Ünlü Türk Matematikçileri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Ünlü Türk Matematikçileri

  1. sponsorlu bağlantılar
    ALİ KUŞÇU:
    Türk İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türkleri'nde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır." Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu'yu "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u" olarak adlan-dırmıştır. Babası, Uluğ Bey'in kuşcu başısı (doğancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet'tir. Doğum yeri Mave-raünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmektedir.

    Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul'da ölmüş olup, mezarı E-yüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çele-bi'nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcu'ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır. Uluğ Bey'in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasın-da, Semerkant'ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve matema-tiğe geniş ilgi duymuştur.

    Devrinin en büyük bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Mu'in al-Din el-Kaşi'den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid'in, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi'nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathane-ye müdür olarak Ali Kuşcu'yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc'inin tamamlanmasında büyük e-meği geçmiştir. Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu'nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle be-raber, Ali Kuşcu'yu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.


    CAHİT ARF:
    1910 yılında Selanik'te doğdu. Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Nor-male Superieure'de tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakül- tesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirdi. Yurda dön-düğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Ro-bert Koleji'nde Matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu.

    Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kalifor-niya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olrak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ay-rıldıktan sonra TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.

    Arf İnönü Armağanı'nı (1948) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teori-si üzerine uluslararası bir sempozyum 1990'da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arf'in onuruna Siliv-ri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984'te İstanbul'da ya-pılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.

    KERİM ERİM:(1894 - 1952).
    İstanbul Yüksek Mühendis mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mü-hendis Mektebi'nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi.

    1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü-'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de ça-lışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır.Bunlardan bazıları şunlardır:

    Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne - 1928)

    ÖMER HAYYAM:
    Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. 18 Mayıs 1048'-de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır.Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyor-du. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için zamanın bütün bilgilerini bildi ği söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O is-mini çokça duyduğumuz teo-remlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara da-yanılarak Ömer Hayyam'ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:

    Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanın-da Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. Enbüyük eseri Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sı-nıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini a-maçlayan bilim olarak tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştır. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizi-mi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.

    Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Binom teoerimini ve bu açılımdaki kat-sayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir).Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzana-cak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamül-mülk'e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant'ta tanışan Nizam onu İsfa-han'a davet eder. Orada buluştuklarında O'na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük ha-yalinin gerçekleşmesi için Hayyam'dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir.4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur' da fani dünyaya veda eder.

    İsim:  matematikcileryd3.jpg
Görüntüleme: 71321
Büyüklük:  96,6 KB (Kilobyte)

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
    Güncelleme : 2007-04-03
  2. 2007-04-07 #2
    Cahit Arf

    CAHİT ARF 1910 yılında Selanikte doğdu. Yüksek öğrenimini Fransada Ecole Normale Superieurede tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesinde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanyaya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesinde doktorasını bitirdi. Yurda döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Kolejinde Matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu. Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletlerinde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAKa bağlı Gebze Araştırma Merkezinde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı. Arf İnönü Armağanını (1948) ve TÜBİTAK Bilim Ödülünü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum 1990da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arfin onuruna Silivride gerçekleştirilmiştir.

    Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984te İstanbulda yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur.Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı... GELENBEVİ İSMAİL EFENDİ (1730 - 1790) 1730 yılında şimdiki Manisanın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmaildir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır. Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbula gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlandı ve matematiğini oldukça ilerletti. Müderrislik sınavına girerek kazandı ve 33 yaşında müderris oldu. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verdi. Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli hasan paşanın istekleri üzerine, Kasımpaşada açılan Bahriye Mühendislik Okuluna altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönüyle bir rahatlık getirdi. Bazı silahların hedefe vurmaması, padişah III. Selimi kızdırmış ve Gelenbeviyi huzura çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Hedefe olan uzaklığı tahmin ederek gerekli düzeltmeleri yapmış ve topların hedefe vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevinin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir. Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz beş eser bırakmıştır. Türkiyeye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendidir.

  3. 2007-04-08 #3
    Ali Nesin (1956, İstanbul - ), Türk matematikçi.

    1956'da İstanbul'da doğdu. İlkokuldan sonra ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph Lisesi'nde, liseyi de İsviçre'nin Lozan kentinde tamamlayan Nesin 1977-1981 yılları arasında Paris VII Üniversitesi'nde matematik öğrenimi gördü. Daha sonra ABD'de Yale Üniversitesi'nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Ali Nesin, 1985-1986 arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusü'nde öğretim üyeliği yaptı. Türkiye'ye kısa dönem askerlik görevi için geldiği sırada "orduyu isyana teşvik" iddiasıyla tutuklanarak yargılandı. Yargılanma sonunda beraat ettiği halde pasaport verilmediği için işine dönemeyen Nesin, sonunda yeniden passaport alarak yurtdışına gitti. 1987-1989 arasında Notre Dame Üniversitesi'nde yardımcı doçent, ardından 1995'e kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü'nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 1993-1994 Öğretim Yılı'nı Bilkent Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi olarak geçirdi. 1995'te, babası Aziz Nesin'in ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliğini üstlendi. Ayrıca Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı olan Ali Nesin iki çocuk sahibidir. Kasım 2004'den beri de Nesin Yayınevi genel yönetmenliğini yapmaktadır.

    Ali Nesin'in Matematik ve Korku, Matematik ve Doğa, Matematik ve Sonsuz,Develerle Eşekler, Önermeler Mantığı adlı kitaplarının yanısıra çeşitli dergilerde çıkmış bilimsel makaleleri ve İngilizce bir kitabı bulunmaktadır. Matematiksel araştırma alanı "Morley mertebesi sonlu gruplar"dır. Aynı zamanda, üç ayda bir yayımlanan, Matematik Dünyası adlı bir matematik dergisi çıkarmaktadır.

    Matematik araştırmaları, bölüm başkanlığı ve Nesin Vakfı yöneticiliğinin yanı sıra yağlıboya resim, desen ve portre çalışmaları da yapmaktadır.

  4. 2007-04-09 #4
    Ömer Hayyam

    Matematikçi,astronot, filozof ve şair olarak bilinen ÖMER HAYYAM
    Tarihçilerin verdiği bilgiye göre Ömer Hayyam 1048 yılında Nişabur kentinde doğdu. (Doğum yılını 1044 olarak veren kaynaklar da vardır.) Asıl adı Gıyaseddin Ebu'lfeth Bin İbrahim El-Hayyam dır.

    Selçuklu döneminin yetiştirdiği büyük matematikçi ve astronomlardandır. Edebiyat , tıp, tarih, hukuk ve astronomi konularında geniş bilgisiyle ünlüdür. Ancak Hayyam'ın felsefe , tasavvuf, fıkıh, tarih ve tıp konularında yazdığı bilinen bir çok yapıtı günümüze ulaşamamıştır.

    Hayyam ,Matematikçi ruhuyla şair ruhu arasında bocalayan , körü körüne inanmaya ve bağlanmaya isyan eden , gerçeğin sırlarını gizleyen karanlığın önünde yapayalnız kalmış, yeni şeyler öğrendikçe bilgisizliğin bilincine varmış, materyalist ve natüralist bir bilim adamıdır.

    Hayyam'a göre insanoğlunun en önemli araştırma konusu insanın kendisi olmalıdır. İnsan kendisi hakkında kesin karar verip yorum yapamazken ,daha kapsamlı ve derin konular hakkında nasıl yorum yapabilir? İnsan gerçeği değiştirmeye kalkmadan , doğru bildiğini açık yüreklilikle söyleyebilme cesaretini göstermelidir. Dünyanın gelip geçici olması ,onu dünya zevklerinden olabildiğince yararlanma, yaşamın tadını çıkarma anlayışına götürmüştür. Hayyam'ın imana karşı kayıtsız kalması herşeye bilimsel gözle bakmasına sebeb olmuştur. Hayyam bu görüşlerini rubailerle anlatmış, dünyaya, insana,dine bakışını bu şiirleri aracılığıyla yansıtmıştır.

    Kim senin yasanı çiğnemedi ki , söyle?
    Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
    Yaptığım kötülüğü , kötülükle ödetirsin sen,
    Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?
    Ömer Hayyam'ın yüzyıllar sonra Batı dünyasında tanınması ve belki de en çok okunan, en sevilen Doğulu yazar olmasını sağlayan yapıtıysa Rubaiyat'tır.Rubaiyat'ın bu derece ünlenmesinin en önemli nedeni İngiliz ozan Edward Fitzgerald tarafından yapılan çevirinin oldukça başarılı olmasıdır.

    Fitzgerald'ın çevirisinin 1859 yılında Londra'da yayınlanmasının ardından tüm edebiyat dünyasının ilgisi Hayyam üzerinde yoğunlaştı. Başta İngiltere , Amerika ve Fransa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Hayyam'ın rubaileri çeşitli dillere çevrildi. Londra'da bir de Hayyam Kulübü kuruldu. Hayyam Kulübü'nün kapısına da onun şu rubaisi yazıldı.
    Var eyledi yetmiş iki millet yaradan.
    Ben sevgi için doğmuşum, ancak anadan.
    Kafir ya da İslam ne imiş, senin amaç!
    Din ayrımını , kaldır a Tanrım aradan.

    Edebiyat dünyasında bu derece sevilen ve ünlü olan Hayyam bilim dünyasında da tanınmış ve çeşitli eserler vermiştir.
    Sultan Celalettin Melikşah tarafından takvim oluşturmak üzere kurulan bilim adamlarının başına getirilmiştir. O zamanlar halk arasında "Ömer Hayyam Takvimi", bugünse "Celali Takvimi" olarak bilinen bu takvim her 5000 yılda bir gün hata veriyordu. Günümüzde kullanılan Gregoryan takvimi ise her 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Bu da Hayyan'ın bilimsel düzeyinin kendi zamanının ne kadar ötesinde oluşunun açık bir göstergesidir. Ayrıca Ömer Hayyam takvimi sadece günleri, ayları belirlemekle kalmıyor, mevsim değişikliklerini de büyük titizlikle saptamıştır. Yani yılın hangi gününde yağmur yağacak, hangi gününde kocakarı soğukları başlayacak, fırtınalar hangi gün kopacak not etmişti . Bunlar hiç mi sapmıyordu? Her yazılan olduğu gibi doğru mu çıkıyordu? Elbette değil. Ancak usta meteoroloji uzmanlarının da belirttiği gibi," İlk insanlardan beri sürdürülen ince gözlemlerin sonucu olan bu takvimde belirtilen mevsim hareketleri genellikle doğru çıkıyordu." Bazı mevsim hareketleri için ,neredeyse meteoroloji yanılır.Hayyam yanılmaz deniyordu.

    Ah,diyor ki benim hesaplamalarım
    Yılı insan pusulasına uydurdu,ha?
    Eğer öyleyse takvimden
    Doğmamış yarını ve ölü dünü koparalım.
    Onun bu takvimi uzun yıllar Ortadoğu'da ve Bizans'ta kullanıldı.
    Tıp, fizik, Astronomi, Cebir, Geometri ve Yüksek Matemetik alanlarında önemli çalışmaları olan Hayyam için zamanının tüm bilgilerini bildiği söylenir.Rubaiyat dışında Hayyam'ın kaleme aldığı ve çoğu bilimsel içerikli olan kitaplar şunlardır.
    1 -Risale fi'l Barehin alâ Mesailü'l-Cebr ve'l- Mukabele (Cebir ve geometri üzerine)
    2 - Muhasar fi'l- Tabiiyat (Fiziksel bilimler alanında bir özet)
    3 - Muhtasar fi'l - Vücud (Varlıkla ilgili bilgi özeti,bu kitap Londra'da British Museum'dadır)
    4 -El- Kevnn ve't Teklif (Oluş ve Görüşler)
    5 -Mizan-ül Hikem (Bilgelikler Ölçüsü)
    6 -Ravzat-ül- Ukul (Akıllar Bahçesi)
    7 -Fi Şerh-i ma eşkel men Mosaderhât-e Ketâl-e Oklides
    Bu kitaplardan özellikle Cebir kitabı Doğuda matematik dünyasında uzun yıllar etkili olmuştur. Batılı matematikçilerse bu derslere ancak 1851 yılında F.Woepeke'nin çevirisi ile tanışmıştır. Aslında Ömer'in çalışmalarından Batı'da ilk söz eden Gerard Meerman idi. Meerman 1742 yılında yazdığı 'Speicmen Calculi Fluxionalis' adlı eserinin önsözünde İslam bilginlerinin matematiğe yaptıkları hizmetleri sayarken Leyden kütüphanesinde bulunan ve Ömer Hayyam'a ait olan bir elyazmasından bahsetmişti.Warner tarafından kütüphaneye bağışlanan eserde kübik denklemlerin cebirsel çözümlerinin bulunduğunu yazıyordu Meerman. İşte Woepcke, L'Algébre d'Omar Alkhayyâmî adını vereceği çevirisini yaparken bu elyazmasını ve bunun dışında Paris Ulusal Müzesi'de bulunan iki elyazmasını kullandı. Aynı kitabın bir kopyası da Columbia Üniversitesi kütüphanesi Profesör David Eugene Smith koleksiyonunda bulunmaktadır. Profesör Smith tarafından Hindistan'ın Lahor kentinde bulunan bu elyazması esas itibariyle Leyden'deki kopyanın çok benzeridir.
    Ömer Hayyam'ın Cebir kitabı, on bölümden oluşur. Kübik denklemlerle ilgili kısımlar birleştirildiğinde geriye altı bölüm kalır.

    Masatoşi Gündüz İkeda
    Masatoşi Gündüz İkeda (doğum 25 Şubat 1926, Tokyo. ö. 9 Şubat 2003, Ankara), cebirsel sayılara katkılarıyla tanınan Japon asıllı Türk matematik bilgini.

    1948'de Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü'nü bitirdi. 1953'te doktor, 1955'te de doçent unvanlarını aldı. 1957-59 arasında Almanya'da Hambug Üniversitesi'nde Helmuth Hasse'nin yanında araştırmalar yaptı. Hasse'nin önerisi üzerine 1960'ta Türkiye'ye gelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde İstatislik dersleri vermeye başladı. 1961'de aynı üniversitenin fen fakültesinde yabancı uzmanlığa atandı.

    1964'te Türk uyruğuna geçerek, 1965'te doçent, 1966'da profesör oldu. 1968'de Ege Üniversitesi'nin izniyle bir yıl süreyle çalışmak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne gitti. İzninin bitiminde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin sürekli kadrosuna girdi. Çeşitli tarihlerde Hamburg, ABD'deki California ve Ürdün'deki Yermuk üniversitelerinde konuk öğretim üyesi,1976'da Princeton'daki Yüksek Araştırma Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalıştı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'nun (TÜBİTAK) Temel Bilimler Araştırma Kurumunda yer aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Pür Matematik Araştırma Ünitesi başkanlığı yaptı. Cebir ve sayılar kuramına katkılarından dolayı 1979'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı.

    Japonya'da bulunduğu dönemde halkalar kuramı ve grupların matrisle gösterimi üzerine araştırmalar yapan İkeda, 1970'lerde cebirsel sayılar kuramına yönelerek, rasyonel sayılar cisminin salt Galois grubunun otomorfizimleri ve tümelliği konularında önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Ünlü matematik dergisi Crelle's Journal'da yayımlanan bir çalışmasında Galois grubunun çok özel bir yapıda olduğunu gösterdi.

  5. 2007-04-11 #5
    Gelenebeli İsmail Efendi (1730-1790)

    Matematikçi. Gelenbe Kasabası'nda doğdu. Önce Manisa'da sonra da İstanbul'da eğitim görerek müderris oldu. Bahriye Mektebi'ninin ilk dönemlerinde matematik dersleri verdi. Bir Fransız mühendisin getirdiği logaritma cetvelini çözerek bu konuda bir risale (kitapçık) yazmıştır. Bu nedenle kimilerince logaritmayı gelenbevi'nin bulduğu sanılır. III.Selim zamanında Kaüıthane'de padişahın da bulunduğu bir kumbara taliminde, hedeflerini bulmayan atışları düzelttiği için Sultan'ın takdirini kazandı, Yenişehir Fener Mollalığı'na atandı. En ünlü yapıtı bir cebir kitabıdır. Mantık, logaritma, matematik ve medrese derslerini içeren, bir bölümü basılmamış, yaklaşık 16 yapıtı vardır. Osmanlı-Türk matematikçileri ülkenin fen bilimlerindeki geri kalmışlığı nedeniyle zaman ve enerjilerini genellikle eğitime ayırmışlardır. Ancak 19. yüzyılın sonlarında araştırma yapmak ve yeni bilgiler üretmek fırsatını bulabilmişlerdir. Bu faaliyetlerin başladığı ilk yüzyıl içinde uluslararası düzeyde araştırma ve yayın yapmış olmak kriteriyle tarandığında aşağidaki isimlere rastlanmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu kritere uyan matematikçi sayımız epey artmıştır ancak henüz hayatta olan matematikçilerimizi, bu listenin biraz da tarihi bir değer taşımasını hedeflediğimizden, bu listeye almadık.

    Bugünkü Türk matematik ortamının oluşmasına ciddi katkılar yapmış pek çok matematikçimiz bu çabaları sonucu kendileri araştırma ve yayın yapmaya zaman bulamadıkları için kendilerine duyulan minnettarlık kendisini bu listede ifade edememektedir. Bu listeyi, tarihin insafsızlığına sığınarak, yalnızca kendi dönemlerinin güncel araştırmalarında başarıya ulaşmış ve artık hayatta olmayan matematikçilerimize ayırdık. Yine de listenin tam ya da eksik olduğu zaman içinde yapılacak arşiv araştırmalarıyla belli olacaktır. Rasathane-ye müdür olarak Ali Kuşcu'yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc'inin tamamlanmasında büyük e-meği geçmiştir. Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu'nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle be-raber, Ali Kuşcu'yu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.


    sponsorlu bağlantılar
  6. 2007-04-13 #6
    KERİM ERİM: (1894 - 1952).

    İstanbul Yüksek Mühendis mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mü-hendis Mektebi'nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi.

    1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü-'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de ça-lışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır.Bunlardan bazıları şunlardır


    Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne - 1928)

  7. 2007-04-18 #7
    El Harzemi

    (Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el Harezmi)

    Harizm 780 - Bağdat 850

    Türk kökenli Matematik veAstronomi bilginidir. Cebir ve Astronomi bilimlerinde önemli eserler yazmıştır. Harizmi'nin Ahmed, Muhammed ve Hasan adlı üç çocuğu olup, hepsi de Matematik bilimi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.

    Hive bölgesinde bir Türk şehri olan Harizm'den Bağdat'a gelerek zamanın alimlerinden ders aldı ve kendini yetiştirdi. Harizmi, zamanın Abbasi Halifesi Me'mun'dan yardım ve destek gördü. Bağdat'taki Saray Kütüphanesi'nin idaresi kendisine verildi. Matematik ve Astronomide araştırmalar yaptı.

