Aşka Dair Herşey - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Aşka Dair Herşey

  1. sponsorlu bağlantılar
    AŞK YEMİNİ

    Bugün olduğu gibi yarın da,yarından sonrada,ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine,
    Bu günüm gibi yarında hep sevginle yaşayacağıma,
    Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanında göreceğine,
    En yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma,
    Sıkıntının sıkıntım, üzüntünün üzüntüm olacağına,
    Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime,
    Her üzgün anında gülüşünün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma,
    Yanında olamadığım ve yardımıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma,
    Gözümün gözüne değdiği her an sana yeniden aşık olup seni bir prensese dönüştüreceğime,
    Her sabah sana yeniden aşık olup uyanacağıma,
    Sen uyurken sana bakıp ikimiz için dualar edeceğime,
    Beni tanıdığın gün bende gördüğün neyse, ömrünce beni aynı şekilde göreceğine,
    Sevgimin asla değişmeyeceğine, asla azalmayacağına, aksine hergün büyüyen bir sevgiyle seni mutluluk ormanına taşıyacağıma,
    Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma,
    Elini usul usul, korka korka tutup o ilk gündeki heyecanı aynı şekilde yaşayacağıma ve elini hiç bırakmayacağıma,
    Bir ömür boyu senin canın, aşkın, sevgilin ve herşeyin olarak kalmak için elimden gelen herşeyi yapacağıma SÖZ VERİYORUM..!
    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-12-01 #2
    Ey gönül!



    Yaşadın mı acıyı,
    en derinine nakış nakış işleyenini.
    Yaşadın mı vuslatı yârsız.
    Kavuşmak ümidini erteledin mi hiç sonsuza.
    Hiç kabullenmeye çalıştın mı onsuzluğu.
    Onu ararken kendini kaybettin mi&.
    Ağladın mı gecelerce gizli saklı yüreğinle.
    Hiç dost oldun mu acıyla,sırf onun için.
    Uykusuz kaldın mı bir maşuk uğruna.



    Peki ya karşılıksız kaldı mı bütün bunlar hiç.
    Dünya gözüyle umduğunu göremediğin oldu mu.
    Hiç ölümü düşündün mü vuslat uğruna.
    Hayatını bir kenara itmeyi bildin mi gerektiğinde.
    Hiç secdeden böylesine keyif aldın mı.
    Alnın hiç bu kadar sıcak oldu mu.
    Yalnız kalmak için en yakınının kalbini kırdın mı.
    Onu düşlemek için kalabalıktan çekildin mi.
    Hiç yaşadın mı onu onsuzluğunda.
    Fark ettin mi varlığının dipsiz kuyularından sana baktığını.



    Eyy gönül!!



    Sen hiç aşık oldun mu?...



    Bırakma beni diye yalvardın mı semaya nazır.
    Onun nazarıyla kendine bakmayı arzuladın mı.
    Yandın mı tüm varlığınla.
    İstedin mi yok olmayı.
    Sevildiğini merak ettin mi.
    Hiç gökyüzünü bu kadar berrak gördün mü.
    Denizi böylesine sakin.



    Ya düşündün mü nefreti bile hayır getirebileceğini,
    Söylee???



    Söyle gönül,söyle..
    Hiç tattın mı aşkın en tatlısını.


    Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe

    Sevgi olmasa,
    Üşürdüm kuyularda ey dost!
    Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça,
    Sevgidir çoğaltan soyumuzu;
    Sevgiliyi andıkça.

    Şiir olmasa,
    Olur muydum sanki şimdi ben?
    Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir.
    Ne zaman yakalasa beni içimden,
    Nadide çiçeklerden bir iksir.

    Umut olmasa,
    Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil?
    O umutlar ki her zaman bir kutlu asa,
    Yeşertir en çorak gönül topraklarını
    Çil çil! ...

    Düş olmasa,
    Tükenir miydi hiç penceresiz geceler?
    Can kendini vururdu yokuşa,
    Kilitli kapılar gibi
    Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.

    Hülyâ olmasa,
    Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara?
    Şiir, düş, umut ve hülyâ
    Bir sevgi oylumu mor menekşe;
    Selâm kaleme, kâğıda.

    Sabır olmasa,
    Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini?
    Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa,
    Ezgilere karıştırıp kimyasını
    Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?

    Hasat vaktidir şimdi,
    Şiirin en güzel sabahı,
    Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an,
    Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık;
    Dipdiri bir medeniyettir kan…

  3. 2006-12-03 #3
    Bilir misin geceler ne kadar uzun gelir bekleyenlere, hele o beklenenler vazgeçilmezlerdense.

    Benim için Aşk Sabahları mutluluk, gündüzleri hasret, akşamları sevinçtir...
    Aşk sevgilinin gözlerinde yaşama sebebi bulmaktır.
    Aşk eldeki iki yarım elmadan büyük olanını sevgiliye vermektir.

    Aşk için sızlasa da sevgilinin yüzüne gülümseyebilmektir.
    Aşk susuzluk öldürecek olsa da bardağı önce ona uzatmaktır.
    Aşk iki elin tutmaz olsa da onu sırtında taşıyabilmektir.
    Aşk almadan verirken gocunmamaktır.
    Aşk gözlerini kapattığında onun kokusunu duyabilmektir.
    Aşk bağıra bağıra "seviyorum" diyebilmektir..
    Aşk sen soğuk karların içindeyken içini ısıtan ateştir.

    Aşk yaşarken ölmek ya da öldükten sonra yaşayabilmektir.
    Aşk köklerini dünyaya salmış somut bir değerdir - ???
    Aşk bir avuç kum içindeki bir kaç parça altın gibidir!!!

    Kum parmaklarınızın arasından kayarken, tek düşündüğünüz altının sonunda avucunuzda kalmasıdır...

    Sonunda altın avucunuzda öyle veya böyle kalır...
    Daha sonra anlarsınız ki...

    Gerçek Aşk o akan kumlardaymış.
    Aşk belki sevilmeden sevmek demektir. Aşk ellerinle onun ellerini tutarken gözlerinin içine bakıp pembe düşler kurmaktır.
    Aşk sevgili için her şeyini verebilmektir...
    Karşılıksızsa sabahtan akşama kadar ağlamak Aşk.

    Bence aşk kendini unutup başkasını yaşamaktır.
    Aşk acı çekmektir.

    Bir yudum suyun olsa bile onunla paylaşmaktır.
    Geceleri uykusuz kalmak, sabahları da koşarak onun yanına gitmektir. Her an yanında olsa bile, yine de onu özlemektir.
    Onu bir çiçekten bile kıskanacak, ama son nefesini bile ona verecek duruma gelmektir. İşte aşk budur ve ben sana

    AŞIĞIM!!!

  4. 2006-12-07 #4
    Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım

    Sana ne verebilirdim?
    Bülbülü versem,
    Sabırsızdır, sitemlidir.
    Gülü versem,
    Gül yerinde güzeldir.
    Yıldızlar mı?
    Senin yanında sönük kalır.
    Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır..

    Bendeki sana bakarak,
    Başladım mabedimi yapmaya.
    Kalbinin temizliğini kullanarak,
    Bembeyaz mermerler oluşturdum.
    Gözlerinden aldığım parlaklıkla,
    Mermerlerin içine, pırlanta koydum.
    Sevmeye doyamadığım ruhunla,
    Kubbe var oldu, tüm vakarıyla.
    İnsanca yaşamaktaki azminle,
    Minareler göklere uzandı, haşmetle.
    Bana akan sıcaklığınla,
    Duvarların her yerine,
    'Seni seviyorum' yazdım.
    Yüreğinden taşan sevginle,
    Öyle bir bahçe oluştu ki,
    Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli.

    Şah Cihan görseydi,
    Sana gıpta ederdi.
    Mümtaz´a olan sevgisi,
    Seninkinin yanında azmış derdi.

    Üzgünüm canım..
    İçimdeki seni,
    Hiçbir kalıba sığdıramadım.
    Yere, göğe koyamadım.
    Kalbimden sana yakışır,
    Taç Mahal yaptım.
    Şahı sen, Sultanı benim.
    Saltanatın ise,
    Yüreğim...!

  5. 2006-12-08 #5
    AŞIKLAR GÜNÜNÜN TARİHÇESİ..!

    Hakkında değişik yorum ve tanımlamaların yapıldığı bu günle ilgili bir görüş bakın söyle: St. Valentine Aşıklar Günü, İsa'dan önce 4.yüzyıl Roması'nda kutlanan, Çobanların Tanrısı " Faurus Lupercus" şenliğine, başka bir deyişle " Kurt Bayramı'na salıyor köklerini.

    Her 15 Şubat'ta genç Romalılar, içinde Tanrı Kurt'un yaşadığı varsayılan bir mağranın önünde toplanıyorlar. Ortada bir küp duruyor. İçinde kız adları yazılı minik levhalar. Bir lotaryo bu .

    Delikanlılardan yanlızca biri, belki de o savaş yılının en kahraman olanı, yüreği çarparak rastgele bir kızın adını çekiyor. Bu yöntemle kurulan özel çift, ertesi yılki 15 Şubat çekilişine dek, akıllarından geçen her cinsel fantaziyi yaşamak ve uygulamakla serbest bırakılıyor, toplamın onayı alınmış olunuyor, yani yasal olarak özgür kılınıyordu. Romalı gençler, I.S. 500'lü yıllara değin, bu 2000 yıllık geleneği aşk ve şevk ile sürdürdüler. Ama Çoban Tanrısı " Faunus Lupercus " şenliği, dini bütün Hristiyanların canına tak etmişti. Roma Kilisesi sorumluları aradı ve din şehidini bu konuya kurban seçti. Roma İmparatoru II. Claudius döneminde yaşanmış, papaz Valentin bu duruma en uygun aday seçilmişti. İmparator Cladius Gothicus'un gazabından Hristiyanları kurtarmış, ama kendisini feda etmis ve bu papazın kafasını kesmiş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Vatikan, Valentin'e " aziz " ünvanı vermiş. Roma kapılarının biri de zamanla onun adıyla anılır olmuş. Burokrasiye meraklı Roma imparatorluğu, Aziz Valentin'in ölüm gününü de tarihe kaydetmiş. 14 Şubat 273. 15 Şubat tarihi de " Kurt Bayramı " na rastlıyor. Valentin'in ölümüyle bu festival arasında bir bağ kurulup, dini bir kisve giydirilerek bu gün kutlanmaya devam edilmis. Valentin'in ölüm günü, böylece
    Sevgililer Günü olmuş.....

  6. 2006-12-11 #6
    Sesini duydugunuz anda avucarınız terlemeye
    kalbiniz deli gibi carpmayabasliyorsa...
    Bu ask degil HOSLANMAK tır

    Ellerinizi ondan cekemiyor
    surekli dokunmak sarilmak istiyorsaniz..
    Bu ask degil ARZULAMAK tir

    Yaninizda bir tek o oldugu icin onu
    istiyorsaniz....
    Bu ask degil YALNIZLIK tir

    Herkes onunla olmanizi bekledigi icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil SADAKAT tir

    Size sicak, yakin davrandigi icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil KENDINE GUVENSIZLIK tir

    Uzulmesini istemediginiz icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil ACIMAKtir

    Ona deger verdiginiz icin hatalarini
    hosgoruyorsaniz..
    Bu ask degil ARKADASLIK tir

    Butun gun ondan baska hicbirsey
    dusunmediginizi soyluyorsaniz..
    Bu ask degil KOCA BIR YALAN dir

    Onun iyiligi icin kendinizden cok Sey feda
    edebiliyorsaniz...
    Bu ask degil YARDIMSEVERLIK tir

    O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa...
    Iste bu ASK tir

    Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden
    ondan bir turlu kopamadiginizi dusunuyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

    O herkese guclu gorunmesine ragmen
    icindeki zayifligi hissedebiliyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

    Baskalarini da
    cekici bulmaniza ragmen hic pismanlik
    duymadan
    onunla kalmaya devam edebiliyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

  7. 2006-12-12 #7
    İlan-ı Aşk

    Seni gördüm bir mayıs akşamüstünde
    Akşam telaşına karışmış bir hüzün
    Gözlerin nemli başın eğik önünde
    Bir acıyla gölgelenmişti yüzün

    Bende bir sevda doğdu o akşam
    Nice vakittir böyle çarpmadı yüreğim
    Nasıl gelip sana nasıl söylesem
    İnan yanıbaşındayım her an sevgilim

    Anlatılmaz bir haldeyim günlerdir
    Yazıp çiziyorum sayfalarca anlatamıyorum
    Şimdi artık yeniden sevmek zamanıdır
    Tek gerçeğim var seni seviyorum

    Bilemiyorum yoksa günah mı bu sevgi?
    Bana bir daha sevebilmek yasaklı
    Başka bir yeri değil dinle kalbimi
    Son sevdanın adı sinemde saklı

  8. 2006-12-12 #8
    Aşk garip bir oyun. Ayrıca garip olan sadece aşkın kendisi değil, aynı zamanda aşkın sembolleri de oldukça farklı. Gelin aşkın sembollerine birlikte bir göz atalım...


    Ejderha
    Ejderha özellikle çinde büyük bir önem taşıyor. Çünkü ejderha üretkenliğin bir simgesi ve bu yüzden de hiçbir kutlamada eksik olmuyor. Ayrıca bu yıl "Ejderha" yılındayız... İlgilenenlere duyurulur!


    Gül
    Gül antik astrolojide Venüs'ün ve aşkın simgesi olarak kabul ediliyordu. Gerçi günümüzde de anlamını hala yitirmeyen gülün yeri her zaman ayrı olacak.


    Yumurta
    Yumurta Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve aynı zamanda filozoflar için üretkenlik anlamını taşıyordu.


    Elma
    Havva'nın Adem'i baştan çıkartması elmaya bağlanıyor. Herhalde o gün bugündür de elmanın erkekleri baştan çıkarmak için kullanılan bir meyve olarak kabul edilmesi gayet doğal.


    Timsah
    Gambia'da bir söylentiye göre nehirde beyaz bir timsah görürseniz, çok çocuğunuz olurmuş. Nehirde beyaz timsah gören oldu mu bilinmez ama, ülkemizin beyaz timsah görmeye hiç mi hiç ihtiyacı yok.


    Nişan yüzükleri
    Hayatını birlikte geçirmeye karar veren çiftlerin ve sonsuz sevginin simgesi olan nişan yüzükleri çok eskilere dayanıyor. Güncelliğini de hala yitirmedi.


    Ay
    Gece tanrıçası Sirona'nın simgesi olan ay, aynı zamanda üretkenliğin de bir simgesi.


    Yılan
    Yılan birçok kültürde görüntüsü ve hareketliliğinden ötürü cinsellikle karşılaştırılıyor.


    Dudaklar
    Kırmızı dudaklar her zaman kadınların cinselliğe hazır olduklarını ve birşeyleri arzulamaya başladıklarını gösteren bir simge olmuştur.


    Kurbağ
    Eskiden kurbağ gören kişinin ikizleri olacağı düşünülürmüş. Ayrıca kadınların kurbağ gördüklerini söylemeleri cinsel ilişkiye girmek istediklerini belirtirmiş.

  9. 2006-12-12 #9
    AŞKMIYDI O ?

    Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
    Neydi çekip kendine, beni bağlayan
    Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
    Elleri ta içimde o dev miydi

    Etime bir alev değmişcesine
    Nasıl da yakardı öptügü zaman
    Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
    Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine

    Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
    Gozlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
    Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
    O delice sürdürmeler yaşantımızı

    Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
    Sarıldıkca güçlenmek, bütünlenmek
    Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
    Ve en kuytularda buluşmak korka korka

    Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
    Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
    Varmak icin o sevgiyle açılmış kollara
    Apansız düsmek yükseklerde bir yerden

    Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
    Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
    Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
    Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de

  10. 2006-12-13 #10
    ÂŞIK OLMADAN ÖNCE DÜŞÜN
    Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin
    sokağa fırlayacaksın...
    Sokaklarda dar gelecek
    tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi
    ne denizin mavisi açacak içini
    ne pırıl pırıl gökyüzü
    kendini taşıyamayacak kadar büyüyecek
    biryandan da kaybolacak kadar küçüleceksin
    birileri sana bir şeyler anlatacak
    ''önemli olan sağlık''
    ''yaşamak güzel''
    ''boş ver her şey unutulur''
    gözyaşlarından etrafı göremeyecek hale geleceksin
    ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek
    az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin
    hep ondan bahsetmek isteyeceksin
    ''ölüme çare bulundu '' ya da
    ''yarın kıyamet kopacak'' deseler
    başını kaldırıp ''ne dedin?''
    Diye sormayacaksın
    yalnız kalmak isteyeceksin hem de karanlıkların arasında kaybolmak
    ikisi de yetmeyecek...
    Geçmişi düşüneceksin...
    Neredeyse dakika...
    Ama kötüleri atlayarak
    onunla geçdiğin yerlerden geçmek isteyeceksin
    gittiğiniz yerlere gitmek...
    Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
    Ama bile bile yapacaksın
    biri sana içindeki acıyı
    söküp atabileceğini söylese kaçacaksın...
    Aslında kurtulmak istediğin halde...
    O acıyı yaşamak için direneceksin...
    Hayatının geri kalanını onunla geçirmek isteyeceksin
    aksini iddia edenlerden nefret edeceksin
    herkesi ona benzetip
    kimseyi onun yerine koyamayacaksın
    hiçbir şey oyalamayacak seni
    ilaçlara sığınacaksın
    birkaç saat kafanı bulandıran
    ama asla onu unutturamayan...
    Sadece bir müddet buzlu
    camın arkasından seyrettiren
    bütün şarkılar sizi için yazılmış gibi gelecek
    boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
    uyumak zor uyanmak kolay gelecek
    bazen de hiç güneş doğmasa diyeceksin
    ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler
    ölmeyi isteyip ölemeyeceksin
    belki çivi çiviyi söker diye
    can havliyle önüne çıkana sarılacaksın
    ................
    Nafile...
    Düşüncesi bile tahammül edilemez gelecek
    rüyalar göreceksin,
    gerçek olmadığını istediğin
    her sıçrayarak uyandığında
    onun adını söylediğini fark edeceksin
    aramayacağını bile bile....
    Telefon her çaldığında yüreğin ağzına gelecek
    ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla,
    yüreğin burkulacak...
    Canın yanacak...
    Bir daha sevmemeye yemin edeceksin
    hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden
    onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın
    defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin
    yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    Onunla hiçbir anının olmadığı yerlere gidip yerleşmek...
    Ama bir umut...
    Onunla bir gün bir yerlerde karşılaşma umudu...
    Bu unut seni gitmekten alıkoyacak
    gel-gitler içinde yaşayacaksın
    tabi buna yaşamak denirse
    razı mısın bütün bunlara?
    razımısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
    O halde âşık olabilirsin...



  11. 2006-12-16 #11
    ölümdün yüreğime


    gelişlerin ölümdü yüreğime,
    oysa hasrettim geleceğin güne,
    çok istedim sarılmayı,sıcak tenine,
    dokunamadım,bakamadım gözlerine....

    kalbim aşka mezar kazmış,
    aşktan yana hep yanmış,
    sevdan yüreğimin düşmanıymış,
    anladım sevdan harammış....

    gene karşımdasın,geldin(!)
    ama benim değilsin, elsin,
    her gün öldürüyor gelişin
    beni gömmek için mi geldin....

    hep yandım, hep ağladım,
    derdimi kimseye anlatamadım,
    sevdan yüreğimdeydi bırakmadım
    sensizken de hep ağladım.....

  12. 2006-12-18 #12
    Asklar da Ayakkabilar Gibidir...

    Bazilari çamur yagmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" kosullarina dayaniklidir.Bazilari ise ummadiginiz kadar kisa zamanda çabucak "yamulur" ilk yagmurlu havada "alti açilir" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.


    Asklari da ayakkabilar kadar "itinayla" seçmezseniz, tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir.



    Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla açilir" diyen saticiya inanarak alirsaniz, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar.



    Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip "zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz.



    Asik olabileceginiz insan türü, tipki ayakkabilar kadar degisik stillerde, farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir".... Aski bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar.



    Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar.



    Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle ateslenen asklar vardir.



    "Bez" ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari" ise hemen herkesin kisisel tarihinde mevcuttur.



    "Marka" ayakkabi alir gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" asiklar görürsünüz.



    Kati plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.



    Ayrica ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir.



    Evet ask "ayakkabidir".



    Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor" kullandigniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz".



    Ve nasil ki "delik" bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca "bir miktar" ömrünü uzatmis olursaniz; "delik" bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"!

  13. 2006-12-19 #13
    Uçurumlardan Atamadığım Kalbime

    Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından.
    Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair. Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...

    Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi. Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...

    Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.

    Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor.
    Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...

    Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rölünü iyi oynayan utanmaz haytalardan...
    Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...

    Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp dururyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...

    Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer.
    Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları.
    Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman..

  14. 2006-12-21 #14
    AŞK ...
    Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
    Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
    Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
    Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
    Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
    iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
    Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
    Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
    kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.
    Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.
    Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.
    Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
    Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.

  15. 2006-12-22 #15
    Bir Gün AŞK Sana Küsecek...

    Her kaçış sonrası bir ürperişle geliyorsun yanıma..korkuyorsun birşeylerden belli..

    kendi dünyamda kurduğum bir sevgilim vardı benim,artık yok...
    o yanlızca ve yanlızca benimdi..tenine benden başka kimsenin kokusu değmemiş ve yüreğinde benden başkasına ev sahipliği etmemiş...

    çok uzaklarda olsada yüreğime yüreğini koyup gitmişti bir zamanlar ve hep geleceğim diye bekletmişti kendini..sevdim onu beni hayata bağlayan tek nedenimdi tek sebebimdi ve tek bir bedendik biz...

    anlayacağını umuyorum ama sanmıyorum..beni,yüreğimi başka bir bedene satan birinden bahsediyorum..artık rüyalarıma bile giremeyecek kadar değersiz birinden..kendi kendini göz göre göre bitirmiş birinden..bende bitmiş birinden..

    yazıklar olsun demek bana yakışmayacak!
    bu gidişine sevineceğim..

    sen benim mutluluğumu bile haketmiyorsun ama ben kendim için seviniyorum!!!

    bir aşkla daha oynayacaksın..aşka yazık edeceksin..aşkım demek yakışmayacak sana,bir gün aşkta küsecek sana ben gibi ve geri dönmek isteyeceksin,pişmanlıkların seni mahvedecek,kan akacak gözlerinden..yüreğin ağrıyacak..

    ama eğer bir gün sevdama rastlayacağını düşünüyorsan...
    ben çoktan başka bir sevdada olacağım beni bulamayacak öleceksin!!

    ....
    Yatağım biz kokmuyor... Senin yastığın halen daha yok.
    Duvarlara sinmiş gölgen kayıp ve biliyor musun? Kayıp ilanın bile yokkkkk!!!...

  16. 2006-12-23 #16
    Ferhat'in yoluna cikan dagin adi unutuldu. Sirin'i hapseden zindanlarin duvarlari coktan toz oldu. Ferhat'in Sirin'e aski dillerin ucunda simsicak konusuyor, kalplerin taracalarinda terutaze nefes alip veriyor. Dag yikildi, duvarlar unutuldu, araya girip ayiranlarin isimleri anilmadi; ancak Ferhat'in kalbinde olan, Sirin'in ruhunda gezinen ask dag gibi dimdik ayakta duruyor, yamaclarini susleyen pinarlardan nice dudak hâlâ daha ab-i hayat iciyor...

    Aglama ey ask, aglama ki, Leylâ'yi Mecnûn'a uzak eyleyen col kac kere kurudu, kumlarini kac ruzgârin hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ'nin gozyaslari hâlâ daha asiklarin yanagini yikiyor, Mecnûn'un deliligi her gece asiklarin aklini basina getiriyor. Col kaybetti ey Leylâm; senin adin kaldi. Aski hor gorenlerin adi collerin kumlari gibi kimliksiz kaldi ama Mecnûn'un hatiri hep kaldi.


    Yûsuf ile Zuleyhâ'dan geriye ne kaldi ey ask? Misir sultaninin adi hicbir siire sizmadi. Yûsuf'u satanlarin esâmesi okunmuyor, Yûsuf'a canini veren Zuleyhâ, bak nasil da hayretle aniliyor. Uzulme ey ask, uzulme, yuzunu yikayan gozyaslarin nice Yâkub'un gozlerini acmaya ayarli. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandi, Zuleyhâ kâr eyledi.
    Zavalli Zuleyhâ...Senin icin ne muskiller yasadi ey ask. Yûsuf'a sarmasiklanan yuregine soz geciremedi senin yuzunden. Bir Misirli Zuleyhâ varmis desinler diye yapmadi bunu elbet. Senin icin yapti, ask icin yapti. Arada haram vardi ey ask. Sen ona helali goturemedin. Ona nasip olmadi Yûsuf. Onun sevdasi mahsere kaldi.

    Sen eskisin ey ask. Cok eskisin. Eskicilerin alip satamadigi kadar yeni, insanlik tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yurekte farkli bir elbiseyle cikiyorsun karsimiza. Ama hep aynisin. Senin adini kim koymus bilmiyorum. Ama her yerde hazir bekliyorsun. Ve aslinda yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolasik olur muydu ayaklarimiz senin yolunda. Kimse askin ustasi olamadi, kimse seni kusatamadi. Kimse tedirginligini birakamadi senin yaninda, kimse kalbini sakin kilamadi kucaginda. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

    Sen asksin...Sen hem hayal, hem gerceksin. Hem irak, hem yakinsin. Bazan gunes kadar yakici, bazan sularca serinsin. Bizi yucelten buyutensin. Sen atessin...Sen her seyi aritir, temizlersin. Sen sularin bile susadigi susun; hic bitmez serinliksin, hic bilinmez derinliksin.

    Cunku sen bize ta otelerden armagansin. Sen guzelsin, sen Tanri misafirisin kalbimizin kapilarinda. Seninle yikanmayan gonuller pasli, seninle tanisan yurekler yasli ey ask. Tum cefana ragmen seni gonullerin efendisi bildik. Bin turlu yuzunu bin turlu sevdik.

    En guzel sarkilar senin icin soyluyor ey ask...Senin icin geldi bahar.. Nisan yagmurlari senin icin yagiyor semsiye semsiye...Nevruz cicegi senin icin el verdi cigdeme. Asiklar senin icin bahari bekliyor. Yaseminler, itirlar, yaban gulleri senin icin desteleniyor ...

    Sen asksin...

    Anlamini bilemeyip onumuze kattigimiz... Ama cok ucuzladin artik. Kursuni binalarin kasveti altinda gorunmez oldun. Ne Mecnûn'u kaldi dunyanin ne de Leylâ'si. Oksuz kaldin... Yetim kaldin... Saltanatin bitti.

    Sen asksin ya; tum dunya sana kurulu sanirdim. Oysa ayarlar bozulmus. Ibre yalan yanlis isliyor.

    Yalanciktan acilan kapilarda kaliyorsun. Gorunmez bir cadi, olmadik buyusuyle seni kolluyor.

    Sil gozunun yaslarini ey ask, sil ki, onlarin isimleri ayrik otlarina konulacak; seninki de benimki de asiginki de gullerin kokusunda her daim koklanacak!

    Demek artik gidiyorsun. Insanlara veda etmeden sessizce...

    Sana kor olmus, sana sagir olmus, sana lâl olmus gonullerden cekiliyorsun, seni unutmus zihinlerden kaciyorsun.

    Haklisin. Seni harac mezat pazarlarda ucuza sattik ey ask.

    Yûsuf'u kuyuya atar gibi. Meze yaptik seni duskunluklerimize.

    Ferhat'i dagin ardinda unutur gibi. Ask haritalari cizemedik kalbimize.

    Mecnûn ile Leylâ arasinda coller yayar gibi. Sinirlarimizi olusturamadik.

    Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadik. Kerem'i Asli'ndan koparir gibi.

    Asksizlarin dunyasinda yalniz kaldin ey ask...

    Seni kaldiracak, sana kanacak bir dunya var mi dersin?

    Giderken bize bir esinti birak da oyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun.

    Mecnûn'un colunden, Ferhat'in dagindan, Kerem'in kulunden ne varsa al gotur ey ask.

    Ta ki bu hasret biz asksizlarin, aski unutmuslarin yuregini tutustursun.

    Biz insanlari, hayatin kalbine ceken guc sensin. Daglari deldiren sen, colleri geciren sen, daglari ovalari asiran yine sen. Rabb'imizin ruhumuza ufurdugu musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadik. Bizi affet ey ask... Oyle kaybettik seni ki kaybettigimizi bile bilemedik. Affet bizi ey ask...

  17. 2006-12-24 #17
    Gercek askkk (vaaayy beee)
    Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla
    gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;
    Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
    Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli
    Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum
    Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle
    Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
    Delikanlı : Şimdi de bana sıkıca sarıl
    Kız delikanlıya sıkıca sarılır
    Delikanlı : Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..
    Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı: Motorsiklet Kazası;
    Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.
    Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti.
    Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve
    kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı. İşte gerçek AŞKIN anlamı da buydu..


    Arkadaşlar bu gerçekten yaşanmış bir olaydırrrrr..

  18. 2006-12-26 #18
    Ankara'da Aşık Olmamalı İnsan !



    Kaç alın yazdıysan bana, kendimin saydım biliyorsun.

    Kaç adım kaldıysa adına, zincirleme kazadır hepsi...

    Sussam, gözlerin neyi hak edecek ki...

    Yarı çıplak bir iklimin serüvenine takılmıştı gözlerim.

    Kabuğu soyulmuş, hamsı cinnetlerin tadını çıkarıyordum.

    Sene bilmem kaç.

    Gürül gürül yanan gözlerinin sahte teferruatında kızartırken aldanmışlığımı,

    üzerine yeminler ettiğin adımdan tiksiniyorum.

    Helalinden saydığım ne varsa, ağzımda paramparça.

    Kaldırıp atmaya tenezzül etmediğin serseriliğime paha biçiyorum.

    Benim senin kadar acemi terklerim olmadı...

    Söylediğim her 'hayır! 'dan kaçmak isterken, karşıma ustalığın çıktı.

    Ardıma bakarak irktiğim oldu, aklımı başıma seferber edemeden yittiğim...

    Hepsinden habersizsin!

    Kendisi toplamlarından çıkarıldığında,

    toplamlarının toparlanamadığı bir hesapsızlıkken sen,

    hesapta olmayan üveyliklerin zamansız yordu.

    Şimdi kalkıp gitmek vardı içinden...

    Neden durup bakmadın parmaklarıma basarken?

    Neden 'sür! ' dedin kelimelerini, cahillik diz boyuyken saltanatında?

    Su toplamış göz bebeklerime batırdığın çuvaldızlar, kendine iğnesiz şimdilerde.

    Başkasına başkalaşmayacak değilsin!

    Yeter ki, rahat bırak elif- ba'larımı...

    Düş-tün,

    Düştüm…

    Düş tümceli italiklere uğurlarken mağrurluğumu, gözümden düştüm.

    Koridorlara sığdırdığım kentler soğudu, kalbim ürpermiyor artık ölülerden.

    Senin de bir ölü olmadığını kim ispatlayabilir?

    Kim kaldırır yol üstü cinayetlerinden aşklarını?

    Limanını terk ettiğin gemilere dönmeye gücün yok!

    Tükeniyorsun, görmüyor musun?

    Bu sıkı yönetim, bu karatma geceleri, bu suç,

    sokağa "çıkma" yasağını yasaklamak için avutulmuştu günlerce ellerimizde.

    Yazık! Aforoz ettin aklımı hiç yere.

    Kurallı- bileşik suçlarına suç ekledin.

    Susuyorsam, cezanın da bir suç olduğunu bildiğimdendir.

    Susuyorsam, kahrolsun hümanizm!

    Susuyorsam, cinayetsin bakışlarıma…

    Yalnızca başını hatırladığım ilkel bir yalnızlığın belirginliğiydin.

    Arada başı bozuk ispiyonlar vardı, bacaklarımdan düştüğün yollar…

    Dizlerime sahip çıksaydın, anlardın alnında ağrıyan kış uykularını.

    Bilseydin, bu kadar ürkmezdin kendinden.

    Ki yoktun sen.

    Yoldun ya da.

    Ve ben seni, "yolculuk" oynarken kaybettim.

    Yollarımda, mızıka çalan şehla şehirler yoktu.

    İntihar süsü verilmemişti henüz aşklara.

    Şehirlerarası bakışmalar olanaksızdı.

    Kelime oyunları, boynu bükük zafer işaretleri kadar coplanmamıştı "nezakethanelerde…"

    İşte bu yüzdendi bütün kazalara "sen" deyişim,

    işte bu yüzden düşüyordun alfabenin en kaygan yerinden.

    Yıldızlarca değil, yıllarca uzaktın benden.

    Gökten üç elma düşse, ağlardım gizliden…

    Kendime gitmenin vaktini geçiyor yelkovan kuşları.

    Ne çıkar tutmuşsam saçlarını rüzgarın,

    koşmuşsam peşinden ciğerlerim patlayana kadar,

    caymışsam sevdamın ev sevdi yerinden.

    Bir ayvaz ağıdı seğirtip yakaladı işte şahdamarımdan.

    Ne fark eder beni sevmişsin, sevmeye yeltenmissin, sevmemeliymişsin…

    Ben kendi aşkımdan sorumluyum!

    Kentsizliğine acıyorum kahkahalarımla.

    Cesedindeki şiirleri yolduğun tırnaklarımdan soyunuyorum.

    Seni bağışlamıyorum!

    Ne kendime,

    Ne yollara,

    Ne de vaadi yitik istirhamlara.

    Bugün, saçlarımı kestim zülfükarla. Belki artık beğenmezsin beni.

    Sola dönüşü olmayan tabelalardan, bir gün sökeceğim sokağını

    ve öylece kaybedeceksin beni ciltsiz kusurlarımda.

    Beni hep arayacaksın…

    Kilometreleri ben koymadım ki oraya!

    Neden "bitsin! " denilen yerden sökülmüyor bu sevda, mani oluyorsa sana?

    Neden masallarla uyuttun kulağıma söylediğin türküleri?

    Hiç hakkım yok mu uçaklarla selam söylemeye gözlerine?

    Hırpalanmış sesinin içinde bile, suçunu gizleyecek kadar suçlusun!

    Gökten üç elma düştü,

    Gözümden üç kent,

    Ağlamadım açıktan…

    Anladım.

    Ankara'da aşık olmamalı insan…


  19. 2006-12-28 #19
    Seni ne çok sevdim ben...
    Ne çok gözyaşı döktüm senin için...
    Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim...
    Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim...

    Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz...
    Yaşamak mümkün değil...
    Yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı...
    Amansız acılar içindeyim....
    Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin...
    Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin..
    Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı...
    Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim...
    Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı...
    Anladım ki beni hiç duymayacaksın...

    Sana sitem edemem...
    Ama o sözün çok kırdı beni biliyormusun...
    Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim...
    Oda mutlu olman...

    Mutlu ol sevdiğim...
    Mutlu ol şiir gözlüm...
    Nereye kime gidersen git yeterki sen mutlu ol...

  20. 2006-12-28 #20
    ŞU AN SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM


    Bugün tüm masumluğumla gelmiştim oysaki sana… Beni anlamayacağını biliyordum. Anlaman için gelmiyordum zaten. Bunca eziyeti ikimiz için de çekmiyordum. Bilirsin gereğinden fazla bencillik verilmişti bana..! Bunun için yaratana sitem etmenin bir manası yoktu. Kendimde biriktirdiğim anlamların yanında çok fazla göze batmıyordu bu kusurum. Zaten aşk bencillik demek değil midir? Karşısındakinden müsaade almadan girivermez mi insanın hayatına..! Öylece yaşamaz mı iliklerimizde? Kanımız çekilinceye kadar eziyet yüklemez mi bizlere..! Sana bunun tarifini neden yapıyorum ki! Bunu anlayamayacak kadar küçük değil miydi senin yüreğin..!

    …Bana yetmeyeceğini biliyordum. Senin yaşamında sonsuza kadar kalacak değildim oysa ki… Seni esir etmeyecektim kendime. Bize sunulan mutlulukları yaşayacaktık sadece… Sonra mı! Üzerinde yürüdüğümüz yol bizi nereye çıkaracaksa oraya gidecektik..! Sonrasına bakmıyorum ki ben hiç… İnanmadığım şeylerin konuşmasını yapmak lüzumsuz geliyor bana..! Bildiğim ve düşündükçe anlam veremediğim bir çok şey var beynimi kemiren… Yanımda olman, nefesini hissetmem, yüreğini okumam ama sana dokunamamam. Bu satırlara dahi işlenemeyen ne büyük bir sancı! Bu bedenin nasıl bir başına sararıp solduğunu, yok olduğunu görüyorum. Bunun adı çaresizlikten çok öte bir şey olsa gerek.

    Üzgünüm, benim çiçeklerim yoktu, bu yüzden seni baharlara taşıyamadım. Ilık esen rüzgarlarım ve altından ırmaklar akan bahçelerimde olmadığı için sana cenneti de vaat edemedim. Ben bilerek ateşlerde yanmayı öğrendim. Böyle yaşamak beni ben yapıyordu sanki. Anlamanı beklemiyorum çünkü sende gördüğüm şey o kadar soğuk ki! ! Tüm bedenimi ayaz kestiriyor adeta. Yüreğinin senden çok uzakta bir yerlerde öylece kararmış ve yalnızlıktan nasırlaşmış olduğunu görmekteyim. Kim bilir belkide sırf bu yüzden sıradanlık kazanmış bir hayat yaşamakla meşgulsün.! Ben istemeseydim, bir dalga kadar yükselemezdin yüreğimde! Sana bu kadar çok anlam katmazdım. Üç günden öteye gitmezdi, bende ki ömrün… Korkma, zamanı geldiğinde sana sormadan gideceğim, yüreğinin uzak kıyılarından ama bugün değil… Ölmek için en güzel günü seçeceğim..!

    …….. Şuan seni sevmekle meşgulüm..!

  21. 2006-12-28 #21
    GARİP BİR AŞK'A

    Ağladın
    Evet ağladın
    Sabaha karşı otların üzerine
    Çiğ düşmüşçesine,
    Islandı gözlerin.
    Karanlığa saklamıştın.
    Gözlerindeki korkuyu
    sevgiyi,
    Ürkmeni,
    Sevincini,
    Burukluğunu.
    Ve en önemlisi içinde ki acındı
    Ve en çok korktuğun ya kalbim kırılırsa...
    Ve en çok kaçtığına yakalanmıştın.
    Garip bir aşk'a
    Ve ben ne yapıyorum dedin...
    Ben Ferhat'mı oldum
    Yoksa Mecnun'mu
    Yoksa bilinmedik bir aşık mı?
    Hiç tarif edilemeyen sonsuzluk mu?
    Kaybolmak mı?
    Yoksa hiç yaşamadığımı varsayarak
    Yeni bir başlangıç mı?
    Bu başlangıç...

  22. 2007-01-05 #22
    ASKIN SEN HALI

    Bir kadınının bir adamı ancak bu kadar sevebileceğini gözlerine bakınca anladım... Gözlerine yansıyan bakışlarımda, bir kadına ancak bu kadar güzel bakılabileceğini gördüğüm gibi...


    Kimse senin gözlerinle bakmamış bana, ben kimsenin gözlerinde yitip, o gözlerle seyre dalmamışım dünyayı; senden önce... Aşk; aşk olalı böyle bir hal, böyle bir duruş yakalamamış bir çift gözbebeğine cennet bahçelerinin gölgesi gibi inen, her biri yüreğimi tam da orta yerinden vuran kirpiklerde...


    Kokundan tanıdım seni... Yıllardır arayıp da bulamadığım o koku... Deniz kokusu kadar büyülü, yabani leylak kokusu kadar baştan çıkarıcı, bebek kokusu kadar saf, taze ekmek kokusu gibi sıcacık. Bir yandan da gibi'si olamayacak kadar tanımsız... Başım nasıl dönmez şimdi benim? Önüm sıra alıp gitmek varken bu kokuyu, arkamı dönüp de uzaklaşabilir miyim senden? Sana karışıp, kaybolmak, seninle bir olmak varken...


    Dudaklarımı yakıyor hasretinin buruk tadı... Ama o hasret ne de güzel acıtıyor biliyor musun... Ne de güzel sızlatıyor ince ince. Senin yarin; sabır eyliyorsa böylesi bir özlemi, bil ki canından çok seviyor seni. Bil ki vaktini saatini bekliyor vuslatların en güzelinin...


    Uykuların en derininde kıpırdanıyordur şimdi dudakların, kimbilir hangi rüyanın en tatlı yerinde belli belirsiz mırıldanıyorsundur gördüklerini. Bense uykusuz bir gecenin koynunda beş harf seçmişim alfabeden, ismin diye döndürür dururum dilimde. İsmin, susuzluktan ölsem bile içmeye kıyamadığım bir damla su...


    Sana kavuşacağım ana dek geçecek tüm saatler, kollarında olacağım zamana takvim dokumuş bütün günler nasıl adınla başlıyorsa, içime çektiğim her nefes de adınla doluyor bedenime... Verir vermez nefesimi, hızla içime çekiyorum yine, ya kaybolursa ismin bu odanın içinde...


    Güneş, ilk ışıklarını nice alemlerin üzerine yaymak, nice karanlıkları aydınlatmak için nazlı nazlı süzülürken ufuktan gökyüzüne doğru, benim güzel gözlü meleğim de salacak bakışlarını dünyamın üzerine ki anlayayım gecemin güne kavuştuğunu... Yaşamımın en büyük müjdesi, en büyük aşkı, duy bu dediklerimi: Her ne geldiyse başıma seni bilene dek; bin beterine razı olurdum yine; ödülün yine "sen" olacağını bilsem. Ben talihsiz sanırken kendimi, meğerse ne büyük bir sınavdan geçiyormuşum! Meğerse diyetini en başından ödüyormuşum şimdiki mutluluğumun. Çok dua etmişim; bir o kadar da almışım demek ki, sevabım günahımdan çokmuş demek ki. Bilmem ki şimdi nasıl şükretmeli?...


    Hem içimdesin; hem dışımdayım. Hem bendesin, hem sendeyim...


    Şu ömür dedikleri rüyanın içinde sen bulmuşsun ya beni, daha ne isterim ki hayattan? Başka ne için yaşanabilir ki bundan sonra? Sadece senin için; sen diye, seninle... Senin gülüşün, sesin, nefesin, tenin olmadan tutunamam artık hayata, çünkü bana kendini tertemiz aşkından süzüp de getirdin sen; onca pisliğin yalanın arasında can çekişirken bu yorgun dünya... Yalanları, yamalı hırsları, küçük hesapları, sinsiliği; sahte aşkları ile kuşatıp her önüne gelene lütufmuşcasına dağıtanlara ibret olsan keşke; yüreğinin saflığıyla, dürüstlüğünle... "Böylesi de varmış" dedirten yüreğinle, beni gerçek aşkın güzelliğine inandıran yüreğinle...


    Geçmişin tüm puslu izleri silindi gitti, dün de sensin bugün de. Yarın varsa, senin için var. Olmazı "ol" deyişi ile olur kılan yüce tanrım yüzünü bana senin yüzünde göstermiş demek ki...



    Tüm kelimeler, senin dünya üzerindeki varlığını bildiğim gün yeni baştan vücut buldular, gerçek anlamlarına o zaman kavuştular. İşte bu yüzden "sevgilimsin", işte bu yüzden "seni seviyorum"... İşte bu yüzden ruhumu tüm kötülüklerden koruyan bu aydınlığın diğer adı;



    "aşkın sen hali"....

  23. 2007-01-09 #23
    ADINIZIN BAŞ HARFİNE GÖRE AŞK DURUMUNUZ

    A
    İlla da ilişkilerinizde romantizm diye tutturduğunuz
    söylenemez!Daha çok aksiyonla ilgilisiniz. Hareket lazım size, hareket. Üstelik uğraştığınız her şeyde. Flört edecek kadar sabırlı değilsiniz. Ama dobralığınıza söyleyecek hiçbir şey yok. Esiniz çok çekici olmalı. Özellikle fiziksel yönden. Çünkü bir şehvet düşkünü olarak siz buna çok önem verirsiniz.

    B
    Duygusallık ve romantizm sizin özelliğiniz. Mum ışığında
    yemek, ay ışığında yürümek sizin için ideal. Sevgiliniz size hediye almak
    zorunda çünkü bu tur numaralardan hoşlanıyorsunuz. İradeniz çok kuvvetli. Özellikle seks konusunda. Ama sevginizi ifade etme kabiliyetini muazzam.

    C
    Sosyallik paçalarınızdan akıyor. Siz flörtsüz de duramazsınız.
    Sevgiliniz yandı her an yanınızda olmak zorunda. Tamam duygulu ve
    duyarlısınız ama seks de önemli değil mi? Biraz bencilsiniz, ne ayıp, sanki
    esiniz, sevgiliniz size tapmak zorunda! Seksi sevmenize rağmen çok uzun sure hayatınızda seks olmadan yasayabilirsiniz.

    D
    Kafaya takmaya görün! Onu mutlaka elde edersiniz. İmkansız olsa bile kolay kolay vazgeçmezsiniz. Yardımseverliğin bu kadarı da fazla. Popülerliğinizin kaynağı da bu. Sıfatlarınız şunlar: Seksi, sadık, kıskanç ve bencil.

    E
    Seks sizin için zevkten daha öte bir şey! Is, stres, para, diş etkenler
    seks hayatinizi olumsuz yönde kolayca etkileyebiliyor. Ama her şeye rağmen asla seks duygunuzu tamamen kaybetmiyorsunuz. İhtiyacınız sürekli ilgi. Allah kolaylık versin.

    F
    İdeal sevgili, ideal romantik. Sevgilinizi ilahlaştırıyorsunuz.
    Üstelik bundan zevk alıyorsunuz. Dışarıdan gösteriş düşkünü olarak
    görülebilirsiniz ama içinizde sıcak ve romantik bir insan var. Umarım
    pesinde koştuğunuz ideal sevgiliye ulaşırsınız.

    G
    Sizin için söylenecek iki sözcük: Müşkülpesent ve ayrıntıcı.
    Biraz özentisiniz. Statüsü sizden yüksek insanlarla ilişki kurmaya
    bayılıyorsunuz. Ayrıca bir özelliğiniz daha var, erotizmin zirvesine nasıl
    ulaşabileceğinizi iyi biliyorsunuz.

    H
    sürekli bir arayış içindesiniz. Üstelik ne aradığınızı da biliyorsunuz:
    Sizi her yönden zenginleştirecek bir partner. Onun için her şeyi
    yapabilirsiniz. Ama buna yatırım gözüyle yapmanız iyi değil. İtiraf edin
    bazen yapıyorsunuz!

    I
    Sevilmek için yaratılmış birisiniz. Sevgilinizin size tapması için her
    şeyi yaparsınız. Ama unuttuğunuz bir şey var, her şeyi hep ondan
    bekliyorsunuz. Bu kadar çabuk kırılmanızın nedeni bu. Sizin için asıl olun
    güven duygusudur. Seks ise sadece doyurulması gereken bir ihtiyaç.

    J
    Müthiş bir fiziksel enerjiniz var. Sevişirken hiçbir güç sizi durduramaz.
    Partnerinizin yorulması hariç! Sizin için karsı cinsle ilişki bir meydan
    okuma. Romantik olduğunuz söylenebilir ama sizi asil ilgilendiren bastan
    çıkarmak. İdeal aşka inanıyorsunuz. İsiniz kolay değil.

    K
    Ketum ve utangaçmış gibi görünüyorsunuz ama son derece şehvetli ve duyarlı bir insansınız. Ama bunu kimseye çaktırmıyorsunuz. Ticari kabiliyetlerinize maşallah. Bu isin bütün ayrıntılarına hakimsiniz. Ciddi görüntünüz insanlarda çekingenlik yaratıyor. Aldatmaktan ve aldatılmaktan nefret edersiniz.

    L
    Aşk sizin için tutkuyla eşdeğer. Sevilmekten çok sevmeye önem
    veriyorsunuz. Birine bağlanmak sizin için çok değerli. Aşk konusunda her
    alanda basari garanti. Bu yüzden biraz maymun iştahlısınız. Yeni tatlar
    deneme potansiyeline sahipsiniz. Tuzlu mu, tatlı mi, eksi mi? Sevgilinizin
    isi zor çünkü entelektüel olmak zorunda.

    M
    çok duygusalsınız. çok ama. Bir ilişkiye girdiğinizde tüm
    benliğiniz eriyip gidiyor. Seks özgürlüğüne inanıyor gibi görünseniz de,
    lafta, doğru değil. Fantezileriniz ve seksüel enerjiniz tükenecekmiş gibi
    durmuyor. Birlikte olduğunuz insani çocuk gibi koruyup, kolluyorsunuz. Ama onun bundan sıkılabileceğini hiç düşünmüyorsunuz.

    N
    Sizi yakından tanıyanların asla inanmadığı iki sıfatınız var: Masum ve
    çekingen. Bu sadece diş görünüşünüz. Son derece aldatıcı. Seks konusunda çok yeteneklisiniz. Sekste tekdüzeliğe asla tahammülünüz yoktur. Maalesef mükemmeliyetçisiniz bu yüzden de sizin standartlarınıza uygun birini bulmanız çok zor oluyor.

    O
    Oooo sekse çok düşkünsünüz! Ama biraz da çekingensiniz. Enerjinizi başka alanlara yönlendirmeniz bu yüzden. Para ve güç sizin için çıkı yolu.
    Düşkün olmanıza rağmen seksi ciddi bir is gibi görüyorsunuz, karsınızdakini de seksüel bir obje gibi. Bu yüzden itirazlar geliyor.

