiş balgamı söküyormuş gibi. İki saniyede bir derin nefes alıp şiddetlice öksürüğe, yardım gelinceye yada kalp atışlarınız düzelinceye kadar devam edin. Öksürük sayısı dakikada 30 civarında olmalı. Bu şekilde öksürmeye devam etmeniz, yardımın erişimi için gerekli olan altın zaman dilimleri kazanmanızı sağlayacaktır." dedi.

    Derin nefes alındığında akciğerlerin hava ile dolacağını hatırlatan Bakoğlu, böylece göğüs içi basıncın artacağını ve öksürükle oluşan bu basınç artışının kalp masajı ile benzer etkilere sahip olduğunu vurguladı. Basınç artışının göğüs içinde bulunan damar yatağının da basıncını artırarak sistemik dolaşımın sürdürülmesini sağlayacağını dile getiren Bakoğlu, "Aort ve koroner arterlerdeki tansiyon yükselir. Balbin kanlanması artar. Kalbin normal ritme dönmesi kolaylaşır. 'Hayat öksürüğü' dediğimiz bu öksürmeler hastanın hayatının kurtulmasına vesile olur" ifadelerini kullandı.

    DENGELİ BESLENİN, BOL EGZERSİZ YAPIN

    Konya Vakıf Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Tamer Bakalım, kalbin karunması için tüketim alışkanlıklarının yeniden gözden geçirilmesinin de faydalı alacağını söyledi. Zeytinyağıyla yapılan yemeklerin tercih edilmesi tavsiyesinde bulunan Bakalım, yapılan egzersizlerin çeşitlendirilmesini de önerdi. Bakalım, "Egzersizleri tek tipe indirmek size zamanla sıkıcı geleceği gibi vücudunuzun yeteri kaiyi çalışmasına engel olur. Bu nedenle yüzme ve koşma gibi tüm vücudunuzu çaıştıracak egzersizler tercih edin ve bir gün birini yapıyorsanız öbür gün diğerini seçin. Yüzerken vücudunuzdaki tüm kaslar aynı anda çalışır. Bir dakika yüzerek bir dakika bisiklete binmiş kadar kalori yakarsınız. Üstelik bibinmenin veya koşmanın neden olduğu ekrahatsızlıkları da yaşanmaz. Egzersiz kalbin boyutlarını yüzde 30-40 daha büyütür. Bu, daha az enerji harcanarak vücudunuza daha çok kanın yollanacağı anlaına gelir, kalp atış hızınız azalır." tavsiyelerinde bulundu.

    Ayrıca saunaya girmenin dolaşım sistemine iyi geldiğini ve kan akışını düzenlediğini bildiren Bakalım, daha az oturup daha çok gezmenin de kalbin korunması açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.

    sponsorlu bağlantılar
  16. 2007-02-19 #16
    Lütfen çok dikkatli okuyun.

    Mangal yaparken aniden Sinem'in ayağı takıldı ve düştü. Hemen Ambulans'a haber vermek istedilerse de Sinem buna karşı çıktı - kendisini iyi hissettiğini ve düşmesine sepeb olarak da ayakkabılarının yeni olduğunu gösterdi.

    Biraz titrek ve solgun göründüğünden, arkadaşları üstünü başını temizlemeye yardımcı oldular ve önüne dolu bir tabak koydular, çünkü elindeki tabağı düşürmüştü. Sinem akşama kadar diğerleriyle birlikte eğlenmeye devam etti.

    Eşi akşam olduğunda hepimizi arayıp Sinem'in hastaneye kaldırıldığını haber verdi.

    Akşam saat 23:00'te Sinem vefat etmiş. Meğer Mangal yaparken Beyin Kanaması geçirmiş.

    - Eğer herhangi biri bunun bir Beyin kanaması olduğunu anlasaydı Sinem bugün hayatta olurdu.

    Lütfen ekteki yazıyı dikkatle okuyunuz:

    Bir Nöroloji Uzmanı şöyle der: Önemli olan Beyin kanaması teşhisini koymak ve 3 saat içerisinde bunu tedavi ettirmek, ki bu hiç de kolay değil.

    Beyin kanaması olduğunu anlamak için aşağıdaki dört adımı uygulamak gerekir:

    Beyin kanaması semptonlarını anlamak çok zor olabilir. Fakat bu konuda bilgisiz olup beyin kanaması geçiren kişiye müdahale edilmezse, beyini çok ciddi zararlar görebilir.

    Doktorlar, artık herkesin aşağıdaki 4 adımı uygulamakla, bunu kolayca anlayabileceğini söylemektedir.

    • Kişinin gülümsemesini istemek (eğer yapamazsa = Felç demektir)

    • Kişinin çok basit bir cümle söylemesini istemek ("Bugün çok güzel bir gün") gibi.

    • Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek.

    • Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. Eğer yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.

    Eğer kişi bu dört adımdan birini yerine getiremiyorsa - "lütfen" derhal acil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.

    Ünlü bir Kardiyolog - "Eğer bu açıklama 10 kişiye ulaşırsa, emin olun ki en az birkişinin hayatı kurtulur" demiş.