    Doğu ve Batı ilim aleminde Cebir'e yaptığı katkılarla ün yapıp, tanınan Harizmi; bu sahada ilk eser sahibidir. Eserlerinde Avrupa'nın bilmediği "sıfır"ı kullanıp, cebir işlemlerini geometrik düşüncelerle temellendirdi. Harizmi, "Kitab'ül Muhtasar fi Hesab'il Cebri Mukabele" adlı eserinde, "cebir" kelimesini Matematiğe kazandırdı. Cebir konuları metodik ve sistematik olarak ilk defa ortaya koydu. Zamanın matematiğine yeni bir yön vermiştir.

    Latince'ye çevrilip, Avrupa'da yüzyıllarca faydalanılan, "Kitab'ül Muhtasar fi Hesab'il Cebri Mukabele" 'nin Arapça aslıyla Batı dillerine tercümesi Avrupa ve Amerika'da yayınlandı. Eser; bir önsöz, beş bölüm ve bir de ek bölümden meydana geliyordu. Muhteva olarak; birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözüm şekilleri, bilinmeyenleri, çeşitli cebir hesaplamalarını misallerle açıkladıktan sonra; nazari ve tatbiki hesaplama şekilleri, zamanın hükümet işlerine ait hesapların yapılması, kanalların açılması, bina yapımı, esnaf ve tüccar için lüzumlu işaretleri kapsıyordu. İkinci önremli eseri: "Kitab-el Muhtasar fi hisaballindi" isimli kitabıdır. Arapça aslı mevcut olmayan, Cambridge Üniversitesi'nde bulunan ve "Algoritmi de numero indoram" adlı Latince kitaptır. Bugünkü "logaritma" terimi, Harizmi'nin bu eserinde Latice, "algazizmi" olarak geçtiği sanılmaktadır.

  8. 2007-04-26 #8
    ULUĞ BEY (1393 - 1449)

    Türk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur'un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet'tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur'un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant'ta bulunuyordu. Semerkant ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan'ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey'e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.

    Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey'in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey'in korktuğu başına gelmiştir.

    Uluğ Bey, Semerkant'ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant'a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.

    Gözlemevinin yönetimini Kadı Zade ile Cemşid'e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu'ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç'in iki makalesi 1650 yılında Londra'da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.

    Zeyç Kürkani'nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye'ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.


  9. 2007-05-04 #9
    Matematik tarihinde önemli yeri olan,Türk İslam dünyasının önde gelen matematik astronomi bilginidir.Özellikle bugün Trigonometride görülen pek çok , temel tanım, kavram ve formülleri bilim dünyasına ilk sunan bilgindir.Objektif olarak yazılmış matematik ve astronomi tarihi kitaplarında adını görmek mümkündür.

    Trigonometri,geometri ve astronomi ile ilgili çok sayıda eseri vardır. Bu eserleri Batı dünyasında uzun yıllar incelenmiş, tercümeleri yapılmış ve hakkında çok sayıda eser ve makale yayınlanmıştır.

    Özellikle küresel trigonometride sinüs konusunu bilimsel bir düşünce içinde ilk inceleyen Ebu'l Vefa'dır. Tanjant çizgilerini düzenlediği gibi, trigonometriye Sekonder ve Cosekonder tanım ve kavramlarını da sokmuştur. Aynı zamanda trigonometrinin 6 esas eğrisi arasındaki trigonometrik oranları da ilk kez belirtmiştir. Bu oranlar, bugün trigonometride, grafiklerin tanımında aynen kullanılmaktadır. Zamanına kadar hiç bir Matematikçi'nin yapamadığı incelikte, trigonometrik çizelgeler düzenlemiştir. Astronomik gözlemler için gerekli olan sinüs ve tanjant değerlerini gösteren çizelgeler 15'er dakikalık aralarla hazırlanmıştır. Trigonometri'ye tanjant tanımını zıl (gölge) adı altında ilk kez kazandırıdı. Batı bilim dünyasında sinüs ve tanjant kavramlarının kullanılmasına öncülük eden Matematikçi olarak Alman John Müller belirtmektedir.

  10. 2007-05-06 #10
    MATRAKÇI NASUH

    Türk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533'ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547'den, 1551'den, 1553'ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları vardır.Enderun'da okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen "matrak" oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde "üstad" ve "reis" olarak tanınması için 1530'da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü'l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü'l-Küttâb ve Kemalü'l- Hisâb ile Umdetü'l-Hisâb'ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.

    sponsorlu bağlantılar
  11. 2007-05-07 #11
    MOLLA LÜTFİ

    (? - 1495) İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa'nın ve Ali Kuşçu'nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu'dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa'ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa'nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi'yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar'a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd'ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul'a dönmüştür. Önce Bursa'daki Yıldırım Beyazıd Medresesi'nde, sonra Filibe'de ve Edirne'de medrese hocalığı yapmıştır.

    Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet'le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.

    Molla Lütfi'nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz'ifü'l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi'nin, bu problemi, İzmir'li Theon'un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir'li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes'e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon'un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü'l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.İlk doktoralı matematikçimiz . İstanbul Yüksek Mühendis mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi'nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi

  12. 2007-05-08 #12
    SELMAN AKBULUT

    Prof. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi (Berkeley) Matematik Bölümü'nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak göreve başlamıştır.

    1978 - 1980 yılları arasında Rutgens Üniversitesi'nde, 1980 - 1981 yıllarında Michigan State Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent; 1983 - 1986 yılları arasında aynı üniversitede Doçent olarak çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Akbulut 1986 yılında profesörlüğe yükselmiştir ve halen Michigan State Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.

    Prof. Dr. Akbulut, 1975 - 1976, 1980 - 1981 yıllarında Advanced Study Institute'da, 1982 - 1983 yıllarında Max - Planck Enstitüsü ve 1984 - 1985 yıllarında California Üniversitesi, Mathematical Sciences Research Institute'de çalışmalarda bulunmuştur.

    Prof. Dr. Akbulut, Türk Matematik Derneği, Amerikan Matematik Derneği ve Doğa - Türk Matematik Dergisi Editörler Kurulu'na üyedir.

    Prof. Dr. Selman Akbulut'un Uluslararası Science Citation Index'ce taranan hakemli dergilerde çıkmış 29 yayını vardır ve bu yayınlara 1991 yılı sonu itibariyle 239 atıf yapılmıştır

  13. 2007-05-09 #13
    Kadızade Rumi

    16. yüzyılın sonlarında Osmanlılarda müspet ilim konusunda bir isim dikkat çekmektedir. Bu kişi, Musa Paşa b. Mahmut b. Mehmet Salahaddin olarak anılan Kadızade Rumi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Çeşitli önemli kitaplar hakkında "şerh" adı verilen yorumlar yazmış ve bu konuda ünlenmiştir. Bunlardan bir tanesi Osmanlı Medreselerinde okutulan el-Harezmi'nin Mülahhas fi'l-hey'e adlı astronomi kitabına yazdığı şerhdir. İkinci olarak da Şemseddin-i Semerkandi'nin geometri ve üçgenlerin niteliklerine dair kaleme aldığı Eşkalü't-te'sis'i şerh etmiştir. Bir de Muhtasar fi'l-hisab adında bir Arapça eseri vardır ki, birinci kısım aritmetik, ikinci kısım cebir ve denklemler, üçüncü kısım ise ölçmelerden ibarettir.
    Kadızade'nin en önemli eseri ise, Gıyaseddin Cemşid'in Risale fi'istihraci'l-ceyb-i derece vahide eseri için yazdığı şerhdir. Sadece kitap hakkındaki yorumlarını belirtmesine rağmen Kadızade burada bir derecelik yay sinüs hesabı usulünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekilde açıklamıştır. Kadızade'den zamanın en ciddi ve gerçek astronomu olarak bahsedilir. Tüm bu sebeplerden dolayı Kadızade'yi Osmanlı Türklerinin birinci gerçek astronomu ve matematikçisi olarak kabul edebiliriz.

    Mahmut Şirvani
    Şirvani, 15. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Osmanlı tıbbının en önemli hekimlerinden biri, belki de birincisidir. Şirvan doğumlu bir ailenin oğlu olarak Anadolu'da doğmuştur. Yaşadığı dönem boyunca 11 tane eser vermiş ve tüm eserlerini dönemin devlet büyüklerine ithaf etmiştir. Fatih Sultan Mehmet'e ithaf edilen son eseri ve eserleri arasında en önemlisi olan Mürşid, Osmanlı tıbbında göz hastalıklarına ait en hacimli eser olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Yazdığı bir başka eser olan Tuhfe-i Muradi ise, içerdiği bilgiler nedeni ile Anadolu'da yazılan ilk tıp eserleri listesine alınmıştır. Konu, temelinde kıymetli taşlara dayansa da bu taşların tıpta kullanımının da anlatılmasından dolayı tarihçiler tarafından bir tıp kitabı olarak kabul edilmektedir.
    Şirvani'nin eserlerinin 4'ü Arapça, 6'sı ise Türkçe olarak kaleme alınmıştır. İlk devir Osmanlı tıbbında bu kadar üretken ikinci bir tıp yazarı yoktur. Eserlerinin, döneminin ilmi zihniyetini en açık şekilde yansıtmasının yanında, şu an bile herkesin anlayabileceği sade bir Türkçe ile yazılmış olması da son derece önemlidir.

    Mukbilzade Mümin
    Osmanlı döneminde önemli ilim adamlarından bir diğeri de II. Murat döneminde yetişmiş ve iki önemli eser bırakmış olan Mukbilzade Mümin'dir. Mümin, göz hastalıkları konusuna özel ilgi göstermiş olan Şirvani ile birlikte ilk Osmanlı hekimlerindendir.
    Yazarın ilk eseri padişaha ithaf edilmiş olan Zahire-i Muradiye'dir. İkinci eseri Miftahü'n-nur ve hazainü's-sürur da aynı şekilde padişaha ithaf edilmiş önemli bir tıp kitabıdır. Kitapta teşhis ve sağlık bilgisinden genel olarak bahsedildikten sonra, göz hastalıklarına dair ayrıntılar anlatılmaktadır. Bu önemli eserde, baş ve kafatası yapısı ve hastalıkları, göz hastalıkları, göz kapağı rahatsızlıkları, konjoktiva ve kornea hastalıkları detaylı olarak tarif edilmekte, hastalıklara karşı önlemler ve çözümler anlatılmaktadır.

    Osmanlılarda bütün Darüşşifa vakıflarındaki hekim listelerinde Mukbilzade Mümin'in isminin mutlaka bulunması dönemin son derece önemli bir hekimi olduğunu kanıtlamakta, aynı zamanda o dönemde göz hastalıklarına verilen önemi de yansıtmaktadır.

  14. 2007-05-10 #14
    SALİH ZEKİ (1864 - 1921)

    XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul'da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka'da görmüş, yüksek öğrenimini Paris'te elektirk mühendisliği bölümünü bitirmiştir.

    Salih Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi'nde matematik ve fizik dersleri okutmuştur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiştir. Bugünkü gerçek üniversitenin kurucusu salih Zeki'dir. Türkiye'ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliğini edebiyat kadar matematiğe yönelten ve matematiği sevdiren yine o olmuştur.

    Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin en dikkate değer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından başka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat'ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştır

  15. 2007-05-15 #15
    Salih Zeki

    Matematikçi Bey İstanbul'da mütevazı bir aileden doğdu. Darüşşafaka'da okudu. 1882'de mezun olduktan sonra Posta Telgraf Nezareti'nde çalıştı. Burada çalışırken bakanlığın bursu ile 1883'de yüksek öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gönderildi. 1887'de elektrik mühendisi olarak yurda döndü.. 1895'de Rasathane müdürlüğüne tayin edildi.1908 inkılabından sonra Maarif Meclisi üyesi, 1910'da Tevfik Fikret'in basında hayli yankı uyandıran istifasının ardından Galatasaray Sultanisi'ne müdür oldu. 1912'de maarif Müsteşarı, bir yıl sonra da Darülfünun Umum Müdürü (rektör) oldu. 1921'de öldü. Fatih Camii bahçesinde yatmaktadır.

    HAKKINDA YAZILANLAR

    Bey Hayatı ve Eserleri
    Celal Saraç
    Yayına Hazırlayan Yeşim Işıl Ülman
    Kızılelma Yayıncılık İstanbul - Şubat 2001

    "Doğulu matematikçilerin tam bir tarihinin yazılabilmesi için, o zamanın insan bilinci üzerindeki kültürel gelişmelerin etkilerini bütünüyle bilmek gerekir; aksi halde böylesine bir çalışma spekülasyonlardan ve şahsi yargılardan asla âri olamaz. Bununla birlikte kitabımda doğulu matematikçilerin eserleri hakkında bilgi vermeğe; Eski Yunan'dan, matematiğin batıya nakledilişine kadar geçen zaman içinde Doğu matematikçilerin eserleriyle matematik bilimine yaptıkları katkıları ele almağa çalıştım. Doğu halklarının milliyetçi duygularını okşayarak doğulu matematikçileri göklere çıkarmak gibi bir amacım yok. Asıl amacım, yüzyıllardır doğunun kütüphanelerinde unutulmağa terkedilmiş eserleri gün yüzüne çıkarmaktır. Kitabımı dört bölüme ayırdım ve ona, meşhur matematikçi ve filozof Ebu Reyhan el-Biruni'nin hatırasına ithafen Asâr-ı Bâkiye adını verdim."Bey'in Asâr-ı Bâkiye için yazdığı önsözden.

    sponsorlu bağlantılar
  16. 2007-05-15 #16
    BİLİME İKİ TEMEL KURAM VEREN TÜRK KÖKENLİ MATEMATİKÇİ HARZEMLİ (Al-Harezmi, Al-Khowarizmi)

    Eski çağlardan arta kalan, dünyanın matematiksel düşünce hayatını

    değiştirmiş, bu nedenle, bilim tarihine ismini yazdırmış, kuramlarının kullanımı

    günümüz bilimi içinde gelişerek süren, çok az çalışma vardır. Bu tür

    çalışmalardan birinin yaratıcısı, ülkemizde çok az tanıtılan Türk kökenli,

    müslüman ve gerçek adından çok, takma sanı ile ünlenmiş bilim adamı :

    Arapça deyişle Al-Harezmi, batılıların değişi ile Al-Khowarizmi ve

    Türkçe deyişle Harzemli dir.

    Ortaçağ bilim dünyasının en önde gelen matemetikçilerinden olan Harzemli,

    matemetiğin önemli ana dallarından biri olan 'cebir' dalının kurucusu, bu

    konunun öğretiçisi ve bu konuda kuramsal içerikli ilk yapıt veren bilim

    adamıdır.Harzemli, yalnızca cebir adı verilen bir hesaplama yöntemini

    geliştirmekle kalmamış; sayı, sayısal hesap ve sayısal problem çözümleme

    yönteminin de ilk kurucusu, tanıtıcısı ve öğreticisidir. Harzemli, hesaplamayı

    herkesin kolaylıkla yürütebileceği sistemli bir yöntemle anlatmıştır ki, bu

    yaklışımı, ve onlu sayılarla hesaplaması Batıda, isminden esinlenerek algorism

    daha sonra Algebra ve özgün yöntemi, algoritmik çözüm ya da algoritma adını

    almıştır. Özellikle Harzemli algoritma-sının süregelen zaman içinde geliştirilerek,

    bir yanı ile, günümüzün bilgi çağını oluşturan bilgisayarın, bilgisayar bilimlerinin -

    programlama yöntemi olması, Harzemli'ye bir kat daha yüce ün kazandıracak

    bir gerçekdır. Harzemli cebrini inceleyenler çoğunlukla mate-matik bilim

    tarihçisi olduğundan, denklem çozümleri üzerinde durmuşlar, algoritmik çözüm

    tasarımının ve onun günümüz bilgisayarına uzanan gelişimini açıklıkla
    görememişlerdir.*

    Harzemli, "Arap sayıları " diye de anılan on tabanlı sayı sisteminin sayılarıyla,

    işlemsel çözüm yöntemi geliştiren matematiksel sistemi, bilimsel bir kuram

    özeni çerçevesi içinde, ama herkesin anlayabileceği yalınlıkta dünyaca

    ünlü "Cebir Kitabı" n da anlatır. Harzemli bu kitabı ile, cebirsel çözüm yöntemini

    ilk açıklayan, dolayısıyla dünya bilimine bu konuda yeşerecek ilk filizi diken bilim

    adamıdır. Bu gelişim yalnızca matematik dalının yeni konusu olmayı aşmış, çok

    yönlü kuramsal düşünce yapılarının doğmasına da etken olmuştur. Bu

    nedenlerle, bilime katkısı en az bugün bir Euiclides, bir Naiper kadar övgü ve

    günçel yer almayı ve anlaşılmayı çoktan hak etmiştir.

    Harzemli Kimliği

    Onun, nüfus kütüğü isimi, dedesi Abdullah olan, Musa oğlu Muhammed'dir.

    M.S. 810 Tarihlerinde; Abbasi İmparatoru halife Memun 'un daveti üzerine,

    doğum yeri olan, o günkü adı ile Harzem gölü, bugünkü adı ile Aral gölünün (

    Hazer Denizinin kuzey doğusu) güneyindeki bölgeye adını veren Harzem

    (Harizm, Hiwa) kentinden Bağdat'a göç etmiştir. Harzemli ona ün kazandıran

    çalışmalarını Bağdat Sarayının en haşmetli döneminde gelişen ve ün kazanan

    bilimsel araştırma merkezi "Dar-Ül Hikme" de yapmıştır. Dar- Ül Hikme , devrinin

    en zengin kütüphanesini, gözlem evini ve çoğunlukla matematik, astronomi ve

    yer bilimleri ağırlıklı, çeşitli çalışma birimlerini içine alan, çevrenin en yetkin

    bilim adamlarını toplayan, bir araştırma merkezi ve akademisidir. Bu merkez,

    bilim tarihinde "Bağdat Okulu" olarak anılır ve bir çok araştırmacı ve bilim adamı

    burada yetişmiştir. Bunlar arasında; Sabit bin Kurre, Al-Tabari, Al-Usturlabi,

    Farabi, Fergani, Harani sayılabilir. Avrupada başta Pisa'li Loenardo, diğer adı ile

    Fibonacci olmak üzere bir çok bilim adamı onun yapıtlarından ve bu okuldan

    yararlanarak çalışmalarını geliştirmiştir.

    Harzemli' ye Ün Kazandıran "Cebir Kitabi"

    Harzemli'nin bilim tarihinde kısaca, "Cebir Kitabı" adı ile anılan yapıtı, " Kitab-ül

    Muhtasar Fi Hesab al-Cebr Ve'l Mukabele" , Türkçe deyişle; "Özetlenmiş ,

    Benzer terimleri yoketme-Mukabele ve Bilinenleri bir tarafta toplama-Cebir,

    Hesaplamasının Elkitabi " dir. Harzemli Dar Ül Hikmede , çesitli matematiksel

    problemlerin çözümü üzerinde çalışırken, Hindli matemetikçilerin yeni bir

    aritmetik üzerinde çalıştıklarını öğrenir. M.S. 825 Tarihlerinde Halife Memun'un

    izni ile, Hint matematiğini izlemek üzere Hindistan'a gider. Hint

    matemetikçilerinin kullandığı yeni sayı sistemini ve aritmetiği bütün yönleri ile

    inceler, notlar alır ve bilgi yükü ile Bağdat'a döner.

