Ve Allah Anneyi Yarattı - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Ve Allah Anneyi Yarattı

  1. sponsorlu bağlantılar
    ALLAH BUYURDU: "Rahmetim her şeyi kuşatsın."

    Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.

    Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı.

    Name:	0annem02nh1cumg6.gif 
Views:	1569 
Size:	129,2 KB (Kilobyte) 
ID:	35609


    Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı.

    Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş'esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş'eyle çatladı, memeler o neş'eyle dolup dolup boşaldı.

    Anne ayı ve baba penguen, o neş'eyle yemek yemeyi unuttu. Üç ay boyunca biri yumurtayı beklerken, diğeri yavrusunu emzirdi. Baba balık, ağzındaki yumurtaların başına birşey gelmesin diye 80 gün boyunca aç dolaştı.
    Hepsi de yalnız rahmetle beslendiler.

    Yumurtasının kabuğunu kırıp bilmediği bir dünyaya gözünü açan kuş, rahmeti başucunda kanat çırparken buldu. Kanguru yavrusunun elinde harita vardı; o da tırmanıp anneciğinin kesesinde rahmetin sıcaklığıyla kucaklaştı. Yavru fil çayırın üzerine düştüğü zaman anne ve teyzeler şeklinde tecessüm etmiş bir rahmet halkasıyla karşılaştı. Yavru balina ağzını açtığında, mikroskopik planktonları günde 700 kilo süte çeviren rahmetin denizaltında bir şelâle gibi coştuğunu gördü.

    Milyonlarca türden sayısız yavruların o rahmeti alkışlayan çığlıkları, gökyüzünden yüz milyar kere yüz milyar gözlerle dünyayı seyreden âlemlerde yankılandı.

    Yıldızlar bir Cennete baktı, bir yeryüzüne. Ve bir cilvesinden bir Cennet çıkan rahmetin, bu minik gezegenin dağlarından, ormanlarından, çöllerinden, çalılıklarından, ırmaklarından ve denizlerinden rengârenk çağlayışını seyretti.
    DÜNYAYI anlamak istiyorsanız eğer, hayata bakın. Hayatı anlamak istiyorsanız, annelere ve babalara bakın. Çünkü bir canlı ekseriyetle ya anne olmak için doğar, ya da baba olmak için.

    Dünyanın niçin göklere denk bir kıymet aldığını ancak o zaman anlarsınız. Kendisini sayısız aynalarda birden seyretmek isteyen bir güzelliğin merhamet ve şefkat suretine büründüğünü gözünüzle görürsünüz. Bir parıltısıyla canlılar dünyasını birbirine bağlayan bir muhabbet deryasında yaşadığınızı bilirsiniz.

    Ve bu minik gezegene gözlerinidikmiş milyarlarca yıldızla beraber, dünyanın simasında "Rahmetim herşeyi kuşatmıştır" âyetini okursunuz.

    Fakat bir yavruda bütün yavruları, bir annede bütün anneleri görmek şartıyla. Yoksa tek bir annenin yüreği, kâinatı kuşatan bir rahmeti size nasıl anlatsın?



    BİR SELİMİYE, o muhteşem zarafetinin lisanıyla, "Benim mimarım ancak Süleymaniye'nin mimarı olabilir" der. Çünkü ikisinde de aynı sanatkârın fiili görünür.

    Kanatlarının altındaki yavrularıyla birlikte poz veren anne kuşun bakışında da aynı ifade vardır: "Bütün annelerin ve bütün yavruların Rabbinden başkası bize rab olamaz."

    Çünkü annelerde ve yavrularda hükmeden fiiller dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bütün bunların tek bir faili olabilir. İşte:



    1.Bütün annelerin hizmeti, yavrunun mutlak ihtiyaç içinde bulunduğu bir sırada, tam zamanında gelir. Herşeyden âciz bir şekilde, hiç bilmediği bir dünyaya gözünü açtığı dakikada bir yavrunun başucunda bir anne görmesi ve sadece kendisi için özel olarak hazırlanmış rızkını ya onun gagasında, ya da sinesinde bulması, bütün canlılar dünyasını kuşatan tek bir fiildir. Bu fiilin faili hem vardır, hem birdir, hem de bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve şefkatin yegâne sahibidir.

    2. Denize açılan bir kanalizasyon borusunun ortasından bembeyaz bir süt fışkırdığını görsek bile inanmayız. Bir de anne vücudunda, sütün üretildiği yere bakın: kan ve fışkının tam ortası! Bu iki pisliğin içinden özel arıtma tesisleriyle süzülen, inceden inceye elenerek ölçülüp biçilen ve sadece o yavrunun ihtiyaçlarına göre terkip edilerek proteini, kreması, tuzu, şekeri en hassas terazilerle tartılan tertemiz bir gıdanın, yüz binlerce memeli türüne mensup sayısız annelerde birden aynı özenle üretilerek bulanmadan ve kirlenmeden yavrunun ağzına akıtılabileceğine kim ihtimal verebilir? Halbuki bu fiil vardır ve denizin dibinden dağın başına kadar dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bu fiilin faili de birdir; üstelik bütün yavruların bütün ihtiyaçlarını en ince ayrıntılarına kadar bilen bir ilmin ve bu ihtiyaçları en umulmadık bir yerden, hiç akla gelmeyen bir tarzda ve en mükemmel şekilde gönderen bir hikmet ve rahmetin sahibidir.



    3. Bir annenin veya babanın bütün gayreti, yavrunun yaratılışındaki en mükemmel noktaya ulaşmasına hizmet etmekten ibarettir. Herşeyden âciz bir şekilde dünyaya gelen yavru, kendisinin her ihtiyacını karşılamak için çırpınan, kendisini besleyen ve büyüten bir anne ile baba sayesinde yetişir, olgunlaşır ve kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek mükemmel bir seviyeye ulaşır. Bütün yavruların birden bu şekilde merhametle ve ihtimamla yetiştirilmelerine baktığınız zaman, bütün canlılar dünyasına hükmeden bir "terbiye" fiili de bütün parlaklığıyla karşınızda beliriverir. Madem ki bu fiil vardır ve birdir; öyleyse herşeyi kuşatan bir rubûbiyetin eseridir.


    4. Bir annenin fedâkârlığı sınır tanımaz. Yavrusunu korumak için eğer kendisini fedâ etmek gerekiyorsa eder. Bu öyle bir sırdır ki, en canavar bir hayvanı kendi yavrusu karşısında uysallaştırırken, en uysal ve çekingen bir hayvandan da yavrusunu savunma ânında bütün dünyayı karşısına alabilecek kahraman bir muharip çıkarır. Tehlikeyi sezdiği anda yavrularını çalılığın ardına saklayıp düşmanı kendi peşine takarak oradan uzaklaşan anne keklik, bu davranışıyla, "Ne pahasına olursa olsun yavrular korunacak" emrine hayatı pahasına uyan anneler ordusundan bir fert olduğunu gösterir. Aynı anda, her yerde, bütün yavrular üzerinde cereyan eden bu "koruma" fiili ise, bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve hafîziyetin ve bütün anneleri birden emri altında tutan bir irade ve kudretin habercisidir.


    5. Anne ile yavru doğum ânında tanışırlar. Daha evvel yumurtasının veya karnının içindekini hiçbir anne bilemez. Fakat tanıştıkları anda, bir dakika evvel mevcut olmayan yavru ile anne arasında âdetâ "hiçten" ortaya çıkan bağ, dünyada hiçbir şeyin koparamayacağı kuvvettedir. Her an yeryüzünde böyle nice bağlar kurulur. Yumurtalardan ve rahimlerden çıkan milyonlarca yavru ilk defa gördüğü annesine, milyonlarca anne de ilk defa gördüğü yavrusuna, sanki ezelden gelen bir beraberlikleri varmış gibi bağlanır. Hiçbir saniye yoktur ki, dünyanın karaları ve denizleri, böyle sayısız kucaklaşmalara şahit olmasın. Her yerde, her an görülen bu fiil de madem ki vardır ve tektir; öyleyse rahimlerde olanı bilen ve yeryüzünü mütemadiyen muhabbet ve şefkatle çalkalayıp yoğuran bir Fâil de vardır.


    6. Annenin hizmeti karşılıksızdır. Yavrusunu besler, büyütür, yetiştirir; sonra yavrular uçar, gider. Sonra yeni yavrular gelir. Birbiri ardınca gelip giden yavrular uğruna çırpınan, zahmet çeken, tahammülü imkânsız açlıklara katlanan, gerekirse hayatını fedâ eden anne, bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden ve görmeden yapar. Bunu yaptıran ise, aşkın da ötesinde bir iştir; çünkü âşık sevdiğinden karşılık ister. Öyleyse, bütün annelerin kalplerini birden tek bir kalp gibi kuşatan ve dolduran, saf ve katıksız bir şefkat var ki, maddî sebepler, "hiçten" ortaya çıkan bu şefkati açıklamaktan âcizdir. Her an, her yerde, bütün annelerde birden eserini gösteren bu şefkat de dünyayı kuşatan bir rahmete sahip tek bir Fâil ister.


