Can Yücelin Hayatı ve Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Can Yücelin Hayatı ve Şiirleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    975 - Can Yücelin Hayatı ve Şiirleri

    Can Yücelin Hayatı ve Şiirleri


    1926 İstanbul doğumlu. Eski milli eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel'in oğludur. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Latince-Yunanca okudu. Öğrenimine İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde klasik filoloji okuyarak devam etti. Sanat tarihi dersleri izledi. Şair, çevirmen ve radyo görevlisi olarak tanındı. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra'da BBC'nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı (1953-1958). Türkiye'ye döndükten sonra bir süre turist rehberi olarak çalıştıktan sonra bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını sürdürdü.

    Nazım, nesir çevirileriyle de tanınan Can Yücel, şiir alanında ilk kitabı YAZMA (1950) dan sonra uzun bir süre biçim arayışlarıyla oyalandı.

    Çeşitli edebiyat, kültür ve siyasi dergilerde ; şiirleri, edebiyat ve tiyatro çevirileri ile siyasal konularda yazıları yayımlandı. 12 Mart döneminde Che Guevara 'nın "Gerilla Harbi" ve "İnsan ve Sosyalizm" kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1974 affıyla tahliye oldu. 12 Eylül sonrasında "Somut" dergisindeki "Hamileler" isimli şiiri edebe aykırı, müstehcen olduğu iddiasıyla para cezasına çarptırıldı. Aynı iddiayla "Rengâhenk" adlı kitabı toplatıldı.
    Şairliğini, şiirin külhanca raconlarından yararlanarak siyasal inançlarıyla yoğurdu.
    12 Ağustos 1999 tarihinde İzmir'de öldü, vasiyetine uyularak Datça'da toprağa verildi.

    ESERLERİ

    Yazma (1950)
    Sevgi Duvarı (1973)
    Bir Siyasinin Şiirleri (1974)
    Ölüm ve Oğlum (1976)
    Şiir Alayı (1981, ilk dört şiir kitabı)
    Rengâhenk (1982)
    Gökyokuş (1984)
    Beşibiyerde (1985, ilk beş şiir kitabı)
    Canfeda (1985)
    Çok Bi Çocuk (1988)
    Kısa Devre (1990)
    Kuzgunun Yavrusu (1990)
    Gece Vardiyası (1991)
    Güle Güle-Seslerin Sessizliği (1993)
    Gezintiler (1994)
    Maaile (1995)
    Seke Seke (1997)
    Alavara (1999)
    Mekânım Datça Olsun (1999)



    SEVGİ DUVARI


    Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa

    Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

    Dilimizde aksamdan kalma bir küfür

    Salonlar piyasalar sanat sevicileri

    Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni

    Yakanda bir amonyak çiçeği

    Yalnızlığım benim sidikli kontesim

    Ne kadar rezil olursak o kadar iyi



    Kumkapı meyhanelerine dadandık

    Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi

    Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar

    Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi

    Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri

    Çöpçülerin elleriyle okşardım seni

    Yalnızlığım benim süpürge saçlım

    Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi



    Baktım gökte bir kırmızı bir uçak

    Bol çelik bol yıldız bol insan

    Bir gece Sevgi Duvarını aştık

    Düştüğüm yer öyle açık seçik ki

    Başucumda bi sen varsın bi de evren

    Saymıyorum olup olup dirilttiklerimi

    Yalnızlığım benim çoğul türkülerim

    Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-03-28 #2
    Akdeniz yaraşıyor sana
    Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
    Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
    Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
    Köpekler havlıyor uzaktan
    Demin bir çocuk havladı
    Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
    Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
    Denizi tokmaklıyor balıkçılar
    Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
    O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
    Hayatta yattık dün gece
    Üstümüzde meltem
    Kekik kokuyor ellerim hala
    Senle yatmadım sanki
    Dağları dolaştım
    Ben senden öğrendim deniz yazmayı
    Elimden düşmüyor mavi kalem
    Bir tirandil çıkar gibi sefere
    Okula gidiyor öğretmenim
    Ben de ardından açılıyorum
    Bir poyraz çizip deftere
    Bir ada var sırf ebabil
    Dönüyor dönüyor başımda
    Senle yaşadığım günler
    Gümüş bir çevre oldu ömrüm
    Değince güneşine
    Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
    Gözlerim kamaşınca senden
    Ölüm belki sularından kaçırdığım
    O loş suda yıkanmaktır
    Durdukça yosundan yeşil
    Kulaç attıkça mavi
    Ben düzde sanırdım yıkıntım
    Örenim alkolik asarım
    Mutun doruğundaymışım meğer
    Senle çıkınca anladım
    Eski Yunan atları var hani
    Yeleleri bükümlü
    Gün inerken de öyle
    Ağaçtan izdüşümleriyle
    Yürüyor Balan tepeleri
    Yürüyor bölük bölük can
    Toplu bir güzelliğe doğru
    Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

    CAN YÜCEL

  3. 2007-03-29 #3
    Bu duvarlar bu ağaçlar
    Bu ağaç
    Ve bu duvar...
    Arkadaşın dolmuşuyla gidiyoruz
    Beykoz'dan doğru Üsküdar...
    Böyle giderse böyle giderse bu bahar
    Bu ağaçlar bu duvarı yıkacaklar...
    Bu geçmişi değil, geleceği kınalı
    Bu yemyeşil davarlar
    Bu duvarı yıkacaklar...

  4. 2008-01-10 #4
    Buluşmak Üzere

    Diyelim yağmura tutuldun bir gün
    Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
    Öbür yanda güneş kendi keyfinde
    Ne de olsa yaz yağmuru
    Pırıl pırıl düşüyor damlalar
    Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
    Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
    İşte o evin kapısında bulacaksın beni

    Diyelim için çekti bir sabah vakti
    Erkenceden denize gireyim dedin
    Kulaç attıkça sen
    Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
    Ege denizi bu efendi deniz
    Seslenmiyor
    Derken bi de dibe dalayım diyorsun
    İçine doğdu belki de
    İşte çil çil koşuşan balıklar
    Lapinalar gümüşler var ya
    Eylim eylim salınan yosunlar
    Onların arasında bulacaksın beni

    Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
    Çakmak çakmak gözleri
    Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
    Herkes orda sen de ordasın
    Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
    Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
    Özgürlüğe mutluluğa doğru
    Her işin başında sevgi diyor
    Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
    Bi de başını çeviriyorsun ki
    Yanında ben varım

  5. 2008-07-30 #5

    HER ŞEY SENDE GİZLİ



    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif...
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü...

    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin...
    Yaşadıklarını kar sayma
    Yasadığın kadar yakınsın sonuna
    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün...

    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma herşeyi,
    Sevdiğin kadar sevileceksin...

    Güneşin doğuşundadır
    Doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın...



    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...

    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak!
    Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda
    Aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar
    Çabuk unutulursun

    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve her şeyi öğrendiğin kadar
    Bilirsin...
    Bunu da öğren,
    "Sevdiğin kadar sevilirsin"

    CAN YÜCEL

  Okunma: 7332 - Yorum: 4 - Amp