  17. 2007-02-22 #17
    Ne yapsak da hastalanmasak?



    Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, kış mevsiminde vücut direncinin düştüğünü, bu nedenle bulaşıcı hastalıklarının daha sık görüldüğünü bildirdi.
    Prof. Dr. Yorulmaz, kış mevsimiyle hava sıcaklığının azalması, soğuk rüzgarın esmesi, yağmur, kar yağışı, don olayları, sis ve insanların kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirmesinin kişilerin sağlıklarını önemli ölçüde etkilediğini söyledi.

    Mevsim değişimiyle ortaya çıkan yeni doğal şartlara uyum sağlayana kadar olan dönemin hastalıklara yakalanmada en tehlikeli zaman dilimi olduğunu ifade eden Yorulmaz, kış aylarında donmadan ölümler, grip, nezle, bademcik iltihabı, zatürre, mevsim değişikliğine bağlı depresyonlar, hava kirliliğine bağlı etkilenme ve zehirlenmeler gibi sorunlar yaşandığını belirtti.

    Kış mevsiminde vücut ısısının dengesini koruyabilmek için daha fazla enerji harcamak zorunda kalındığını bildiren Yorulmaz, "Bu ihtiyaç karşılanmadığında vücut direnci düşmekte ve hastalıklara yakalanma kalaylaşmaktadır. Bu nedenle kış mevsiminde solunum sistemi bulaşıcı hastalıkları daha sık görülmektedir" dedi.

    Böbrek, şeker ve kalp hastalıkları, tansiyon yüksekliği olanlar ile by-pass ameliyatı geçirmiş kişilerin aşırı soğuklardan daha fazla etkilendiğini ifade eden Yorulmaz, kışın ısınma amacıyla yakıt kullanımıyla artan hava kirliliğinin soğukla birleşmesiyle hastalanma tehlikesini daha da büyüttüğünü söyledi.

    Yorulmaz, kalp damar hastalığı ve yüksek tansiyonu olan yaşlıların kışın aşırı soğuğa maruz kaldığında, kalp damarlarında ani daralmalar oluşarak kalp krizi ortaya çakabildiğini belirtti.

    CİLT SORUNLARI

    Soğuk, rüzgar, hava kirliği, düşük nem ve kapalı ortamlarda yaşama zorunluluğunun sivilce, sedef, egzama gibi cilt hastalıklarını artırdığını bildiren Yorulmaz, soğuk hava ve düşük nemin cildi kurutarak çatlamasına ve kepeklenmesine neden olduğunu, böylece cildin yaşlanmasının kolaylaştığını söyledi.

    Benzer etkilerin saçlarda da görüldüğünü anlatan Yorulmaz, bu nedenle kışın dışarıya çıkarken eller, yüz, dudaklar gibi soğuğa maruz kalan yerlerin çatlamalara karşı kremle korunması gerektiğini belirtti.

    Kışın uzun süre açık havada ve soğuk ortamda bulunmanın ise donmayla sonuçlanabileceğini bildirin Yorulmaz, "Rüzgar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise korumasız ciltler birkaç dakikada donabilir" dedi.

    SOĞUKTAN KORUNMA

    Soğuk havadan korunmak için yünlü giysilerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Yorulmaz, şunları kaydetti:

    "Tek kat çok kalın giysi yerine, iki üç kat giysi giyilmeli. Palto ya da kaban, eldiven, bot ve şapka giymek oldukça önemlidir. Vücut ısısının büyük bir bölümü baştan kaybedildiğinden, baş, şapka, başlık eşarp kaşkol ile korunmalıdır.

    Islak giysiler vücudu da soğutarak uzun süre üşümeye neden olur. Islanan giysi mutlaka kuruları ile değiştirilmelidir. Kışın enerji ihtiyacı artacağından dengeli beslenilmelidir. Özellikle enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olan çocuklar, gebeler ve yaşlılar için benlenme daha da önemlidir"

    'ISITIR DÜŞÜNCESİYLE FAZLA ALKOL ALINMAMALIDIR'

    Alkol almanın kışın ısı kaybını artırarak daha kısa zamanda ve daha kolay donmalara yol açabileceğinden bu konuda dikkatli olunması gerektiğini belirten Yorulmaz, ısıtır düşüncesiyle fazla alkol alınmaması gerektiğini bildirdi.

    Kışın vücudu güçlendirmek için yeterli miktarda vitamin almanın çok önemli olduğunu ifade eden Yorulmaz, bu amaçla turunçgiller, havuç, kabak, yeşil biber, karnabahar, mandalina, maydanoz, roka, tere, mevsimlik sebze ve meyvelerinden bolca tüketilmesi gerektiğini söyledi.

    İçecek olarak çay ve kahve yerine taze sıkılmış meyve suları ve bitki çaylarının tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Yorulmaz, balığın da bağışıklık sistemini güçlendiren çok faydalı bir besin olduğunu bildirdi.

    D vitamini sağlamak açısından güneş ışığının çok yararlı olduğuna işaret eden Yorulmaz, D vitamini eksikliğinin çocuklarda, gebelerde ve yaşlılarda çok ciddi kemik sorunlarına yol açtığını kaydetti.