    BİR KUŞUN yumurtasında proteinlerin ve tüylerin programını bulabilirsiniz-gerçi bunlar da bir fâil ister. Fakat anne kalbindeki şefkat, nükleik asitlerin işi değildir. Oysa açıkça görülüyor ki, başlangıçta mevcut olmayan şey, neticede vardır. Bir yumurta hücresi bir anne olduğu zaman tepeden tırnağa şefkatle dolar. Peki, nereden gelir, nereden akar bu şefkat annenin yüreğine?

    "Hiçbir şey yoktan var olmaz" diyenler, bütün canlılar dünyasını kuşatan bir şefkati açıklamak için, hiç yoktan bir "içgüdü" icad ettiler. Fakat dünyanın her köşesinde her an hükmünü sürdüren fiillerdeki birliği göremediler, yahut görmek istemediler. Bu yüzden, ilmi, kudreti, iradesi, hikmeti, rubûbiyeti, hafîziyeti ve rahmeti herşeyi kuşatan tek bir Yaratıcının vasıflarını, anneler sayısınca içgüdülerde aramak zorunda kaldılar. Lâkin hiçbiri de bu "içgüdünün" nasıl birşey olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, kime nasıl hüküm geçirdiğini ve nasıl işlediğini açıklayamadı. Çünkü ellerindeki malzeme, tek bir hayvana bir içgüdü yaratmaya yetmedi. Gerçekte onlar birşey icad etmediler; sadece bâtıl inançlarına bir isim takmış oldular. Kendilerini de herşeyi kuşatan bir rahmetten ebediyen mahrum ettiler.

    Onlar böylece avunadursunlar. Bacalarımızın üzerinde gagalarını takırdatarak annelerinin dönüşünü kutlayan leylek yavruları, o bacanın altındaki insanın gevezeliğine aldırmadan, kendi âlemini kuşatan bir rahmeti alkışlamaya devam ediyor. Kuş yuvalarındaki çığlıkların balina şarkılarıyla, kedi mırmırlarının kuzu melemeleriyle karıştığı şu günlerde bahar, tıpkı çok sesli bir koro gibi, o rahmeti terennüm ediyor. Sayısız sinelerden oluk oluk fışkıran sütler, tükenmez gayb hazinelerinden dünyaya her an tonlarca rahmet boşaltıyor.

    Çünkü Allah, "Rahmetim herşeyi kuşatsın" buyurdu.

    Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.

    Dağları ve denizleri kuşattı.

    Annelerin kalbinde şefkat, yavruların dilinde şükür çiçekleri açtı.

    Her zerresi rahmetle yoğrulan dünya, o şevkle kanat açtı ve uçtu. Işık saçan yıldızlara bedel, her zerresinden şükür çığlıkları saçtı fezaya.

    Ve o çığlıkların arasında, Kâinat Yolcusunun Arşta yankılanan sesini yıldızlar ve kehkeşanlar birlikte dinledi:


    "Bütün zîhayatların hayatlarıyla gösterdikleri tesbihât-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum."

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-19 #2
    38 - Ve Allah Anneyi Yarattı

    Anneciğim!
    Evlatlar vardır başarılarını, zaferlerini yazarlar...
    Sana yazacak bir başarım, bir ödülüm yok anne.
    Keşke olsaydı da, seni sevindirebilseydim.
    Keşke, benim de anneme yazacak, anlatacak başarılarım olsaydı.
    Ama yok anne...

    Sevdiğin, okşadığın saçlarıma aklar düştü anne.
    İlk evvel saçlarım hayat mücadelesinde yenildi.
    Düşmanlarım hep benden güçlü oldu anne.
    Onların tahta kılıçları benim çelikten kılıcımı paramparça etti.
    Onlar beni yenmek için ne senaryolar yazdı, ne iftiralar attılar.
    Ben, ‘masumum' bile diyemedim.
    Düşmanlarıma hep yenildim anne.

    Ve ne yazık ki, dostlarıma da... Dostlarım da beni hep yendi...
    Ben onları dost bilirken onlar beni meydanlarda tuş ettiler.
    Arkamda hep bir hançer yarası oldu anne.
    Senin anlayacağın, dostlarım beni düşmanlarımdan daha beter etti!
    Kahkahayı unuttum, tebessümle dost oldum.
    Yüzümde acı bir tebessüm var şimdi.
    Bahtıma yenildim anne!

    Çocukluk yıllarımın özlemiyle seni aradım anne...
    Senden daha şefkatlisini,
    daha merhametlisini bulamayacağımı bilerek...
    Her şey küçükken güzelmiş anne.
    Şimdi büyüdüm ve yenilmeyi öğrendim anne.

    Gülü çok sevdim, hele alını, pembesini...
    Bahtıma hep beyazı düştü anne...
    O çok sevdiğim güllerin, dikenlerine yenildim anne...
    Açlığa-tokluğa, hastalığa-sağlığa, dosta-düşmana...
    Hepsine ama hepsine yenildim...

    Senin anlayacağın hayata yenildim anne...
    Yenildim...



    Anne

    Kan ter içinde gece
    Kan ter içinde her yanım
    Her yanım bu gece vurgun içinde
    Kurşun yemişim, sürgün yemişim
    Bu sana ilk gelişim
    Vur emriyle düşmüşüm kapına
    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

    Yok elimde bir demet menekşe
    Yok elimde sevdiğin gül şekeri
    Yok işte sana bir şey
    Bilmem ki ne demeli
    Bir tek ağır yaralı özlemim
    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
    Anne benim, aç kapıyı
    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
    Ölmeyesin, bitmeyesin
    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
    Anne benim, aç kapıyı
    İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim

    Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
    Hep senin için bulutları isterdim
    Ellerimi açtırıp dua ettirirken
    O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
    Hani her gece sorduğumda
    Anne babam nerde
    Nerde kuşların dilinden anlayan adam
    Ve menekşelerle konuşan adam
    Nerde anne
    Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını

  3. 2006-11-23 #3
    Merhaba anne,
    Yine ben geldim.
    Merak etme okuldan çıktım da geldim.
    Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
    Ali, "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
    demişti de onun için söylüyorum.
    Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, sol elimde
    soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
    Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi
    Ağrıyan yanımın neresi olduğunu.
    Şimdi iyi biliyorum anne.
    Hani geçen geldiğimde:
    Şuram acıyor işte, şuram demiştim de
    Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
    Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte,
    Sol yanım çok acıyor anne.
    Hem de her gün acıyor anne her gün.
    Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
    Elinden tutup okula getirdi.
    Yakası da danteldi.
    Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
    Ben de ağladım,
    Ağladım hiç de utanmadım.
    Öğretmen ne oldu dedi?
    Düştüm, dizim çok acıyor dedim.
    Yalan söyledim anne.
    Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
    Bugün ben de saçım örülsün istedim.
    Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
    Dantel yaka istedim.
    Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi.
    Bari okula sen ***ür dedim.
    "Kızım, iş..." dedi.
    Ben de bana ne dedim, ağladım.
    "Kızım, ekmek" dedi babam.
    Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
    Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.
    Herkesin çorapları bembeyaz,
    benimkiler gri gibi.
    Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşır
    katmadan yıkıyormuş" dedi.
    Babam hepsini birlikte yıkıyor.
    Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
    Uffff, babam, her gün domates
    peynir koyuyor beslenmeme.
    Üzülmesin diye söylemiyorum ama
    Arkadaşlarım her gün kurabiye,
    börek, pasta getiriyor.



    Biliyorum babam pasta yapmasını
    bilmez anne.
    Hava kararıyor, ben gideyim anne.
    Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
    Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
    Kim bozuyor toprağını,
    Çiçeklerini kim koparıyor?
    İzin verme anne,
    Ne olur toprağına el sürdürme!
    Eve gidince aklıma geliyor bi de
    bunun için ağlıyorum anne.
    Bak, kavanoz yanımda,
    toprağından bir avuç daha alayım.
    Biliyor musun anne?
    Her gelişimde aldığım topraklarını
    Şu kavanozda biriktirdim.
    Üzerine de resmini yapıştırıp
    başucuma koydum.
    Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
    Kimseye söyleme ama anne
    Bazen de konuşuyorum onunla.
    Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
    Ha unutmadan,
    Öğretmen yarın anneyi anlatan
    bir yazı yazacaksınız dedi.
    Ben babama yazdıracağım.
    Öğretmen anlarsa çok kızar ama
    bana ne kızarsa kızsın.
    Ben seni hiç görmedim ki neyi,
    nasıl anlatacağım anne.
    Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
    Hiç bir şey yutamıyorum.
    Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
    Kağıda da böyle yazamam ya anne.
    Ben gidiyorum anne,
    Toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp.
    Mutlaka gel anne,
    Sen rüyama gelmeyince
    Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
    Sol yanım acıyor anne.
    İşte tam şurası,
    Sol yanım çok acıyor anne.
    Seni çok özledim anne, çooook...