    P
    Sizin için hayatin anlamı sosyal statü. Biriyle birlikte olabilmeniz zor.
    Çünkü eli yüzü düzgün olmayan biri sizin statünüzü düşürür. Üstelik çok da
    zeki olmalı çünkü siz tartışmadan duramazsınız. Bu sizin için bir ihtiyaç!

    R
    Birlikte olmak için en iyisi kendinizi kopyalamanız olurdu.Çünkü sizin
    tıpkı kendiniz gibi birine ihtiyacınız var: entelektüel ve zeki.
    Akil sizin için fiziksel güzellikten daha önemli. Ama bu seksin önemsiz
    olduğu anlamına gelmiyor. Esiniz yatakta etkili değilse,öğretmekten zevk
    alırsınız.

    S
    Gevezesiniz. En büyük zevkiniz konuşmak. Esiniz dinlemekten
    hoşlanmıyorsa yandınız. Es değiştirmek zorundasınız. Çünkü konuşmak sizin
    için bir ihtiyaç. Hayatınızdaki her şey derli toplu olmalı. Uyumsuzluk ve
    karmaşadan nefret ediyorsunuz. Siz her şeyi kontrol etmek istiyorsunuz. çok
    flört ediyorsunuz. Sizin için flört seksten önemli. Ama bir kere kalbinizi
    kaptırmaya görün, dünyanın en sadık insani oluverirsiniz. Size uygun
    sevgili bulamazsanız, iyi bir kitapla da idare edebilirsiniz.

    T
    Tam bir romantik. Aşka düşkünsünüz. flört için ideal bir tipsiniz. Asık
    olduğunuzda romantiksiniz ve bu yüzden de kırılgansınız. Ufak bir aksilik
    ayaklarınızın yere basmasını sağlar. Anında gerçekçi olursunuz.

    U
    Tam bir paradoks. Asık olduğunda gerçekçi, asık olmadığı
    zamanlarda aşka asık bir tip. Her zaman değer verecek birini arar. Sevmek
    için yaratılmıştır. Sevgilisini her şeyin üzerinde tutar.

    V
    Sizden adam olmaz, her zaman özgürlük ve heyecan pesindesiniz üstelik
    gizemli insanlar ilginizi çekmek ne kelime, sizi büyüler. Ye yasça büyük
    ye da küçük insanların pesinde koşarsınız. Bu yüzden bütün ilişkileriniz
    tehlikelidir.

    Y
    Bağımsızlık, sloganınızdır. Biriyle olmanız zor, haliyle. Her
    zaman kendinizi ispatlamak zorundasınız. Özellikle sevgilinize karsı.
    Ye o da kendini ispatlamaya kalkarsa? Ama Allah için son derece acık ve
    çekici bir insansınız. Sekse önem veriyorsunuz. Ama para daha önemli. Ne
    ayıp!

    Z
    Askın acı çekmek olduğunu artık biliyorsunuz. Samimi, hassas, duygusal ve
    hayalperestsiniz. Bası dertte olan insanlar için, sizden daha iyi biri
    bulunamaz. Üstelik her zaman da sevgilinizin kurtarıcısısınız. Ama
    paylaşmaktan çok hoşlanmıyorsunuz. Özel hayatinizi, sırlarınızı kendinize
    saklıyorsunuz. Belli olmasa da seksi seviyorsunuz. Evlenmek zorundasınız
    yoksa yapamazsınız.

  24. 2007-01-12 #24
    Aşk diye birşey var mıdır?
    Aşk acı çekmek midir?
    Herşeyi kabullenmek midir aşk?
    Vakit geçirmek midir?
    Karşındakini kutsal bir varlıkmış gibi görmek midir?
    Hayranlık mıdır?
    Geçmişini yok saymak mıdır?
    Hayatı mukemmel görmek midir?
    Herkese saygı duymaya başlamak mıdır?
    Kimseyle kavgaya girmemek midir aşk
    Yoksa herkese ve herşeye direnmek midir?
    Kör olmak mıdır aşk?
    Aşk iyimserlik midir?
    Yok olanı varmış gibi gösteren bir sihir mi
    Yoksa gerçekleri gizleyen bir örtü mü?
    Ayna mıdır aşk?
    Yoksa pusula mıdır ibresi şaşmış?
    Ulaşılmazları ulaşılır yapan mıdır?
    Aşk halisilasyon mudur?
    Gerçek midir yoksa?
    Aşk erozyona uğruyor mu? Eğer uğruyorsa neden o zaman aşkın ölümsüzlüğünden bahsediyorlar?
    Eğer bunlar yoksa aşk da yok öyle mi? Neden o zaman aşkın var olduğunu söylüyorlar?

  25. 2007-01-13 #25
    Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.

    Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde.

    Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur.

    Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz.

    Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Es dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin.

    Bittiginde agir bir enkaz birakir geride.

    Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir.

    Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden...

    Can Dündar

  26. 2007-01-14 #26
    Askin fizigi

    Kadınlar, erkekler ve aşk... Mutluluğun formülünü her yerde aradık durduk ama bir türlü bulamadık. Şimdi, hiç aklımıza gelmeyen bir kaynak bize yardıma hazır; fizik kitapları. Çünkü aşkın dinamiklerini de o meşhur fizik kanunları belirliyor.

    Lisede ezberlediğimiz yüzlerce fizik formülü karşısında çoğumuzun nasıl da nefesi kesilirdi. Oysa o formüllerin bir çoğunu zamanla unuttuk. Ta ki hayatımızın en önemli parçalarından biri olan aşkın altında bu formüllerin yattığını öğrenene dek. Kadın erkek ilişkilerinin ve tabii ki bu ilişkilerdeki problemlerin, yanılgıların ve çıkmazların temelinde doğanın en eski güçleri var.

    Bugüne kadar aşklarımızı arkadaşlarımızla ya da psikologlarla birlikte analiz ettik, oysa aslında tek ihtiyacımız olan şey bir fizik kitabı. Pozitif ve negatif enerjinin etkileşimi, birbirini iten ve çeken bedenler, titreşimler, erime... Lise yıllarına dönmeye hazırlanın, çünkü ders başlıyor!

    Onu gördüm ve çarpıldım. Adı üstünde yıldırım aşkı!

    Temel formül: Aralarında maddesel bağ olmayan iki cismin karşılıklı etkileşimine çekim gücü denir.

    Bir anda çarpıldım. Onunla tanıştınız, iki kelime konuştunuz ya da konuşmadınız ve sizi bir mıknatıs gibi çektiğini hissediyorsunuz. Utanmasanız 'Aşık oldum.' diyeceksiniz ve hatta utanmıyorsunuz. Bilim adamlarına göre ilk görüşte aşk sanıldığı gibi gizemli ve mistik bir olay değil. Çekim gücü hiçbirimizin engel olamayacağı bir doğa kanunu. Bu çekimin ne kadar sürdüğünü ise kimse bilmiyor, iyi bir başlangıç, fakat yıldırım aşkının temeli sağlam duygulara dönüşmesi kişiliklerinize ve birlikteyken kendinizi nasıl hissettiğinize bağlı: Onunla mutlu musunuz? Birbirinizi nasıl etkiliyorsunuz? ikinizin de duyguları olumlu olmalı, çünkü yalnızca ona verdiğiniz kadar pozitif enerjiyi ondan alırsanız bu aşkın bir şansı olabilir.

    Biz serbest ilişkiye inanıyoruz.

    Temel formül: Kendi haline bırakılan bir cisim eğer dıştan itici bir güç olmazsa ya dümdüz gider, ya da olduğu yerde kalır.

    Kelebek kadar özgür. Sevdiğiniz erkekle birliktesiniz ve birbirinizi sıkmamak için ilişkinizi serbestlik temeline oturttunuz. Aşkın o en ateşli zamanları geçti ve yeryüzüne geri döndünüz. Bu noktada ilişkinizin serbestliğini karşılıklı sorumluluk ve saygıyla dengelemezseniz birinizden biri ya olduğu yerde kalacak, ya da yoluna yalnız devam edecektir.

    Her halükarda aranızdaki tutkunun azalması kaçınılmaz. Özgürlüğün belli sınırları olduğunu unutmayın ve onunla bu konuyu tartışmaya çalışın, ilişkiden beklentilerinizi dile getirin, fikir alışverişinde bulunun. Ne tür davranışlardan rahatsız olacağınızı birbirinize açık açık söyleyin ve serbest ilişkinize belli kısıtlamalar getirin. Böylece hem aşkınıza enerji katmış, hem de yola birlikte devam etmiş olursunuz.

    Onunla tamamen uyuşuyoruz. Bu bir rüya olmalı!

    Temel formül: Sürekli aynı frekansta giden iki dalga bir zaman sonra birbirini yok eder.

    Her şey harika. Birazcık bile kavga yok, her konuda aynı fikirdesiniz, her yere birlik te gidiyor, bütün boş zamanınızı birlikte geçiriyorsunuz. Fakat bu arada yavaş yavaş birbirinizin gölgesi haline geldiğinizi, kız arkadaşlarınızın sizi uzun zamandır aramadıklarını ve ilişkinizin başlangıcında aranızda var olup aşkınıza renk katan ufak tefek fikir ayrılıklarının tamamen kaybolduğunu görmüyorsunuz. Aşırı uyumsuzluk gibi aşırı uyum da büyük bir sorun...

    Yok olan benlikler, kaybolup giden alışkanlıklar, huzur verici ve yararlı yalnızlıklar, kişisel meraklar ve bağımsızlık olmadıktan sonra ilişkinin ne anlamı kalır? O sizin hayatınızın çok önemli bir parçası, ama tamamı değil. Zaman zaman tabii ki aynı frekansta buluşacak, uyum içinde ilerleyeceksiniz fakat bazen de kendiniz için yaşamalı, şahsi zevklerinize vakit ayırmalısınız. Kendi kişilik dalganızı yakalayın ve onu sürekli hareket halinde tütün. Gerçekten uyumlu bir çiftseniz sizin dalganız gereken yerde onunkiyle zaten çakışacaktır.

    Devamlı kavga ediyoruz. Hepsi onun suçu!

    Temel formül: İki cisim arasındaki itme hiçbir zaman tek taraflı olmaz, ikisinin de etkisiyle gerçekleşir.

    Tartışma, kavga, gürültü... Mutsuzsunuz ve size kötü davrandığını düşünüyorsunuz. Peki hiç somut bir adım attınız mı, bu konuyu sakin bir biçimde onunla konuştunuz mu? Hayır! O zaman siz de suçlusunuz. Olaylar karşısında pasif kalmanız sorumluluğu üzerinizden atmanızı sağlamıyor ne yazık ki. Sevdiğiniz erkek sizden uzaklaştığında ya da size saldırdığında bunu ne kadar güçlü yapıyorsa siz de o kadar güç ortaya koymalısınız, bu bir fizik kuralı...

    Mantıklı düşünün; yanlış seçimler mi yaptınız, yanlış yolu mu seçtiniz, sizi sömürmesine izin mi verdiniz? İlişkinizin kötü ve yıpratıcı hale gelmesinin sebebi kafanızın içindeki örümcek ağı mı? Bunların hepsi düzelebilir. Tek ihtiyacınız olan kuvvetli bir istek, irade, bilinç ve bol bol iletişim. Böylece ilişkiniz-eki dengeleri eşitleyebilir ve aranızdaki itme gücünü çekime dönüştürebilirsiniz.

    Duygularım sürekli değişiyor.

    Temel formül:
    Doğadaki hiçbir süreç tersine çevrilemez, her süreç belli bir yönde ilerler.

    Aşkta denge olmalıdır. Aşklar ve ilişkiler zaman içinde sürekli değişir, tıpkı rüzgarın birdenbire yön değiştirmesi gibi... Ne yazık ki bu da duygusal yaşamın bir parçası. Ancak sağlam ilişkilerde temel prensipler aynı kalır. Böylece ilişkideki değişiklikler, yenilikler eski temellere oturtulur ve aralarında yeni bir denge kurulur.

    Kalbinizin ve aklınızın pillerini devreye sokun. İlişkinizin güven, birbirine destek olma, dürüstlük, şefkat ve diyalog kurma gibi değişmez unsurlarına sahip çıkın ve içten ya da dıştan gelen yenilikleri bu unsurlar ışığında değerlendirin. Haa, bu arada lise yıllarınızda nefret ettiğiniz fizik kitabım fırlatıp attığınız köşeden çıkarıp başucunuza koymayı da
    :married:

  27. 2007-01-18 #27
    Aşk Yanlışlıkları

    Sonu hiç gelmeyecekmiş sandığımız aşk hikayeleri yaşarız. Aşk üzerine bir sürü kitap okur, aşk üzerine durmaksızın konuşuruz.

    Aşk biter mi, aşkın ömrü kaç yıldır, aşk herşeyi affeder mi?..

    Bütün bu soruların yanında, bildiğimizi sandığımız ya da aslında hiç bilmediğimiz bazı gerçekler vardır. İşte 'sorun yok' sandığınızda, ilişkileri çıkmaza sokan beli başlı yanlışlar...

    YANLIŞ: Eski partnerinize karşı hala güçlü hisleriniz varsa, yeni partnerinize aşık olamazsınız.

    Bu aslında yanlış bir tez. Çünkü insanlar yaşamları boyunca birden fazla kişiye aşık olabilir. Eski partnerinize karşı hala güçlü hisler besliyorsanız, bu sizin kabahatiniz değil. Bu belki de yeni partnerinizde bulamadığınız ve alışkın olduğunuz bir takım özelliklerle ilgilidir. Bu sizin yeni partnerinize aşık olamayacağınız göstermez.

    YANLIŞ: Doğru insan' ile karşılaşınca bunu kesinlikle anlarsınız.

    Bir partiye katılırsınız ve salonun öbür ucunda ayakta duran ve gözlerinizin içine bakan kişiyle birbiriniz için yaratıldığınızı düşünürsünüz. Peki ya buna inanıp ta sonradan yanıldığını görenler? Tanıştığınız birinin sizin ruh ikiziniz olduğunu düşünüp te hemen harekete geçmeyin, yanılma ihtimaliniz çok yüksektir çünkü.

    YANLIŞ: Evlenmeden önce birlikte yaşamak, aranızdaki bağı sağlamlaştırır.

    Çiftlerin yüzde 50'si evlenmeden önce birlikte yaşıyor. Fakat bu, boşanma oranını düşürmüyor. Hatta araştırmalar, evlenmeden önce aynı evi paylaşanların bo

    şanma oranlarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

    YANLIŞ: İdeal erkeğiniz birçok açıdan size benzer .

    Evlilik uzmanları, etnik, dini ve başka benzerliklerin, uzun süreli ilişkilerin anahtarı olduğunu söyleseler de, bu gerçek değil. Bir ilişkinin süresi, ortak amaçlar ve birbirini tamamlayan karakterlerin buluşmasından geçiyor.

    YANLIŞ: Eşinizi seçerken gözü doymuş birini seçmek daha doğrudur.

    Kadınlar, hayatlarına giren erkeklerin kendilerinden önceki yaşamlarını dolu dolu yaşamalarının avantaj olduğunu düşünürler. Bundan emin olmayın, unutulmaması gereken bir nokta var ki, huylu huyundan vazgeçmez...

    YANLIŞ: Kıskançlık, onun size değer verdiğinin en temel göstergesidir.

    "Erkek, sevdiği kadını sahiplendiği için kıskanır, normaldir" diye düşünenler vardır mutlaka. Kıskançlık, sevmek ve sahiplenmekten değil, kaybetme korkusu ve güven eksikliğinden kaynaklanır.

    YANLIŞ: İlişkinin başında kötü olan seks iyi yaşamı zamanla harika olur.

    Bir ilişkinin başlangıcının en tutkulu dönemi olduğu düşünülürse ve bu dönemde seks kötü gidiyorsa, ilişkinin devamında aynı kalması muhtemeldir.


  28. 2007-01-19 #28
    Sevmenin ayip oldugu sokaklardan el ele geciyorum seninle...

    KIME NE?
    yasak bir yola giriyorum...
    ve inat ya... sevmenin ayip oldugu sokaklardan el ele geciyorum seninle...
    kime ne?
    konu sen olunca herseye baskaldiriyorum...Meydan okuyorum dünyaya! sevmek bu
    ya... SeViYoRuM!

    Hayat bize denk dusmuyor... Ya biz hizli yasiyoruz... Ya da onlar cok
    yavas....

    Bu hayatin kurallarinin isteksiz bekcisi olmayacagiz! O yuzden sevdigim,
    bizim dunyamizi yaratiyorum bu evrende.... Ben sende karsilayacagim hayati,
    sen bende...
    Sevgide kural yoktur ama; eger birseylerde kurallar konulacaksa biz
    koyacagiz! Ha yanlis, ha dogru... Ha gercek, ha yalan.... düsünmüyecegiz hic
    birini! Yeter ki hayatimiza tek karisan biz olalim... Biseyleri berbat
    etsek bile, biz edecegiz kime ne?

    Oynanilcak oyunlar varsa biz oynayacagiz hayata.... Onunla sevisip, umut
    doguracagiz beraberligimize! Ve (u) mutsuzluga kapildigimizda sadece
    kendimize olucak isyanimiz, hic kimseye degil...
    Cünkü bu dunyayi (sevdayi) iki kisilik yasayacagiz... kimseyi takmadan,
    kimse olmadan... Bir sen, birde ben olacagiz... Sonra cogaltacagiz
    kendimizi parca parca... Biz olacagiz! ! ! Yeni umutlar dogacak, umudun
    cocuklari büyüyecek ellerimizde... Umut buyudukce, sevgimizde buyuyecek
    yuregimizde...
    En sevdigim parcamdan baslayacagim cogalmaya. Yani senden... Cogaldikca sana
    (tasacagim) burunecegim, burundukce daha cok cogalacagim, cogaltacagim
    umudu... Kendimde bana yer kalmayacak! Seni cogalttikca kendimden
    gececegim... Kendimden gectikce, sevgine dönecegim!
    Hic kimsenin sevmeye cesaret edemedigi sekilde sevecegim seni.... Hic
    kimsenin sevmeyi beceremedigi sekilde! Seni alip, sana kendimi verecegim...
    Kendimi cogaltacagim sende... Yinede özleyecegiz birbirimizi ve yine yanacak
    yüregimiz hasret atesiyle!

    Sonra ömrümü gececegim seninle! Seviyoruz ya... Hersey sonuna dek....

    En iyi kendimiz olmakla yasayabilecegiz sevdayi...
    Sadece sen, ben, biz olacagiz kurdugumuz dunyada...! Baska hickimse
    dokunamicak yüregimize! ! ! Dokundurmayacagiz sevmek istiyorsak; kuralsiz
    delicesine....

  29. 2007-01-19 #29

    Aşk Nedir ?
    Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
    Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir.
    Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
    Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.
    Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir
    Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlasmaktir.
    Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir.Inceliktir.
    Aşk, korumaktir. Sorumluluktur.
    Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüstürmektir. Mizahtir.
    Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir. Şehvettir.
    Aşk, evinizdeki her seyin yerinin degistirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
    Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir. Gerçektir.
    Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Nesedir.
    Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir.Mutluluktur.
    Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediginizde,uyanik kalip seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktir. Sicakliktir.
    Aşk, tanidiginizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini kesfetmektir. Tazeliktir.
    Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düslerin gerçek olmasidir.
    Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
    Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
    Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.
    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
    Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
    Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
    Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
    Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
    Aşk, pencereden disariya baktiginda kiminle oldugunu hatirlamaktir. Düsüncedir.
    Aşk, rüzgarin agaçlarin arasinda dolasirken çikardigi sesi dinleyip sevgilisinin yaninda olmadigina hayiflanmaktir.Yalnizliktir.
    Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir. Özeldir. Kiymetini Bilene Tabiiiii :)

  30. 2007-01-22 #30
    BENCE AŞK

    Öncelikle size kendi içimdeki Aşk'ı alatmak istiyorum.Herkez Aşk'a inanıcak diye bişey demiyorum.İnsanların düşünceleri farklıdır.Ama şuna eminimki kim olursa olsun herhangi birine Aşk'ı sorsanız en azından bir fikir edinmiştir iyi yada kötü,yanlış yada doğru.Ancak benim için Aşk çok farklı bir dünya.Aşk tüm duyguları içine alıp hepsini bir anda insana hissetiren bişi.Ama hissetmesini bilene.Aşık olan bir insan bir buğdayın içine dünyaları sığdıran insandır.Yerinde duramaz olursunuz.Ne hissettiğinizi anlayamaz ve anlamsız sözlerle anlatmaya çalışırsınız bir takım şeyleri.Zamanın yada durumunun farkında olmadan bir takım davranışlarda bulunursun.Kısacası Aşık bir insan kendi isteği ile bilinç kaybı yaratan insandır.Halbuki bunların bütün yanısıra içinizde anlatamadığınız,anlam vericek kelimeler bulamadığınız bişi kalır.İşte o insan için en gerçek Aşktır.Herkezin apayrı bir aşka sağip onduğuna inanırım ... Ama ne yazıkki acı bir gerçek vardır.İnsan oğlu yanlış yapmaya mahkum olmasada Aşk hayatında olmucak yanlışları yapar.Bunun getiriside ayrılık,yok olan duygular ve ızdıraplı günler geçiren Kalp.Yinede pes etmeyen insan bunlardan ders alıp birdaha aynı hataları yapmamak üzre hayatına tutunmaya çalışır.Yaşam dolu günler onun için devam edicek olsada yaşadığı Aşk'ı asla unutamaz.Taki ölüm kapıyı çalıp vakit doldu diyene kadar.Bunları anlatmama gerek yok aslında Aşk'ı tadan herkez bunları düşünmüş ve farkına varmıştır asıl sorun bundan sonrası olucaktır ... (BENCE)

    UZUN SÖZÜN KISASI...

    AŞK NEDİR ? = Bidiğin Aşk işte.Ama içindekini görmek önemli.Anlatamadığın birşey kalır içinde.Aşk'ı yaşadıktan sonra.Kimseye söleyemessin içindeki o duyguyu yada bir söz yada bir düşünce veya hayel.İşte o asıl Aşk'tır yaşamın en doğal ve en güzel duygusu.Aşk anlatamadığın şeydir.Bu yüzden anlatılmaz yaşanır Aşk ... (BENCE)
    ...
    YA SONRA ? = Sonra kapı çalar.içeri ayrılık girer.Bir acı kalpalar engelleyemediğin istemediğin duygular birikir içinde.Üzüldükçe üzülür ağladıkça ağlarsın.Ama çabaların boşuna.Sonra bir hayat dersi olur o acın sana.Bir daha aynı hataları yapmassın.Bir kişilik kazanır yaşamına devam edersin ... (BENCE)

    PEKİ SİZCE AŞK NEDİR ???

  31. 2007-01-22 #31
    aşk gözümdeki gözyaşımdır
  32. 2007-01-22 #32
    Merhaba gülen gözlü arkadaşım, dudağındaki tebessümü
    kaybetmemişsin daha.
    Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara
    tebessümler saçabilmek senin gibi.

    Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca.
    Ne yapalım arkadaşım, herkes senin gibi olamaz .
    Duyabiliyorum " Hayır olmalı" dediğini.

    Haklısın arkadaşım, aslında bütün insanlar senin gibi olmalı.
    Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini,
    bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle nasıl
    görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları
    vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları
    nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler,
    eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi...

    Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım.
    Saf ve hiç bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi.
    Hayır arkadaşım, sevgi, sadece sevgiliye duyulmaz .
    Sevgi evrenselliktir..

    Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu.
    Onun yeri kalplerdedir.

    Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için.
    Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için.
    Evet... Sevgi her yerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste.

    Sevgiyi bulmak kolay... Zor olan onu elinde tutabilmekte.
    Unutma arkadaşım, sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor...
    Sevgiyi göstermek de gerekir.

    Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok.
    Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir.
    Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin.
    Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun.
    Şimdi koş sevdiğinin yanına..
    Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak
    bir gülümse ve "Seni seviyorum" deyiver
    içinden gelen en sıcak sesinle.
    Hayır bunlar komik şeyler değil arkadaşım..

    Seni seviyorum anne, baba, kardeşim,
    arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi
    bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan
    için hiç de zor değil sadece biraz cesaret arkadaşım.
    Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını
    zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da
    senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde,
    kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve
    ağlamayı öğrenebildiklerinde inan her şey onlar için
    ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

    Evet arkadaşım, gülmek varken surat asmak niye,
    güldürmek varken ağlatmak niye,
    güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye?
    Hayat çok kısa arkadaşım..
    Ve bu dünyadaki hiçbirsey kırılan kalplere değmez .

    Şimdilik hoşçakal arkadaşım yine gel.
    Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevgi dolu
    insanları alıp yine gel olur mu?
    Beni fazla bekletme...
    Çünkü yarın burada olamayabilirim.

    SEVDİKLERİNE "SENİ SEVİYORUM"
    DEMEK İÇİN GEÇ KALMA ! ...

  33. 2007-01-23 #33
    Müsait mi yüreğin-sadece ölüp gideceğim

    Gözbebeklerinde kendim yerine başkasını gördüğüm insan...yalan söylerken bile nasıl bu kadar masum durabiliyordun?sarılırken bile başka bir tenin soğuk kokusunu duyuyordum..

    içten içe ağladığım kaç gecenin hesabını verebilirsin ki en fazla söyle?en fazla kaç intiharıma sebep olabilirsin?yüreğimin sancılarını nasıl yok edebilirsin?

    bu gece başka bir ölüm gecesi daha?bu kez gem vurmadan geldim acılarıma...uçurum yüreğin ve ben hiç korkmadan cesurca ölmeye razıyım kollarında..

    kahretsin..kollarına son bir defa daha sarılmak o soğuk kokuyu duymaya bile razı olmak...ne kadar acı..

    korkularımı ve heyecanlarımı başka bir yere koyup,yanıma sadece her zaman hasret olduğum yüzünü alıp,gidiyorum bu gece ölüme..

    peki bir geceliğine müsait mi yüreğin?
    sadece ölüp son bir kez gideceğim...

  34. 2007-01-23 #34
    Aşşk Işte Bu?

    AŞK:
    KEŞİFTİR,
    GEZİNTİDİR,
    KORUMAKTIR,
    SORUMLULUKTUR,
    NEŞEDİR,
    MUTLULUKTUR,
    SICAKLIKTIR,
    TAZELİKTİR,
    YAKINLIKTIR,
    GÜVENDİR,
    YANLIZLIKTIR,
    BENİM İÇİN BİDE ÇOK ÖZELDİR,
    SEVGİDİR,
    HOŞGÖRÜDÜR,
    AFFETMEKTİR,

  35. 2007-01-24 #35
    22 - Aşka Dair Herşey

    Bir tek seni sevdiğim doğruydu...
    Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı...
    Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin...
    Tepeden tırnağa aşka,tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet...
    Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi.Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan...
    Ve ben en çok onların sevgisine inandım.En çok onlara derinden üzüldüm.
    Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine
    sevebildiler diye...
    Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna,
    bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri
    yüzünden bir kez daha inandım...
    Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aladatan bir
    hayalete...
    Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete...
    Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan,
    bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...

  36. 2007-01-25 #36
    :::O Bana Benim Ona Baktığın Gözle Bakmıyor ::::
    10. Sınıf

    İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için 'benim en iyi arkadaşım'
    diyordum... ben onun ipek gibi saçlarınına bakıp onun benim
    olmasını istiyordum... ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu
    biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için
    günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan
    öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok
    seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    11. Sınıf

    Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını
    anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi,bende
    tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve
    onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore'un bir filmi başladı ve
    onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana herşey için
    teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Son Sınıf

    Mezuniyet balosundan birgün önce yanıma geldi ve 'çıktığım çocuk hasta ve
    partiye gelemicek' dedi, benimde çıktığım biri yoktu ve 7.sınıfta
    birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte
    gidicektik, 'en iyi arkadaş' olarak. Ve partiye birlikte gittik,o akşam çok
    güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar
    bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek
    baktı. Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım gözle
    bakmıyordu bunu biliyordum, bana 'hayatımın en güzel zamanını
    geçirdiğini' söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi
    bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum
    ama çok utanıyordum...
    Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı... Sürekli onu
    izledim onun mükkemmel vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahenye
    çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi.Onun benim olmasını
    istiyordum... ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu
    biliyordum.Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı
    sonra başını omzuma koydu ve 'sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler' deyip
    yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum,
    onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum

    Aradan yıllar geçti...

    Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum...evet artık evleniyordu,onun
    'evet, kabul ediyorum' demesini,yeni hayatına girmesini izledim,başka bir adamla
    evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım
    gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve
    'nikahıma geldin teşekkürler' deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Yıllar çok çabuk geçti...

    Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum,
    eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı...
    Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi... 'Onun gözlerine
    bakarak onun benim olmasını diledim... ama o bana benim ona
    baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum.Keşke bana beni sevdiğini söyleseydi.

    Hayatta hiç bir şey için geç kalmayın sevdiğinizi söyleyin. Her ne pahasına
    olursa olsun. Bu onu kaybetmekte olsa.....




    :llora: :llora: :llora: :llora: :llora: :llora: :llora:

  37. 2007-01-26 #37
    TUZLU KAHVE
    Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
    Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. "Ben artik gideyim" demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
    "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."
    Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
    Kahveye tuz!..
    Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla "Garip bir agiz tadiniz var" dedi..
    Delikanli anlatti:
    "Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki.."
    Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
    Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
    Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
    "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
    "Sevgilim, bir tanem..
    Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken 'Tuz' çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
    Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."
    Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
    Lafi açildiginda birgün biri, kadina "Tuzlu kahve nasil bir sey" diye soracak oldu..
    Gözleri nemlendi kadinin..
    "Çok tatli!.." dedi..

  38. 2007-01-26 #38
    Aşk Tahmin Raporu
    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi... Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!

    Aşk, tıpkı kapıları tıklayıp kaçan sevimli ümit tohumları çocuklar gibidir!

    Sevgileri sevdaları anımsatan mucizevi sihirli ışıklı asası ile Dünyanın anası Aşk gezgini seyyah, gezinir gönüller de,en azından böyle yer etti benim gözüm de yüreğim de beynim de.! Yüz yıllardır kalp dilleri onun adına konuşur düşünüp durur. Çözülmezliğine erilmezliğine takılıp kalır ve zamanları çöp kutusuna atarlar, suların yüzün de taş sektirmesi gibidir yorumlar.

    Aşk'ın adına konuşmak düşünmek bilinmezliğini irdelemek zaman adına israf.

    Aşk geldi ise hoş geldi sefa geldi,! müsadesiz gelir müsadesiz gider.! Hiç düşünülmez sebebi nedir,aslın da yaşam serumudur içtiğimiz, içtikçe ümit dolarız can buluruz,bazen de kendi içimize fazla gelir kayboluruz,sonra suçu günahsız aşk'ın üzerine yamamağa çalışıp dururuz.!

    Aşk olmasaydı çiçeği böceği,dağı taşı,kuşu kurdu,kısaca hayatın koynunda ki cilvelerin farkına varamazdık.

    Aşk yaşamayı hatırlatan pozitif enerjilerin yangın dağları!, şırıl şırıl akan pınarları bazen de deli volkanları... Aman allah aşkına hayatta ne dört dörtlük.!!

    Kimi barışa dostluğa sevgilerle sevişmeğe aşık,kimi savaşlara kinlere küslere nefret etmelere aşık.! Sonuç da her kes bir şeylere aşık, aşk hayat'a renkler akıtan iki çubuk parçasını birbirleri ile sürtüştürüp kızıştırıp ateşi doğurtan, amaç denilen kavramları düşlere yazdıran Aşk değil de ne... Aşkı bir pencereden görüntüleyemezsin ki, Aşk tüm pencereler de farklı resimler görüntüler..!

    Aşk'ın tüm zerreleri toplandığımız da karşımıza hayatın tüm günahların sevapların cilveleri çıkar.!

    Aşk eşittir hayat, hayat eşittir Aşk, birbirlerine yapışık ikiz kardeş gibidirler.!

    Her kalp dili kendince yaptığı yorumlarına sığınır, akıl sır erdirmeğe çalışmak beyin de ne akıl bırakır ne de mecal. Çözemezler Aşkın gizini... hadi çözdün, ne süprizi kalır ne heyecanı,!bile bile ladesin ne hükmü var. Yaşam da süprizler var oldukça, yaşam Aşk ile mana ve renk kazanır.!

    An'lar geçit törenlerin de,Aşk'a farklı bakışlarla alkış tutulabilinir. Olumlu olumsuz, acı tatlı tebessümleri gözlerimize yerleştirebilir. Yürekler de yangınlar çıkartabilir, yanık izlerini uzunca bir süre silmeyebilir... Ömrümüzün anı defterlerine yaşanılanları ve pay dilimleri ile yazıp, ileri ki an'larda yad etmek acısına da tatlısına da, aynı tebessümle karşılayıp anımsamak en karlısı bence.! Çok şeyler öğretiyor, ham yanlarımızı olgunlaştırıp derin manalar hediye ediyor yaşantımıza...

    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi,sevilenler ziyaret edilirler... ha...! yükü olacakmış olsun varsın sevmeği bilen katlanır. ! Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!

    :a200:

  39. 2007-01-27 #39
    Oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti. Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan.. Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?.Sonunda Blanchard'in Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar.. New York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam 7'de."Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak".İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikayenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim:" Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu,dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş.. Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi.Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana 'Benimle aynı yöne mi gidiyorsun, denizci?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım daha atıyordumki, o anda Hollis Maynel'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış.. Şişmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı, ama, mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi. Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle 'Ben Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?' diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden, ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış .."


    John Blanchard...

  40. 2007-01-27 #40
    Aşk Payına Düşeni İSter...!



    Aşk öyle gariptirki nerde imkansız varsa onu ister
    Ve aşk öyle büyüktürki vazgecmeden hep sevginin peşinde gider..
    Bazen göz yaşı döker, bazen icini kaplar bir keder ama ne yaşarsa yaşasın hep gülümser
    Ne kadar uzakta olursa olsun hep aynıdır sevgiler,
    Hep vazgecilmez hep umutlu bir o kadarda acıyla dolu
    Tek basına hic yaşayamaz bir destegi olmadan ayakta duramaz
    Bazen bir güneş olur ışıldar dünyaya
    Bazen bir gül olur açılır yep yeni sevdalara
    Aşk öyle güzeldirki hem kendisini hem cevresini mutlu eder
    Ulaşamadığında çekip gitmesini
    Paylaşamadıgında göz yaşı dökmesini bilir
    Aşk öyle asildirki sevdigi yürekte kendisi icin yer olmadıgını gördügünde
    Payına düseni yapar
    Sessizce gider....

  41. 2007-01-29 #41
    DOSTLUĞUN ÖYKÜSÜ
    Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat'ın durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen, uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihat'ın onu takip ettiğini.

    Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye Vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş.

    Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,

    -Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseri'ye Vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip tutmuş Kayseri'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine:

    - Nihat Bey'i görmek istiyorum, demiş.

    Odacı Nihat Bey'in yanına girmiş çıkmış ve "Sizi görmek istemiyor" demiş. "Nasıl olur," demiş Ahmet, "Ona İstanbul'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin." Odacı tekrar gitmiş ve Nihat Bey sizi tanımadığını, eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş.

    Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat'ın evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış kadın.

    Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan çok etkilenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş ki:

    - Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur.

    Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış.

    Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. "Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan" demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para var. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu, istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de bulunmuş:

    - Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin.

    Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız "Valiyi de çağıralım" demiş. Ahmet kabul etmemiş. "Nasıl olur" demiş kız, "Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?" Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız:

    - Biz çağıralım, o yaptığından utansın, demiş.

    Ve Vali Nihat Bey'e de bir davetiye yazmışlar.

    Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya:

    - Zamanında ben durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat Bey'in durumu bu kadar iyi değildi. Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış mikrofonu.

    Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey'e dönmüş. AcıYASAK KELİME bakmışlar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya:

    - Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum, doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e götürsün diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar...

    Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler

  42. 2007-01-30 #42
    Aşka Dair 99 Öğüt...




    1. Sık sık seni seviyorum ve sana ihtiyacım var demeyi unutmayın.
    2. Aşk şiiri yazın.
    3. Yağmurda el ele yürüyün.
    4. Radyodan onun için şarkı isteyin.
    5. Ruj ya da traş kremi ile aynaya "seni seviyorum" yazın.
    6. Çantasına, cüzdanına ya da yastığının altına küçük aşk notları saklayın.
    7. Kahvaltıda kalp şekilli tostlar yapın.
    8. Gazetenin kişisel bölümüne aşk notları yazın.
    9. Şehir içinde fayton gezintisine çıkın.
    10. Süpriz haftasonu tatili hazırlayın.
    11. Sevgilinizin ufak tefek gündelik ev işlerini yapın.
    12. Ajandasındaki uzak tarihlere ikiniz için randevular yazın.
    13. En sevdiği restorana reservasyon yaptırın.
    14. Gidilecek filmi seçmesine izin verin.
    15. Ona ayak masajı yapın.
    16. Kalp şeklinde bir kitap ayıracı yapın ve okuduğu kitabın arasına koyun.
    17. Romantik müzik CD'si koyun ve dans edin.
    18. Sadece ikiniz için sürpriz parti düzenleyin.
    19. Sevgilinize pofuduk oyuncaklar alın.
    20. Birbirinizin falını okuyun.
    21. Birbirinizde en çok sevdiğiniz 10 özelliğin listesini yapın.
    22. Bu listeyi göze görünecek bir yere koyun.
    23. Onun adını vücudunuza dövme ile yazdırın.
    24. İkiniz için bir fotoğraf albümü hazırlayın.
    25. Birlikte kampa gidin ve sadece bir uyku tulumu alın.
    26. Bir şişede, balonda ya da sandwichte aşk notu gönderin.
    27. Sevdiğini bildiğiniz bir çizgi film karakterini taklit edin.
    28. Birlikte duş alın.
    29. Işıkları loşlaştırıp kanepede tv izleyin.
    30. "Özür dilerim" deyip, öpüp barışan taraf olun.
    31. Birbirinize masaj yapın.
    32. Gün boyunca her saat başı öpüşün.
    33. Bir sepet dolusu şirin hediyeler gönderin.
    34. Banyo aynasındaki buhara "Senin için deliriyorum" yazın.
    35. Kocaman bir kurdele ile yatağınızı paketleyin.
    36. Onun benzin deposunu doldurun.
    37. 18 yaşında gibi davranın hatta piercing yapın.
    38. Sebepsiz yere bir buket çiçekle çıkın karşısına.
    39. Birlikte scrabble oynayın, kullanabildiğiniz kadar aşk kelimesi kullanın.
    40. Ona köpük banyosu hazırlayın, etrafına mumlar yakın.
    41. Parkta piknik yapın.
    42. El ele tutuşun.
    43. Evde mum ışığında romantik bir yemeğe giden yolu gül yaprakları ile donatın.
    44. Bir hayır kurumuna sevgiliniz adına bağış yapın.
    45. Onun kıyafetlerini yerden kaldırın ve ona bu konuda hiç birşey söylemeyin.
    46. Eski siyah beyaz filmlerden seyredip patlamış mısır yiyin.
    47. İlk randevunuzu yeniden yaşayın.
    48. Bir oyun ya da maç bileti alarak ona sürpriz yapın.
    49. Beklenmedik bir anda onu kucaklayın.
    50. Üzerinde hiç düşünmeden, ani bir hediye alın.
    51. Sadece "Seni düşünüyorum" demek için mail gönderin.
    52. Eve kocaman bir balon buketi getirin.
    53. Kahvaltısını yatağa götürün.
    54. Yılbaşı ağacı için ikinizin resmi olan bir süs hazırlayın.
    55. Elim sende oynayın.
    56. Arabasını yıkayın ve konsoluna aşk notu bırakın.
    57. Birlikte bir çiçek dikin.
    58. Telesekreterine sevimli bir mesaj bırakın.
    59. Bir geceliğine otelde kalın.
    60. Karın üzerine melek resimleri çizin.
    61. Her "merhaba" ve "hoşçakal" ı kucaklayarak ya da öperek mühürleyin.
    62. Şehir dışına doğru kısa bir araba gezintisine çıkın.
    63. Geceyi yıldızları seyrederek geçirin ve birlikte dilek tutun.
    64. Yer ya da mekan umursamadan ara sıra ona göz kırpın.
    65. Birlikte komik hayvan isimleri düşünün.
    66. Birbirinize şiir okuyun.
    67. Doğumgünlerinizi birlikte kutlayın.
    68. İkinizin güzel bir resmini cüzdanınıza koyun.
    69. En sevdiği kitabı ya da CD'yi sebepsiz yere ona hediye edin.
    70. İş yerine şeker, yiyecek, resim ve aşk notları ile dolu bir moral paketi gönderin.
    71. Bir gece dışarı çıktığınızda insanlara balayında olduğunuzu söyleyin.
    72. Kırda yürüyüşe çıkıp birbirinizin baş harflerini ağaca kazıyın.
    73. Sizin için yaptığı ve sizin sıradan kabul ettiğiniz herşey için küçük teşekkür notları yazın.
    74. Şömineyi yakın ve şeker pişirin.
    75. En sevdiğiniz TV şovunu kaydedin ve geceyi konuşarak geçirin.
    76. Bulaşıkları birlikte yıkayın, sonra birbirinizin ellerine krem sürün.
    77. Ona bir aşk mektubu yazın, sonra da onu yap boz parçaları gibi kesin.
    78. Gizli işaretler belirleyin ve kalabalık içindeyken bunları kullanın.
    79. Takviminize sadece ikiniz için hafta ortasırandevusunu düzenli olarak işleyin.
    80. Çamaşırları birlikte yıkayın.
    81. Romantik Tiyatro: Haftasonu birbirinizin en sevdiği romantik sahneleri canlandırın. Cumartesi sizin, Pazar onun günü olsun.
    82. Onu işyerinden arayın ve randevu isteyin.
    83. Sanki birbirinizi bir aydır görmüyormuş gibi davranın.
    84. Özel birşeyler yapmak için yazılı davetiye gönderin.
    85. Birbirinize kitap okuyun.
    86. Penceresinin önünde durun ve romantik bir şarkı söyleyin.
    87. En sevdiği şekeri montunun cebine saklayın.
    88. Sesinizi kaydettiğiniz bir kaseti arabasındaki teybe yerleştirip açık bırakın ki arabayı çalıştırdığı anda çalmaya başlasın.
    89. Açık hava sinemasına gidin.
    90. İkiniz de yatağa girdikten sonra açık kalan ışığı söndürün.
    91. Fırtına çıktığında birbirinize sıkı sıkı sarılın.
    92. Ölümsüz aşkınızı telgraf ile açıklayın.
    93. Romantik bir yemek hazırlayın ve en iyi porselenlerinizde servis yapın.
    94. Boynuna kocaman bir öpücük kondurarak onu şaşırtın.
    95. Beklenmedik iltifatlar yapın.
    96. Bir külah dondurmayı paylaşın.
    İkinizin aptal bir fotoğrafını çekin ve çerçeveletin.
    97.Salonun ortasinda piknik yapin.
    98.ikinizin aptal bir fotografini cekin ve cercevelestirin.
    99.Okudugu dergilerin icine ask kartlari saklayin.
    __________________

  43. 2007-01-30 #43
    Harikasınız arkadaşlar bu kadar güzel insanlar nasıl bir birinizi buldunuz
    Paylaşımlarınız çok güzel yüreğiniz dert görmesin.

  44. 2007-01-30 #44
    Kanlı Bir Saatin Hüznü
    Heyecanla sahibi olan ufak çocuğa doğru koştu Pufy. Onun kendisini her çağırışına büyük bir heyecanla gitmek, göreviydi sanki. Annesi, babası, kardeşi, arkadaşı... her şeyiydi ufak çocuk onun için. Bir kerecik sevse, sevinçten çıldırır, sırf kendini bir kez daha sevdirebilmek adına, her türlü cambazlığı yapmaya çalışırdı. Yeter ki, sevsin...

    Ölmüş annesini hala emmeye çalışırken tanışmıştı sahibi olan ufak çocukla. Süt gelmeyen memeleri zorlarken, arkasından yumuşacık iki minik el sarılmış, onun "annemden ayrılmam" diye feryatlarına kulak asmadan kucağına almıştı. Gözlerine bakıp, "bundan sonra birlikteyiz ufaklık, isminde 'Pufy' olsun olur mu ?" demişti. Minicik bir köpek, minicik bir çocuk... Sevgi ve dostluğun başlangıcının adıydı Pufy... Böyle başlamıştı yaşamın yeni tadı.

    Tombiş vücudunu minik ayakları zor taşır, ufak çocuğun arkasından koşarken çoğu zaman hemen yorulur, beni de bekle anlamında "Hev Hev" diye kendini ifade ederdi. Ufaklıkta geri döner, Pufy'nin yanına oturur ve Pufy dinleninceye kadar onunla sohbet ederdi. Birbirlerini hiç gözden kaybetmemeye çalışırlardı. Pufy bir an onu gözden kaybetse bu korkunç dünyada kaybolacak zannederdi. Henüz 2 aylıktı, yaşama dair her şeyi çocuktan öğreniyordu. Oyun oynayalım diye attığı ufak ısırıklardan birinde, çocuğun ayağı kanayınca, çok utanmış, üzüntüsünden köşe bir yere gidip ağlamıştı. Onlar iki kardeş gibiydiler. Çimlerde alt alta, üst üste yuvarlanmaları, yemek yemek için olan yarışları, çeşmeye kim önce gidecek müsabakaları. Hepsi hayatın öğrenimiydi Pufy için.

    Geceleri hava biraz serin olurdu. Büyük büyük köpekler gelir, etrafta sinirli sinirli gezerlerdi. Pufy her akşam kerpiç bir duvarın arkasında uykuya dalar, sabaha kadar uyanmazdı. Kim bilir belki uyanırsa büyük köpeklerden biri onu yerdi ? Ya da karanlık onu boğardı. Üstelik ufak çocukta yoktu. Onu kim korurdu ?

    Günler hızla geçiyor, her gün Pufy yeni bir şeyler öğreniyor, her gün ufak çocuğa daha çok bağlanıyordu. Doğum tüyleri dökülmeye başlamış, kısa ve gri yeni tüyleri onu daha tombul ve güzel göstermeye başlamıştı. Evet, yakışıklı bir delikanlı olacaktı. Hatta kocaman olup, ufak çocuğu hep koruyacak, ona kimsenin zarar vermesine izin vermeyecekti. Hele çimlere bastıkları için çocuğa bağıran kapıcıyı çoktan gözüne kestirmişti. Büyüyünce ufak bir paça alacak, çocuğa bir daha bağırmaması gerektiğini anlatacaktı. Sanırım insanlar iyi canlılardı. Ufakları bile böylesine sevgi dolu ise, büyükler daha anlayışlı, daha koruyucu olmalıydı. Evet, evet.. Yaşam çok güzeldi...

    "Haydi Pufy, saatimi getir" yine büyük bir heyecanla koştu. Saati çimlerin içinden alıp, hızla geri çocuğa döndü. Saati bırakınca, sevgi dolu ufak eller boynuna dolandı. Ah, hep sevseydi keşke. Yumuşacık ellerin ilettiği sevginin karşılığını o minik elleri yalamakla verdi. Tekrar ayağa kalktı çocuk ve saati fırlattı. "Haydi pufy, getir bebeğim". İşte yine saati getirecek ve yine sevilecekti. Heyecanla koştu, saati ağzına aldı. Kalbi küt küt çarpıyordu. Dönmek için hamle yaptığında arkasında biri engel oldu. Bacağıyla onu itelemişti. Minicik başını kaldırıp, gözlerini yukarıya dikti. Kocaman bir insan duruyordu. "Acaba saati bu amcaya versem, oda beni sever mi" diye düşündü. Adam elindeki küreği havaya kaldırdı, sanırım atıp getirmesini isteyecekti. Ama o kürek çok büyüktü, getiremez di ki... Beklediği olmadı. Kürek büyük bir hızla başına indi...

    "Demek bahçeme pislersin ha!!!" acıdan ne söylediğini anlayamamıştı bu büyük insanın. Öyle çok canı yanmıştı ki, avazı çıktığı kadar bağırmak istemiş, fakat ağzına dolan kırmızı sıvı sesinin çıkmasını engelleyerek, ufak bir mırıltı halini almıştı. Kulakları duymaz oldu, gözleri kararmıştı. Neden vurmuştu o amca ona ? Ufak çocuk nerdeydi ? Neden korumamıştı Pufy'sini. Kürek bir kez daha kalkıp vücuduna indi. Yine tarifsiz bir acı kapladı vücudunu. Bir hüzün perdesi kapatmıştı gözlerini. Artık hareket edemiyordu, küt küt atan kalbinden başka hiç bir yerini hissetmiyordu çünkü. Minicik gözlerini kaldırıp ufaklığı aradı. İlerde belli belirsiz bir gölge. Evet oydu, kokusunu buradan bile almıştı. Tıpkı oda kendisi gibi hareketsiz, korku dolu gözlerle bakıyordu. Acaba ona da mı vurmuşlardı ? Neden donup kalmıştı ? Neden gelip kendisini bu canını yakan adamdan hala kurtarmıyordu... Nedenler ile doldu beyni. Saati hızlıca alıp gelemediği için mi böylesine acı bir ceza verilmişti ona !
    ?