    Bilim tarihçilerinin bir konuyu işleme zenginliğini görmek ve bu yaklaşımın

    ulaşımlarını değerlendirmek için, bilim tarihçisi B. K. Stonaker'in , "Famous

    Mathematicians" (1966, N.York) isimli kitabındandan Harzemli'nin Bağdat

    dönüşü hikayesini okuyalım:

    " Kervan Bağdat'a doğru tekrar yola çıktı. Havanın sıcaklığından, çölde

    yolculuk çok zor geçiyordu. Kervan bin güçlükle Bağdat'a ulaştı. Harzemli'yi

    Halife Memun karşiladı. Ve "Harzemli sağlıkla döndüğüne sevindim." Dedi.

    Harzemli, "Allah ve sana bin şükürler olsun!" yanıtını verdi ve ekledi, " Allah,

    bana çok yararlı ve başarılı bir gezi bahşetti." .. Harzemli koltuğunda bir deste

    kağıt ve kitap taşıyordu. Bir ara kağıtların bir bölümü yere düştü. Birinin

    üzerinde şifre gibi bilinmeyen simgeler vardı. Halife bu acayip şekilleri görünce

    kızar gibi oldu ve "Bunlar nedir?"diye sordu. Harzemli." Bunlar Hint sayılarıdır."

    Diye yanıtladı. Ve ekledi. "Bunlar sayıların tanımlanmasını ve aritmetik işlemleri

    çok kolaylaştıracaktır efendim.".Bu yararlı bilgiler - sonradan Arap sayıları diye

    anılan onlu sayı sistemini oluşturmuştur. Aritmetiğe onlu sayı sisteminin girişi

    Harzemli'nin yapıtının çevirileri ile dünyaya yayılmıştır. Halife, Harzemli'nin

    Hindistan'dan getirdiği yenilikleri iyi karşıladı ve "geliştirip herkese yararlı hale

    getirmesini ve diğerlerine öğretmesini buyurdu."..

    Harzemli, Hint gezisi dönüşünde, orada matematik işlemlerde kullanımını

    incelediği onlu sayı birimleri (1,2,3,.,9 )ile kurulan sayıların işlemsel kullanımı

    yöntemlerini geliştirdi, cebrinde, güncel problemlerin çözümünde kullanmak için

    çalışmalar yaptı ve kendine özgü bir yöntem geliştirdi, yöntemini öğretmeyi

    amaçlayan bir kitap hazırladı.

    Harzemli "Cebir Kitabı"nın önsözünde :" Lütüfkar ve merhametli Allah adına, bu

    eser Harzemli Musa Oğlu Muhammed tarafından yazılmıştır. O şöyle bir

    başlangıç yapmak ister: Allah'a şükürler olsun ki, onun iyilikseverliğine ve

    korumacılığına sığınabildim. Onun emirlerine uydum. Şükürler olsun ki, görevimi

    yapmak için Onun değerli ve sürekli yardım severliğinden yararlandım. Onun

    kudretli, eksilmeyen yüceliğini ve saygın büyüklüğünü kabul ederim. O

    Muhammedi Allah'ın elçisine yakışır bir görevle görevlendirdi. Ne zaman haklılık

    zayıflasa, doğru yolda ilerlemek çaresiz kalsa, Onun yardımları yetişti. Allah,

    sadık komutan Al-Memun 'u ilim sevgisi ile ünlü kıldı öyle ki, O bilim

    adamlarından yardım ve desteğini hiç eksik etmedi. Onları güçlüklerden korudu.

    O halifeliği yanında, yüceltmede, ödünlendirmede , adalet ve hak dağıtmada

    da çömertti.. Beni "bir araya getirme-cebr ve sadeleştirme-mukabele" kuralları

    ile hesaplama üzerine özlü bir yapıt yazmaya teşvik etti, bana cesaret verdi.."

    Bir kaynağa göre, Harzemli "cebir Kitabı"ni yazar ve Halife Memun'na sunar.

    Memun:" Harzemli çok güzel ama bunları halkım anlayıp kullanamaz. Haydi git

    yeniden, öyle yaz ki herkez bu kurallarla problem çözebilsin" der. Bu buyrukla,

    Harzemli konuyu yeniden inceler ve kitabını yeniden herkesin anlayıp,

    uygulayabileceği sistemli bir anlatım yapısı düzeni ile düzenler. Gerek, Harzemli'

    nin önsözünde belirttiği; Memunun'nun "Özlü bir kitap yaz." Gerekse, yukarda

    sözü edilen; " yeniden öyle yaz ki herkes anlayıp kullanabilsin"

    cümlelernin içinde yatan anlamı, Harzemli öylesine değerlendirmiş ki, özgün bir

    anlatım yöntemi yaratarak, çığır açan üç kavramı birbirinin bütünleyicisi olarak

    ortaya koymuştur. Bunlar; onlu sayı sistemi , denklem kuramı ile çözüm ve

    yeni çözümleme yöntemi ya da algoritmik anlatımlardır ve ayrı ayrı önem

    taşıyan Ortaçağ biliminin ilkleridir.

    Harzemli'nin çalıştığı ortam gereği Arapça el yazması ile hazırladığı "Cebir Kitabı",

    11. Yüzyılın sonlarında, İspanya yolu ile Avrupa'ya ulaştıktan sonra , birkaç

    kez Latince, Italyanca ve sonra İngilizce'ye, çevrilmiş, bu çevirilerde özgün

    elyazmasının farklı kopyaları kullanılmıştır. Ayrıca yüzden çok araştırmacı, Onun

    kitabı üzerine değerlendirme ve yorum yayımlamıştır. Çevirilerden en yaygın

    kullanılanı; M.S. 1145 yılında Chester'lı Robert sanı ile tanınan araştırmacının

    İspanya'nın Segova kentinde Latinceye çevirdiği "Al-Khwraizmi's Al-Jabr" isimli

    kitabı ile Frederic Rosen'ın 1831 deki İngilizce çevirisi " The Algebra of

    Muhammed Ben Musa" isimli kitabıdir. 19. Yüzyılda en çok yararlanılan

    kaynaklar

    ise, L.C. Karpinski'nin Chester çevirisinden yararlanarak , 1915 deki İngilizce,

    " Robert of Chester's Latin Translation of Al-Khowarizmi" çeviri ve

    değerlendirmesi ile 1989 Yılında Barnabas B. Hughes'in değerlendirme,

    karşılaştırma ve yorumu içeren İngilizce "Robert of Chester's Latin Translation

    of Al-Khwarizmi's Al-Jabr " adlı yapıtlarıdır.

    Harzemli'nin "Cebir Kitabi" kısaca; On tabanlı sayi sisteminin ve dört işleminin

    tanımı, birinci ve ikinci derece denklem oluşturma öğelerinin tanımı.( kök-

    bilinmeyen, kare- bilinmeyenin karesi, kare ya da kök olmayan yalın sayı) ,

    birinci ve ikinci derece eşitlik-ya da denklem kurma, cebr ve mukabele

    işlemleri, cebirsel ifadeler üzerine çeşitli işlemler, karekök, İkinci derece

    denklemin kökünü bulma yöntemi ve geometrik ispatını içerir .Yer alan, birinci

    ve ikini derece denklem türleri: bx = c, ax2 = c, ax 2 = bx, ax2+bx=c, ax2+c

    = bx ve ax2 = bx+c tanımı ile denklem kurma yolu ile çözümü verilen, miras,

    alan, faiz ve arazi problemlerinin sistemli-açıklamalı, çok sayıda çözüm

    örnekleri sıralanmaktadır.

    İlginç problem çözümlerinden biri ; " Neyin karesi ile kendisinin on katı otuz

    dokuz eder ?" problemindeki çözüm yolunu genelleştirmesidir. Bu problemin

    çözümünü şöyle anlatıyor:

    "çözüm şöyledir: kare ve kok eşittir sayı biçimde tanımlanabilir. Bir kare ve on

    kök eşttir otuz dokuz demektir. ( x 2+10 x = 39 ):

    Çözüm

    Şimdi, kökün katsayısının yarısını bul (10/2 = 5) beş dir.

    Kendisi ile çarp (5.5 = 25) Çarpım yirmi beştir.

    Buna yalın sayıyı otuz dokuzu ekleyelim (25+39 = 64) toplan altmiş dört eder.

    Şimdi bunun kökünü alalım, sekiz dir.

    Bundan kökün yarısını çıkaralım (8-5 = 3) üç kalır.

    Bu aradığımız karenin kökü yani yanıttır.. Kare ise dokuz olur. Kare birden çok

    ya da az olursa, çözüm yolu aynıdır. Yapacağınız tek şey kareleri işleyerek bire

    indirgemektir. Bunun için, kök ve yalın sayı fazla kareye bölünür.

    Harzemli, problem çözümünde analitik düşünüşü öyle geliştirmiştir ki,

    tanımladığı yapıyı daha geliştirme ile değiştirmek bugün bile olanaklı olmamıştır.

    Kurduğu denklem de önünde x, x2 kadar azaldığı kurgusu, onu x2

    ile "tamamlamak" gereğinden hareketle "cebir" sözcüğünü vermeyi

    öngörmüştür. Bilinenleri birleştirme zorunda kaldığında "birleştirmek"

    için "mukabele" işlemini geliştirmiştir. Kendine özgü işlemsel tanım akışını her

    aşamada vermiştir. örneğin, cebirsel çarpmayı tanımlarken yaptığı gibi :

    "Şimdi sizlere, sayı ve kökleri birbirleri ile, yalnız ya da birlerine eklendiğinde,

    çıkarıldığında birbirine bir, eklendiğinde ve çıkarıldığında nasıl çarpılacağını

    öğreteceğim. Bir sayı diğeri ile çarpılacaksa, biri diğerinin sayısı kadar yinelenir.

    Eğer sayılara eklenmiş ya da çıkarılmış birimler dört kez çarpma gereklidir.

    Şöyle ki; "öndeki sayıyı, diğer öndeki sayı ile; öndeki sayı diğer ikinci sayı ile ;

    ikinci sayı diğer öndeki sayı ile; ikinci sayı diğer öndeki sayı ile çarpılır."

    Sayılar pozıtıf ise çarpım pozitif eğer ikisi de negarif ise pozitif ve benzerlerde

    dört çarpma pozitiftir. Örnek:

    On artı birin ? (10+1) , On artı iki ? (10+2) ile çarpımı: On çarpı On? 100 olur;

    Bir çarpı On ? artı On ; On çarpı iki? artı yirmi, Bir ve İki ? artı iki , hepsi

    toplanırsa yüz otuz iki. Örnekler:

    (10-x)*10 ; (10+x)*10 ; (10+x)(10+x); (10-x)(10-x); (10+1/2 ) (1/2 -5x),.

    İki sayıyı çarparken aynı kuralı uygulayın:

    Örnek: 8 ile 17 yi çarpmak için: sayıları bir üst onluya tamamlayanın farkını

    olarak tanımlayın ve çarparak toplayın: (10-2) * (20-3) = (200-40 -30+6) = 136 .

    Unutmayın ; eksi çarpı artı: "çıkart" ve eksi çarpı aksı:" ekle"..

    "Cebir Kitabı" n daki tüm örnekler ve kurallar, yukardan aşağı ,işlem sırası

    gözetilen ve hesaplamalar yalın, açık ve anlaşılır biçimde, yani algoritmik

    yapıda anlatılmıştır.

    Harzemli'nin Matematik Tarihindeki Yeri

    Matematik tarihi Sümer, Mısır, Babil- Mezepotamya, İyonya, İskenderiye, Hint

    ve Arap matematiği ile başlangıçlar yaparak, Ortaçağda İslam medeniyetinin

    geliştirdiği yükselen pozitif bilimlere yönelmesi ile, bilimsellik kazanmaya

    başlamıştır. Bu kazanımda, dokuzuncu yüzyılda Arap yarım adasında

    "hesaplama" nın bilgi ve bilim .olmaya yönelmesi, kuşku edilemeyecek ağırlık ve

    önem taşır. Matematiğin gelişimini yedi bölüme ayıran bilim tarihçileri; Arap

    matematiğinin gelişiminin yer aldığı sekiz ve onikinci yüzyıllar arasındaki

    dönemde, en önemli iz bırakan matematikçinin Harzemli olduğunu özenle

    belirtir. Örneğin, matematik tarihçilerinin pek çoğu, matematiğin gelişimindeki

    nirengi taşlarını sıralarken:

    ( M.Ö 165 )-Ahmes ya da Rhind, ( M.Ö. 600 )-Thales, ( M.Ö.450 )- Pythegoras,

    ( M.Ö. 440 )-Hippocrates, ( M.Ö 300 )-Euiclides , ., ( M.S.150 )-Ptolemy,

    ( M.S.250 )- Diophantus, ., ( M.S. 830 )-Harzemli, ,., ( M.S.1614 )-Naiper,.

    ( M.S.1635 )-Fermat,.,( M.S.1750 )-Euler, . , ( M.S.1820 )-Gauss,.,

    (M.S. 1899)-Hilbert ,.. Sıralamasını yaparlar.

    Dikkat edilecek olursa, bu matematik ünlüleri arasında , islam Türk kökenli tek

    isim Harzemli'dir. Bilim tarihine baktığımızda, Harzemli cebrinin , özellikle 12. Ve

    16. Yüzyıllar arasında Avrupa'da "yüksek bilim-ars magna" olarak

    değerlendirildiğini, üniversitelerde özel ders olarak okutulduğunu, matematik

    çalışmalarında sürekli tartışıldığını, bilimsel dergi ve ansiklopedilerde genişce

    yer aldığını görüyoruz. Harzemli cebrnin yayılmaya başladığı dönemlerde, eski

    sayma ve zihinden hesap yöntemini kullananlara "abacist", onlu sayılarla

    Harzemli cebrini kullananlara "algorist" denilerek üstün bir sınıfa sokulmuştur.

    Not: Özetlemeye çalıştığımız "Harzemli Cebiri" çalışmasının değerini ve

    onu değerli kılan içeriğini bir kaç sayfa ile aktarabilmek olanaksızdır.

    Bu yazı, Harzemli cebri üzerine 50 den çok kitap ve makale ile 30 dan çok

    ansiklopedi ve sözlük inceleme ve araştırmasi ile, yirmi yıldan buyana

    sürdürdüğüm ve basıma hazırladığım, " Harzemli Mehmed'den Bilgisayar

    Algoritma " isimli kitabımdan özetlenmiştir.

    Sanırım yeni bir yazı ile kaldığımız yerden sürdürmek daha çok bilgi ve bu

    çalışma ile ilgili kaynakları vermek, gelecek sayıda olanaklı olacaktır."

    Harzemli ve Harzemli Cebrinin Avrupa' ya Etkisi

    Harzemli'ye ün kazandıran "Cebir Kitabı" ve diğer yapıtları ile; Avrupa bilim

    çevrelerinden başlayarak dünya fen bilimleri dallarına, uzun süre etki etmiş,

    Harzemli'den başka, bir bilim adamı göstermek olanaksızdır. Avrupa, başta

    matematik ve astronomi olmak üzere-fen bilimleri dallarında, hiç bir müslüman

    ve batıdan olmayan bilim adamına yer verilmediği ölçüde Harzemli yapıtlarına ,

    400 yıl boyunca yer vermiş ve etkilenmesini sürdürmüştür. . Bu etkilenme o

    denli ve çok boyutludur ki , Avrupa'nın tüm ülkeleri; Harzemli'nin çeşitli

    yapıtlarını ayrıntılı inceleyerek, yorumlayarak; ileri bilgilenme ve onun başlangıç

    kaynaklarından hareket ederek bilimi geliştirme olanağı bulunmuştur. Bu

    konuların başında, bilim dalına kitabının, ismi verilen, matematiğin diğer dallarla

    en çok ortaklığı olan "Cebir" konusu gelir. Bir bakıma Avrupa'nın

    aydınlanmasında Harzemli yapıtlarının payı incelenmeğe değer boyutlarda dır.

    Ne yazık ki, Türk kökenli (2) bilim adamının bu başarısı, yeterince toplumumuz

    ve eğitimcilerimizce bilinmemektedir.

    Harzemli 'nin başta matematik dalındaki yapıtları olmak üzere, astronomi ve yer

    coğrafyası konularında yazdığı bilimsel değeri yüksek "elyazması" yapıtları 12.

    Yüzyıl başlarından başlayarak, İspanya Arapları ve ticaret gemileri ile

    Ortadoğu'ya gelen bilim ilgilileri tarafından Avrupa'ya taşınmıştır. Harzemli

    yapıtları içinde, kısaca "Cebir Kitabı" adı ile anılan yapıtı, " Kitab- ül Muhtasar fi

    Hesab al-Cebr Va'l Mukabala"(Cebr ve Mukabele yolu ile Hesaplamanın

    Elkitabı ). O' nun yapıtları içinde ayrıcalık taşır. Yeni bir hesaplama yöntemi ve

    yeni bir çözümleme yolunun tanıtıldığı yapıt, Avrupa için tümüyle yeni, şaşırtıcı

    hatta olağan üstü bir bilgi içeriği taşıyordu. Bu nedenledir ki, 1145 Yılından

    başlayarak, 1831 yılına kadar Latince, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce ve

    Almanca dillerine çevrilmiş ve üzerinde sayısız inceleme, değerlendirme ve

    yorumlar yapılmıştır. Kısaca onlu sayılarla aritmetik ve cebirsel işlemlerin

    tanıtılıp, birinci ve ikinci derece denklem kurma yolu ile problem çözümlemenin

    örneklerle anlatıldığı kitap, o denli etkili olmuştur ki, Avrupa Harzemli

    cebrine "üstün bilgi" değerlendirmesini yapmış, onu öğrenenleri ayrıcalıklı

    görmüştür. O güne kadar "yaklaşık" kavramının önde geldiği değerlendirme

    yolları, Harzemli cebri ile " kesinlik" kavramını kazanmıştır. Problem

    çözümlemede kolayca yanıt veremeyen aritmetik, yeni olanaklar kazanarak

    yeni ufuklara uzanma yolunu bulmakla kalmamış, cebri öğrenmekle dünya

    görüşü değişenlerin sayısı her gün biraz daha artmıştır. Aristo felsefesinin

    götürdüğü hayalcilik, yerini bilimsel gerçekciliğe yönelime bırakmıştır.

    Yapıtları içinde en iyi bilinen Cebir Kitabı, cebrin bağımsız bir matematik disiplini

    olarak ayrılmasını sağlaması nedeni ile matematik tarihinde seçkin bir yeri

    vardır. Bilim tarihçisi J. K. Baugart (1969) "Hesap el-Cebr Vel-Mukabele" terimi

    için en iyi çevirinin "Denklemler Bilimi" olmasını önerir. Uygulamalı bir matematik

    kitabı olan Cebir Kitabı'nda , bugün kullandığımız cebirsel kavramların bir çoğu

    Harzemli'nin kullandığı tanımlamalardır. Örneğin; bilinmeyen nicelik "şey" ya

    da "kök", "kare" ve "ka'b= küp" gibi.

