Abdurrahim Karakoç Hayatı ve Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Abdurrahim Karakoç Hayatı ve Şiirleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    Nisan 1932 yılında doğan Karakoç'un şiir merakı küçük yaşlardan gelmektedir. Şiire merakının bir sebebi de ailesinde dedesi, babası ve kardeşlerinin şair olmasıdır. İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 1964 yılında "Hasana Mektuplar" ismi altında kitap haline getirdi. 1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi ve 1981 Mart ayında emekli oldu.

    Şiirlerinde esas unsur olarak insanı ele alan şair, şiirleri yüzünden otuza yakın mahkemeye verildi fakat hepsinden beraat etti. 1985 yılından beri gazetecilik yapan Karakoç, bir ara politikaya girdi ve ayrıldı.


    Acaba

    Uyuyan göllere ay ışığında
    Sevginin resmini çizsem kim anlar?
    Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
    Yağmurun saçını çözsem kim anlar?

    ***
    Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
    Kendi ötesini saklar her perde
    Sonsuzluğun sona erdiği yerde
    Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?

    ***
    Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
    Eklenir yarama her dost yarası
    Et oldum bıçakla kemik arası
    Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

    ***
    Doğumda yalan var, ölümde gerçek
    Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
    Kırık gönülleri toplayıp tek tek
    Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?

    ***
    Gün geldi zamanı gömdüm kabire
    Dağ oldu aklımın verdiği fire
    Bağlasam telaşı çelik zincire
    Sabrın derisini yüzsem kim anlar?

    ***
    İçte deprem olur dışın düğümü
    İhlâssız çözülmez işin düğümü
    Aklımdan geçeni, düşündüğümü
    Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?


    Abdurrahim Karakoç

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-18 #2
    Açık Dilekçe



    Görmediğim bir bambaşka durum var
    Sizin şehrin kızlarında savcı bey.
    Yaklaşanı tâ yürekten vururlar
    Kan kokuyor gözlerinde savcı bey.

    Gayeleri gönül kırmak dal gibi
    Bakışları çifte faul bal gibi
    Ülkeler fethetmiş bir kral gibi
    Gurur dolu pozlarında savcı bey.

    Kaş yaparken, göz çıkarır elleri
    Çok silâhtan tesirlidir dilleri
    Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri,
    Poyraz eser yüzlerinde savcı bey! .

    Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz
    İlk görüşte avladılar habersiz
    Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz
    Kebap oldum közlerinde savcı bey! .

    Bölüştüler gönlüm ile aklımı
    Davacıyım, ara benim hakkımı...
    Bir yol göster, haksız mıyım, haklı mı?
    Yorulmayım izlerinde savcı bey.



    Abdurrahim Karakoç

    Aramızdaki Fark



    Sen dünden gelirsin, ben yarından gelirim
    Doğmadık bebekler diyarından gelirim.
    Sen müebbet inkârda kılmışsın kararı
    Ben Kalubelâ'nın ikrarından gelirim.



    Abdurrahim Karakoç

  3. 2006-11-18 #3
    Bambaşka



    Doktor, benim derdim bambaşka bir dert
    Ağrıyan yerimi sorma boşuna.
    Yazdığın reçete değer mi zahmet?
    Kağıtla kalemi yorma boşuna.

    Kerem eyle, fayda vermez yardımın
    Tıp ilminde çaresi yok derdimin
    Her tarafı gurbet olmuş yurdumu
    Düşünceme tuzak kurma boşuna.

    Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdür
    İçimde tarifsiz keder saklıdır
    Sökemezsin yaralarım köklüdür
    Merhem sürüp, sargı sarma boşuna.

    Dost yolları nakışlandı kanımdan
    Sevdiklerim vergi keser canımdan
    Sükûta muhtacım, ayrıl yanımdan
    İncitip günaha girme boşuna.

    Aşk koymuşlar ıstırabın adını
    Alamadım yaşamanın tadını
    Yapacaksan eğer bana yardımı
    Öldür kurtar, ilâç verme boşuna.


    Abdurrahim Karakoç

  4. 2006-11-18 #4
    Bulduktan Sonra Arama

    Omuzumda sevda yükü
    Yollarda Seni aradım.
    Beste beste, türkü türkü
    Tellerde Seni aradım.

    Girdim yeşilden sarıya
    Sordum ölüye, diriye
    Çiçeği verdim arıya
    Ballarda Seni aradım.

    Aşk yalımı girdi cana
    Gönlüm döndü gülistana
    Gece-gündüz yana yana
    Küllerde Seni aradım.

    Yorulup demedim, yeter
    Hasretin gözümde tüter
    Keremden, Mecnundan beter
    Çöllerde Seni aradım.

    Bahçem çiçek, bağım gazel
    Birleşir ebedle, ezel
    Ayırmadım çirkin, güzel
    Kullarda Seni aradım.

    Ulaşmak için rahmete
    Katlandım binbir zahmete
    Karışıp söze, sohbete
    Dillerde Seni aradım.

  5. 2006-11-25 #5
    Ayrılık Havası



    Ben nefret eyledim sizin gerçekten
    Yalanı severim, yalanı gayrı..
    Tiksindim bülbülden, gülden, çiçekten
    Yılanı severim, yılanı gayrı..