    Kürek bir kez daha kalktı... Pufy her şeyi anlamıştı. Bir kaç saniye sonra, annesi gibi hareketsiz olacaktı. Annesi gibi toprak olacak, gözleri güneşin doğuşunu hiç göremeyecek, yeni bir gün başlıyor sevincini, yüreğinde hiç hissedemeyecekti. Bir daha kalkıp oynamayacak, kafasını küçük çocuğun kollarının arasına sokamayacaktı. Her şeyden önemlisi, büyüyüp onu koruyamayacaktı. Kılıçların kınına girerken çıkardıkları ses gibi bir ses çıktı boğazından. Yaşamasına niçin izin verilmiyordu ? Soru işaretleriyle dolu minik gözlerini, ufaklığın gözlerine dikti. Son yargılamasını yapmıştı, insanlar ufaldıkça sevgi doluyor, büyüdükçe kin ve nefrete dönüşüyorlardı.

    Kürek indi...

    Yaşam bitti...

    Pufy' den arda kalan, minicik ağzından bırakmadığı kanlı bir saatti...

    Sami Güzel

  45. 2007-01-30 #45
    AŞK cefa üLkesinde umudun rüyasıdır...



    Aşk Cefâ Ülkesinde Umudun Rüyasıdır

    aşk ölümcül bir hülyadır
    anlayamadığım
    ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
    son bir karanfil gibi
    taşıyacağım seni
    kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
    derindesin, rüya kadar derinde

    aşk ipek bir karanlıktır
    kollayamadığım
    gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
    tenhâsında kuşlar uçan
    sulara karışıp akmak isterim
    kan çölünün ıssız vâhalarından
    saâdet burcuna çıkmak isterim
    gitmeliyim buralardan seninle
    kalırsam, surları yıkmak isterim

    aşk gizemli bir şarkıdır
    dinleyemediğim
    ayrılığın arkasından duyulan
    gün doğuyor, neden gülemiyorum
    siyah bir tanyerinde
    beklemek yakışmaz bana geceyi
    eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum

    aşk isyankâr bir korkudur
    sonlayamadığım
    gece yolculuğuna takılır ayakları
    özlem beyaz bir gül, açar bağrında
    yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
    ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları
    arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
    mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
    diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları

    aşk veremli bir türküdür
    söyleyemediğim
    nağmeleri doruklardan yayılan
    anılar sehpasında
    takıyor boynumuza kırmızı urganları
    kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
    her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
    alır avuçlarına, öper ısırganları
    aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır

  46. 2007-01-31 #46
    çüηкü вєη,üçüηcü тєкιℓ $αнıѕ'ıм уüяєğiηdє!

    Kalemim "Artık yaz'ma o'na" diye haykırıyo adeta.... Tam artık sana yazmıyacağım diyorum.. Aklımda tasarlıyorum yazacaklarımı. Tam yazmaya başlıyorumki, gene 'sen' dökülüyosun kalemime.. Kalemimden kağıdıma.. Ve Ardından arta kalan gözyaşlarım...

    Saçmalıyorum gene işte.. Yazacak birşeyim kalmadı sana dair.. Tükettin tüm cümleleri..
    Ben gözyaşlarımla yazdım seni.. Sakladım yüreğimi.. Dökülüpte, yarmasın diye sevgimi ..

    ..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar..

    Ağlamam sana değil, sessizliğime..
    Her gidişinden arta kalan sessizliğime .. Suskunum sebepsiz yere..
    Sonsuzluğuma son notum bu belkide ..

    Sen benim Birinci TekiL Şahsı'm oldun hep.. Ben=Sen. ne farkeder.. Ha Ben, ha Sen. Ha Sen, ha Ben. Ama senin için Ben, asla Sen olamadım..
    Yandığımı hissediyorum.. Yokluğun yakıcı..
    Ben ağlarken yokluğunda, sen yüreğime damlalar düşürmeye devam ediyorsun..

    Düşürdün kalbimi elinden. Yüreğim yokluğunda yerlerde pusu kurmuş seni özlüyor... Seni arıyor köşe bucak.. Harf harf, kelime kelime yokluğunun adını koymaya çalışıyor…

    Tüm tümcelerimde soru işareti bıraktı yalnızlığın ..

    ..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar..

    Kayıp giden mutluluğumda 'sen' vardın sadece.. Senin için ise sadece gözyaşlarım…

    Kağıdım ıslak, yüreğim buruk.. Çıktığım bu yolda seni arıyorum.. Nerden başladıysam, ordan bitirmeye kararlıy'dım'
    Geriye; gidişinden arta kalan yaşlar…

    Aslında sen hiç yoktun
    Sevgim çizdi yüzünün güzelliğini
    Tutkularım şekillendirdi bedenini
    Özlemlerimdi mütevazi yapan seni
    Önce var et,sonra ona tutkun


    Zavallı yüreğimi derde soktun
    Ama aslında sen hiç yoktun..

    Ben zaten yoktum sende.. Tanımadın ! Bilmedin ! Sevmedin ! Ve en önemlisi beni hiç Hissetmedin !

    Kaybolup giderken yalnızlığında, sen beni hiç tanımadın.. Oysaki bütün çabalarım 'sen'din. . Anlamadın !

    Çünkü ben; Üçüncü TekiL ŞahıS'ım Yüreğinde ....


  47. 2007-02-01 #47
    Aşk ab-ı hayat suyu olmalı tek hecede..



    Sana sıkıntıların ardından gül bahçesi gelecek demiştim
    İşte gerçek olan bu…güzelliğine meftun olduğumuz dünya dikenlerle dolu.



    Binlerce cümle var usumda yazılmayı bekleyen
    Bir şeyleri özlüyorum, adı küllenmiş aşklarda gizli...
    Duygularım eski bir liman misali saklanıyorlar yüreğimde...

    Gözlerim ateş topu sanki...yanaklarım solgun...dudaklarım kupkuru
    Gönlüm dert yumağının verdiği hüzünle dolu...
    Ah!şu geceler...tüm maskeleri indiriyor birer birer yüzlerimizden

    Keşke yağmur yağsa bu gece veya rüzgar esse delicesinden
    Uğultusunu duysam, kükrer gibi gürleyen gök gürültüsü
    İçimde hiç bilinmedik kıvılcımları yaksa…

    Veya kar, tipi, boran olsa...korksam ve sinsem yastığımın kenarında
    Bir dost sesi duysam başucumda ve saatlerce ağlasam/k



    "Hayat sanki bir rüya,
    Gerçeklikten de öte belki,
    Dudaklarının arasından çıkan iki hecedir hayat...ö-lüm"


    Uzun zaman oldu ki, yağan yağmuru sessizce izlemedim...
    Gökyüzünü usanmadan seyretmeyi, gözlerimi kapayarak
    Doğanın huzur veren dinginliğini içimde hissetmeyeli çok oldu...

    "Haykırmak geçer kalbimin hücrelerinden
    Utanç duvarı misali susar dilim, çıkmazlara girer bedenim"

    Yok mu dost sesi?
    Yok mu aşkın sinesi?

    Aşk...Sahi nedir aşk? Bu soruyu sorduğum zaman kendime, cevapsız kalıyorum.
    Hayatım olmalı aşk...bir nefeslik olmamalı, bir içimde bitmemeli…

    Büyütmeliyim her soluğumda, içimdeki sevdayı yaşatmalıyım...
    Olumsuzluk sarmamalı benliğimi, karamsarlık uzak olmalı düşlerimden

    Özgür olmalı ruhum...
    Attığım her adımımla, aldığım her nefesle, yüreğimde özgür olmalı
    Düşlerimden ötesini aşk süslemeli
    Adım aşk olmalı hayallerimde…

    Bir cevabı olmalı...noktalar konuşmamalı soruların ardından
    Aşk öpmeli dudaklarımdan, aşk tutmalı elimden dost sıcaklığı ile
    Âb-ı hayat suyu olmalı tek hecede…

    Gülün kırmızılığında, lâlenin güzelliğinde,
    Karanfilin beyazlığında görebilmeliyim aşkı…
    Züleyhâ gibi yanmalıyım aşkın narından
    Dağları deldirmeli Ferhat gibi
    Yada mecnun gibi sevgilinin güzel yüzünde,
    Hakikâti bulmanın yolu olmalı aşk


    Ya ben, âş(ı)k olmalıyım
    Ya aşk, ben olmalı…

  48. 2007-02-01 #48
    SeNSiZLiK ÇıLDıRTaCaK BeNi

    Sensizlik çıldırtacak beni, diye düşünürdüm eskiden, yanılmamışım. Sensizlige dalınca herşey birer birer ortaya çıkmaya başladı. Ruhum sıkılmaya başladı. İçim daralmaya, düşüncelerimse zayıflamaya... Anladım ki sevgiden başka birşey değil yaşadıklarım. Aşk ateşi yanıyordu sinemde ve korları yüreğimin dört bir yanını kaplamıştı

    Ne yazık ki dumanı yoktu bu ateşin, benzemiyordu diğer ateşlere. Ateşsiz yerde duman olmaz diyorlar, peki böylesi mümkün mü? Ateş var ama duman yok ortada. Zaten anlasaydım neye kapıldığımı, bir çare bulurdum derdime. Ama ne fayda, sen uzaklarda, bense buradayım. Bilseydim anlatırdım sana aşkımı, o içimde yanan ateşin az da olsa yansıtırdım bir kısmını dışarı. Çünkü sığmıyor artık kalbime, sığmıyor artık yüreğime, sığmıyor artık hücrelerime. Çünkü bu senin aşkın, çünkü aşıyor senin aşkın beni ah, bir bilseydin ne kadar zor geliyor bu ayrılık bana. Artık ağlayamıyorum bile. Hayır, çünkü göz yaşlarım kurudu. Güya Aral gölü. Halbuki daha geçenlerde ağladım halimi düşünerek. Demek ki artık içimdeki yanan ateşi göz yaşımla bile az da olsa yatıştıramam. Demek ki bu ateş yiyip bitirecek beni yavaş yavaş. Etrafına bir göz gezdir şöyle. Bu adamlar seviyor mu dersin, yanıyor mu benim kadar, en iyi bildiğin kişi. Zannetmiyorum. O benim, herkesden daha dertli. O benim, herkesden daha mutlu. O benim, herkesden daha ... Çünkü ben senin sevgine sahibim. Çünkü ben seni sevebilme duygusuna tutkunum. Çünkü sığmıyor artık kalbime, sığmıyor yüreğime, sığmıyor hücrelerime, çünkü bu senin aşkın, çünkü aşıyor beni, taşıyor beni bilinmez ufuklara o aşkı VE BEN SENİ SEVİYORUM! SEVİYORUM! SEVİYORUM!


  49. 2007-02-03 #49
    Aşık Olmaya Hazırmısınız?

    Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak... Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz... Sokağa fırlayacaksınız... Sokaklar da dar gelecek... Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi... Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü... Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz... Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan... "Önemli olan sağlık." "Yaşamak güzel." "Boşver, her şey unutulur." Siz hiçbirini duymayacaksınız... Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz. Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz... Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz... "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksınız... Yalnız kalmak isteyeceksiniz... Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak... İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak...

    Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek... Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız. Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz... Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz... Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız... Hiçbir şey oyalamayacak sizi... İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren... Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler... Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz... Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz...

    Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek... Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz... Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz... Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla... Yüreğiniz burkulacak... Canınız yanacak... Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden... Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız... Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz... Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek... Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak... Gel gitler içinde yaşayacaksınız... Buna yaşamak denirse...

    Razı mısınız bütün bunlara? Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye? O halde aşık olabilirsiniz...


    Pakize SUDA

  50. 2007-02-06 #50
    Dünüm Bugünüm Yarınım ve Kısmet...

    Bazen düşünüyorumda kendi elimle neleri mahvettim diye..Yada mahvetmek için sadece ellerimimi kullandım ? Geriye dönüp bakmak her zaman işime gelmez aslında..Ama bazen dalıyor insan eskilere işte..Düşünüyor...Geride neler bıraktım ve daha neler bırakacam diye...Bıraktıklarınamı yansın insan yoksa geride daha neler bırakacağınamı ? Çok çelişkili bir durum bu ya...Her zaman ileriye bakmak en iyisi bence...Evet en iyisidir tamam kabul ediyorum...Ama gel gelelim uygulamaya gelince tıkanıp kalıyor insan..Başarabilenede gönülden tebrik ediyorum ayrıca da gıpta ile bakıyorum..Ben başaramıyorum..En azından hayat için bu böyle...İleriye dönük bir hayal bile kuramıyorum...Hayal gücümün olmadığından değil tabikide..İkizler burcuyum...En iyi hayali bizler kurarız zaten...Yani en azından bana öyle geliyo...Fakat hep bir sıkıntı doğurur bana hayallerim..Nedense içimi anlamsız bir hüzün kaplar..Hep darbe yemeye alışmışız ya mutlaka hayalde de darbe yiyeceğiz yani..Olmazsa olmaz..Dostluklarım gibi..Çok iyi dostum,benden daha iyi dost bulunmaz,çok vefakarımdır,beni sevin, beni nüfusunuza geçirin demiyorum tabi...Ama insan kendini bilir demi..Kendini bilmek kadarda güzel bişey yoktur bence..Ama insan hepmi darbe yer kardeşim dostluklarından..Hani diyorum benmi hata yapıyorum,düşünüyorum,muhasebesini yapıyorum ( muhasebedende zerre kadarda anlamam yani ) ama yok hata bende değil...Birde karşı tarafın gözüyle kendime bakmaya çalışınca...Hah tamam işte diyorum..Suç sende kızım..Bir insana değerinden fazla değer vermeye çalışırsan olacağı budur..Herkesi kendin gibi görürsen al işte böyle darbeleri sen çok yersin diyorum..Yok yok akıllanmam ben...O yüzdendirki çok fazla arkadaşda edninmem dostta..Zaten dost dediğinde sahilde çakıl toplamaya benzemez.. Gerçi önce teker teker toplayıp sonrada yine teker atıyor aralarından eleme yapıyorsun ama bu elemeler çok dikkat istiyor..İşte o yüzden dost olacağım insanlara çok seçiciyimdir..Yanılmalarımı hesaba katmazsak tabi..Demiştim ya zaten muhasebeden zerre kadar anlamam..Ama her zaman 1 adım gerideyimdir..Bu sadece karşımdaki için değil tabi..Bende insanım, hata yapma payım çok yüksek yani..Neyse en azından şuan elimde kaybetmek istemediğim yüreği güzel dostlarım var elimde...Bundan sonrasına bakmak lazım sanırım...Yani o güzel insanları kaybetmemeliyim..Gerçi benim aşklarımda böyleydi hep.... Geride bıraktığım aşklarım...Bak şimdi yine geriye dönüp baktım iyimi..Aslında tek istediğim huzurlu,saygılı ve sevgili bir birliktelikti..Ve en önemlisi anlayışlı tabi..Hatalarımda olmuştur tabi ama yine hüsrana bürünmüş yanlızlıklar bana kaldı anlayacağınız..

    Eskiden tatilleri sabırsızlıkla ve bir o kadarda heyecanla beklerdim...Çocukluk aklı diyorum şimdi..Büyüdükçe heyecanda sabırda elden gidiyormuş..Rahmetli Anneannemle birlikte köye giderdik...Uzun zaman o baktı zaten bana...Nur içinde yatsın.. O zamanlar tatiller bir başkaydı..İnsanlarda öyle...Hele o büyük dut ağacının altındaki çardakta uyumanın zevki bir başkaydı..Gökyüzü o kadar yakındıki..Sanki elini uzatsan bir parça yıldızla dolacak avucun...Şimdi ise 1 tek yıldız görebilmek için dua ediyorum nerdeyse..Eskiler güzeldi sanırım..Yada şu anı biz kendi elimizle mahvettiğimiz için eskileri arar oldu gözlerimiz..Gerçi eskiler her zaman beraberinde hoş şeyler getirmezler...Zaten hoş olsaydı eski olmazdı ama demi..Çocuk olmak güzeldi..Keşke hep çocuk kalsaydık demişizdir çoğumuz ve hala diyen vardır benim gibi..En azından bu kadar çok şeyi kafaya takmıyorduk yahu...Ciddi anlamda..Ayşe bana neden topunu vermedi,Haticenin yeni aldığı elbiseden bende istiyorum,Bu oyuncaktan banada alacaksınız gibi bir sürü sorumluluk istemeyen ve ardı arkası kesilmeyen isteklerdi..Ama şimdi durum çok farklı...Büyüdükçe sorumluluk gerektiren istekler içerisinde boğuluyoruz...Ben boğulduğumu dahi hissediyorum yani..

    Çocuk olmak güzeldi ya...Ah Annem ah..Bu günlerinin kymetini bil derdi..Bir bildiği varmışda söylemiş ama dinleyen nerde...Ben hiç bir anımın kıymetini bilecek kadar çok uzun yaşamadım aslında...Mutlaka filmin bir yerinde kötü adam gelir ve film nihayet sona ulaşırdı..Gerçi durum şimdide böyle..Geçmişe suç bulmamak lazım her zaman..Tamam hadi paylaşalım bari..Yarısı beim olsun suçların...Yarısınıda geçmişe bırakayım..Cahillik dönemleri işte diyorum bazen..Gerçi insan her yaşta biraz cahildir..Hayat her ne kadar insana bir olgunluk vermeye çalışsada biz biraz geri tepiyoruz sanırım..Yada işimize gelmiyor..Ama ben her yaşta olgundum yahu..Çocukken bile yaşıtlarımdan farklıydım..Belkide otoriter bir ailenin içerisinde yetişmenin verdiği avantajdı bu yada dezavantaj..Ama benim için hep avantaj oldu...Çünkü ilerleyen yaşlarımda da bana yardımcı oldu..Fakat her zaman leziz bir durum değildir bu..Çok fazla olgunluk bazen sizi istemediğiniz durumlar karşısında yapayalnız da bırakabiliyor...Yanlızlıkda güzeldir ama..Yanlızlık bir tek Allah'a mahsustur ama insan yanlız kalınca kendini buluyor..Vicdanındaki seslere gem vuramıyor..Çok vicdanlı olduğumu söyleselerde bazen kaskatı olabiliyorum..Özellikle son zamanlarda vicdanımı kaybetmeye başladığımı sanıyordum..Fakat uzun süre düşününce bunun asıl sebebini buldum...Sadece bana çok zararı dokunan insanlara karşı vicdanım hiç bir tepki vermiyormuş meğersem..Yoksa vicdanım yerinde çok şükür...

    Gençlikte güzeldir çocukluk gibi..Tam deli çağındadır insan..Kanı delidir yani..Cahilliği dillere destan olur..Hani cahil cesareti derler ya işte tam bu zamanlardır...Yaşamasını bildikten sonra her an güzeldir alında..Biraz zorlanıyorum gençliğimi hatırlarken..Şimdi yaşlı değilim gerçide hani böyle bir 7-8 yıl gerisine kadar gidersek uzun bir yol katedince uzuyor yıllar tabi...Tek,sabit ve değişmeyen hayalim vardı...Okumak,güzel bir iş sahibi olmak ( bu olmayı çok istediğim bir meslek için geçerliydi ), ailemle birlikte huzurlu,sağlıklı ve mutlu bir yaşam devam ettirebilmek ve hayatımın erkeği ile aniden hiç ummadığım bir anda karşılaşıp evlenmek...Tabi çocukları unutmamak lazım..Hep hayal gücümü zorlamıştır acaba benim çocuğum olursa nasıl bişey olur diye..Bana benzermi,annesi gibi hep başı ağırmı olur diye..Güzel hayallerdi güzel...Üniversiteye kadar bu hayalim hiç değişmedi..Her zaman BABAMI örnek aldım kendime..Prensiplerine hayran kalırdım ve hiç bir zaman ödün vermezdi..Hep onun gibi olmayı düşledim..Şuan düşünüyorumda başarabildim mi diye..Az da olsa başarmışım..Daha yolun başındayız dur bakalım...


    Kaybettiklerimi düşünürken kazandıklarımıada her zaman şükretmişimdir..İnsan şükretmesini bilecek..Veren Rabbime şükretmesini biliyorsak yine alan Rabbime isyan etmek nedendir..Her zaman bunu düşünürüm..Vardır bir bildiği derim yaradanın...Bilmese yaratırmıydı haşa huzurdan...Okumayı başardık çok şükür..İyi bir etiket gibi duruyor insanın üzerinde..Bu etiketi iyi kullanmak lazım...Kıymetini bilmeli insan..İşimde var çok şükür...Çevremde üniversite mezunu bir çok işsiz görünce insan dönüp haline şükrediyor...Kariyer sorunum olmadı hiç..Yani azimliyimdir aslında ama bişeyi çok istememek lazım..Çok istenilen şeylerin gerçekleşmediğini istediğim meslek için yaptığım çabalardan gördüm...Bana o meslekte ekmek yemek nasip değilmiş demesini öğretti bana..Peki ya bundan sonrası ne olacak...Hiç düşünmedim desem abartmış olmam sanırım...Hayatı akışına bıraktım..Bakalım bana ne gibi bir sürprizler getirecek..Sabrımı ve inancımı daha ne kadar zorlayacak...İnanç derken hayata olan inancımdan bahsediyorum..Yoksa inancımı asla kaybetmem Yaradana...''Kısmet '' Bu kelimeyi hayatı boyunca benim kadar çok kullananan biri daha varmıdır acaba...her şeyin başı Kısmettir bence..İnsan Kısmetinde Nasibinde olan şeye ulaşır..Yoksa zaten çırpınmanın bir anlamı yoktur...Her ne olursa olsun bu kelimeyi çok kullanmışımdır..Hatta bir arkadaşım bana '' Yahu bir insan bu kadarmı Kısmete inanır...Kızım sen hiç isyan etmezmisin..Nedir bu benim başıma gelenler demezmisin...Her musibeti büyük bir olgunlukla karşılayıp bu da Kısmetimde varmış hayırlısı olsun demekten bıkıp usanmadınmı ? '' demişti..Şuan olduğu gibi o zamanda gülümseyerek '' Kısmet '' dedim..Kısmetten ötesine geçilmiyor işte...

  51. 2007-02-06 #51
    Aşkın Gözyaşları

    Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı. Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp, yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden. Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da. Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti...

    O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu?

    Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi belki de ama herşeye değerdi.

    Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti. Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı. Saçlarında sanki bir ayrilik ezgisi dolaşıyordu.

    Kimdi?

    Neden böyleydi?

    Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda...

    Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı.

    Kimdi onu bu kadar yaralayan?

    Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi?

    Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına. Zaten bunun için yaşamıyor muydu?

    Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi.

    Gel dese gelir, öl dese ölürdü.

    Yağmur bir anda dinince, ilişkilerininde bir anda böyle nedensiz ansızın bitivermesini hatırladı.

    Hayatında ilk defa mi seviyordu? Yok ikinci kez. İlkinde aşık olmuştu ama ikinci de tutulmuştu. Değişik bir sevgiydi onunki. Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu. Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor, delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu. Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu. Ölüden hiç bir farkı olmayan bir kadını böyle delicesine bağlanabiliyordu. Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu.

    Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri farketmemişti onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum. Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı. Bazen boşversede bu sevgiyi, özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya başladı :

    "NEDEEEENNN?"

    Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu. Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü ama o değildi.

    "Lütfen artık içeri girin"dedi.

    Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru.

    Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış, gel bana dercesine bir kadın resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde....

  52. 2007-02-06 #52
    Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
    Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
    Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
    Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
    Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
    iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
    Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
    Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
    kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.
    Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.
    Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.
    Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
    Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.
    İclâl Aydın

  53. 2007-02-06 #53
    Bir kere bile aşık olmayan var mı? Böyle bir şey mümkün mü? Tabii ki değil... İnsan hayatta hiç olmazsa bir kez, deliler gibi aşık olabilme hissini yaşamalı...
    İLK AŞK: Ne yaparsanız yapın, ilk aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "Ben ona nasıl aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da yaşayabilirsiniz... Olsun. O, size ilk aşkı tattırmış. En önemli yaşam tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp minnetle anacağınız biri hep var olacak...

    YILDIRIM AŞKI: Var mı, yok mu tartışmasının içinde değiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazılarının duyguları yağmur olup yağabiliyormuş. Yıldırım aşkla başlayıp, yıllar süren beraberlikler de var üstelik. Dikkat edilmesi gereken, sürekli yıldırım aşkına tutulanların kendi yarattıkları hayalin peşinde koşmalarıdır...

    OLANAKSIZ AŞK: Bazen yolda yürürken rastlarız, bazen en yakınımızda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasıl gelmiş?" diye düşünürüz. Kendi başımıza geldiği de olmuştur. Çoraplarını sağa sola bırakan bir kadın ya da televizyondaki futbol maçını seyrederken daha önce hiç duymadığınız küfürler eden bir adam. Her aşkın olanaksız bir tarafı vardır gerçi... Genelde bunları görmemeyi yeğleriz.

    YASAK AŞK: Men edilmiş, engellenmiş ve çoğu zaman da yasadışıdır. Ama aşığın gözü görmez ki...

    PLATONİK AŞK: Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan, geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan birisinizdir. Hem aşık, hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranışlarından, konuşmalarından isaretler alıp, umutlanır, bozulur, küsersiniz.

  54. 2007-02-06 #54
    Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
    O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.

    Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
    Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
    Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
    Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
    Anneler ve Korkular Yoktur
    Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
    İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,

    Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
    Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
    Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
    Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
    Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
    Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
    Yitirdikleri de...

    New York'ta, Bir Sokakta,
    Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
    Çıplak Yalnızlığı da
    Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
    Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
    Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
    Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
    Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
    İnan...

    Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
    Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
    Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
    O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
    Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
    Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
    İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
    Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
    O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
    Aşk Çok Eski Bir Şeydir sevgili

    Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
    Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
    Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
    Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
    Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
    İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
    Kimselere Veremez Sevgisini,
    Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
    Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı

    İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
    Oysa
    Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
    Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
    Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
    Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
    Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
    İşte Şimdi Biz de Sevgili,

    Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
    Soluğu Evlerde Alacağız,
    Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
    Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
    Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
    Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...

    Birazdan Sabah Olacak...
    Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
    İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
    Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
    Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
    Birbirimizi Kandırmayalım...
    Hadi Güne Hazırlan,

    Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
    Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
    Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
    O Yaban Ağrısını Geri Alacak
    Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
    Sonra Geçecek...
    Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
    AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

  55. 2007-02-06 #55
    Aska Ve Terke Dair...

    Bazen öyle bir iliskiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne
    terkedebilirsiniz.
    Kör kütük baglanmissinizdir aslinda.... En güzel yillarinizin, aci tatli
    hatiralarinizin ortagidir; iç çekismelerinizin müsebbibi, yazilarinizin
    ilhami, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaslarinizda, bilinçaltinizda,
    kahkahanizdadir. Korkunca saklandiginiz bir siginak, cosunca
    öptügünüz bir bayrak...
    Sevdaniz riyasiz, çikarsiz, karsiliksizdir. Sinirsiz ve nihayetsiz;
    "Ölmek var, dönmek yok"tur.

    Lakin gün gelir anlarsiniz; içten içe bir seylerin kanadigini... Tutkulu
    sevdalarin gizli hançerleri baslar parildamaya... Surasindan,
    burasindan elestirmeye koyulursunuz:
    "Söyle görünse, öyle demese, degisse biraz yada eskisi gibi olsa..."
    Baskalarini örnek göstermeye, "Bak onlar nasil yasiyor" demeye
    baslarsiniz. Hem birlikte yasayip, hem özgür olmanin yollarini
    ararsiniz. Askinizin gözü kör degildir artik, yanlisini görür düzeltmek
    istersiniz.
    "Eskiden böyle miydi ya.." diye baslayan sohbetlerde açilir
    elestirinin kapisi; açildikça, bastirilmis itirazlar yükselir
    bilinçaltindan... Böyle süremeyecegini bilirsiniz.
    Degissin istersiniz.

    O, sevgisizliginize yorar bunu... Ihanete sayar. Tutkulu iliskilerde
    ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terket" diye gürler...

    Bir zamanlar bir gülücügüyle alacakaranligi isitan o rüya, bir kabusa
    dönüsür birden... Kapatir gönlünün kapilarini, yasaklar kendini size...
    Hoyrattir, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konusturmaz,
    suçlar, yargilar mahkum eder. Mühürler dudaklarinizi, yirtar atar
    yazdiklarinizi, siler sizi defterden...

    "Iyiligin içindi hepsi, seni sevdigim için..." dersiniz,dinletemezsiniz.

    Ayrilirsaniz yasamayacaginizi bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz.
    Ihanetten kirilmistir kaleminiz; severek, terk edersiniz...

    "Madem öyle..."nin çagi baslar ondan sonra... Madem ki siz böylesine
    tutkunken, o hep baskalarini seçmistir, madem ki kiymetinizi
    bilmemistir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu
    karsiliksiz aska, çekip gitmeleri denersiniz.

    Askin göçmenlik çagi baslar böylece... Daha özgür olacaginiz
    limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan
    uzaga izlersiniz olup biteni... Etrafi bir sürü ugursuzla dolmus, kurda
    kusa yem olmustur.
    Deli kanlilar, eli kanlilar, ugruna ölenler, sirtina binenler sarmistir
    çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar
    diye...

    Ugruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...
    "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsiniz bir süre...
    Ama sonra...ansizin kulagimiza çalinan bir sarki ya da kapi
    araligindan süzülüp gelen bir koku, hatirlatir onu yeniden... Yaban
    ellerde, baska kollarda ondan bahseder aglarsiniz. Kokusunu
    özlersiniz; türküsünü söylemeyi, sarkisini dinlemeyi, yemegini
    yemeyi, elinden bir kadeh raki içmeyi... Karsi nehrin kenarindan
    hasret siirleri haykirirsiniz, sular kulagina fisildasin diye...

    Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bagirmak geçer içinizden...
    Dönemezsiniz.
    Göremedikçe baglanir, uzaklastikça yakinlasirsiniz.

    Anlarsiniz ki bir çaresiz asktir bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem
    kollarinda ölmek, kucagina gömülmek arzusu, hem "Ne olacak
    sonunda"kuskusu...

    Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
    Sürünür gidersiniz...

  56. 2007-02-07 #56
    AŞK DİYORLAR

    Aşk diyorlar; aşk nedir peki? Biliyorlar mı dersiniz! Yalnızlıklarını paylaşmak, geçmişi unutmak istemek mi? Yağmurlu havalarda gözyaşlarının yağmur damlalarıyla karışması mı? Geceleri yıldızları sayarak dilekler tutmak mı? Rüyanda onu görebilmek için dua etmek mi? Aşk nedir peki? Herkesin aşkı farklı mı yani? Kalbinin acıyla sızlaması mı? Döktüğün her damla gözyaşının kalbini acıtması mı yoksa? Aşk sadece acı mı verir? Galiba aşk her şey demek. Belki de yaşam demek! Belki de aldığın her nefes aşktır! Aşkı yaşayan bilir derler, aşık olmamış birileri halen yaşıyor olabilir mi? Gözleri mutlulukla dolmamış ya da hiç aşk yüzünden ağlamamış insanlar yaşıyor mu yani! İnanmak zor geliyor, çok sey kaçırmışlar, belki de en iyisini yapmışlar kim bilebilir. Yalnızlık, insanlara özgü bir şey mi? Aşk da yalnız değil mi? Aşk diyorlar; aşk nedir peki? Bitmek bilmeyen gecelerin saatlerini gündüze bağlamak mı, bu saatlerde sevgili için gözyaşı dökmek mi? Düşüncelerin içinde boğulup gitmek belki de. Aşk; ufuklarda sevgilinin gözlerini aramak, rüzgarda kokusunu duymaya çalışmak mı? Her yalnızlığı hissettiğinde, onun, yanında varolduğunu bilmek mi? Galiba aşk her şey demek. Belki de ölüm demek! Belki de verdiğin son nefes aşktır! Kalbine hiç söz geçiremediğin oldu mu ya da kendini düşünmekten alamadığın, işte ey sevgili sen aşkı yaşıyorsun. Ne zaman ki mantığın kaybolur yerine kalbinin sesini bırakır işte o zaman sen aşk ile tanışmış olursun. Bu tanşmadan sonra gözyaşları, dualar, düşünceler... hepsiyle birden tanışmaya başlarsın. Bazı şeyler git gide acı vermeye başlar ve sonunda acıyla da tanışmış olursun. Yaptığın bir çok şeye belki lanet edersin öfkeyle ama sonra arkana dönüp bakmak istediğin o karanlık gecelerden birinde; "neler yaşadım ama halen ayaktayım" dersin, güler geçersin. Devamında ne mi olur? Elbette tekrar yaşarsın, yaşarsın ama hiç bıkmadan yaşarsın. Git gide yıpranırsın ama aşklardan vazgeçemezsin. Sen aşkların insanısın!!!

  57. 2007-02-08 #57
    Aşk Ölmektir...
    Sana bakıyorum da... Seni görmemek daha güzel aslında... Son gülüşünü görüp gitmektir aşk. Seni özlemektir aşk.. Benim yüzüme bakıp bir gülmendir en büyük acım.. Seni görüp, sana dokunmaktır kabusum. İyi ki yoksun. Uzaklara git sevgilim. Görmeyeyim seni. Duymayayım sesini. Aşk dediğin uzaktadır. Güneş batarken denizdeki en uzak noktadır kimi zaman. Büyük dağların arkasındaki küçük kasabadadır aşk. Hep ulaşılmayandadır aşk. Hep hayallerdedir. Sana dokunabilme hayalidir. Yüzünü görebilme hayalidir. Tanımadan sevmektir aşk. Göremeden ÖLMEKTİR.

  58. 2007-02-08 #58
    Aşk Kağıda Dökülmüyor



    Nasıl bir yazgıydı bu, yazanı yazdıranı belli olmayan?
    Hangi kader çizgisiydi yollarını kesiştiren?
    Hangi rüzgarlardı o güzel kadını, onun sakin küçük
    dünyasına getiren? Onu sakin denizlerden sürükleyip
    fırtınalı okyanuslara atan? Sırası mıydı bu aşkın, o ununu
    elemiş eleğini asmış, tüm sevdaları sürgünlere göndermişken?

    Hangi acımasız yazgıydı, onu yeniden aynalara baktıran.
    O aynalar ki, hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi.
    Geçen yılların bırktığı izleri insanın yüzüne acımasızca vururlardı. Azaltamazdı ki kalan saçlarındaki akları, yüzündeki çizgileri.
    Küçülüp, eriyordu, o güzel kadının belleğine kazınmış resminin
    yanında. Utanıyordu sevdasından, aşkından. Ona giden yollardaki uçurumlar, engeller büyüyordu. O, giderek uzak ve erişilmez
    bir tanrıça oluyordu. Kâr etmiyordu hiçbir şey; bilge teselliler,
    kitaplarda okudukları. İster itiraf etsin, ister etmesin, düştüğü durumun bir tek
    tanımı vardı ve o da aşktı, sevdaydı. Ve o ömrümde hiç böyle sevdalanmamıştı. Bu sevda, platonik, romantik gibi klişelere
    sığmayan bir sevginin ürünüydü. Sözcüklerle tanımlanamayan,
    gece gündüz her saat, her an onu düşündüren, ona özge bir
    sevdaydı. Ah, bu yürek değil miydi onu yakan, bu onulmaz
    sevdalara düşüren. Sevginin o mütiş gücünü bu sevda ile
    öğrenmişti yeniden. Sevdiğiyle sadece aynı mekanlarda
    olabilmenin bile ne büyük bir mutluluk olduğunu, onun
    sadece telefondan duyulan sesinin bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini, karanlıkları aydınlatabileceğini bu sevda ile
    yaşamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar yaptırabileceğini yeniden
    ta kanında hissediyordu.

    Aşık olduğu kadınla olan en kısa ayrılıklar bile ona dayanılmaz
    geliyordu. Şimdi o yine uzaklardaydı. Ve ona olan hasreti
    aralarındaki mesafeler artıkça artıyordu. Üstelik günlerdir
    ondan haber alamamak kendisini deli ediyordu. Ona merhaba
    diyebilmek, bir tek sözcük de olsa sesini duyabilmek için her yolu deniyordu. Ama tüm çabaları sonuçsuz kalıyordu. Gece gündüz,
    her an onu düşünüp ona ulaşamamak, korkunç bir ızdıraptı. Kahrolmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu, elinden. Bu griler grisi,
    mavi yoksunu gökyüzünün altında çıldırasıya özlüyordu o kadını,
    onun gözlerini, gözlerinin rengini, gülüşünü.

    Ayrılık acısıydı bu, kolay değildi üstesinden gelmek.
    Haykırsaydı sevgisini pencerelerden, bağırsaydı adını sokalara,
    diner miydi acıları? Yılın son günde yağan karın beyazına dökseydi karanlıklarını, aydınlanır mıydı içi? Batmakta olan güneşin
    kızıllığına, sütmavisi kesilen gökyüzüne çizseydi aşkını, azalır mıydı o kadına olan özlemi? Kalemini kanına batırıp ak kağıtlara yazsa
    bu aşkı, biter miydi hasret?

    Bu son ayrılık, onu genç kadına olan sevgisini sorgulamaya zorluyordu. Aklı, bu sevdanın, hiçbir gerçekliğinin ve geleceğinin olmadığını
    söylüyor; kendisi için hiçbir şey ifade etmediğin, senin sevdana gereksinimi olmayan o kadını neden seviyorsun? diye soruyordu.
    O ve kalbi akılına karşı inatla direniyorlardı. "Evet, değer", diyordu, "yüz kere, bin kere değer!". Çünkü o kadın yaşamından çıktığında
    kendisini tekrar ölü hayatların, mavisi ve güneşi olmayan
    günlerin beklediğini biliyordu. "Değer" diyordu, "herşeye değer!
    Uğruna ölmeye, çılgınlıklar yapmaya, deli divane olmaya, Kerem gibi yanmaya değer!"

    Niçin mi? Sadece o kadını görebilmek için, sadece sesini duyabilmek
    için, sadece güzel gözlerine bakabilmek için, o sıcak, o çocuksu gülüşünü yaşayabilmek için. Onu görünce heycanlanmak, onunla konuşurken toy bir delikanlı gibi ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmak için. Onunla birlikteyken, onu düşünürken tüm dünyayı, tüm kaygıları unutabilmek için.

    Tektaraflı sevdaların seveni acılara boğabileceğini ta başından
    biliyordu ve o acıları ak kağıtlara dökerek, şiirleştirip, öyküleştirerek yenebileceğini düşünmüştü. Ama bunun olanaksız olduğunu kısa
    zamanda anlamıştı: Gerçek aşk kendini yazdırmıyor, kağıda dökülemiyordu. Ve o aşka tutsak, aşık olduğu kadın ona yasak olsa
    da, aşka ihanet etmemek için; insanı insan yapan o yüce duygudan
    yana olmak için; belki de sadece "onu seviyorum, o halde
    yaşıyorum!", diyebilmek için, sonuna kadar direnecekti.

  59. 2007-02-08 #59


    ÇEK GİT YOLUNA!!!!

    Yağma be yağmur.
    İçim üşüyor. Islatma toprakları. Attığım her adım daha da ağırlaşıyor. Kokun sinmesin çiçeklere. Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi. Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi. İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
    Yağma yağmur. Çek git yoluna.

    Esme be rüzgar.
    Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni. Titriyor bacaklarım. Bilmem hangi melodidir fısıldadığın. Duymuyorum. Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu. Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel. Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda. Issız her yer senin şansına
    Esme rüzgar. Çek git yoluna.

    Geçme be zaman.
    Sabrım bitiyor. Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi. Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım. Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
    Geçme zaman. Çek git yoluna.

    Akma be gözyaşım.
    Yüreğim yanıyor. Değmez bir vefasız için heder olmana. Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara. Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani? Yazık. Ne boş sevmişim meğer. Ne boş yanmışım. Sanma bu benim ilk aldanışım.
    Akma gözyaşım.Çek git yoluna...

  60. 2007-02-10 #60
    AŞK çeşitleri..sizinki hangisi?




    Senaryo-1 : Yıldırım aşkı
    Bir yerde göz göze gelirsiniz ve küt diye her iki taraf da birbirine deli
    gibi aşık olur. Birbirinizi hiç tanımıyorsunuzdur. Hemen gidip
    tanışırsınız. Bundan sonra artık hep nasıl beraber oluruz diye
    düşünürsünüz. İki tarafta gece gündüz birbirini düşünür. Onunla yatılır,
    onunla kalkılır. ( bu tam senaryo oldu doğrusu. Benim favori senaryom).


    Senaryo-2 : Tek taraflı aşk
    Bir taraf bir tarafa önce aşık olur. Gece gündüz onu düşünür ve karşı
    tarafı kendisine aşık etmek için elinden geleni yapar. Taklalar atar,
    espriler yapar, çiçekler ve hediyeler alır. Karşı taraf sonunda kendisine
    aşık olan birisi olduğunun farkına varır ve de bari aşık olayım ben de
    diyerek o da aşık olur. Ya da cevap alamaz ve karşı taraf aşkından
    mahvolur ve bir müddet geçtikten sonra aşkına cevap alamayan aşık olacak
    başka birilerini bulur.
    (ühühühühüüüüüüüüüüüü)


    Senaryo-3 : Yavaş yavaş aşk
    Ya da arkadaşsınızdır. Uzunca bir süre farkında değilsinizdir
    birbirinizden. Hatta okul arkadaşı olun, ya da iş arkadaşı. Millet evlenme
    yaşına gelmiştir, etrafınızdakiler yavaş yavaş evlenmeye başlamıştır. Bu
    durumda ne yapılır? Etrafta aşık olunacak birileri aranır. Ve tabi ki
    kendimize en yakın olabilen birilerine aşık olunur. Evlenilir, çoluk
    çocuğa karışılır. Ya da uzun bir süre arkadaşlık edilir. Sonun da yine ya
    birleşilir ya da ayrılınır.(ben bunu emin olun bir çırpıda okudum.ve bi
    daha okumadım hiiiiii)


    Senaryo-4 : Aşk çocukları
    İnsanlar vardır kime aşık olsam diye dolanırlar etrafta, kendilerine biraz
    gülümseyen birilerine hemen aşık olurlar. Boş kaldıkları bir durumda sizle
    tanışırlar. Siz de azıcık ilgi gösterdiyseniz yandınız demektir. Aşkın
    uzmanıdırlar, sizi bile aşık olduğunuza inandırırlar. (bilmiyoomm)


    Senaryo-5 : Şefkat aşkı
    Bunalımlı bir anımızdır. İşte, evde, arkadaşlarla, kısaca herkeslerle
    gerginizdir. Hayata küsme aşamasındayızdır. Tam bu sırada bize biraz daha
    fazla ilgi gösteren, bizi teselli eden, bize yumuşak davranan birine
    duyduğumuz şefkat midir aşk? (yok valla sadece şefkatdirrrrr)


    Senaryo-6 : Medya aşkı
    Bazen de hiç tanımadığımız, medyada ki birilerine aşık oluruz. Tarkan
    parçala beni, Hülya ölürüm senin için gibi. Jiletler havada uçuşur,
    posterleri duvarlarımızı süsler. (cıkk yok öyle saçma aşk benim kalbimde
    aaaa)


    Senaryo-7 : Mecburiyet aşkı
    Fabrikatörün biricik oğlunun holding sahibinin biricik kızıyla büyük aşk
    yaşaması ve sonucunda da evlenmeleri sonucunda aşk neden olmasın. Sanki
    birbirleri .için yaratılmışlardır.(heeeee)


    Senaryo-8 : Sınıf farklılıklarından doğan aşklar da az değildir. Daha çok
    filimler de olsa da gerçek hayatta da yaşanılanları muhakkak ki vardır.
    Zengin kadın şoförüne, patron sekreterine, evin erkeği evin işlerine
    yardım edene, evin hanımı bahçıvana, köyün ağası bir köylü kıza (kadınla
    erkekler yer değiştirebilirler tabi ki) gibi. (oluyooooorr günümüzdedee
    öğretmen memur v.s. v.s. isteriz isterizz diyorlarrrv.s. )


    Senaryo-9 : Az daha unutuyorduk, bir de chat aşkları vardır. Hiç
    görmediğiniz ama gece gündüz chat leştiğiniz. Başka başka şehirler de
    hatta memleketlerde de olabilirsiniz. Sınır tanımayan bir aşk türüdür.
    Sıkılana kadar devam eder, ayrılınca da fazla üzmez. Nasılsa birbirinizi
    görmemişsinizdir bile. Ve de icq da msn de bir sürü aşık olunacak arkadaş
    sizi bekliyordur. (no commenntttttt )

  61. 2007-02-10 #61
    Aşk Pınarı



    Eğer aşka bir ceza verebilseydim
    benim gibi onunda sevmesini isterdim
    meçhulden gelmişim meçhule giderim ömür denen şu yoldan
    susadım su içitim yürek kansın diye yoldaki bir pınardan
    aşk pınarıymış bu içmesen anarsın
    içsen benim gibi aşk diye yanarsın ne ilk içen bendim
    ne son geçen bu yoldan dertler başladı aşk pınarından
    şimdi arıyorum aşksız günlerimi meğer zehirlemişim
    kendi kendimi aşk pınarı değil dert pınarıymış bu kaybettim yarınımın ümitlerini ümitlerini
    sevmemek elde değil zamanı belli değil
    bir canım var yaşarım bende değil
    gönlümde seffalet aşkla başladı
    isyan etti bana tüm duygularım
    her yudum bir zehir her nefes bir alev
    her ahımda kaldı arzularım ah edişte kaldı duygularım

  62. 2007-02-12 #62
    Bana inat olsun diye arkadaşlarımdan birine çıkma teklif etmişti. Aylardan sonra beni bir cafeye davet ettiğinde her şeyden habersiz barışmak için çağırdığını düşünerek gittim. Saatler boyu flörtünden bahsetti. Sahte gülümsemeler takılıyor, gözümün önüne düşen göz yaşlarımı engellemeye çalışıyordum. Artık gücüm tükenmişti. Hızla ayağa kalktım. O da hızla kalktı, kolumu tuttu ve gitmeme izin vermedi. Beni deliler gibi sevdiğini söylediğinde etrafımdaki meraklı gözlere aldırmadan hıçkırıklarla ağlamaya başladım. En kısa zamanda diğer kıza her şeyi anlatıp ayrılacaktı.
    Bu olaydan sonra 2 hafta geçti. Beni hiç aramadı acaba o kızı mı tercih etmişti. Bir telefon kulübesinden onu aradım. Karşımdaki ses onun trafik kazası geçirdiğini yoğun bakımda olduğunu söylüyordu. Ona " senin için döktüğüm her damla gözyaşının cezasını umarım çekersin" demiştim. Ama böyle olsun istememiştim. Bu kez onu tamamen kaybetme korkusundan ağlıyordum. Ankara'^da bir hastanedeydi. Doktorlar yaşaması için şans vermiyordu. Cenaze işlemleri başlamıştı. Tabutuna konulacak yakaya takılacak fotoğraflar hazırlanmıştı. Eş dost hastane kapısında bekliyordu. Bu bekleyiş üç ayı tamamlamıştı. Doktorlar anneyi hastanın yaşam destek ünitelerinden çıkarılması için ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü onlara göre yaşasa bile eski sağlıklı günlerine dönemeyecekti. Anne kararlıydı son nefesine kadar yanında olacaktı. Günlerce yanından ayrılmadan onunla konuştu. Ellerini tutmuş yine gelecekten söz ederken parmaklarını kıpırdatarak oğlunun tepki verdiğini fördü. Sevinçten hastane koridorlarında kahkahalar atıyordu. Doktorların " Olmaz" dediğini ana-oğul başarmıştı.
    2 yıl olmuştu onu bu süre içerisinde hiç görmemiştim. Bu süre içerisinde onu hiç görmemiştim. Şimdi karşımdaydı, çok değişmişti. Bazı zamanlar beni çileden çıkartıyordu, ona katlanamıyordum. Psikolojik tedavi görüyordu. Yine bir ayrılık zamanıydı telefonda evlenme teklifinde bulunduğunda ciddiye almamıştım. Israrla kendisini görmeye gelmemi istiyordu, yine bir ameliyat geçirmişti. Ziyarete gittiğimde evlenme teklifini yineledi. Hayatımızın 3 yılını bu kaza yüzünden kaybetmiştik. Artık başka vakit kaybetmenin bir anlamı yoktu.

    Rüya gibi bir düğünle hayatımızı birleştirdik. Tabuta konması için hazırlanan fotoğrafı duvara astık. Ona her baktığımızda küçük kızımıza ve hayata sımsıkı sarılarak bize verdiği mutluluk için Allah'a şükrediyoruz. Tüm mutluluklar sevenlerin olsun...


  63. 2007-02-12 #63
    Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır..

    Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.' Ve her kalp yaşadığı aşk kadar şekillenir. İnsanları ikiye ayırmak adettendir. Çünkü anlamanın yolu ayırmaktan geçer. Bütün eşya birlikten yana koyarsa hükmünü kimin kim olduğu muamma olur diye; çeşitten yanadır dünyanın günü. Bunca çeşit arasında ayırmalıdır o vakit birbirine uyanlar ile uymayanları. Akıllılar ve aklı kıt olanlara diye önce. Güzeller ve çirkinler diye sonra. Padişahlar ve cariyeler diye. Daire tamamlanır gibi olduğunda her işin hem başı hem sonu olarak; aşka gücü yetenler ve aşka gücü yetmeyenler diye latif bir çizgi çizilmelidir kul ile kul arasına ve dahi kul ile eşya arasına.

    Söz işte burada çatallanır. Kainatın dili aşktan yana söyleyip durduysa ve alemlerin Rabbi bunca güzelliği sadece Muhammed'in aşkına "ol" kıldıysa her kul bilemese de gönlünün çapını kendini aşka gücü yetenlerden sayar. Herkesin aşkı kendinedir taşıyabildiği kadar. Kolayından taşınabilseydi her aşk her sevda, sözün hükmü uçurur muydu gücünü yedi iklimden öte.