  18. 2007-04-24 #18
    İHA muhabirinin bu konuda derlediği bilgilere göre, 'Onikomikoz' olarak adlandırılan tırnak mantarı enfeksiyonu 'Dermatofit' adı verilen organizmalar tarafından oluşturuluyor. Tedavisi mümkün bulaşıcı bir hastalık olan tırnak mantarının mutlaka doktor gözetiminde tedavi edilmesini öneren uzmanlar, "Bu yalnızca bir kozmetik sorun değil, tırnak yatağı ve plağını tutan bir enfeksiyondur. Tırnak mantarı tüm tırnak hastalıklarının yaklaşık yüzde 50'sini oluşturur" uyarısında bulundu.

    Tırnakta mantar enfeksiyonu varsa bunun görülebildiğini, kokusunun veya ağrının hissedilebildiğini vurgulayan uzmanlar, hastalığın, tırnaklarda sarı, yeşil veya kahverengi renklenme, tırnaklarda pul pul kalkma, tırnak altında kir birikmesi, ayaklarda kötü koku ve ayak tırnaklarında acı ile ortaya çıktığını kaydetti. Yavaş ve kronik seyreden tırnak mantarının en sık rastlanılan tırnak hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, tüm dünyada tırnak mantarının görülme sıklığının değiştiğini ifade ettiler. Mantarın genellikle tırnağın altına girerek burada etkili olmaya başladığını ifade eden uzmanlar şu bilgileri verdi:

    "Tırnağa hasar veren her şey mantarın içeri girmesini kolaylaştırabilir. Zedelenme, el ve ayak tırnağına sert bir cisimle vurulması, ayak tırnağına basılması, tırnakların çok dipten kesilmesi, ayak parmaklarını sıkıştıran küçük ucu sivri ayakkabılar tırnak mantarına yol açabilir. Tırnak mantarı bulaşıcıdır. Enfeksiyona neden olan mantarlar ortak kullanıma açık, ılık ve nemli yerlerde bulunurlar. Soyunma odaları, yüzme havuzu, ortak kullanılan duş ve banyolar, bahçe, manikür veya pedikür aletleri tırnak mantarı bulaştırabilirler. Tırnak mantar enfeksiyonu kendiliğinden iyileşmez. Doktor tarafından önerilen ilaç tedavisi ve önerilere uymak gerekir. Mantar enfeksiyonunda doktorunuz tarafından önerilen ilaç, hastalığa neden olan mantarın yaşadığı ve geliştiği yere tırnak yatağına yaklaşır ve enfeksiyonu ortadan kaldırır. Bu şekilde oktorunuz tarafından önerilen doz ve sürede kullanacağınız ilaç ile tedaviniz gerçekleşir. Doktorunuz, mantar enfeksiyonunuz için ağızdan alabileceğiniz ilaç yazabilir.
    Ayak tırnak mantarında tedavi yaklaşık 3 ay sürer. El tırnak mantarında tedavi yaklaşık 2 ay sürer. Hangi tedavinin sizin için uygun olduğunu öğrenmek için lütfen doktorunuza başvurunuz."

    Uzmanlar, tırnak mantarından korunmak için şu önerilerde bulunuyor:

    "- Ayaklarınızı olabildiğince temiz ve kuru tutun.
    - Halka açık yüzme havuzu ve duş alanlarında terlik kullanın.
    - Ayak tırnaklarınızı, parmağın ucunu geçmeyecek şekilde düz olarak kesin.
    - Manikür ve pedikür için sterilize aletler veya en iyisi kendi aletlerinizi kullandırın.
    - Ayağınıza uyan, sivri burunlu olmayan rahat ayakkabılar giyin.
    - Ev içinde kullanılan havluların kişiye özel olmasına dikkat edin.
    - Ayaklarınız çok fazla terliyor veya nemli kalıyor ise gün içinde çoraplarınızı değiştirin."

    Tırnak mantarına yakalanma riski yüksek olanlar ise şöyle sıralanıyor:

    "- Diyabeti olanlar
    - Dolaşım sorunları olanlar
    - Bağışıklık yetersizliği olanlar (AIDS/HIV enfeksiyonu)
    - 65 yaş ve üzeri olanlar
    - Ayak derisinde mantar enfeksiyonu olanlar
    - Ayakları çok terleyen veya sürekli nemli kalanlar
    - Atletler, koşucular ve dansçılar gibi ayaklarına fazla yüklenenler."

  19. 2007-04-24 #19
    Washington - AA-Rusya'da yapılan bir araştırmada alkolün, kadınların beynine erkeklerinkinden daha hızlı zarar verdiği belirtildi.

    Amerikan ''Alcoholism: Clinical and Experimental Research'' dergisinde yayımlanan haberde, daha önceki araştırmalarda, alkolün kadınların kalp ve karaciğerine erkeklerde olduğundan daha hızlı zarar verdiğinin belirlendiği hatırlatıldı.