    'Sapıtmış bu' diye beni yeriniz
    Hakkımda bin türlü hüküm veriniz
    Omuzumda yüktür dirileriniz
    Öleni severim, öleni gayrı..

    Uzun yaşamayı saymadım sanat
    Kurda yürek oldum,kartala kanat
    Oturup ağlayan korkağa inat
    Güleni severim, güleni gayrı..

    İyinin ardından 'kötü' demezdim
    Kötünün elinden ekmek yemezdim
    Birlikten kopana selâm vermezdim
    Böleni severim, böleni gayrı..

    Yıllarca boş yere canımı sıktım
    Nihayet yol buldum, çığırdan çıktım
    'Bey'den, 'efendi'den, 'sayın'dan bıktım
    'Ulan'ı severim, 'ulan'ı gayrı..

    Vur Emri(sh.204)

    Abdurrahim Karakoç



  6. 2006-11-25 #6
    Aşk Hikayesi



    Başımdan bir kova sevda döküldü
    Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
    İplik iplik damarlarım söküldü
    Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

    Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
    Anladım ki kendi gönlüm dar bana
    Alev dolu bardakları yâr bana
    Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

    Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
    Ne zamana, ne kendime alıştım
    Kırk senede yedi hasret bölüştüm
    Yedi dünya bana düştü sandım oy!

    Gönül şahinimi yordum gerçeğe
    Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
    Teselliden kanat kırdım gerçeğe
    Tecellinin sinesine kondum oy!


    Abdurrahim Karakoç



  7. 2006-11-25 #7
    Aynanın İki Yüzü



    Bir, zirvede habire şiştikçe şişene bak
    Bir, tabanda her adım yıkılıp düşene bak
    Bir, ülke yansa bile yan gelip yatanlara
    Bir, yangın söndürmeye çarıksız koşana bak.

    Abdurrahim Karakoç



  8. 2006-11-25 #8
    Ayıp



    Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
    İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
    Elim değse akan sular tutuşur
    İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

    Ayların sırtında yıllar taşındı,
    Sanma ki garibi eller düşündü.
    Bebekler evlendi, yollar aşındı
    Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

    Hesap et, gideli sen gurbet ile
    Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
    Hapisler, sürgünler, esirler bile
    Sılasına döner oldu gel gayrı.

    Gönlüm sende, gözüm yollarda durdu,
    Saat isyan etti, takvim kudurdu.
    Hasret hançerini bağrıma vurdu
    Yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

    Emeği boşadır yuvasız kuşun...
    Nerdeyse toprağa değecek başın.
    Beni düşünmezsen kendini düşün
    Herkes seni kınar oldu gel gayrı.



    Abdurrahim Karakoç



  9. 2006-11-25 #9

    Alışkanlık



    Bu kirli düzenin düzenbazları
    Azrail'e rüşvet vermeyi dener
    Ölünce dünyanın en kurnazları
    Torpille cennete girmeyi dener

    Abdurrahim Karakoç



  10. 2006-11-25 #10
    Beklemek



    Sarıcadüzü'nde bir yığın toprak
    Sulanır her sabah gözyaşlarımla
    Mihriban, Mihriban uyan da bir bak!
    Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda...

    Ardıçlı ağaçlarda gene ay doğar
    Akasya gölgeleri delik - deşik...
    Bir pınar ağlar sabahtan akşama dek
    Yapraklar sallanır, ışıklar söner...
    Büyüdükçe büyür içimde bir dert,
    BEKLEMEK...


    Abdurrahim Karakoç



  11. 2006-11-25 #11
    Bir Aşk Bulsam



    Bir aşk bulsam, yağmurunda ıslansam
    Bir dost bulsam, irfanında beslensem
    Bir dağ bulsam, sinesine yaslansam
    Yalınızlığım bitermola, bilmem ki?

    Abdurrahim Karakoç



  12. 2006-11-25 #12
    Bırakın Kalsın



    'Çok'ta kederlenir, 'az'da gülerim
    Ustura ağzında düşüncelerim..
    Deliliktir belki.. bırakın kalsın.

    Doğan her bebeğin hakkı var bende
    Öğütülen benim her değirmende
    Ne sonu, ne ilki...bırakın kalsın.

    Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur
    Zamandan çıktığım zamanlar olur
    Ve öyle güzel ki.. bırakın kalsın.

    Saatler ya geri, ya hep ileri
    Kıran yok hileli terazileri
    Umutlar ırakta.. bırakın kalsın.

    On bin'lerle sohbet on bin nafile
    Dönmüyor toprağa giren kafile
    Öfkeler yürekte.. bırakın kalsın

    Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam
    Yolcular anlamaz, ben anlatamam
    Tren son durakta.. bırakın kalsın.

    Gelir beni yakar suya düşer kor
    Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor
    Kutsaldır bu yara.. bırakın kalsın.

    Dursun ayazına uyandığın kış
    Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış
    Lüzum yok bahara.. bırakın kalsın.

    Yıkılır, yırtılır her kalın perde
    Hesaba çekilir dünya mahşerde
    Yazın şu duvara.. bırakın kalsın.