    Her aşk önce gözde başlasa da bilinçtir aşkı güzelleştirip değiştiren. Evet sahibinde saklı her aşk değiştirir her şeyi. Önce sahibini değiştirir. Sonra sahibinin gözünden bütün dünyayı. Kim ki aşık bir yüze düşürür kendini, kendinden önce keşfeder kendini. Çünkü aşığın aynası billurdandır. Hataların, günahların yok olduğu bilurdan. Güzelliğin katmerleşip merhametin engin deniz hükmünde dalgalandığı.

    Her aşk önce gözde başlasa da bilinçtir aşkı güzelleştirip değiştiren. Evet sahibinde saklı her aşk değiştirir her şeyi. Önce bir güzelin resmi düşer bilincin sudan berrak yüzüne. O resim değiştirir idrakin her türlü kıvrımını. O resimden önce ve o resimden sonra diye ikiye ayrılır hayat hiç birleşmemecesine.

    Ben bilinç dedikçe siz yaban düşürseniz söze. Olsun. Bu hikayenin güftesi bilince düşmüş olsun yürekten evvel. Hapseden ve dahi hıfz eden bilinçtir. Onun içindir ki, aşkın tamama ermesi bilincin yitmesiyledir.

    Öylesine yaşanmış aşklar vardır ki yakıp yıktığı gönüllerin harabesinden her çağda yeni çıralar tutuşturur. Hayatın bir geleneği vardır. Bunca değişmedeyse de her şey biz biz olduğumuzu nereden anlayacağız diye telaşa düşmüşken, duyguların hiç değişmeyen yüzü geçip çağdan çağa bulur bizi. Duygularda devam eder hayatın geleneği.

    Yaşayan insan kadar yaşanılmış aşk yoksa da; aşka düşen her sevdalı kendi yangının ilk bilir. Yaşarken yaşayanlar ilk bilir de onca aşkın satır aralarından tanığı olan okuyucu, onca aşkı nasıl yerleştirir hafıza bohçasına? Şurada ben aşıkken okuduklarım. İçindeyim her satırın. Ve kahramanıyım her duygunun. Yaşanılanların aktarıcısı değil harfler. Benden bana giden yol. Ben olmasam o satırlardaki aşk ta yok. Leyla ile Mecnun yok. Arzu ile Kamber yok. Kerem ile Aslı yok. Hüsrev ile Şirin hiç yok. Hiç yok diye bunca keskin ise vurgu, hiçlikten varlık bulacak yüzlerce yıl öncesinin aşkı. Sen varsın ve ey okuyucu oradasın. Öyleyse yeniden şekillenir bütün geçmiş zaman aşkları.

  64. 2007-02-13 #64
    AŞKIN SONUNDA NE OLACAK... gercekten aşıksan ve ansızın ayrılırsan bak ne olacak?


    Askın sonunda ne olacak?

    tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...
    evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
    sokağa fırlayacaksın...
    sokaklar da dar gelecek...
    tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
    ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
    kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
    küçüleceksin...

    birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
    "önemli olan sağlık."
    "yaşamak güzel."
    "boş ver, her şey unutulur.
    sen hiçbirini duymayacaksın...
    gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
    ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
    isteyecek kadar çok seveceksin...

    hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
    "ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
    kaldırıp "ne dedin?" diye sormayacaksın...
    yalnız kalmak isteyeceksin...
    hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

    ikisi de yetmeyecek...
    geçmişi düşüneceksin...
    neredeyse dakika dakika...

    ama kötüleri atlayarak...
    onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
    gittiğin yerlere gitmek...
    bu sana hiç iyi gelmeyecek...

    ama bile bile yapacaksın...
    biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
    aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin...

    hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin...
    aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
    herkesi ona benzetip...
    kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
    hiçbir şey oyalamayacak seni...
    ilaçlara sığınacaksın...
    birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...

    sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
    bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
    boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
    uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
    sabahı iple çekeceksin...
    bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
    ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
    ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
    belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
    isteyeceksin...
    nafile...

    düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
    rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
    her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
    telefonun çalmasını bekleyeceksin...
    aramayacağını bile bile...
    her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
    ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...

    yüreğin burkulacak...
    canın yanacak...
    bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
    hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
    onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
    defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
    edeceksin...

    yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

    ama bir umut...
    onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
    bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
    gel gitler içinde yaşayacaksın...
    buna yaşamak denirse...

    razi misin butun bunlara...?
    hazirmisin sonunda ölup ölup dirilmeye...?
    o halde asik olabilirsin...

  65. 2007-02-14 #65
    Yıllar önce bir kış sabahı rastlamıştım sana. Hatırla!

    Kaçmıştım; hayatıma girmek isteyen adımlarından yada korkmuştum ne bileyim.

    Yıllar sonra soğuk ve uyuşturucu bir kış sabahındayım. Yanımda yoksun.

    Kahvem mis gibi kokusunu odayla cömertçe paylaşıyor, ya sen, sen koklamaya doyamadığım kokunu kiminle paylaşıyorsun? Kimse sen gibi bakmıyor gözlerimin içine ve kimse sen kadar sinirlenmiyor bana. Aslına bakarsan ben de kimseye bakamıyorum sana baktığım gibi, kimseyi kıskanmıyorum, kimseyi merak etmiyorum, kimseyle görüşmüyorum nedense! Oysa aynı dili konuşamazdık seninle, oysa asgari müşterekler de bile anlaşamadığımızı düşünürdük.
    Yıllar önce, o kış sabahı...
    Çiçek filizlerinden medet umduğum bu yıllara taşınırken bedenim, yüreğim bir sonraki yılllara geçemedi. Yerimde saydım, saydıkça sinirlendim!
    Yüzünün karşısında duramadım öfkeli bir ifadeyle, sözünün karşısına dikilemedim zehirli sözlerle, yüreğini yoklamadım hiç!
    Sen gittin!
    Yıllar önce, o kış sabahı...
    Sahne sahne, şerit şerit aktın her gece yastığıma. Dinlediğim şarkılar sözünden, yüzünden ve hüznünden bir parçayı getirdi gözlerimin önüne. Ağlamadan konuştum içimdeki yangınla. Ne zaman söneceksin? diye ve hep aynı cevabı aldım: Hiç bir zaman!
    Şimdi yıllar sonra bir kış sabahı...
    Korkuyorum mutlâklığından.
    Korkuyorum özlemlerimden.
    KORKUYORUM SENDEN!
    Aynı dili konuşsaydık ne olurdu acaba?

  66. 2007-02-14 #66
    AŞKIN MEVSİMLERİ

    Her ilişki bir bahçeye benzer. Eğer yeşerip gelişmesi isteniyorsa, düzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava değişiklikleri kadar mevsimleri de dikkate alarak özel bakım gösterilmelidir. Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayıklanmalıdır. Tıpkı bunun gibi, aşkın büyüsünü canlı tutmak için de, mevsimlerini anlamalı ve aşkın kendine özgü ihtiyaçlarını doyurmalıyız.

    Aşkın İLKBAHAR'ı

    Aşık olmak, ilkbahar gibidir. Sonsuza dek mutlu olacakmışız gibi bir duyguya kapılırız. Eşimizi sevmemek aklımızın ucundan bile geçmez. Bu bir saflık dönemidir. Aşk ölümsüz gibi görülür. Her şeyin kusursuz sanıldığı ve tıkır tıkır işlediği büyülü bir dönemdir bu. Eşimiz tıpatıp bize uygun görünür. Hiç çaba harcamaksızın, uyum içinde dans ederiz ve şansımızın yüzümüze gülmesinin tadını çıkarırız.

    Aşkın YAZ'ı

    Aşkımızın yaz mevsimi boyunca eşimizin sandığımız kadar kusursuz olmadığını ve ilişkimiz üzerinde çalışmamız gerektiğni anlarız. Eşimiz sadece başka gezegenden gelmiş olmakla kalmaz; hata yapan, bazı bakımlardan aksayan bir insan olarak da karşımıza çıkar. Sürtüşmeler ve düşkırıklıkları belirmeye başlar; yabani otların kökünden sökülmesi ve yakıcı güneş altındaki bitkilerin fazladan sulanması gerekir. Artık aşkı vermek de, gereksindiğimiz aşkı almak da, o kadar kolay değildir. Her zaman mutlu ve sevgi dolu olmadığımızı görüp anlarız. Bizim aşk konusunda düşlediğimiz tablo değildir bu. Birçok çift, bu noktaya geldiğinde düş kırıklığına uğrar. Bir ilişki üzerinde çalışmak istemezler. Hiç de gerçekçi olmayan bir tutumla, hep ilkbahar olmasını beklerler. Eşlerini suçlarlar ve pes ederler. Aşkın herzaman kolay olmadığını, ara sıra sıkı bir çalışma ve sıcak bir güneş istediği gerçeğini görmezler. Aşkın yaz mevsiminde, kendi sevgi ihtiyacımızı olduğu kadar eşimizin ihtiyaçlarını da doyurmamız gerekir. Bunlar kendiliğinden gerçekleşmez.

    Aşkın SONBAHAR'ı

    Yaz mevsimi boyunca bahçemize iyi baktıysak, bu sıkıcı çalışmanın sonucu olarak hasadımızı alırız. Güz mevsimi gelmiştir. Bu altın bir çağdır, zengin ve doyurucu. Gerek kendimizin, gerekse eşimizin kusurlarını kabullenen ve anlayışla karşılayan daha olgun bir aşktır yaşadığımız. Bir şükran ve paylaşma zamanıdır bu. Yaz boyu sıkı çalıştığımız için, şimdi dinlenebilir ve yarattığımız aşkın tadını çıkarabiliriz.

    Aşkın KIŞ'ı

    Sonra hava yeniden değişir ve kış bastırır. Kışın o soğuk, verimsiz ayları boyunca doğa kendini tümüyle içine çeker, kapanır.B u bir dinlenme, düşünme ve yenilenme zamanıdır. İlişkilerde de çözümlenmemiş acılarımızla veya gölge benliğimizle yüzleşme zamanıdır. Kapağımızın açılıp acı dolu duygularımızın ortaya döküldüğü zamandır. Aşk ve doyum için eşimizden çok, kendimize bakmaya gereksinme duyduğumuz, kendi kendine gelişim zamanıdır. Yaraların iyileşmesi, acıların dindirilmesi zamanıdır. Erkeklerin mağaralarına çekilip kışladıkları ve kadınların kuyularının dibine indikleri zamandır bu.

  67. 2007-02-17 #67
    Aşkın Hikayesi



    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

    Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
    Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
    Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
    Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
    Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
    Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
    Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
    Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
    Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
    Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
    Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
    "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
    "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
    Bilgi gülümsemiş:

    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…"

  68. 2007-02-17 #68
    Aşkta
    Denklemler,
    Bilmem kaç bilinmeyenli!
    Bilinenler bir yana,
    bilinmeyenler bir yana.

    Hep ihtimal
    Ve olasılıklarla başlar
    Ya yanlış anladıysam!
    Ya reddederse!
    Bana mıydı o tebessümler…

    İçimizde tereddüt!
    Çözüm?
    Hemen içler dışlar çarpımı:
    Yanan yürekler, titreyen dizler
    Yüzümüzde tebessüm,gülen gözler

    Eğer, büyütmek istiyorsan aşkı
    Çarpmalısın,
    Yüreğinle defalarca…
    Toplamalısın
    Koyup yürekleri yan yana.

    Bölmeli;
    Yüceltmelisin
    Sevgiyi kulelerce…
    Çoğaltmalı, toplamalısın
    Koymalısın üstüne, üstüne.

    Duvarları düzgün örülmeli
    Temel den sağlam olmalı aşk.
    Hani gönye nerede?
    Gönyesi sadakat
    Dikmek istiyorsan Taç mahal.

    Pay, payda, kümeler…
    Eksileri unutmamak gerek
    Çıkaracaksın bencilliği hayatından
    Atacaksın riyaları kör kuyulara.
    Hüzünler, ayrılıklar boş küme.

    Pergelsiz
    Düzgün bir daire çizmek kadar
    Zor aşk.
    Pergelle
    Daire çizmek kadar kolay
    Seviyorum demek, oysa.

    Mutluluk ise sarmal
    Eksenimde sen,
    Ben etrafında çember
    Çember daraldıkça yoğunlaşırmış mutluluk
    Daralsam, daralsam…
    Yarı çap sıfır olana kadar.

  69. 2007-02-17 #69

  70. 2007-02-18 #70
    Aşk Duası
    Rabbim
    Bir insan koy kalbime
    Ama o insan senin de
    sevdigin olsun


    Ve bana öyle bir insan sevdir ki
    O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
    Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
    Onunla bulusmus olan sen olasin


    Onunla el ele tutustugumuzda
    Ikimizin uzerinde Senin elin olsun


    Bana öyle gözler göster ki
    Ben o gözlerden sana bakayim
    Bana öyle bir sevgili ver ki
    O gözler cennete acilan iki pencere olsun


    Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
    Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim


    Oyle bir sevgili verki bana
    Ona sarildigimda kainat bize baksin
    Birbirine sarilsin
    Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
    Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
    Günah sevap ugruna kendini feda etsin
    Olüler birer birer uyansin sevgimizle


    Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
    Sevgimizde Muhammed sevilsin
    Oyle sevelimki birbirimizi
    Hz. Hatice göklerden bize seslensin
    Ve desin ki;


    "Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
    Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
    Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

    ALLAHIM SEN BİZİ AFFET!NOLUR AFFET!NOLUR....

  71. 2007-02-18 #71
    Aşk Dedikleri
    Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş!
    laması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...

  72. 2007-02-18 #72
    Aşkını Beklemenin Adı:Kardelen

    KARDELEN ÇİÇEĞİ VE HERCAİ

    Bir masala göre birbirini seven iki çiçek varmış. Bunlardan biri baharda açan diğer çiçeklerden sevdiğini çok kıskanıyormuş. Bu yüzden gelecek sene diğer çiçekler açmadan buluşmayı teklif etmiş sevdiğine. Baharda binlerce çiçeğin içinde açmak ve kalabalığın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak, canından çok sevdiği aşkını daha fazla görmeyi hayal etmiş. Hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği, kışın dondurucu soğuğunda açmak için sözleşmişler.

    Derken kış gelmiş. Sevdiğine kavuşma hayalleri ile yerinde duramayan çiçek, karların bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış.
    Bembeyaz karlar içinde sevdiğini aramış, aramış… Ama bulamamış. Ümidini yitiren çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş.

    İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe; kardelen ve ona sadık kalmayıp, gelmeyen sevgiliye de hercai adı verilmiş.

    Rengi ve görünüşü ile kardelen çiçeği , her zaman aşkın saflığını, temizliği ve sevgiyi sembolize etmiştir.

  73. 2007-02-19 #73
    AŞK

    aşk,iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktır. Beklentidir.

    Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkını teslim etmektir.

    Aşk,bir saygıdır, zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. Kabullenmektir

    Aşk, saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Keşiftir.

    Aşk, Sevişelim demeden sevişmek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlaşmaktır.

    Aşk, bağlandıgını sandığında, karşındakine hayır deme şansını tanımaktır.

    Aşk,inceliktir, korumaktır. Sorumluluktur.

    Aşk, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir..Mizahtır.

    Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır.Şehvettir.

    Aşk, evinizdeki her seyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.

    Aşk, sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklıgıyla görmektir.Gerçektir.

    Aşk, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir.

    Aşk, sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır.Mutluluktur.

    Aşk, tanıdıgınızı zannettiginiz insanın yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir.

    Aşk, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır.

    Aşk, kocaman yatagın üçte birine sıkışmaktır. Yakınlıktır.

    Aşk, evin anahtarıdan anahtarcıda bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir.

    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karşilaşacağını bilmektir.Kaderdir.

    Aşk, gerindiginde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir.

    Aşk, ecza dolabını açtıgında, dişmacunu kapagını kapatılmamış bulmaktır. Uyumdur.

    Aşk, pencereden dısarıya baktıgında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düsüncedir.

    Aşk, asla anlatılmayacak hikayelerdir. Özeldir.

    Aşk, cennetle cehennem arası işleyen trende bir mevsimlik bilettir.

    Aşk, iki yalnızlığın birbirine dokunması, birbirini koruması ve sela
    mlamasıdır.

    Güncelleme : 2007-02-19
  74. 2007-02-20 #74
    Aşka ve Sevgiye Dair

    Aşk ikidir sevgi bir;
    Aşk yalan,sevgi gerçektir.
    Aşk sudur,sevgi susuzluk.
    Bu yüzden sevgi hasrettir,
    Özlemektir,beklemektir.
    Asıl maharet:
    Susuzken suyu içmek değil
    Karşısına geçip seyretmektir.
    Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak;
    Aşk açmaktır,sevgi katlamak.
    Sevgi saklamaktır
    Yüreğini,gözlerini
    Ve de ellerini saklamak
    Bahar geldiğinde…
    Bir çiçeğe,yeşile,çimene
    Aşık olamazsın ama seversin.
    Arkadaşına aşık olamazsın
    Ama seversin.
    Toprağa fidanı aşkla değil
    Sevgiyle dikersin.
    Sevgi için ölünür,aşk öldürür.
    Aşk kıskançtır,nankördür
    Sevgiyi öldürür.
    Aşk Kabil'dir,sevgi Habil.
    Aşkla sevgi aslında kardeştir
    Babaları insandır,Adem'dir
    Aşk için şiirler yazarsın,
    Şarkılar yaparsın;
    Sevgiyi anlatamazsın.
    Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
    Kalbini aşka kapatabilirsin
    Ama sevgiye kapatamazsın
    Sevgi gizli,aşk aşikardır.
    Yüz vermeyince unutursun
    Sen aşığım diye daha kendini kandır.
    Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır.
    Dahası da var:
    Aşkın gözü kördür,
    Fazla naz aşık usandırır;
    Aşk oyun,aşık oyuncaktır.
    Sevgi ise yaşamdır,hakikattir.
    Aşk aceledir,
    Sevgi usul usul sabırlıdır.
    Acele işe hem şeytan karışır.
    Aşk ateşlidir
    Çünkü hastalıklıdır.
    Sevgi ılıktır
    Çünkü sağlıklıdır.
    Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
    Aşka ve sevgiye dair…

  75. 2007-02-24 #75
    Hala Asksin Sen.. Ama Sadece Sarkilarda..
    Sirilsiklam bir ozlemdi gozlerimden akan.. Damla damla bir umitle icimde oyalanan.. Dokunmanin coskusuyla tasti bosaldi birden.. Saklanamaz bir caglayisla kurtuldu esaretten.. Evet sendin beklenen.. Evet sendin istenen.. Eksikligi gozlenen.. Yoklugunda ozlenen..
    Asabiydim ondandi... Hep mutsuzdum ondandi.. Yillar yili saklandim. Gozyasiyla kutlandim..
    Gidisinde cok ani oldu ya gelisin gibi.. Isin dogrusu varligina alismaktan daha zor oldu yokluguna alismak. Alistim mi bilmiyorum.. Ama mecbur oldugumu biliyorum.. Bosver cockusuda cok guzeldi varliginin. Yoklugunun acisi da hic fena degil hani..
    Soranlara neden boyleyim bilmedigimi soyledim.. Yalandi bu sensizlikti keyifsizlik sebebim.. Gelisinle eksik parcam bir anda tamamlandi.. Sende gordum ya o an sevincten nasilda aglandi.. Evet sendin beklenen.. Evet sendin istenen.. Eksikligi gozlenen.. Yoklugunda ozlenen.....

  76. 2007-02-25 #76
    .aşk-i Kiyamet...



    (Sen) Olmasan Da (Sen)siz Olmuyor...''

    ayyuka çıktı içimdeki parçalanmışlıklar,
    ismi konulmamış ezgilerle çağırırken yarımı…
    bir yağmur damlası var kaderimde,
    ya da belki de bir başkaldırı...
    süzülüyor içimden kaybedilmiş vaktimin ılık kanı…
    kitabımın ortalanmamış noktasına çakıyor kelamlarını…
    tadıyorum hala ağzımda adı:
    ''acı''…

    bir kelime türetsem gizlice;
    dokunamasa kimse mesela;ufkunda aralamasa…
    başucundan ayakucuna kadar tazelik solusa…
    yeni bir (ses)te yeniden doğsam ve büyüsem…
    yağmalanmamış bir göğün yanıbaşında…
    adımlanmamış ıslak bir şehrin bakir toprağında…
    ve o çok sevdiğim şarkıların nakaratları boyunca…

    hep o sona yaşanıyor ya nefesler…
    (git)mekten bir ayak önceki (kal)maya…
    yavaş yavaş geçiyor gözlerimin renginden;
    ''kısa metrajlı filmi(m)''…
    talan edilmişliğimden,arta kalanıma…
    ince bir ''es'' dolanıyor parmak uçlarıma…
    yalan binbir kılığıyla dolaşıyor akıl sokaklarımda…
    gölgesi bir uçurumun boşluğuna düşüyor…
    uçurumun boşluğu ''adı(n)a''…

    kirpiklerimin kenarında asılı bırakılmış;bir gözyaşı ısıtıyorum avucumda…
    gecenin sürfilelerinden söküyorum şiirlerimi usulca…
    suçlu bir çocuk ağladı mı hiç omzunda…?
    bir şairin o en çok sevdiğin dizeleri ağzında:

    *…ben sevmeyi beceremedim
    belki de sevilmeyi
    benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
    ben yağmur ağladım,bir şehre yağdı
    ben şehre ağladım,bir yağmur yağdı
    ben bir ağladım,şehre yağmur yağdı
    ben
    ''yağmur''
    ağladım…*

    saat sabahı vuramadı henüz daha…
    ve susamadı hiç satırlarım,beyhude bir beyitin kollarında…
    biliyorsun ya;
    üşümeyi sevdim senden sonra…
    ve alıştım artık bu evrenin yalnızlıklarına…

    bir kadın,''kendinden kaçak'' kelimeler fısıldıyor kulağıma…
    susuyor ve tükeniyor hecelerim sonunda…
    son bir yankıyla;

    ''(Sen) Olmasan Da (Sen)siz Olmuyor...

  77. 2007-02-26 #77
    HAYAL GÖZLÜM...
    Yine kendimle sonsuz bir savaşın içine girdim
    ßirkez daha aşka küskünlüğümü haykırmak istiorum
    Ama olmuyor...
    Olmuyor işte yapamıorum..
    Yine sensizliğe yenik düşüyorum...
    ßir yanım haykır diyor..ßir yanım unut...
    Aslında kendimde biliorum yine olmayacağını
    Yine boşuna haykırmak için güçsüz olduğumu...
    Ama deli yüreğime engel olamıorum işte...
    Yalnızlıkmıydı benim istediğim yoksa senmiydin??
    ßilemiorum...
    ßelkide benim için en iyisi yalnızlıktı..
    Hayır...Hayır..
    Tam olarak istediğim yalnızlıkta değil aslında
    €vet..€vet yalnızlık değil sensizlikti benim istediğim...
    Ama bir türlü olmadı işte...
    Ne yalnız kalabildim ne de sensiz...
    €n sonunda anladım;
    Hayal gözlüm sensiz olmaz...!!!

  78. 2007-03-02 #78
    AŞKA DAİR...!

    Neler söylenmedi ki, neler yazılmadı... Ne acılar yaşandı, gönüller kırıldı, acıyla sarsıldı yürekler, bazen yüreğinde duyduğu sevincin ağırlığını dahi taşıyamadı.. Ama herşeye rağmen aşk olgusu dimdik ayakta. Hiç bitmez tükenmez bir yaşam kaynağı. Peki ünlüler neler söyledi onun için...


    Balzac: İlk aşk aşı gibidir. İnsanın ikincide hastalanmasını önler...

    Rousseau: Aşk mektubuna başlarken ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Bitirirken de ne yazdığımızın farkında olmayız....

    Shakespeare: Sevgililerine aşklarını itiraf eden kadınlar, en az seven kadınlardır...

    Eflatun: Aşk, en tehlikeli bir ruh hastalığıdır....

    Aziz Nesin: Yenilen taraf aşık olur...

    Yakup Kadri: Hiçbir kadın yoktur ki " Seni Seviyorum " sözü karşısında hissiz kalsın...

    Katherine Hepburn : Aşkı bilenler normal kadınlardır...

    Oscar Wilde: Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmasını ister...

    İngiliz Atasözü: Aşk için evlenen Istırapla yaşar....

    Kontes Nathalie: Aşk, bir kişinin yararına, iki kişinin ortaklığıdır...

    Paul Geraldy: Sevmek güzeldir. Bir daha sevmemek daha güzeldir...

    Marcel Proust: Aşık olmayanlar, mükemmel bir erkeğin sıradan bir kadın yüzünden niçin ızdırap çektiğini anlayamazlar...

  79. 2007-03-03 #79
    Aşk dedığın
    Aşk dediğin, gülü dikeniyle avuçlamaktır
    Aşk dediğin, sevdiğini adam gibi sevmektir
    Aşk dediğin, sevdiğini aldatan kalbe bir kurşun sıkmaktır
    Aşk dediğin geceleri sensiz uyuyamamaktır

    Aşk dediğin gülüm iki günlük heves değildir
    Aşk dediğin, bir ömür boyu sürer
    Aşk dediğin, sensizliğine dayanamamaktır
    Aşk dediğin, seni sensiz de yAşamaktır

    Aşk dediğin, ilk görüşte kalbini kaptırmaktır
    Aşk dediğin, gözyAşlarının yağan yağmura karıştığı gecelerdir
    Aşk dediğin, gecenin sessizliğine inat '' seni seviyoruuuum!!!'' diye haykırabilmektir
    kısacası Aşkmutluluğumuzun bAş harfleridir işte Aşk budur gülüm

  80. 2007-03-03 #80
    Karşımdasın.
    Elimi uzatıp dokunuyorum sana.
    Aman allahım ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin.
    Senden öte tanımladığım hiçbir şey yok.
    Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda.
    Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen...
    Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım.
    Tanrının bana armağanısın ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım.
    Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var.
    Öyle gerçeksin ki... Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen...
    Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası...
    Seni soluyorum, havadasın.
    Seni kokluyorum, doğadasın.
    Hele şimdi sonbaharsın Ya da sonsuz bahar.
    Seni yaşıyorum, canımdasın.
    Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak...
    Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak...
    Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak...
    Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...
    Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem.
    Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem.
    Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben.
    Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim.
    Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile.
    O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...

  81. 2007-03-06 #81
    Hayatı Yaşamaktır...AŞK...






    Bir hayalin peşinde yıllarca koşabilmektir aşk. Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
    Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk...
    Ya da duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk..
    Birine hayatını bağlamışken, onsuz yaşamayacağını düşünürken bir gün yapayalnız kalma korkusunun büTün vücudu titretmesidir aşk...
    İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk...
    Bir bıçak ki saplanabilir yüreğine. Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek bir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.
    Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamamak fikrinin seni deli etmesidir aşk.
    Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk...
    Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını, sonra da gözlerinden damla damla dışarıya taştığını hissetmektir aşk...
    Hiç görmediğin, hiç dokunmadığın, sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk...
    Belki de gördüğün ilk anda bitecektir bu tutku. Buna rağmen delicesine özlemektir aşk...
    Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk... Sana "aptal" diyenler söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin "Onu seviyorum" diye haykırmasıdır aşk...
    Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden, kaygısızca ama her olumsuzluğu da göze alarak kendini bırakmaktır aşk...
    Güçtür aşk. Yenilgi sadece zayıflara mahsustur. Ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur. Bu yüzden her türlü pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk...
    Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinle hissedebilmektir aşk...
    Sayılarla, harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk...
    Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlamaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerine yazma cesaretini gösterebilmektir aşk...

  82. 2007-03-06 #82
    Aşk "A"dır!

    Aşktır bu, tutarsız kılan

    Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir.

    Bütün şarkıların adında içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır.

    Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz.

    Yolları kendine çıkarandır

    Vurulduğunuz yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları O koyar.

    Sizden yana gibi dururken sizi en delik deşik yerinizden vurandır

    Yağmur yağar omu gelmiştir, Kapı çalar onun sesidir

    Radyoda şarkı duyarsınız o söylemektedir.

    Gazetelerdeki resimler onun suretidir Her gördüğünüz o dur

    Her yemek onun en sevdiğidir.

    Yeni taşınan komşunuzdur Bindiğiniz metro ona gitmektedir

    Kediler onun dilinden konuşur

    Giydiğiniz elbise onun

    Baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir Bu yüzden AŞK A dır.

    Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız Karanlık hoşunuza gider

    Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi

    Bağırarak ulu orta şarkılar söylemeyi

    Tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir.

    İyi ki vardır

    İyi ki öyledir

    İyi ki yaşanmaktadır.

    Korkusuzluktur,

    Bütün otobüslere son anda koşarak bine bilirsiniz

    Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz

    Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz

    Nasıl olsa bir şey olamayacaktır

    Nasıl olsa AŞK A dır.

    Anne merhametinin ötesinde

    Firavun gazabının üstesindedir Aşk dağlayandır.

    Aşk paramparçadır

    Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir nardır

    Aşk annedir, kıskançtır,

    Dağlıdır aşk yalnız ve kimliksiz bir derviştir

    Taşları kaynatıp çorba yapan umudunu yitirmeyendir

    Aşk acımaktır

    Dayanmaktır hep belkidir yani

    Ya gelirse dir

    Daha çok da ya dönerse dir

    Bekleyen şarkıların öznesidir Aşk

    madem ki gidiyorsunların tatlı telaşında son bir tesellidir

    Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların, büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir.

    Aşk kimsesizdir, öksüzdür

    Annesizliğin kırılganlığıdır

    Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk

    Nasılsa gidicektiri bilmektir

    Meryem'dir aşk

    Gözyaşı kurutandır sonsuz elemin , büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir.

    Aşk çocuktur

    Asiliğin en yakışanı

    Hesapsızlığın en şovelyesidir.

    Şaşırtandır garip kılandır

    Bağdat'ın gülü Kahire'nin avazı İstanbul'un duruşudur

    Aşk onbir yaşında Muhammed'in ananesidir

    Derin acılar olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir.

    Aşk böyledir

    Dile kolay hayata müşküldür

    Aşk Hacer'dir

    Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir

    sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çiralar yakandır.

    Koşmaktır aşk koşmaktır aşk

    Aşk Safa ile Merve arasıdır

    Ordadır ve okadardır

    Tutunmaktır

    Nasıl olsa AŞK A dır
    __________________

  83. 2007-03-08 #83
    Nıçın aşk ??
    niçin aşk? nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? hayır! aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.

    nedir şu aşk...? aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, 'aşık oldum' dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.

    aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.

    aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakiığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradaniığına en soylu başkaldırıdır. ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. ve elbette yasanılan aşkı suçlamak,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. ınsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, 'seni seviyorum' diyebilmeli göğsünü gere gere. aşk iste o zaman aşktır. ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur.

    aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. ışte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...

    aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı...

    biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik aşk.! ! . lütfen ona haksızlık etmeyelim..


    aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.
    aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır,
    aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır.
    ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.
    ve elbette
    aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak
    ınkar etmek de asla yakışık olmaz.

  84. 2007-03-08 #84
    YÜZÜK PARMAĞI



    Evlilik yüzügü neden hep ayni parmagimizdadir da, neden
    Isaret parmagi Bas parmak ya da Serçe parmak degil de Yüzük
    Parmagi…

    Evlilik yüzügünü ilk defa eski misir prensesi nefertiti takmistir…o yillardaki
    Tibbin ne kadar ilerde oldugu ayri bir tartisma konusudur ama yüzyillar
    Sonra anlasilmistir ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzügünü taktigimiz Parmaktadir..
    Baska hiç bir parmagimizdan direk kalbe giden bir damar yoktur…

  85. 2007-03-09 #85
    Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler



    Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler
    Ben De Bir Masal Yaşadım...

    Belki De Bunun İçindi Bu Kadar Güzel Olması... Nasıl İstiyorsak Öyle Yazdık Çünkü, Kuralları Yoktu, Bilindik Cümleleri Yoktu... Kendi Dilimizi, Kendi Kurallarımızı Bulduk Zamanla...

    Başkalarının Anlamasını, Onaylamasını Beklemedik, İstemedik De Zaten Bunu... Sadece Sen Ve Ben Vardık Bu Masalda...

    Bir Sonu Olmayacağından, Kötü Kalpli Cadılara Da Gerek Duymadık, Uzak Ülkelerden Gelip Bizi Kurtaracak Şövalyelere De...
    Sadece Sen Ve Ben.... Yazdık Ve Yaşadık... Aşk Sadece Masallarda Yaşanıyordu Çünkü... Öyle Dediler...

    Mavi Bir Ülke Kurduk Önce Kendimize... Herkesin Bildiği, Tanıdığı Bir Yeri Bir Ülke Yaptık, Bir Masal Ülkesi... Herkesin Evi Vardı Bizimse Bir Masal Ülkemiz... Orada Yaşadık Bu Sevgiyi... Belki Ondandı Her Şeyin Sihirli Oluşu... Gerçeğin İçinden Hiç Çıkmadık Aslında Ama, O Gerçekliği De Yaşamadık...

    Hepsi Çok Güzeldi...
    Sen, Ben, Biz, Masalımız, Ülkemiz...

    Hep Gökten Üç Elma Düşeceğinden Korktuk... Kaçınılmaz Bir Son Gibi Bekledik Bu Masalın Sonunu Da... Ama Unuttuğumuz Bir Şey Vardı... Biz Yazıyorduk Bunu... Bu Bizim Masalımızdı...

    Aşk Sadece Masallarda Yaşanırdı...
    Biz İstediğimiz Sürece, Bu Masalda Bu Aşk Hep Yaşanacaktı...

    Ve Ben Her Şarkının Ve Ben Her Şiirin Ve Ben Her Masalın Sonunda Ölürüm…

    Beni Saklımın Yüreğine Gömerler…
    Alinti

  86. 2007-03-09 #86
    Bazen aşk gider... ve hayatta gider onun peşinden terk edildiğin yerde öylece kalakalırsın bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir.

    Aynada tek parça görünen bedenin aslında lime limedir nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam kırıklarıdır her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin bazen aşk gider önünde bir kadeh rakı küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından..kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin tanrım ne olur gerçek olmasın ne olur güneş doğmadan geri dönsün teninde baksa tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir şey sormam ona bu geceyi yaşanmamış sayarım unuturum yeter ki aşık olmasın...içimde durmaksızın çığlık atar dualar ama bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın tanrı bile gider peşinden sonra sabah olur güneş doğar aşkın gelmez bir türlü bir gecede değişir ömrün o bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir...ömürünü adadığın yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede başka bir hayata karışmıştır işte bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur İNANAMAZSIN!

    Bazen aşk gider..Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın... Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları...

    Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır... Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne bakamaz Doğmamış bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu.. Valizlerini kapının önüne yığıp yüzün sırılsıklam son bir sigara içip yığılırsın koltuğa Gidiyorsundur işte...

    Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip... Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip... Bazen aşk gider... Ve adresi değişir evinin... Sesinin tonu değişir, yüzünün rengi... Yastığının sıcaklığı, yedigin yemeğin tadı uykuların değişir Ve rüyalarin her aksam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık... Her gün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur Yıllardır evinde ağırladığın, masalarına konuk olduğun, hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artık... Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda bırakıyordur kokusunu..

    O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adı Aşkının o tek cennet bildiğin uykularında bir başka sevdanın rüyaları Bazen aşk gider ve anılarda gider peşinden... Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız aşkınızı bir başka sevda için ağlarken gördünüz mü?... Ben gördüm!... Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan Bir alev topu gibi onun için çığlık çığlık yanarken siz hiç aşkınızın önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu, sana kıyamam ne olur git," diye yalvardınız mı?... Onu bir başkasınınn kollarında düşünürken siz hiç geceler boyu aklınızı kaçırmamak için kendi kendinize bağırdınız mı: "Unut onu, unut onu, unut onu ya da ÖL!..." içinizdeki o durmak bilmeyen yanğının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mı?...

    Göz yaşları içinde yastığınıza gömülüp her Tanrı'ya sığınmak istediğinizde artık başka bir yüreğe sevdalı olan aşkınızı ondan geri istemekten utanıp dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç?... Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yanına

    gençliginizi serip güle güle baska bir aşka uğurladınız mı?...

    Bazen aşk gider!...

    Ama ölüm gelmez bir türlü... Ne yapsanız öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze silinip giden kokunuza, kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...

    Anlarsınız aşktır bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen.. Vefasız bir unutusa kurban olsa da solup gitmeyen Hayattan soğutup size ölümü özleten...

    Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen... Anlarsınız aşktır bu...

    Bazen aşk gider...

    Günler geçer ardından ve aylar...

    Bazen de yıllar...

    Bebekler büyür, insanlar yaşlanır, insanlar ölür eşyalar eskir, evler yıkılır, kurur ağaçlar... Sokakların adı değişir...

    Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...

    Sevilen unutur, seven yanar..

    Bazen aşk gider...

    Ya da siz gittiğini sanırsınız...

  87. 2007-03-09 #87
    Aşk bir kelebek gibidir



    kimin aşk yarası yoktur ki
    bu satırları okuyan herkes illaki kendine düşeni anlayacaktır
    bakalım siz hangi satırda ağlayacaksınız?
    bırakın gitsin
    aşk bir kelebektir...

    Bu yalnız olanlara;
    aşk bir kelebektir.peşinden koştukça hep senden kaçar.en iyisi bırak uçsun.inanki hiç beklemediğin bir anda gelip omuzuna dokunuverir.aşk mutlu eder bazende üzer..ama aşk özeldir,aşkını hak eden birisine sunarsan eğer

    Bu sevgilisi olanlara;
    aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir.seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanı bulmaktır

    Bu çapkın olanlara;
    sevmediğin birisine asla "seni seviyorum"deme..içinde olmayan duygulardan sözetme..kimsenin hayatına kırmak için girme..sevgiyle bakan gözlere asla yalan söyleme çünkü birine verebileceğin en büyük acı,aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir

    Bu evli olanlara;
    seven insan"senin hatan"yerine "özür dilerim"diyendir. "nerdesin" yerine "ben burdayım" diyendir."nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir. ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki " diyendir

    Bu evlenmek için gün sayanlara;
    bir kadın ve bir erkeğin birbirlerine ne kadar uygun olduğunu,birlikte geçirdikleri zamanın değil,birbirlerine duydukları aşkın nekadar sürdüğüyle anlaşılır

    Bu kalbi kırık olanlara;
    kalp yarası siz kanatmadan vazgeçinceye kadar sürer.ve ilacı bu acıya alışmak değil,ondan ders çıkarabilmektir

    Bu aşık olmaktan korkanlara;
    aşka düş ama tökezleme.anla ama bekleme..paylaş ama isteme..yaralan ama asla acıyı içinde büyütme..

    Bu sevdiğini fazla sahiplenenlere;
    sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa, o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir.

    Bu aşkını itiraf etmeye çekinenlere;
    sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir..sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir.ama en acısı onu ne kadar sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir

    ve bu da dönmeyecek birini hala bekleyenlere;
    hayatın en hüzünlü anı deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır.ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır.senin aşkını bugün hak etmeyen,bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir.BIRAK GİTSİN..

  88. 2007-03-10 #88
    Yorma yüreğini, Aşktan usanacaksan....






    Yağmurlar yetişmiyor bana gülüm...
    damlalar denizimi örtmüyor.soygunlara direnen yüreğimle sessizliğini nasıl da dinledim?yargıların ayartılmayan duygularımla barışık olmadığını,söylesene nasıl anladın?
    hayatın kaygısını tahammülün beslediği anlarda boğdum korkularımı...aşkın ritminde,uzaklık zamanın bahanesi olmuştu.o zaman büyüyen nice sevdalara eklendi yağmurunun haşmetli yangınları.....

    Bir vefa borcumuz var yağmura karşı...ve yine hal hatır sorarcağımız bulutsu mevsimler var.seni yağmurların hükümranlığında tanıdım.taksitli sevgim olmadı hiç.
    kiralık duygum olmadı.
    içinin yankısı içimin çağlayanına çarpmasaydı eğer,umursamaz tavırlarının sağanağında eriyip kaybolacağımdan korkacaktım.şükür ki,yağmurların varlığıma güven veriyor.

    ucuz bedellerin intikamını peşin aldım yarınlardan...ve senin için göze aldım yaşamayı...ucu be korkular; yaşantımı desteklediğin sürece,yoksul dünyanın tarihsel boyutunda yokluğa karışacak.aşkın yargısı,yüreğe hükümran olmaya görsün.korkusuzluk sevgime tanıklık edecek.yazlarımı yaralayan yağmurlar,şahitlik edecek yüreğimin dinmek bilmeyen alevlerine...ve yağmurlar,güneşin bulutları parçalamadığı günlerde,şimşeklerden seni soracak.yağmuru unutmak mümkün mü?gönlüne düşen şimşeklerden sor,dengesi bozulmuş ozanın,sevgi için nasıl yakardığını?

    korkuları gerçeğinde boğup,yaşamı çölleştirmediğin için yağmura ve sana hep vefalı kalacağım.

    sen yağmurun vefasından,ben gözlerinin ışığından bahsedeceğim.umutları,fark edişleri,sözün gücünü yazacağım bulutsu mevsimlerin evrenimizdeki tanıklığına....
    abartmadığım güneşler süzülecek yenilgilerime...
    ve sen sendelemeden yürüyüşümü görüp,yağmurun dilini öğreneceksin.sevdiğin mevismleri yazacaksın yeniden...yarınlarını,beklentilerini,yüreğine izinsiz yerleşen duygunu haykıracaksın belkide...kimbilir belki de yağmura kızacaksın?İstersen yorma yüreğini aşktan usanacaksan...
    ama yağmura vefa borcumuz var.sen yağmurlarla girdin hayallerime...istersen içimdeki yankıya sor.ve her sorunun cevabına dip notlar düşür,unutulmayacak sözlerin hatrına....gönlün kanıt aramadığı zamanı büyüt heyecanın köşelerinde....

    içimizin yitmeyen soyluluğuyla söylenmektedir gece...en güzel şiirlerini okur yıldızlar sabahlarına...
    ve adı değişmez aşkın...yeryüzünde karalanmayan en ak hükümdür sana duyduğum.dengeler güneşin bulutların arasından yıldızları selamlamasına izin verdi.ve ben yazgıma şükrediyorum;zamanın yitik sesi yetmiyor çığlığıma...

    Bilirsin,aşka şerh düşmenin münasip olmadığını...AŞKtan usanacaksan eğer,sakın yorma yüreğini.....

    kalbin dirildiği yerde tanıdım seni...sen benden de yürekliydin.şimdi bütün deliller aşka varıyor.ve inan,aşka şerh düşülmüyor.bu ozanı yüreğinden sürgün etmediğin için çok şey borçluyum sana...
    yağmurlarla girdin hayallerime...
    nisan yağmurlarıyla beslendi bu hikaye...
    iyi ki,yüreğimi uyutamadım...

  89. 2007-03-11 #89


    Aşk denilen duygu!!!



    Aşk denilen duygu öyle bir şeydir ki
    Aşık olduğun insanın
    Gördüğün bütün kusurlarını
    Yüreğinden gelen sıcaklık
    Eritir, buharlaştırır ve yok eder.
    Gözünün önünde her zaman
    Hayallerinde canlandırdığın
    O mükemmel varlık vardır.
    Defalarca tökezlersin,
    Yere yıkılırsın
    Duvara çarparsın
    Canın yanar.
    Ama her defasında
    O yüreğinden gelen tatlı sıcaklık
    İkna eder seni,
    Devam edersin
    Sürdürmeye beraberliğini.
    Hep onu kaybetme korkusu
    Ağır basar
    Onsuz hayatında
    Büyük bir boşluk olacağını düşünür
    Korkarsın
    Hayatına bu noktadan baktığında
    Aşık olduğun insan senin
    Yüreğinin mahkemesinde
    Her zaman beraat eder.
    Yaşadığın
    Bütün
    Olumsuzluklara
    Rağmen.....

  90. 2007-03-11 #90
    AŞK
    Ölüm alfabesinin ilk harfi AŞK!...
    Cesareti senden aldık,
    ölümü şaşırtan cesareti.
    Nefessizliğin karşılığını,
    baharda akasya kokusuyla verdin.
    Ateş gibi yanan acıların
    turkuaz sularda serinlediğini de sen gösterdin.
    Her acımasızlığın bir ana şefkati gibi
    sarıp sarmaladı kefen kundaklarımızı.
    Küçücük ellerimizle,koca hayatı tutturdun bize.
    Küçücük yüreklerimizle,koskoca dünyayı...

  91. 2007-03-12 #91
    Ask neden üsütür insani?



    Bir kitapta okudum "Ayrılık neden üşütür insanı" diye soruyor... Sahi neden?

    Geceler uzar, yollar uzar, gözyaşları uzar, gökyüzünün mavisi griye uzar... Hiçbirşey bitmek bilmez artık ayrılınca...

    Dalgalar hırçınlaşır, yağmurlar hep üstümüze yağar, bütün renkler değişir...

    Gözler hep dolu doludur artık, herşey dokunur insana, düştü düşecek yaşlar uzar... Nefesin kesilir, yüreğin sıkılır, aklın karışır... Gönlün karışır...

    Bütün dünyaya kapatıp kapılarını öylece donup kalmak istersin, öylece dondurup kalmak herşeyi, soğuklar uzar...

    Canınız acır, içinize bir bıçak saplamışlar sanki, yanar da yanar insan... Göğüste bitmek bilmez bir ağrı başlar... Ağızlarda akşamdan kalan acı bir tat, midenize bir taş oturup kalır... Acılar uzar...

    Artık ne evlere sığabilirsiniz, ne yollara, ne de yüreğinize.. Uykular haram, sanki bütün şarkılar size söylenmiş gibi olur... Can acıtan şarkılar...

    En güzel, en sevecen parçamızı alıp götürür bizden... Bir parça koparıp 'neremizden bilmem' alıp götürür...

    Soğuk sopsoğuktur her yer, Ağustos'ta bile üşürsün...
    Ayrılık neden üşütür insanı?

  92. 2007-03-13 #92
    a,ş,k



    Alfabenin anlamsızlığında üç harfti dilsizliğinin kilidi:A,Ş,K

    A…düşünde kanla yoğurur yitmişliğin harmanından elde ettiğin ununu…
    Ş…göğsünün kafesinde beslediğin çocuğa siyanür bir süt bırakır…
    K…gözlerinini hazametine ağlak bir yaşlı kadın gibi oturur…

    Yalancığın alamet-i farikasını yer dilimin eteklerinde pervasızca içlenen sözcüklerim…hazanın düşlerimi çalan yerinde yaldızlı yıldızlar gibi düşüyorum uykumun kirpiklerinde kırıldığı yere…gittiğinden beridir fesleğenleri suluyorum yeminle!…aç bırakmıyorum sokakta peşimize takılıpta gelen kediyi…

    Şeytanın sözcükleri bir gergef gibi işlediği lahzada içimde bir senliği ifşa ediyorum…kalemim muhterip bir yeniçeri oluyor yokluğunun katranına…kalemim her gidişine aklımın duvarlarına bir virgül atıyor,sözleri ebedi bir türkü gibi söyleniyor mukaddes hislerinin…hayat,yüzünü tasvip edemediğim bir kelime yığını bırakıyor ellerime,benliğime sığmıyor şeydalaşan bedenim…gözlerimin ab-ı hasretinde boğuluyorum…ya güldür…ya öldür…ağlatma sevgili!…

    Alfabenin tanımlayamadığı üç harfe diz çöküyor gözlerin,dilin geçmişin titrek sayfalarına soğuk bir demdeme gibi işliyor…vakitsiz bir mevsime düşüyor kuşlar,kırlangıçlar bir akbaba edasında içinde salınıyor…gelip dişlerimin arasına duruyor melankolik bir şarkı,adını tamamlayan harfleri literatürümden atıyorum…serçeler ağlayınca ölür,ben hiç gülmüyorum!…

    Hezimetinden kaçarsın istanbul´un ayakların karanfillere takılır..düşersin..yüzün bana kan´ar…ayrık otları çaresizliğinin en ücra köşelerini sarmıştır…yüzünü döndüğün aynaların kırık,içine konan sevinç kuşlarının dalları çürüktür…aşk,aklında bir kelebeğin ömründen daha kısadır…

    Şimalinde toprak yiyen bir çocuktur düşlerin,ab-ı haramı içtikçe içinde bir kaktüs gibi yeşerir…nereden baksan yalnızlık sanadır…gitmek,gidilenin içine bin adım yaklaşmak,bir asır onda oturmaktır…zaman gözlerinde pilli bir saat gibidir,ne vakit ağlasan durur…istanbul´un denizi suskunluğuna umman olur,gitmeyi tercih edersen eğer üç harf istanbul´a intihar kalır!…

    Alfabenin tanımsızlığında üç harfti gidişinin kilidi:A,Ş,K

    Gözlerime açılan kapıların kırıldı
    adımların içimde ucube bir çocuk edasında takırdıyor
    hadi aç karanlık kutularımı…!
    çıksın yarasa kanatlı gülüşlerim!
    bak gör!,ağlamak ağır geliyor işte bedenime

    gelişine bir fazla veriyorum
    üstü kalsın gidişinin…!

  93. 2007-03-14 #93
    Aşk ve Yenilgi



    Sizce aşk ve yenilgi yanyana nasıl olurdu?