    Habere göre, Rus araştırmacılar, 2 cinsiyetin alkolden nasıl etkilendiklerinin belirlenmesi için, 18-40 yaşlarındaki 24'ü kadın 78'i erkek 102 alkol bağımlısına testler yaptı. Genelde hafızayla ilgili aynı testler alkol bağımlısı olmayan 68 erkek ve kadından oluşan bir kontrol grubuna da uygulandı.

    Testlerin yapılmasından önce alkoliklere 3-4 hafta alkol verilmedi.Görsel hafıza, düşünme ve problem çözümleriyle ilgili testlerde erkeklerle kıyaslandığında kadınların daha az başarılı olduğu ortaya çıktı.

    Maryland eyaletindeki Baltimore Uluslararası Araştırma Merkezi'nden Doktor Barbara Flannery, kadın organizmasının erkek organizmasından farklı olduğunu ve
    kadınların vücutlarında erkeklerinkinden daha az su bulunması nedeniyle kadın organizmasında alkolün yoğunluğunun daha fazla olduğunu söyledi.

  20. 2007-04-24 #20
    Adettendir; psikolog deyince akla hep sorunlar gelir. Oysa bu sorunların çözümlerini bulmak için uğraşırız daha ziyade. Kendilerinden sihir beklendiğini bilen, lakin sihirli değneği olmayan insanlardır psikologlar.

    Eski yılın bu son yazısında sorunlardan söz etmek istemedim. Yaşamın ve insanın güzelliklerini, hoşluklarını paylaşalım istedim. Gündelik yaşamın ritminde, yaşam gailesi içerisinde kaybettiğimiz renkleri, sesleri, küçük güzellikleri birazcık hatırlatmak gerek diye düşündüm.

    Geçenlerde, uzun süredir "nevroz"la boğuşan ve sonunda onunla baş eden bir danışanım, "İstanbul'da ne çok martı varmış!" dedi "ve güneş ne güzel batıyormuş!" Evet, İstanbul'da çok martı vardır ve güneş çok güzel batar. Güneş Ankara'da, Mardin'de, Antalya'da da güzel batar. Her yerin kendine has kuşları, ağaçları, renkleri vardır. Bir an durup onlara bir bakın. Otobüste yorgun argın eve dönerken, trafiğin ne kadar sıkışık olduğunu düşünmeyin; onu zaten biliyor, dahası yaşıyorsunuz. O sırada çöpten atlayan bir kediyi, pırıl pırıl yanan ışıkları ya da şapkası uçmasın diye uğraşan birini izleyin. Arka tarafta vara yoğa gülüp, kıkırdayan gençlerin, incir çekirdeğini doldurmayan konuşmalarını dinleyin kızmadan. Başlarında esen kavak yellerine gülümseyin. O gün biraz daha yavaş yürüyün evinizin yolunu. Yağmur yağıyorsa kapatın şemsiyenizi. Islanın! Makyajınız aksın ya da saçınızın jölesi… Ne olur ki?! Akan burnunuzu mantonuzun koluna silin ve ıslık çalın. Çalamadıysanız aklınızdan geçen şarkıyı "üflüüük, üflüüük…" diye söyleyin. Şaka yapın kendinize! Evde aynadan size bakan suratsıza(!) nanik yapın, dil çıkarın; sonra da yanağından bir makas alın ve şöyle deyin: "Hadi, neşelen biraz yahu, sıkıntıları yarın konuşuruz. Söz, yarın sana yardım edeceğim. Hatta istersen borç bile veririm!"

    O akşam dizinizi kaçırın mesela! Onun yerine biriyle sohbet edin, çocuklarınızla, eşinizle, arkadaşlarınızla veya apartmandaki yaşlı teyze ya da amcayla. Uzaklardaki bir akrabaya/ arkadaşa mektup yazın. Ama kâğıtlı kalemli mektup olsun, e- posta değil! Hani şu, "önce mahsus selam ederim…" neviinden bir mektup. Terliklerinizi ters giyin ve çocuklarınıza "nasıldı bakalım bugün okul? Ödevler bitti mi?" sorularını sormayın. Ama onlarla saklambaç oynayabilirsiniz, hatta evin içinde su savaşı bile yapabilirsiniz! Yemek yaparken mırıldandığınız şarkıya, komik sözler uydurup, daha yüksek sesle söyleyin.

    Bu örnekleri çoğaltabilirim elbette, ama sanırım herkes ne demek istediğimi anladı. Değiştirebileceğiniz bir ya da birkaç şeyi, kısa süreliğine de olsa değiştirmekten söz ediyorum. "Yapamam, edememler"le sıkıştırılmış yaşamınıza bir an soluk aldırmanızdan… Yapabileceğiniz küçücük bir değişiklik, belki de sizi çok şaşırtacak ve şöyle dedirtecek: "Vay be, ben de eğlenceli biri olabiliyormuşum!" Çünkü aslında hepimizin içinde böyle bir yan vardır.