    Abdurrahim Karakoç




  13. 2007-01-23 #13
    süper şiirler ve dörtlükler isyanlı sükut teşekkür ederim.sağolun bu şiir sağanağı için
  14. 2007-01-24 #14
    Beşinci Mevsim

    Düştü can evime dördüncü cemre
    Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
    Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene
    Onaltıncı aya takvimsiz girdim.

    Aynalara baktım korku gösterdi
    Saatler her sabah kırkı gösterdi
    Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
    Hayatım boyunca hedefte durdum.

    Gül sundum yediler, koklamadılar
    Armağan can verdim saklamadılar
    Gittim... gelir diye beklemediler
    Kaybolan gölgemi yollara sordum.

    Getirdim yanıma ay'ı bir karış
    Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
    Şehiri bir adım, köyü bir karış
    Damlada denizdir en küçük derdim.

    Savurdum, eledim, seçtim zamanı
    Yaprak yaprak tel tel açtım zamanı
    Haftada üç asır geçtim zamanı
    Nereye gittimse zamansız vardım.

    Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
    Yazık, kulaklara sığmadı sesim
    Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
    Çağın çilesini sırtıma sardım.

  15. 2007-02-04 #15
    İsyanlı Sükût

    Gitmişti makama arz-ı hâl için
    'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
    Bir azar yedi ki oldu o biçim..
    'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
    Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
    Bir baktı konağa alttan yukarı
    'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Çekti ayakları kahveye vardı
    Açtı tabakasın, sigara sardı
    Daldı.. neden sonra garsonu gördü
    'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    İçmedi, masada unuttu çayı
    Kalktı ki garsona vere parayı
    Uzattı çakmağı ve sigarayı
    'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
    Sandım can evime döktüler ateş
    Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
    'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
    Ağzına küfürler doldu zehirden
    Salladı dilini.. vazgeçti birden,
    'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

  16. 2007-02-05 #16

    Sen Varsın

    Gönül tezgahında şiir dokudum
    İplik iplik nakışında sen varsın.
    Aşk yolunun kanununu okudum
    Madde madde yokuşunda sen varsın.

    Fikir vadisinden bir ırmak geçer
    Eğilir serviler, suyundan içer
    Bağrında ay doğar, zambaklar açar
    Sessiz sessiz akışında sen varsın.

    Öz suyusun hayat denen şişenin
    Nedenisin keder ile neşenin
    Sevda cephesinde şehit düşenin
    Donuk donuk bakışında sen varsın.

    Hep senin renginde görünür bahar
    Yaprakta yeşilin, gülde kokun var
    Yama yama kalbimdeki yaralar
    Sıra sıra dikişinde sen varsın.

    Gidip de yorulma çok uzaklara
    Sen, 'sen'i gel benim içimde ara...
    Umut güneşimin mor bulutlara
    Girip girip çıkışında sen varsın.

  17. 2007-03-28 #17


    1932 yılının Nisan ayında Elbistan/K.Maraş'da dünyaya geldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı. Bu aileden gelme bir merak diyebilriz. Çünkü Dedesi, Babası, Kardeşleride şiir yazarlar.

    İ1k yazdığı Şiirleri 2 kitap oIacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını ,,Hasana Mektuplar" ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı ve FEDAI yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet bastırdı. 1958 yılında buIunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi. 1981 Mart ayında emekli oldu.

    Mücadeleci şiirlerinin cokluğu şartlardan kaynakIanmaktadır. 27 Mayıs darbesi, zinde güçler, demokrasi maskaraIığı ve haksızlıklar hiciv şiirlerini besledi. 30 a yakın mahkemeye verildi, hepsinden beraat etti. Avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu. Hiçbir iktidarla barışık olmadı. Çünkü, 0, insana ve İslama yapılanların zulüm olduğuna inanmıştı. Şiirlerinde esas unsur insandir.

    Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey yayınları oIarak şimdiye kadar 6 şiir kitabı, bir tanede makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı. Bir nesir kitabı dizgide bulunuyor ve yeni çıkacak son şiir kitabı ile ,,Çoban ile Sohbetler" isimli nesir kitabının önümüzdeki günlerde basılması için çalısılmaktadır.

    1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır. Bir ara politikaya girdi ve ayrıldı. Niçin girip, niçin ayrıldıgını bir röportajda şöyle cevaplandırdı:

    ,,Allah rızasi için girmiştim, Allah rızasi için ayrıldım"

    Nerdeyse 30 yıla varan bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Bilhassa VUR EMRI adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür.

    Evli ve 3 çocuk babasıdır. 1984 Ekim ayından bu yana Ankara'da ikamet ediyor. Şu anda hiç bir siyasi kuruluş, hiçbir mesleki dernek üyesi değildir. Hakkın yanında olanları sözleriyle desteklese de, şahısları övmek, beğenmeyince sövmek gibi basitliği kabul etmemektedir.

    Yemini var, yazabildgi müddetçe yazacak. kimbilir nereye ve ne zamana kadar...

    Kendi Dilinden

  18. 2007-03-28 #18
    Seğirtti faiz için borsanın tahviline
    Kazandı, çıkıverdi masonlar mahfiline
    Bir gün sağ, bir gün solda göbek atıp oynarken
    Düştü gitti ansızın Esfel-i Safilin'e

  19. 2007-03-29 #19
    Aşktan yana söz duyunca,
    Ben hep seni düşünürüm.
    Uçsuz hayaller boyunca,
    Ben hep seni düşünürüm.