    Aşık olanların ruh dünyası enine boyuna incelenebilseydi şayet, ne kendilerini ne de aşık oldukları insanı yakından tanımadıkları çıkardı ortaya büyük olasılıkla.
    Çünkü insan , tanıdığı, alıştığı, gizlerini çözdüğü birine aşık olmaya meyilli değil genellikle.
    Yani gizlerle dolu birine aşık oluyoruz.
    Bir tavrı, bakışı, gülüşü, hayata bakışı, fiziği, gizemi filan çekip götürüyor bizi. Aklımızı başımızdan alıyor ve mantığımızı izne çıkarıyoruz. Ve o aşk anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirene kadar da aklımız başımıza gelmiyor. Bunun için de aşık olduğumuz insanı tanıma şansını tümüyle kaybetmiş oluyoruz.
    Ve kendimizi kaybedip hata üstüne hata yapıyoruz.
    Kendimizi olmadık yerlerde buluyoruz.
    Aşık olduğumuz insana akla hayale gelmedik özellikler atfedip onu yüceltiyoruz.
    Ve kaçınılmaz an gelip çatıyor.
    Aşk bitiyor…
    Ve biz bundan bir ders çıkarıyoruz.
    Efendim, bir daha tanımadığımız birine aşık olmak yok diyoruz.
    Ve tabii ki kendimizi fena halde kandırdığımızı biliyoruz

  94. 2007-03-16 #94
    Aşk...



    Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
    Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın
    tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz
    Niçin aşk ?
    Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle
    görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar, güzellikler ?
    Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü ? Hayır !
    Nedir şu aşk...?
    Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun
    hükümdarlığına giriverirsiniz.
    Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
    Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya
    calışmanız, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...
    Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savun aşkını. Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyin ..
    Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme
    '' SENİ SEVİYORUM '' Demek İçin Geç Kalma !!

  95. 2007-03-16 #95
    Yokluğunu Hissettiğim Aşkım'a .:.
    Artık yapayalnızm,bi sevgilim var ama ben yalnızım. Bunu söylemek ve ebediyen susmsk istiyorum. Konuştukça, susmak istedikçe, sevdikçe, özledikçe ve ne kötü ki YAŞADIKÇA içim acıyor!!! Öyle bir duygu ki... Bedenimle ruhum arasında beni kahreden çelişkiler içerisindeyim. Düşünmekle düşünmemek, susmakla susmamak, bakmakla bakmamak, sevmekle sevmemek, ağlamakla aglamamak ve YAŞAMAKLA YAŞAMAMAK...... Kimsenin beni sevmesini ve bana gerektiği için SENİ SEVİYORUM demesini istemiyorum. Çünkü ben öğrendim bi kere sevmenin verdiği o dayanılmaz acıyı... sevmemeye ve bir daha asla böyle kırılmamaya yemin ettim! Ben insanları sevsemde belli etmicem artık. Çünkü; maskelerini, sırlarını, kendilerine oynadıkları budala oyunlarını ,hırslarını, yalanlarını hiç birini istemiyorum. Bir kez sevdim ben, hemde çok sevdim. o aralar karamsar ve içime kapanıktım. Ama çok sevdim o YALANCIYI... Sadece onu severdim, yalancı olmasına rağmen, beni üzmesine rağmen... Ellerimden tutardı o, üşürken içimi ısıtırdı gülüşü. Beni öperdi, koklardı, severdi. Ama sonra sevmemeye başladı. Nasıl oldugunu bilmiyorum ama hissediyordum. Hiç davranmadığı gibi davrandı, hiç bakmadığı gibi baktı. belliki istemiyordu artık beni. Sonra....... Sonra gitti sessizce... Birdaha hiç dönmedi. Giderken ağladım..! Elimi tuttu, gülümsedi son kez ve ağladı oda. O gündür kimse tutmadı ellerimi, giderken ellerimide gotürmüştü çünkü. Birdaha hiç geri alamadım ellerimi de, kalbimi de, göz yaşlarımı da... Gittiğinden beri hiç durmadı gözlerimden akan yaşlar, giderken içimde açtığı yara hiiiiç geçmedi.... NORMALDE YANIMDA OLUPTA; YOKLUĞUNU HİSSETTİĞİM AŞKIMA... ELLERİMİ ve KALBİMİ geri istiyorum BEBİŞİM!!! AĞLAMAKTAN YORULDUM ÇÜNKÜ....

  96. 2007-03-16 #96
    Saf askin recetesi:



    "Ask doga eczanesinde nasil elde edilir?"diye hiç düsündünüz mü? Birileri düsünmüs olmali ki, askin reçetesi hazirlandi... Dozunu tutturmaksa size kaldi

    ILACIN ADI: Ask * Familya: Sevdaca * Bitki adi : Askus Tadarus

    * Elde edilisi: Aski elde etmek için türlü yöntemler vardir. Birinci yöntem için ilkel maddeler, para, bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahali oldugu için, endüstride baska yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasinda ask, parasiz-pulsuz, belirli bir süre "gözleme" yardimi ile elde edilir. Bu sekilde elde edilen ask saf degildir. Çesitli randevularla kristallestirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.

    * Fiziki özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerlesir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. Ilk resmi tanimi Adem ile Havva tarafindan yapilmis, sonra insanlar tarafindan gelistirilmistir.

    * Kimyasal özellikleri: Kaba sözlerden alinir. Formülü hemen degisir. Aslinda ask dayanikli bir madde degildir. Parasizlik, sefillik, yalancilikla "geçimsiz" bir ilaçtir.

    * Saflik muayenesi: Askin ne ölçüde "saf" oldugunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanikli oldugu anlasilir.

    * Miktar tayini: Ask enjekte edilmis ve hassas tartilmis bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararasi ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun askina esittir.

    * Önerilen doz: Nisan ve nikahta az dozlarla alinmalidir. Ask çesitli biçimlerde görülebilir. Bilim aski, sanat aski, doga aski gibi..

    * Hastaligin belirtileri: Kalp çarpintisi. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiginden baskasini görememe seklinde özel bir körlük. Mantik kaybi. Uykusuzluk, istahsizlik, terleme..

    * Kullanisi: Kalbi hizlandirmak için, alçak dozda. Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neselendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alinmazsa kiside kompleks yaratir.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda güldürücü etkisi vardir.

    * Ilacin reklam slogani: Karanfilim ez beni, çift kanatli tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz ben...



  97. 2007-03-16 #97
    Kim demiş artık bende yoksun diye? Sen gönlümde bir yaşsın Ağlamaklı mazimin en hüzünlü köşesinde akmayan bir damlasın.

    Hâlâ okurum mektuplarını. Ne dokunaklı yazmışsın. Ağlamıyorum belki,ama yüreğimde yaşsın. Yaşlıyım aynı zamanda sayende. Yüreğimde birhuzurevinde saklısın.

    Bir kâğıt mendil buldum sana dair eşyalarımın arasında. Ağlamışsınve bende o kâğıt mendili saklamışım. Üzerine de tarih atmışım. Çokgeçmiş üzerinden mutlu anlarımın. Bil ki ağlamıyorum yokluğunda ama heryerde sen varsın.

    Sensizliğin hüküm sürdüğü yalnızlığımın yollarında sana uzananlevhalar var sonra. Oysa benden çok uzaktasın. Belki de bir başkagönülde yaşamaktasın. Sen ağlarsın ben ağlayamam. Sen, gönlümde biryaşsın.

    Kızgın mısın bana? Hâlâ öfkeleniyor musun adımı duydukça? Öfke debir duygudur diyebilir miyiz? Yakınlık bir uzaklık ifadesidir değil mi?Gecelerce düşünüyorum. Seni düşünüyorum, beni düşünüyorum. Ellerimizbirleşemeyecek de olsa sevgimi inkâr edemiyorum. Gözlerine hiçbakamayacağım artık eskisi gibi. O güzel gözleri ağlattım çünkü Amabil, bu yüreğimi de ıslak bıraktım.

    Üşüyorum artık. Yoksun. Yoksunum. Ellerim titriyor. Nasıl bir günahişledim, nasıl bir beddua ettin bana? Bil ki ağlayamıyorum. Bir yumrukgibi düğüm var boğazımda, haykıramıyorum.

    Islanmış yüreğim. Ellerimde değil ellerin. Kime bakıyor gözlerin?Kime sevdiğim diyorsun? Ağlardın eskiden, bilmem hâlâ ağlıyor musun?Ben boş bakıyorum artık sensiz dünyama. Gözlerim yanıyor.Ağlayamıyorum? Neden biliyorsun. Çıkarıp atamıyorum kalbimi. Çünkü ordasen varsın Sen yüreğimde bir yaşsın.

  98. 2007-03-18 #98
    AŞk Ne Der?? Akil Ne Derrr???



    Akıl ''geleceğini düşün ''derken
    Aşk ''ne geleceği, ne zaman Azrail ile karşılaşacağını biliyor musun?'' der.

    Akıl, anlık mutlulukların sonu olmadığını, bir düzen kurman gerektiğini söyler,
    Aşk ise anı yaşaman için bastırır.

    Akıl, kaybedeceklerini hesapla diyerek dikilir karşına,
    Aşk ise gemileri yakman için ateşi tutuşturmaya kalkar eline.

    Akıl, paran yoksa bu hayatta adam gibi yerin yok, beni başına topla derken,
    Aşk, o aklı başından almak için pusuya yatmıştır bir yerlerde.

    Akıl, sukuneti, huzuru tavsiye ederken,
    Aşk hemen devreye girer ve serüvensiz bir hayatı, otların da yaşadığını fısıldar kulağına.

    Akıl, zararlı alışkanlıklardan uzak durmayı, tutkuları denetim altına almayı öğütlerken,
    Aşk, bu dünyada akıllı insanların değil, tutkularıyla yaşıyanların arkalarında izler bıraktığına yemin üstüne
    yemin eder.

    Akıl, yaşını adamı ol diye gözlerini kısıp kaşlarını çatarken,
    Aşk, içindeki çocuğu sakın ola öldürme diye öğüt üstüne öğüt verir.

    Akıl, içinde yaşadığın toplumun hiç değilse genel olarak normlarını kabul et derken,
    Aşk tam bir başkaldırıya çağırır.

    Akıl, sayısız tehlikeyi sırala***** kendini korumanı önerirken,
    Aşk, ruhunu bile çırılçıplak soymanı ister.

    Ve sen, ya aklı seçersin ya da aşkı

  99. 2007-03-18 #99
    İşte aşk bu


    Şişirip yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne
    fırtınalar,
    ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir
    köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son bu...

    İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin
    içine
    bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o
    dudaklardan
    bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal bu...

    Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin
    dersin.
    Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o
    yüzüne
    bakıp sadece gülümser, İşte acı bu...

    Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi
    gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin.
    Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün bu...

    Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya
    hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali.
    Atarsın
    gecenin kollarına kendini, İşte huzur bu...

    Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir
    insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana.
    Geri
    dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır bu...

    Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin
    eskisi
    gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla,
    mutlu
    bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. İste aşk
    bu...

  100. 2007-03-19 #100
    Aşkı Anlatmak Zordur!.. Anlamakta öyle..



    Aşkı yaşamak, bu belkide yaşamak olgusunun süslenmiş hali. Aşk insanı sarmaz sanıldığı gibi, insan aşkı kucaklar, büyütür, güzelleştirir. Aşkı anlatmak zor şeydir. Başlarken güzeldir aşk, heyecanı sığmaz insanın içine. Sonra karşılıklı atılan adımlarla büyür. Kimi zaman dünyayı hiçe saydırır insana, kimi zaman sıcak bir gözyaşı olur süzülür gözlerden yüreğe doğru.
    Sevilmek güzeldir, değerli olduğunu hissettirir insana.Sevmek daha da güzeldir çünkü bir insanı sevmek demek hayaller demektir. Yeni umutlar yeşertmek yürekte, herşeye başka gözle bakabilmek, her duyguyu bir arada tadabilmektir. Özlemi bile sevdirir insana aşk.Varlığındaki paylaşılamaz mutluluğun yanı sıra, yokluğundaki acıyı da seversin çünkü acı sevdiğin kaynaklıdır. Çünkü sevmek karşılıklı değildir. Onu o olduğu için seversin. Gülümserken de seversin, sinirliyken de. Seni sevindirdiğinde de seversin, kırdığında da. Yanındayken de seversin, çok uzaktayken de. Öyle ki;
    sabah yataktan kalktığı o suratsız hali bile çok hoştur, sevilesidir. Ellerini tuttuğunda avuç içlerindeki teri seversin. Sarıldığında duyduğun huzuru seversin. Ona baktığın anda gözgöze gelmeyi seversin. Sonu sarılmalarla biten kavgaları seversin. Papatya fallarını seversin "sevmiyor" çıksa bile sonunda. Beklemeyi seversin, kimseyi beklemediğin kadar onu beklerken. Kurduğun onlu hayalleri seversin. Giysilerinde kalan ten kokusunu seversin. Hatta onu herşeyden çok sevip te bunu kelimelere dökememeyi seversin. Onu sevmeyi seversin. Herşeyde ondan bir parça bulmayı, gittiğin her yere
    onu da yüreğinde götürmeyi seversin. Oturup ona iki satır şiir yazmak istediğin zaman, kelime dağarcığının anlatmaya yetmediğine söylenmeyi seversin. Onu kıskanmayı seversin içtiği bir bardak sudan bile.
    Kaderi seversin onu karşına çıkardığı için. Talih oyunlarında kaybetmeyi seversin, oyunda kaybeden aşkta kazanır sözünü düşünüp. Karanlığı seversin
    zira karanlıkta hayal kurmak daha güzeldir. Sen küçülür kaybolursun karanlıkta, o güneş olur hayallerine doğar sevinirsin.
    Aşkı anlatmak zordur. Ne kelimeler yeter anlatmaya aşkın ne olduğunu. Nede içindeki hisleri bir bir saymaya gücün yeter. Aşkı anlatmak zordur. Anlamak ta öyle......

  101. 2007-03-20 #101
    90 yıl önceki aşklar...



    ...90 yıl önce aşklar böyle yaşanıyordu:
    Yazar Kaan Erkam'ın "El Yazması Aşklar" adlı eseri, eski sevdaları günümüze taşıyor.


    Can alan mektup

    Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'a gönderilen ve yazanın canına mal olan mektuptan satırlar:
    "Güzelim, beni bilseniz ne garip meşrebim? Gönlümün en latif hissiyatiyle sizi sevmeye başladım. Çünki şimdiye kadar kimse tarafımıza ne sevildiğim, ne sizi sevdiğim kadar kimseyi sevdiğimi zaten yazmış olduğum şeyler ile vicdanım ile mukayese ederek anlarsınız. Bu muhabbete başlayış o kadar ali'dir ki, en latif bir zamanımızı teşgil edecektir. Lütfve inayetiniz baki oldukça hayatım sizindir. "

    İstanbul'u uçuracaktım

    'Zühtü' türküsünün bestecisi Sabahattin Akdağcık'ın mektubu.. "Tatlı Gül, İstanbul'dan ayrılışım hiç de kolay olmadı, istanbul'un altına tonlarca dinamit koyup uçurmak geçiyordu içimden ama nerede... Ne zaman yeşil kadife ceketli bir kıza rastlarsam seni onun yerine koyup bol bol seyredeceğim."

    Kalbim razı olmaz

    Fazıl'ın kaleminden Emine'ye aşkı: "Senin muhabbetin beni bırakmıyor Emine. Bana ne yaptın? Vefasız oluyorum, günahkar oluyorum. Hep kimin için Emine?"

    Aldatılan koca

    Aldatan eşini herşeye rağmen affeden kocanın mektubu: "Rakibe'm, Başım ateşler içinde, kalbim aşkın ateşiyle yanıyor. Her gece sabahlara kadar ağlıyorum. Beni sevmediğini, beni aldattığım bildiğim halde seni unutamıyorum. Merhamet et, kalbimizde açtığımız bütün cerihaları unutalım, onlan tahatır ettiğimiz zaman müthiş bir manzara görmüş gibi başımızı çevirelim. Acı birrü'ya diyelim olmaz mı? Gözlerinden öperim karıcığım..."

  102. 2007-03-20 #102
    151 - Aşka Dair Herşey



    Aşka ve Sevgiye Dair

    Aşk ikidir sevgi bir;
    Aşk yalan,sevgi gerçektir.
    Aşk sudur,sevgi susuzluk.
    Bu yüzden sevgi hasrettir,
    Özlemektir,beklemektir.
    Asıl maharet:
    Susuzken suyu içmek değil
    Karşısına geçip seyretmektir.
    Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak;
    Aşk açmaktır,sevgi katlamak.
    Sevgi saklamaktır
    Yüreğini,gözlerini
    Ve de ellerini saklamak
    Bahar geldiğinde…
    Bir çiçeğe,yeşile,çimene
    Aşık olamazsın ama seversin.
    Arkadaşına aşık olamazsın
    Ama seversin.
    Toprağa fidanı aşkla değil
    Sevgiyle dikersin.
    Sevgi için ölünür,aşk öldürür.
    Aşk kıskançtır,nankördür
    Sevgiyi öldürür.
    Aşk Kabil'dir,sevgi Habil.
    Aşkla sevgi aslında kardeştir
    Babaları insandır,Adem'dir
    Aşk için şiirler yazarsın,
    Şarkılar yaparsın;
    Sevgiyi anlatamazsın.
    Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
    Kalbini aşka kapatabilirsin
    Ama sevgiye kapatamazsın
    Sevgi gizli,aşk aşikardır.
    Yüz vermeyince unutursun
    Sen aşığım diye daha kendini kandır.
    Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır.
    Dahası da var:
    Aşkın gözü kördür,
    Fazla naz aşık usandırır;
    Aşk oyun,aşık oyuncaktır.
    Sevgi ise yaşamdır,hakikattir.
    Aşk aceledir,
    Sevgi usul usul sabırlıdır.
    Acele işe hem şeytan karışır.
    Aşk ateşlidir
    Çünkü hastalıklıdır.
    Sevgi ılıktır
    Çünkü sağlıklıdır.
    Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
    Aşka ve sevgiye dair...

  103. 2007-03-22 #103
    Aşkın Mevsimleri



    Her iliski bir bahceye benzer. Eger yeserip gelismesi isteniyorsa, duzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava degisiklikleri kadar, mevsimleri de dikkate alarak ozel bakim gosterilmelidir. Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayiklanmalidir. Tipki bunun gibi, askin buyusunu canli tutmak icin de, mevsimlerini anlamali ve askin kendine ozgu ihtiyaclarini doyurmaliyiz...


    Aşkın İlk Baharı


    Asik olmak, ilkbahar gibidir. Sonsuza dek mutlu olacakmisiz gibi birduyguya kapiliriz. Esimizi sevmemek aklimizin ucundan bile gecmez. Bu bir saflik donemidir. Ask olumsuz gibi gorulur. Her seyin kusursuz sanildigi ve tikir tikir isledigi buyulu bir donemdir bu. Esimiz tipatip bize uygun gorunur. Hic caba harcanmaksizin, uyum icinde dans ederiz ve sansimizin yuzumuze gulmesinin tadini cikaririz ..

    Aşkın Yaz Mevsimi


    Askimizin yaz mevsimi boyunca esimizin sandigimiz kadar kusursuz olmadigini ve iliskilerimiz uzerinde calismamiz gerektigini anlariz . Esimiz hata yapan, bazi bakimlardan aksayan bir insan olarak da karsimiza cikar. Surtusmeler ve dus kirikliklari belirmeye baslar, yabani otlarin kokunden sokulmesi ve yakici gunes altindaki bitkilerin fazladan sulanmasi gerekir. Artik aski vermek de, gereksindigimiz aski almakta o kadar kolay degildir. Her zamaan mutlu ve sevgi dolu olmadigimizi gorup anlariz..Bizim ask konusunda dusledigimiz tablo degildir bu. Bircok cift, bu noktaya geldiginde dus kirikligina ugrar. Ilısiki uzerinde calismak istemezler. Hicte gercekci olmayan bir tutumla, hep ilkbahar olmasini beklerler. Eslerini suclarlar ve pes ederler. Askin her zaman kolay olmadigini, arasira yogun bir calisma ve sicak bir gunes istedigi gercegini gormezler. Askin yaz mevsiminde, kendi sevgi ihtiyacimizi oldugu kadar esimizin ihtiyaclarini da doyurmamiz gerekir. Bunlar kendiliginden gerceklesmez...

    Aşkın Sonbaharı

    Yaz mevsimi boyunca bahcemize iyi baktiysak, bu calismanin sonucu olarak hasadimizi aliriz.. Guz mevsimi gelmistir. Bu altin bir cagdir, zengin ve doyurucu. Gerek kendimizin, gerekse esimizin kusurlarini kabullenen ve anlayisla karsilayan daha olgun bir asktir yasadigimiz . Bir sukran ve paylasma zamanidir. Yaz boyu cok calistigimiz icin, simdi dinlenebilir ve yarattigimiz askin tadini cikarabiliriz ..

    Aşkın Kış Mevsimi


    Sonra hava yeniden degisir ve kis bastirir. Kisin o soguk, verimsiz aylari boyunca doga kendini tumuyle icine ceker, kapanir. Bu bir dinlenme, dusunme ve yenilenme zamanidir. Ilıskilerde de cozumlenmemis acilarimizla veya golge benligimizle yuzlesme zamandir. Kapagimizin acilip aci dolu duygularimizin ortaya dokuldugu zamandir. Ask ve doyum icin esimizden cok, kendimize bakmaya gereksinme duydugumuz, kendi kendine gelisim zamanidir. Yaralarin iyilesmesi, acilarin dindirilmesi zamanidir. Erkeklerin magaralarina cekilip kisladiklari ve kadinlarin kuyularin dibine indikleri zamandir bu...

  104. 2007-03-23 #104
    Ask Tahmin Raporu

    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi... Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!

    Aşk, tıpkı kapıları tıklayıp kaçan sevimli ümit tohumları çocuklar gibidir!

    Sevgileri sevdaları anımsatan mucizevi sihirli ışıklı asası ile Dünyanın anası Aşk gezgini seyyah, gezinir gönüller de,en azından böyle yer etti benim gözüm de yüreğim de beynim de.! Yüz yıllardır kalp dilleri onun adına konuşur düşünüp durur. Çözülmezliğine erilmezliğine takılıp kalır ve zamanları çöp kutusuna atarlar, suların yüzün de taş sektirmesi gibidir yorumlar.

    Aşk'ın adına konuşmak düşünmek bilinmezliğini irdelemek zaman adına israf.

    Aşk geldi ise hoş geldi sefa geldi,! müsadesiz gelir müsadesiz gider.! Hiç düşünülmez sebebi nedir,aslın da yaşam serumudur içtiğimiz, içtikçe ümit dolarız can buluruz,bazen de kendi içimize fazla gelir kayboluruz,sonra suçu günahsız aşk'ın üzerine yamamağa çalışıp dururuz.!

    Aşk olmasaydı çiçeği böceği,dağı taşı,kuşu kurdu,kısaca hayatın koynunda ki cilvelerin farkına varamazdık.

    Aşk yaşamayı hatırlatan pozitif enerjilerin yangın dağları!, şırıl şırıl akan pınarları bazen de deli volkanları... Aman allah aşkına hayatta ne dört dörtlük.!!

    Kimi barışa dostluğa sevgilerle sevişmeğe aşık,kimi savaşlara kinlere küslere nefret etmelere aşık.! Sonuç da her kes bir şeylere aşık, aşk hayat'a renkler akıtan iki çubuk parçasını birbirleri ile sürtüştürüp kızıştırıp ateşi doğurtan, amaç denilen kavramları düşlere yazdıran Aşk değil de ne... Aşkı bir pencereden görüntüleyemezsin ki, Aşk tüm pencereler de farklı resimler görüntüler..!

    Aşk'ın tüm zerreleri toplandığımız da karşımıza hayatın tüm günahların sevapların cilveleri çıkar.!

    Aşk eşittir hayat, hayat eşittir Aşk, birbirlerine yapışık ikiz kardeş gibidirler.!

    Her kalp dili kendince yaptığı yorumlarına sığınır, akıl sır erdirmeğe çalışmak beyin de ne akıl bırakır ne de mecal. Çözemezler Aşkın gizini... hadi çözdün, ne süprizi kalır ne heyecanı,!bile bile ladesin ne hükmü var. Yaşam da süprizler var oldukça, yaşam Aşk ile mana ve renk kazanır.!

    An'lar geçit törenlerin de,Aşk'a farklı bakışlarla alkış tutulabilinir. Olumlu olumsuz, acı tatlı tebessümleri gözlerimize yerleştirebilir. Yürekler de yangınlar çıkartabilir, yanık izlerini uzunca bir süre silmeyebilir... Ömrümüzün anı defterlerine yaşanılanları ve pay dilimleri ile yazıp, ileri ki an'larda yad etmek acısına da tatlısına da, aynı tebessümle karşılayıp anımsamak en karlısı bence.! Çok şeyler öğretiyor, ham yanlarımızı olgunlaştırıp derin manalar hediye ediyor yaşantımıza...

    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi,sevilenler ziyaret edilirler... ha...! yükü olacakmış olsun varsın sevmeği bilen katlanır. ! Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!


  105. 2007-03-23 #105
    KabuK TuTmaYan YaRa
    KİMSECİKLER GÖRMESİN DİE SAKLARSIN YÜREĞİNİ
    GÖSTERMEZSİN YARALARINI UTANIRSIN AYIPLANMAKTAN KORKARSIN BELKİDE AMA ÖLE BİRİ ÇIKARKİ KARŞINA
    HİÇ SAVUNMASIZ AÇI VERİRSİN O YARALI YÜREĞİNİ TEK TEK GÖSTERİRSİN YARALARINI ONA YARALARINA DİKKAT ETMESİNİ HİÇBİR YARANA BASMADAN YÜREĞİNDE İSTEDİİ Bİ YERE OTURMASINA İZİN VERİRSİN O AN ANLARSIN Kİ ÇOKTAN AŞIK OLMUŞSUNDUR YENİ BİRİNE
    KANAMAYA BAŞLAMIŞTIR KABUK TUTMAYAN YARAN


  106. 2007-03-24 #106
    AşKıN CoĞrAfYaSı



    Aşk edebiyatı belki kültürel yapı, belki kromozomal bir eğilim belki de sebebini tam olarak açıklanamayan bir gerekçeyle Akdeniz coğrafyasında dünyanın diğer bölgelerine nazaran daha fazla gelişmiştir. Kerem ile xxxx'lar, Leyla ile Mecnun'lar, Ferhat ile Şirin'ler bilinen örneklerden bazıları. Şu bir gerçek ki; büyük aşklar doğu dünyasında hep vardır. Buna mukabil Kuzey Avrupa gibi soğuk ülkelerde, soğuk insan özellikleri görüldüğü için buralarda aşkın yaşanması da, yazılması da doğu'ya oranla daha azdır. Tabii bunda kilisenin baskıcı tutumunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Batı'da aşk kavramı daha ziyade Ortaçağda kilise baskısı kalktıktan sonra canlanmaya başlamıştır.

    Kainattaki en zor şey, insanı çözümlemektir. Ademoğlunun analizi yalnız ilmî ölçeklerle yapılamaz. Bilimsel veriler geliştirerek bir standarda oturtsanız da, insanı çözümlemenin özel yetenekle yoğrulmuş bir sanat yönü vardır. Anlaşılması zaten güç olan insan, ilişkiler konusunda daha da müphemleşebilir. Meselâ, birbirine aşık iki kişi her zaman uyumlu bir ilişki yaşayamayabilirler. Kadınlar beraber yaşadıkları erkeklerin bir yandan olgun ve beyefendi olmasını isterken, diğer yandan da içlerinde yaramaz bir çocuk taşımasını beklerler. Bu konuda her iki tarafında birbirini anlama çabası, ilişkiyi sekteye uğratan empati sağırlığını giderecektir.

  107. 2007-03-25 #107
    Aşk Yakalar Seni




    Aşkı anlatabilmek kolay değil, farkındayım. Anlayabilmek daha da zor. Ama aşk diye bir şey var. Önce bunu kabullenmelisin."Ben aşka inanmıyorum" demek seni haklı çıkarmaz. Hem inanmasan ne olacak ki?Üzerine bunca şey yazılmış olan ve yazılmaya devam eden, buna rağmen hala tam olarak açıklanamayan, yaşanmış ve yaşanacak en güzel duyguların senin inanmana ihtiyacı mı var sanıyorsun?
    Aşk bir din, bir mezhep değil ki , inanıp inanmama özgürlüğün bulunsun....Aşk duygular bütünü. Sen o duyguları yok sayamazsın.
    Televolede, barlarda, otellerde motellerde yaşanan şeylerden söz etmiyorum. Aşk bir ustalıktır. Ustalığın ortaya koyduğu müthiş bir eserdir. Her eser gibi ona da emek vereceksin, o eseri meydana getirebilmek için yeteneğin olacak. Haritan, pusulan olmadan düşeceksin aşkın yollarına. Kaybolmayı, çile çekmeyi, acıyı göze alacaksın ve bunları bile, bile o yolculuğa çıkacaksın. Şiddetini, süresini, süresini hesaplayamazsın aşkın.
    O bilinmezlik çekecek zaten seni. Keşfe çıkacaksın, kaşif olacaksın. Başarma hırsı olacak içinde. Çünkü aşk da bir "iş" tir, "eylem" dir. Üzerine gideceksin, çalışacaksın, sabredeceksin, tartışacaksın...
    Bütün bunların sonucunda da başarmanın o müthiş hazzını yaşayacaksın.
    İnsan aşksız olabilir mi;İnsan aşk yaşamadan kendisi olabilir mi?Aşkta insanı insan kılan tüm öğeler çalışır.
    Bedeni, duyguları, düşünceleri, çevresiyle bağlantıları. Aşk insan olma olanağıdır.
    "Neden yaptım?" sorularını, "keşke..." ile başlayan cümleleri aşk asla kabul etmez. O zaman aşk değildir yaşadığın. O zaman, onun adını sen koy ...
    Bir maceraya çırılçıplak, savunmasız atılmaktır aşk. Tedirgin, mahcup, şefkatli...Bazen de acımasız, öfkeli, şiddetli...
    Bütün bu duyguları aynı anda yaşayabilirsin. En küçük bir binayı bile yaparken yıkılma ihtimali her zaman vardır. Ama sırf bu ihtimal yüzünden yapılmayacak mı binalar?Yıkılmaktan, kırılmaktan, burulmaktan korkmamak gerek. Üstelik, "önce onun yüreğini göreyim, beni sevdiğine inanırsam ben de severim" de diyemezsin. Bu hesaptır ve aşkın hesaba tahammülü yoktur.
    Bütün bunlardan kaçmaya kalkman seni hiçbir şeyi değiştiremez. Aşk seni kovalamaz zaten. Sende kimsenin üzerine giderek kendine aşık edemezsin.
    Öyleyse, bu anlamsız, bu beyhude çekişmeye bir son vermelisin." Ben bunca zaman aşık olmadım, bundan sonrada olmam" demek kurtaramaz seni. Hep zamansız gelir aşk. Seni nerede bulacağı belli olmaz. Aşk, dizginlenemez, azgın tutkulardan ibaret değildir.
    Çılgınlığı barındırır ama sadece "çılgınlık" sözüyle açıklanamaz.
    Aşk gelip kapına dayandığı zaman "çılgınlık bu!" ifadesini kullanma özgürlüğün var tabii.
    Sırf bu yüzden itmeye kalkabilirsin aşkı ama bir süre sonra o çılgınlığın ne olduğunu merak edeceksin. Çünkü insansın. Çünkü aşktan kaçamazsın. Çünkü aşk yakar seni


  108. 2007-03-27 #108
    YİTİKLİĞİMİZE

    Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir,
    dokununca renkleri yıkılan...
    Çünkü küskün çocuklar inanmazlar.
    Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.
    Susarım içimde bir yangın başlar.
    Dokunsam arta kalan sen, kül olan ben.
    Taş duvarlar yanmaz bilirim.
    Büyük yangınların isini giyinirler.

    (ama nafile..
    hiçbir kalem ve hiçbir ben, sonraki sayfada aynı sen'i bulamıyoruz.
    uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya...
    sen yine de artık sesime düşme.)

    Her gece gözlerimden hatıralar çalınmış.
    Bir denizci ağ atmış yalçınlaşmış düşlerime...
    Düşmüşüm.
    Bir ses... giden gitmiştir demiş...
    Susmuşum...
    Bir baharın bedeliydi bu...


    Kahraman TAZEOĞLU

  109. 2007-03-27 #109
    Aşkımın Kalbi Camdan

    Teni yanık duygularımın, kör falcısıyım ben ..:

    Her mutlu birlikteliğin o hazin sonundan haber veren sakat bir küre yerleşik yüreğimde ..:

    Çırılçıplak soyamıyorum beni aşka ..:

    Ya bu da hataysa diyen düşüncelerim beynimi gagalıyor ..:

    Yalınaşk yürüyemiyorum, dikenler batışıyor kalbime ..:

    Şimdiye dek aşkın uzaktan tanığı oldum hep ..:

    Onu bu düşmanca duygularım yüzünden saf dışı bıraktım ..:

    Ne kadar haklıyım, sormayın içim acıyor eştikçe ..:

    Esmeyin üzerime daha fazla , elimde değil bu önyargılarım beynimin içinde zonkluyor ..:

    Gidip aşkın en ücra kıyısında güneşlenesim var ..:

    Ama yok işte, adımlarım kayıp ..:

    Güvenimi teslim edebileceğim nitelikteki sen de ..:

    Telkin etmeyin beni, beklemeye mecalim yok ..:

    Tanımlasanıza ilk aşkınızı bana ..:

    Göreceli olduğu söylenir hep ama bakıyorum da herkes aynı şekilde dibine vuruyor aşkın ..:

    Hadi yanlışlarımın altını çizin ve kendimi bulayım harita sandıklarınızda ..:

    Naftalin kokusunu duymak istemiyorum bu sefer ..:

    Sahi siz kendi yaralarınızı sarabildiniz mi ve ne kadar soyabildiniz kendinizi aşka ..:

    Hangi in'de saklanıyor dillerinize destan ettiğiniz ve bittiğinde de süründürdüğünüz aşklarınız ..:

    Aşka methiyeleri kazıyan kalemleriniz duygularınızı yalanlıyor fark edebiliyorum evet ..:

    Siz aslında hiç ama hiç aşık olmadınız ..:

    ( Tesadüf bu ya, Ben de )

  110. 2007-03-27 #110
    İçimde garip bir telaş, yüreğimde tuhaf bir hüzün var bugün... Ellerimi buldum



    diyeyim, gözlerim kayboluyor; gözlerimi anladım diyeyim sözlerim karışıyor...



    Kime kızıyorum, kime kırılıyorum, bilmiyorum!!!



    Sus pus bilgisayarın başına oturdum, yazıyorum yine... Düşünüyorum niye



    yanımda değil, niye, niye, niye...



    Bazen de düşünüyorum herşeyi, bir kişiye bağlayıp sevdadan deli divane olmak



    değil ki benimkisi, güzeli özlemek iyiyi sevmek aslında kimsenin bilmediği...



    Beni anlayacak mı bir gün, hiç



    bilmiyorum... Anlamayanları da bilmiyordu ki anlasın, o sadece küçük bir zaman



    diliminde kuşandığım sevdaydı, ben bilemedim bunu, belki de o biliyor,



    olmayacağını, olamayacakları, inadımın sonunun hayıra alamet olmadığını...



    Öfkem belki de ona değil, onsuz hayatın bana sunduğu sahnelere...



    O yok mu???



    Yok!!!



    Zaten öyle biri de yok, demi???



    Cevabım yok!!!



    Cevabım yok, yok, yok!!!



    Gelecekte olacak mı, olmayacak biliyorum!!!




    Ama sevdanı öyle bir kuşanmışım ki üzerime, hayata karşı zırhım, insanlara



    karşı inadım, kötü ve çirkin olan herşeye karşı mücadelemi içimde sevdan dediğim



    kuşanmışlığımla sağlıyorum!...




    Sen bunu nerden bileceksin ki, zaten bilseydin de bilemezdin,



    anlayamazdınbeni...




    Sen benim vazgeçemediğim MASUM yanımsın!!!...




    Belki de iki dünya bir araya gelse, beni dar ağacına gotürseler vazgeçemediğim



    masum yanım... Bazen hayatın karanlığı ve zorlukları öyle yoruyor ki sana



    kaçıyorum ben de, yani masum yanıma...



    Kimi sevda diyor, kimi aşk, kimi özlem kimi iyi olmuş, kimi güzel yazı...



    AMA BİLMİYORLAR Kİ BEN MASUM



    YANIMLA KONUŞUYOR, ONU ÖZLÜYORUM!...


    Belki de konuştuğum kendimim, bunu bile bilmiyorum...




    Sen bilirsin, kimi sevsem yanlıştı...



    "AŞK YANLIŞ SEVER "



    demiştim ya tıpkı öyle...




    Yokluğuna alıştım, en çok korktuğum da buydu, yokluğuna alışmak...



    Ama yokluğunda yaşadıklarıma hala alışamadım...

    Bir yokluk ancak bu kadar yokluk olabilirdi...



    SEN BİLMİYORSUN AMA O YOKLUKLA GELEN



    KİMSELERDE YOK ARTIK HAYATIMDA, KİMSEYİ İSTEMİYORUM



    ÇÜNKÜ...


    Seni özlüyor muyum, özlüyorum, tıpkı çocukluğumda oynadığım sokakları özler



    gibi, tıpkı ağlayarak annemden pamuk şeker ister gibi....



    MASUMCA



    VE HALA BU YAŞA RAĞMEN



    ÇOCUKCA!...

  111. 2007-03-29 #111
    AŞK SEMBOLLERİ


    Aşk garip bir oyun. Ayrıca garip olan sadece aşkın kendisi değil, aynı

    zamanda aşkın sembolleri de oldukça farklı. Gelin aşkın sembollerine
    birlikte bir göz atalım...

    - Ejderha
    Ejderha özellikle çinde büyük bir önem taşıyor. Çünkü ejderha
    üretkenliğin bir simgesi ve bu yüzden de hiçbir kutlamada eksik olmuyor.
    Ayrıca bu yıl "Ejderha" yılındayız... İlgilenenlere duyurulur!
    - Gül

    Gül antik astrolojide Venüs'ün ve aşkın simgesi olarak kabul ediliyordu. Gerçi günümüzde de

    anlamını hala yitirmeyen gülün yeri her zaman ayrı olacak.

    - Yumurta
    Yumurta Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve aynı zamanda filozoflar için üretkenlik anlamını taşıyordu.
    - Elma
    Havva'nın Adem'i baştan çıkartması elmaya bağlanıyor. Herhalde o gün bugündür de elmanın
    erkekleri baştan çıkarmak için kullanılan bir meyve olarak kabul edilmesi gayet doğal.
    - Timsah
    Gambia'da bir söylentiye göre nehirde beyaz bir timsah görürseniz, çok çocuğunuz olurmuş.
    Nehirde beyaz timsah gören oldu mu bilinmez ama, ülkemizin beyaz timsah görmeye hiç mi hiç
    ihtiyacı yok.

    - Nişan yüzükleri
    Hayatını birlikte geçirmeye karar veren çiftlerin ve sonsuz sevginin simgesi olan nişan yüzükleri

    çok eskilere dayanıyor. Güncelliğini de hala yitirmedi.
    - Ay
    Gece tanrıçası Sirona'nın simgesi olan ay, aynı zamanda üretkenliğin de bir simgesi.
    - Yılan
    Yılan birçok kültürde görüntüsü ve hareketliliğinden ötürü cinsellikle karşılaştırılıyor.
    - Salatalık
    Freud için dik duran herşey erkeklerin cinsel organını simgeliyor, özellikle rüyalarda. Ayrıca daha
    antik çağda bile dik duran nesneler tanrıların cinsel organını simgeliyordu.
    - Dudaklar
    Kırmızı dudaklar her zaman kadınların cinselliğe hazır olduklarını ve birşeyleri arzulamaya
    başladıklarını gösteren bir simge olmuştur.
    - Kurbağ
    Eskiden kurbağ gören kişinin ikizleri olacağı düşünülürmüş. Ayrıca kadınların kurbağ gördüklerini
    söylemeleri cinsel ilişkiye girmek istediklerini belirtirmiş.

  112. 2007-03-29 #112
    255 - Aşka Dair Herşey

    Yazılanmı Önemliydi Çizilenmi Sevdalara..
    Oysa Ben Ne Yazdım Ne Çizdim sevdamı..
    İçimde Büyüttüğüm Ufaklıktın Sen..
    Ben Ne kadar Büyüttüysem Seni; o kadar Ufaltmışsın Kendini..
    Sen Giderken "gitme Kal Yanımda Sana ihtiyacım Var!"
    Diyemedimki..Diyemezdim de..
    Çünkü Sen Kararlıydın Gitmeye..Ki Kalma Meraklısıda hiçmi hiç Olmamışsın..
    Ben Ne Savaşlar Vermiştim Yüreğimde..
    Ne Volkanlar Patlatmıştım Hep sen ol diye..
    Sensiz Olmak Benim sonum Olurdu Biliyordum..
    Bildikleriminde Başıma Gelmesinden Öyle Çok Korkuyordumki..
    korkularıma Rağmen Savaşlarımı hiç ertelemedim..
    ertelenmiş bir sevda bana göre değildi..
    Ya Sen?
    Savaştınmı Benim gibi?
    Korktunmu Kaybekten Deli Sevdalanı?
    Kaç Kere Yemin ettin Bozacağını;dayanamayacağını Bile Bile?

    ......

    okadar Gözyaşı döktümki Ardından..
    Hiç Utanmadım Ve Hiç silmedim Gözyaşlarımı..
    Çünkü Görünen Sadece Gözümdeki Yaştı..
    Kalbimdeki Acıları bitmişliği Göremezdin..
    bu Yüzden Ağladım Karşında İşte Bu Yüzden Ağlamaktan;
    Göz Yaşlarımdan Asla ve Asla Utanmadım...

    Ben Sevdamdan da Utanmadım..Seni Sevmektende..
    Pişman Değilim Bir Kere Dünyaya Gelsem Bin Kerede Olsa Seni Severim!
    Umudumu yitirdiğimde Utandım Ben Yar..!
    Çünkü Umutlarımda Binlerce Güzellik Var....

    Şimdi Bana Kalan Ardından;
    Bomboş Bir Hayat..ve Bir Okadarda Dolu Kalbimin Yamaları..
    Bir Avuç Göz Yaşı Ve Bir dünya Kadar Sevdan..
    Gittin İşte..
    Bitti Bu sefer Dönüşü Yok...
    Kalbim Alıştı Belkide Bu sefer ama Telafisi Yok..
    Olmayacakta...
    Unut Deme Sakın..
    Unutmak İçin Sevmedimki seni..
    Kolaymıki Unutmak o kadar Savaşın Okadar Acının O kadar Sevdanın Ardından Seni...
    Hadi Sen Unut Beni Sevgili..
    Ben Es geçtim Unutulması Gereken Herşeyi...

    hoşçakal..."hoşça"Kal..Aşkların En güzeli...

  113. 2007-03-29 #113
    Anlat dediler nasıl gidiyor aşkı yazdığın yazılar



    Hiçbirşeyi algılamıyor yüreğim,bildiğim tek doğru sensin.Sana uzanıyor her gökkuşağının o esrarengiz renk karmaşası.Bakıyorum herkes birşeyler yazıyor. Yazdığını okuyacak vakit bile bulamıyor.

    Daha dün gibiydi iki kenti birbirine zincirleyen aşkların çözeltisi.Aşk aşksa eğer zincir nedir bilmezdi.

    Düşünürken seni,düşünmek hayallerimin en güzel yerinde kurgusuz bir gerçekti.O hep anlatılan martılar vardıya hani,şiirde,şarkıda,öyküde.

    Gördüm ilk defa.Bana iki beden büyüktü sevdalar sen olmayınc****korkmakmı asla.Asla seni sevmekten korkmadım.Yüreğim sendin,sen yüreğimde taşıdığım. Sonra herkes geldi,oturdular karşıma.

    Anlat dediler nasıl gidiyor aşkı yazdığın yazılar. Güldüm ve döndüm geceye,
    Anlattı gece,aşk aşksa eğer anlatamaz yaşamadan aşka yazılanlar.

    Bir mevsimin tam ortasındaydım.Ne yöne baksam çıkışı olmayan bir labirent gibi yalnızlıktım.Beni öptüğün her şiirde ben zaten aşk gibi aşktım.

    Sonbahar'da bir Ekim,tıpkı Temmuz'a benzer gibiydi.O ilk yazılanlara,o ilk okunanlara benzer bir şeydi.

    Değiştirmek mümkün olmadı mevsimi.Ayları çıkarıp atamadım mevsimlerden.Seni tanıdığım gün,sanki hiç yaşanmamış bir balayı ve belkide yüreğime vurdu hayat senin ellerinden en büyük damgayı.

    Eskisi gibi uyuyamıyorum artık.Kuşlarda yok nedense,öldümü yoksa mevsimi olmayan doğurganlık. İnanmam asla şimdi nerede o savurganlık.

    Aşk aşksa eğer ölüm bir anlık.

    Ve başa dönüp düşünürsem beni düşündüğünü ve kalemi elime yapıştırıp yazabilirsem eğer kağıtlara, beyazlığına çizebilirsem güzelliğini, sözlerinden geçebilirsem gecelerin suskunluğuna, bir adım fazladan karışıp öpebilirsem buza kesmiş dudaklarının renginden,aşk aşksa eğer dediğim,her kelimeden cümleler kurabilirsem sana,
    Ne mutlu bana.

  114. 2007-03-30 #114
    1281 - Aşka Dair Herşey

    İçim acıyor... Geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu


    sandığım bir yer de , yeniden sızlar.
    Ama varsın sızlasın, sızlamadı mı;
    kocaman sevilmiyor ki… "

    Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum. Beyaz bir ışık arıyorsun
    bazen, görüyorsun...
    Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun...

    Nerdesin sen şimdi kim bilir? Neler yapıyorsun? Özlüyor musun beni?
    Biliyormusun ben geceleri hep seninle konuşuyorum uzun uzun.. Seni Seviyorum diye
    haykırıyorum. Dünya umurumda değil. Takmıyorum, düşünmüyorum hiçbir şeyi...

    Sadece seni, sadece seni düşünüyorum ve ağlıyorum!!! Sırf senin yanında
    olamadığım için ağlıyorum...

    Bırakıp gittiğin, tüm kapıları yüzüme kapadığın günden beri aylar geçti...
    Aylar geçti ama içimdeki sevgin hiç bitmedi… Beni sevmediğini, önemsemediğini bilmeme rağmen büyüttüm sevgimi.
    Ama bu gece Vazgeçiyorum Senden...
    Ben seninle olmak, seni yaşamak istiyordum...
    Ama izin vermedin...
    Bilmiyorsun ki geç zamanlar vardır... Ne yapsan affedilmeyecek, ne yapsan boş...

    İşte şuan, o an...


    Korkma, seni artık sevmiyorum

  115. 2007-03-31 #115
    İmkansız Aşk





    İçimde bir hüzün var
    Nedenini bilmediğim
    Belki de bilmek istemediğim
    Zor olanı yaşamak mı
    Yaşamı zorlaştırmak mı yaptığım?
    Doğruyu bulmak adına
    Yaşıyorum kaderin verdiklerini
    Verilenler kaderimin doğrusu mu
    Yoksa doğru olan mı yaşadıklarım?
    Gizli bir aşk bu, imkansız olan
    Sözlerle başlayıp hislerime yansıyan
    İmkansız olan aşk mı
    Yoksa aşkın gizi mi bunu imkansız kılan?

  116. 2007-04-01 #116
    Bir Aşk Söyleminden Parçalar

    Hiç aşık olamayanlar, aşık olabilenlere göre bir çok şeyi eksik yasarlar. Ama bence en dokunaklısı, hayati algılama biçiminin değişebileceği gerçeğini fark etmeden yaşayıp gitmeleridir.
    Öncelikler sıralamasının alt üst olabileceğini hiç bilememek bir eksikliktir.. dehşetli bir korkuyu ve dehşetli bir korkusuzluğu yan yana hiç yaşamamış olmak da öyledir ama, ölümün bile korkutucu olmayabileceği gerçeğini farkına varamamak, asil o, epeyce yoksullaştırır hayati...
    Aslında aşık olamayanların "eksik yasama" listesi hayli zengindir ama benim en fazla ilgimi çeken, "bekleme"nin, onların hayatında bütünüyle farklı bir anlam taşımasıdır. Hiç aşık olmamış biri, 'beklemek' nedir bilmez çünkü! Kaygı içinde beklemenin büyüsünü hiç tatmamıştır.. en küçük bir gecikmenin yaratabileceği iç fırtınaların gücünden habersizdir ve yaklaşmakta olan kederleri hissederek, ama büyülenmiş gibi kıpırdamadan beklememiştir hiç... Bütün ihtimalleri abartarak beklemenin yarattığı duygu karmaşasını da bilemez tabii...
    En sözüne sadık, en dakik aşığı bile beklerken nasıl endişe duyulabileceğini, bekleyişin arkasındaki sonsuz haz ihtimalinin, korkuların, umut ve umutsuzlukların saklı olmasının ne demek olduğunu hiç anlayamaz, aşık olamayanlar.
    Ama, aşık olan bekler... Ve beklerken o da beklemeyen insanları anlamaz hiç, tıpkı, beklemeyenlerin onun gerginliğini anlamadıkları gibi.
    Aşık olan için beklemek, onun gerçeğidir, bekleyişinin dışındaki her şey onun gerçeğiyle çelişir. Çevresiyle ilişkisi kesilir, sesler usulca uzaklaşmaya baslar, bekleyişiyle arasına girebilecek her şeyden kaçınır..bekleyisinin tadını çıkarabilmek için dış dünyayla bütün ilişkisini koparır.
    Peki hangisi daha çekici gelir size?
    Bekleme böyle kaygılı ve ağır yasansa bile, ardından, bütün düğümleri çözebilecek tutkulu bir beden tarafından kurtarılma ihtimali mi daha çekici, yoksa, hayatin bu cömert bağısını reddederek, aşksız ama kaygısız ve beklemesiz yasamak mı?
    Hiç aşık olmamak; hiç beklememek, hiç aşk acısı çekmemek demek.
    *Winnicott'a göre aşk ilişkisinde bekletenler, aşık olmayanlardır. "Ben bazen beklemeyen kişiyi oynamak isterim" diyor Winnicott. "Başka bir yerde oyalanmayı, geç gelmeyi denerim; ama her zaman yenilirim bu oyunda; ne yaparsam yapayım, boşuna.. tam zamanında, hatta saatinden önce, orada olurum. Aşığın kaçınılmaz kimliği budur".
    *"Bekletmek her iktidarın sürekli ayrıcalığı, insanlığın bin yıllık eğlencesi diyor Evelyne Bachellier.
    Ama bekletmenin de bazı riskleri vardır bence, öyle uzun uzun beklerken neyi ve neden beklediğinizi çözümleyip, kendinizi bu sapmadan kurtarma ihtimaliniz her zaman mevcuttur, tıpkı su hazin hikayede olduğu gibi.
    *"Bir zamanlar yüksek görevli bir bürokrat bir yosmaya tutkunmuş. Kadın, 'yüz gece boyunca bahçemde, penceremin altında bir tabureye oturup beni beklersen, senin olurum,' demiş. Doksan dokuz gece sessiz sedasız beklemiş yüksek görevli, ama doksan dokuzuncu gecenin sonunda oturduğu yerden kalkmış, taburesini koltuğunun altına alıp gitmiş."
    Atilla İlhan'ın dediği gibi, "İnsan sevdiğini bırakmaz, sevmek bırakır insanı" bazen!
    Hem de tam beklerken ve de tam o gelecekken.