  4. 2006-11-25 #4
    İslamda Annenin Yeri

    İslam'da annelik makamı ve annelik makamını ve insanın hayatındaki rolünü anlayabilmemiz için yüce Rabbimizin kitabına ve Resulullah'ın (s.a.a) ve Ehl-i Beyti'nin nurlu sözlerine müracaat etmemiz gerekir. Biz de mümkün mertebe ayet ve hadislerden yararlanarak bu mevzuu Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Rabbin ondan başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretmiştir. İkisinden birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme; onları azarlama onlara güzel söz söyle; onlara rahmet ve şefkat dolu tevazu kanadını ger. Onlara alçak gönüllü ve şefkatli davran ve onlar hakkında dua edip şöyle de: Ey Rabbim, bunlar küçükken beni nasıl yetiştirip büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, acı." (İsra Suresi, ayet 23-24)

    Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek karnında taşımıştır. Onun (memeden) ayrılmasıda iki yıl içinde olmuştur onun için biz insana bana ve ana baba şükret dönüş banadır diye öğüt verdik." (Lokman Suresi, ayet 14)

    Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah-u Teala anne babaya iyilik etmeği, onlara şükretmeyi kendi ibadeti ve şükrüyle yan yana zikretmiştir. Bu da Anne babanın Hak Teala indindeki makamını ve onlara iyilik ve itaat etmenin önemini göstermektedir. Onun için anne, babaya itaat etmek günah ve farz olan şeyler haricinde farzdır. Hatta anne baba evladını sünnet olan bir ameli yapmaktan nehy edip başka bir işe emrederse onların dediğini yapması gerekir.

    Bir gün bir kişi Resulullah'a (s.a.a) gelerek ya Resulullah dedi, anne babanın evlatları boynundaki hakkı nedir? Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Onlar senin cennet ve cehennemindir."[1]

    Yani onlara yapacağın iyilikler ve onlara karşı vazifelerini yerine getirmenle cenneti kazanabilirsin. Ama onlara karşı vazifelerini yerine getirmezsen cehennemi hak etmiş olursun.

    Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Anne babaya iyilik yapmak en büyük farizadır."[2]

    İmam Sadık (a .s): "Allah anne babaya iyilik etmeyi emretmiştir" ayetini şöyle açıklamıştır: "İyilik etmek onlarla iyi geçinmek ve ihtiyaçlarını ağız açıp istemeden yerine getirmektir..."[3]

    Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kim ömrünün uzamasını ve rızkının bollaşmasını istiyorsa, anne babasına iyilik etsin ve akrabalarına sılayı rahimde bulunsun."[4]

    Resul-i Ekrem (s.a.a): "Kıyamet gününde iyilerin efendisi ölümlerinden sonra anne ve babalarına iyilik yapan kimselerdir."[5]

    Sekizinci İmamımız İmam Rıza (a .s): "Anne babaya iyilik etmek vaciptir; hatta müşrik olsa dahi. Elbette Allah'a isyan olan şeylerde onlara itaat edilmez."[6]

    Buraya kadar ayet ve hadislerden anne ve babanın ikisine de iyilik ve itaat etmenin önemi anlaşılıyordu. Fakat diğer bir çok hadisten anlaşılıyor ki annenin hakkı ve ona iyilik yapmak daha önemlidir. İşte bu hadislerden bir bazısı:

    Bir gün birisi Resulullah'a sorar: "Ben kime iyilik yapayım." Resulullah "Annene" der. Sonra tekrar kime diye sorduğunda tekrar "Annene" der. Adam tekrar sorar; Resulullah tekrar "Annene" der. Adam tekrar sorunca Resulullah bu sefer "Babana" diye cevap verir."[7]

    Rivayet edildiğine göre birisi Resul-i Ekrem'e gelerek "Ya Resulullah, ben çok kötü işler yapmışım, acaba benim tövbem kabul olur mu? demiş. Resul-i Ekrem "Acaba annen veya baban yaşıyor mu? diye sormuş; o da "Babam yaşıyor" demiş. Resul-i Ekrem "Git ve ona iyilik et" buyurmuş. Adam çıkıp gittikten sonra, Resul-i Ekrem yanındakilere dönerek şöyle buyurmuş: "Keşke annesi olsaydı da ona iyilik etseydi; tövbesi daha çabuk kabul olurdu."[8]

    Bir gün Hz. Musa Allah-u Teala ile münacat ederken Hak Teala'dan cennetteki arkadaşını kendisine tanıtmasını istiyor. Hak Teala şöyle hitap eder: "Senin cennetteki arkadaşın filan nahiyedeki gençtir. Hz Musa genci bulmak için oraya geldiğinde onun kasaplık yapan biri olduğunu görür. Hz. Musa onu çaktırmadan takip etmeye başlar ki hangi amelle böyle büyük bir makamı elde ettiğini öğrenmiş olsun. Akşama kadar bekler; fakat onun için önemli olan ve böyle bir makama onu layık kılacak bir ameli göremez. Akşam olunca genç, iş yerini kapatıp eve gitmek istediğinde Hz Musa kendini tanıtmadan adamdan, o gece kendisini misafir etmesini ister. Hz Musa bu vesileyle gece boyunca da gencin iyi amellerini takip etmeyi amaçlamaktadır. Genç Hz. Musa'nın isteğini kabul edip onu evine götürür. Hz. Musa eve girdiğinde gencin her şeyden önce yemek yaptığını. Daha sonra evde bulunan ve eli ayağı felç olan ihtiyar bir kadının yanına gelerek büyük bir sabır ve şefkatle yemeği lokma lokma onun ağzına koyarak yedirdiğini, sonra elbisesini değiştirdiğini, ihtiyaç gidermesine yardımcı olduğunu; sonra da özel yerine yatırdığını görür. Hz. Musa (a.s) o gece sabaha kadar gencin normal dini vazifeleri dışında fevkalade bir amel, ibadet, münacat falanını görmez. Sabah olduğunda ise yine genç evden çıkmadan o kadının yemeğini yedirir ve diğer ihtiyaçlarını gidermede şefkatle ona yardımcı olur. Vedalaşırken Hz. Musa gence sorar: "Bu kadın kimdir ve sen ona yemek yedirirken, gözlerini gök yüzüne dikerek ne söylüyordu?" Genç şu cevabı verir: "Bu benim annem" der. Ben ona yemek verdiğim zaman hakkımda şöyle dua ediyor: "Allah'ım bu hizmetlerin karşılığında oğlumu cennette Hz. Musa'nın yanına arkadaş eyle." Hz. Musa da gence annesinin duasının kabul olduğunu müjdeleyip Hak Teala'yla yaptığı münacatı kendisine anlatır."

    İşte anne babanın hakkını riayet etmek böyle feyizlere insanı ulaştırır. Elbette bütün bunlardan önce, insanın mu'min ve takvalı olması gerekiyor.

    Yine Resul-i Ekrem'den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "Cennet annelerin ayağı atındadır."[9]

    Bir başka hadiste: "Annelerin ayaklarının altı, cennet bahçelerinden bir bahçedir" buyurmaktadır.

    Bu hadisin bir manası şudur ki cenneti kazanmak, annelerin gönlünü kazanmak, onlara iyilik etmekle mümkün olur. Bir başka manası da: "Anneler isterse dünyayı cennete çevirebilirler, yetiştirdikleri mu'min ve salih evlatlarla. Çocukların saadet ve mutluluğunun temel taşını koyan annelerdir. Kötülük ve bedbahtlıklarının ilk temel taşını koyan da yine annelerdir. Zira niyetleri, yedikleri lokmalar, amelleri, davranışları, imanı ve takvası rahimdeki çocuğu üzerinde de etkilidir. Doğduktan sonra da çocuk, anne ve babanın, özellikle annenin bütün hareketlerini izleyip taklit eder. Annenin verdiği terbiyeyle çocuğun ilerideki şahsiyeti yavaş yavaş oluşmaya başlar. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Saliha bir eşle evlenmesi bir erkeğin saadetindendir."[10] Zira ailenin ve çocukların saadeti büyük ölçüde anneye bağlıdır.

    Başka bir hadiste İmam Cafer-i Sadık (a .s) şöyle buyurmuştur: "İffetli ve hayalı bir annesi olana ne mutlu!"[11]

    İşte bütün bunlar annenin insan hayatındaki vazgeçilmez rolünü ve önemini gösteriyor. Evet anne anneliğin yanı sıra bir öğretmendir. Bu yüzden de onu imanlı yetiştirip cennetlik yaparsa, onun bütün hayırlı amellerinde ortak olur.

    Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer birisi kız çocuğunu iyi bir şekilde yetiştirip terbiye ederse, ona iyi bir talim ve terbiye verip güzel ve faydalı şeyler öğretir ve onu Allah'ın verdiği nimetlerden yararlandırırsa, o çocuk onunla cehennem arasında bir perde olur (cehenneme gitmesini önler)."[12]

    İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala kıyamet günü bazı anne ve babalara mükafat verecek. 'Ey Rabbimiz, bu mükafatları nereden hakkettik? Bizim amellerimiz buna layık değildi' diye sorduklarında şu cevabı alacaklar: 'Bu mükafatlar çocuğunuza Kur'an öğretmeniz ve onu İslam diniyle tanıştırdığınız içindir."[13]

    Yüce Rabbimiz'den annelerimiz hakkında görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi ve bacılarımıza Hz. Fatıma'yı örnek alan anneler olmayı nasip buyurmasını diliyoruz. Amin!