    Yıldızlar kayar yüceden;
    Renkler sıyrılır geceden;
    Yüreğim sızlar inceden;
    Ben hep seni düşünürüm.

    Aklın ucu değer hiçe;
    Yol ararım içten içe.
    Kainat uyur sessizce,
    Ben hep seni düşünürüm.

    Korkunun bittiği yerde
    Haz duyarım perde perde.
    Bir mezar görsem bir yerde,
    Ben hep seni düşünürüm.

    Zaman hep sonsuza akar
    Meyve dökülür,dal kalkar.
    Çiçekler bakar bakar,
    Ben hep seni düşünürüm.

    Rüzgar eser ilden il'e
    Sağlıkta bitmez bu çile.
    'Var'dan öte 'Yok'ta bile
    Ben hep seni düşünürüm.

    Bilir misin hancı,bu güne kadar
    Hanından kaç yolcu çıktı bu yola?
    Sıladan gurbete giden yolcular
    Kaç damla göz yaşı döktü bu yola?

    Getirmeden bu yolların sonunu,
    Kaç yolcu son durak yaptı hanını?
    Kaç yolcu bu yolda verdi canını,
    Ecel kaç yolcuyu çekti bu yola?

    Akar bir oluktan beş dağın karı,
    demişler adına 'hasret pınarı'
    Şu mezarı gölgeleyen çınarı
    Kimin için kimler dikti bu yola?

    Kaç aşık bu yolda zaman eritti,
    Kaç yorgun hanında terin kuruttu.
    Bu taşlı yol kaç çarığı çürüttü
    Kaç topuğun kanı aktı bu yola?

    Yollar kıvrım kıvrım,dağlar sıralı,
    Düşünürüm,yollar beni yoralı.
    Kaç ceylan iniyor böğrü yaralı
    Her gecenin seher vakti bu yola?

    Ben bilmedim gitti n'olur sen söyle,
    Bu yollar kararsız uzar mı böyle?
    Yar için iç çekip,karşıki köyde
    Hangi göz kaç sene baktı bu yola?..

    Güncelleme : 2007-03-29
  20. 2007-05-15 #20

    MİHRİBAN 1

    Sarı saçlarını deli gönlüme

    Bağlamışım çözülmüyor Mihriban

    Ayrılıktan zor belleme ölümü

    Görmeyince sevilmiyor Mihriban

    Yar deyince kalem elden düşüyor

    Gözlerim doluyor aklım şaşıyor

    Lambada titreyen alev üşüyor

    AŞK kağıda yazılmıyor Mihriban

    Tabiblerde ilaç yoktur yarama

    AŞK deyince ötesini arama

    Her nesnenin bir bitimi var ama

    AŞK'a hudut çizilmiyor Mihriban SEVDİĞİM!


    MİHRİBAN 2

    " Unutmak kolay mı ?" deme

    Unutursun Mihriban'ım

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban'ım

    Zaman erir kelep kelep

    Meyva dalında durmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban'ım

    Yıllar sineye yaslanır

    Hatıraların paslanır

    Bu deli gönlün uslanır

    Unutursun Mihriban'ım

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya büyüyünce

    Ha iste tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban'ım

    Gün geçer, azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban'ım

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide

    Beni değil, sen seni de

    Unutursun Mihriban'ım


    HASAN'A MEKTUP

    Çok oku, çok düşün, çok şeyler anla,

    Aha bu mektubu alınca Hasan.

    Manalar iplikten incedir amma,

    Kelimeler biraz kalınca Hasan.

    Gene ağzımızı açmıyor bıçak,

    Huzur size ömür..... Dert salkım saçak.

    Oyuna kalkıyor yüzlerce köçek,

    Batıdan bir hava çalınca Hasan.

    Kök saldı bahçede ayrık otları,

    Yemler pay edildi, sattık atları.

    Biz kovalım derken baştan bitleri,

    Sülükler yapıştı, kulunca Hasan.

    Süt dolu güğümü çalarız taşa,

    Kutsal görevimiz "Sağol çok yaşa !"

    Mülkte hakikati aramak boşa,

    Tüm suçlular güçlü olunca Hasan.

    Derisini yüzdük demokrasinin,

    İşi iştir imtiyazlı asinin.

    Hakikatte vahşi, sözde "vasinin"

    Dörtnala gidilir yolunca Hasan.

    Canım Hürriyeti koydunsa ara,

    Ekmek yalınayak kaçtı dağlara.

    Çevremize küsmüş kardeşlik var ya,

    Haber ver, izini bulunca Hasan.

    Soysuzlar taş atar mukaddesata

    Karşı duramazsak bizdedir hata.

    Tahammül teşviktir, böyle hayata,

    Öl..İnsan küçülmez ölünce Hasan.


    SELAM

    Selam Azrail'e, doğan bebeğe

    Selam tadlı sona, acı gerçeğe

    İmana, irfana, zindana selam

    Selam umut, sabır ve geleceğe


    DUA

    Senin ak alnından, gök gözlerinden

    Önce dallar, sonra yapraklar öpsün

    Eğilsin yıldızlar, tutsun elinden

    Gecelerden sonra şafaklar öpsün

    AŞK diyorlar en mukaddes hayale,

    Ve sen de düşesin bu sonsuz hale...