    Büyük hedeflere koşullandırıldığımız bir çağda yaşıyoruz. Durumumuz ne olursa olsun, hep en yükseğe sıçramamız gerektiği gibi bir inanca kaptırmış gidiyoruz. Bunu tartışmayacağım; sadece bu büyük hedef ve koşuşturmacaların arasında, gözden kaçan minik şeyleri görmenizi öneriyorum. Bunları görmek sorunlarınızı çözmeyecek belki, ama onlarla uğraşabilmeniz için size güç kazandıracak. Ağır bir valizi taşırken, bir an onu yere bırakıp dinlenmek gibi. Çünkü her kim olursanız olun, buna hakkınız ve gücünüz vardır. 12-13 yaşlarında bir kız, dolmuştan inerken yanımıza yaklaşıp para istedi. Tam o sırada arkamdan inmekte olan genç kız, koltukta bulduğu allık kutusunun bana ait olup olmadığını sordu. Bana ait olmadığını söyledim. Bizim küçük dilenci kız, yüzünde bir gülücükle "bana ver abla" diye allığı istedi ve sonra sekerek uzaklaştı. Hayatın hepimize sunduğu sürprizler ve bizim ondan beklentilerimiz farklı elbette. Ama hayatın sürprizlerini görmek için bile kendi gözlerimize ihtiyacımız olduğunu unutmayın.

    Swevo "yaşanan an da anı olacaktır" diyor. Yeni yılda, yaşadıklarınızı güzel anılara dönüştürebilmeniz dileğiyle.

    sponsorlu bağlantılar
  21. 2007-04-24 #21
    Kuyruk sokumunuz ağrıyorsa
    Yaygın bir yakınma olan kuyruk sokumu ağrıları; ihmal edilmemesi ve zamanında tedavi edilmesi gereken bir ağrıdır.

    Biz tıp dilinde, kuyruk sokumu bölgesinin ağrısına "koksigodini" diyoruz. Koksigodini; rahatsızlık hissinden, çoğu zaman şiddetli ağrıya dek uzanan şikayetlere neden olabiliyor. Herhangi bir zaman ve her yaşta görülebiliyor.

    Kadınlarda 5 kat daha fazla rastlıyoruz. Bunun nedeni; kadın pelvisinin yapısından dolayı, kuyruk sokumunun daha korunmasız kalmasından diyebiliriz. Ağrı genellikle oturunca ortaya çıkıyor veya şiddetleniyor.
    Koksigodini; düşme sonrası, doğum sonrası, tekrarlayan zorlanmalar veya sebebi olmaksızın başlayabiliyor.

    Ağrı bazen kendiliğinden de geçebildiği gibi tedavi de gerektirebiliyor. Bazen yıllarca sürüp daha kötüye gidebiliyor. Ağrı, çoğu hastada stabil olmayan, hareketli kuyruk sokumu eklemi ve buna bağlı süregelen iltahaptan kaynaklanıyor.
    Yapılan çalışmalarda, uygun tedavi yöntemleri ile iyi sonuçlar alındığını görüyoruz. Ancak uygun tedavi edilemeyen hastalar yıllarca ağrı çekebiliyorlar.

    Tedavide uygulanan Yöntemler:

    Lokal kortizon enjeksiyonu: Kronik iltihap üzerinde oldukça etkilidir. Ancak 2-3 kezden fazla yapılmasını önermiyoruz.
    Ortası boş oturma simidi: Kısmen etkili olabiliyor.

    Cerrahi tedavi yöntemi: Ağrılı kuyruk sokumu ekleminin cerrahi olarak çıkarılması genellikle iyi sonuçlanır. Bunların dışında şaşırtıcı düzeyde etkili bir tedavi yöntemi olan Düşük Düzeyli Lazer (soğuk lazer) tedavisi vardır.

    Düşük Düzeyli Lazer tedavisinin; değişik hastalıklardaki etkinliği dikkat çekiyor. Eklem iltihapları, yumuşak doku incinmeleri, tendinitler gibi hastalıklarda etkili bir şekilde kullanıyoruz.

    Henüz, kuyruk sokumu ağrısı üzerinde yapılmış sınırlı çalışmaya var ve bunlarda lazer tedavisinin şaşırtıcı etkisinden bahsediliyor. Biz de kliniğimizde kronik kuyruk sokumu ağrısı olan hastalarımızda, sadece "Düşük Düzeyli Lazer" uygulaması ile % 80 - 100 'e varan iyilik hali elde ediyoruz. Cerrahi düşünülen vakalarda öncelikle lazer tedavisinin denenmesini öneriyoruz.

  22. 2007-04-24 #22
    Uzmanlar, protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerden oluşan bir beslenme programıyla beynin performansını artırarak, dikkat ve konsantrasyon açısından güçlendirilebileceğini belirtiyor. Erken yaşta "Alzheimer" vakalarının son yıllarda giderek artması nedeniyle yapılan araştırmalarda, "kolin" adlı maddenin hafıza depolanmasında önemli rol oynadığı, eksikliğinde ise unutkanlığın oluştuğu ortaya çıktı. ABD'de yapılan bir araştırmada, "Alzheimer" rahatsızlığı ve unutkanlık sorunu bulunan hastalara,kolin açısından zengin olan yeşil yapraklı sebzeler verilmesiyle hastaların gelişme gösterildiği tespit edildi.