  5. 2006-12-11 #5
    Sevgili Anneciğim,
    Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki,
    çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler...
    ... Ve insan, zamanın nasıl insafsız
    bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
    Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
    'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden
    beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

    Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca
    değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
    Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin
    iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
    kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.
    O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar
    ortak üretiyor, tüketiyoruz.
    Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin,
    yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz
    kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
    Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin
    en iyi annesi... Her çığlıkta
    başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm.
    Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
    o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

    Sevginle donandım...
    Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi
    ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;
    Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz,
    bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e
    hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki,
    anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
    Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun,
    ben her yalanda burnumu yokladım.
    Şaşırdım. Bostandaki lahanaların,
    ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin
    modasının geçtiğini gördüm sokakta...

    Söyleyemedim sana...
    'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık
    eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları
    salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye...
    Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
    'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen;
    ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
    Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse
    ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak
    küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?
    Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

    Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...
    Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...
    Nasıl dar günlerde yardıma koşup,
    kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
    ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.
    'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu,
    tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

    Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık...
    ...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe,
    ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
    Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...'
    diye başladıkça ben, değişen
    takvim yapraklarını koydum önüne...

    Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
    Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde
    yuvadan uçacağını bile bile
    koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...
    Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
    Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi,
    kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi...
    Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...
    Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça
    yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
    Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık.
    Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı...
    Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.
    Ben büyürken seni de büyüttüm.

    Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
    Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri...
    Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
    Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu;
    yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda,
    öpülen kurbağalar prens oluyor.

    ...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin
    geçersizleştiğini anlatan kitapları
    kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
    O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye
    devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
    İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor
    sevginin değerini...
    Bense sevginden mahrum kalmaya
    fazla dayanamayacağımı biliyorum.

    O yüzden bu Anneler Günü'nde
    sana upuzun bir ömür diliyorum.
    Hem biliyor musun?
    'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......



    Can Dündar

  6. 2006-12-13 #6
    Anneciğim!
    Evlatlar vardır başarılarını, zaferlerini yazarlar...
    Sana yazacak bir başarım, bir ödülüm yok anne.
    Keşke olsaydı da, seni sevindirebilseydim.
    Keşke, benim de anneme yazacak, anlatacak başarılarım olsaydı.
    Ama yok anne...

    Sevdiğin, okşadığın saçlarıma aklar düştü anne.
    İlk evvel saçlarım hayat mücadelesinde yenildi.
    Düşmanlarım hep benden güçlü oldu anne.
    Onların tahta kılıçları benim çelikten kılıcımı paramparça etti.
    Onlar beni yenmek için ne senaryolar yazdı, ne iftiralar attılar.
    Ben, 'masumum' bile diyemedim.
    Düşmanlarıma hep yenildim anne.

    Ve ne yazık ki, dostlarıma da... Dostlarım da beni hep yendi...
    Ben onları dost bilirken onlar beni meydanlarda tuş ettiler.
    Arkamda hep bir hançer yarası oldu anne.
    Senin anlayacağın, dostlarım beni düşmanlarımdan daha beter etti!
    Kahkahayı unuttum, tebessümle dost oldum.
    Yüzümde acı bir tebessüm var şimdi.
    Bahtıma yenildim anne!

    Çocukluk yıllarımın özlemiyle seni aradım anne...
    Senden daha şefkatlisini,
    daha merhametlisini bulamayacağımı bilerek...
    Her şey küçükken güzelmiş anne.
    Şimdi büyüdüm ve yenilmeyi öğrendim anne.

    Gülü çok sevdim, hele alını, pembesini...
    Bahtıma hep beyazı düştü anne...
    O çok sevdiğim güllerin, dikenlerine yenildim anne...
    Açlığa-tokluğa, hastalığa-sağlığa, dosta-düşmana...
    Hepsine ama hepsine yenildim...

    Senin anlayacağın hayata yenildim anne...
    Yenildim...

  7. 2006-12-16 #7
    arkadaşlarım hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum harikasınız,duygularınız ve emeğinize sağlık.
  8. 2006-12-26 #8
    Yürek Yanarsa Titrer,Gül Üşürse


    Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
    Umutları da tüketiyorlar hep beraber, sevgileri de
    dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle
    soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
    kimin eli kimin cebinde
    kimin eli kimin neresinde belli değil.

    bense öyle acemi ve şaşkın
    boş kalan ellerimi bir ömür
    nereye koyacağımı bilemedim.
    bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı.
    buz üstünde yürümeyi seçtim kendi hesabıma
    maske diye bir not düşürmedim yüzüme
    bukalemuna çalan rengimde olmadı.

    tuttuğum her insanın elinde ellerim kirlendi
    gözlerim kirlendi baktığım her insanın gözlerinde
    yüreğimi sarktım umut kuyularına her defasında
    her defasında yangın çektim su yerine, acı çektim
    ne bir gün ışığı aktı içime ne de bir yağmur damlası.

    rezil bir dünyanın orta yerinde
    hüzün ben oldum düşen her yaprakta
    her savaşta vurulan ben
    kaç çocuğun hayalleri yıkıldı gözlerimde
    kaç çocuğun son ümitleri yandı yüreğimde
    ıstırabın en derin okyanusuna gömüldüm
    bu nasıl bir dünya

    bu nasıl bir dünya Anne

    kahretsin
    suskunum, susuzum, yorgunum Anne

    durmadan kirletiliyor, kanıyor zaman, kimse aldırmıyor
    kimse yanmıyor sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine
    dönüp bakmıyor çığlıklarına annelerin

    hergece dokuz yerimden vurur beni, gözleri öksüz çocuklar

    bu yüzden kesmiyorum sakalımı, saçımı da taramıyorum artık

    siyahlar giyiniyorum bu yüzden, dalgın dalgın bakıyorum uzaklara

    ah gönlü güvercinim sen olmasan nasıl dayanılır bu yaşama.

    herşeyin kirletildiği bir dünyada

    temiz tutamadık güzelliklerimizi
    bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız
    bir yanımız aşka acıya ayarlı

    her gece dumanlar yürüyor

    beton yığınlarıyla örtülü sevgisiz kentler üstüne
    zifiri karanlıklar yürüyor Anne

    kapkara nehirler gibi, acı akıyor yüzünde yoksulların

    bir cehennem ateşi yanıyor yüreklerinde her akşam
    kimse kimsenin yasını tutmuyor, bölüşmüyor acısını
    bu nasıl bir dünya Anne

    bu nasıl bir dünya

    kahretsin

    Sarılki,
    kokun sinsin tenime, sevgin işlesin yüreğime
    bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden öpecek
    içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde

    Sarılki, serinlensin ateşler içindeki alnım
    yorgunum, beynim, tenim, ellerim yorgun
    kendime sürgün yaşamaktan
    sevgiye tanımlar aramaktan
    tüm bu oldu bittilere
    insanın kayıtsızlığından yorgunum Anne

    yorgunum, ağrılarım, sızılarım yorgun
    ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
    her gece yalnızlıklar sürüyorum kanayan yerlerime
    ellerime çaresizlikler yüklüyorum
    üşüyorum bu karanlık soğuk gecelerde sarıl bana

    oysa hiç dönmedim sırtımı insan emeğine
    öpmedim namerdin elini, eğilmedim zalimin önünde
    ama ezildim bir çaresizin bakışından
    bir annenın yakarışından
    bir babanın haykırışından
    utandım Anne dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden
    aç insanların kederinden utandım
    bombalanan şehirlerden, yalvaran gözlerden
    insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere
    insanlığımdan utandım Anne insanlığımdan.

    heyhatki,
    bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını

    yürek yanarsa titrer anne, gül üşürse
    kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
    mademki ihanet var,
    öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
    ve ihanet etsin şairler

    bir daha yazmasın gül yüzlü şiirler

    her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine

    ....

    dünyadaki tüm çocukları sevdim anne

    sevdim yeryüzündeki tüm insanları

    diline, dinine, ırkına bakmadan sevdim

    sevdim boynu halkalı köleler gibi

    nerde bir ah duydum yüreğime saplandı oklar

    nerde bir çocuk vurulsa ben de vuruldum Anne

    can çekişir dudağımda kelebek ölüleri
    nerede kötülük görsem.
    nerede kötülük görsem
    söner yıldızları gözlerimin, kör olurum...

    suskunum, susuzum, yorgunum
    bunca kalabalıkların, bunca mekanların içinde
    her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime
    yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu dünyada
    adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
    ve yavru bir kedi gibi yalnızım ve de sahipsiz
    öyle mi?
    vayyy.

    ...........
    ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
    alın beni üşüdüğüm yerden

    kaldırın düştüğüm yerden
    kalbinizin üstüne tutun pul pul
    vicdanınızın üstüne
    aynı soydanım sizinle

    yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden
    yok başka kimsem kiminle konuşsam
    sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman
    sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta
    bir dilim ekmeğe avuç açmadınız

    utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
    utanan anam oldu, babam, bacım, gardaşım

    ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
    alın beni üşüdüğüm yerden

    kaldırın düştüğüm yerden
    kalbinizin üstüne tutun pul pul
    vicdanınızın üstüne
    aynı soydanım sizinle

  9. 2007-01-18 #9
    Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan
    bir bebek varmış. Bir gün Tanrı'ya sormuş:

    -Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini
    söylediler, fakat ben o kadar küçük ve
    güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?