    Harzemli cebrinin etkisini yalın bir örneğini, cebir kitabının İngilizce çevirilerinin

    birinin ilk cümlelerinde yer alan : " Bizi yaratan Tanrı'ya şükürler olsun ki,

    Algoritmi (Harzemli Cebrini)'yi öğrenmeyi bizlere olanaklı kıldı.." cümlesi

    yeterince anlatıyor..

    Harzemli, "Cebir Kitabı" ile hesaplama alanını olduğu kadar, insanın düşünce

    dünyasına da ulaşan geniş bir etki yaratmıştır. 12 ve 17. Yüzyıllar arasında

    yayınlanan Harzemli öğretileri anlamlı bir kanı edinmeğe yeter çokluktadır.

    Örneğin; Harzemli cebrini tanıtma ve öğretme çalışmalardan önemli

    yayınlarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

    Chesrer'lı Robert, 1183 "

    Leodorda ,1202 ve 1228 "Liber Abbaci"

    Vincent, 1275 "De Computo et Algorismo"

    A.Magnus, 1275 "Zu Speccukem Astronomicum des Albertus Magnus"

    Roger Bacon, 1290 "Algebra et al-Machabala" ve "Scriptum Principle"

    Paciulo, 1424 "Summa d'arithmetica"

    R. Recorde, 1446"Ars Rei et Cansus"

    Plimpton, 1456 "Liber Mahucmetide Algebra at Almucabala"

    J.Widmann, 1487 "Die Algebre Der Al-Khowarizmi"

    Aurel,1494 "Primero Arithmetica"

    Ghaligai, 1521 "Comosta de ona hame Arabo di grade Intelligentia il

    qualnome wera Geber"

    Riese, 1521 "Etlichen Regeln Cosse"

    Riese, 1524 " Die Coss"

    J. Scheybl, 1551 "Algebrae Compendiosa"

    Aurel, 1552 " Libro Primero de Arithmetica"

    Cardan,1552 "Arz Magda"

    Boncempagni, "Tratti D'aritmetica"

    Rocha, 1565 "Arithmetica"

    Ramus, 1586 "Nomen Algebrea

    A. Helmerich, 1588 "Gebra Und Atuthabalo"

    B. F. Rosen, 1831 " Algebra of Muhammad Ben Musa"

    Nesselman, 1842 "Die Algebra der Griechen"

    Wappler, 1887 "Zu Geschichte der Deutschen Algebra"

    Johannes de Muris, 1890 "Quadripatitum Numerorum

    G. Werhein, 1896 "Die Arithmetic des Elia Misrachi Brauncshweig"

    Avrupa'da Harzemli cebrinin yayılmasına önemli katkıları olanlardan biri de

    Adam Riese'dir. Riese 1524 yılında "Die Coss" isimli kitabini yayınlamış ve bu

    yapıtında Harzemli'nin x2+21 = 10x denkleminin çözümünü incelemiştir.

    Ayrıca, "Gebro and Almucabala" başlığı altında Harzemli Cebir kuralarını

    anlatmıştır. Riese 'in, "Algum" adı ile verdiği cebir çalışmaları ve "Die Coss" isimi

    ile verdiği cebir dersleri ün kazanmıştır. Ders notlarını 1521 yılında "Etlichen

    Regeln Cosse" adı ile yayınlamıştır. Riese'nin ders notlarında yer alan şu anısı

    ilginçtir. " O günlerde cebir öğrencilerime "schreiber" ya da " Scriptor" adları

    veriliyordu. Öğrencilerimden Schreiber Hans Conrad bana coss ile ilgili denklem

    çözümlerini öğrenmek için, cebir hocası Adreas Alexanrda 'ya problem başına

    bir altın Florin vermak zorunda kaldığını söylemiştir."

    Harzemli cebrine verilen "coss" isimi ilginçtir. "coss" ismi İtalyancada "cosa"

    sözcüğünden gelir. Harzemli'nin cebir kitabında bilinmeyenin birinci kuvvetine

    verdiği isim olan , Arapça "shai" sözcüğü, Latinceye "res", İtalyancaya "cosa",

    İngilizce'ye "thing" sözcükleri ile çevrilmiştir. Uzun yıllar Harzemli cebri

    Almanya'da "coss" sözcüğü ile anılmıştır. Benzer şekilde İngiltere'de 13. Yüzyıla

    kadar, hesaplamanın adı: "computus", Harzemli cebrinin girmesi ile "The art of

    cossike numbers" ya da kısaca "cosslike" olarak anılmış daha sonra yerini,

    modern İngilizcede "computation" sözcüğüne bırakmıştır.

    Harzemli, matematik, astronomi ve yer coğrafyası alanlarında önemli yapıtlar

    üretmiştir. Ancak bu yapıtlardan kimilerinin özgün yazımı, kimilerinin de kopyası

    ya da çevirisi bugüne ulaş kimileri de kaybolmuştur. Harzemli'nin Bağdad'taki

    yaşamı dönemde ( M.S. 820-850) "Bağdat Okulu"n da iki ayrı matematik göze

    çarpar. Bunlardan biri Yunan ve Mezepotamya kökenli, diğeri Harzemli'nin

    başlattığı Hint kökenli Harzemli matematiği ya da Cebridir. Harzemli Hint

    matematikçi ve astronumlarının yapıtlarının zengin olduğu saray

    kütüphanesinde (ki kendisi kütüphanenin de başkanıdır) , Hint aritmetiğini

    inceleyerek etkilenmiş, eski Yunan ve Mezepotamya aritmetiğini inceleyip

    öğrenmesine karşın, ondan uzak durmaya ve mantık yapılı kuramsal

    matematiğini geliştirip kullanmayı ve çevresine öğretmeyi yeğlemiştir.

    Harzemli' nin geometri bilimine de katkı veren yer coğrafyası kitabı; "Kitab

    Süret el-Arz" (Yer Yüzünün Şekli). Harzemli'nin oldukça çok ilgi toplayan

    yapıtlarından biridir.

    Kitap, M.S.628 yılında yazılmıştır. Kitap ve çevirileri üzerinde pek çok inceleme

    yayınlanmıştır. Bunlardan en çok başvurulanı 1896 Yılında C. A. Nallino'nın

    yayınladığı ve Harzemli ve Pytoleme coğrafyalarının karşılaştırıldığı çeviridir.

    Daha sonra Latince, Almanca, ve Çin dillerine çevrilmiştir. Yeri; enlem boylam

    listesi ile şehirler dağlar, akarsular koordinatları ile verilmiştir. Kitabın eki olarak

    gökyüzünü de işleyen tüm dünya haritasının varlığından söz edilir ise de bu ek

    bulunanamıştır. "El-Suret el-Me'muniyye" adı ile anılan haritası, tarif üzerine

    Hintli araştırmacı S. R. Jafri tarafından yeniden yapılmıştır. 1968 Yılında Bon

    Üniversitesinden Hubert Danicht bu yapıtın sonunda yer alan ölçekli dünya

    haritası üzerine bir doktora tezi hazırlamıştır.

    Harzemli'nin bilimsel yaklaşımları bu gün bile değer verilecek düzeydedir.

    Örneğin; Kuzey doğu Afrika 'nin nehir ve gölleri ile coğrafyasını da içine alan

    haritada, Nil nehrinin o günkü inanışına göre cennetten değil de, bir gölden

    çıktığını belirten ilk bilim adamıdır. Harzemli'nin bu kıymetli yapıtının elyazması

    kopyası Strazburg Milli Kütüphanesinde bulunmaktadır.

    Yahudi takvimi hesaplamasına ilişkin bilgi ve yöntemleri içerdiği bir çok

    kaynakta tanıtılan "İstihlrac Tarih el-Yahud" (Yahudi takviminin Çıkarılması) ile.

    Güneş ve güneş saatine ilişkin bilgi ve hesaplamaların yer bilinen "Kitab-ül

    Tahrikh" ve "Kitab-ül Rukhmet" isimli yapıtların özgün kopyaları bulunamamıştır.

    Harzemli'nin önemli ve çağına yenilik getiren yapıtlarından biri de "Kitab-ül

    Muhtasar fi Hesab-ül Hint" ya da "Kitab Hesab el--Aded el-Hindi" adı ile de

    anılan, Harzemli 'nin 840 yılında Bağdat' yazdığı ve Hind sayıları dediği onlu

    sayılarla hesaplama yönteminin anlatıldığı Arapça özgün elyazması kayıptır. Bu

    yapıtın bir Latince çevirisi, "Algorithmi de Numero Indorum" , bugün Cambridge

    Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır.

    Harzemli cebirinin "gnarismo", "algorithm" ve "cipher" terimlerle anlatıldığı bu

    yapıtın Bath'lı Adelard tarafından Kurtuba (İspanya) kentinde ele geçirilen

    Harzemli Arapça-elyazmalarından Latince'ye çevrildiği sanılmaktadır. Bu Latice

    çeviriden 1857 de B. Boncompagni tarafından İtalyanca'ya çevrilerek,

    "Thattati d'aritmetica" adı ile Roma'da yayınlanmıştır. Kitapta alfabenin harfleri

    ile gösterilen sayılar yerine on tabanlı Hint rakamları ve konumsallık tanımı ile

    onlu sayıları bilinçli kullanmış olması önem taşır.. Hem altmış hem de on tabanlı

    sayıların dört işlemi, kesirlerin toplaması, iki kat yapılması ve ikiye bölünmesi,

    çarpılması ile tamsayı ve kesirlerin karekökün çıkarılması anlatılmaktadır.

    Harzemli'nin bu yapıtında verdiği ve kimi Arapça aritmetik kitaplarında görülen:

    r < n+1 iken, karekökün ? n2 + r 'nin yaklaşık hesabı yerine, Harzemli ? n2 + r

    = n + ( r / 2n ) kuralını günümüzden 1180 yıl once vermesi onun cebirsel.

    işlem düzeyinin gelişmişliğini göstermesi bakımından önem taşır. Onlu sayılarla

    dört işlemi anlattığı, kimi kaynaklarda Harzemli'nin Aritmetiği adı ile de anılan

    yapıtının değişik çevirilerine rastlanmaktadır, Bunlardan biri,

    Onlu sayılarla dört işlemin açıklandığı ; Sevillalı John'ın 12. Yüzyıl sonlarında

    Latince çevirisi : "Liber Algoarismi de Practica Arismetica" ve Avrupa' nin

    bilimsel çevrelerini çok etkilemiş Toledo çevirisi olan "Algorisimi de indeorum" dur.

    İspanyolca'daki "gnarismo-algoritma" ve "cipher-sıfır" ile

    İngilizce'deki "algorithm" terimleri bu yapıtın etkisiyle doğmuştur.

    Harzemli'nin bir diğer önemli yaptı; "Zij-ül Harezmi", 820 Tarihlerinde yazılan

    bu yapıt, astronomi gözlem çizelgelerini içerir. Ay , güneş gözlemleri zaman ve

    yer dönüşüm hesapları ile bunlara ilişkin sinüs ve tanjant çizelgeleri yer alır.

    Uzun yıllar doğu ve batıda astronamların ilk başvuru kitabı olarak kullanıldığı

    bilinmektedir. Harzemli'nin cebir kitabından sonra içeriği ile en çok yankı yapan

    yapıtıdır. İlk kez 12. Yüzyılda Bath'lı Adelard tarafından " Ez-zich Djafris Al-

    Karezmi" adı ile Latince'ye çevrildiği bilinmektedir. Bu çeviri, Oxford

    Kütüphanesinde bulunmaktadır. 1000 Yılında bu yapıt üzerinde İspanyol

    Astronom Maslama Al-Majriti çalışmış ve aynı isimle İspanyolca'ya çevirmiştir.

    Daha sonra İspanyolca çeviri üzerinde incelemeler yapan R. Bostborn ve H.

    Suter çalışmalarını, 1914 de " Die Astronomischen Taeln des Muhammed İbn

    Musa Al-Khwarizmi" adı ile Kopenhag'ta yayınlamışlardır. Aynı çalışma O.

    Neugebauer tarafından 1962 yılında "The Astronomical Tables of

    Al_Khwarizmi "adı ile yine Kopenhag'da yayınlanmıştır.. Yazar kitabında

    Harzemli yapıtının 1187 de Cremono'lı Gerard 'ın Latinçe çevirisinden

    yararlandığından söz etmektedir. Harzemli'nin kitabının sonunda yer alan sinüs

    ve tanjant çizelgeleri, A. Björbo tarafından 1909 da " Al-Chwarismi's

    Trigonometrishe Tavler" adı ile Kopenhag'da yayınlanmıştır. Harzemli'nin

    astronomi çizelgelerinin bir kopyası Bodlean Kütüphanesinde (İngiltere)

    bulunmaktadır. Harzemli'nin Batıda sözü edilen bir başka yapıtı; El-Mesahat,

    Pratik geometri bilgileri veren bu kitap, cebir kitabının bir eki gibi

    harzırlanmıştır. 1846 Yılında Ariste de Marre taafından "Le Meashate de

    Muhammed ben Musa" adı ile Fransızca'ya çevrilmiş ve Pariste "Nouveles de

    Mathematica" adlı derginin 51. Cildinde yayınlanmıştır. Ayrıca Harzemli'nin

    kaybolmuş fakat kimi kaynaklarda sözü edilen kitapları arasında; "

    Usturlab", "Kitab el-Tarih ve Kitab el-Ruhama" adlı yapıtları da vardır.

    Güncelleme : 2007-05-17
  17. 2007-05-15 #17
    Harzemli başta "Cebir Kitabı" olmak üzere, yapıtlarının Avrupa'da yapılan

    çevirileri, o zamana kadar hiç bilinmeyen bir bilimi ve bu bilimle yeni bir dünya

    görüşü getirmesi ile önem taşır..

    Görüldüğü gibi Harzemli yapıtlarının İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya,

    Fransa'da çeşitli bilim çevrelerinde çok yönlü ele alınıp incelenme süreci her

    hangi bir konuda yenilik getiren yapıtların incelenmesinden ayrıcalık taşıyan

    boyutlardadır. Bu ülkelerde özellikle öğretmenler Aristo felsefesini Yunan ve

    Mezepotamya Aritmetiğini öğrenme olanağını bulmuştu. Problem çözmede

    yeterli olamayan bu bilgilerden başkalarını ararken, ele geçirdikleri İslam

    matematikçileri kaynakları kurtarıcı olmuş, bu kaynaklar bir çokları tarafından

    kendi dillerine çevrilerek öğreti kaynağı olmuştur. İşte batı kaynaklarında

    Harzemli için yazılanlardan bir kaç örnek:

    F. Cakori (1895) "Matematik konusunda en güvenilir bilim adamı İbn Musa Al-

    Khwarizmi'dir" K.Vogel(1963) "Matematiğin gelişmesinde kilometre taşı olan ve

    ilk kez Hint sayıları ve onlarla işlemleri geliştirip tanıtan Mohammed İbn
    Musa'dır",

    C.B Boyar (1968) Al-Memun'un Bağdad' da kurduğu "bilim Evi" üyeleri arasında

    Al-Khwarizmi isimli bir matematikçi vardı ki, adı sonradan Euclides gibi batı

    Avrupada ağızdan ağıza dolaşan bir sözcük oldu",

    H. Evens(1969) "Cebir ve Hint sayıları üzerine kitapları 12. Yüzyılda Latince'ye

    çevrilmiş ve konuları tüm Avrupa'yı etkilemiştir",

    E.T. Bell(1954) " Cebri 19. Yüzyılda bugünkü yapısına götüren yolda, en önde

    gelen dönem, ünlü yorumcu ve üstün değerde denebilecek bir anlatım sanatı

    gelişimini yaratan Al-Khowarizmi dönemidir. Ona büyük matematikçi adı

    verilmekle beraber, eğer tüm çalışmaları birlikte değerlendirilirse, ona çağının

    en büyük matematikçisi denecektir."

    Avrupa 16. Yüzyıldan sonra matematik alanında iz bırakan matematikçiler

    yetiştirmiştir ise de bunlardan pek çoğu, İslam matematikçilerinin

    kaynaklarından yeter bilgileri alarak kendilerini geliştikleri bir gerçektir.

    Bunların en önde geleni ve en etkili olanı "cebrin babası" sayılan Harzemli' dir.

    Söyleyebiliriz ki; yarattığı cebirsel çözümleme ve çözüm algoritması yöntemleri

    bir bitki üremesi için çekirdek ya da tohum ne ise, Harzemli yapıtları tüm

    dünyaya bazen tohum bazen de fidan görevi yapmıştır.

    --------------------------------------------------------------------------

    1) Harzemli: Asıl adı, Musa oğlu Muhammed olan,

    Harzem kentinde doğmuş olması ndeni ile Arapça Harzem Kentinden olan

    anlamına AL_HAREZMİ ve Türkçe deyişle HARZEMLİ ve Batıda Al-Khowaizmi

    adı anılan, Orta çağin ünlü Türk Matematikçisi.

    2) Harzemli'nin eserlerini verdiği "Bağdat Okulu"

    ortamında konuşma, eğitim ve bilim dili Arapça olması nedeni ile yapıtlarını

    Arapça yazmıştır. Nasıl ki Batı bilim hatta eğitim dili olarak uzun yıllar Latince'yi

    kullandı ise, İslam dünyası da Arapça'yı aynı amaçta kullanmıştır. Bu nedenle,

    Ortadoğuya egemen olan ülkelerde çok çeşitli kültür ve kökenden gelen bilim

    adamları hep Arap olarak tanıtilmışlardır. Bu çerçeve içinde, Batının

    Harzemli'den Arap matematikçisi tanımından başka bir nitelği ile tanımlaması

    beklenmez. Gerçekte de Arapça'nın önde geldiği İslam kültürü içinde yaşamış

    ve yapıt üretmiş tüm bilim ve sanat adamına "Arap" denmiştir. Halbuki,

    Arap sözcüğü Ortadoğuda yaşayan 10 dan çok ayrı kökenli halka kısaca

    verilen ortak bir isimdir. Harzemli Batı Türkmenistanlıdır.


    --------------------------------------------------------------------------


    Kısa, Yararlanılan Kaynaklar Listesi:

    1- Rosen F. , (1831) Algebra of Muhammad Ben Musa, Londra, Oriental

    Translations Fund.

    2- Karpinski L.C., (1915) Robert Chester's Latin Translation of The Algebra of

    Al-Khowarizmi

    3- Hooper A., (1948) Maykers of Mathemetics, NY. Dower Pub.

    4- Dilgan H., (1957) Muhammed İbni Musa El_Harezmi, İTÜ, yayınları

    5- Evens H.,(1969) An Introduction to History of Mathematics, NY., Holt

    Rinerhart and Wiston Inc.