  117. 2007-04-01 #117
    Bir Insan Bir Insani Hiç Görmeden Sevebilir Mi?
    Ali Ve Ayşe Birbirini Seven Iki Gençtir.bir Akşam Yemeğe Giderler Ve Yemekte Saldiri Olur Saldiri Sonunda Ali Esir Alinir Ali Vurulacaktir Ayşe Ise O An Tanriya Yalvarir'tanrim Eğer Sevgilim Buradan Sağ Kurtulursa Bir Daha Onu Görmeyeceğim'der Ve Sevgilisi şans Eseri Kurtulur Ama Ayşee Buna Sevinemez Bile Hatta Keşke ölseydi Der Onu Görmeden Nasil Yaşarim

    Aralarinda Bir Konuşma Geçer:
    Ayşe-artik Seni Görmeden Seveceğim
    Ali-böyle Bir şey Nasil Olabilir
    Ayşe- Nasilki Tanriyi Görmeden Sevebiliyorsam öyle Der

    Eğer Bunu Aşka Dönüştrürsek Bir Insani Görmeden Dokunmadanda Sevebiliriz.şöyle Ki Sevdiğin Kişiye Inaniyorsan Onun Varliği Hep Seninledir Hep Onu Hayal Edersin Ondan Başkasi Yoktur.

  118. 2007-04-02 #118
    HERŞEYİMDİN AMA ARTIK YOKSUN.....
    Aydaki Işık

    Sevgi nasıl anlatılabilir ki;

    İçindeki heyecan onu görmek uğruna beklediğin saatler ve geçmek bilmeyen zaman. Peki seni sevdiğine inandığın ,herşeyim dediğin insan seni kandırdığını anladığın zaman işte o an ölmek bile çözüm olmuyor.Sadece düşünüyorsun düşündükçe kalbindeki acı daha fazla sızlıyor ve hergeçen gün bu acı iltihaplı iyileşmek bilmeyen bir yaraya dönüşüyor.Ama öyle enterasan değişik bir duygudur ki yine onun sesini duymadan onu görmeden yapamıyorsun kandırdığını aldatıldığını bile bile.

    Belki bana aptalsın diyorlar ama benim vazgeçemediğim ve kalbimde ölene kadar sessizce yaşatacağım tek yegane insan unutamadığım ve vazgeçemediğim..

    İçimdeki duyguları yazmak istedim sevmek ama karşılıksız sevilmek,ayrılanları ve aldatılan insanları kısacası sevdiklerini kaybedenleri anlıyorum ama ne olursa olsun HAYAT YAŞAMAYA DEĞER.....

  119. 2007-04-02 #119
    Aşk neyin kısaltması?...



    Abartılı Şatafatlı Körlük
    * Asılsız Şehvet Kandırmacası
    * Alışılmadık Şablonlar Kaosu
    * Ah Şu Kadınlar
    * Abuk Şempanzeler Kulübü
    * Aman da Şahlanıyor Kıratım (Cesur aşk)
    * Anında Şebek Kontenjanındasın (Aptal aşk)
    * Asla Şaka Kaldırmaz (Ciddi aşk)
    * Açılmayan Şemsiye Kanatması (Terk edilmiş aşk)
    * Amorti Şansına Kalmış (Umutsuz aşk)
    * Azıcık Şampanya Koyayım mı? (Art niyetli aşk)
    * Anında Şakkadanak Kapılmışım (İlk görüşte aşk)
    * Aman Şablonu Kırmayalım (Sıradan aşk)
    * Ağrısız Şahsiyet Kanatılır (Karşılıksız aşk)
    * Arada Şizofrenlik Kaçınılmaz (Platonik aşk)
    * Aman Şahan Kaçmasın (TV programı aşkı)
    * Abi Şampiyonluk Kesin (Takım aşkı)
    * Abramovich Şevçenko'yu Kapacak (Transfer aşkı)
    * Avrupa Şirazeyi Kaçırdı (Dış politika aşkı)
    * Abe Şugar Kapçıkağızlı (Roman aşkı)
    * Alex Şahlandırıyor Kadıköy'ü (Fenerbahçe aşkı)
    * Asın Şuh Kadını (Bağnaz aşk)
    * Avşar Şutladı Kaya'yı (Magazin aşkı)
    * Arboretum Şebboyu Kıskanır (Botanik aşkı)
    * Amirim Şüpheliyi Kaçırdık (Görev aşkı)
    * Aman Şahane Kitap (Okuma aşkı)
    * Ahlat Şerbeti Kesmez (Tatlı aşkı)
    * Arsız Şov Krallığı (Reyting aşkı)
    * Az Şnitzel de Koysana (Gırtlak aşkı)
    * Acur Şalgam Kabak (Kabzımal aşkı)
    * Acımam Şamdan'ı Kapatırım (Bonkör aşk)
    * Aslında Şurup da Kesmez (Bir grip aşk)
    * Ayran Şarap Kokteyli (Midesiz aşk)
    * Abicim ş.r.fs.zim ki Kaçırmadım (Yalan aşkı)
    * Amanııın Şamdan'a Kapağım (Şöhret aşkı)

  120. 2007-04-04 #120


    Seni seviyorum,çünkü

    bu kalbin sahibi sadece sensin.

    Seni seviyorum,çünkü

    sensiz bir hayatı hayel edemiyorum.

    Seni seviyorum,çünkü

    dürüst yetişmiş birisin.

    Seni seviyorum,çünkü

    gözlerinde gözlerimi görmeyi hayal ediyorum.

    Seni seviyorum,çünkü

    hayatımın aşkı olduğunu biliyorum.

    Seni seviyorum,çünkü

    senin olduğun yerde olmak beni heycanlandırıyor.

    Seni seviyorum,çünkü

    bir ömür sana seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmak istiyorum.

    Seni seviyorum,çünkü

    son nefesimde dahi seninle birlikte olmak istiyorum.

    Seni seviyorum,çünkü

    Sen Benim İmkansız Aşkımsın.

  121. 2007-04-04 #121

    Biliyorum ben imkansız olanı istiyorum senden ama belki de imkansız degildir.Sadece bir kez olsun sarıl bana sana olan aşkımın sıcaklığını duy lütfen.Bir kez olsun sarıl bana başkasına aşkım desende içimdeki dinmeyen yangınları söndürmek için bir kez olsun sarıl bana.Sensiz yaşanacak bu ömürde bir annenin çocuğunu sevdigi gibi bir kez olsun sarıl bana.

    Hayatımın en büyük aşkını kaçırmışken ben bir kez olsun sarıl bana.Gözlerinde gözlerimi göremesemde bir kez olsun sarıl bana.Kalbimin atışını duyabilmek için ne olur bir kez olsun sarıl bana.Bir arkadaşın son bir vedası hatırına bir kez olsun sarıl bana.Seni seviyorum diyemiyorum belki sana ama bunun hatırına bir kez olsun sarıl bana.Seni geceler boyu hayalimde yaşatmam hatırına bir kez olsun sarıl bana.Gönlümün en güzel sahibi olman hatırına bir kez olsun sarıl bana.Kaderime yazılmış biri değilsin belki ama karşıma çıkman hatırına bir kez olsun sarıl bana.Benimle arkadaş olurmusun dediğimde kabül etmemiştin ya o gün yagan yagmurlar hatırına bir kez olsun sarıl bana.Sana aşık olduktan sonra kalbime kimseyi koyamamıştım istemiştim belki ama koyamamıştım bunun hatırına bir kez olsun sarıl bana.Senin gözlerine hiç bakamamıştım ya bunun hatırına bir kez olsun sarıl bana.AŞKINA VEDA EDEN BİR AŞIK HATIRINA BİR KEZ OLSUN SARIL BANA................

  122. 2007-04-04 #122


    Kelebek Kanadında Aşk

    Zamanlar
    Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı.
    Hatırlıyorum...

    Ya önce sen vardın yürek olarak içimde
    Ya da aşk vardı önce
    Gelip içimde kestiğin
    Hatırlamıyorum...


    Ben imkansıza dudak bükerdim
    Sense halime gülerdin...
    Olsun! O günlerde ben
    Biraz mutlu biraz umutlu
    Biraz içliydim
    Doğrusu en çok da
    Kelebeklerin kanadına işlediğin
    Aşkından dertliydim...



    Ama o zamanlar
    Güneş ekilip yıldız biçilen
    Zamanlardı
    Aşk dediğin belki de
    Geceye veda etmeyen bir ay'dı...

    Türküler saklardın derinlerinde
    Sazından kaçak...
    Bilmezdin.
    Ben görürdüm duyardım da
    Sen bir kez olsun söylemezdin
    Korkularını zaten
    Kimselere vermezdin...
    Ve böylece
    Sen yağmura
    Yağmur benim gözlerime hasret
    Yaşardık...

    Heyhat!
    Hep ama hep
    O imkansıza takıldın da sen
    Ve belki de bu yüzden
    Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden:
    Ben ağlardım gözlerim gülerdi...
    Sen gülerdin gözlerin susardı...


    Şimdi ben
    O zamanların renklerini unuttum.
    Belki mavi, belki sarı, belki aktı...
    Hatırladığım tek şey
    Güneşle yıldız arkadaştı...

    Bilenler bilirdi
    Çok sevmiştik biz
    Çok!
    Ben gönlümden
    Sen dilinden...

    Ben unutsam da şimdi
    Sen hatırlarsın.
    Sesinde ufacık bir hüzün olsa
    Ya da acıtan bir özlem gözlerinde
    Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin...
    Gelirdim... Gönlümden...
    Ve sen
    "Hoş geldin" derdin
    Dilinden....
    Kocaman bir çocuktum o zamanlar
    Belli!
    Dil nedir, gönül ne?
    Anlamını bildiğim
    Şüpheli!

    Şimdi söyle bana!
    Kaldıysa geriye ne kaldı?
    Tek tarafı hesaplı bir sevda
    Niyeti bozuk bir dava
    Bir de
    Sadece dağlara caka satan bir sema...

    Ama ben bunların hepsini sevdim.
    Şaşacak bir şey yok!
    Dedim ya... Ben
    Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim...

    Sonraları
    Belki de hiç gülmedim
    Ve sen
    Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu
    Hiç bilmedin!

  123. 2007-04-04 #123
    189 - Aşka Dair Herşey

    Seni seviyorum!
    Sadece sen olduğun için...
    Gürültülü kahkahan, dağınıklığın, iştahın, sabah huysuzluğun, savrukluğun, küsmene rağmen...

    Seni seviyorum!
    Sende beni sev diye değil...

    Seni çok seviyorum!
    O kadar çok seviyorum ki... "Yanımda mutsuzsan eğer, benden uzakta mutlu ol" diyebilecek kadar...
    Ne varsa seninle ve senin sesinle, ne varsa elde kalan, paylaşarak...

    Eğer birgün gitsende,
    Şayet beni, benim seni sevdiğim gibi sevmesende, seviyorum...
    Lakin gitmeni hiç istemiyorum!

  124. 2007-04-05 #124
    Hala Aşksın Sen..
    Ama Sadece Şarkılarda...

    Aşk nedir diye sordular bana, hiç düşünmeden koydum ismini yerine, yazıp yüreğimin elleriyle..
    Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne, her hecesine. Haykırışlara dönüştüler, içimde bir yerlerde..


    Sırılsıklam bir özlemdi,
    Gözlerimden akan..
    Damla damla bir ümitle,
    İçimde oyalanan...
    Dokunmanın coşkusuyla,
    Taştı boşaldı birden..
    Saklanamaz bir çağlayışla,
    Kurtuldu esaretten...


    Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana, bir o kadar da ulaşılmaz. Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi, hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi. Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime.. Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara, açtım bütün kapılarımı sana.. Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri, kulak verdim içimdeki çığlıklara..


    Evet, sendin beklenen,
    Evet, sendin istenen,
    Eksikliği gözlenen,
    Yokluğunda özlenen...



    Bir yanım hep eksik, hep yarımdı yokluğunda. Neyi özlediğimi, neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı, neyi istediğimi bile fark etmiyordum. Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden, bilmeden nereye varacağını, gittiğim. Bazen hızla koştuğum, bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı, sen çıkmadan önce yollarıma.


    Asabiydim ondandı,
    Hep mutsuzdum ondandı,
    Yıllar yılı saklandım,
    Gözyaşıyla kutlandım...

    Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali, korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi. Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa, güneşim olup doğdun dünyama. Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi, yağmurum oldun, yağdırdın sevdanı üzerime. Cümlelerimin gizli kalmış özneleri, "sen" li oldular, "biz"li oldular.. Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip, mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden..


    Gidişin de çok ani oldu ya,
    Gelişin gibi..
    İşin doğrusu;
    Varlığına alışmaktan daha zor oldu,
    Yokluğuna alışmak.
    Alıştım mı bilmiyorum,
    Ama mecbur olduğumu biliyorum.
    Boşver...
    Coşkusuda çok güzeldi varlığının,
    Yokluğunun acısı da, hiç fena değil hani...


    Seni görmediğim zamanlarda, hani hiç dokunmadığım günlerde, hani bakışların değmediğinde bile gözlerime, bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde, kaybolduğunda yokluğunun karanlığında, sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere, hayallere sarılıp, günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım, benimsedim yokluğunun acılarına da.. Güldüreni de, ağlatanı da, sevinçler yaşatanı da, hüzünlere boğanı da.. Sana dair, sevdana dair ne varsa, benimdi onlar da...


    Soranlara neden böyleyim,
    Bilmediğimi söyledim.
    Yalandı bu,
    Sensizlikti keyifsizlik sebebim.
    Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı..
    Sende gördüm ya o an,
    Sevinçten nasılda ağlandı...


    Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar, tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime, dindirdin yaralarımın kanayanlarını.
    Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim, açtım gözlerimi, uyandım sevdana.
    Hiç beklemediğim bir anda, hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden..
    Çıkmazlara doğru giden adımlarımı, döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara..
    Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı, alıp oradan devam ediyorum kelimelerime..
    En güzel dünlerim, en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim, en umut dolu yarınlarımsın benim..


    Evet, sendin beklenen,
    Evet, sendin istenen,
    Eksikliği gözlenen,
    Yokluğunda özlenen...


    Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen..
    Yüreğimin Kalemiyle Yazılan, Her Satırımda...

  125. 2007-04-06 #125
    Askin karizmasi


    Bu ara herkesin dilinde tek bir laf var :

    " Sevmeden de olur sekerim, önemli olan sosyal,
    kültürel yapi."

    Pardon! Nasil yani?
    Herkes bu kadar mi materyalist olmu$?
    Herkes bu kadar mi korkmu$ a$ktan?
    Ne yapti ki size a$k?
    Azicik caninizi, gururunuzu mu incitti?
    Vah vah!

    Oysa size kirmizi panjurlu ev vaat etmi$ti, degil
    mi?
    Ama siz zaten bilmiyor muydunuz ki, a$k gösterir
    de vermez, ancitir hani...

    Hiçbir a$k mutluluk bilmez, size söylememi$ler
    miydi?

    O zaman gidip size bu bilgiyi vermeyenlere kizin,
    neden a$ki suçluyorsunuz ki? Her a$ktan cani yanan
    a$ktan vazgeçecek olsa , bu dünyada ya$anmaya ve hatta
    ugrunda ölmeye deger ne kalacak ki?

    Siz bu kadar mi kolay satiliga çikardiniz
    ruhunuzu?
    Saygi peki de, sadece "uygun" diye bir gönüle
    nasil baglanir ki ruh?

    O zaman nasil dokunacaksiniz, nasil seveceksiniz
    gözlerinizle?

    A$k için çarpmayan gönlü bo$una neden i$gal eden
    birileri var ki?

    Bu ara her yerde kiralik ilanlari var fark
    ettiniz mi?
    Satilik ilanlari ne az degil mi?

    Siz de mi yoksa sadece kiralamayi seçeceksiniz?

    Bu kadar mi kolay kiralanmamali ruhlar?

    Bu kadar mi korkuyorsunuz aci çekmekten?

    Veya ardindan gidip , aglayip, yalvarmaktan?

    Böyle bir lüks yok ki!

    Hem aci çekmeyeceksiniz, kendinizi pa$a pa$a
    koruyacaksiniz hem de a$ik olacaksiniz, hem de
    gururunuz her$eyin üstünde olacak!

    A$k sizi kizdirdiginda, ne çabuk yokmu$ gibi
    davraniliyor artik…

    Ne kolay bakiyorsunuz ba$ka gözlere...

    Inaniyor musunuz bari yeni ya$adiklariniza?

    A$k cesaret ister, dürüstlük ister her$eyden önce
    a$kin da günümüz deyimiyle bir karizmasi var,
    karizmayi saglam tutmak ister!

    A$ka kizip, kendi ruhunuzdan neden
    vazgeçiyorsunuz ki?
    A$k, gerçekten bu duyguyu ya$amak isteyen ve bu
    duyguya a$ik olanlara layik aslinda…

    Onu kanalize ettiginiz ki$i ise sadece bir
    araç...


  126. 2007-04-07 #126
    hOşçakaL aşkLarın en güzeLi



    Unut dediğin kolay değil sorma
    Sanırım aldandım yıllar sonra
    Yalan ölürüm inanmam buna
    Bulurum dedin benden sonra ..

    Umrumda değildin artık aslında. Sözlerin, lafların, davranışların .. Gereksiz görüyordum seni.. Manasızdın bana göre. Ama inanamıyordum işte.. €limde değil. Özgürdün bir kuş misali.. Aldandım o bakışlara.. Yıllar sonra, geriye baktığımda, aptal bir resim görüyordum karşımda...

    Kaç yıl gerek bana dönmen için?
    Kavruldu kalmadı yandı için
    İnan bana canım sende özleyeceksin!

    Benim gibi sende seviceksin birgün! Ah ettim tanrıya.. Umursamıyordum çünkü seni. Ne başka ilişkileri, ne sesini, nede başkalarının yanında nefes alış-verişlerini .. Önemsiz bir varlık olarak kalıcaksın ben'de.. Huzurumu da aldın yanına. Helal olsun sana! Sevme, istemiyorum zaten bundan sonra.. Hoşçakal bileti vermek kalır bana.. Geriye sadece ezeli bir düşman...

    Hoşçakal aşkların en güzeli
    Kavuşur elim sana günün birinde
    Sarılıverir beline dokunur tenim sana yeniden ...
    Hoşçakal...

    Hoşçakal aşkların en güzeli.. Birgün, belki birgün tekrar buluşmak ümidiyle .. Birgün özlersin düşüncesiyle .. Birgün, herhangi birgün aklına gelirim belki diye hoşçakal..

    Çok geldi bu vedalar.. Sevmem, bilirsin .. Sen onu bile yapamayacak kadar adisin!!

    Hangi gün taşınır dönerim
    Bilinmez boş kalacak yüreğim ..

    Gidiyorum işte.. Seni sevenlerine, istediklerine, özlediklerine bırakarak mutluluğuma gidiyorum işte.. Demirimi attım limanıma.. Hangi gün geri dönerim bilinmez.. Sende özleyeceksin!! Yalnız kaldığında arayabilirsin.. Hani olurya..Arkadaşa ihtiyacın olur.. Gitmişim nasıl olsa.. Lanet olasıca bir ses.. Neyse....Böyle giderse geri dönebilirim. Uzaktan bakmak, hafif bir tebessüm sarfetmek sana karşı; belkide en güzeli...

    Hoşçakal ! Aşkların €n Güzeli....

  127. 2007-04-08 #127
    Çok Zor Aşkım


    Seni düşündüğüm an bitiyor sorunlar,
    Sana sarıldığım an başlıyor güzel anlar,
    Ve sen yanımdayken kıskanıyor bizi bütün sevdalar

    Yanımda yoksun ya;çaresizim
    Saçımıda toplamadım bugün;acıyor içim,
    Bliyorsun,sensziliğe alışık değilim,
    Harap oldum,çok bitkin halim...

    Genede arada gözlerim gülüyor,
    Çünkü gülüşünü hatırlıyor,
    Anlatmak istiyorsevgisini anlatamıyor,
    Sensizlik büyük cesaret çekilmiyor...

    Ağlamak,gülmek,yanmak,
    En büyük zorluklara dayanmak,
    Zor da olsa aşkı yaşatmak,
    Çok zor aşık olanı anlamak..

  128. 2007-04-09 #128
    AşK HiÇ BiTeRmİ...



    Bunca Hatıra Bunca Gözyaşını Bir Günde Silermi?
    Gözlerime Bak Ve Söyle Fırtına Dinermi?
    Hissettiğimiz Sımsıcak Sarılmalar Geçermi..
    Sil Gözyaşlarımı Ve Söyle, Aşk Hiç Bitermi?
    Bu Kahrolası Hayat Sensiz Sona Erermi?

    Söyle..
    Aşk Hiç Bitermi?
    Bunca Yıl Bir Anda Akıp Gidermi?
    Bu Kalp Başkasını Severmi?
    Ya o Kalp, o Başkasını Severmi..
    Uykusuz Geceler Hiç Bitermi?
    Senin Izdıraplarını Bile Kabullenmişken
    Aşk Hiç Bitermi?

    Söyle Ne Olur..
    Aşk Hiç Bitermi?
    Bir Ömür Böyle Geçermi?
    Seni Benliğime Almışken
    Bu Beden Seni Silermi?
    Yüzümü Güldüren insan Hiç Gidermi?
    Sen varken Gözlerimin Parlaması
    Belki o biter.
    Ama ya aşk, Aşk Hiç Bitermi?

    Söyle Artık Ne Olur..
    Aşk Hiç Bitermi?
    Neden Susuyorsun ki?
    İnsan Sonsuza Kadar Sevemezmi?
    Hani Nerede Eskitemediğin Aşk?
    Kuşlarla Uçup Hiç Gidermi..
    Bu ben Başkasını Severmi?
    Seni Silip Gidermi ?
    Cevap Ver, Aşk Hiç Bitermi?

    Susma Artık Söyle.
    Aşk Hiç Bitermi?
    Meleğim Hiç Uçup Gidermi?
    Başkası Onu Böyle Severmi?
    Kaybetmemek için Ne Yapar?
    Böyle Delice Severmi..
    Senelerini Uykusuz.
    Yüreğini Duygu'suz Bırakıp Gidermi?
    Yağmurda Ağlarmı Nefes Nefese.
    Sensiz Bir Gün Olsun Gülermi?
    benım Kadar Severmi?
    Son Kez Soruyorum, Aşk Hiç Bitermi?

    Tamam Sus..
    Anladım, Aşk Bitti..
    Seni Seviyorum Bitti.
    Benim için ölmende Bitti.
    Göz Yaşların Dindi..
    Söylemeden Anladım işte
    Uğruna Canımı Koyduğum
    Yaşam Kaynağım, Suyum
    Gecem Gündüzüm, Tek Düşüncem
    Herşeyim, Herşeyim..
    Aşk Bitti.. Aşkın Bitti....

  129. 2007-04-14 #129
    Aşk

    Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
    Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler
    Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
    Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
    Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
    Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
    Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
    Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
    Sanki hiç olmamıştı
    Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

    Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
    Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
    Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydiki sevmek
    Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
    Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
    Çünkü iki kişiydik

    Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
    Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
    Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
    İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
    Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
    Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
    Sonrası iyilik güzellik...

  130. 2007-04-14 #130
    Yalnızlık Kurdu

    Şimdi sen gideceksin, git*
    Güzelliğini, ulaşılmazlığını al ve git.
    Bırak beni eski kısımda
    Yarınımı götür.
    Gençliğin o yara almaz bencilliğine git.
    İçinde gitgide büyüyen o yalnızlık kurdunu
    Güzelliğine dadanan o hastalıklı hüznünü
    Bırak ve git...
    Kibirli arzularına, altın gölgedeki kusursuz yüzüne...
    Yıllar sonra yaşayacağın
    Unutuluşları, o acımasız kışları bırak ve git...

  131. 2007-04-14 #131
    Adı Aşk Mı Acaba

    Yalancı baharı yaşıyorum yüreğimde
    bir ikilem içindeyim, anlatılmaz
    bir yanım, çöl sıcağında suya hasret
    öbür yanımı sorma; sanki kıyamet
    bir çift zeytin karası gözde, kayboldunuz mu hiç,
    vücüdunuz, baştan aşağı titredi mi?
    elleriniz buz kesmişken,
    kan yerine lavlar aktı mı damarlarınızda?
    yarım bir tebessüm,
    yarım bir şaşkınlıkla buluşmadı mı yüzünüzde?
    başınızı yastığa koyduğunuz gibi mi uyandınız?
    yoksa sabaha kadar yıldızları mı saydınız?
    hiç mi yalpalamadınız yürüdüğünüzde,
    hiç mi yaşamadınız yaşadıklarımı?
    öyleyse, neden bu titremeler ellerimde,
    yüreğimde, gözlerimde, her yanımda
    adı aşk mı acaba, beni böyle titreten
    yoksa, yine üstü açık mı uyudum

  132. 2007-04-14 #132
    Aşk Herşeye Rağmen

    Aşk herşeye rağmen varolabilmekti hani...

    Suskun bahara ses vermelisin
    yorgun bedeninle süslenmeli sokaklar
    Avucunda bir kaç demir para tutan çocuğu seyret
    ve biraz ötede
    titreyen elleriyle bebeğini sımsıkı tutan
    şu serseri anneyi
    Hani bir zamanlar vazgeçmeyen bir sen vardı
    Umutla eşlenik zamanlar yaşayan
    şimdi gözyaşlarını ayaza teslim etmiş sen...

    Cesaretine meydan okuyor insanlar duyuyor musun?

    Geçmiş zaman hikayeleri anlatamam
    geçip gitmiş bir zamanı sorgulayamam çünkü
    ama ya aşk?
    Bedeninle son bulan o tarifsiz duygu
    ne oldu onca yol katettiğin şeylere
    hani hüsran sabahlarda tenini ısıtan bedenler
    yalnızlığın derin kuytusunda bir çift göz
    sıcacık yüreklerde demlenmeye bıraktığın bir fincan kahve...

    Arnavut kaldırımlarda sürüklediğim yosma
    şimdi nerdesin?

    Mertlik bozuldu diyorlar
    çünkü sonu gelmeyen namelerin donandığı
    mektuplar tedavülden kalkmış
    ya ilk gençliğimde teninle zevkten titrediğim sen
    Kısa zamanlara sıkışan arzulu saatlerim
    onları da alabildiler mi senden?

    Her şiirimde yazarım zaten
    ben bu hayatta neyi yitirdiysem
    dudaklarımı mahkum ettiğimden
    suskunluğu bahar mevsimlerine adadığımdan yani

    Mevsim şimdi sonbahar
    Seni görmeyeli seneler olmuş
    ama mevsim hala sonbahar
    geçmişin bir kaç izi var
    biri sen biri aşk biri de...
    sahi senden kalan izlerin sayısı var mıdır bedenimde?
    sensizliğin izleri belli
    her kaldırım taşı bir iz bende

    Ben hala şu küçük çocuğu seyrediyorum
    sen de seyretmelisin
    vazgeçmediğin herşey o küçücük bedende gizli

    Aşk herşeye rağmen varolabilmekti hani

    Herşey zamana kurban gitti
    peki ya sen
    neden gelmedin?

    Gidenlere karşı durabilmektiyse hayat
    peki ya ben
    neden sensizim?

  133. 2007-04-14 #133
    Aşk İnsana Kanatlar Verir

    Aşk insana kanatlar verir
    Yürek gideceği yeri bilir
    Mutluluk keşfedilmeyi bekleyen bir ülkedir
    Umutsuzluk o ülkede yitik bir şehir

    Aşk insana kanatlar verir
    Güçlü, dingin, coşkun kanatlar
    Ölümsüzlük şehrinden hayat seslenir:
    Ölüm geçilirse bir aşkla geçilir.

  134. 2007-04-15 #134
    Aşk Dedikleri

    Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş!
    laması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...


    Güncelleme : 2007-04-15
  135. 2007-04-15 #135
    İmkânsız Aşk


    Benim istediğim sana dert çektirmemek

    Kolay mı lanet olası dünyada dert çekmemek

    Vazgeçmek zor istemesem de

    Bu aşk ikimizin görmesen de

    Seni unutmaya mahkûmum galiba

    Çünkü herkes bundan yana

    İmkansız Aşk

    seni seviyorum demek ne kadar zorsa
    seni sevmiyorum demek
    o kadar imkansız!.
    zaten ben hep imkansız aşklarıma
    seni seviyorum dedim
    bir gün sevmiyorum deme umuduyla...
    en çok, yalandan sevdiklerime yalan söyledim
    seni seviyorum diyerek!
    ben imkansız olduğun için sevdim seni
    zoru sevdim imkansızı sevdim aslında
    seni değil...
    seni gerçekten sevseydim imkansız olurdun
    ama sen imkansız da değildin
    her ne kadar zor olsan da
    o zaman ben her aşk yalan olduğu için
    aşkı sevdim
    ve her aşık yalancı olduğu için
    aşıkları sevdim
    yani yalanı sevdim ben
    aşkı sevdim haliyle...
    ondan seni sevmiyorum demek için
    bu kadar yalan atıyorum
    çünkü sen de bir yalancısın

    Güncelleme : 2007-04-15
  136. 2007-04-15 #136
    Umudum
    Umudum bekletiyor beni ıssız yollarda
    Çaresizliğim büyür sürekli bu kollarda
    Yağmurum düşer damla damla dolar da
    Nefesim tükenir birden bu dimdik yokuşlarda

  137. 2007-04-15 #137
    AŞKA DAİR NE VARSA

    Hep hayallerle yaşamayı arzu ediyorum.
    Çünkü hayallerime kimse karışmıyor,
    Hep hayallerimde seviyor, seviliyorum
    Aşka dair ne varsa hepsini orada tadıyorum ..

    Dostluklar bile artık sahte, ikiyüzlü oldu,
    Şimdiki güller eskisi gibi kokmaz oldu,
    Sevgi diye açtığım mektuplar kahır doldu,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada sanıyorum ..

    Sevdim hep, sevmediğim olmadı şu cihanda,
    Verdim hep, vermediğim olmadı bu alemde,
    Yazdım hep, yazmadığım olmadı bu hayatta,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada biliyorum ..

    Biliyorum yine bana küseceksin bir bahaneyle,
    Seviyorum diyeceksin belki önünde bir sananeyle,
    Kor ateş düşen yüreğime gel bir derman eyle,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yazıyorum ..

    Hayal deyip sakın sevgini esirgeme yüreğinden,
    Gün gelir elbet gerçek olur inanarak sevdiğinden,
    Sen de içersin Tanrıdan dilerim benim içtiğimden,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yaşıyorum ..

  138. 2007-04-16 #138
    Gel Gör Beni Aşk Neyledi



    Sen ve ben biz olamadık yar, nereye gitsem sen, hangi yöne baksam sen, her şarkıda andığım sen, her yüzde biraz daha sen, sen boyadım dört bir yanı, nefesimde bir tek sen..
    Yokluğunun karanlık zindanlarındayım, bileklerimde aşkının prangaları, dizlerim tutmuyor gözlerim görmüyor, baktığım her yerde senden bir iz, ne yana dönsem adın takip ediyor...
    Sen kokuyor tenim, kalbim sana ağlıyor...

    Ben yürürüm yana yana
    Aşk boyadı beni kana
    Ne âkilem ne divane
    Gel gör beni aşk neyledi

    Gözyaşımdan sakınırım seni her damlada yüreğime düşersin, gözümden kıskanırım seni, benden başkası görmesin, yüreğimden sakınırım seni, benden başkası sevmesin... Sensiz buralarda divaneyim, gönlümün çatısı yıkıldı viraneyim, mutluluk düş oldu avareyim, sensiz bu gönlü ben neyleyim...

    Gâh eserim yeller gibi
    Gâh tozarım yollar gibi
    Gâh akarım seller gibi
    Gel gör beni aşk neyledi

    Gözlerim senden başka göze deymedi, ellerim seni aradı gök kubbede, senin sıcaklığından başka sıcaklık bilmedi, yüreğim bir sana aktı kor ateşlerde, başka bir cana yanmadı, duy sesimi, bak gözlerime bu can sensiz hiç uyumadı...
    Ayrılık; ateşten gömlek giymekmiş, yakan, kavuran, aşkına ruhunu adayan bu ateşten gömlek değil çıkarıp atayım, yeni bir ruh da canıma can katayım, gömlekten ateş giymişim, mümkün değil yüreğimden söküp atayım, seninle nefes alıp kendimi bulayım.

    Akar suların çağlarım
    Dertli ciğerim dağlarım
    Şeyhim anuban ağlarım
    Gel gör beni aşk neyledi

    Gel artık bu ayrılık yetti canıma, ben seninle güldüm, sensizlikte soldu gönlümün gülü... Seninle cenneti gördüm, sensiz cehenneme sürgün, gel son kez olsun seni göreyim, gözlerimde sen varken son nefesimi vereyim.
    İstemiyorum sensiz doğan günü, tan vakti öten bülbülü, karanlık gecelerin mahkum sürgünü, sensizlik öldürüyor bu garip gönlümü...

    Ya elim al kaldır beni
    Ya vaslına erdir beni
    Çok ağlattın güldür beni
    Gel gör beni aşk neyledi

    Baharda çiçekler açmış bana ne, yaz günü susuz kavrulmuş gönlüm kime ne, yüreğim sensizliğin çöllerinde, dinmesin nefesin sen gelmedikçe....
    Sen; bir dokunuşunla canıma can katan, sen yokluğunda kor ateşlerde yakan, sen son nefesimde dua olup akan, sen varsan ben varım...
    Yokluğunda soluksuz bu can......

  139. 2007-04-17 #139
    Filozofların Aşk Hakkındaki Yorumları

    Aristo:
    "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yanlız sevilmenin hiçbir zevki yoktur"

    Augustinus:
    "Sevgi ruhun güzelliğidir."

    Franz Xaver Von Baader:
    "Özgürlük aşk değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

    François Bacon:
    "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aşka kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz"

    Bailey:
    "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır"

    Balzac:
    "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar"

    Basta:
    "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever"

    Jeremy Bentham:
    "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur"

    Bulor:
    "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır"

    Antoine Bret:
    "Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur"

    Jacob Boehme:
    "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde aşk olur"

    La Cordaire:
    "Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur"

    Dante: "Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yaşam, zihinsel yaşam... hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. Aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aşka uyar. Kötülükler aşktan uzaklaşma oranında bir takım derecelere sahiptir ve kötülük aşka yaklaşmak için sarf ettiği üç oranında erdeme yaklaşmış olur... Cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir."

    Eugene Delacroix:
    "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister"

    Descartes:
    "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı aşk duyarız."

    Duclos:
    "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan ... hayır"

    Epiktet:
    "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Aşk
    tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir"

    Epikür:
    "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz... Bir uygarlığın yetkinliği ve insanlığı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

    Douglas Ferrola:
    "Aşk kızamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer"

    Faulkner:
    "Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde
    yaşayamayacaktı."

    Fenelon:
    "Sevmeden yaşamak yaşamak değildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

    Feuerbach:
    "Varlık sezginin, duyunun ve aşkın bir sırrıdır. Bu kişi, bu şey yani bireysel, yalnız duyumda, yalnız aşkta, mutlak bir değere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği, bununla yalnız bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır. Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve ontolojik belgesi aşktır, varoluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur."

    Costance Foster:
    "Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir"

    François M. C. Fourier:
    1) Geçici ya da keyif verici aşklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsızlık aşkları gibi şekillere ayrılır.
    2) Az çok bir süresi fakat kısır aşklar ki, bunlar gözde aşklardır.
    3) Yalnız bir çocuk doğurtan geçici aşklar ki, bunlar dölleyen aşklardır.
    4) Karılar ve kocalar aşkıdır ki, bu iki tarafın isteği ile yıllarca sürer ve bir çok çocuk doğurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yaşayıp yaşamamakta serbesttir."

    "Her erkek bütün kadınlara ve bir kadın bütün erkeklere sahiptir."

    Freud:
    "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır"

    Geraldy:
    "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır"

    Geothe: "Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir"

    Efes'li Heraklitos:
    "Duyu organları akılsız ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü tanıklardır. Eşek samanı altına tercih eder; köpek tanımadıklarına havlar. Domuz için çamur saf sudan daha değerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, balıklar için kurtarıcı insanlar için uğursuzdur."

    Victor Hugo:
    "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

    Paul Henri D. Holbach: "İnsanlara kendi akıllarına saygı duymaları ve cesur olmaları telkin edilmeli ve kendileri için arkasından koşması gereken hayallere gereksinimleri varsa, doğruluk, iyilik ve barış sevgisini benimsemeleri öğretilmelidir"

    Holty:
    "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

    Albert Hubbart:
    "Aşk yaşamdır deriz, ancak umutsuz inançsız aşk ölümden beterdir."

    Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır"

    François La Rocheffoucauld:
    "Tüm duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. Adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırabından korkmaktır. Aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. Aşk duyuların bir hummasıdır."

    Mevlana:
    "Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı."

    Moliere:
    "Kadınların büyük tutkusu aşkı ilham etmektir. İnsanı aşkın güzellikleri
    yaşatır."

    Montaigne:
    "Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır."

    Mu-Ti:
    "Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri, baskıları altına alamazlar. Zenginler yoksulları asla baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsızlık, kişisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kişisel sevginin de güvencesidir."

    Newton:
    "Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yanlız kalırlar."

    Robert Owen:
    "İnsana karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

    Pascal:
    "Aşk iradenin ereğidir. Her çeşit dışsal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. İradenin ereği olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir yaşam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'aşk'ı yeğ tutarım. Biz aşk karakteri ile doğarız. Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artık bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır? ... Aşkın konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için dışarıda aradığı bu güzelliğin örneğini kendi içinde bulması gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildiği kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan
    olduğumuzu anlarız. Aşktan söz ede ede insan aşık olur."

    J. J. Rousseau:
    "Aşk mutluluğunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu değil mi?"

    Shakespeare:
    "Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir... Aşk gözle değil ruhla görülür."

    Madame De Scudery:
    "İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar."

    Schiller:
    "Ey aşk, güzel ve kısasın... Aşk insanı birliğe, bencillik yalnızlığa götürür."

    Seneca:
    "Yalnız akıllı bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir."

    Stendal:
    "Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yaşam neye yarar"

    Cenap Şehabettin:
    "Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır."

    Mark Twain:
    "Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz."

    Voltaire:
    "Aşk bir tablodur, onu doğa çizmiş ve hayal süslemiştir. Tanrı kadınları
    erkekleri evcilleştirmek için yarattı."

    Oscar Wilde:
    "Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar da erkeklerin son aşkı olmak ister."

  140. 2007-04-18 #140
    Nasıl Bir Aşıksınız ?Testi Çözün Anlayın...



    önce cevapları bir kenara not ediniz sonra verdiğiniz cevabın yorumunu okuyunuz.


    1.Sevgilinizin evine doğru yürüyorsunuz. Oraya varmak için iki yol var. Biri kısa
    yol ama çok kalabalık ve kasvetli. Diğeri uzun, ama yürürken harika manzaralar ve hoş şeyler görebileceğiniz bir yol. Bu iki yoldan hangisini seçeceksiniz?

    2. Yol üzerinde iki gül ağacı görüyorsunuz. Birinde kırmızı güller, diğerinde beyaz güller var. Sevgilinize iki ağaçtan topladığınız yirmi tane gül götüreceksiniz. Hangi ağaçtan kaçar adet gül toplarsınız? (Yirmi tanesi aynı renk de olabilir, ikisinin karışımı da olabilir. Kaçar tane aldığınızı aklınızda tutun).

    3. Sonunda eve varıyorsunuz. Aileden biri kapıyı açıyor. Sevgilinizi onların seslenip çağırmasını mı beklersiniz, yoksa içeri girip kendiniz mi yanına gidersiniz?

    4. Sevgilinizin odasına girdiniz. Ama içeride kimse yok. Gülleri bırakacaksınız. Pencere kenarına mı, yatağın üzerine mi?

    5. Birlikte güzel bir akşamın ardından gece onların evinde kalacaksınız ve yatma zamanı geldi. İkiniz ayrı odalarda uyumaya gidiyorsunuz. Sabah olunca, ona bakmak için odasına gidiyorsunuz. Peki sizce uyuyor mu, uyanmış mı?

    6. Şimdi eve dönme vakti. Geri dönerken, bu sefer kısa ve kasvetli yolu mu seçeceksiniz uzun ve hoş manzaralı yolu mu?



    Yanıtlarınız

    1. Burada yol sizin aşk hakkındaki tutumunuzu gösteriyor. Kısa yolu seçtiyseniz çabuk ve kolay aşık oluyorsunuz. Uzun yolu seçtiyseniz aşkı ağırdan alıyor ve kendinizi kolay kaptırmıyorsunuz.

    2. Kırmızı güllerin sayısı ilişkinizde ne kadar verici olduğunuzu gösteriyor. Beyaz güllerin sayısı ise ne kadar alıcı olduğunuzu. Mesela 18 kırmızı gül ve iki beyaz gül topladıysanız, siz yüzde 90 vermeye ve karşılığında yüzde 10 almaya razı oluyorsunuz.

    3. Bu soru ilişkide sorunlara karşı nasıl davrandığınızı gösteriyor. Sevgilinizi aileden birisinin çağırmasını istediyseniz, siz sorunların üzerine gitmiyor, onların bir şekilde kendiliğinden çözülmesini bekliyorsunuz. Sevgilinizin yanına kendiniz gittiyseniz, sorunların üzerine gidip çözene kadar mücadele etmeyi seçiyorsunuz.

    4. Gülleri bıraktığınız yer sevgilinizle ne kadar çok görüşmek istediğinizi gösteriyor. Yatağa bırakılan güller ona doyamadığınızı, pencere kenarına bırakılan güller ise araya mesafe koymaya çalıştığınızı gösterir.

    5. Onu uykuda mı uyanık mı tahmin ettiğiniz, ona karşı tavrınızı gösteriyor. Sevgilinizi uykuda tahmin ettiyseniz, onu olduğu gibi kabul ediyorsunuz. Uyanmış tahmin ediyorsanız, onun değişmesini istiyorsunuz demektir.

    6. Ve geri dönüşte nasıl bir yol seçtiğiniz, aşkı ne kadar uzun yasadığınızı gösteriyor. Kısa ve kasvetli yolu seçtiyseniz, aşktan çabuk bıkıyorsunuz. Uzun ve hoş manzaralı yolu seçtiyseniz aşkı doya doya ve uzun süreli yaşıyorsunuz demektir.

  141. 2007-04-19 #141
    Aşk üzerine yazılanlarr...
    yalnız olanlara
    Ask bir kelebek gibidir, pesinden kostukça hep senden kaçar..
    En iyisi birak uçsun, inan ki hiç beklemedigin bir anda gelip omzuna
    dokunuverir...Ask mutlu eder, bazen de üzer ama ask
    özeldir, askini hak eden birine sunarsan eger..

    sevgilisi olanlara
    Askin amaci birileri için "mükemmel insan" olmak degildir,seni
    mükemmellige en çok yaklastiracak insani bulmaktir..

    çapkınlara
    Sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. Içinde olmayan duygulardan
    varmis gibi sözetme.. Kimsenin hayatina kalbini kirmak için girme.. Sevgi
    dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine verebilecegin en büyük
    aci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir...

    evli olanlara

    Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir... "neredesin"
    yerine "ben buradayim" diyendir.. "nasil yaparsin" yerine "niye yaptigini
    anliyorum" diyendir.. ve ask "keske" yerine daima "iyi ki" diyendir...

    kalbi kırık olanlara
    Kalp yarasi siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilaci bu aciya
    alismak degil, ondan ders çikarabilmektir.

    aşık olmaktan korkanlara
    Aska düs ama tökezleme,anla ama bekleme, paylas ama isteme,yaralan ama
    asla aciyi içinde büyütme...

    sevdiğini fazla sahiplenenlereSevdiginin bir baskasiyla mutlu oldugunu görmekten daha aci bir sey
    varsa,o da sevdiginin seninle mutsuz oldugunu görmektir..

    aşkını itiraf etmeye çekınenlere
    Sevdiginden ayrilinca ask aci verir,sevdigin seni terk edince daha da çok
    aci verir ama en acisi, onu ne kadar sevdigini bilmesine hiç firsat
    vermemektir..

    dönmeyecek birini hala bekleyenlere;

    Hayatin en hüzünlü ani, deli gibi sevdigin insanin buna hiç degmedigini
    gördügün andir ve en büyük kaybin onun için harcadigin yillardir...
    Senin askini su gün hak etmeyen, bilki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir...
    Birak, gitsin...

  142. 2007-04-22 #142
    imkansızzz..


    Hicbir zaman dinmeyecek yüregimizde sevdamiz
    eller cok görselerde ilelebet sürecek askimiz
    felek koymuyor gercek olamyacak sadece
    bir hayal olarak kalacak bulusmamiz
    cünkü kavusmamiz artik IMKANSIZ...

    Sensiz bu beden yasamyior cansiz
    simdi senden uzaklarda bende bir mecnunum leylasiz
    sensiz su derbeder gönlüm yapayalniz
    kader kyomuyor kavusmamiz artik IMKANSIZ...

    Bu hasret bu özlem caldi kapimizi zamansiz
    yakti kalbimizi yüregimizi acimasiz
    birakti gönlümüzü sevgisiz asksiz
    ve anladimki bitanem kader izin vermyior
    kavusmamiz artik IMKANSIZ...

    Sensiz dünyada yasiyorum isiksiz
    sensiz nefes almak sensiz yasamak bana manasiz
    sensiz hicbir anim gecmiyorki acisiz
    ve ne yazikki yazimizda yazmiyor bulusmak
    kavusmamiz artik IMKANSIZ...

  143. 2007-04-22 #143
    Aşktı o



    Aşktı o! değiştiren tüm gecelerimi
    Aşktı o! beni durup durup yenileyen
    Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
    Oydu, doludizgin gidişime dur diyen

    Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
    Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
    Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
    İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

    Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
    Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
    Görsün prangalarım o doğacak günü

    Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
    Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
    İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.

    Ümit Yaşar Oğuzcan

  144. 2007-04-22 #144
    imkansız aşk
    imkansız aşkların aşığıyım ben
    yalanların dostu
    acıların,gÜnahların dostu
    en önemlisi de
    Sensizim ben..

  145. 2007-04-22 #145
    neden imkansız
    aramızda dağlar denizlermi var
    aşılması çok zor engellermi var
    beni senden fazla seveninmi var
    söyle bana dönmen neden imkansız
    sanki şimdi bensiz
    çok mutlumusun
    ben böyle ağlarken huzurlumusun
    bu bÜyÜk sevdamdan korkuyormusun
    söyle bana dönmen neden imkansız
    gözlerini benden böyle kaçırma
    konuş bir şey söyle
    ne olur susma
    yoka başkası mı var aramızda
    söyle bana dönmen neden imkansız



    ımkansız Aşk

    falcı kadın yalan söylüyor yalan
    bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız
    nasıl mümkün değilse
    yıldızları toplamak gökyüzünden
    öylesine imkansız bir şey aşkımız

    kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar
    bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı
    sadece hatıralarda ebedi olan
    vazgeçemediğimiz, unutamadığımız
    onlar bile bize yar olmadı

    unut benden kalan ne varsa
    unutmak tesellidir yalnızlığın
    güneşi bir kadeh şarap gibi içip
    delicesine sarhoş olmak
    en güzel tarafı imkansızlığın

    ümitlerimiz fırtınalı denizler ortasında
    bir hurda teknedir şimdi
    dalgalar dünden daha zalim
    rüzgar daha hoyrat
    ne bulut var ufuklarda ne gemi

    mevsimler toz pembe değil
    gündüzler gecedir, geceler zindan
    güneşin doğmasını beklemek boşuna
    boşuna artık medet ummak
    taş kalpli zamandan

    inan ki! Kırılmış bir ayna gibi
    paramparça, kırık dökük aşkımız
    çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
    türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
    büyük aşkımız

    aşksız günlerim

    seni sevdim ama sen beni sevmedin
    beni sevdiğini biliyordum ama yüz vermedin
    beni neden terk ettin onu bile söylemeden gittin
    çok'mu iyi oldu gidişin ikimize yalnız bırakışın
    hani çok seviyorsun hani sözler vermiştin

    seni bırakmayacağım diyordun
    bizi ölüm ayırır diyordun
    yalanmış bütün sözlerin
    gözlerin bakışların yalan söylemiş
    yalancı olduğunu bilmezdim
    bilseydim sevmezdim
    sevmeseydşm arkandan ağlamazdım
    arkamdan vurdun
    birgün inşallah seninde arkandan vururlar
    sana yalan söylerler
    seni birsaha sevmeyeceğim


    imkansız aşk

    Güncelleme : 2007-05-17
  146. 2007-04-22 #146
    BiLseLerdi...