    Öğrenme yeteneğini geliştiren ve hafıza için hayati önem taşıdığı belirtilen kolin maddesinin doğada en çok anne sütünde bulunduğunu belirten uzmanlar, beynin hafızayla ilgili bölümünün, bebeklikte yeterli kolin alınmasıyla gelişebileceğini belirtiyor. Gelişmiş ülkelerde bebek mamalarının içerisine konulan kolin maddesi, anne sütünden sonra en çok soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar ve yumurta sarısında bulunuyor. Bu nedenle uzmanlar, unutkanlık ve erken Alzheimer rahatsızlığı için bu besinlerin düzenli olarak bir ya da birkaç öğünde tüketilmesini öneriyor.

  23. 2007-04-24 #23
    Özkan, raşitizm hastalığının, kemik uçlarında D vitamini eksiliği sonucunda kıkırdak dokunun kemiğe ulaşamamasından meydana geldiğini belirtti. Özkan, hastalık sonucunda bacaklarda eğilme ve çarpıklık oluştuğunu söyledi.

    Raşitizm hastalığına yakalanan 0-6 aylık bebeklerde araştırma yapıldığını dile getiren Özkan, ''Araştırmalarımızda hastalığa yakalanan bebeklerin annelerinin hamilelik döneminde yeteri kadar D vitamini almadığı ortaya çıktı'' diye konuştu.

    Bebeklerin, annelerinin D vitamini deposuyla doğduğunu ifade eden Özkan, şunları söyledi:''Hamile kadınlar hamileliğinin son üç ayında D vitamini almalıdır. Eğer
    yeteri kadar vitamin almazlarsa çocuklarında raşitizm hastalığıyla karşılaşılma olasılığı artar. Ayrıca yetişme çağındaki çocuklar 3 yaşına kadar D vitamini
    almaya devam etmelidir.''Raşitizm hastalığının güneş ışınlarından yeteri kadar yararlanılamaması sonucunda oluştuğuna dikkat çeken Özkan, ''Güneş ışınları deriye yeteri kadar ulaşamayınca deride D vitamini sentezi yapılamıyor. Bu nedenle kemiklerde yeterince kalsiyum birikmiyor'' dedi.

  24. 2007-04-24 #24
    ENDOSKOPİK ALIN GERME: Saçlı deri içinde yapılan 2 cm kesiden endoskop yardımıyla TV ekranından görüntülenerek yüz ve alın kas ve derisi yukarı doğru çekilir.

    Bu operasyona izinsiz yüz germe denir. Hasta hane de yatmayı gerektirmez. Bir hafta içinde hasta normal hayatına dönebilir.

    LİFTİNG: lokal anestezi + sedasyon la uygulanabilen bir buçuk iki saatlik bir yüz germe operasyonudur. Kulak önü ve şakak bölgesine yapılan S şeklinde küçük bir kesiyle tüm boyun ve yüz dokularının toparlandığı ve gerildiği bir operasyon şeklidir. Hasta aynı gün evine gidebilir. Bir hafta sonra işine dönebilir. Bu şekilde çok küçük bir müdahale ile boyun ve yüzde on beş yaşlık bir gençleşme sağlanabilir.

    KAŞ ASMA: Lokal anestezi altında yarım saatte uygulanabilen bir işlemdir. Kaş uçları içten konan bir dikişle yukarı ve dışa doğru asılır. Bu asmayı fazla abartmamak gerekir. Abartıldığı taktirde Uzakdoğulu ifadesi verir. Gerektiği gibi uygulanırsa genç ve dinç görüntü sağlanır. Ertesi gün sosyal yaşantıya dönülebilir. Herhangi bir iz söz konusu değildir.

    GÖZ KAPAKLARININ GERİLMESİ VE TORBACIKLARIN GİDERİLMESİ: Klinikte lokal anestezi ile 1 saatte yapılan bir operasyondur. Ödeme mani olmak için göz 1 saat kapalı tutulur. Hasta hemen evine dönebilir. Herhangi bir sargı yada pansuman söz konusu değildir. Üst göz kapağında gizli bir dikiş ve alt göz kapağında kirpik dibinde kendiliğinden kaybolan dikişler vardır. Hasta iki gün sonra banyo yapabilmektedir. 4 gün sonra üst göz kapağında ki dikiş alınır. Bu süre zarfında hasta güneş gözlüğü takarak günlük hayatına devam edebilir.

    BOTOX: özellikle alın ve göz çevresi kırışıklıklarının giderilmesi için son zamanların en ideal ilacıdır. Uygulaması 2 dakika içerisinde yapılmaktadır ve o kadar kolaydır ki maalesef bu nedenle yurdumuzda yetkisiz kişilerce de yapılmaktadır. Uygulama kolay olmasına karşın dikkat edilmesi gereken anatomik ve kullanım özelliklerini, tam olarak bilmeyen ve yetkisiz kişilerce yapıldığında ciddi şekil bozukluklarına ve asimetrilere yol açabilmektedir. Bu nedenle mutlak suretle bu işin uzmanı olan doktorlar tarafından uygulanması gerekir. Etki mekanizması; mimik ve kırışıklığa neden olan kasların hareketlerini minimaline etmektir, süresi yaklaşık altı aydır.