    6- Said H.M.,(1983) Peronalities Nobles Scientists and Thinkers of Muslim Era,

    Karachi, Hardard Foundation

    7- Hoyrop J.,(1985) Algeraic Traditions Behind İbn Türk and Al-

    Khowarizmi,Roskilde, Roskilde Universitet

    8- Saidan A.S.,(1985) The Algbra and Arithmetic of Mohammad İbn Musa,

    Ankara, Atatürk Kültüt.Merkezi

    9- Ayyubi.N.K.,(1885) Contribution of Khwarizmi to Mathematics and

    Geography, Ataürk Kültür Merkezi

    10- Hughes B.B.,(1989) Chester's Latin Translation of Al-Khwarizmi's Al-Jabr,

    Stutgrt, Franz Steiner Verlag

    11- Sayılı, A.at all, (1989) Al-Khwarazmi's Algebra, Pakistan Hijra Council,

    İslamabad

    12- Kılan N.K.,( 1990) Bilgisayar Programlamasının Kökeni, TBD 8. Ulusal Bilişim

    Kurultayı, Bildiri, Ankara

    13- Kılan N.K.,(1992) Contribution of Al-Khowarizmi to Computer Science, 5th

    Kharazmi Science Festival

    14- Kılan N.K.,(1996) Cebrin Babasi Harezmi, Populer Bilim Dergisi, Sayı 30,
    Ankara

    15- Kılan N.K.,(1997) Sayılar ? kim Geliştirdi ? Kim Tanıttı, Popüler Bilim Dergisi,

    sayı 43, Ankara

    16- Kılan N.K.,(1999) Bilime İki temel Kuram Veren Türk Kökenli Matematikçi,

    Matematikçiler Dergisi ,sayi 5

    Güncelleme : 2007-05-17
  18. 2007-05-17 #18
    NAZIM TERZİOĞLU

    Nazım Terzioğlu (Kayseri, 1328/1912 - Silivri, 20 Eylül 1976) ilk öğrenimini, doğum yeri olan Kayseri'de yapmış, İstanbul'da başladığı orta öğrenimine İzmir'de devam ederek 1930'da İzmir Lisesi'nden mezun olmuştur. Ord. Prof. Dr. Cahit Arf ve Prof. Dr. Tevfik Oktay Kabakçıoğlu (1910-1971) gibi değerli matematik bilginlerinin de mezun olduğu İzmir Lisesi, o sıralarda Türkiye'nin en iyi matematik öğretmenlerine sahipti. O yıllarda Atatürk'ün isteği ile başarılı gençler yüksek öğrenim için devlet tarafından yurtdışına gönderiliyordu. Terzioğlu da bu amaçla düzenlenen sınavı kazanarak, Milli Eğitim Bakanlığı adına matematik öğrenimini görmek üzere Almanya'ya gitmiştir. Göttingen ve Münih üniversitelerinde yüksek öğrenimini bitirmiş ve doktorasını dönemin ünlü matematikçisi Prof. Dr. Constantin Caratheodory'nin (1873-1950) danışmanlığında yapmıştır. Constantin Caratheodory; Edirne, İstanbul ve İzmir'de yaşamış bir Rum ailesine mensuptu. Kendisiyle aynı adı taşıyan dedesi Constantin Caratheodory (1802-1879), II.Mahmud'un özel hekimi, saray hekimi ve 1827 yılında açılan ilk modern tıp okulumuz Tophâne-i Amire'nin de cerrahi hocasıydı. Onun oğlu, matematikçi Caratheodory'nin babası Stephan Caratheodory (1836-1907) ise hukukçuydu ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Brüksel maslahatgüzarıydı.

    Almanya'daki öğrenimini bitirdikten sonra yurda dönen Terzioğlu, İÜ Fen Fakültesi Matematik Enstitüsü'nde Riyazi Mihanik ve Yüksek Hendese asistanı olarak göreve başlamıştır (1937). 1942'de doçent olmuş ve ertesi sene naklen, yeni kurulan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Enstitüsü Profesörlüğüne atanmıştır (1943). Bu fakültede iki yıl çalıştıktan sonra, profesör olarak İÜ'deki görevine dönmüştür (1944). 1950-1952 yıllarında Fen Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. Terzioğlu, bu yıllarda ülkemizin büyük eksikliğini duyduğu bazı bilimsel kurumların kuruluşunu gerçekleştirmiştir. Bunlar, İÜ Jeofizik Enstitüsü, İstanbul Baltalimanı'nda Hidrobiyoloji Enstitüsü ve Uludağ'da Prof. Dr. Adnan Sokullu ve Prof. Dr. Sait Akpınar ile birlikte kurduğu Kozmik Şua En-stitüsü'dür. Fen Fakültesi Dekanlığı'nın ardından aynı fakültede Matematik Enstitüsü Analiz Kürsüsü Başkanlığı'na getirilmiştir (1953).

    Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÛ)'nin kuruluşunda büyük emeği geçen Terzioğlu, 1965-1967 yıllarında, İU'ndeki görevini korumakla birlikte, önce vekaleten, sonra da asaleten bu üniversitenin kurucu rektörlüğünü yapmıştır. KTÜ'nde, Türkiye'nin ilk Temel Bilimler Fakültesi'ni kurma şerefi O'nundur. 1967'de İÜ Fen Fakültesindeki görevine dönen Terzioğlu, 1969 ve 1971 yıllarında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne seçilmiş ve bu görevini iki dönem sürdürmüştür (28 Ekim 1969 - 28 Ekim 1971 ve 28 Ekim 1971 - 31 Mayıs 1974). Rektörlüğünün ilk yıllarında, Şehzade Camii manzumesine ait tarihi imaret binasını Vakıflar'dan tahsisen alarak restore ettirmiş ve buraya son sistem bir matbaa yerleştirerek, 6 Ağustos 1971'de Fen Fakültesi Matematik Araştırma Enstitüsü adıyla hizmete sokmuştur. Bu enstitüde yabancı ülkelerden bağış ve satın alma yoluyla sağladığı 2.000 ciltlik bir matematik kütüphanesi de kurmuştur. Ölümünden sonra, Fen Fakültesi'nin teklifi üzerine, "Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Enstitüsü" adını alan enstitü günümüzde de çalışmalarını sürdürmektedir.

    Silivri Belediyesi ile yaptığı görüşmeler sonucunda, Silivri'de 35 dönümlük bir arazinin İstanbul Universitesi'ne bağışlanmasını temin eden Terzioğlu, bu arazinin bir bölümünde Fen Fakültesi Matematik Araştırma Enstitüsü'ne bağlı 18 çalışma odası, 3 büyük konferans salonu, kütüphane ile yurtdışından gelecek bilimadamlarını ağırlamak üzere bir de misafirhane yaptırmıştır. Terzioğlu, lisans üstü öğretime çok önem verir ve yetenekli gençlerin özel olarak yetiştirilmesi gerektiğine inanırdı. Bu ortamı sağlamak için, 3 Eylül 1973 tarihinde hizmete giren Silivri tesislerinde; kongre, seminer, kollokyum, yaz kursları, geliştirme kursları düzenleyerek yabancı bilimadamlarını davet etmiş ve bu suretle genç kuşakların yetişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Terzioğlu'nun Silivri tesislerinde düzenlediği bilimsel toplantılar şunlardır:

    10-14 Şubat 1973: "I. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı";

    9-14 Temmuz 1973: "Uluslararası Sonlu Grupların Gösteriliş Teorisi Yaz Semineri" ile ilgili hazırlık kursu.;

    15-28 Temmuz 1973: "Uluslararası Sonlu Grupların Gösteriliş Teorisi Yaz Semineri";

    20 Ağustos - 9 Eylül 1973: "Uluslararası Fonksiyonel Analiz Simpozyumu";

    8-21 Eylül 1975: "Uluslararası Cebrik Sayılar Teorisi Simpozyumu" ile ilgili hazırlık kursu.;

    22-27 Eylül 1975: "Uluslararası Cebrik Sayılar Teorisi Simpozyumu";

    23-26 Nisan 1976: "II. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı";

    Ağustos 1976: "Ultrases Kongresi" (Fizikçilerle ortak);

    5-11 Eylül 1976: "Uluslararası Fonksiyonel Analiz Kongresi";

    20-25 Eylül 1976: "Uluslararası Rolf Nevanlinna Simpozyumu".

    Terzioğlu'nun hocası olan Finlandiyalı Prof. Dr. Rolf Nevanlinna için düzenlenen bu simpozyumun açılış günü sabahı Terzioğîu bir kalp krizi geçirerek vefat etmiş, buna rağmen programda bazı değişiklikler yapılarak simpozyum tamamlanmıştır. Terzioğlu'nun 22 Eylül'de yapılan cenaze törenine konuk matematikçiler de katılmış ve simpozyum 23 Eylül'de başlamıştır. Terzioğlu bu simpozyumun onur konuğu seçilmiş, Prof. Dr. Rolf Nevanlinna'ya istanbul Üniversitesi tarafından "doctoris honoris causa" unvanı tevcih edilmiştir.

    1970'li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimde modem matematik okutulmasını kararlaştırmıştı. Fakat mevcut öğretmenler, modern matematik bilgilerine sahip değildi. Terzioğlu, Silivri tesislerinde Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak kurslar düzenleyerek matematik öğretmenlerinin modem matematiği öğrenmesini sağlamış ve bu sayede okullarda öğretime geçilebilmiştir.

    Silivri'deki arazinin arta kalan bölümünde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne bağlı "Silivri Toplum Sağlığı Enstitüsü" kurulmuştur. Günümüzde bu tesisler, "İstanbul Üniversitesi Toplum Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi" adını taşımaktadır. Burada, ayrıca Sağlık Bakanlığı ile ortak faaliyet gösteren "Silivri, Çatalca, Büyükçekmece

    Sağlık Grup Başkanlığı Ünitesi" de yer almaktadır. Buraya bağlı sağlık ocaklarında, tıp öğrencileri kırsal hekimlik stajı yapmakta ve yöre halkına da sağlık hizmeti götürülmektedir. Matematik Araştırma Enstitüsü'nün Silivri'deki binalarında bugün İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü'ne bağlı, "Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Üniversite Sonrası Araştırma ve Uygulama Merkezi", kısa adıyla "UNİSAM" faaliyetini sürdürmektedir. Burada yılda 4 kez yöneticilik ve işletme idaresi programı uygulanmakta ve firmaların orta kademe yöneticilerine hitab eden kısa süreli uzmanlık seminerleri yapılmaktadır. Ayrıca Sorbonne Üniversitesi Matematik Bölümü ve New York'taki New School, 2 senede bir, 3-4hafta süren uluslararası matematik seminerleri düzenlemektedir.

    Nazım Terzioğlu'nun rektörlüğü dönemindeki hizmetlerinden biri de Enez'de Dragonya adı verilen yörede, İstanbul Üniversitesi için, 100 dönümlük bir arazi temin etmesi olmuştur. Burada su ve güneşin insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelemek üzere, İstanbul Üniversitesi Mediko-Sosyal Hidro-Helyo Terapi Araştırma Merkezi'nin kurulmasına önayak olmuş ve bugün kullanılmakta olan, İstanbul Üniversitesi Enez Sosyal Tesisleri'nin büyük bir kısmının yapımını gerçekleştirmiştir.

    1924'de Atatürk'ün emriyle kurulan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, eski Medresetü'l-Kuzât binasına yerleştirilmişti. Buraya Yıldız Sarayı'ndan, çok değerli elyazma ve basma eserler, fotoğraf albümleri ile belgeler getirilmişti. Zamanla biriken yeni yayınlar da eklenince bu bina kitapları taşıyamaz bir duruma gelmiş ve çökme tehlikesi başgöstermişti. Bunun üzerine yeni bir kütüphane binası yapmak için teşebbüse geçilmiş ve 1961-1962 yıllarında, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi'nin arsası temin edilmişti. İstanbul Belediyesi ile çıkan bir uyuşmazlık nedeniyle inşaatına bir türlü başlanamamıştı. Terzioğlu'nun bürokratik engelleri aşması sonucunda, 14 Ekim 1970'te temeli atılan İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi'ne, yeni kitap ve dergiler taşınmış, elyazma eserler ile belgeler ise müze haline getirilen eski binada bırakılmıştır.

    İstanbul Üniversitesi'nin Avcılar Kampüsü'nün inşaatı da Terzioğlu'nun rektörlüğü sırasında başlamıştır. 25.8.1972'de zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından temeli atılan kampüste, bugün, kuruluşunda Terzioğlu'nun büyük emeği bulunan Veteriner Fakültesi ile İşletme ve Mühendislik Fakülteleri, Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu öğretimlerini sürdürmektedir.

    Matematik biliminin yurdumuzda gelişmesi yolunda büyük çabalar sarf eden Terzioğlu, matematiği, hevesli ve yetenekli öğrenci kitlelerine yaymak gerektiğini düşünüyordu. Bu amaçla ilk kez, Türkiye çapında, lise öğrencilerine yönelik bir matematik yarışması organize etmiştir (1961). Kurucu üyelerinden olduğu ve 20 yıl başkanlığını yaptığı (1956-1976) Türk Sırfî ve Tatbikî Matematik Derneği'nde, meslekdaşları ile birlikte lise öğrencileri için, 1963-1969 yılları arasında, 34 matematik kitabının yayınlanmasını sağlamıştır. Daha sonra, Türk Matematik Derneği adını alan bu kuruluş Terzioğlu'nun gayretleriyle, matematiğin gençlere sevdirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Terzioğlu ayrıca, 1972 yılında Fen Fakültesi Matematik Bölümü'nde, bir Nümerik ve Hesap Makineleri Kürsüsü kurmuştur. Başkanlığını yürüttüğü bu kürsü vefatından sonra lağvedilmiştir.

    Nazım Terzioğlu, 1 Mart 1942 tarihinde Zeynep Hanım Konağı ile birlikte yanmış olan İstanbul Darülfünunu Fen Şubesi Matematik Kütüphanesi'ni .kurmak için büyük çabalar harcamış, NATO ve çeşitli ülkelerden sağladığı bağışlarla Fen Fakültesi Matematik Kütüphanesi'ni zenginleştirmiştir.

    Matematik kültürümüze ve bilim tarihine yaptığı katkılardan biri de direktörlüğünü yaptığı Matematik Araştırmaları Enstitüsü'nde bir program dahilinde matematiğe ait İslâm literatürünü taratmak ve antik matematikte kalan koniklere ait bilgileri değerlendirerek bilim dünyasına sunmak olmuştur. Bu çalışmalar sonunda, Arapça iki eski matematik metninin tıpkıbasımını yayınlamıştır. İlki, Pergeli Apollonios'un (MÖ 262-190) koniklere dair, Conica adlı eserinin, Benî Mûsâ b. Şâkir (ö.873) tarafından Mecmuâtü'r-risâil adı ile yapılan Arapça çevirisinin önsözüdür. Das Vorwort des Astronomen Banî Mûsâ b. Şâkir adı ile basılan bu önsöz, Pergeli Apollonios'un Conica adlı eserinin İslam dünyasına geçişini canlı bir şekilde anlatmaktadır. Bundan sonra, Îbnü'l-Heysem'in (965-1039) Apollonios'un Conica adlı eserinin konikler hakkındaki kayıp 8. kitabının başka kaynaklardan yararlanarak yeniden yazmış olduğu nüshasının tıpkıbasımını yayınlamıştır. Das Achte Buch zu den Conica des Apollonios von Perge adını taşıyan bu kitabın giriş bölümünde özetle şu bilgiler verilmektedir:

    "Antik matematikte koniklere karşı ilgi Menaichmos (MÖ IV. yy) ile başlar ve Pergeli Apollonios ile zirveye ulaşır. Apollonios kendinden önceki bilgileri işlemek ve kendi buluşlarını da katmak sureti ile Conica adlı ünlü eserini yazmıştır. Sekiz kitaptan oluşan bu eserin ilk 7 kitabı bilinmekte olup 8. kitabı kayıptır. Bu alanda çalışan İslâm ve Batı matematikçileri 8. kitabın yeniden inşasına (rekonstruksiyon) çalışmışlardır. Bunların en başarılısı Edmund Halley'in (1656-1742) Apollonii Per-gaei conicorum (Oxoniae, 1710) adlı eseridir. îbn el-Heysem'in yeniden inşa ettiği, Conica'yı tamamlayan 8. kitabı, Manisa Kütüphanesi No. 1796'da kayıtlı olan Mecmu'âtü'r-risâil'de 4. makale olarak yer alan Makâlâtü'l-Hasan b.el-Hasan b.el Heysem fî el-kitâbü'l-mahrûtât adını taşımaktadır. îbn el-Heysem'in bu çalışmayı Hallcy'den yaklaşık olarak 700 sene önce yapmış olması ilginçtir."

    Terzioğlu, bu program çerçevesinde, İbnü'l-Heysem'in 415 / 1024 tarihinde kendinden önce yapılmış çevirileri de inceleyerek Arapça'ya çevirdiği, Conica'nm ilk 7 kitabını yayına hazırlıyordu. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya, No.2762'de bulunan yazmanın tıpkıbasımı bittiği sırada Terzioğlu vefat etmişti. Kitabın başına koymak istediği koniklerin tarihine dair bölüm yarım kaldığı için baskıdan çıkarılmış ve basımı Kitâb al-Mahrûtât Das Buch der Kegelschnitte des Apollonios von Perge adıyla Matematik Araştırma Enstitüsü tarafından tamamlanmıştır. Yazmanın tavsifi ve mukaddimesinin mealen çevirisinin verildiği Türkçe ve Almanca bir bölüm ihtiva etmektedir.

    Terzioğlu'nun Türk bilim tarihine yaptığı en önemli hizmetlerden biri de Türk Matematik Derneği Başkanı olduğu yıllarda Salih Zeki Bey'in (1863-1921) Asâr-ı Bakiye (C. I-II, İstanbul, 1329/1913) adlı eserinin basılı ilk iki cildi ile elyazması 3. cildini (Yazma nüshaları için bkz. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY. 903, 904, 905) Latin harflerine çevirterek genç kuşakların istifadesine sunmayı düşünmüş olmasıdır. Fen Fakültesi'nde dekanlık yapmış olan Prof. Dr. Hüsnü Hamit Sayman tarafından çevrilen ve matematik tarihimize ışık tutacak olan Asâr-ı Bâkiye'nin yayın hakkı Türk Matematik Derneği'ne aittir. Hâlâ basılmamış olması bilim tarihimiz açısından büyük bir kayıptır.

    II. Dünya Savaşı öncesi kurulmuş olan Balkan Matematikçiler Uni-onu'nun (Union Balkanique des Mathematiciens) canlanmasında önemli payı olan Terzioğlu, iki dönem bu kuruluşun başkanlığını yapmıştır (1966-1971). Ayrıca bu birliğin, 29 Ağustos 1972 tarihinde İstanbul'da düzenlediği, IV. Balkan Matematikçileri Kongresi'nin de başkanlığına getirilmiştir. Diğer uluslararası faaliyetleri arasında Türkiye'yi uluslararası Matematik Birliği'ne (International Mathematical Union) üye yapması da unutulamayacak bir hizmettir.

    Nazım Terzioğlu, öğrenci olaylarının yoğunlaştığı 1970 yılında, Hamdullah Suphi Tanriöver'in varislerinden, Horhor'daki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı'nın satın alınmasını gerçekleştirmiştir. Rektörlük, rektörlüğe bağlı kuruluşlar ve büroların taşındığı konak, 1983 yılında, İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana Bilim Dalı'na tahsis edilmiştir. Terzioğlu'nun ölümünün 10. yılında, 19 Aralık 1986 tarihinde yapılan bir törenle, bu binanın bir salonuna, "Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Kütüphanesi" adı verilmiştir. Bu satırların yazarı bu odada oturmaktan kıvanç duymaktadır.