    -Tüm meleklerin arasından senin için bir
    tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak
    ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün
    şarkı söyleyecek ve gülümseyecek.
    Böylece sen onun sevgisini
    hissedecek ve mutlu olacaksın.

    -Pekiiiii... İnsanlar bana birşeyler
    söylediklerinde, dillerini bilmeden
    söylenenleri nasıl anlayacağım?

    -Meleğin sana dünyada duyabileceğin en
    güzel ve tatlı sözcükleri söyleyecek, sana
    konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek.

    -Peki Tanrım, ben seninle konuşmak
    istersem ne yapacağım?

    -Meleğin sana ellerini açarak
    bana dua etmeyi de öğretecek.

    -Dünyada kötü adamlar olduğunu duydum,
    beni kim koruyacak?

    -Meleğin seni kendi hayatı pahasına
    dahi olsa daima koruyacak.

    -Fakat ben, seni bir daha
    göremeyeceğim için çok üzgünüm.

    -Meleğin sana sürekli benden söz edecek
    ve bana gelmenin yollarını sana öğretecek.

    O sırada Cennette bir sessizlik olur
    ve düyanın sesleri cennete kadar ulaşır.
    Bebek gitmek üzere olduğunu anlar
    ve son bir soru sorar:

    -Tanrım eğer şimdi gitmek üzereysem lütfen
    çabuk söyle, benim meleğimin adı ne?

    -Meleğinin adının önemi yok yavrum,
    sen onu ANNE diye çağıracaksın...



    Allah Ne ANNElerimizi Ne Babalarımızı,Ailemizi Başımızdan Eksik Etmesin...

  10. 2007-02-01 #10
    İşte, ey insan, aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın.
    اَلْجَزَاۤءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ (*) sırrıyla, sen valideynine(annene) hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir.
    Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriütteessür kalblerini rencide etmekle, خَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةَ (*) sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahmân istersen, o Rahmân'ın vedîalarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.(21.mektup tan)

  11. 2007-02-06 #11
    Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü
    bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
    Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…

    Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
    Hep aynı cümleler; "Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?"
    Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
    Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
    dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
    tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
    Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

    Omuzlarım ağrıYASAK KELİME uyanıyorum sabahları.
    Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
    Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
    "Annenin kaderi kıza" dedikleri doğru mu?
    "Baban eskitir her şeyi kızım" demiştin bir kez,
    anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
    Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
    Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
    çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
    yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

    Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
    televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
    açtığımı gören olmuyor.
    Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
    Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…

    Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
    Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
    Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
    Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
    Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
    Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
    kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.



    İclal AYDIN

  12. 2007-02-09 #12
    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı;
    Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

    2 yaşınızdayken size yürümeyi oğretti;
    Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

    3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı;
    Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

    4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu;
    Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi;
    Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü;
    Sokaklarda "gitmiycem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti;
    Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.

    9 yaşınızdayken size piano öğretmeni buldu;
    Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.

    10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden,
    dans derslerine kadar her yere sizi arabayla gotürdü;
    Arabadan firlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak
    teşekkür ettiniz.

    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya gotürdü;
    "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.

    12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi;
    O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

    15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi;
    Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.

    17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi;
    Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,
    sizi arabayla kampüse gotürdü ve eşyalarınızı taşıdı;
    Arkadaşlarınız alay etmesin diye
    kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

    21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili
    size fikir vermek istedi;
    "Ben senin gibi olmayacağım"diyerek teşekkür ettiniz.

    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı;
    Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

    24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi;
    "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz.

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,
    sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı;
    Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

    30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi;
    "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.

    40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı;
    "Anne işim başimdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.

    50 yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonunda
    onu görmeye gittiginizde mutlu oldu;
    Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek
    teşekkür ettiniz

    Derken bir gün... O, öldü...
    O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa,
    o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...


    EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE,

    ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...


    burada anlatılanlar gibi olmamak ve onlar hayatta ıken değerlerini bilmek dileğiyle . . .

  13. 2007-04-21 #13
    743 - Ve Allah Anneyi Yarattı
  14. 2007-04-27 #14
    anne sıcak anne kum oku anne yoruldum
    saatimiz kaç...
    ikindi indi anne çöl sıcak bizi akşam haberlerine yetiştirmesinler
    söyle onlara gece güzel anne sen ve ben anne böyle güzel
    oku anne ağrımız dinsin söyle birde
    melekler gelsin...
    ruzgar anne beni tut
    dün dünde kaldı hadi unut
    say ki ikimiz için bu dünya
    anne ışığa tut saçlarımı anne nura
    anne bi adım daha bakarsın sonrası;
    sıtretül munteha...
    anne su biraz su anne, yanmış bir çocuğum ben
    saçları kara,gözleri kömür
    bizi bir ömur unuttular anne al beni koynuna
    sen aşktanda sıcaksın
    dunya kandırmadı beni kandırırsan sen kandıracaksın...
    anne sıcak anne kum oku anne
    yoruldum...
    gün düşüyor yol uzuyor ellerime masallar konuyor anne
    kuşların isimlerini öğreten
    sabretmeyide öğretiyor
    ben toprağı seviyorum anne
    gazeteler gibi aldatmıyor
    büyük meydanlar,kuleler,heykeller gibi
    üstüme düşmüyor...
    ben toprağı seviyorum anne
    bana beni anlatıyor...
    bir parça çamur anne
    bir nutfe sonrası elest çocuğumm işte
    aklım bu kadar eriyor.
    anne ağlama beni koruyan bütün yıldızları koruyor
    ne su karışıyor baldırana ne baldıran şifa oluyor
    herşey yerli yerinde duruyor

    saat anne galiba saat geliyor
    hadi dayan dayan anne
    cennetin yolu burdan geçiyor...

    anne sıcak, anne kum, oku anne
    yoruldum.....

    ibrahim sadri

  15. 2007-05-08 #15
    Anne

    Nice zorluklarla doğurdun beni
    Canından can katıp yoğurdun beni
    Anne şefkatiyle çağırdın beni
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    İki yıl süt verip beni besletin
    Uyumadın gece gündüz sesledin
    Temiz tuttun, beşiğimi süsledin
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Kol ve dizlerinde beni salladın
    Kendini harcadın beni kolladın
    Hastalandım baş ucumda ağladın
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Benim için nice dertlere girdin
    Sallar iken yavrum büyüsün derdin
    Kendin hep aç kaldın bana yedirdin
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Yetiştirdin beni okula gittim
    Çok nazlı büyüdüm, haylazlık ettim
    Hep seni üzerdim bitmezdi dertim
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Üstüme titrerdin toz kondurmazdın
    Kendin çalışırdın beni yormazdın
    Her zaman okşardın asla vurmazdın
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Karşılıksız sevdin ömür boyunca
    Bu gurbet bizleri ayrı koyunca
    Hep sevindin benden haber duyunca
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Kalbini kırdıysam insan fıtratı
    Eğer affetmezsen oğlun Mikdatı
    Ben geçemem kıldan ince sıratı
    Ben hakkını nasıl öderim anne?

    Mikdat Bal

  16. 2007-06-24 #16
    Kan ter içinde gece
    Kan ter içinde her yanım
    Her yanım bu gece vurgun içinde
    Kurşun yemişim, sürgün yemişim
    Bu sana ilk gelişim
    Vur emriyle düşmüşüm kapına
    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

    Yok elimde bir demet menekşe
    Yok elimde sevdiğin gül şekeri
    Yok işte sana bir şey
    Bilmem ki ne demeli
    Bir tek ağır yaralı özlemim
    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
    Anne benim, aç kapıyı
    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
    Ölmeyesin, bitmeyesin
    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
    Anne benim, aç kapıyı
    İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim

    Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
    Hep senin için bulutları isterdim
    Ellerimi açtırıp dua ettirirken

  17. 2007-07-05 #17
    ANNELERİMİZ
    Anne sizin için ne anlam taşır acaba?
    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı;
    Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti;
    Size seslendiğinde odadan kaçarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı;
    Tabağınızı masanın altına dökerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu;
    Evin bütün duvarlarına resim yaparak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.



    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi;
    Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü;
    Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEEM"diye ağlayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti;
    Komşunun camını kırarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    9 yaşınızdayken size müzik öğretmeni buldu;
    Notaları bir gün bile çalışmayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü;
    Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü;
    "Sen bizimle oturma"diyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi;
    O evde değilken hepsini izleyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi;
    Tek satır mektup yazmayarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi;
    Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı;
    Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi;
    "Ben senin gibi olmayacam"diyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı;
    Avrupa seyahati için para isteyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi;
    "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu, hem çok duygulandı;
    Siz dünyanın bir ucuna taşınarak TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi;
    "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    35 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın düğününü hatırlattı;
    "Anne işim başımdan aşkın" diyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    40 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu ,ağladı;
    Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek TEŞEKKÜR ETTİNİZ.

    Derken bir gün..... o öldü ;
    O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....ateş oldu ve keşke demeye başladınız ama artık sizi duyacak veya eleştireceğiniz bir anneniz yoktu .