    KOLTUK ALTI TER BEZLERİNİN LİPOSUCTİON YÖNTEMİ İLE ALINMASI: Bu yeni teknikle lokal anestezi altında yarım saat içinde, hatta bir öğle tatilinde bile kolayca uygulanabilecek bir yöntem olup esas olarak özel bir liposuction aleti ile koltuk altındaki ter bezlerinin alınmasına dayanmaktadır. Operasyon lokal anestezi ile hastane şartlarında gerçekleşmektedir. İşlemden hemen sonra işe geri dönmek bile mümkündür. Uygun şekilde yapıldığı takdirde sonuç kalıcı ve ömür boyudur.

    MEME PROTEZİ (BÜYÜTME): Ameliyat genel anestezi ile hastane şartlarında yapılan bir operasyondur. Doğal bir görüntü elde etmek için içi jel olan protezler tercih edilir. Ameliyat sonrası hiç iz kalmaz. Protezi değiştirmeye gerek kalmadan ömür boyu kullanırsınız, patlaması söz konusu değildir. Operasyon sonrası aynı gün hastaneden ayrılıp evinize dönebilirsiniz. 2-3 günlük bir dinlenme sürecinden sonra çalışıyorsanız işine gidebilirsiniz Bir ay sonra meme tamamen doğal bir görüntü kazanır. Dokunulduğunda normal bir memeden hiçbir farkı yoktur. Meme protezi, gebelik söz konusu olduğunda bebek emzirmede hiçbir sorun yaratmayacaktır.

    KARIN GERME OPERASYONU: Genel anestezi ile hastane şartlarında yapılır . Ameliyat sonrası bir gece hastanede kalınır. Bu ameliyat için en uygun adaylar,diyet ve egzersizle giderilemeyen karında yağ fazlalığı ve deri gevşekliği şikayeti olan kişilerdir. Doğum yapmış kadınlar için özellikle çok yararlıdır. Deri elastikiyetinin kaybı ile birlikte bir miktar yağlanma şikâyeti olan daha yaşlı hastalarda da bu ameliyat iyi sonuç vermektedir. Karın germe ameliyatı sadece kilosu fazla olan insanlara uygulanan bir yöntem değildir. Zayıf ama karın derisi sarkmış ve çatlak oluşmuş kişiler için de son derece fayda sağlar. Eğer aşırı kilo ile birlikte karında da sarkma varsa karın germe operasyonu Liposuction ile birlikte yapılır. Karın germe işlemi sırasında eski sezeryan izinin düzeltilmesi mümkündür. Karın germe işlemi sonucu göbek seviyesi altında kalan çatlaklar kaybolur. Karın düzleşir, bel incelir.

    LİPOSUCTİON: Vücut Liposuctıon, Liposhapıng, Liposculpturing, Body Countring… tüm bu deyimler vücudun çeşitli bölgelerinden yağ alınması işlemini anlatır.

    Özellikle normal ve biraz kilolu olan fakat vücudun belli bölgelerinde diğer bölgelerle uyumsuz olarak yağ biriken kadın ve erkeklerde en iyi sonucu verir. Bu bölgelerde yağ birikmesi bazen ailevi bir karakterdir, diyet ve egzersiz ile geçmez. Liposuction bu gibi yağ birikimlerini giderecek tek yoldur Liposuctıon vücudun özel bölgelerinde, yüzde ve boyunda birikmiş olan aşırı yağlanmayı giderir, kalça ve basenleri inceltir, karnı düzleştirir, ikiz çeneyi yok eder. Liposuction vücudunuzu beğenmenizi sağlar ve kendinize olan güveninizi artırır. Liposuction sırasında o bölgeden fazla olan yağ hücrelerini alıyoruz dolayısıyla kalan yağ hücreleri ne kadar genişlerse genişlesin eskisi kadar olması mümkün değildir. Yağ alınan bölgenin eskisinden daha kötü olması gibi bir olasılık söz konusu değildir

    LİPOFİLLİNG: Kişinin kendi yağıyla vücudunu şekillendirmek, vücudun değişik yerlerinden yağ alınıp, gene vücudun değişik yerlerine konarak yüz gençleştirme, meme dikleştirme, kalça şekillendirme, çarpık bacak düzeltme gibi pek çok operasyon gerçekleştirmekteyiz. Özellikle yüz bölgesinde lipofilling ( yağ doldurma) işlemleri başarı ile yapılmakta ve sadece yağ doldurarak yüz gençleşmektedir. Ayrıca genç ve zayıf kızlarda eğer bacaklar çarpık (yani,o bacak , parantez bacak , x bacak şeklinde ise ) diz içlerinden yağ alarak ve dizin alt bölgelerine yağ doldurarak bu durumları düzeltmek mümkündür, aynı seansta basen ve üst bacaklardaki fazla yağları da alarak , bacaklara daha düzgün ve güzel bir şekil vermek mümkün olur. Eğer aday çok zayıf ise çarpık bacakların iç yüzüne silikon protezlerde konulabilir. Yani Lipofilling ile belli bölgelerden yağ alıp, belli bölgelere yağ vererek (lipofilling,liposuction) vücudu adeta bir heykel gibi yeniden şekillendirmek mümkün.