    1973 yılında Hahnemann Medical Society of America üyeliğine seçilen Terzioğlu, 1974'te Türk-alman ilişkilerinin gelişmesindeki gayret ve çalışmaları nedeniyle Alman Cumhurbaşkanı tarafından Federal Alman Cumhuriyeti'nin Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca, Prag Üniversitesi ile Finlandiya- Jyvackylan Üniversitesi'nce verilmiş iki madalyası vardır.

    Prof. Dr. Nazım Terzioğlu'nun anısına düzenlenen, III. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı'nda, 26 Mayıs 1977 günü yapılan bir törenle, Silivri'deki tesislerin bahçesine bir büstü dikilmiştir.

    Nazım Terzioğlu, yurdumuzda matematiğin gelişmesine yaptığı katkılar nedeniyle, 2 Aralık 1982 tarihinde TÜBİTAK Hizmet Ödülü'ne layık görülmüştür.

    Ailesi, hayatı boyunca Türkiye'de matematiğin gelişmesi, araştırma ortam ve potansiyelinin yaratılması için çaba göstermiş olan Terzioğlu'nun adına bir Matematik Araştırma Ödülü ihdas etmiştir. Bu ödül ilk kez ölümünün 5. yılında, 20 Eylül 1981 tarihinde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde düzenlenen bir törenle üç genç matematikçiye verilmiştir. 1982 yılı ödülü ise, Terzioğlu'nun kurucu rektör olarak görev yaptığı Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde, 14-24 Eylül 1982 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Matematik Simpozyumu'nun açılış töreninde genç bir matematikçiye verilmiştir.

    Kendi alanında yayınlanmış pek çok makalesi bulunan Terzioğlu'nun kitapları şunlardır:

    Über Finslersche Raeume (Münih 1936). Doktora Tezi.
    Fonksiyonlar Teorisine Başlangıç. Fonksiyonlar Teorisi. 2 Cilt. (Konrad Knopp'dan çeviri, İstanbul 1938-1939).
    Finsler Uzayında Gauss-Bonnet Teoremi. İstanbul 1948.
    Lise Fen Kolu İçin Modern Geometri: Konikler (Ahmet Nazmi İlker ile, İstanbul 1960).
    Liseler İçin Cebir Temrinleri (P. Aubert ve G. Papelier'den çeviri, İstanbul 1960).
    Diferansiyel ve integral Hesap (Edmund Landau'dan çeviri, İstanbul 1961).
    Lise Fen Kolu İçin Modern Geometri. Fasikül I-Kesenler; Fasikül II-Harmonik Bölme, Harmonik Demet, Daireye Göre Kuvvet vs.; Fasikül III-Daireye Göre Kutup ve Kutup Doğrusu (G. Papelier'den çeviri, İstanbul 1968). -Analiz Problemleri (İstanbul 1973).
    Das Vorwort des Astronomen Banî Musa b. Şâkir zu den Conica des Apollonios von Perge (İstanbul 1974).
    Das achte Buch zu den Conica des Apollonios von Perge re-konstruiert von Ibn al-Haysam (İstanbul 1974).
    Kitâb al-Mahrûtât Das Buch der Kegelschnitte des Apollonios von Perge (İstanbul 1981).

    Çalışma arkadaşı Prof. Dr. Suzan Kahramaner'in şu sözleri Terzioğlu'nun kişiliğini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir:
    "Prof. Nazım Terzioğlu yetenekli ve ileri görüşlü yöneticiliği yanında her şeyden önce bir bilim adamı ve esaslı bir hoca niteliklerini taşıyordu. Herkese ve özellikle öğrencilerine karşı insancıl ve içtenlikli davranışları gençler üzerinde öyle derin bir güven etkisi yaratmıştı ki, aralarında hocaya 'Baba Nazım' adını takmışlardı. 1937'den 1976'ya kadar süren 40 yıllık öğretim üyeliği sırasında gerek verdiği dersler, gerek çeviri ve kitaplarıyla öğrencilere yol göstermiş, birçok öğretim üye ve yardımcısına, dış ülkelerde doktora ve bilimsel araştırma olanağı sağlamış, onlara maddi ve manevi destek olmuştur. Bilim adamı yetiştirmek için her uygun durumdan faydalanmıştır. Yeteneklerini ortaya çıkardığı matematikçiler arasında; İTÜ'den Prof. Dr. Selma Soysal ve ODTÜ'den, bugün TÜBİTAK Başkan Vekili olan oğlu Prof. Dr. Tosun Terzioğlu'nu sayabiliriz.

    "Prof. Dr. Nazım Terzioğlu'nun alçakgönüllü görünümü altında uzak görüşlü kişiliği, kurullarda ve uluslararası toplantılarda saygınlığını arttırdı. 60'lı yılların sonlarında Balkan Matematikçiler Birliği (UBM) yeniden canlandırıldığında, ülkemiz de birliğin üyesi olarak değişik Balkan ülkelerindeki toplantılara katılıyordu. Tüzük yapımı ve yönetim için her ülkeden üç delegenin katıldığı bu toplantılar çok tartışmalı geçiyor ve genellikle bir çözüme varılamıyordu. Anlaşmanın olanaksız gözüktüğü bir toplantının son anında Terzioğlu bazı öğütlerde bulundu ve gelecek kongrenin İstanbul'da yapılmasını önerdi. Oturumun havası yumuşadı ve birçok kararlar oybirliği ile onaylandı. Birliğin Genel Sekreteri; 'Başımıza bir Osmanlı geldiğine göre bundan sonra sorunlar kolaylıkla çözülür' demişti."

    Kaynaklar:

    "Ambarlı'daki Üniversite Sitesi'nin Temeli Dün Atıldı", Hürriyet Gazetesi, 23 Ağustos 1972.
    "Autobiographische Notizen Der Wiener Akademie der Wissenschaften gewidmet", Constantin Caratheodory Gesammelte Mathematische Schriften. Fünter Band. München MCMLVII, s. 389-409.
    İpekçi, Abdi: "Her Hafta Bir Sohbet. Konumuz: Üniversiteler Açılırken Sorunlar. Bu Haftaki Konuğumuz Nazım Terzioğlu (İstanbul Üniversitesi Rektörü)", Milliyet Gazetesi, 1 Kasım 1971.
    İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Personel Müdürlüğü Arşivi, Nazım Terzioğlu Dosyası.
    İstanbul Üniversitesi Yeni Yapıları 1964-1974,İstanbul 1974.
    Naas,Josef-Hermann Ludvig Schmid:MathenatischesWörterbuch.. Band 1,Berlin 1962. s. 239-240.
    Onar, Sıddık Sami: "Üniversite Kütüphanesi", Milliyet Gazetesi, 4 Şubat 1970.
    Schimidt, Erhard: "Constantin Caratheodory", Constantin Caratheodory Gesammelte Mathematische Schriften. Fünfter Band, München MCMLVII, s. 409.
    Seyhan, Muvaffak: "Fen Fakültesi'nin Altın Çağı", Cumhuriyet Gazetesi, 5 Mart 1972.
    Seyhan, Muvaffak: "Bir bilim adamı daha vakitsiz öldü", Milliyet Gazetesi, 22 Kasım 1976.
    Songar, Ayhan: "Nazım Terzioğlu'nu Kaybettik", Yeni Simpozyum, S. 1 s. 4-6,1977.
    Songar, Ayhan: "Nazım Terzioğlu'nu Kaybettik", Çeşitleme, s. 203-204, İstanbul 1981.
    Sturdza, Mihail Dimitri: Grandes Families deGrece d'Albanie et de Constantinople. Paris 1983, s. 259-260.
    Ünver, A. Süheyl: "Kuruluşlar ve Yürütmeleri", İstanbul Gazetesi, 23 Eylül 1973.

  19. 2007-05-18 #19
    EBU'L VEFA BUZCANİ ( 940 - 988)

    Onuncu yüzyılda, İslam aleminde yetişmiş büyük matematik ve astronomi alimi,

    ismi Muhammed bin Yahya bin İsmail bin Abbas'tır. 10 Haziran 940 (H.328)

    tarihinde Horosan'ın Buzcan kasabasında doğdu.Bu yüzden Ebü'l-Vefa Buzcani

    diye meşhur oldu. 1 Temmuz 988 (H.388) tarihinde Bağdat'ta vefat etti.

    İlim tahsiline amcası Ebu Amr Mugazili ve Ebu Yahya bin Kanib'İn yanında

    başlayan Ebü'l Vefa, on dokuz yaşında Bağdat'a gitti (959). Ölümüne kadar

    burada ilim ile meşgul oldu. Şerefüddevle'nin sarayında yaptırdığı rasathanede

    çalışan alimIer arasında yer aldı. Matematik başta olmak üzere, ömrünün

    büyük kısmını astronomik gözlemler yapmak, eser telif etmek ve ders vermekle

    geçirdi.

    Ebu'l Vefa, Matematik ve astronomideki hizmetleriyle ilim tarihinde

    unutulmazlar arasında yerini almıştır .Onu, gerek klasik ve gerekse modern

    matematik konularında gördüğümüz birçok trigonometrik kavram, tarif, teorem

    ve formülleri ilk defa ortaya koyan bir Müslüman bilgin olarak tanıyoruz. Yazdığı

    eserler, yüzyıllarca hem İslam dünyasında, hem de Avrupa'da kaynak kitaplar

    olarak kabul edilmiştir.

    Ebü'l Vefa, trigonometride büyük hizmetlerde bulundu, ona büyük ölçüde

    açıklık kazandırdı. Bilhassa, küresel trigonometride sinüs konusunu ilmi bir

    düşünceyle inceledi. Tanjant tabloları düzenledi. Trigonometriye tanjant,

    kotanjat, sekant A=1/Cos A ve kosekant A=1/sinüs A tarifve kavramlarını

    kazandırdı. Trigonometrinin altı esas eğrisi (grafiği) arasındaki trigonometrik

    oranlan ilk defa belirtti. Bu oranlar, bugün bile trigonometride grafiklerin

    tarifinde aynen kullanılmaktadır .

    Ebü'l Vefa, çağına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı incelikte

    trigonometrik çizelgeler düzenledi. Astronomik gözlemleri için gerkli olan sinüs

    ve tanjant değerlerini gösteren çizelgeleri on beşer dakikalık (açı dakikası)

    aralıklarla hesaplayarak hazırladı.

    Onun matematiğe kazandırdığı bu yenilikleri, Avrupa'da ancak beş yüzyıl kadar

    sonra Alman bilgini Johann Müller (1436-1476) tarafından ilk defa ortaya atılıp

    kullanılabildi.

    Bu demektir ki, Avrupa, ancak Ebü'l Vefa'nın eserlerinin Batı dillerine

    çevrilmesinden sonra, bu konudaki bilgilere sahip olabilmiştir. Diophantos'un ve

    Batlamyus'un eserlerini inceleyip, açıkladı. Zamanına kadar hiçbir

    matematikçinin yapamadığı hassaslıkta trigonometrik çizelgeler hazırladı.

    Astronomik gözlemlere için gerekli ceyb (sinüs) ve zıl (tanjant) değerlerini

    gösteren çizelgeleri, on beşer dakikalık açı aralıklarıyla hesapladı.

    Trigonometrinin altı esas oranı arasındaki trigonometrik münasebetlerini ilk defa

    açıkladı. Bu oranlar, günümüzde de aynen kullanılmaktadır .

    Ünlü bilim tarihçisi Plorian Cajori, History of Mathematick adlı eserinde onun

    hakkında: " Ebü'l Vefa şüphesiz ki, Harezmi'nin matematik ve cebirdeki

    buluşlarını önemli ölçüde geliştirdi. Özellikle geometri ile cebir arasındaki

    münasebetler üzerinde durdu. Böylece bazı cebirsel denklemleri geometri

    yoluyla çözmeyi başardı ve diferansiyel hesabın ve analitik geometrinin

    temelini kurdu. Bilindiği gibi, diferansiyel hesap, insan zekasının bulduğu mühim

    ve pek faydalı bir mevzu olup, ilim ve teknolojik muasır gelişmelerin temel

    kaynağını teşkil etmektedir.

    Ayrıca, Battani'nin trigonometreleriyle ilgili eserlerini inceleyerek, girift ve

    anlaşılmayan yönlerini açıklığa kavuşturdu." demektedir.

    Sekant'ın kaşifi olarak genellikle Kopernik bilinirse de, ünlü bilim tarihçilerinden

    Morite Candon ve Carra da Vaux'un araştırmaları sonucu, bu buluşan Ebü'l

    Vefa'ya ait olduğu tesbit edilmiştir. Ebü'l Vefa, sinüs değerlerinin hesabı için

    yeni bir metod geliştirdi. Böylece hazırladığı cetvellerinde 30 derece ve 15

    derecelik açının sinüsünü son derece dakik olarak, virgülden sonraki sekiz

    ondalık basamak halinde hesapladı.

    Trigonometrinin yanında cebir ilmi üzerinde de derinlemesine çalışmalarda

    bulunan Ebü'l Vefa, o zamana kadar bilİnmeyen dördüncü dereceden

    denklemlerin çözümünü gerçekleştirdi. Bugün, 30 derecelik yayın sinüs

    değerinin hesaplama metodlarını da, Ebü'l Vefa'ya borçlu bulunuyoruz. Onun

    bulduğu bu değerin bugün bulunan değerlere göre ilk sekiz ondalık kesrinin

    denkliği görülmektedir. Ebul Vefa, trigonometrik çizelgeleri hazırlamada da

    öylesine bir incelik göstermiştir ki, onun 10 dakikalık aralıkla düzenlediği sinüs

    çizelgesindeki incelik (prezisyon) 1/604 kadardır .

    Ebu'l Vefa, Encylopedia Britanica'nın yazdığına göre,tanjantı, yayın bir

    fonksiyonel olarak trigonometriye katmıştır. "Zıll=Gölge" dediği çizgileri, yayın

    iki katı; tanjantı ve sekantı da "kutr zıll" diye tarifetmiştir. Ebü'l Vefa, üçgenler

    üzerinde ilk ciddi çalışmayı yapan bilgin olarak tarihe kaydolmuştur. Onun bu

    konudaki keşifleri, tarifleri, kavramları, çizelgeleri, daha sonra Avrupa'nın ünlü

    matematikçilerinden D'Alembert (1717-1178) ve Laplace ( 17 49-1827) ile

    çağdaşları olan büyük matematikçilerin fikir yapıIarının temelinde yer

    bulmuştur.

    Demek oluyor ki, klasik ve modem matematikte görülen, düzlem ve küresel

    trigonometriye ait tarif, kavram ve formüllerin çoğunluğunu ilk defa ortaya

    koyan, trigonometriye tanjant kavramı kazandıran, tanjantı yayın bir

    fonksiyonu olarak düşünerek trigonometrik bilgileri sistematik bir disiplin haline

    getiren Ebu'l Vefa'dır.

    Her ne kadar müsteşrik Henrich Suter, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı makalede,

    trigonometriye tanjant, kontenjant, sekant, kosekant ile ilgili tarif ve

    kavramların daha önce yaşayan Habeş EI-Hasib tarafından bilindiğini

    kaydetmekteyse de, yapılan araştırmalar sonucunda bu görüşün doğru

    olmadığı anlaşılmıştır.

    Ebu'l Vefa, sadece tanjant cetvellerini düzenlemek, trigonometriye sekant ve

    kosekantı kazandırmakla kalmadı, Sinüs problemini derinden derine inceledi.

    Trigonometrinin alt temes çizgisi arasındaki oranları belirtti. Onun tespit ettiği

    bu oranlar, bugün bile o çizgilerin tarifinde kullanılmaktadır. Aynca Ebu'l Vefa,

    Battani (858-929)'nin trigonometriyle ilgili eserini, hatırı sayılır derecede

    geliştirdi. Virgülden sonra üçüncü haneye kadar hesaplama imkanını veren

    sinüs cetvellerinin yeni hesaplama metodlarını buldu. Ebu'l Vefa'nın ulaştığı bu

    yüksek basamağı, Avrupa ancak asırlarca sonra aşabilmiştir .

    Ebu'l Vefa'nın yaptığı hizmetler sadece bunlardan ibaret değildir. O, aynı

    zamanda büyük maharet sahibi bir geometriciydi. Birçok problemlerle uğraştı

    ve parabolün ekseni atrafında döndürülmesi ve parabolliod'un hacmi konularıyla

    meşgul oldu.

    Ebu'l Vefa sadece matematikte değil, astronomide de isim yaptı. O kadar ki,

    bu sahada yaptığı keşif onu büyük bir şöhrete kavuşturdu. O, Avrupa'da

    Batlamyus'un ay teorisi üzerinde ilk defa araştırma yapan Tycho Brahe'den (

    1546-1601) tam 600 sene önce teorinin kritiğini yaptı, ona tenkitler yöneltti.

    Noksanlarını görüp yeniden gözlemlerde bulundu ve ayın üçüncü değişimini

    keşfetti. Bu, Ebu'l Vefa için, keşfe ismini verdirecek kadar büyüktü.

    Zamanında, birçok Müslüman astronomi ve matematik alimi, Ebu'l Vefa'nın

    çalışmalarını ve eserlerini görmek üzere Bağdat'a gittiler ve derslerinde

    bulundular. Günümüzde birçok Batılı ilim adamı, Ebü'l Vefa'nın eserleri üzerinde

    araştırma yapmaktadır. Onun yaptığı ilmi çalışmalar, o devirde İslam alimlerinin

    ilim ve fende ne kadar ileri olduğunu açık bir şekilde göstermektedir .

    Zahiruddin Beyhaki, Tarihu Hukema-il-İslam kitabında, Ebü'l Vefa'nın şu

    sözlerini nakletmektedir: " Mal, can emniyeti ve sıhhat olmadan yaşanılan

    hayat, hayat değildir. Bir kimse sana, söz ile üstün gelirse aldırma, yeter ki

    sükut ile galip gelmesin. Bir kimsenin seviyesine uygun olarak arkadaşlık et.

    Eğer sen cahile ilimle, laubaliye ciddiyetle muamele edersen, arkadaşına eziyet

    etmiş olursun. Halbuki sen, onlara sıkıntı vermekten uzaksın. Sözüne ancak

    ihtiyacı anında kıymet verenle sohbet etme. Hocanın hakkını gözetmemek

    ahlaka sığmaz. Düşük, karaktersiz kimselerle görüşüp konuşma! "

    ESERLERİ

    1- Kitab'ül-Kamil: Trigonometri ve astronomiden

    bahseden meşhur eseridir.

    Birinci bölümde, yıldızların hareketinden önce bilinmesi gereken meseleler ,

    ikinci kısmında yıldızların hareketlerinin incelenmesi, üçüncü kısımda yıldızların

    hareketlerine arız olan şeyler anlatılmaktadır. Eserin yazma bir nüshası Paris

    National Kütüphanesi'nde, 1138 numarada kayıtlıdır.

    L.P .E.A. Sedilot tarafından, eser tercüme edilerek basılmıştır .