    EĞER HALA SİZİNLEYSE,ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN.....

    VE DURMAYIN HADİ ONU ARAYIN VE ONU NE KADAR ÇOK SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN.....

  18. 2007-11-07 #18
    anne...

    İçim doldu, yoruldum, çok yoruldum.

    Herşey üst üste, üstüme geldi anne.
    Bir çocuk, birde ben, ya umudum...
    Bittim, tükendim, kahroldum anne.

    Attılar, attılar beni sokağa, ekmek yok, su yok.
    İstanbul'un, acımasız, kahpe pençesine anne.
    Gücüm tükendi, elde yok, avuçta yok.
    Savurdular beni, ateşin içine attılar anne.

    Sabah güneşi bile görmem, göremem.
    Atarım, atarım sokağa ,sokağa anne.
    İş arar, aş arar, karşıma çıksan seni görmem.
    Dalarım , dalarım sokağa, sokağa anne.

    Sokakta bir ben, birde gölgem, başka hiç kimse yok.
    Gün kararır, akşam olur, gölgemde kaybolur anne.
    Anlıyormusun? anlıyormusun beni anne, kimse yok .
    Ömrüm geçti, yok oldum, sende yoksun anne.

    Saçım aklandı, ama nedense içim karardı.
    Yaşımmı geçti yoksa, ecelimmi geldi anne.
    Dermanım hiç kalmadı, gönlüm daraldı.
    Biliyorum, biliyorum, ecelim geldi anne.

    Hergün içer oldum, beter olayım diye.
    Ama gel gör ki beterin beteri oldum anne.
    Bekledim durdum, belki gelir gözüm diye.
    Gözümden yaş geldi, yaşımı içtim anne...


  19. 2007-11-07 #19

    Güzel bir hazine






    Güzel bir hazine, güzide bir insana emanet edilmiş.

    Güzide insandan güzel hazinenin saklanması istenmiş.

    Güzel hazine güzide insanın en değerli varlığı olan başında taşıdığı her bir saçın tekbir tanesinin uçlarıymış...

    Bu paha biçilmez, eşsiz hazinenin sahibi olan güzide insan ise ;

    Şu an kendisine çocuk gözüyle bakılan, geleceğin anası,

    Ama : İstanbul'u fetheden kumandanları bu dünyaya getiren ana !

    Kendisinden ufak gördüğü bütün kardeşlerin ablası,

    Ama : Nice sultan, nice padişahları yetiştiren abla !

    Belki de yaşlı bir ninemiz ?

    Ama sırtındaki hırkasını başörtüsüne el uzanmasın diye çektiği kağnıdaki mermilere saran Fatma ninemiz !



    Ey güzide insan !

    Sendeki kutlu emaneti , o güzel hazineyi ben sana bir iki kelime ile nasıl ifade ederim ?

    O kutlu emanetin sahibi güzide insan sensin !

    Sen gül peygamberimizi karnında taşıyan hz. Amine'sin !

    Sen hz. İsa'yı dünyaya getiren hz. Meryem'sin !

    Sen dünün ufağı, bugünün ablası, yarının anası,

    Ama daha önemlisi gönül hazinelerinde saklı olan incilerin sahibi güzide insan sensin !



    Bırak bez diye nitelendirdikleri başörtünle istihza etsinler,

    Ama gönül hazinenle asla !

    Bırak sendeki o güzel hazineyi açmak için zor kullansınlar,

    Ama gönlünü onlara açma asla !

    Bırak başörtüsü bahanesi ile diplomana mani olsunlar,

    Ama unutma sana diplomanı ALLAH cc. verecektir !

    Bırak sendeki hazinenin değerini bilmeyen insanlar bu dünyada saltanatını sürsünler,

    Ama unutma senin saltanatın öbür dünyadadır !



    Süreceğin saltanatın için savaş vermelisin ve asla mağlup olmamalısın ...!

  20. 2008-03-11 #20
    Ben yine seni çok özledim annem....


    Yüreğime dokunuyor gece...

    Sanki bir ömür var karşımda,sanki yaşadığım yıllar beni seyrediyor.Annemin ellerine sımsıkı sarılmış bir çocuğum.Büyümek değil sadece ellerini bırakmamak istediğim...

    Yorgunum,kırgınım....Saçlarımda dolaşsın ellerin,geçtiğini fısıldasın
    dudakların;yanındayım,herşey güzel olacak desin sözlerin anne.Benim
    küçük,nazlı kızımsın de anne...Kış sabahlarını senin sesinle karşılayayım
    yine,baharlar yaza senin gülen gözlerinde kavuşsun anne...

    Ben geldim anne;teker teker sana göstermek istediğim yaşanmışlığım var
    ceplerimde , kırılmış yüreğim var ellerimde.Bebeğimin kırılan bacağını
    onardığın gibi yüreğimide onarırsın değil mi anne?...
    Sen şikayeti hiç sevmezsin bilirim ama bu gece beni hoşgör anne...Canımı çok acıttılar,yüreğimin üzerine basıp gittiler anne.Sevmeyi bilmeyenler sevgi şiirleri yazıyor ,aşkı yaşamayanlar gönül adamıyım diye kartvizit bastırmışlar kendilerine anne...

    Gözyaşlarıma kıyamazsın ,bilirim.Dayanamaz yüreğin mahzun bakışlarıma.Kapının önünde bıraktım yangınımı,yürek sızımı...

    Ben geldim anne;sımsıkı sarıl ve hiç bırakma.Buraları sevemedim bir türlü...Şöyle uzansam yanına,ninni söylesen kulağıma ,kokunu çeksem içime ve uyusam uyanmamak üzere sıcaklığında ANNE.

    Daha dün konuştum seninle....ama hiçbişey yetmiyor hasretini dindirmeye....Ben yine ,ben yine....
    ben yine seni çok özledim annem.....

  21. 2008-03-21 #21
    Anne Olarak Kadın'ın Değer ve Mevkii



    Cenab-ı Hak buyuruyor:


    ".... Anaya iyi davranın ......." (Nisa Suresi / 36)
    "... Anaya iyilik edin" (Enam Suresi /151)
    ". Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et." (Isra Suresi 23-24)
    " Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. Önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur...." (Lokman Suresi / 14)
    "Biz insana, ana-babasına iyiliketmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et ...." (Ahkaf Suresi / 15





    Bir gün Resulullah'a bir kimse gelir ve sorar:

    - Benim kendisine hizmet ve ülfet etmeme, insanlar içinde en layık ve en haklı olan kimdir? Resulullah efendimiz:
    - Anandır.
    - Sonra kimdir?
    - Sonra anandır.
    - Sonra kimdir?
    - Sonra anandır, buyurdular. O zat gene :
    - sonra kimdir, deyince Peygamber Efendimiz buyururlar:
    - Sonra babandır.



    Bu hadiste, anaya ihsanın üç kere tekrar olunması, ananın evlat üzerinde, babanın üç misli iyilik ve ihsan hakkı oılduğunu ifade eder. Bunlar, hamilelik yorguluğu, doğurma eziyeti, ve emzirme ye karşı sayılabilinir.

    Anne'ye günah olan bir şeyi emretmedikçe itaat etmek vacipdir. Hatta onun iznini almadan gönüllü olarak cihada katılmak bile caiz değildir. Hatta Resulullah bu durumda olanları geri çevirmiş izin almalarını istemiştir.

    Oğul nafile namaz kılarken, annesi kendisine seslense, ona eziyet vermemek için namazı bozması gerekir. Hatta bazı Şafii alimleri, farz olsun nafile olsun mutlaka namazı bozmak gerektiğini genel bir kaide olarak kabul etmişlerdir.


    Resulullah efendimiz, Beni İsrail zamanında yaşayan Cüreyc isimli bir rahibin kıssasını anlatarak bu konuda ümmetine ders vermiştir.

    Cureyc namazda iken, annesi ona seslenmişti. Cureyc bir müddet namazı bozup, bozmamak hususunda tereddütten sonra namazını kılmaya devam etmişti. Annesi bir kaç kere seslenmesine karşın cevap alamayışından eza duymuş, oğluna beddua etmişti. Daha sonra Cüreyc bu bedduaya aynı aynına uğradı.



    Ebu Hureyre'nin annesine bağlılığı ve ondan hiç ayrılmaması sebebi ile, annesi vefat edinceye kadar hac etmediği bir ibret vesikasıdır.

    İslam'a göre, ana kafir olsa bile, mümin olan evladının iman ve itikadına ilişmedikçe, ona ihasan ve güzellikle muamele etmesi evladı üzerine vaciptir.

    Nitekim, Hz.Ebubekir r.a. kızı Hz.Esma'ya müşrike olan annesi Kuteyle ziyarete gelmişti. Ona ikram edip etmeme husususnda tereddüte düşen Hz.Esma r.a. durumu Resulullah'tan sormuş. O'da "Evet, anana sıla ve iltifat et" diye buyurmuşlardı.


    Anne hukukunun yüksekliği hususunda en meşhur hadis-i şerif şudur.

    "CENNET ANNELERIN AYAGI ALTINDADIR"



    İşte büütn bu ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, İslamiyet anne olmak haysiyetiyle kadına en büyük, en muhterem bir mevkii vermiştir.