    Hazdan dudakların olsun bir lale,

    Güller, karanfiller, zambaklar öpsün

    Sende kemal bulmuş renk, şekil biçim

    Yaşamanın özsuyusun bir içim

    Olanca suların sağlığı için

    Seni her gün göller, ırmaklar öpsün

    Kumral saçlarında nisan yağmuru

    Yazın, ak yüzünden gölgenin moru

    Ağzından en serin, hem de en duru

    Kayalardan akan kaynaklar öpsün

    Çimenler okşasın ayaklarını

    Çiçekler koklasın parmaklarını

    Ben öpmeden önce yanaklarını

    Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün

    Kıskançlık çakılı kazıktır serde

    Bölünsün bu rüya en tatlı yerde

    Seni canlı kullar öpmesinler de

    Kefenler sarılsın, topraklar öpsün…


    SULARI ISLATAMADIM


    Savaştayım elli yıldır

    Ömrüm geçti boşalt doldur

    Anlamadım, bu ne haldir

    Bir gün silah çatamadım

    Suları ıslatamadım

    Ekin ektim başak yılan

    Kuşandığım kuşak yılan

    Yorgan akrep, döşek yılan

    Bir gün rahat yatamadım

    Suları ıslatamadım

    Ne payem oldu, ne sayem

    En doğruya varmak gayem

    Düşüncemdir tek sermayem

    Alan yoktur, satamadım

    Suları ıslatamadım

    Yolum yokuş, izim ayrı

    Dilim yağsız, sözüm ayrı

    Bedenimden özüm ayrı

    Biri bire katamadım

    Suları ıslatamadım

    Talipli yoktur sevgiye

    Anlamadım, neden? Niye?

    Canlar gücenmesin diye

    Can attım, gül atamadım

    Suları ıslatamadım


    CAN KURBAN

    Bizim kapı dost kapısı

    Girene canımız kurban

    Selam: muhabbet tapusu

    Verene canımız kurban

    Nefisten soyunduk tül tül

    Gitti beden, kaldı gönül

    Özümüz bağ, sözümüz gül

    Derene canımız kurban

    Uzadıkça hasret demi

    Şefkat atı çiğner gem'i

    Yaramıza sabır em'i

    Sürene canımız kurban

    Hayat kilim, çile nakış

    Dokuyoruz iniş, yokuş

    Marifet manaya bakış

    Görene canımız kurban

    Kin marazdır, sevgi sanat

    Yürekte kaynar her saat

    Kimsesizlere kol, kanat

    Gerene canımız KURBAN!


    SULARIN HİKAYESİ

    Belemişler kaplara, uyutmuşlar suları

    Ve sermişler iplere, kurutmuşlar suları...

    Dalmışlar eğlencenin fikirsiz oyununa

    Ya toprakta, ya gökte unutmuşlar suları...


    BEBEĞE ÇAĞRI

    Soyguncu soysun da, vurguncu vursun

    Sen ana karnında boşa uyursun

    Doksan günde çık gel dokuz ay dursun.

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Üç kağıtçı düzen geçip gitmeden

    Her ocakta üçbeş baykuş ötmeden

    Çabuk "devlet malı deniz" bitmeden

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Makam armağandır, koltuk hediye

    Muhkem ilamlar var "rüşvet ye" diye

    Ne diye beklersin söyle ne diye.

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Göz kırpınca sıfırı çok sayılar

    Zirveye tırmandı topal ayılar

    Yağcı yeğen arar, haydut dayılar

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Artık banka soymak basit eğlence

    Günde kırkbin hiçtir "yurtsever gence" !

    Dünyaya duhul et, gel biran önce

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Tez çık, haram süt bul, beleş kundak bul

    Yalancılık mübah, yüzsüzlük makbul

    Hukuksal açıdan bir olanak bul

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

    Adi ekranlarda iğrenç yüzü gör

    Halkı tiksindiren bir kof dizi gör

    Önce onları gör, sonra bizi gör.

    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek.

    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.


    BOŞA GELİP BOŞA GİDENLER

    Dünya çirkef, düzen bozuk

    Geldiğin neye yarar ki?

    Sonu ağlamaktır, yazık

    Güldüğün neye yarar ki?

    Geleceksin, gideceksin

    Tükenecek, biteceksin

    Akibet kaybedeceksin

    Bulduğun neye yarar ki?

    Ha ahiret, ha burası

    Bir nefeslik yol arası

    Miras kalacak mirası

    Böldüğün neye yarar ki?

    Mal alırsın, mülk alırsın

    Saat, çizme, kürk alırsın

    Birgün çır_çıplak kalırsın

    Aldığın neye yarar ki?

    Hesabın, kitabın derin

    Çoktur icadın, eserin

    Yoksa Rabbından haberin

    Bildiğin neye yarar ki?

    Hani nerde şükür, sabır?

    İman taklit, amel cıbır

    Haram kefen, nursuz kabir

    Öldüğün neye yarar ki?