    Bilselerdi ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmanın, anlamsızlığını öğrenirlerdi...
    Bazen öyle derinlerde buluyorum ki kendimi, bakanın göremeyeceği, ürkek, kanlı savaş sahnelerini aratmayan, aldatılmış ve her anda bir son bekleyen…


    Bir dünya kurdum kendime, saklı, sırlı, çözebilselerdi anlayacaklardı ne kadar çok sevebileceğimi…


    Anlarlardınız çizdiğim resimleri, aklımdan geçirdiğim şiirleri, dinlediğim şarkıları, yüreğimi, hayallerimi...



    Anlardınız gönlümün boş ve tek bir sevgiliye ihtiyaç duyduğunu, yinede duvarlar ördüğümü, sadece duvarları yıkan birini beklediğimi…



    Hiç zaman kaybetmezdi…


    Herkesin ürktüğü fotoğraflarım, kimsenin anlamadığı suskunluklarım, saklı düşlerim, seçtiğim sözlerim,
    beklentilerim, isteklerim ve çözülmek isteyen tüm duygular…


    Tüm benliğim değişmek ister, hiç konuşmadığım gibi konuşmak ister artık gönlüm…


    Bilsen, aklından geçirebilsen ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmazdın…


    Haydi!!! Durma,Yık duvarları…Bekliyorum

    DİP NOT:
    alıntıdır

    YAZAN:Zarife
    DÜZENLEYEN:Matrock

    Güncelleme : 2007-05-26
  147. 2007-04-25 #147
    Aşk Belki




    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Ama; kendimden bile önce tanıdığım...

    Her saniye yeniden doğmak gibi...

    Ama, asırlardır süren...

    Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu. .

    Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...

    •••

    Ilık avuçlarında, kar taneleri...

    Güneş sıcağı, gözleri...

    Ve sözleri...

    Ve sesi...

    •••

    Böyle olmalı aşkın tarifi...

    Ki, tarif edilememeli ..

    •••

    "Resmini çiz!" deseler...

    Bacası tüten bir ev belki...

    Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...

    Veya kaldırımların kanına giren...

    Aşkın ayak sesleri...

    •••

    "Resmini çiz!" deseler...

    Her köşe başı ıhlamur kokar...

    Yağmur kokar...

    "Resmini çiz!" deseler...

    Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...

    Veya...

    Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...

    Gizli ve mahcup...

    •••

    Aşk, istemektir belki...

    Belki bir ticaret; pazarlıksız...

    Bedeli kalbinizdir... Bedeli herşeydir...

    Sonrası bir uzun yolculuk...

    Sonrası; nasip!

    •••

    Tarifini sorsalar....

    Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

    Az kalsın ölüyormuşum gibi...

  148. 2007-04-26 #148
    947 - Aşka Dair Herşey

  149. 2007-04-26 #149
    A$kIn Sesi


    Insanlarin verdigi hayat sevgidir. Niçin yalniz sana yazdigimi sorma,
    niçin yalniz sana geldigimi...
    Sana gelisim iste bundan. Sen aski anlatiyorsun, yasatiyorsun bana. Çünkü
    yasiyorsun.
    O sözlerin kalbinden geldigini kalbime vurusundan anliyorum ben.
    Sözlerin degil beni sana baglayan, O sözlerini manasina vurgunum.
    Niçin mi sen?
    Sen benden önce vardin, varolusun bu yüzden. Ve sen benden sonrada varsin,
    sana tutunmam aska ve varliga duydugum özlemden ...
    Sen benim sözlerimsin. Seni kalbime koyusum bundan.
    Ve sen dostsun. Ruhuma siginak ararken haykirmam hep bu yüzden...
    Ve sen dostsun, arkadassin. Sen içimi koruyan bir elbisesin. Ben ruhunun
    çiplakligini örtügün tenim. Sen de bunlari yasiyorsun ama sakliyorsun
    kendinden. Kalbinin sesini dinle bir an. Duyacak o zaman sevginin ve askin
    sesini. Bir liman aradigini ve bu limana siginmak istedigini......

    Sen benim yasadiklarimi yasamadin gülüm
    Ben de bir Mecnun'um ama Leyla'm yoktu benim
    Dikenlerden su istemeyi kendime yediremedim
    Bu yüzden herseyimle gelisim
    Arkadasligimi, dostlugumu, sevgimi, verisim
    Ben bana yapilani yapmak istemedim
    Bir sey isteyisime gelince ...
    Ben bana ait olani kimden isteyeyim ki?

  150. 2007-04-30 #150
    Tüm aşkLar aynıydı...Değişense sadece bizdik...







    Yazdıkça benliğimin kaybolduğu, gözlerimin daha çok
    uçurumlara daldığı, şehrin en kalabalık anlarında
    bile kulaklarımın sağırlaştığı, bir daha yazmasam keşke
    diyerek yazıyorum.

    Yazıyorum savunmasız, bir iç çekişle dalgınlığımdan
    geri dönerek..

    İçimde anıların birikintisi. Anlatılmıyor cümleler,
    harfler azalıyor birer birer.

    Yetmiyor yetemiyor...

    Bağışlamayı dileyip, yüreğimin kapısında
    yalvaran gözlerinin tüm yakarışları iyi niyetli ve
    kanatan çizikler bırakırken içime, ben bütün
    varlığımla bütün hücrelerimle yanıyorum...

    Gözlerimdeki kendimi zorluyorum her adımda
    daha çok yalnızlığı sürüklüyorum ardımdan,
    nereye gitsem karşıma fırtınalarım çıkıyor...

    Hayalleri birbirine katmış bir şehrin gölgesinde
    ne kadar çoğullaşabiliriz ki daha fazla?
    Bir tarafımız o en güzel anılar için yanarken,
    öbür yanımıza soğuk vurmaz mı?

    Yüreğinden apansız sıçrayışlar gibi giderken,
    gülümseme değildi o dudağındaki kıvrım.
    Öptüğüm yerde bıraktığım izindi gör ve hatırla istediğim.

    Gecelerce uykusuz kaldım yalnızlığıma..
    Gök yarıldı, şimşekler çaktı üstüme...
    Nefessiz, ışıksız kaldım karanlık sokaklarda..

    Bu gece kopan fırtınalarımdan kesilen bir
    bilet var şimdi elimde. Benim yağmurlarım başka
    bir şehre kim bilir kimlere çıkacak bu yokuş yollara..

    Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde...
    Gidiyorum kokun hala üzerimde...
    Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar...
    Bir kendim bir ben gidiyorum...

    Yokluğum bastırınca, sözler bitince yokladık
    bir bir kapıları.
    Kimileri açıldı, kimilerinden biz giremedik.
    Bir karanlığın içinde yeni birilerinin
    düşlerini çektik içimize.

    Yeniden yaşandı, yeniden geldik o aynanın önüne,
    hiçbir elveda sonsuza dek sürmedi.
    Senin yerin başkaydı diye söyledik hepsine,
    hepsi için aynıydı.

    ve tüm aşklar aynıydı herzaman...
    değişense sadece bizdik...


  151. 2007-05-01 #151
    Aşk Bir Melankoli Mi?



    Aşk hastalığı" eski yüzyılların tıp metinlerinde dahi kendine yer bulmuş, bütün kültürlerde rastlanan, bazen facialara yol açan bir nevi "melankoli"dir. İbn-i Sina yataklara düşmüş, günden güne eriyen bir delikanlıyı muayene etmesi için çağrılır. Büyük hekim delikanlının nabzını tutarak şehrin semtlerini sayar. Bir semtin adını telaffuz ettiğinde gencin nabzı hızlanır. Hekim bu defa o semtteki sokakların adını sayar, sonra da hastanın nabzın hızlandığı sokakta oturan ailelerin adlarını. Nabız tavana vurduğunda, İbn-i Sina "Hastanız bu ailenin kızına aşık," der. Kız istenir, hasta hayata döner, düğün dernek yapılır.

    Bu hikayede olduğu gibi sonuç her zaman düğün denekle sonuçlanmayabilir? Kısacası bir de sevdiğine kavuşamayanlar vardır veya reddedilenler veya terk edilenler. Klasik tıp metinlerinde bunların acılarına çare olarak hoşsohbet ve bilge kişilerle bulunmak, satranç oynamak, spor yapmak, ibadetle meşgul olmak, müzik dinlemek tavsiye edilmiştir.

    Bu konuda görüş istediğimiz Memory Center uzman Doktorlarından Oğuz Tan, aşk acısı gerçekten de depresyona yol açabilir diyor. Aşk acısı yaşayan kişinin kendisini değersiz, yetersiz, önemsiz, çirkin ve aptal hissedebileceğini ve zihninin sürekli olumsuz düşüncelerle meşgul olacağına dikkat çeken TAN aşk acısı çekenlerin eskiden zevk aldığı şeylerden zevk almaz hale geldiklerini söyledi. "Aşk acısı çekenler hiç bir şeye istek duymazlar. Aşırı derecede halsiz ve yorgun olabilir diyen TAN, 'Aşktan yatağa düştü' dedikleri durum, depresyona giren kişinin isteksizlik ve bitkinlik sebebiyle asgari günlük faaliyetlerini bile yerine getirememesi hali olduğunu kaydetti

    DEPRESİF AŞIK

    Depresif aşığın genelde uykuları kaçar, iştahı azalır, zayıflar, erir; ama bazıları da bütün gün uyur, uyandığı zaman ise buzdolabına koşar diyen Dr.TAN, geceyi gündüz gündüzü gece yapmış aşıklara sık rastladıklarını ifade etti. Aşk acısı çekenlerin arasında yatağa düşen aşıkların yanı sıra şiddetli huzursuzluk sebebiyle yerinde duramayan, sürekli dolaşan, oturduğu yerde bile her yeri kıpır kıpır oynayan, sürekli sigara içen, bıyıklarını yiyen, parmak çıtlatan aşıkların da var olduğunu söyleyen TAN'a göre epresyona girmiş aşıkta dikkat, hafıza ve konsantrasyon da bozuluyor. Bu aşık öğrenciyse dersleri inişe geçiyor, çalışıyorsa iş performansı düşüyor.

    Açıklamalarını "Depresyon bazen de bedensel belirtiler şeklinde ortaya çıkar. Başı ağrıyan, beyni-elleri-ayakları uyuşan, karnına ağrılar giren, göğsü daralan, nefesi tıkanan kişilerde bu belirtilerin sebebi aşk acısı olabilir şeklinde sürdüren TAN bu durumda kişilik yapılarının da önemli olduğunun unutulmamasını hatırlatıyor .

    AŞK VE KİŞİLİK

    Konu ile ilgili araştırmalarını gazetemizle paylaşan Dr. TAN kişilik yapısının insanların aşkı ve aşk acısını yaşama biçimlerini etkiler diyor. Aşk acısı çoğu insanın hayatının en az bir döneminde görülür. Ego gücü yeterli, problem çözme becerileri gelişmiş, savunma mekanizmaları olgun kişiler aşk acısını nispeten az hasarla atlatır, hatta bu acıyı kazanıma dönüştürebilirler. Ama kişinin savunma mekanizmaları "nevrotik" veya "maladaptif" ise, yani hayata uyumu sağlamak yerine tam tersine daha da uyumsuz hale getiriyorsa, aşk hastalığı kendine ve insanlara güvensizliğe, öfkeliliğe, alkol ve madde kullanımına, intihar düşüncelerine ve hatta intihara yol açabilir.

    AŞK ACISI YAŞAYANLAR NE YAPMALI?

    Uzm. Dr. Oğuz TAN aşk acısı çekenlerin neler yapması gerektiğini söyledi:

    Aşk acısı depresyona dönüştüyse, bu artık tıbbi bir durum kabul edilmeli ve tıbbi yöntemlerle tedavi edilmelidir. Aşk yüzünden intihar teşebbüsünde bulunan bir kişi, ilaçlarla veya elektroşok gibi diğer biyolojik yöntemlerle birkaç hafta içinde tekrar gülen, şaka yapan, enerjik ve verimli biri haline gelebilir. Büyük aşkların kimyevi maddeler veya elektrik akımı karşısında böylesine dayanıksız olması insanlara tuhaf gelebilir. Vurgulayalım, biyolojik yöntemlerle tedavi edilen aşk, depresyona dönüşmüş, yani "marazi" hal almış aşktı.

    Aşırı duyarlı, kendine güvensiz, ufak sorunları büyüten, problem çözme becerisi gelişmemiş kişilerin, zihin yapıları, hayatı ve olayları algılayış biçimleri değiştirilmelidir. Bu da psikoterapiyle olur.

    Psikiyatriste veya psikoloğa gitme imkanı olmayanlara ise, şifayı "nevrotik olmayan" edebiyat eserlerinde aramalarını tavsiye ederim. Mesela "Bir Tarla Kuşuydu Jülyet" adlı oyunda Romeo ve Jülyet ölmez, evlenir ve bir yastıkta kocarlar. Romeo yaşlı bir alkolik olur, Jülyet ise köyün papazıyla Romeo'yu boynuzlar.

    DİVAN EDEBİYATINDA AŞK

    Divan edebiyatının mızmız, ağlak, karamsar yüzlü olduğu iddialarını çürüten bir şair vardır: Nedim. Aşk acısı çekip ağlamak yerine hayatın ve sevginin güzelliklerle dolu olduğunu vurgular. Şu beytin sahibi Nedim'dir:

    "Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim

    "Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana."

    Yani senin sözünü ettiğin derecede güzel hiçbir fani yok. Sen bir hayale aşık olmuşsun. Kemalettin Kamu'nun

    "O yokmuş ben yaratmışım

    "Bu oku kalbime kendim atmışım."

    veya Atilla İlhan'ın

    "Ne kadınlar sevdim yoktular."

    dediği gibi.

    Tasavvuf edebiyatı da aşk acısı çekenler için ferahlatıcıdır. Mesela Şeyh Galip

    "Aşıkta keder neyler gam halk-ı cihanındır

    "Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır,"

    der. Yani, eğer hüzün çekiyorsan, sen aşık maşık değilsin. Ufak tefek işlerle uğraşan bir gafilsin. Evet, Galip depresiflere haksızlık ediyor, ama depresiflere zaten edebiyatçılara değil doktorlara başvurmalarını tavsiye ediyoruz.

    Modern edebiyatta da aşk acısına birebir eserler vardır:

    Yakup Kadri'nin en son, en az bilinen, ama bence en güzel romanı "Hep O şarkı."

    Reşat Nuri'nin en iyi romanlarından olmamakla birlikte konuyla ilgisi açısından önem taşıyan "Damga."

    Pınar Kür'ün bir şairle liseli bir çıtırken büyüyüp aktris olan bir kadının aşkını anlattığı hakkı yenmiş romanı "Bitmeyen Aşk."

    Leyla Erbil'in son 25 yılın en iyi 20 romanı arasında gösterilen "Mektup Aşkları."

    Münir Nurettin'in az bilinen, ama çok güzel bir nihavent şarkısını da aşk acısı çeken herkesin bulup dinlemesini hararetle salık veririm:

    "Gezerken yağmurda rüzgarda karda

    "Ben bir şimşek gibi çakar giderim

    "Bana gülmese de hayatın yüzü

    "Ben ona gülerek bakar geçerim."



    AŞK TESTLERİ

    ŞÜPHECİ AŞIK

    Çok kıskançtır, sudan sebeplerle aldatıldığı şüphesine kapılır, zihni hep ihanete uğrayacağı düşüncesiyle meşguldür.

    Ketumdur, kendini kolay kolay açmaz, duygu ve düşüncelerini paylaşmaz.

    Söylenenlerin ve görünenlerin arkasında başka şeyler olduğunu düşünür.

    Çok alıngandır, çabuk kırılır, sinirlenir, gücenir.

    Kindardır, yapılanı kolay kolay unutmaz.

    Mizah duygusu zayıftır, şakadan anlamaz.

    YALANCI AŞIK

    Toplum kurallarına uymaz, kanunla başı derde girer.

    Kendi çıkarları ve zevki için insanları kandırmakta sakınca görmez. Takma ad kullanabilir.

    İsteklerinin hemen olmasını ister. Beklentilerini erteleyemez. Uzun vadeli plan yapamaz. Kız kaçıranlar, tecavüz edenler, acımasızca kadın dövenler genellikle bunlar arasından çıkar.

    Sorumsuzdur. Belli bir işte sebat edemez. Mali yükümlülüklerini yerine getirmez.

    Pişmanlık duygusu yaşamaz. Başka birine zarar verdiyse, birini incittiyse ya bunu önemsemez veya haklı gerekçeleri olduğunu düşünür.

    KENDİNE AŞIK OLAN AŞIK

    Çok önemli biri olduğunu düşünür. Başarı ve yeteneklerini abartır. Yeterli muvaffakiyet ortaya koyamadığı halde üstün biri olduğunun kabul edilmesini bekler.

    Zihni sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik veya ideal aşk hayalleriyle meşguldür.

    "Özel" ve biricik olduğuna, sadece başka özel veya statü sahibi kişiler (veya kurumlar) tarafından anlaşılabileceğine veya bu kişilerle birlikte olması gerektiğine inanır.

    Aşırı beğenilme-takdir edilme ihtiyacı içindedir.

    İmtiyazlı olduğu inancındadır. Kendisine özellikle iyi davranılmalı, beklentileri kayıtsız şartsız karşılanmalıdır.

    İnsanları sömürür, kendi çıkarları için başkalarını kullanmaktan çekinmez.

    Başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını anlamaz., anlama çabası da göstermez.

    Başkalarını kıskanır, ama başkalarının kendisini kıskandığını düşünür.

    Kibirli ve kendini beğenmiştir, insanları küçümser.

    OYUNCU AŞIK
    İlgi odağı olmadığı durumlarda rahatsızdır.

    Cinselliğini ön plana çıkarır, baştan çıkarıcı ve tahrik edici davranır.

    Duyguları yüzeyseldir, sığdır, hızla değişir.

    Dikkat çekmek için dış görünüşünü kullanır.

    Üslubunda ayrıntılara yer vermez. Anlattıklarında dış görünüşler hakimdir.

    Hal ve hareketleri tiyatrovaridir, yani abartılıdır. Oynuyormuş hissi uyandırır.

    Telkine müsaittir. İnsanlar ve şartlar kendisini kolayca etkiler.

    İlişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünür.

    İSTİKRARSIZ AŞIK

    Gerçek veya hayali terk edilme tehlikesine uğramamak için müthiş çaba harcar.

    İnsanlarla ilişkileri yoğun, aşkları tutkuludur. Ama istikrarsızdır. Bir gün sevdiğine aşırı değer verir, ertesi gün yerin dibine batırır. Bazı kişiler yücenin yücesi, bazıları aşağının aşağısıdır.

    Düşünmeden ani hareketleri vardır. Aşırı para harcayabilir, beklenmedik anda beklenmedik kişilerle seks yapabilir, madde kullanabilir, direksiyon başında ecele gider gibidir, bazen çatlayacak kadar yemek yiyebilir.

    İntihar düşünceleri, davranışları ve tehditleri sıktır. Kendi kendisine zarar verebilir. Mesela kendi vücudunu jilet veya bıçakla çizebilir, kendi üstünde sigara söndürebilir.

    Duyguları istikrarsız, hatta fırtınalıdır. Şiddetli huzursuzluk, gerginlik dönemleri yaşayabilir.

    Müzmin boşluk duygusu içindedir.

    Uygunsuz ve şiddetli öfkeye kapılabilir. Sinirini kontrol edemez.

    Stres durumunda hastalık derecesinde şüpheci olabilir.

    BAĞIMLI AŞIK

    Günlük kararlarını bile başkalarına danışmadan, bol miktarda nasihat ve güvence almadan veremez.

    Hayatının önemli alanlarına ait sorumlulukları başkalarının yüklenmesini bekler.

    Destek ve onaylarını kaybetmekten korktuğu için başkalarının fikirlerine katılmadığını söyleyemez.

    Projeleri başlatamaz, işlerini kendi başına yapamaz. Çünkü kendine güvensizdir. Aklının ve becerilerinin yetersiz olduğunu düşünür.

    Bakım ve destek almak için uzun mesafeler kat eder. Nahoş şeylere bile gönüllü olarak katlanır.

    Yalnızken çok rahatsız ve çaresizdir. Çünkü kendi kendine bakamayacağından korkar.

    Bir ilişkisi bittiğinde acilen başka bir ilişki arayışına girer. Çünkü bakım ve desteğe muhtaçtır.

    Yalnız kalmaktan aşırı derecede korkar.

    MÜKEMMELİYETÇİ-KURALCI AŞIK

    Zihni ayrıntılarla, kurallarla, listelerle, düzenle, organizasyonla, şemalarla sürekli meşguldür. Hatta bu yüzden çoğu zaman asıl yapması gereken işi yapamaz.

    Mükemmeliyetçidir. Hedeflediği standartlar hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği için, projelerini bir türlü bitiremez.

    Kendisine işe ve verimli olmaya adamıştır. Eğlenceye, hobilerine, arkadaşlarına vakit ayırmaz.

    Ahlak ve değerler konusunda çok titiz ve katıdır.

    Eskimiş ve değersiz eşyalarını, duygusal anlamları olmasa bile atamaz.

    Her işi kendisi yapmak ister. İnsanlar kendi kurallarına tamamen boyun eğmediği müddetçe başkalarıyla çalışmak istemez.

    Cimridir. Ne kendisi ne de başkaları için para harcamaz. Para, gelecekte uğranabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şeydir.

    İnatçıdır. Esneklikten uzaktır.

    ÇEKİNGEN AŞIK

    Çekingen insanlar genellikle sevgili bulamazlar. Bunların arasından büyük platonik aşıklar çıkar. Dolayısıyla çekingen aşık çoğu zaman karşımızdaki kişi veya bizi terk eden sevgili değil, tanımadığımız gizli hayranımızdır. Ancak bazıları bir şekilde sevgili edinebilirler. Bu kişilerin özellikleri şunlardır:

    Eleştirilme, kabul görmeme, reddedilme korkusu büyüktür. Bu yüzden başka insanlarla yoğun temas gerektiren işlere girmez.

    Sevildiğinden emin olmadıkça insanlarla temasa geçmez.

    Utanma veya alay edilme korkusuyla yakın ilişkilerin içinde bile rahat değildir.

    Toplumsal ortamlarda eleştirilme veya reddedilme korkusu zihnini sürekli meşgul eder.

    Yeni ortamlarda ve yeni tanıdıkları kişilerle beraberken rahatsızdır. Çünkü kendisini yetersiz hisseder.

    Kendisini sosyal açıdan noksan görür. Kişiliğinde çekici bir taraf bulunmadığını, başkalarından aşağı olduğunu düşünür.

    kAYNAK: Uzm. Dr. Oğuz Tan

  152. 2007-05-02 #152
    Aşk ve Sen

    Birgün Ansızın Hayatıma Girdin.
    Anlamını Bilmediğim Öğrenmeye de Çalışmadığım Duygular belirdi Yüreğimde Sen Karanlık Dünyamda Umut Olmuştun Aydınlığım Yaşama Tutkum Olmuştun.
    Seni Fazla Tanımıyordum.
    Aslında O An İçin Aklımda Tanımak Fikri Yoktu , Sadece Seni ve Aşkı Yaşamak İstiyordum.
    Nerden Bilebilirdim Ki Vefasız Olduğunu.
    O Zamanlar Deli Çağlarımdı Tutunacak Dal Ararken Sen Tuttun Elimden.
    O Kadar Güzel Gülümsüyordun Ki Sen Gülümsediğinde Güneş Başını Öne Eğiyordu.Bir Tek Gülüşün Dünyamı Isıtıyordu.

    Senle Tanışmamız Ani Olduğu Gibi Sana Olan Tutkum da Ani Olmuştu.
    Sen Olmadığında Yüreğimde Bir Sancı Hissediyor Tarif Bile Edemediğim Bir Halsizlik Oluşuveriyordu Bedenimde.
    Ben her şeyden Habersiz Sana Dair Geleceğimize Dair Planlar Kurmaya Başlamıştım Sen İse Sadece " Seni Seviyorum " diyordun Buda Beni Mutlu Etmeye Yetiyordu.
    Herşeyimiz Çok Güzeldi Taki O An'a Kadar…

    Senin Sevgine İnanmıştım Sadakatine Bağlılığına Samimiyetine Kendimi İnandırmıştım.
    Her " Seni Seviyorum " Deyişinde gerçekten Yürekten Olduğunu Sanarak Senin Sevdana Kapılmıştım.
    Hayatıma Ansızın Sessizce Girişin Gibi Çıkışında Ani ve Sessiz Oldu.
    Şimdi İçimi Isıtan Güneşimi Arıyorum Dünyamı Aydınlatan Hayatıma Ayrı Bir Renk Katan Meleğimi Ama Sanırım Bu Başka Bir Sonbahara Kaldı…

    Sanmaki Arkandan Karalar Başlarım Yada Olur Olmaz Atıp Tutarım Sen Nasıl Sattınsa Bende Satarım.
    Sana ne Kinim Ne Bedduam Var Aslında Sana Bir Teşekkür Borcum Var Bana Kendini Tanıttığın İçin İnsanları Tanıttığın İçin.
    Gittin Gülüm Güle Güle Derim Sadece Sana Yolun Bahtın Açık Olsun Beni Düşünmedin Bu Zamana Kadar Ben Öyle Sanmışım Sana Yeminler Olsun ki Bende Seni Asla Düşünmeyeceğim.
    Ben Seni Hayallerimde Sevdim Hayallarimde Tanıdım Yaşadım Hayallerimde de Öldürdüm ve Artık Hayal Kurmuyorum…

  153. 2007-05-03 #153
    Hala Aşksın Sen.. Ama Sadece Şarkılarda..

    Sırılsıklam bir özlemdi gözlerimden akan.. Damla damla bir ümitle içimde oyalanan.. Dokunmanın coşkusuyla taştı boşaldı birden.. Saklanamaz bir çağlayışla kurtuldu esaretten.. Evet sendin beklenen..


    Evet sendin istenen..
    Eksikliği gözlenen..
    Yokluğunda özlenen..


    Asabiydim ondandı... Hep mutsuzdum ondandı.. Yıllar yılı saklandım. Gözyaşıyla kutlandım..

    Gidişinde çok ani oldu ya gelişin gibi.. İşin doğrusu varlığına alışmaktan daha zor oldu yokluğuna alışmak. Alıştım mı bilmiyorum.. Ama mecbur olduğumu biliyorum.. Boşver coçkusuda çok güzeldi varlığının. Yokluğunun acısı da hiç fena değil hani..

    Soranlara neden böyleyim bilmediğimi söyledim.. Yalandı bu sensizlikti keyifsizlik sebebim.. Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı.. Sende gördüm ya o an sevinçten nasılda ağlandı.. Evet sendin beklenen..

    Evet sendin istenen..
    Eksikliği gözlenen..
    Yokluğunda özlenen.....

  154. 2007-05-04 #154
    Sonsuz Ask

    Dalga ile kiyinin askini bilirmisin?
    Öncesinden baslayip, sonsuza giden dalga
    hep aska kavusma özlemiyle atilir kiyiya.
    Dalga-seven, kiyi-sevilendir.
    Dokunr parmaklarinin ucuyla sevdigine dalga...
    Ve döner hep geriye, bilir kavusamicani
    ama hep kosar kiyiya, her bir dokunusunda askina verir bedenini hesapsizca, Iste bende seni böyle severim yar.
    Yar, bilirmisin dagbasinda acan ucurum ciceklerini?
    Bilirler görünmeyeceklerini...
    sevilmeyeceklerini...
    koklanmayacaklarini...
    Oksanmayacaklarini...
    Ama inatla acarlar askla, sevgiyle, özlemle...
    Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasini,
    iste bende seni böyle beklerim yar.
    Yar, ipek böcegini bilirmisin?
    Onun kozasinin icinde ördügü ipligin kendisinin ölümü olucani,
    Ama askina feda eder kendini, öyle verir kendini yaranine korkusuzca.
    Iste, bende kendimi böyle veririm sana yar.
    Yar, agac ile meyvesinin askini bilirmisin?
    Meyvesini vermelidir agac yeniden dogmak icin, öyle zorludurki ayrilmalari.
    Meyve tohum olur, tohum kök olur ve yeniden dogar agac kendi meyvesinden.
    Iste, bende böyle yar,
    yok olmayi göze aldim, tekrar sende dogmak icin...

  155. 2007-05-05 #155
    Aşk dedikleri


    Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.

    Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.


    Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?


    Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıştır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık almaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur.


    Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.



    Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer, ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik, aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp ***üren büyüsü tamamen kaybolurdu. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yürekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...


    Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir... Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona ve onu size verene haksızlık etmeyin ..



    Aşkına, sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme
    "SENİ SEVİYORUM" demek için geç kalma;
    Sevgiyle Kal ...

  156. 2007-05-08 #156
    Her aşk bir veda kapısından girer



    Ayrılık, yarınların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine. Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık.

    Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler gotürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir gotürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden gotürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da.

    Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur.

    Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken... ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık.

    Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına.

    Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına.

    Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır.

    Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı.

    Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa her veda şunu hep unutur; her aşk bir veda kapısından girer...
    __________________

  157. 2007-05-09 #157
    Mazoşist Aşk


    Seninle tüm yaşadıklarımdan, bana çektirdiğin acılardan hastalıklı bir zevk aldım her zaman...

    Benim mazoşist dünyama hitaben, senin umarsızlığın her zaman sadistçe yaklaşımına sebebiyet oldu.

    Sen kendini çok ilgili, sevgi dolu görürken, yıkılan, kırılan hayalleriminde nedeni olmaya devam ettin, oysa kendini her zaman haklı görürdün, kendi çaresizliğine benide esir edip, içimde kocaman yaralar açtın. Şimdi farkediyorumki, kendi mazoşist doğamın esiri olmuşum, sense kollarımı, baldırlarımı kesebilmek için kesici bir jilet!

    Kendimi kestim senelerce seninle, içimdeki her sevgiyi, aşka dair herşeyi, iyi ve güzel olan herşeyi kesip, parça pinçik ettim...

    Aslında doğruyu yaptım sanıyordum, insan sevdimi, fedakar olmalı, ne olursa olsun sevdiğinin yanında olmalı diye düşünüyordum.

    Her insan kendi değerini yaratır!

    Bende kendi değerimi yarattım, karşında her acıya katlanacak kadar güçlü duruyordum, oysa ölen yanlarımla karşındaydım...

    Şimdi yoksun, bana bencil olmayı öğrettin, ne olursa olsun kendinin herşeyden önemli olduğunu, kimseyi dünyanın merkezine oturtturmamak gerektiğini öğrettin...

    Oysa içimdeki tüm temiz duygularla sevmişken seni, sen bana mazoşist bir aşkı gösterdin, karamsarlığım yanıma kar kaldı, kimseye güvenmemem gerektiğini, kendimden başka dostum olmadığını anladım.

    Bu tıpkı madde bağımlılığı gibiydi, bende bir insan bağımlısıydım artık, seni görmeden, sana dokunmadan yapamıyordum...

    Ancak yaşadıklarım, yaşattıkların, sabrımı ve metanetimi denemen, beni teketek bir dövüşe hazırlayan bir antranör gibiydi...

    Şimdi ringde önümde tüm ihtişamı ile duran hayatla büyük bir maçım var...

    Sana bana öğrettiklerin için teşekkür edemem şimdi, ancak yaşattıklarını unutmayıp, rakibimin karşısında ne kadar yere düşsemde kalkacak gücümün olduğunu bileceğim her zaman...

    Yaşanılan herşey beni daha güçlü yaptı, artık acı çekmekden korkmuyorum, aksine gücüme güç katacağını bildiğim her acıya memnuniyetle kalbimi açıyorum.

    Daha kaç kere yenileceğimi, kaç acı yaşayacağımı bilmiyorum...

    Ama asla yenilmiyeceğim ve pes etmeyeceğim, öğrettiklerinle yaşayacağım...

  158. 2007-05-10 #158
    Sonsuz Aşk..

    Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
    Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga,
    Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya.
    Dalga, seven - kıyı, sevilendir.
    Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
    Ve döner hep geriye
    Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
    Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
    İşte, ben de seni böyle severim yar.

    Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?
    Bilirler görünmeyeceklerini...
    Sevilmeyeceklerini...
    Koklanmayacaklarını...
    Okşanmayacaklarını...
    Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle.
    Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
    İşte, ben de seni böyle beklerim yar.

    Yar, ipek böceğini bilir misin?
    Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
    Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
    Ama aşkına feda eder kendini.
    Öyle verir kendini yarenine korkusuzca
    İşte, ben de kendimi böyle veririm sana yar.

    Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin ?
    Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için
    Öyle zorludur ki ayrılmaları
    Verir meyvesini ağaç
    meyve tohum olur, tohum kök olur
    Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
    İşte bende böyle yar;
    Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak icin

  159. 2007-05-11 #159
    Gururluysan aşkı unut


    Sen hiç gururun için sana mutluluk veren
    Hayat veren ve sana yaşamında hiç keşke dedirtmiyecek
    Sevgiyi,özlemi,hasreti,tutkuyu
    yaşamanın ne denli güzel olduğunu
    Mutluluğun hiçte erişilmez olmadığını
    Mutluluğun sana kalbin kadar yakın olduğunu hisettiren
    Özlemin baldanda tatlı olduğunu ve bu tadın anlık değilde
    Eğer istersen bir ömür boyu söreceğini
    Hasretin seni kor gibi yaktığında bile
    o yangının acı yerine sana haz verdiğini
    O.Tutku ki her dakika her saniye yanında olsan bile
    Sanki ilk defa görüyormuş gibi
    Her bakışta her dokunuşta her öpüşte sanki ilkmiş gibi
    Hiç bıkmadan usanmadam her defasında dahada çok içten sıcak
    Vazgeçilmez insanda doyumsuzluk hisini uyandıran
    Ve Bir sevgi tanımı sınırı olmıyan seni bile aşan
    Sana sormadan kendi kendine gelişen derinliği okyanusları
    Bile aşan o ben yarattım ben bitiririm bile dediğinde
    Bitmeyen ve karşında durup ben çok özelim beni yaşamalısın
    Bana ihtiyacın var ben olmadan sende olmasın. Bensiz içi boş bir iskeletsin. Hayatın anlamı, mutluluğun kaynağı
    Özlemin tatlılığı,hasretin yangını,tutkunun duyumsuzluğu benim.Yaşaman ve hayatta tat alabilmen için tüm mazemen bende benim diyebilen.Ve en önemli şey YAŞAM.Her şeyi içinde barındıran ufacık bir tebesümün verdiği mutluluğu unutma ona sahip çik senin hayata renkli baka bilmen için o ufacık tebesüme bile ihtiyayıcın var diyen en büyük acıları unut bunları düşünme bunlar seni bitirir yok eder ve sen olmadan ben olamam.İyi olan her şeyi alıp kötü olan her şeyi atdiye bilen bir hayattan ve şimdiye kadar anlattığım onca güzel duygulardan ve hislerden gururun için vazgeçtinmi

  160. 2007-05-11 #160


    "Kendine iyi bak" bir veda değil elveda cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
    "Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum." "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum."

    "Kendine iyi bak. Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle baş başa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

    "Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayirmak, eti tırnaktan ayirmak gibidir. Kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine İyi Bak" gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…"

    Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine İyi Bak " derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayirmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kazdan fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

    "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp
    giderler.

    Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.

    Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü
    insafsızlıklarını görmek istemezler. Hersek o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

    "Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsisin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.

    Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yasasak herseli bastan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mi? Hani büyük aşklar her türlü engeli asardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mi? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?……….

    Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine İyi
    Bak.

    "Kendine iyi bak" derler, kursunu kafana sıkıp giderler... ...

  161. 2007-05-11 #161
    Çılgın Aşık



    Sevgi nedir bilmeyen,ama aşığım diyebilen birini düşünün,
    Hayal ettiği,kör ümitlere,körü körüne bağlanan,bir aşık,
    Aydınlık,güzel günlerin,ve güzel gözlerinin hatırına,
    Hayatını heder etmiş,aşk nedir bilmeyen bir aşık.

    Gecenin kör karanlığını dost bilmiş,karanlıktan korkmayan,
    Aşkını kör karanlığın,kör kuyusunda arayan,
    Yüzme bilmeyen ama aşkın deryasına dalan,
    Boğulmaktan korkmayan,çılgın bir aşık..

    Akşam olur,hazin duygular kaplar bedenini,gözleri fersiz
    Bir elinde sigara,bir elinde tespih,aşkını mırıldanır sessiz,
    Islak kaldırımlarda,yağmur altında titremeyi,aşk sanan bir aşık,
    Aşkını yağan yağmurda,ıslak kaldırımlarda arayan,çılgın bir aşık…

  162. 2007-05-12 #162
    Aşkın Değeri!!



    Bir gün aşk, yüreğe ziyarete gelmiş. gelirken yanında en güzel duyguları da getirmiş. Böyle eşsiz, keşfedilmemiş duyguları ilk kez içinde barındıran kalp, aşkın hep içinde, onunla olmasını istemiş. Aşk ise, bir şartla kabul etmiş "beyazlığıma leke sürülmeyecek" demiş. Aylar geçmiş ve onlar bir an olsun bile ayrılmamışlar.. ama gün gelmiş aşk, kalbi terketmiş ve giderken kalp aynı şeyi yapmasın diye hatasını kalbin derinliklerine kazımış ve demiş ki; 'Bir sürü kalbe girdim ve aynı sebepten gittim. Biliyorum, sende bana "ne kadar safsın, aynı hatalarla karşılaşacağını bile bile neden giriyorsun ki' diyeceksin diğerleri gibi. ve bende yine diyeceğim ki; ' Sizler beni istediğiniz için geliyorum ve benim gibi saf olmadığınız için gidiyorum. Ne yazık ki beni tam olarak tanıyamamışsınız. Belki de içinizde biriktirdiğiniz inanç, değer yeterli değil. Leke sürülmeyecek dedim ama sende farketmeden leke sürdün bana. Nasıl mı? Beyaz yalan söyledin. Leke sürülmez sandın beyaz olduğu için ama sende bilmiyosun ki, beyaz olması gereken benim, gerisi kötülük tohumu içerir, yeşerir ve bir sarmaşık gibi kaplar seni. Kalsaydım beni de hapsederdin içine ve değerimi yitirirdim. Yine zamanı geldi, gidiyorum. Safım ve sende saf olmadığın için gidiyorum. Biliyorum, adımın geçtiği her yerde kan ağlayacaksın, ama gitmeliyim. üzgünüm.."

    Sevdiğinize ne olursa olsun yalan söylemeyin. İyilik yapacağım diye aşkınızı riske atmayın. Gerçek aşk bir kez ziyaret eder yüreği. İlahi bir duygudur aşk. Ne kadar inanırsan, o kadar değeri olur içinde ve bir gün mutlaka girer aşk seninde yüreğine. Gerçek aşk sonsuzluk ister ve sonsuzluğu bulduğu yüreği seçer, anlamı gibi. Seni seçerse bir gün eğer, ona çok iyi bak, hakettiği gibi. Yoksa sonunuz ayrılık olur, bu hikayede ki gibi..

  163. 2007-05-13 #163
    Aslında AŞK da yok

    Hayat bazen tatlı bazen acı Aşk´ta öyle.
    Bazen kelimelerle anlatılamayacak kadar güzel, enfes, harika,nefes kesici.
    Heleki onu elde edebilmişsen, onunla bir bütünsen,
    O senin bir parçansa, beraber bir bütünseniz.
    Bu neye benzer biliyormusunuz.
    Hani bir dağcı km.lerce yükseklikteki bir zirveye günlerce uğraşarak,
    didinerek, türlü zorluklara göğüs gererek çıkıp
    zafer bayrağını doruğa dikince nasıl gururlanıp mutlu olursa,
    Bir seven de sevgilisinin kalbini kazanıncada aynen o sevinci hisseder. Coşkulanır, gururlanır, sevincinden ne yapacağını bilemez hale gelir.
    İçten gelen bir kahkaha tufanı koparır, yerinde duramaz artık.
    çünkü sevdiği onundur artık yalnız onun.
    Aşk insana herşeyi yaptırır.
    Çoğu zaman güzel duygularla dolar insanın kalbi,
    kimi zaman olmayacak delilikler yapar.
    ÖDÜN VERMEM dediğiniz kişiliğinizden
    bir bakmışsınız ki verilecek bir tek ödün dahi kalmamış.
    Ne güzeldir onu düşünmek, ne güzeldir onunla olmak,
    Ne güzeldir ki en çok ben seviyorum tartışması, onu tutmak, sarılmak, hissetmek. Her şey güzel çok güzeldir.
    Taaaaaaa ki mutluluklar doruğuna ulaçıncaya kadar.
    Dorukta da mutlusunuzdur.AMA YA SONRA........

    Sonra mı, araya artık aşk ateşini söndüren
    o kızgın ateşi ki birbirini sevenler
    o ateşi ilk başlarda bir yanardağ misali görürler.
    YANARDAĞI aşklarına,
    O yükseklere coşkuyla fışkıran LAVLARI da hiç bitmeyen ve bitmeyecek sandıkları sevgilerine benzetirler..
    İşte arada fark var "BENZETİRLER" Yada öyle sanırlar.
    Aslında gerçek bu değildir."Zaman"dediğimiz her derde deva
    olan zaman bazen ters tepki verir.
    Şifa vermesi gerekirken, Şifa verecekken zehir olur
    ve yavaş yavaş aşkı zehirler.
    Dozajını gün geçtikçe arttırır.
    Sinsice.... Adice......
    Tüm mutluluklar, tüm sevinçler, heyecanlar,
    coşkular eğlenceler,............
    tüm gülücükler yavaş yavaş yerini acı tebessümlere,
    kahırlı günlere, yalvarışlı bekleyişlere, mutsuz günlere,
    ağlamaklı gözlere ve acıyla kanayan kalplere bırakır.
    Artık umutsuz bekleyişler vardır hayatında.
    Artık acı duyarak hissettiğimiz anılar vardır.
    Yaşadığın mutlulukları bir daha yaşayamayacağını bilerek hatırlamak vardır.
    ona dokunamazsın .
    Bütün hayatın o sandığın kişi yoktur ve dolayısıylada seninde hayatın yoktur. Her şey mazider.
    Onunla beraber geçirilen, yaşanılan her gün, her an, her dakika artık anıdır.

    Acısıyla,tatlısıyla bir MAZİ PASTASI´dır var olan.
    Ve bu pastanın her parçasında buruk bir gülümseme
    ya da acı bir hatıra tadı bulabilirsin.
    Bu pastada sevgi, mutluluk, özlem, korku, ümitsizlik, bekleyiş......
    insan oğlunun hissettiği her türlü duygu tadı bu pastada fazlasıyla vardır. Kimini severek yersin, kimine sadece özlemle bakarsın,
    kimini ise nefretle atarsın.
    Dedik ya mazidir artık yaşanan işte mutluluk yerini derin bir acı birikimine bırakmıştır.
    Ne kadar çırpınırsan o kadar batarsın çırpındıkça gücün kesilir
    Gücün kesildikçe umudun biter.

    Umudun bitince İŞTE Yavaş yavaş hayata gerçek hayata dönmek üzeresindir. artık ne toz pembe bir hayat, ne de kapkara bir dünya vardır.
    Şimdi yaşam bir başka yaşamdır, şimdi yaşadığın gerçek hayattır.
    Ne pembesi olan ne de karası şimdi ORJİNALİNDE sindir.
    Ve en önemlisi Artık olgunsundur.
    Geçirilen tecrübeler sonucu itibariyle insan mantığa yönelmiştir.
    Karakter daha da güçlenir.
    Verilen ödünler bir daha geri verilmemek üzere geri döner ve artık
    İNSANI KALBİ DEĞİL İRADESİ YÖNLENDİRİR.
    Mantık + İrade = Güç = İRADE artık formül budur.
    Artık kalbi sedece tek bir şey söyler
    ve iradesi kalbin sadece bu mesajını kabul eder.
    BİR DAHA MI !!!.......

    ** ASLA**

  164. 2007-05-14 #164
    Nerede o aşk, tutku, bekleyiş




    Büyürüz bir gün... Severiz... evleniriz belki, Bizi her şeyden çok sevsin dediğimiz o insanla evleniriz bir gün

    Kimi gün o kadar yoğun yaşarız ki bir şeyleri…
    Ağlarız saatlerce ,
    başımızı duvarlara vurmak isteriz.
    her şeyi dağıtıp kapıyı çarpıp çıkmak isteriz.
    Kimi gün ise mutluluğu doruklarda yaşarız
    İçimiz içimize sığmaz,
    Aşığızdır belki, önümüze gelene anlatmak isteriz ne denli sevdiğimizi
    Özlediğimize kavuşmuşuzdur belki, onsuzluğun acısını çıkarmak isteriz.
    Peki hep böyle mi kalınır
    Hayır, hayır

    Toparlanırsınız dağılan parçaları birleştirirsiniz. Yoluna gireceğini düşünürsüzünüz her şeyin. Bir daha aynı şeyleri yaşamamak adına kararlar alırsınız, sözler verirsiniz kendinize.

    Daha doyumlu, tedbirli, daha anlayışlı olmak adına, ama nereye kadar.
    Nasıl bir kargaşadır bu

    Kimi gün o kadar yoğun yaşarız ki bir şeyleri…
    Ağlarız saatlerce ,
    başımızı duvarlara vurmak isteriz.
    her şeyi dağıtıp kapıyı çarpıp çıkmak isteriz.
    Kimi gün ise mutluluğu doruklarda yaşarız
    İçimiz içimize sığmaz,
    Aşığızdır belki , önümüze gelene anlatmak isteriz ne denli sevdiğimizi
    Özlediğimize kavuşmuşuzdur belki, onsuzluğun acısını çıkarmak isteriz.
    Zamana sığdıramayız hissettiklerimizi
    Ne gariptir şu insan, bin bir karmaşa yaşar yüreğinin derinliklerinde.

    Büyürüz bir gün
    Severiz, evleniriz belki
    Peki evlilik için biriktirdiklerimiz
    Doğru insanı bulmak adına verdiğimiz çaba
    Bizi her şeyden çok sevsin dediğimiz o insanla evleniriz bir gün
    Ve şunları öğreniriz.
    Her şey ümit edilen gibi olmaz. Beklentilerimiz ne denli büyükse canımız o denli çok yanar. İçimizdeki sevgi, güven, sadakat yetmez bir şeylerin yolunda gitmesi için.
    Onca çaba verilir sevgili için, onunla bir hayat paylaşmak adına.
    Ama sıra hayatı paylaşmaya geldiğinde, zordur iki farklı insanın, aynı yöne bakması.
    Onu çok seversiniz ya hani, yüceltirsiniz, hep şımarılmak istersiniz.
    Ama hiç ummadığınız anda bir bakış, bir söz , bir sessizlik sizi öyle derinden yaralar ki
    allak bullak olan beyninizi parçalamak istersiniz.
    Peki hep böyle mi kalınır
    Hayır, hayır
    Toparlanırsınız dağılan parçaları birleştirirsiniz. Yoluna gireceğini düşünürsüzünüz her şeyin. Bir daha aynı şeyleri yaşamamak adına kararlar alırsınız, sözler verirsiniz kendinize.
    Daha doyumlu, tedbirli, daha anlayışlı olmak adına, ama nereye kadar.
    Bir hareket tekrar çileden çıkarır sizi. Ve insan bu değişmez, değişmez .
    Gün be gün birikir tartışmalar, incinirsiniz, incitirsiniz, yıpranırsınız.
    Nerede o aşk, tutku, bekleyiş
    Nasıl da eskiyor her şey
    Ve ardı arkası kesilmeyen kavgalar, kırgınlıklar

    Öyle bir an gelirki, ne gözünüz, bir zamanlar onun için deli olduğunuz sevgli eşinizi görür,

    nede belki de size muhtaç bebeğinizi.


  165. 2007-05-15 #165
    kelimelerdir aşk...



    Aşk denen efsunlu hâli başlatan gözse; onu görünür kılan, yaşatan, büyüten de sözdür. Söz hem örter aşkı hem gösterir. Aşk dile gelmek ister, söylenmek ister. Platon tam olarak ne demek istemiştir bilmiyorum ama platonik aşktan anlaşılan 'sevdiğini söylememek'se buna itirazım var benim. Yeryüzünde söylenmemiş, sevgilinin ve dahi hiç kimsenin haberi olmamış bir aşk var mıdır? Yahut ona aşk denir mi?

    Aşk, bir çift göz, zifir saçlar, içli bir bakış mıdır? Yahut güzel pembe memeler, dolgun kalçalar, ince bel midir? İnsan bunlar için mi âşık olur? Size bir sır vereyim mi? İnsan konuşabileceği birine âşık olur. Aşk fena hâlde konuşma arzusudur. Sevgililer durmaksızın konuşmak isterler. Heyecanla, coşkuyla, gözlerini yıldız yapıp nehir gibi, ırmak gibi konuşurlar, anlatırlar. Konuşacak bir şey kalmadığında, aşk biter!