    2- Ez-Ziyc'üs şamil: Ebu'l Vefa'nın astronomiden

    bahseden en önemli eseri budur. Ziyc-i şamil de denilen bu kitap, ince ve

    isabetli gözlemlerle dolu bir faaliyet abidesidir. Öyle ki, bu Ziyc (astronomi

    cetveli) Harizmi (780-850) ve Ferganalı Ahmed bin Kesir'in ziycleri gibi asırlar

    sonra bölüm bölüm D'Alembert (1717-1783) ve Laplace (1749-1827) gibi Batılı

    büyük matematikçi ve astronomların eserlerinde yer buldu.

    3- Kitabün fi Amel-il-Mistarati vel-Pergar vel-Gunye,

    4- Kitab ma Yahtacu İleyh-il-Küttab vel Ummal min İlm-il-Hisab,

    5- Kitabun Fahirün bil Hisab,

    6- Kitabun fi ilmi Hisab-il-musellesat-il-Küreviyye,

    7- Kitabun fil-Felek,

    8- Kitabun fil-Hendese,

    9- Kitab'ül-Medhal ila Aritmetik,

    10- Tefsir-üi-Harezmi fil Cebri vel-Mukabele.

  20. 2007-05-18 #20
    HAZİNİ ( ? - 1155 )

    Fiziğin dinamik ve hidrostatik konularına ağırğlık verip bilhassa hidrostatik üzerine yöneldi. Sıvıların yoğunluğunu ölçme aletini keşfetti.

    Yoğunlukları ölçmek için aerometre kullandı. Sıvı maddelerin yoğunluğunu hesaplama metodunu ve cisimlerin hava içindeki ağırlıklarını hesaplamak için hikmet terazi si denilen beş kefeli teraziyi geliştirdi.

    On ikinci yüzyılda Türkistan'da yetişen yerçekimi ve terazilerle alakalı çalışmalar yapan fizik, astronomi ve matematik ilimi. İsmi Abdurrahman el- Mansur el-Hazini olup,künyesi Ebü'l Feth'tir. Doğum tarihi belli değildir. Türkistan'ın Merv şehrinde yetişti ve 1118 (H.512) senesinden itibaren tanınıp meşhur oldu. 1155 (H.550) senesinde vefat etti. Bazan Ebü Ca'fer Ali Hazini adlı başka bir alim ile karıştırılmaktadır. Ebü Ca'fer Ali el-Hazini de devrinin önde gelen isimlerindendi ve bilhassa matematik ve astronomi ilimlerinde söz sahibiydi. İlim dünyasında İbn-ül-Heysem'e (AI-Hazen) denildiği için de Hazini ile karıştırılmaktadır.

    Abdurrahman Hazini, doğup büyüdüğü Merv şehrinin ünlü alimlerinden iyi bir tahsil gördü. Özellikle fizik, astronomi.. ve matematik ilimlerinde devrinde söz sahibi oldu. İbn-i Heysem ve Biruni'nin eserlerini inceleyip istifade etti. Astronomiye çok önem verdi. Birçok İslam şehirlerinde kıblenin nasıl bulunabileceği hususunda esaslı çalışmalar yaptı.

    Fiziğin dinamik ve hidrostatik konularına ağırlık verip bilhassa hidrostatik üzerine yöneldi. Sıvıların yoğunluğunu ölçme aletini keşfetti. Ayrıca, Biruni'nin kullandığı altı geniş, üstü dar konik bir kap biçimindeki alet ile, cisimlerin sıvılar içindeki sürüklenme mukavemetleri konusunu da inceledi. Birçok katı ve sıvı cismin yoğunluklarını son derece hassas ve bugünkü neticelere yakın bir şekilde tesbit etti.

    Ünlü ilim tarihçisi Aldo Mieli, Biruni'nin ve Hazini'nin yapmış oldukları katı maddelerin yoğunluk tespitlerini modem değerlerle şöyle mukayese etmektedir:


    Madde****Biruni'ye göre****Hazini'ye göre****Modern ölçüm
    Altın----------19.26-------------19.05-----------19.26
    Demir----------7.82--------------7.74------------7.79
    Bakır-----------8.92--------------8.83------------8.85
    Yakut----------3.75--------------3.60------------3.52
    Zümrüt---------2.73--------------2.62------------2.73
    Kuvars---------2.53--------------2.58-------------2.58
    Kalay---------11.40--------------11.29-----------11.35
    İnci-----------2.73---------------2.62-------------2.75


    Yine Hazini, yoğunlukları ölçmek için aerometre kullandı. Sıvı maddelerin yoğunluğunu hesaplama metodunu ve cisimlerin hava içindeki ağırlıklarını hesaplamak için hikmet terazisi denilen beş kefeli teraziyi geliştirdi.
    Hazini havanın ağırlığının bulunduğunu ve ölçülebileceğini ortaya koymakla, Toriçelli'den önce meseleyi ele almış ve incelemiş olmaktadır. Hazini, sıvılar gibi havanın da bir ağırlığı ve kaldırma kuvveti bulunduğunu ve hava içinde bulunan cismin ağırlığının, kaldırma kuvveti sebebiyle azalmış olduğunu ve cismin noksanlaşan bu ağırlığının, havanın kesafetine göre değişeceğini söyledi. Arşimed kanununun sadece sıvılar için geçerli olmadığını, gazlar için de söz konusu olduğunu ve bunun bütün sıvılar için böyle olduğunu ifade etti. Hazini'nin bu ve benzeri ilmi araştırmaları, barometrenin (basınç ölçme aleti) keşfedilmesinde temel teşkil etmiştir. Böylece o, Toriçelli, Paskal, Boyle ve bazı diğer batılı bilim adamlarına öncülük etmiş oldu ve Akışkanlar Mekaniği ilmini kurdu. .

    Hazini, ışığın kırılma prensiplerini de inceledi ve gök küreye temas eden güneş ışınlarının dünyaya doğrudan doğruya dik olarak değil de kırılarak ulaştığını söyledi. Ayrıca, yer çekimi konusu üzerinde araştırmalarda bulundu. Birçok ilmi deneyler yaptı ve sonunda bütün cisimlerin yer kürenin merkezine doğru, bir cazibe kuvveti (gravitasyon) ile çekildiklerini gösterdi. Cisimlerin bu çekilme kuvvetinin farklı oluşunu da, düşen cisim ile çekim merkezi arasındaki mesafeye bağlı olduğunu söyledi. Biruni'nin yaptığı araştırmayı geliştirerek, kütleler arasındaki çekim prensibini ortaya koydu. Bu konuyu eserinde şöyle anlatır:
    "Kuvvet, hacim, şekil ve alemin merkezinden uzaklık bakımından birbirinin aynı olan cisimlerin ağırlıkları birbirlerine eşittir. Dünyanın merkezine muayyen uzaklıktaki ağırlığı belli olan her cismin, dünyanın merkezine olan uzaklığının farklılığına göre ağırlığı da farklıdır. Dünyanın merkezine olan uzaklık arttıkça, ağırlık da artar, yaklaştıkça hafifler. Bu sebeple bir cismin ağırlığının diğer cismin ağırlığına nispeti, onların dünyanın merkezine olan uzaklıklarının nispeti gibidir." Görüldüğü gibi yer çekimini Newton (1665) değil, ondan beş yüz elli sene önce yaşayan iki İslam alimi keşfetmiştir. Hazini vardığı bütün bu ilmi neticeleri, tamamen ilmi deneyler ve mukayeselere dayandırıyordu. Bu özelliğinden dolayı Hazini'ye; "Dinamik ve Hidrostatiğin üstadı, öncüsü ve Akışkanlar Mekaniğinin ve Gravitasyon prensibinin kaşifi" unvanını vermek gerekir.

    Eserleri:

    1. Ez-Zic-ül-Mu'teber-il-Senceri:
    Merv şehrindeki rasathanesinde yaptığı astronomik gözlemler sonucu hazırladığı bu eserini, Sultan Melikşah'ın oğlu Sultan Sencer'e sundu. Eserinde, bütün gezegenlerin gözlem sonuçlarını, pozisyonlarının hesaplanmasını yaptı. Güneş ve ay'ın pozisyonlarını hesapladı. Sonraki asırlarda Kutbüddin Şirazi'nin çalışmalarına zemin hazırladı. Bu eserini hazırlarken, Hüsameddin Salar ve Envari adlı iki ilim adamıyla çalışarak gözlemler yaptı. Ayrıca bu eserinde, Merv şehri enlemine göre yıldızların durumları hakkında da bilgi vermektedir.

    2. Kitab-ül-Alat-il-Acibeti: Bu eserinde rasad aletleri üzerinde durmakta ve astronomi nazariyesini ortaya koymaktadır.

    3. Kitabu Mizan-il-Hikme: Bu eser sekiz ciltten meydana gelmiştir. Her ciltte ayrı konular ele alınmaktadır. Birinci ciltte; hidrostatik konuları, ikinci ciltte muhtelif yoğunluk hesaplamaları, üçüncü ciltte yerçekim nazariyeleri, dördüncü ciltte Arşimet ve Menelaos'un hidrostatikle ilgili görüşleri, beşinci ciltte muhtelif maddelerin ağırlık ölçümleri, altıncı ciltte muhtelif cisimlerin yoğunluklarının hesaplanması, yedinci ciltte muhtelif konularda kendi buluşlarına ait örneklerin incelenmesi, sekizinci ciltte ise astronomi ile ilgili konular anlatılmaktadır.

    Hazini'nin beş eseri M.Khanikov tarafından kısmen incelenmiş ve İngilizce’ye tercüme edilerek Amerika'da New Haven'de 1859'da neşredilmiştir.
    Eserlerini inceleyen bilim adamları hayranlıklarını ifade ve itiraf etmekten kendilerini alamamışlardır. Fizik konularındaki buluşları, günümüzün modern üniversitelerinde incelenmekte olup, sahasına ışık tutmaktadır. Bilim Tarihi otoritelerinin çoğu, Hazini'nin bütün asırların fizik üstadı olduğunu, İbn-i Sina, Biruni ve İbn-i Heysem gibi üstatlarını bu sahada geride bıraktığını kabul etmektedirler. Hazini, Mizan-ül-Hikme'sinde, düşmekte olan cismin 'sürati, aldığı mesafe ve geçen zaman arasındaki münasebet (ilişki) üzerinde de geniş inceleme ve araştırmalarda bulundu. Onun tespit edip incelediği bu mühim münasebet, çıkan mühim ilmi prensip ve denklemler, batılı bilim adamlarına (mesela Galileo, Keppler ve Newton) mal edilmektedir ki, bunun apaçık bir hata ve yanlışlık olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır. İşin doğrusu şu ki, Abdurrahman Hazini'nin bu pek mühim eseri orta çağlarda batı dillerine tercüme edilmiş, onun ilmi görüşlerinden Avrupa ilim fazlasıyla istifade etmişlerdir. Bilim tarihçisi G.Sarton, Hazini'nin Mizan-ül-Hikme'sini, ortaçağlar İslam dehasının en önde gelen eseri olarak vasıflandırılmakta ve o devir dünyası için eşsis bir eser saymaktadır.

    4- Cami-üt-Tevarih, 5- Kitabün fil-fecriveş-Şafak, 6- Kitab-üt-Tefhim

    sponsorlu bağlantılar
  21. 2007-05-18 #21
    Mirim Çelebi

    Mirim Çelebi, asıl adı Mahmud b. Mehmed olan ve 16. yüzyıl Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronom ve matematikçilerindendir. İstanbul'da doğmuş, medreselerde okumuş ve Beyazıd'ın şehzadeliği zamanında hocalık yapmış ve önemli makamlarda görev almıştır.

    Kadızade ve Ali Kuşçu'nun torunu olan Çelebi'nin en önemli eserlerinden biri Uluğ Bey'in Zic'ine Farsça olarak Düstürü'l-amel ve tashihü'l-cedvel adında yazdığı bir şerhdir. Yazar eserde konuları çok çeşitli şekillerde anlatmış, örneğin bir derecelik yayın sinüsünü hesaplamak için gayet anlaşılır biçimde 5 ayrı çözüm yolu göstermiştir.

    Mirim Çelebi aynı zamanda kendisini çok seven Yavuz Sultan Selim'in ısrarları sonucunda dedesi Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili Fethiye eserini de şerh etmiştir. Matematik ve astronomi ile ilgili yedi sekiz risalesi bulunmaktadır. Mirim Çelebi, Osmanlı ülkesinde astronomi ve matematik ilimlerinin ilerlemesi için kuşkusuz en çok çalışan müslüman bilim insanlarındandır.

  22. 2007-05-18 #22
    El Biruni (Ebû Reyhan b. Muhammed)

    11. yüzyılın ilk yarısının en ünlü astronom ve matematikçisi. Felsefe ve coğrafya alanlarında da çalışmalar yaptı. Sayılar kuramı, Hint hesabı, ay ve güneş tutulmaları, matematik coğrafya, enlem ve boylam tayini, kuyruklu yıldızlar, küre geometrisi gibi konularda yazılmış 113 kadar eseri (toplam sayfası 13.000 'u geçer) bilinir. Geometride, açıyı üçe bölme problemini de içeren cetvel ve pergel ile çözülemeyen bir grup problem vardır ki, bunlar matematik tarihinde "Biruni problemleri" olarak bilinir. Daire içine çizilmiş 9 kenarlı düzgün poligonun bir kenarının uzunluğunu özgün bir yöntemle hesapladı. Pi sayısının hesabı üzerine çalıştı, sinüsler teoremini kendine özgü bir yöntemle kanıtladı.

    Trigonometriye sekant, cosecant ve cotangent fonksiyonlarını eklemiştir.


    --------------------------------------------------------------------------
    Bîrûnî

    Biruni hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.

    Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Coğrafya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tevbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl Şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.

    Hayatı

    Yaşadığı çağa damgasını vurup "Biruni Asrı" denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed'dir. Küçük yaşta babasını kaybetti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaşta araştırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hârizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî'nin en iyi bir eğitim alması için her imkânı sağladı.

    Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm'den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi. Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleşince 17 yaşında eser vermeye başladı. Fakat Me'mûnîlerin Kâs'ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî'nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı ve Kâs'ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü'lVefâ ile buluşup rasat çalışmaları yaptı.

    Daha sonra hükümdar Ebü'lAbbas, sarayında Bîrûnî'ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet başkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.

    Gazneli Mahmud Hindistan'ı alınca hocalarıyla Bîrûnî'yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. "Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir'derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî'yi Hazine Genel Müdürlüğü'ne tayin etti. O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî araştırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sultan Mes'ud, kendisine ithaf ettiği Kanunu Mes'ûdî adlı eseri için Bîrûnî'ye bir fil yükü gümüş para vermişse de o, bu hediyeyi almadı.

    Son eseri olan Kitabü'sSaydele fi't Tıb'bı yazdığında 80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin değil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne'de hayata gözlerini yumdu.

    Kişiliği

    Bîrûnî, "Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.

    Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah'ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah'a ulaşmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân'ın belâğat ve i'cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme şartını ilk defa o ileri sürdü.

    İbni Sinâ'yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliğini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes'ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaştıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araştırma âbidesi olarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.

    Gazne'de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb'inden sevap ummaktadır. Ayın, güneşin ve dünyanın hareketleri, güneş tutulması anında ulaşan hadiseler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı rasatlarda, çağdaş tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi başardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa'da buna BÎRÛNI KURALI denmektedir.

    Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan'da bulmuştu. O çağda Batılılardan ne kadar da ilerideymişiz.

    Biruni, hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.

    Daha o çağda Ümit Burnu'nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa'dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb'dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya'nın varlığından ilk defa sözeden O'dur.

    Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton'dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.

    Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğildi. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem'in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî'ye çok şey borçludur.

    Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulup kalmadı. Meseleleri doğrudan Allah'a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.

    Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tövbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.

    Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî'ye Armağan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist" diye yazılarak tanıtıldı.

    Eserleri

    Biruni, toplam 180 kadar eser kaleme aldı. En meşhurları şunlardır:

    1. EIAsâr'il Bâkiye an'il Kurûni'I Hâliye: (Boş geçen asırlardan kalan eserler.)
    2. EI Kanûn'ül Mes'ûdî; En büyük eseridir. Astronomiden coğrafyaya kadar birçok konuda yenilik, keşif ve buluşları içine alır.
    3. Kitab'üt Tahkîk Mâli'I Hind: Hind Tarihi, dini, ilmi ve coğrafyası hakkında geniş bilgi verir.
    4. Tahdîd'ü Nihâyeti'l Emâkinli Tashîhi Mesâfet'il Mesâkin: Meskenler arasındaki mesafeyi düzeltmek için mekânların sonunu sınırlama. Bu eseriyle Bîrûnî, yepyeni bir ilim dalı olan Jeodezi'nin temelini atmış, ilk harcını koymuştu.
    5. Kitabü'I Cemâhirfî Ma'rifeti Cevâhir: Cevherlerin bilinmesine dair kitap.
    6. Kitabü't Tefhimfî Evâili Sıbaâti't Tencim: Yıldızlar İlmine Giriş.
    7: Kitâbü's Saydelefî Tıp: Eczacılık Kitabı. İlaçların, şifalı otların adlarını altı dildeki karşılıklarıyla yazmış.

  23. 2007-05-20 #23
    HÜSEYİN TEVFİK PAŞA

    Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901) Vidin'de doğmuş, genç yaşta İstanbul'a gelmiş ve Askerî Okul'da okumuştur. Burada, matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa'nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Tahsilini bitirdikten sonra Harbiye'ye cebir hocası olarak atanmış, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa'ya kalmıştır. Harbiye'deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu'na da getirilmiştir. 1868'de Paris'teki Mekteb-î Osmanî'ye müdür muavini olarak gönderilmiş ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirilmiştir. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için üniversiteye de devam etmiş ve Paris'te kaldığı iki yıl boyunca bazı makaleler yayımlamış ve bilimsel toplantılara katılmıştır.

    Hüseyin Tevfik Paşa, 1872'de Amerika'daki bazı silah fabrikalarına ısmarlanan tüfeklerin imalatını ve şartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle Amerika'ya gönderilmiştir. 1878 yılına kadar Amerika'da kalmış ve bu süre içinde matematikle uğraşmıştır; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand'ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur.

    Eserinin önsözünde şöyle söylemektedir: "Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton'a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabülü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum".

    Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir:
    "Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; halbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz".

    Hüseyin Tevfik Paşa'nın bu eseri tercüme değildir ve konuya özgün katkı yapması açısından çok önemlidir.

    Tevfik Paşa'nın başka pek çok görevleri olmuş, Fransa ve Amerika'da kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce'yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve Yusuf Ziya Paşa ile birlikte Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye'nin ve Dârüşşafaka'nın kurucularındandır. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında "Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât" isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.

    Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir.

  24. 2007-05-22 #24
    GELENBEVİ İSMAİL EFENDİ (1730 - 1790)

    1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.

    Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlandı ve matematiğini oldukça ilerletti. Müderrislik sınavına girerek kazandı ve 33 yaşında müderris oldu. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verdi.

    Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli hasan paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Bahriye Mühendislik Okulu'na altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönüyle bir rahatlık getirdi.