    Kaynaklar:

    1) Kur'an-ı Kerim Meali
    2) Müslim
    3) İslamda Kadın Hakları, Mehmet Dikmen



  22. 2008-03-26 #22
    Annenin Degeri
    Musa Aleyhisselam bir gün:

    - Ya Rabbi, Cennet'te benim komsum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüseyim, dedi.Musa Aleyhisselama söyle vahyedildi.

    - Falan beldeye git! Orada çarsinin basinda bir kasap dükkani var.O

    dükkanin sahibi olan kasabi gör! O veli bir kulumdur. Yalniz bilesin ki,

    onun çok önemli bir isi vardir. Çagirirsan gelmez. Iste o senin

    cennetteki komsundur.

    Musa Aleyhisselam hemen bildirilen yere gitti. Kasabi buldu ve ona :

    - Ben sana misafir geldim, dedi.

    Kasap Musa Aleyhisselami tanimiyordu. Ona Hos geldin deyip bir kenara

    oturttu. Dükkanda ki isi bitince de alip evine ***ürdü. Evinin bas

    kösesine oturtup çok ikramda bulundu. Musa Aleyhisselam, ev sahibini

    dikkatle takip ediyordu. Ev sahibi kasabin ocakta çömlek içinde, et

    pisirdigini gördü. Et pisince çömlekteki eti küçük küçük parçalara

    ayirdi. Bunlari bir tabaga koyup, bir kenara birakti. Sonra bir et

    parçasi daha çikartip, onu da misafiri Musa Aleyhisselam' a ikram ederek dedi ki:

    - Benim önemli bir isim var. Sen beni bekleme yemegini ye !

    Sonra da yanindan ayrildi. Önemli bir isim var deyince, Musa

    Aleyhisselam, önemli isi nedir diye merak etti ve gizlice kasabi takip

    etti. Kasap Musa Aleyhisselam'in yanindan ayrildiktan sonra, yandaki

    odaya geçti. Duvarda asili duran büyük bir zembili indirdi. Zembilde çok

    ihtiyar, mecalsiz bir kadin vardi. Kadina küçük küçük parçaladigi etleri

    yedirdi. Karnini güzelce doyurduktan sonra, altindaki kirlenmis bezleri

    aldi yerine temizlerini koydu. Sonra kirli bezleri yikayip astiktan

    sonra ellerini yikayip Musa Aleyhisselam'in yanina geldi. Daha yemege

    baslamadigini görünce sordu.

    - Niçin yemege baslamadiniz ?

    Musa Aleyhisselam

    - Sen bana zembildeki sirri söylemedikçe bir lokma bile yemem. Dedi.

    - Mademki merak ettin anlatayim : Ey misafir, bu zembildeki benim yasli

    annemdir. Çok yasli oldugu için takatten düstü. Evde bakacak baska

    kimsem de yok. Evlenecegim, fakat hanimim annemi incitir, onu üzer diye

    evlenemiyorum. Ise gittigimde herhangi bir hayvanin kendisine zarar

    vermemesi için onu gördügün gibi bir zembile koydum. Her gün gelip iki

    ögün yemek yediriyorum. Diger hizmetlerini de görüp gönül rahatligiyla

    isime gidiyorum. Bunun üzerine Musa Aleyhisselam dedi ki :

    - Ancak anlamadigim bir sey daha var. Sen annene yemek yedirip su

    içirdikten sonra, dudaklarini kipirdatip bir seyler söyledi, sen de AMIN

    dedin. Annen ne söyledi ki amin dedin ?

    - Annem, her hizmet edisimde Allah seni Cennette Musa Aleyhisselama

    komsu eylesin diye dua eder. Ben , hiç ihtimal vermedigim halde, bu

    güzel duaya amin derim. Ben kimim ki, O büyük Peygamberle komsuluk

    edebileyim. Onunla komsuluk edebilecek ne amelim var ki. O zamana kadar kim oldugunu saklayan Musa Aleyhisselam, buyurdu ki :

    - Ey Allahin sevgili kulu, ben Musa'yim. Beni sana Allah-u Teala

    gönderdi.Annenin rizasini kazandigin için Cennet-i Â'lâyi ve orada bana komsu olmayi kazandin. Kasap hemen kalkip Musa Aleyhisselamin elini öptü ve sevinç içinde yemegini yedi.

  23. 2008-04-09 #23
    ANNEME MEKTUP


    Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,
    Her gün biraz daha süzülmekteyim.
    Her gece, içinde mermer döşeli,
    Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
    Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
    Geceyi koynuma aldığım zaman,
    Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
    Yeniden yollara düzülmekteyim.
    Son günüm yaklaştı görünesiye,
    Kalmadı bir adım yol ileriye;
    Yüzünü görmeden ölürsem diye,
    Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.



    Necip Fazıl Kısakürek

  24. 2008-04-18 #24
    Ölüm dediğin nedir ki,...

    Bakma yüzüme öyle be annem....
    Görüyorsun işte, yerimden doğrulup silemiyorum
    dünyanın bütün kederlerini yüklediğin göz yaşlarını,
    hayatımın en vazgeçilmezlerinden olan o tombul yanaklarından.
    Ağlama be annem...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı....
    İşte bitti anne...
    Onca hüzün ve sitem dolu yıllarda bitti sonunda.
    Artık mutfağında ki kederinle seni başbaşa bırakmayan olmayacak.
    O güzelim sesinle yanık yanık türküler okurken,
    ve akıtırken mazine dair gözyaşlarını
    ve
    belki de sızlatırken çile tadmış yüreğini mazide kalmış anılarla
    gelip dikilmeyeceğim yanı başında,
    türkü sözlerini kağıtlara dökmek için...
    Karışmayacak artık kimse mutfak tezgahında hakiki zeytin yağının yerine....
    Kimse tuzluğunu baharat dolabına kaldırmayacak bundan böyle...
    Ve kızmayacak artık kimse, gece yıkanmamış bulaşıklarına....
    Ağlama be annem...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    Bir yolculuktan gayrı...

    Hatırlar mısın annem,
    gecenin bir vakti odama gelip beni cam önünde ağlar halde bulduğun da
    sıraladığın sitemleri....
    Çatardın güzelim kaşlarını
    ve
    kızardın bir çocuğun bu saatte neden ayakta olduğuna...
    Paylaşmazdın be annem çocuk yüreğimde ki hüznü...
    Ve çocukluğumun verdiği masumiyet ve cehalet ile
    "Yıldızların aşkı"na diye hıçkırarak yaptığım o duayı...
    "Keşke" diye başlamıştım halbuki....
    Ve "insanlar hep 13 yaşında ölseler" diye devam yakarmıştım.
    Yapılan duaların bedelinin ağırlığını düşünmeden,
    çocuk aklımla...
    Sonra yıllarca tez gelen ölümlerin müsebbibi bildim kendimi
    ve ağladım annem,
    o geceye...
    O duaya...
    Sen bari ağlama be annem...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı...

    Hadi canım annem
    Ağlama...
    Hatırında mı gece geç saatlere kadar bilmeyen misafirliklerini?
    Geldiğinizde gecenin bir vakti eve,
    Önce kardeşimin üzerini örtmene
    ve
    benim üzerimi örtülü görünce
    bir buseyi bile çok görüp odamızdan sessizce çıkmana
    ne çok içerlerdim bir bilsen...
    Geçti be annem!
    Üzülme....
    Hepsi geçti!
    Hem;
    Ölüm dediğin nedir ki,
    Bir yolculuktan gayrı...

    Ah be annem....
    Unuttun mu onca yıl, merak ediyorum, doğum günlerimi...
    Ve çok merak ediyorum canım annem,
    babamın gözlerinde ki o yaşlar
    bana karşı var olduğundan şüphem olmamasına rağmen
    onca yıldır bir kez olsun dillendirmediği sevgisinden midir?
    Hatırlıyor musun annem,
    Size 12 yaşımın verdiği heves ile hazırladığım kahvaltı masasının başında
    babamın yüzümde halen gizlice izini taşıdığım tokatını?...
    "Ne çok bulaşık yapmışsın" sunulmuştu bana,
    bir teşekkür beklerken çocukca bir masumluk içinde...
    Ağlama be gül annem,
    Bitti hepsi...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı...

    Aklında mı o şiir ann?
    Hani
    "ne olur vurma anne,
    bugün
    ilk kez
    ilk kez
    dayak yemeden ağlamak istiyorum" diye biten o şiiri...
    Hatırladın mı anne o şiiri?
    Beni gözyaşlarına boğarken
    senin bana bakmadan dahi, gülüp geçtiğin o şiiri...
    Ne çok acımıştı içim, anne...
    Seni onca severken, bir şiirde dahi ortak bir nokta bulamamak....
    Biliyorum can Annem....
    Vallahi biliyorum,
    beni nekadar çok sevdiğini... Adım gibi biliyorum...
    Ama...
    Ne bileyim annem,
    yüreğımde ki o ince sızıya bir türlü melhem olmadı sevgin...
    Üzülme be annem...
    Bitti hepsi....
    Ölüm dediğin nedir ki,
    Bir yolculuktan gayrı...