    İNSANLAR

    Kimisi tavandan tabana çıkar

    Çukurdan zirveye düşer kimisi

    Kimisi konuşup yürüyen ölü

    Yıllarca mezarda yaşar kimisi

    Kimisi buz tutar yanan fırında

    Çile tufanında piser kimisi

    Kimisi on yılda on adım atamaz

    Gözsüz ayaksız koşar kimisi

    Kimisi durgun göl, munis bir ırmak

    Şişenin içinde coşar kimisi

    Kimi tevazunun mahviyetinde

    Gururdan, kibirden şişer kimisi!


    RAPOR

    Nere bassan bataklığa batarsın,

    Fikir dinsiz, merak deli, dünya cılk.

    Bozulmuş insanlar, Allah kurtarsın,

    Mide dinsiz, yürek deli, kafa cılk.

    Kart öküzler bağlanalı batıya,

    Cıvıklık bulaştı, birçok katıya.

    Ne temele güven, ne de çatıya.

    Duvar dinsiz, direk deli, oda cılk.

    İmanda nasipsiz, dinde fakirler.

    Akşam köşesinde küfür okurlar.

    Zaman tezgah olmuş, günah dokurlar.

    Usta dinsiz, çırak deli, kalfa cılk.

    At huysuz çıkarsa binilmez kardaş.

    Denecek çok söz var denilmez kardaş.

    Açlıktan ölsekte yenilmez kardaş.

    Hoşaf dinsiz, börek deli, çorba cılk.

    Çektiğimiz çile hesaba gelmez.

    Ay geçer, yıl geçer, yüzümüz gülmez.

    Toprakta bereket olurmu ? olmaz.

    Kazma dinsiz, kürek deli, çapa cılk.

    Kovuldu ülkeden ar, namus, haya.

    Asrileştik güya, uyduk modaya.

    Beden açık, yüzde yedi kat boya.

    Surat dinsiz, tarak deli, ayna cılk.


    TAMAM MI ?

    Unutma tez geçer zulmün ezası

    Sabretmeyi bileceksin. Tamam mı?

    Yiğitde ar değil bahtın kazası

    Hakka teslim olacaksın tamam mı?

    Geri dönmek yoktur güneş doğmadan

    Rahmet nuru karanlığı boğmadan

    Hakikat yolunda boyun eğmeden

    Gerekirse öleceksin. Tamam mı?

    Yenilir mi inanmışın imanı?

    Böyle bir gerçeğin olmaz gümanı

    İnşaallah başlarsa hesap zamanı

    Haklarından geleceksin. Tamam mı?

    Yolumuz her zaman Allah yoludur,

    Bu yoldaki ölüm oğul balıdır.

    Hak, haklının en mukaddes malıdır.

    Vermezlerse alacaksın, Tamam mı?

    Çevirmez ahını allah öksüzün...

    Pek basittir devrilmesi köksüzün

    Her kim olsa haksızlığı haksızın

    Suratına çalacaksın, tamam mı?

    Uyuşukluk şifa bulmaz illettir.

    Korkaklık en adi, en pis zillettir

    Adalet ne güzel, ne hoş nimettir.

    Hep doğruyu bulacaksın, tamam mı?

    Yalana hayır da, gerçeğe evet...

    Mücadele şarttır, kalsan da tek fert.

    Bir de ötesi var buranın elbet;

    Nasıl olsa güleceksin, Tamam mı?


    FETVA

    Türküler var başı belden aşağı

    Çalmıyan radyonun pili cennetlik.

    Kafir meyve inmez daldan aşağı

    Yoksulun yaktığı çalı cennetlik.

    Boşunadır dünyamıza geldiği

    Aha yaşadığı aha öldüğü...

    Korkak müslümanın namaz kıldığı

    Camiyi taşlayan deli cennetlik.

    Kara günde çözülmesin, kuşağın,

    Kara toprak olsun uyku döşeğin.

    Cihadda yük çeken uyuz eşeğin

    Semeri cennetlik çulu cennetlik.

    Tez vururlar harpte önde gideni,

    Kaçanlar kurtarır canı bedeni.

    Şimdilik kördüğüm kalsın nedeni,

    Diri b... yedi, ölü cennetlik.

    Bana ne'yi akıllılık sananın,

    Başı var da, beyni yoktur. İnanın.

    Beş on sene cehennemde yananın,

    Dumanı cennetlik, külü cennetlik.

    "Karışma boşver"'i eylemiş sanat,

    "Karışma boşver"'i eylemiş sanat,

    "Dava gereksiz" der, "herşey menfaat"

    Böyle bir babayı vurursa evlat,

    Tüfeği cennetlik, eli cennetlik.

    Sevabı, günahı ayırmış Rabbim,

    Ölçüdür gözlerim, tartıdır aklım.

    Yalana riyaya, dayanmaz sabrım,

    Haksıza sövenin dili cennetlik.


    HAYAT VE YORUM

    Birgün umut, birgün hülya tükenir

    Birgün uyku, birgün rüya tükenir

    Her saat dünyaya sarılmak ne ki

    Birgün mecal, birgün dünya tükenir


    KARA HABER

    Ellerin yurdunda çiçek açarken

    Bizim ile kar geliyor kardeşim.

    Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

    Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

    Güzel olmuş sıra sıra söğütler,

    Dağ ardında unutulmuş şehitler.

    Hürriyete seymen giden yiğitler,

    İki gidip bir geliyor gardaşım.

    Üç aylık bebekler tutldu taşa,

    Düşmanlar geriden eyler temaşa.

    Yaratan böylesin vermesin başa,

    Zor geliyor, zor geliyor gardaşım.


    İREM BAĞI

    İrem bağında bir gül dalı olsaydım

    Bülbülü davet edip ruhuma kondursaydım

    Ağlaşsaydık bülbül ile sabahlara dek

    Bekleseydik o yeri ölene dek

    Yağmur damlası da ben olsam İrem'de

    Çiçekleri sulasam o güzel bahçelerde

    Çise olsam yaprakların üzerinde

    Arasam sevdiğimi dünyanın her yerinde

    Taşısam İrem'i dünya üzerine

    Su olsam dökülsem çiçeğinin üzerine

    Boşversem dünyadaki herşeye

    Mecnun gibi bakmasam başka şeye

    Birşey olmak istiyorum sevdiğim için

    Taş toprak gerekirse kuru bir çim

    Ayaklar altında kalmayada razıyım

    Yapılsam bu uğurda kıyım kıyım

    Her şey bana vız gelir İrem bağı

    Sırtıma vururum gerekirse şu dağı

    Onun için herşeyi göze alırım ben

    Bazen uçurtma olur dallarda kalırım ben

    Anladınmı beni ne demek istiyorum

    Ya ona kavuşmak, ya ölmek istiyorum!


    ÖLÜM

    Ölüm, bizi çağıran, sessizliğin sesidir

    Dünyadaki koşunun mezarda bitmesidir..


    Bu Çağrı Sanadır

    Bir damla SU gönder bana
    Eğer gönderebilirsen
    Ana sütü gibi tertemiz olsun
    Bir damlası Karadeniz
    Bir damlası Akdeniz olsun

    Bir avuç TOPRAK gönder bana
    Edirne koksun, Ağrı koksun
    Her zerresi burcu burcu
    Türkiye koksun
    Anadolu'dan çağrı koksun

    Bir dilim EKMEK gönder bana
    Yiyince lezzetini hissedeyim
    Bereketini hissedeyim
    Köy köy, tarla tarla
    Memleketimi hissedeyim

    Bir demet ÇİÇEK gönder bana
    Renkleri;
    Sarı, kırmızı, beyaz ve mavi olsun
    Râyihâsı, estetiği
    semâvi olsun

    Bir tutam SEVDA gönder bana
    Veysel Garani'nin, Yunus Emre'nin
    Sevdasından olsun
    Mevlâna'nın Mevlâ'sından olsun
    Sevdâların hasından olsun

    Bir RÜYA gönder bana
    Yürürken, otururken
    Güneşi, Ayı seyredeyim
    Aradan kalksın tüm duvarlar
    Mâverâyı seyredeyim

    Bir damla ALINTERİ gönder bana
    Yazdığın ŞİİRLERİ gönder bana
    Okumaya ihtiyacım var...

    Abdurrahim Karakoç

    Bu Çağrı Sanadır

    Bir damla SU gönder bana
    Eğer gönderebilirsen
    Ana sütü gibi tertemiz olsun
    Bir damlası Karadeniz
    Bir damlası Akdeniz olsun

    Bir avuç TOPRAK gönder bana
    Edirne koksun, Ağrı koksun
    Her zerresi burcu burcu
    Türkiye koksun
    Anadolu'dan çağrı koksun

    Bir dilim EKMEK gönder bana
    Yiyince lezzetini hissedeyim
    Bereketini hissedeyim
    Köy köy, tarla tarla
    Memleketimi hissedeyim

    Bir demet ÇİÇEK gönder bana
    Renkleri;
    Sarı, kırmızı, beyaz ve mavi olsun
    Râyihâsı, estetiği
    semâvi olsun

    Bir tutam SEVDA gönder bana
    Veysel Garani'nin, Yunus Emre'nin
    Sevdasından olsun
    Mevlâna'nın Mevlâ'sından olsun
    Sevdâların hasından olsun

    Bir RÜYA gönder bana
    Yürürken, otururken
    Güneşi, Ayı seyredeyim
    Aradan kalksın tüm duvarlar
    Mâverâyı seyredeyim

    Bir damla ALINTERİ gönder bana
    Yazdığın ŞİİRLERİ gönder bana
    Okumaya ihtiyacım var...

    Abdurrahim Karakoç

    Güncelleme : 2007-05-19
  21. 2007-06-04 #21
    Suların Hikâyesi

    Belemişler kaplara, uyutmuşlar suları
    Ve sermişler iplere, kurutmuşlar suları..
    Dalmışlar eğlencenin fikirsiz oyununa
    Ya toprakta, ya gökte unutmuşlar suları.

  22. 2007-08-02 #22




    Sen

    Sen: Çamlı dağlarda ağaran şafak...
    Sen: Duru göllerin nilüferisin.
    Sen: Engin ovada sararan başak
    Sen: Umut kaynağı, alınterisin...