    Bazı silahların hedefe vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve Gelenbevi'yi huzura çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Hedefe olan uzaklığı tahmin ederek gerekli düzeltmeleri yapmış ve topların hedefe vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.

    Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz beş eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir.

  25. 2007-05-23 #25
    MOLLA LÜTFİ (? - 1495)


    İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa'nın ve Ali Kuşçu'nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu'dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa'ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa'nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi'yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar'a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd'ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul'a dönmüştür. Önce Bursa'daki Yıldırım Beyazıd Medresesi'nde, sonra Filibe'de ve Edirne'de medrese hocalığı yapmıştır.


    Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet'le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.


    Molla Lütfi'nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz'ifü'l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi'nin, bu problemi, İzmir'li Theon'un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir'li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes'e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon'un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü'l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.


    sponsorlu bağlantılar
  26. 2007-05-24 #26
    HÜSEYİN TEVFİK PAŞA

    Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901) Vidin'de doğmuş, genç yaşta İstanbul'a gelmiş ve Askerî Okul'da okumuştur. Burada, matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa'nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Tahsilini bitirdikten sonra Harbiye'ye cebir hocası olarak atanmış, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa'ya kalmıştır. Harbiye'deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu'na da getirilmiştir. 1868'de Paris'teki Mekteb-î Osmanî'ye müdür muavini olarak gönderilmiş ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirilmiştir. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için üniversiteye de devam etmiş ve Paris'te kaldığı iki yıl boyunca bazı makaleler yayımlamış ve bilimsel toplantılara katılmıştır.

    Hüseyin Tevfik Paşa, 1872'de Amerika'daki bazı silah fabrikalarına ısmarlanan tüfeklerin imalatını ve şartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle Amerika'ya gönderilmiştir. 1878 yılına kadar Amerika'da kalmış ve bu süre içinde matematikle uğraşmıştır; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand'ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur.

    Eserinin önsözünde şöyle söylemektedir: "Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton'a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabülü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum".

    Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir:
    "Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; halbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz".

    Hüseyin Tevfik Paşa'nın bu eseri tercüme değildir ve konuya özgün katkı yapması açısından çok önemlidir.

    Tevfik Paşa'nın başka pek çok görevleri olmuş, Fransa ve Amerika'da kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce'yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve Yusuf Ziya Paşa ile birlikte Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye'nin ve Dârüşşafaka'nın kurucularındandır. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında "Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât" isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.

    Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir.

  27. 2007-07-02 #27
    MATRAKÇI NASUHTürk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533'ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547'den, 1551'den, 1553'ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları vardır.Enderun'da okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen "matrak" oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde "üstad" ve "reis" olarak tanınması için 1530'da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü'l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü'l-Küttâb ve Kemalü'l- Hisâb ile Umdetü'l-Hisâb'ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.

    MOLLA LÜTFİ (? - 1495) İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa'nın ve Ali Kuşçu'nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu'dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa'ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa'nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi'yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar'a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd'ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul'a dönmüştür. Önce Bursa'daki Yıldırım Beyazıd Medresesi'nde, sonra Filibe'de ve Edirne'de medrese hocalığı yapmıştır.

    Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet'le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.

    Molla Lütfi'nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz'ifü'l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi'nin, bu problemi, İzmir'li Theon'un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir'li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes'e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon'un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü'l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.İlk doktoralı matematikçimiz . İstanbul Yüksek Mühendis mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi'nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi.
    AHMET FERGANİ9. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan'ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler (biyografik eserler)de doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduğu kayıtlıdır.
    Ahmet Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiştiği Fergana'da yaptı ve büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı zamanda halifelik merkezi olan Bağdat'a geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini Bağdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin gelişmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me'mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi
    861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm işlerini yürütmesi için Mısır'a gönderilen Ferganî'nin, bundan sonraki yaşamı bilinmiyor.

    ÖMER HAYYAM Doğum: 18 Mayıs 1048, İran - Ölüm: 4 Aralık 1131, İran

    Ömer Hayyam, son derece karışık politik yapıya sahip bir bölgede yaşamıştır. 1038-1040 yılları arasında, Selçuklular Mezopotamya, Suriya, Filistin ve İran'ın büyük bölümünü de kapsayan bir coğrafyaya hakim olmuşlardı. 1055 yılında Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Bağdat'ı da ele geçirmişti. Hayyam'ın gençliği, Selçuklu egemenliğindeki topraklarda geçmiştir.

    Hayyam, gençlik yıllarında felsefe öğrenimi görmüştür. Bu yıllarda edebiyatla da ilgilenmeye başlamıştır. Hayyam bir dönem şiir de yazmıştır. Ancak Hayyam'ın en başarılı olduğu alan matematik ve astronomidir. Hayyam, yaşadığı bölge itibarıyla, eğitimin çok zor olduğu bir ortamda büyümüştür. Bu konuda, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserinin girişinde eğitim yıllarının çok zor geçtiğini anlatmıştır.

    Hayyam, sıradışı bir matematikçiydi. Çok üstün bir zekası vardı. 25 yaşından önce Aritmetik problemleri adlı eseri de dahil olmak üzere bir çok eser yazmıştır. 1070 yılında Orta Asya'daki en eski şehirlerden biri olan Samarkand'a yerleşmiştir. Samarkand'ın önemli hukukçularından Abu Tahir, kendisini desteklemiş ve ünlü eseri Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasında kendisine yardımcı olmuştur.

    Selçuklu'ların kurucusu Tuğrul Bey, Eshafan şehrini, imparatorluğun başkenti yapmış ve 1073 yılında da torunu Malik Şah'ı Eshafan şehrinin yönetmek üzere görevlendirmiştir. Malik Şah, Hayyam'ı Eshafan'a davet ederek orada bir gözlemevi açmasını istemiştir. Hayyam bu isteği kabul etmiş ve gözlemevini kurmuştur. Bu gözlemevinde sonraki 18 yıl çalışmış ve bilim adamlarına başkanlık etmiştir. Bu yıllarda Hayyam çok önemli gözlemler yapmış ve astronomi tabloları çıkarmıştır.

    Hayyam, Eshafan'da yaptığı gözlemlerin sonucunda bir yılı, 365,24219858156 gün olarak ölçmüştür. Bu ölçüm neredeyse tam olarak kesin doğru bir ölçüm kabul edilebilir. Aynı zamanda bu ölçüm, o ana dek yapılan en doğru ölçüm olma özelliğini de taşımaktadır.

    1092 yılında başgösteren olaylar, Hayyam'ın bilimsel çalışmalarını ve sakin yaşamını bozmuştur. 1092'de Malik Şah ölmüş ve veziri Nizam al-mulk öldürülmüştür. Bu olaylar sonucu yönetimi iki yıl, Malik Şah'ın ikinci karısı sürdürmüş ancak bu dönem bir çok kargaşaya sebep olmuştur. Bu yıllarda, ortodoks Müslümanlar tarafından Hayyam'ın çalışmaları sürekli engellenmiştir ve Hayyam, birkaç defa saldırıya uğramıştır. Bu olumsuz duruma karşın Hayyam, bilimsel çalışmalarını 1118 yılına kadar Eshafan'da sürdürmüştür.

    1118 yılında Malik Şah'ın üçüncü oğlu Sanjar Selçuklu hükümdarı olmuştur. Bu dönemde Hayyam'ın Eshafan'dan ayrıldığı ve Selçuklu'ların yeni başkenti olan Türkmenistan'daki Merv şehrine yerleştiği bilinmektedir.

    Hayyam'ın en önemli cebir çalışması, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserden önce yazdığı cebir notlarında kübik denklemlerin (üçüncü derece denklemlerin) çözümünü göstermiştir.

    Hayyam'ın en önemli eseri, yukarıda da belirtildiği üzere, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasıdır. Bu çalışmasında, üçüncü derece denklemlerin çözümünü, kesişen konik parçalarını kullanarak yapmıştır. Hayyam, konik parçaları kullanarak, üçüncü derece denklemlerin çözümü için yöntem geliştiren ilk matematikçidir.

    Hayyam, üçüncü derece denklemlerin birden fazla çözümü, yani kökü olabileceğini söylemiştir. Bazı denklemlerin iki kökünü bulsa da üç kökünü birden bulamamıştır.

    Hayyam'ın kaybolan eserlerinden birinde Pascal üçgenini de incelediği düşünülmektedir. Ancak Pascal üçgenini ilk inceleyen matemtikçi, Hayyam değildir. Al-Karaji'nin bu konuda bir çalışması önceki dönemlerde olmuştur.

    CAHİT ARFCahit Arf 1910 yılında Osmanlı İmpratorluğu sınırları içerisindeki Thessalonikide doğdu. Doğumundan iki yıl sonra Balkan savaşları başladı. Savaşdan dolayı Arf''ın ailesi İstanbul'a taşındı. Ve 4 yaşındayken İstanbul'da okula başladı.Kendisi o günleri şöyle dile getirir: " Okulda diğer çocuklarla oyun oynayamadım çünkü üzgündüm. Sonra eğitimime Beşiktaş Sultanişi'nde devam ettim. Yangından sonra Beşiktaşı terkettik ve başka bir yere gittik. Sonunda Sülaymaniye'de bir ev kiraladık. Sonra stanbul Sultanişine kaydımı aldırdım. Aynı şey ordada oldu. Ailem beni beni oradan almadı ve okul iyi gidiyordu. " 1919 yılında Arf'ın ailesi yine taşındı, bu sefer Ankara'ya, fakat bir süre sonra İzmir'e kalıcı olarak yerleşmeden önce kısa bir süreliğine İstanbul'a tekrar döndüler. Cahit Arf'ın matematiğe ilgisi İzmir'de okuduğu yıllarda hocasının Euclid Geometrisi problemlerini çözmede onu teşvik etmesiyle başlamıştır. 1926 ailesi Cahit Arf''ı okuması için Fransa'ya gönderdi. " Beni anlamın arkadaşlarıyla yaşamam için Fransa'ya gönderdiler. Orada St. Louis Lycee kayıt yaptırdım. Fazla Fransızca bilmiyordum sadece okulda konuşulan kadar... Matematik sınavından en iyi dereceleri ben alıyordum bu yüzden üç yıllık Lycee yı iki yıl içinde bitirdim fakat sonra babamın frankları bitmeye başlamıştı, ve Türkiye'ye geri dönmek zorunda kaldım. " Arf eğitimine Paris'te devam edebilmek için burs kazandı ve Fransa'ya geri döndü. İki yıl sonra Ecole Normale Superiure'yi bitirdi. Cahit Arf doktorasını tamamlamak için İstanbul'a öğretmen olarak geri döndü. Ardından İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümüne kabul edildi. Ve matematik çalışmalarına devam etme kararı aldı. 1937 de Helmut Hasse' nin denetiminde doktorasın yapmak için Göttingen Üniversitesine gitti. 1938 de doktora çalışmasını bitirdi. Arf Almanya'dan döndüğü İstanbul Üniversite'sinde 1962 yılına kadar çalıştı. 1943 yılında profesörlüğe yükseldi ve 1955 te ise Ordinaryus Profesör ünvanını aldı.1963 yılında İstanbul'daki Robert Kollejinde öğretmenlik yaptı. 1964-1966 yılları arasında Birleşik Amerika'da Princeton enstitüsünde yüksek çalışmalar yaptı ve 1967 'de geri döndü. Ve Orta Doğu Teknik Üniversitesine katıldı. 1980 'de emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul'da yaşadı. Cahit Arf bilimsel ve teknik araştırmaların Turkiye'deki merkezi olan TÜBİTAK'ın kurulmasında belirgin bir rol oynadı. 1985 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı. Arf, matematiğe yepyeni çalışmaları ile yaptığı katkıları dolayısıyla birçok ödül almıştır ve kariyerinde en çok ayırt edici olan ödül ise İnönü ödülüdür. Bu şekilde Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesinden birçok onursal doktoralık almıştır. Arf, Türkiye'de günümüz matematikçilerinin birçoğunun eğitimine yalnızca ders notları ile değil aynı zamanda konferans ve seminerlerindeki parlak tartışmaları ile de katkıda bulunmuştur. Arf ile yakın temas kurma olanağına sahip olanlar onun matematiğe ve genelde bilime olan bağlılığından derin etkilenmişlerdir. Özellikle genç matematikçilere yardım etmiş ve onlara güzel tavsiyeler vererek bol bol cesaretlendirmiştir. Arf'ın en önemli çalışmalarının birçoğu cebrik sayılar teorisi üzerineydi ve o topolojide birçok uygulama bulan Arf invaryantlarını keşfetmiştir. Onun ilk çalışması özellikle karakteristiği 2 olan cisimlerde quadratik formlara ilişkindi. O, yalnızca kendi keşfi olan Arf invaryantları ile tanınmamakta hatta bir cebirsel geometri uygulaması olan Hasse-Arf teoremi ile de hatırlanmaktadır. Halka teorisinde de Arf halkaları kendi adıyla anılmaktadır. Arf çalışmalarına ek olarak uygulamalı matematikte serbest sınırlar ile sınırlandırılmış elastik düzlem yüzeyler üzerine birkaç makale ve istatiksel mekanikte küme genişlemelerinin cebrik yapılarına ilişkin bir makale yazmıştır. Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum 1990'da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arf'in onuruna Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. O, bir kalp rahatsızlığı ile bu dünyaya gözlerini yummuş ve İstanbul'da defnedilerek İstanbul üniversitesinde bir tören düzenlenmiştir.

    Ali KUŞCUTürk-İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türkleri'nde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır." Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu'yu "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u" olarak adlandırmıştır. Babası, Uluğ Bey'in kuşcu başısı (doğancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet'tir. Doğum yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmektedir. Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul'da ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çelebi'nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcu'ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır.
    Uluğ Bey'in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında, Semerkant'ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve matematiğe geniş ilgi duymuştur. Devrinin en büyük bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Mu'in al-Din el-Kaşi'den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid'in, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi'nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathaneye müdür olarak Ali Kuşcu'yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc'inin tamamlanmasında büyük emeği geçmiştir. Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu'nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur.
    Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle beraber, Ali Kuşcu'yu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.

    ESERLERİ:
    Ali Kuşcu'nun özellikle, matematik ve astronomi ile ilgili eserleri, gerçek ilmi kişiliğini ortaya koymaktadır. Bu eserlerinin adları şunlardır;
    Risale-i fi'l Hey'e (Astronomi Risalesi)
    Risale-i fi'l Fehiye (Fetih Risalesi)
    Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)
    Risale-i Muhammediye (Cebir ve Hesap konularından bahseder)
    Tecrid'ül Kelam (Sözün Tecridi)
    Risale-i Adudiye
    Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım)
    Vaaz
    İstiarad
    Kerim ERİM - (1894 - 1952)1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü-'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır.Bunlardan bazıları şunlardır:

    Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über

    SELMAN AKBULUTProf. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi (Berkeley) Matematik Bölümü'nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak göreve başlamıştır.

    1978 - 1980 yılları arasında Rutgens Üniversitesi'nde, 1980 - 1981 yıllarında Michigan State Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent; 1983 - 1986 yılları arasında aynı üniversitede Doçent olarak çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Akbulut 1986 yılında profesörlüğe yükselmiştir ve halen Michigan State Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.

    Prof. Dr. Akbulut, 1975 - 1976, 1980 - 1981 yıllarında Advanced Study Institute'da, 1982 - 1983 yıllarında Max - Planck Enstitüsü ve 1984 - 1985 yıllarında California Üniversitesi, Mathematical Sciences Research Institute'de çalışmalarda bulunmuştur.

    Prof. Dr. Akbulut, Türk Matematik Derneği, Amerikan Matematik Derneği ve Doğa - Türk Matematik Dergisi Editörler Kurulu'na üyedir.

    Prof. Dr. Selman Akbulut'un Uluslararası Science Citation Index'ce taranan hakemli dergilerde çıkmış 29 yayını vardır ve bu yayınlara 1991 yılı sonu itibariyle 239 atıf yapılmıştır.

    HAREZMİ Horasan bölgesinde bulunan harezm(bugünkü Türkmenistan'ın Khiva )şehrinde dünyaya gelen Harezmi'nin tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi'dir. Harezm'de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem'un Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amaıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat'ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgiliaraştırmalarına başlar. Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi Şam'da bulunan Kasiyun Rasathanesin'de çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir. Harezmi 'nin latinceye çevrilen eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele adlı eseri şu cümleyle başlar : "Algoritmi şöyle diyor: Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah 'a hamd ve senalar olsun" Eserleri:

    Matematik İle İlgili Eserleri
    1)El-Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele
    2) Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind
    3) el-Mesahat

    Astronomi İle İlgili Eserleri
    1) Ziyc 'ul Harezmi
    2)Kitab al-Amal bi 'l Usturlab
    3)Kitab 'ul Ruhname

    Coğrafya İle İlgili Eseri
    Kitab surat al-arz
    Tarih İle İlgili Eserleri
    Kitab 'ul Tarih

    SALİH ZEKİ
    (1864 - 1921)
    XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul'da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka'da görmüş, yüksek öğrenimini Paris'te elektirk mühendisliği bölümünü bitirmiştir.
    Salih Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi'nde matematik ve fizik dersleri okutmuştur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiştir. Bugünkü gerçek üniversitenin kurucusu salih Zeki'dir. Türkiye'ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliğini edebiyat kadar matematiğe yönelten ve matematiği sevdiren yine o olmuştur.
    Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin en dikkate değer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından başka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat'ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştır

    ULUĞ BEY (1393 - 1449)Türk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur'un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet'tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur'un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant'ta bulunuyordu. Semerkant ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan'ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey'e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.

    Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey'in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey'in korktuğu başına gelmiştir.

    Uluğ Bey, Semerkant'ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant'a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.

    Gözlemevinin yönetimini Kadı Zade ile Cemşid'e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu'ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş vebitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç'in iki makalesi 1650 yılında Londra'da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.
    Zeyç Kürkani'nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye'ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür

  28. 2011-12-22 #28
    Ahmet FERGANî
    Ahmet Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiştiği Fergana'da yaptı ve büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı zamanda halifelik merkezi olan Bağdat'a geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini Bağdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin gelişmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me'mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi 861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm işlerini yürütmesi için Mısır'a gönderilen Ferganî'nin, bundan sonraki yaşamı bilinmiyor.
    Kerim ERİM


    Kerim ERİM - (1894 - 1952)1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü-'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır.Bunlardan bazıları şunlardır:

    Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über

    Ömer Hayyâm

    Ömer Hayyam denince akla önce rubaileri gelse de ben Ömer Hayyam'ın meşhur edebi yönünden değil de matematikteki ve astronomideki başarılarından söz edeceğim.
    Ömer Hayyam, "Binom açılımı" olarak bilinen formülün katsayılarının kolayca elde edilmesine yarayan Pascal Üçgeni'ni Pascal'dan önce keşfedenler arasındadır. Pascal ise Ömer Hayyam'dan yaklaşık 400 yıl sonra aynı üçgen ile karşımıza çıkar. Zaten bu üçgeni "Hayyam Üçgeni" adıyla ananlar da yok değil.

  Okunma: 211590 - Yorum: 27 - Amp