    Sen bilmiyorsun canım annem,
    Ama....
    Hani o yeşil kumbaran vardı ya...
    Sarı güller vardı kapağının üzerinde...
    İşte o canım annem,
    Evet...
    Tam O...
    Nasılda hatırladın hemen...
    Onun içinden demir paraları ben almıştım annem....
    Vallahi geri ödeyecektim!
    O günü görmeyeceğimi nerden bilebilirdim ki...
    Yok vallahi...
    Çikolata, şeker yada oyunca için değildi...
    Okul içindi o para...
    Hani sarışın cadı Sümeyye vardı ya, yanında oturduğum...
    Onun boya kutusunu kullanmaktan utandığım için di....
    O parayı onun için çalmıştım...
    Helal et annem...
    Zaten hiç kullanamadım o boya kutusunu...
    Çocuk aklı işte,
    sizden korktuğumdan yeni boya kutumu tatil başlangıcın da okulda bıraktım...
    Sonra birdaha o okula gitmedm, zira taşınmıştık...
    Ve yıllarca o boya kutusunun vicdan azabıyla yaşadım annem.
    Ve yıllarca o boya kutusu kadar kıymetli bir boya kutum olmadı annem...
    Bakma öyle annem,
    nasıl söylerdim sana?...
    Sen geçim derdinde
    benim çocuk yüreğimde ki hüznü paylaşmaya dahi yanaşmazken
    Ben nasıl söylerdim sana....
    Bitti işte annem...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı...

    Ah be gülüm annem,
    çiçek annem...
    Bahar annem...
    Sana hiç diyemedim ama
    Nurgül'ü okadar sevmeme rağmen
    senin gönlün ağır kalmasın diye ayrılmıştım...
    İnan ki annem...
    Uzun yıllar onun sevgisiyle birlikte ismini de yüreğimde taşıdım...
    Sıraladığım her bir nefret cümlesine
    sizler dahi inanırken,
    yalanlarımla acımda büyüdü....
    Üzülme be annem...
    Ondan sonra mutlu oldum bende...
    Hayra inandım hayr buldum annem...
    İstemezdim annem,
    ardımda bıraktığım bunca yaşlı gözün arasına
    birde YAR gözyaşı eklemek istemezdim...
    Biliyor muydun annem...
    Yarime hiç anlatmadım O'nu...
    Bilmesin de annem...
    Böylesi daha iyi...
    Yüreğine gölge düşmesin,
    zira ben onun ilk aşkı olmayı diledim
    ve oldum...
    Yarim ise son aşkım olsun diledim
    ve oldu....
    Hem bitti zatan annem,
    ağlama artık...
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı...

    Sahi bilir miydin annem
    benim nesneleri dahi canlı kabul ettiğimi....
    Eşyaya dahi kıyamadığımı, belki canı yanar diye...
    Neden şimdi inanıyorsun buna annem?
    Öleceğim için mi?
    Ölüm bukadar mı değiştirdi beni,
    veyahut sizi?
    Halbuki ben asla değişmemeye ceht etmiştim.
    Olmadı dimi annem?
    Bende değiştim, değişken dünyada
    değişken insanlar arasında
    bukalemun misali....
    Çok mu değiştim annem?
    Çok mu kötüleştim?
    Sil bakim o gözyaşlarını gül yanaklarından,
    Sen GÜLsün annem....
    Eşyalarda canlı ise CAN annem,
    kitaplarımı vermeyin kimseye olur mu...
    Hepsi Yarime kalsın, benden hatıra....
    Ağlama be annem,
    Ölüm dediğin nedir ki,
    bir yolculuktan gayrı....

    Baksana anne,
    Artık hemşireler de umudu kesmişler benden...
    Nerden mi anladım?
    Görmüyor musun canım annem,
    papatyalarım kurumuş, solmuş...
    Artık tazelenmiyor çiçeklerim de....
    Onlarda haklı...
    Yok annem yok,
    dokunma onlara....
    Bırak solsunlar,
    belki onlarla birlikte son anlarımda hüzünlerimde solar...
    Solmaz biliyorum, en sadık dostum hüzün...
    Ama yinede kalsın be annem...
    Ben çelişkiler diyarının başkentiyim bilmez misin?
    Sevinçlerimle hüzünlerimi aynı aşırılıkta yaşarım bilmez misin?
    Bak halen ağlıyorsun annem...
    Sil bakim o yaşları....
    Hem...
    Babamı da içeri alsak olmaz mı annem?
    Son bir kez daha sarılsam ve doyasıya öpsem koklasam sizleri...
    Olmaz mı annem?
    Son öptüğüm secde bilen alnınız olsun, annem....
    Gel babacığım...
    Alnında öpeyim...
    Secde goncalarının açtığı güzel alnından....
    Ne o babam?...
    Ya da haykırarak söylemek istediğim "Bubam"...
    Sende mi ağlıyorsun yoksa?
    Silin bakim o yaşları,
    ben Güzel'e gidiyorum sevinin...
    Geçti be babam,
    onca yorgun günler geçti artık...
    Bana beni sevdiğinizi söyleyin.....
    Ohhhh....
    Bende sizi seviyorum CANlar...
    Ne güzelmiş Allah'ım....
    Ve gidin artık ne olur...
    Gidin...
    Birazda Yarim ile kalayım başbaşa....
    Gidin hadi...
    Ağlamadan gidin....
    Yalvarırım gidin...
    Hem;
    Ölüm dediğimiz nedir ki;
    Bir yolculuktan gayrı....


  25. 2008-04-19 #25
    SENSİZİM ANNEM...

    Tepeden tırnağa kedere battım annem...Bilirim kıyamazdın gözümde bir damla yaşa. Özür dilerim annem, çağlayan pınarım gözyaşı değil anılarım. Denize bakıyorum ve onun içine batan güneşe. Ben mavi sular sen içimde eriyip giden ışıklar, yansımalar hatta acı da olsa yanılsamalar...Kayboluyor ışıkların birer birer ve biliyorum gün doğumu yok artık bize...

    Kahkahaların asırlar kadar uzak artık. Sardunyalar, akşam sefaları, gelinciklerle kardeşti gülüşün. Çocukluk düşlerime hüzünler saklamazdım. Kokun hala buram buram içimde. Söylemezdim sana ama çocukken bile korkardım yitirmekten mis anne kokunu...Belki de o yüzdendi bitmez sarılışlarım...Gün olur kıskanırdım gözlerinin insanı alıp ***üren yeşilini, alımlı bedenini. Tıpkı her kız çocuğu gibi. Hem dünya üzerindeki milyonlarca ana kızdan biriydik, hem başka hiç kimseyle kıyaslanamayacak kadar tektik. Bir anne ve yavrusu. Sen ve ben...Ah annem ne kadar çok duyguyu kattık ömür denilen hikayemize birlikte ve ne çok şey yarım kaldı yaşanmadan öylece...Öksüz bir çocuk özleminde...

    Acının anlam bulduğu gözlerin gitmiyor bir an gözümün önünden. Sessizdi son çığlıkların annem. Gücün yoktu büyüyen hüznünü dile getirmeye. Bir bebeği sever gibi sevdim seni son günlerimizde. Rolleri değişmiştik sanki, sen bebek ben anne. Öylesi korunmasız ve öylesi saftın ki...Öpmelere doyamadım seni gidişini hissetmişcesine.Korumak istedim tüm kötülüklerden, kadere karşı bir şey gelmedi elimden. Ağlamaya bile gücün yoktu. Yerine ben ağladım annem...

    Anneler günü yarın. Annem, öpmek varken elini, kara toprağa dökeceğim derdimi. Bu kez elimde olmayacak cicili bicili hediye paketi. Bir demet çiçek ve kabir ziyareti...Demirden bir el sıkıyor, sıkıyor kalbimi. Dualarım yanında, sen cennet mekanında. Ben sensiz cehenneme dönen yalan dünyamda. Geleceğim annem anneler gününü kutlamaya...

    Canıma can katan can, bedeninin topraklara karıştığına bakma, ruhun yaşıyor hayat verdiğin kızında...

  26. 2008-08-24 #26
    Allah Bütün anneleri korusun....
  27. 2008-12-27 #27
    4 - Ve Allah Anneyi Yarattı

    Hiçbir sarılma senin ki kadar şefkatli değil
    Hiçbir yürek senin ki kadar merhametli değil
    Hiçbir koku senin kokun kadar güzel değil
    Hiçbir ses senin sesin kadar güzel değil
    Hiç kimse benim adımı
    Senin kadar güzel söyleyemiyor
    Hiç kimse beni senin kadar sevmedi
    Sevemez, sevmiyor
    Ve hiçbir kucak
    Senin ki kadar sıcak değil
    Üşüyorum anne
    Neredesin?
    Neden bu kadar erken terk ettin beni?
    Ben senin
    Hiç büyümeyen çocuğun değil miydim
    Özledim
    Çok özledim annem
    Kokunu özledim
    Nefesini özledim
    Sarılmalarını özledim
    En çok da neyini özledim biliyor musun?
    Dualarını özledim annem
    Dualarını özledim

  Okunma: 8450 - Yorum: 26 - Amp