    Sen: Gökte yıldızsın, uykularda düş..
    Sen: Yeşil ekinsin, sen beyaz gülüş
    Sen: Mavi denizsin sise bürünmüş
    Sen: Sevda sırrının düğümlerisin

    Sen: Her güzelliğin canlı sergisi
    Sen: Kalp yarasının emin sargısı
    Sen: Benim dileğim hakkın vergisi
    Sen: Gönlüme saklı aşk hançerisin.

    Sen: Koyu gölgesin ,yaz sıcağında
    Sen: Olgun meyvesin dal kucağında
    Sen: Korsun alevsin aşk ocağında
    Sen: Gadir Allah'ın şaheserisin

    Sen: "Ben"sin, gel gör ki ben "sen " değilim
    Sen: Benim düşüncem, ruhum ve dilim
    Sen: Benim gözlerim, ayağım, elim..
    Emin ol, sen bana benden berisin


  23. 2008-01-10 #23
    Bebeğe İhtar

    Geçmişte yağmanın hasat dönemi
    Acele gel diye çağırdım seni
    Şimdi iş değişti dur, dinle beni
    Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

    Emmin, dayın annen, baban kereste
    İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
    Çarşa, pazar, yazı-yaban kereste
    İnsanlar ya mertek, ya orta direk
    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

    Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
    Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
    Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın
    Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

    Arı peteğinde ağulu bal var
    Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
    Sıkıver dişini, annene yalvar
    Buradan rahattır orda beklemek
    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

    Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
    Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
    Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
    Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

    Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
    Yaşamak işkence, eziyet oldu
    Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
    Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
    Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.

  24. 2009-02-23 #24
    Tut Ellerimden





    Sırat'tan incedir sevda köprüsü
    Beraber geçelim tut ellerimden.
    Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
    Beraber uçalım tut ellerimden

    Gönüldeki birlik kalkandır dışa
    Aldırma ayaza, yele, yağışa
    Giden ilkbahara, gelecek kışa
    Beraber göçelim tut ellerimden.

    Birleşmek üzredir şafakla gurûp
    Korku beklenilmez kapıda durup
    İster zehir olsun, isterse şurup
    Beraber içelim tut ellerimden.

    Çağır hayallerin en ötesini
    Yakından duyarsın aşkın sesini
    Sonsuz mutluluğun penceresini
    Beraber açalım tut ellerimden.

    Hatırla kaybolan hatıraları
    Elmastan ışıklı, altundan sarı
    Zaman tortusundan işte onları
    Beraber seçelim tut ellerimden.

    Şüphe 'başlangıç'tır, karar 'nihayet'
    Zamanı zamana etme şikayet
    Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
    Beraber kaçalım tut ellerimden.
    135 - Abdurrahim Karakoç Hayatı ve Şiirleri

    Abdurrahim Karakoç

  25. 2009-02-25 #25
    cok guzel emeğinize sağlık
  26. 2009-02-28 #26
    Müzelik Şiir(Akıl Karaya Vurdu)
    Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben
    Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben
    Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben
    Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde
    Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde.

    Putların gölgesinde dans eder akbabalar
    Söz sokakta dolaşır, öz zindanda çabalar
    Atılan ucuz safra selâmlar, merhabalar
    En temiz topraklara gül eksem mantar biter
    Yollar sırat köprüsü, durmak düşmekten beter.

    Kaybettim mesafeyi, zamandan uzaklaştım
    Sevgi diye sarıldım, isyanla kucaklaştım
    Ne kendimden kurtuldum, ne kendime yaklaştım
    Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler
    Can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler.

    Fuhuş yuvası sanki en görkemli binalar
    Çamur evlât doğurur taş yürekli analar
    Resmen hak tevzi eder hakkı boğan canavar
    Koşanlar, yarışanlar.. dehşet ötesi dehşet
    Akıl karaya vurdu, gırtlağı geçti vahşet.

    Meydanlar tıklım tıklım, caddeler salkım-saçak
    Kölelik histerisi yayılmış köşe-bucak
    Elli tane hokkabaz, elli milyon oyuncak
    Müdür ve müdüriçe müzenin bekçileri
    Aferine çalışır düzenin bekçileri.

    Mülkü kazanan ayrı, tasarruf eden ayrı
    Hisseler neden farklı, hak, hukuk neden ayrı?
    Hasta yaşar deniyor, baş ile beden ayrı
    Mantık yürütmek yasak, itiraz eylemek suç
    Neşe-eğlence cinnet.. yatıp uyumak korkunç.

    Güvenmek aldanmaktır.. ölçü-tartı izafî
    Mert-namert, güzel-çirkin, eksi-artı izafî
    Çoğunun cebindeki kimlik kartı izafî
    Kim kimdir? Kim kim değil? Anlamak ve bilmek zor
    Oynanan komediye gül diyorlar, gülmek zor.

    Figüran heykeller var kül tablası boyunda
    Beş yüz göbek atarlar dakikalık oyunda
    İşlenen her günaha kurtta ortak, koyun da...
    Kalmışım ara yerde, tozdayım, dumandayım
    Kirli bir mekândayım, iğrenç bir zamandayım.

    24.7.1991
    Akıl Karaya Vurdu(sh.25)
    Abdurrahim Karakoç

  Okunma: 10748 - Yorum: 25 - Amp