  25. 2007-04-24 #25
    Anne ve babaların büyük yanılgıya düştüğü 6 yaş dişleri konusunda dikkatli ve duyarlı olunması gerektiğini belirten Diş Hekimi Ekrem Doğruöz, meydana gelen çürükler nedeniyle çekilen dişlerin çocuklar için ilerleyen yaşlarda sorun olabileceğini söyledi. Çocukların 6 yaş dişlerinin anne ve babalar tarafından "nasıl olsa değişecek" diye düşünülerek ihmal edildiğini, bu ihmalin de aynen toprakta meydana gelen heyelana benzeyen ağız ve diş yapısı bozukluklarına yol açtığını belirten Dr. Doğruöz, "Çocuklarda 6 yaşında hakiki dişler çıkar. Bu sırada ağızda yaygın bir çürük varsa, 6 yaşındaki hakiki dişlerde çürüme meydana gelir. Anne ve babalar ne yazık ki 'dişler nasıl olsa değişecek' diye bir yanılgıya düşüyor. Tabii bu arada çürük devam ediyor ve aile dişi çektiriyor. 6 yaş dişi çocuğun ömür boyu ağzında kalacak olan dişleridir. 12 yaşından sonrada çocuğun artık ağzında süt dişi yoktur. Artık ana dişe geçilmiştir. Yani 6 yaş dişi, bizim için çok kilit bir diştir. Maalesef bu konuda duyarlı hareket edilmiyor.

    Bu dişler çekildiğinde daha sonra çıkan dişler ağızda düzensiz ve çarpık bir şekilde çıkabiliyor. Diş dizimi bozulabiliyor. Kısaca ağızdaki denge bozuluyor ve aynen topraktaki heyelana benzetebileceğimiz bir ağız yapısı oluşuyor. 6 yaş dişleri bir nevi erozyona karşı ağaçlandırma sistemidir" dedi.

    sponsorlu bağlantılar
  26. 2007-04-24 #26
    İngiliz Tıp Dergisi'nde yayımlanan bir araştırmaya göre, günlük tuz alımının azaltılması kalp hastalıkları ve felç riskini dörtte bir oranında düşürüyor.


    Tuz tüketmeyi azaltmanın, tansiyonu düşürdüğü uzun zamandır bilinen bir olgu; ancak kalp krizi ya da inme gibi kalp hastalıklarında nasıl bir etkisi olduğuna ilişkin fazla bir kanıt bulunmuyordu. Harvard'da bu konu üzerinde çalışan ekip yüksek tansiyonu olan 3 bin kişinin katıldığı bir deney gerçekleştirdi.


    Deneklerden bir bölümünün günlük tuz alımı, 10 gramdan 7 grama düşürüldü, diğer grubun ise değiştirilmedi. Araştırma sonucunda aldığı günlük tuz miktarı azaltılan katılımcıların 20 yıllık bir dönem içinde kalp hastalığı geçirme riskinin yüzde 25 oranında azaldığı gözlendi. Deneklerin kalp hastalıklarından ölme riski de beşte bir oranında düştü. ABD ve İngiltere gibi kalkınmış ülkelerde bir yetişkinin tükettiği günlük tuz miktarı yaklaşık 10 gram. Bunun büyük bölümü, tüketicilerin marketlerden aldıkları işlenmiş gıda ve ekmekten sağlanıyor. Birçok uzman, günlük tuz tüketiminin 3 gramı aşmaması gerektiğini belirtiyor.

    Uzmanlara göre, tuz kullanmayı azaltmanın yolu, hamburger gibi abur cubur yiyeceklerden uzak durmak, gıdalar üzerinde gıdanın içerdiği malzemelere ilişkin tabloları kontrol etmek ve yeteri kadar sebze ve meyve tüketmekten geçiyor.

  27. 2007-04-24 #27
    Ankara -AA- İngiliz Tıp Dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmaya göre, daha az tuz tüketmek, kalp ve damar hastalıkları riskini dörtte bir, kalp krizi riskini de beşte bir oranında azaltıyor.

    Çok fazla tuz tüketiminin kan basıncını yükseltebileceği, yüksek tansiyonun da kalp krizi ve inme riskini artırabileceği uzmanlar tarafından zaten biliniyordu, ancak dergideki yeni araştırmada, bu bağlantı kanıtlanıyor ve tuzun verebileceği zararın boyutu ortaya konuyor.

    Çalışmada, günlük tuz alımının 6 gramı geçmemesi (erişkinler için önerilen miktar) gerektiği uyarısında bulunularak, tuz tüketimini az miktarda azaltmanın, kalp ve damar hastalıkları riskine büyük etkisi olduğu vurgulanıyor.

    Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25
    oranında azalıyor. Bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor.

  Okunma: 16505 - Yorum: 26 - Amp