    Eğer sevgililerin konuşacak bir şeyleri yoksa ortada aşk da yoktur.

    Yalnızlığı gidermek değil midir bir yerde aşk dedikleri şey? Herkes bir başına olmayı ister çoğu zaman ama kapıyı anahtarla açmak koyar herkese. Konuşacak birini arar.

    O bazı başlangıçlarda olan susup bir şey diyememe donakalma durumu da gelecekteki nice konuşmalar için bir 'es'tir sanki.

    Söylenmeyen şey unutulur. Üç beş yaşlarında yaptığınız yaramazlıkları anneniz, babanız, halanız, dedeniz o kadar çok anlatmıştır ki aklınıza kazınmıştır artık, yetmiş yaşına da gelseniz unutmazsınız. Oysa kimseye -kendinize bile- anlatmadığınız çok değil birkaç gün önceki bir olayı belleğinizin anımsaması çok zor olacaktır. Aşk, söylenmezse yalan olur, söner alevi.

    Almodovar'ın çok güzel bir filmi var: "Konuş Onunla". Benim söyleyip isteyip de beceremediğimi sinemanın eşsiz diliyle anlatır o filmde usta yönetmen.

    Söz yoksa, kelimeler yoksa aşktan söz edemezsiniz.

    Aşkla olmadı mı evren, kelimelerle yaratmadı mı her şeyi Tanrı? "Kûn" demedi mi? Adem'e en başta sözcükler öğretilmedi mi?

    Aşk kelimelerle yaşar, kelimelerle doğar, kelimelerdir aşk...

  166. 2007-05-16 #166
    Her aşk bir veda kapısından girer




    Ayrılık, yarımların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine.
    Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır.
    Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır.
    Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç,
    kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık.

    Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür.
    Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü.
    Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan.
    Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan.
    Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları.
    Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları.
    Giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da.
    Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır.
    Her şey bir anda bitiverir.
    Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu.

    Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında.
    Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü.
    İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık.
    O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden
    süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur.
    Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur.
    O sadece yıkar giderken...
    ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz.
    Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde.
    Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık.

    Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık.
    Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.
    Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan,
    girdaplara takılan.
    Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır.
    Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun.
    Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına.
    Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni.
    Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil.
    Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar.
    Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk.
    Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi.
    Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan.

    Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına
    ama daha bir güvenle bakar hayatına. Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında
    ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine.
    Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir.
    Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü.
    Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına.
    Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine.
    O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir.
    Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz.
    Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur.
    Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden.
    Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır.

    Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır.
    Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır.
    Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar,
    ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder.
    O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür.
    Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin
    kabullenilmemesidir;
    kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur,sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı.

    Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır.
    Arkasından kapatmaz, kapatamaz.
    Çünkü o arkasına bakmadan gidendir.
    Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir.
    Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki,
    çıktığı kapıyı kapatmaz.
    Oysa her veda şunu hep unutur;
    her aşk bir veda kapısından girer.

  167. 2007-05-17 #167
    Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı islenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz Niçin aşk? Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.
    Nedir şu aşk...?

    Aşk hayatin bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.

    Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adi kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
    Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insani alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı islenen en güzel ve en doğru suç ortaklığıdır, aşk hayatin bütün tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmese de, acı çekeceğini hissetse de, yarin terkedileceğini bilse de, ailesini karsısına alacağını bilse de taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insani. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya
    çalışmanız,bagliliktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umurunda değildir. İste aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yürekliliğidir, belki de yeni hayata geçebilme yolu...
    Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Asktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savun aşkını. Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksizlik etmeyin ..
    Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme
    '' SENİ SEVİYORUM '' Demek İçin Geç Kalma ; Sevgiyle Kal ...

  168. 2007-05-17 #168
    Aşk, şiddetli sevginin adıdır. Tasavvuf dilinde, Allah'a muhabbet anlamında kullanılır. (1)
    İnsan, aşkı ya mecazi kullanır, ya da hakîkî. Mecazî aşk, fanilere gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise, Allah'ı sevmektir. Bazen mecazî aşk, hakîkî aşka vesile olur. (2)

    Bu konunun en çarpıcı misali, Leyla-Mecnun kıssasıdır denilebilir. Mecnun, Leyla'ya sevgisinden deli-divane olur. Çöllere düşer. Gözleri Leyla'ya benziyor diye, çölde ceylanlarla arkadaş olur. Bir gün bulunduğu yere bir köpek gelir. Kimse ilgilenmezken, Mecnun köpeğe büyük ilgi gösterir. Niye böyle yaptığını sorarlar, "Siz bilmiyorsunuz, bu köpek Leyla'nın diyarından gelmiştir" der. Neticede, Leyla'yla bir araya geldiğinde, hayır, der, Leyla sen değilsin. "Sen yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum." Der. Böylece kendisindeki mecazî aşk, gerçek aşka inkılap eder.

    Yunus Emre'ye "Bana Seni gerek Seni" dedirten de, aynı İlâhi aşktır. Yunus Emre ve Mevlâna gibi Hak aşığı olan zatlar, aşktan bahsettiklerinde "İlahî aşkı" kastederler. Bundan sonraki "aşk" ifadelerine bu noktadan bakmak gerektir.

    Her şeyden evvel "aşk" fikrî bir mesele değildir; hâlî ve vicdanîdir. Yani, matematiğin, kimyanın meseleleri gibi, net ifadelerle anlatılması ve anlaşılması mümkün olmayıp, ancak halen ve vicdanen bilinir. Bu noktada aşk, sübjektif bir karakter arz eder. Mevlâna, bunu şöyle dile getirir: Biri "Aşıklık nedir?" diye sordu. "Benim gibi olursan anlarsın" dedim. Kalem ki, çarçabuk yazıp gidiyordu. Aşkın tefsîri bahsine gelince, tahammül edemeyerek yarıldı. Akıl, aşkın şerhinde çamura batmış merkep gibi aciz kaldı. (3)

    Mevlâna'nın verdiği şu misalden hareketle, aşık olmayı manevî bir sarhoşluk olarak anlayabiliriz. "Bir sarhoş meyhaneden çıkıp da yolunu şaşırınca, çocukların maskarası ve eğlencesi olur. O sarhoş, böylece sekr halinde bulunur. Çocuklar ise, onun şarap zevkinden ve sersemlik neşesinden habersiz olarak arkasına takılır. Allah'ın aşkından sarhoş olanlardan başka, bütün halk çocuk mesabesindedir. Heva ve hevesten kurtulmuş olanlardan başkası, büluğa ermiş değildir." (4)

    Şu sözler ise, İlahî aşktan nasibini almayan ve dünyanın fani işleri içinde boğulup gidenlerin halini anlatır: "O çocuklar bir kamışa binerler ve 'bu bizim burağımız veya mübarek gidişli düldülümüzdür' derler. Yüklenmiş oldukları kamışı taşıdıkları halde, cehillerinden böbürlenirler ve kendilerini ata binmiş vehmederler." (5)

    Üstteki ifadelerde olduğu gibi, tasavvuf ehli divanlarında "şarap-meyhane" gibi mazmunlara sıkça yer vermişlerdir. Mânâdan nasibini almayanlar bu ifadeleri zahirine göre değerlendirmişler, o büyük zatları yanlış tanımış ve anlatmışlardır.

    Nitekim yüce Allah, "Onların Rabbi, onlara tertemiz bir şarab takdim eder" (Dehr Sûresi,21) buyurmaktadır. Ayette geçen "şarab" kelimesi, şu anda Türkçemizde kullandığımız "içki" anlamında olmayıp, "temiz içecek" mânâsındadır.

    Şu muhavere aşıklar arasındaki mertebe farklılığına işarettir: İlahî aşk mensublarından Yahya b. Muaz, Bayezid-i Bistami'ye şöyle der: "Muhabbet kadehinden o kadar içtim ki, sonunda mestoldum." Bayezid, şu anlamlı cevabı verir: "Muhabbet şarabını kase kase içtim. Lakin ne şarap bitti, ne de benim hararetim geçti." (7)

    Evet, Hak aşığı olan zat, her şeyi "Mevla'nın diyarından" gelmiş olarak görür. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, Mecnun her vesileyle Leyla'yı hatırladığı gibi; âşık da "Her şey bana Seni hatırlatıyor" der, varlıklardan Allah'ı bulur, Allah'ta fani olur. Hatta, Hallac-ı Mansur gibiler, kendilerini tamamen yok farz edip "Ene'l-Hak" bile derler. Şüphesiz, böyle aşıkların bu gibi sözleri, şerîatın zahirine aykırıdır. Manen sarhoş iken böyle söylemişlerdir. Mevlâna, böylelerin halini, kıpkızıl hale gelen demirin "ben ateşim" demesine benzetir. (8) Ancak, şu mühim hatırlatmayı da yapmadan edemez: "Sen, sarhoş olanlardan kılavuzluk arama!" (9) Yani, böyle zatlar, hidayet üzere olmakla beraber, peşinde gidilecek kimseler değildir.

    Tekrar aşığın dünyasına dönecek olursak... Evet, aşık bu dünyada kendini gurbette görür. "Vatan sevgisi imandandır" (10) hadisini tasavvufî mânâsıyla değerlendirir. Gerçek vatanı "Bezm-i Elest" olarak kabul eder. Şu dünya zindanındaki günlerini tamamlayıp, İlahî huzura vuslatı en büyük gaye bilir. (11)

    "Aşık, gamdan da, sürurdan da hâlîdir. Baharsız, hazansız daima yeşil ve tazedir." (12) Onun hali, şu manaları terennüm eder:
    "Hoştur bana Senden gelen
    "Ya gonca gül, ya da diken
    "Ya hil'atu ya da kefen
    "Narın da hoş, nurun da hoş."
    Aşık, Allah'tan gelen lütfu ve kahrı lütuf olarak görür. Mevlâna, buna şöyle dikkat çeker: "Gerek âlim olsun, gerek cahil olsun, isterse aşağılık biri bulunsun, herkes lütuf ile kahrı fark eder. Lakin, kahırda gizlenmiş lütfu, yahut lütuf içindeki kahrı az kimse bilir." (13)

  169. 2007-05-17 #169

    Hayatı Yaşamaktır...AŞK...

    Bir hayalin peşinde yıllarca koşabilmektir aşk. Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
    Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk...
    Ya da duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk..
    Birine hayatını bağlamışken, onsuz yaşamayacağını düşünürken bir gün yapayalnız kalma korkusunun büTün vücudu titretmesidir aşk...
    İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk...
    Bir bıçak ki saplanabilir yüreğine. Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek bir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.
    Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamamak fikrinin seni deli etmesidir aşk.
    Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk...
    Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını, sonra da gözlerinden damla damla dışarıya taştığını hissetmektir aşk...
    Hiç görmediğin, hiç dokunmadığın, sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk...
    Belki de gördüğün ilk anda bitecektir bu tutku. Buna rağmen delicesine özlemektir aşk...
    Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk... Sana "aptal" diyenler söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin "Onu seviyorum" diye haykırmasıdır aşk...
    Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden, kaygısızca ama her olumsuzluğu da göze alarak kendini bırakmaktır aşk...
    Güçtür aşk. Yenilgi sadece zayıflara mahsustur. Ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur. Bu yüzden her türlü pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk...
    Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinle hissedebilmektir aşk...
    Sayılarla, harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk...
    Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlamaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerine yazma cesaretini gösterebilmektir aşk...

  170. 2007-05-18 #170
    Unutma

    Hatirlar misin o eski yerleri
    Bilir misin o elele gezenleri
    Delicesine sevenleri
    Unutma birtanem ben unutmadim

    Beni kapilarin ardinda biraktigini,
    O sözlerini, ümit vaatlerini
    O tatli hayallerimizi
    Unutma birtanem ben unutmadim.

    Sevmek sevilmek kadar yücedir
    Sevmek uzun zaman ister
    Ayrilmak ise bir an,
    Unutmak inan ki çok zor
    Unutulmak ise kolay,
    Unutma birtanem ben unutmadim.

  171. 2007-05-18 #171
    Unutma Sevgilim



    Bir süre ayrıldık diye sakın üzülme
    Hasret engel olamaz seven kalbime
    Ne olur başkasına gönlünü verme
    Unutma sevgilim hasret var diye

    Hatırla birtanem geçen günleri
    Elele gezdiğimiz o sahilleri
    Kulağına söylediğim o cümleleri
    Unutma sevgilim seni sevdiğimi

    Kalbime yazdım senin ismini
    Dolduramaz kimse bende ki yerini
    Sevemem, senden başka birini
    Unutma sevgilim unutma beni

  172. 2007-05-18 #172
    uzakLık ve aşk...

    Uzaklık klasik aşkı çoğaltır. Gerçek aşk, yakınlık ve uzaklıktır. Birbirimizi her an özleyecek kadar uzak, terimiz aşkımızın terinden ayırt edemeyecek kadar yakın olmaktır aşk.
    İnsan uzaklaştıkça özler. Tabiatta da öyle değil midir? Çiçek sudan uzaklaştıkça solup ölmez mi? Toprak sudan uzaklaştıkça çatlamaz mı hasretten?
    İnsan uzaklaştıkça sever.
    Sevgi uzaklaştığında çiçeklenip meyve verir. Yakınlık göz bozar. Yakınlık köreltir. Akıl ise zor çözer yakınlığı. Yakınlık bazen aklı da bunaltır.
    Anne çocuğundan ayrı kaldıkça kokusunu hisseder; kokusu ile teselli bulur ve özlemle tekrar koklamayı bekler.
    Gözden uzak olan gönülden uzak olmuyor. Gönül daha da koynuna giriyor uzakta olanın…
    Uzaklık bir değer ölçerdir. Bir sevginin kaç gramlık değeri olduğu uzaklaşınca anlaşılır. Uzaklaştığında hala seviyorsa ve özlemin yoğunlaşıyorsa bu asil bir sevgidir.
    Yakınlık sabah pusudur. Gece ise üretmenin ve özlem doruğunun tatlı rahmidir…
    Gece hayal kurdurtur.
    Gece özletir.
    Gece rüyaları ve hülyaları demler tıpkı uzaklık gibi…
    Gece tek başınalık ve uzaklıktır.
    Gece gözün içe döner; gündüz gördüklerini dimağına serer.
    Ve ruh gündüz gözün gördüklerini yeni yeni içerek esrikleşir…
    Uzaklık esrikliktir.
    Esriklik doğurtur.
    Uzaklık doğurgandır; aşkı, gerçeği ve özü doğurur.
    Mecunun aşkını doğurtan Leyla'nın uzaklığıdır. Yahudi'nin vatan susuzluğu bin yıllarca yaşadığı sürgünlüktür.
    Yakınlık köreltir, uzaklık çoğaltır.
    Toprak hasretiyle yanan gurbetçidir; uzak olup yakın olan da o'dur.
    Uzaklık ağlatır.
    Yakındayken yeterince sevmeyip uzaklaştıktan sonra sevgilisinin değerini bilmediği için ağlatır. Hayıflar yakındayken sevmediğine. Pişman ettirir: ah neden daha fazla anlamdım, göremedim diye.
    Uzaklık sordurtur. Kış gelip yazdan uzaklaştıkça neden yazla sevişmedim.
    Ayrıldıktan sonra neden üzdüm, neden sevmedim, neden sevgiyi göremedim, neden bunu yaptım, neden aşkı sattım, neden gözyaşına mahkum ettim, neden sığlaştım bir hiç uğruna diye sorular dizdirtir uzaklık…
    Aynı nefesi paylaşıp uzak olanlar, birbirlerinden uzaklaştıktan sonra yakınlaşırlar.
    Aynı nefesi paylaşıp uzak olanlar olduğu gibi uzak olup aynı nefesi paylaşanlar da vardır.
    Uzaklaşınca hüzünden ağlarız. Uzaktaki ile kucaklaşınca sevinçten ağlarız. Hüzün ve sevinç uzaklığın gözyaşı olan ruhumuzda oynaşır…
    Hiç özgürlük denizi görmemiş olsak da ütopya adasının kıyısına vuran dalgalar içimizin kıyılarına vurur.
    Uzak dalgalar gözyaşımız kadar yanaklarımızı ıslatır.
    Uzak sevdirir.
    Uzak özletir.
    Uzak olan bağlatır.
    Uzaklık bizi gerçeğe götüren hakikat dalgasıdır.
    Uzaklık sevgililerin gözyaşını aynı gözbebeğinde dalgalandırır.
    Pepuk kuşu kardeşini öldürür. Uzaklaşır. Geri dönmemecesine ayrılır. Pepuk kuş olup öter. Uzaklaştıkça; ' pepuk, pepuk !' diyerek ömrü boyunca yas tutar. Pepuk kardeşinden uzaklaştıktan sonra daha çok sever. Pepuk'un ötüşü ağlamadır. Ağlamak ise ruhun mührüdür. Ağlamak aşkın- sevginin mührüdür.
    Özlem uzak olanın mavi rengidir. İnsan güzelliğin içindeyken güzelliği anlamaz, gençliğini heba eden bir yaşlının pişmanlığı gibi…
    Yakınlık köreltir.
    Uzaklık klasik aşkı çoğaltır. Gerçek aşk, yakınlık ve uzaklıktır. Birbirimizi her an özleyecek kadar uzak, terimiz aşkımızın terinden ayırt edemeyecek kadar yakın olmaktır aşk… Uzak kadar yakından da özletinceye kadar sevgi ve yaşam için paylaşmak, emek vermek ve üretmek gerek…
    Uzaklık kadar yakınlık da çoğaltmalı, aşkınlaştırmalı sevgimiz…!

  173. 2007-05-18 #173
    Unutmak

    Bir zamanlar,
    Sevdalanip da ,
    Vaz geçemedigin degerleri
    Ezraile bir selam verip,
    Sessiz,sedasiz,törensiz
    Ardindan agitlar yakmadan
    Arka bahçene gömüp de
    Kurtuldugunu sandigin,
    Ama
    Zaman zaman hortlayarak
    Benligine bir balyoz gibi inen
    Ve
    Yüregine
    O garip aciyi yaşatan
    Kasirganin adi
    Unutmak
    Ya da
    Unutulmak...

  174. 2007-05-18 #174
    Unutmadım Unutamıyorum

    Bu kez daha uzun bir cümle kurdum.
    Belki son defa.
    Gittiğin yola.
    Daha uzun bir küfür.
    Daha acı bir soluk.
    Yokluğun üşür.
    Renkler artık daha soluk.
    Hava soğuk.
    Yarım bir şiir var aklımda.
    Senin hakkında.
    Arkandan ağlıyorum..
    Ve ben aslında;
    Unutmadım,
    Unutamıyorum...

    Seninle öğrendiğim bu şehir,
    Şimdi düşman oldu bana.
    Beni ağlatan yokluğun,
    Yalnızlık değil.
    Çocukluğum..
    Tüm pişmanlıklarım arkamda.
    Yarım bir şiir kaldı aklımda.
    Senin hakkında.
    Arkandan ağlıyorum..
    Ve ben aslında;
    Unutmadım,
    Unutamıyorum...

  175. 2007-05-18 #175
    Unutma Ne Olur Hatirla

    Unutma ne olur günün birinde
    Hep içinde yaşat düşün an beni
    Bir yabanci görme beni kendine
    Herkesten yakinin sana bil beni

    Hatirla ne olur gecelerinde
    Uykulara yatip düşte gör beni
    Ömrümüz geçse de ayri yerlerde
    Uzaklarda yanip sen de sev beni

    Vazgeçme ne olur ömrünce benden
    Saltanatin edip çilgin sür beni
    Ölürsem son defa seni görmeden
    Mahşerde arayip sorup bul beni

    Unutamam seni kessem umutlar
    Gönül sarayimda görsem sultanlar
    Doldurmaz yerini ne tac ne tahtlar
    Ömründe yas edip sen de tut beni


    Sedat Hünkar Kravzer

  176. 2007-05-18 #176

    Unutmadım

    Tam "Unuttum"derken
    ansızın geliyorsun
    Gülüşümü tüketiyor,
    uykumu bölüyorsun

  177. 2007-05-18 #177
    Seni anlatmak isterdim ama olmadı

    Kalem kağıt yetersiz kaldı,

    Sana olan sevgim o kadar büyüktü ki;

    Bunu kimse anlayamadı...

    Yolların hepsi ayırıyordu bizi,

    Seçme hakkın olsa ne olur,

    Severken seni bu kadar

    Ayırıyor bizi bütün yollar!

    O kadar sevdim ki seni

    Ayrılmamak için, bırakma diye beni

    Önümdeki yolları görmedim

    Olduğum yerde sabit kaldım,

    Asla gitmedim ileri..

    İmkansız aşklar mı bu kadar büyük olur sevgili;

    Ulaşılmaz olduğun için mi

    Bu kadar sevdim seni..

    Alinti

  178. 2007-05-19 #178
    İmkansız aşklar mı bu kadar büyük olur sevgili;

    Ulaşılmaz olduğun için mi

    Bu kadar sevdim seni..

    ben şuan imkansız aşkım için ağlarken o doğum gününü kutluyor olsun mutlu olsun oda yeter

  179. 2007-05-19 #179
    Aşk ve arkadaşlık...



    Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karsılaşırlar.
    Aşk kendinden emin bir şekilde sorar.
    Ben senden daha samimi ve daha cana
    yakınım. Sen niye varsın ki bu dünyada?

    Arkadaşlık cevap verir."Sen gittikten sonra,

    bıraktığın gözyaşları silmek için...."

  180. 2007-05-20 #180
    AŞIK OLMADAN BİR DÜŞÜN

    Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
    Sokağa fırlayacaksın... Sokaklar da dar gelecek...
    Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
    Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
    Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek,
    bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin...
    Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
    "Önemli olan sağlık." "Yaşamak güzel." "Boş ver, her şey unutulur."
    Sen hiçbirini duymayacaksın... Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
    Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek,
    az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
    Hep ondan bahsetmek isteyeceksin... "Ölüme çare bulundu" ya da
    "Yarin kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp
    "Ne dedin?" diye sormayacaksın... Yalnız kalmak isteyeceksin...
    Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak... ikisi de yetmeyecek...
    Geçmişi düşüneceksin... Neredeyse dakika dakika...
    Ama kötüleri atlayarak... Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
    Gittiğin yerlere gitmek... Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
    Ama bile bile yapacaksın...
    Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
    Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
    Hayatinin geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
    Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
    Hiçbir şey oyalamayacak seni... ilaçlara sığınacaksın...
    Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
    Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren...
    Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
    Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
    Sabahı iple çekeceksin... Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
    Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
    Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
    Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin ...
    Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
    Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
    Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin...
    Telefonun çalmasını bekleyeceksin... Aramayacağını bile bile...
    Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
    Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
    Yüreğin burkulacak... Canin yanacak...
    Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
    Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
    Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
    Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin...
    Yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
    Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
    Bu umut seni gitmekten alıkoyacak... Gel gitler içinde yaşayacaksın...
    Buna yasamak denirse...

    Razı misin bütün bunlara...?
    Hazır misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
    O HALDE ASIK OLABILIRSIN...

  181. 2007-05-22 #181
    Aşık olup olmadığınıza emin değilseniz cevaplayın..


    Şirin'iniz için dağları deler misiniz?

    a) Delerim
    b) Şirin olmazsa Leyla olur
    c) Şu romatizmalarım olmasa
    d) Bu zamanda kaldı mı öyle şey?
    e) Tepe delsem ?

    2- Onunla randevunuza yarım saat var...

    a) Ohoooo* ben çoktan geldim* yerimi aldım bile
    b) Nolmuş yani?
    c) Tamam tamam şimdi çıkıyorum evden
    d) Zamanında gidersem şımarır* iyisimi biraz beklesin
    e) Hava da çok soğuk yahu

    3- Telefon çalıyor...


    a) Mutlaka odur
    b) Annecim arıyor
    c) Kesin patrondur* bayramımı kutlayacak
    d) Of* gene odur arayan* en iyisi yok dedirteyim
    e) Evsahibiiiiiiiiii....

    4- Güzel bir lokantada güzel bir akşam yemeği yediniz...

    a) Hiç olur mu aşkım* tabi ki ben ödeyeceğim hesabı
    b) Canım bende bozukluk kalmamış da* bu seferlik sen öder misin?
    c) Ay çok sıkıştım* tuvalete gidiyorum ben
    d) Yuh* ne kazık hesap lan bu* ödemiyorum arkadaş...
    e) Hesabı yarı yarıya ödeyelim aşkım* neme lazım ileride ayrılır mayrılırsak içimize dert olmasın

    5- Sizce O....

    a) Dünyanın en harika insanı
    b) Sıradan birisi işte
    c) Halamın oğlu / kızı
    d) Öylesine biri
    e) O kim?

    6- Yemek yiyorsunuz...

    a) Aklımda gene o var !
    b) Kaptırdım gidiyorum* gece rahatsız olmasam bari
    c) Mmmmm.... Musakka da nefis olmuş
    d) Bir de buz gibi rakı olsaydı
    e) Şimdi bir meyhane de olmak vardı arkadaşlarla...

    7- Aşk mı yoksa ne?

    a) Gene aaaşşşşkkkk !!!
    b) Galatasaray'ın kupa maçı
    c) Chat !
    d) Galata KöPage Ranküsü'nde balık tutma
    e) Evde yatıp miskinlik yapma

    8- Ondan vazgeçmek?

    a) Asla !!!
    b) Elimi sallasam ellisi
    c) Yenisini bulursam niye olmasın
    d) Ondan iyisini mi bulamıycam
    e) O da kimmiş


    9- Gülü soluncaya kadar... Onu?

    a) Ölünceye kadar
    b) Boşayıncaya kadar
    c) Alt kattaki komşunun kızını tavlayıncaya kadar
    d) Soluncaya kadar
    e) Koklayıncaya kadar !

    10- 20 Mart 2000 ?.

    a) Tanışma yıldönümümüz
    b) Pazartesi
    c) İşbaşı
    d) Çamaşır makinasının son taksidi
    e) Bir ay sonra boşanmanın ilk duruşması var



    DEĞERLENDİRME VE SONUÇ :

    TÜMÜNÜ "a" İŞARETLEYENLERİN AŞIK OLDUĞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ

    DİĞER ŞIKLARI İŞARETLEYENLER İÇİN EN KÜÇÜK UMUT YOK* ONLAR TEKRAR BAŞA DÖNÜP TESTİ BİR DAHA ÇÖZMEYİ DENESİNLER

    TESTİN YANINA BİLE YAKLAŞMAYANLAR : HİÇ BİR ŞIKKI İŞARETLEMEDİĞİNİZ İÇİN YORUM YOK....

  182. 2007-05-23 #182
    AŞK YEMiNi
    Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin
    değişmeyeceğine...Seni bir ömür seveceğime...Kelebeklerin renklerinin insanı büyülemesi gibi,
    yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma... Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanımda
    göreceğine, en yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma... Sıkıntının
    sıkıntım; üzüntünün üzüntüm olacağına...Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime...Her üzgün
    anında tebessümün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma...Asla ve asla soğuktan ve
    yanlızlıktan üşümeyeceğine...Yanında olmadığım ve varlığıma ihtiyacın olduğu her anda bir
    rüzgar olup seni saracağıma...Gözümün gözüne değdiği her an; sana yeniden aşık olup seni bir
    periye dönüştüreceğime...Yaşam boyu her sabah sana aşık olarak uyanacağıma...Sen uyurken sana
    bakıp, Sen ve Ben için dualar edeceğime...Hasta olduğun zaman sana çorba yapacağıma...Seni asla
    üzmeyeceğime... Seni kızdırırsam bunu bilmeden yapacağımdan hemen özür dileyeceğime...Beni
    tanıdığın gün, benden gördüğün neyse, ömrünce aynı beni göreceğine...Sevgimin asla
    değişmeyeceğine...Sevgimin asla azalmayacağına...Bilakis her gün büyüyen bir sevgiyi dönüp
    mutluluk ormanlarına seni taşıyacağıma...Senin herşeyin önünde olduğun gerçeğinin asla
    değişmeyeceğine...Seni asla ihmal etmeyeceğime...Senin sadece 14 Şubat`ta değil, 365 tane
    Sevgililer Günü`nde 365 tane ismin olacağına...Sana yalan söylemeyeceğime...Başkalarının
    yanındayken seni asla unutmayacağıma...Elini usul usul, korka korka tuttuğum o ilk gündeki aynı
    heyecanı hep yaşayacağıma...Bir ömür senin elini bırakmayacağıma...Bir ömür canım olarak
    kalacağına...Tüm balonları senin için gökyüzüne salacağıma... Tüm çiçeklerde seni göreceğime..
    .Okyanuslarda seni dalga yapacağıma...Yıldızlara kement atacağıma...Gökkuşağına salıncak kurup
    7 renge senin rengini karıştıracağıma...Her satırda seni yazacağıma...Seni çizeceğime ve sana
    sesleneceğime...Hiç bir şeyin, hiçbirzaman senin önüne geçemeyeceğine...Her günün bir
    öncekinden daha güzel olacağına...Her anın unutulmazlık zincirine bir yenisini ekleyeceğine...
    Sana her zaman HAYATIM diyeceğime... Seni sonsuzluk kadar çok seveceğime... Sen, ''SEN''
    olduğun için seni seveceğime... Seni ''Bir ömürden de öte'' seveceğime... Seni Seviyorum
    diyeceğime... SÖZ VERiYORUM...

  183. 2007-05-30 #183
    Bir Dostla Aşk

    Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun., bense uzun yıllar acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum.

    İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim.

    Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu.

    Sonunda o gün gelip çatmıştı. Bütün duygularımı bütün hislerimi açıklamıştım ben sana. Sense bana sadece şaşkın bir ifadeyle bunların yalan ve şakadan ibaret olması için yalvarmıştın.

    Bende sana bunların ne şaka ne de yalan olduğunu üstüne basa basa vurgulamıştım. İçim rahatlamıştı. Çünkü bir insana '' seni seviyorum '' demek kolay bir iş değildi. Yürek isterdi. Ben bu işi becerememiştim ama sonucuna da katlanmak elimde değildi. Çünkü asıl olan benim için bugündü ve ben bugün sana söylemem gereken şeyleri yarına bırakmamıştım. Yarın böyle bir fırsatın elime geçeceğini düşünerek bütün her şeyi açıklamıştım.

    Dünya fani her an her şey olabilir bizim dünyamızda... Şimdi içim çok rahat ama bir o kadar da huzursuzum. Çünkü bunları sana anlatınca suçlu ben oldum. Şimdi o eski günleri arıyorum, hiç sebepsiz, ani ayrılışın şokunu üzerimden atamamamın sonucundandır. Ve zaman eskiden öyle güzel öyle tatlı geçerken şimdilerde, bin bir azap bin bir acıyla geçiyor.

    O günün üstünden çok zaman geçti. Şimdi ben senden benim olmanı değil bana biraz hak vermeni istiyorum. Bana duyduğun nefreti duygularımın üstünden çekmen için yalvarıyorum. Bana ne kadar kızsan ne kadar nefret etsen de ben seni yine de seviyorum. Duydun değil mi? Seni seviyorum.

  184. 2007-06-03 #184
    Aşığım evet...

    Çok seviyorum...
    Hayatımın dışında tutmam imkansız.
    İtiraf ediyorum,
    Ne kadar zorlansa da şartlarım,
    Vazgeçmeyi düşünmüyorum...
    Bir kadının bir erkeğe sevdası değil , söylediğim.
    Ben,
    "sevmeye aşığım" sevgilim....

    bu umarsız kaosta her şeye rağmen,
    sevmesini bilenleri seviyorum.
    Yüreğini yaratılmış her şeye tereddütsüz ve çıkarsız uzatanları,
    Anne sevgisi gibi yalansız,
    önyargısız bakışlı aydınlık gözleri,
    canı yansa da can yakmayı düşünmeyenleri,
    görünene bakıp,
    görünmeyeni görebilenleri seviyorum sevgilim..

    seviyorum evet,
    yeni doğmuş bir kedinin doğum ıslağı tüylerini,
    ebruli dişisine kur yapan güvercini,
    yoz bir sokak köpeğinin o güzelim sevgi dolu,
    umut dolu buğulu gözlerini,
    el ayak çekilince geceleri,hayatı pahasına
    bir lokma ekmek için koşuşan fareyi,
    sıcak nemli oyuklarda yaşayan mağrur akrep i
    iradeli karıncayı ,sabırlı örümceği,
    parmağımın ucunda
    şeker yedirdiğim arıyı seviyorum sevgilim..

    seviyorum evet.
    Derin çizgili alınları,hoşgörülü tebessümleri,
    Dar vakitlerde sabır telkin eden dost sesini,
    Bir yaşlının,Bir güçsüzün , bir öksüzün eline uzanan elleri,
    Teşekkür beklemeyen iyilikleri,
    Kuşlara ıslak ekmek ayıran evleri
    Sokak hayvanlarını doyurup,
    çocuklarına onları sevmeyi öğretenleri,
    Merhabanın nimetini bilenleri seviyorum sevgilim

    Aşığım evet.
    Memleketimin toprağına suyuna,
    Bayrağımın hilaline yıldızına,
    Nakışlı kıyılarıma deli ırmaklarıma,
    Şehirlerimin unutulmuş köylerine sokaklarına,
    "vatan sağ olsun" diyen analara babalara gelinlere aşığım...

    .seviyorum evet
    yüreklerden süzülerek
    gök kubbeye yükselen ezan seslerini,
    eski şarkılardaki hüznü,
    sevdalardaki zerafeti
    selamlardaki nezaketi
    kendisine yapılan en küçük hizmete,
    hatta , evinde bir bardak su getirenine bile
    "Allah razı olsun" diyenleri
    gönlüyle herkesi kucaklayan,
    yaratılanı, Yaratan dan ötürü sevenleri
    sevgi denince ,
    aklına salt kadın-erkek ilişkisi gelmeyenleri seviyorum....

    ben,
    sevenlerimi, sevmeyenlerimi,
    yerenlerimi, övenlerimi,
    göçenlerimi, kalanlarımı,
    göz yaşlarımı, anılarımı,
    doğrularımı, inançlarımı seviyorum,
    takdiri haddim olmayan "insan" lığımı
    ve bunun için "Yaratan'ıma" şükretmeyi seviyorum sevgilim..

  185. 2007-06-03 #185
    AŞIĞINIM


    Seninle olamazdık biliyordum
    Bile bile yine seni seviyordum
    Yollarımız bir değildi biliyordum
    Şimdi neden neden canım bu özlem

    Aşığınım yanında olamasam da
    Aşığınım sana dokunamasam da
    Geri dönüş olmasa da,
    Sonsuza dek aşığınım

    Seni görmek bana acı veriyordu
    Görmemekse ölüm gibi geliyordu
    Ne seninle ne de sensiz olmuyordu
    Şimdi neden neden canım bu özlem

    Aşığınım yanında olamasam da
    Aşığınım sana dokunamasam da
    Geri dönüş olmasa da,
    Sonsuza dek aşığınım

  186. 2007-06-04 #186
    aşk gider...acısı kalır...
    --------------------------------------------------------------------------------
    Aşk için bahar.Vuruluverirsin hiç ummadığın birine.Ama öyle çarpar ki kalbin ,duracak gibi aldatır seni.Bahardan sonra yaz gelir.Hepimiz biliriz sabun köpüğü gibidir yaz aşkları.Bence öyle basit değil.Henüz silinmedi hiç birinin yarası benden.Güz aşkları mevsimine dönünce dönence,pencereye sinmiş insanlar gelir gözümün önüne.Ve yavas yavas görünürler etrafta.

    Kimi yaza girerken terk ettigi askını,kimi yaz aşkını düşünür.Kimi ayrılık planlar ama,hala yüreği yanar.Kimi terk edilmişliği sindirmeye calısır.Sanki bir dogum öncesi ölüm gibidir.Sonra kış gelir.Kimi yüzsüzler yazın hiç aldatmamış gibi eski sewgilisine döner;kimi sadıklar kavusur.Kimi yalnızdır,kimi yorgun.Aşk dört mevsimdir aslında herkesin sözlügünde.Ama nedense bana bu anlattıklarımı cagrıstırmaz Hemen her mevsim asık olmusumdur birilerine ama.Hatta sonbaharda bile .Ama onca irili ufaklı büyüklü sevda içinde,böylesine derinde var olan sevda görmedim.Ve hiç biri böyle koyup gitmedi.Ondan önce hiç biri içimden bir sey götürmemişti.Ondan sonrası zaten götüremez,cünkü götürülcek bişey kalmadı.İşte o insan ,beni aşka karsı böyle caresiz bıraktı.Şimdi ben nefretten bile aciz isem ,bana benden aldıgı o masum kızı borclu.Benim ne günahım vardı ask için üç kelime etmekten aciz kalacaktım,

    Benim ne günahım vardı da her mevsim baska meyve yemek varken,iştahsız kalacaktım.Yoktu elbet günahım.Onunda yoktu ,ya öfkem susmama engel.Ama ikimizin de sucu yoktu.Benim mevsimim sonbaharsa ;yaza,kısa,bahara dönmez.
    Benim gibilerin nasibi pencere önüne sinip,mazide yasamak ,kendinle kanlı bıcaklı düellolar yapmak.Kendinle savasmak, hırpalamak.Yaptıgının farkına varıp birde kendini cezalandrmaktır!!!!!

  187. 2007-06-07 #187
    yaralı kaldı aşkın nefesi


    Başkaları için yaşayanlar ve başkaları tarafından bırakılanlar gibi, bilsen yorgun kaldı hayatın gözleri, şu yaralı yüreğimde.
    Sonunda bir gün doğusuyla, bir avuç yalnızlık bıraktı, aşk sandığım.
    Ne kadar anlamsızlık ve tutarsızlık varsa geçmişe dair, hepsi kılıç kuşanmış tam karşımdaydılar.
    Bense koca bir savaş vermiş ve çoktan yenilmiştim.
    Çünkü bitimi zor bir yenilgi için, zaten sevmiştim.
    Bu yorgun halimle kılıca ne gerek vardı ki.
    Bir karınca bile dokunsa, koca bir kütük gibi, çoktan devrilirdim.
    Gidenmiş, gelenmiş, kim ne kadar daha çok sevmiş, artık düşünmüyordum bile.
    Tutarsızlıklara ve anlamsızlıklara, neden böyledir diye hesaplara, artık hiç gerek yoktu.
    Perdeyi araladım, zeytin dallarının arasında ki gördüğüm maziye bir de baktım ki,
    Aslında aşk hiç yoktu.
    Aslında sen hiç yoktun.

  188. 2007-06-09 #188
    Kozadaki Saklı Aşk



    Herkesin içinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar, bir gün bir güneş parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp çiçekler açtığını, ruhumuzun rengarenk bir ağaç gibi rüzgarlarla dansettiğini görürsünüz.

    Sonra(...) O rüzgarlarla dans eden çiçekler, bazen manasız kaprislerle, yanlış anlamalarla, hoyrat fırtınalarla örselenip, yeniden insan ruhuna dökülür ve bu kez acının tohumları olur aşkın çiçekleri. Zakkum yeşili çiçekler halinde
    büyüyüp, içinizi yakıp kavurur. Aşka lanet eder, unutmaya çalışır, acıyı öldürebilmek için askıda öldürmeye uğraşırsınız. Ve "unuttukça bir şeyler eksilir" sizden. Acıdan kurtulabilmek için eksilmeye bile razı gelirsiniz(...)

    Zamanla, hayatin geniş bir bahçe olduğunu, yalnızca sevincin yada yalnızca acının çiçeklerini değil, kaçınılmaz olarak hepsini birden içinde barındırdığını, çiçeklerin bir kısmından vazgeçmenin bahçenin bütününden
    vazgeçmek olduğunu anlar, bahçeyi bütünüyle seversiniz...

  189. 2007-06-09 #189
    AŞKA DAİR NE VARSA

    Hep hayallerle yaşamayı arzu ediyorum.
    Çünkü hayallerime kimse karışmıyor,
    Hep hayallerimde seviyor, seviliyorum
    Aşka dair ne varsa hepsini orada tadıyorum ..

    Dostluklar bile artık sahte, ikiyüzlü oldu,
    Şimdiki güller eskisi gibi kokmaz oldu,
    Sevgi diye açtığım mektuplar kahır doldu,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada sanıyorum ..

    Sevdim hep, sevmediğim olmadı şu cihanda,
    Verdim hep, vermediğim olmadı bu alemde,
    Yazdım hep, yazmadığım olmadı bu hayatta,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada biliyorum ..

    Biliyorum yine bana küseceksin bir bahaneyle,
    Seviyorum diyeceksin belki önünde bir sananeyle,
    Kor ateş düşen yüreğime gel bir derman eyle,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yazıyorum ..

    Hayal deyip sakın sevgini esirgeme yüreğinden,
    Gün gelir elbet gerçek olur inanarak sevdiğinden,
    Sen de içersin Tanrıdan dilerim benim içtiğimden,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yaşıyorum ..

    26.03.2002 Ankara.
    Cafer Tayyar ÖZKAN

  190. 2007-06-11 #190

    Ey Ask !....

    Bir derdim var dinleyin Ey gökteki yıldızlar,
    Beni benden çalarak Kaybolup gitti yıllar..



    Haykiriyorum eyyy yildizlar !!
    Duyun sizde sesimi !!
    Söyleyin daglara taslara anlatin isyanimi aska !!



    Aşk aşk aşk yüzünden Izdıraba kul oldum,
    Ömrüm böyle tükendi Ne kadar zalim yıllar..



    Sizedir Daglar, Taslar, Yildizlar Bulutlarr !!
    Sizedir tüm cigliklarim tüm yakarislarim !!

    Alin götürün yüregimi benden istemiyorum !!!


    Sizin olsun tüm sevdalar asklar mutlulukar !!!
    Bana bir tek huzurumu verin ne var ne yok alin gidin !!!



    Gönlüm söz dinlemiyor Sevdiğimi ver diyor,
    Kim görse şu halimi Bir daha sevme diyor..



    Söküp alin kalbimi,duygularimi tüm gecmisimi !!!!
    Yok olsun artik bedenimden askin zehri !!!!
    Ser sefil oldum ask denen zulümden !!!!
    Eyy ask senin olsun kalbim,bak bir kurbanin daha oldu !!!!

  191. 2007-06-14 #191
    Aşkın farklı yönü

    Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

    Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda... Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini... Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa...

    Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

    Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..

    Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

    Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

    Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

    İntikamını denizfenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır "bulutları kaçır buradan" diye, güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

    Okyanusunun mutluluğunu ister hesapsızca... Çünkü tek mutluluğu budur denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz, konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir denizfeneri vardır. Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden... Ve her gece hikayelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz

  192. 2007-06-18 #192
    Saklı Aşkıma

    Ve düşlerimdekine şiiir yazmaya devam ediyorum.

    Ey düşlerimdeki Aşk!....
    Biliyorum ki oralarda bir yerdesin.
    Sen her ne kadar sessiz kalsanda,
    Yüreğim Çığlıklar atıyor bu Aşk uğruna.
    Bak yine sol yanım sızlıyor adını andıkça.
    Adın bir kitap olmuş beynimde,
    Tadıysa demli bir çay kıvamında

    Zaman seni gösterince,
    sokak lambaları söner yürek caddesinde
    Ve derken kim olduğu bilinmeyen kişiler
    Soru işaretleri bırakır levhalarda
    Gizliden belirtirler,
    Aşkın yönü,günü ve tarifi olmadığını.
    Sen benim için hep bir sözcükten de öteydin,
    Bense bunu bildiğim için günden güne ölmekteyim...

  193. 2007-06-20 #193
    AŞK SÖZLERİ

    -Şarjörde kalan son mermi kadar değerlidir kalan son sigaram. Yokluğunun darbesi indiğinde yakarım onu da diğerleri gibi, yakarsın sen de beni diğerleri gibi...

    -Sevmek çay, sevilmek şeker. Bizim gibi garibanlar çayı şekersiz içer.

    -Ne mutlu şimdi yanında olanlara, sana dokunup sesini duyanlara, seni tanımadan yanından geçenlere... Hepsi sana yakın ama hiçbiri hasret değil benim gibi sana.

    -hayat aynı sana benzer çünkü sende ölümsüzsün... bir kuş aynı sana benzer çünkü bir gün sen uçup gidersin...

    -İnsanlar tanıdım yıldızlar gibiydi, hepsi parlıyordu, hepsi gökteydi. Ama ben seni, güneşi seçtim, güneş için bin yıldızdan vazgeçtim.

    -öyle zor ki yokluğunu yaşamak, akan suyu tutamamak, yıldızlara dokunamamak, gözümde uyku varken uyuyamamak. Tek kurşunla ölmek gibi seni sensiz yaşamak...

    -Düşlerimizin yorulduğu yerde tutun bana, beni çağıramayacak kadar uzakta ol.....Ve ben gelemeyecek kadar koşayım sana!!!

    -Bir insanı herhangibiri kırabilir ama bir tek en sevdiği acıtırmış. Anladım...

    -Herkesin içinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar, bir gün bir güneş parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp çiçekler açtığını, ruhumuzun rengarenk bir ağaç gibi rüzgarla dans ettiğini görürsünüz

    -Dünyada iki renk gül olsun;biri kırmızı diğeri beyaz;sen beni unutrsan kırmızılar solsun; Ben seni unutursam beyazlar kefenim olsun..

    -Aşk henüz söylenmemiş sözlerin söylenmesidir.

    -AŞK, belki de insanoğlunun elinde olmadan yaptığı tek yanlışlık kimi insanlar iyiki yapmışım der kimi aşk bilmezlerse ben ne yapıyorum TANRIM der. SEVMEKTEN KORKMAYIN. Sadece yaşamaya bakın.

    -Mavi olsun adın, Ufuklar kadar uzak, Aşk kadar yakın...

    -Kendimle bas basa kalmak iyi gelmiyo bana. BİR GECEMİ OLMADIN YANIMDA. Yada kac bin yıldır. SENİ SEVMEK İYİ DEGİLMİS ANLIYORUM.Ya sen sevecekmisin beni,yarın kosacakmısın bana. Uyku cagırıyo beni. GECE BİTSİN SEN BASLA. Kapıyorum gozlerimi, yeniden ve sadece sana uyanmak için...

    -Keşke yanlızlığımda yanımda olsan. Keşke onunla paylaştığımı seninle paylaşsam. Keşke senin adın yanlızlık olsa ve ben hep yalnız kalsam...


    ALINTI

  194. 2007-06-20 #194

    Aşk çiçeği

    Bir gün tutar bir caneriği çiçeğini sunar bahara. Bür tutam serinlik, bir yürekte buğulanan sıcaklık . Ve konar gözlere bir öpücük gibi kuşların bahar sevinci. Okşar bir annenin parmakları gibi usulca saçlarımızı seher yeli. Bir tutam gün ışığı dolar içimize, bir tutam sevinç çığlığı.

    Ne zaman bahar gelse sevinci yaşar kırlar, dağlar, ovalar, denizler, dağlı çocuklar umudu kucaklar bir yanımızda; bir yanımız da kuşlar, ağaçlar, çiçekler, kelebekler, cerenler sevinci yaşar. Aydınlık gelir dört bir tarafa, gürül gürül akar dereler. Bir dağ pınarı gibi hayat kaynar kanımızda, yüreğimizde tomurcuk tomurcuk aşk fışkırır. Alıp götürür duygularımızı dağların ötesine serin serin esen rüzgarlar...

    Bu dağların sevda türküsüsün sen, denizlerin mavisi, bulutların beyazı. Ne zaman bahar gelse, yağmur yağmur çiçek açar sesin gökyüzünde. Ben sonbaharın yorgun, yanık türküsüyüm oysa, sarıya çalar rengim, rüzgarlar estikçe savurur yapraklarımı uzak diyarlara. Sen gülüşünde baharın ilk sevincini, gözlerinde göğün uçuk mavisini taşıyorsun. Yaşamak bir su gibi berrak yüzünün aydınlığında, bir köy türküsü gibi hilesiz ve içli.

    Ben seni ozanca sevdim türkübakışlım, sular gibi temiz, bir rüzgar gülü gibi hilesiz. Mehtabın güzelliği, yıldızların ışıltısısın sen karlı dağlarda, rüzğarların soluğu, güneşin dostluğusun. Umut, aşk ve alın terisin akalınlarda. Toprağa ekilen tohum, bahara söylenen türküdür dilin. Ceylan gözlerin sevinci, dudakların ıslığısın türkülü ırmaklarda.

    Acılar içinde de olsa yaşamı çılgınca sevdim. Çılgınca sevdim dağları, denizleri, kuşları, ormanları, umudu, sevinci, güneşi, çocukları. En çok da seni sevdim aşkçiçeğim.

    Kar türküleri kederlidir gülüm, kar türküleri acılı. Gidersen kar yağar istasyonlara Bir gülü büyütmek kadar zor ve güzel, seni düşlemek dağların ötesinde. Seni dağlı bir çiçek gibi göğsümüm üstünde, namusumun akında taşıdım hep.
    Bu sevdayı alıp gitme benden, alıp gitme buralardan, gözleri türkülü kuşum . İçimdeki baharı öldürüp gitme. Kimsiz, kimsesiz kalır yüreğim. Körpe bir dal gibi koparma sevinçlerimi yüreğimden.
    Gitme
    figan düşer denizlere sular çekilir
    yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
    bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
    boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür

    gitme
    bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
    şaşırır yönünü rüzgarlar
    bütün pınarların suyu çekilir
    solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm

    gitme
    öksüz kalır içimdeki imge dağları
    saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
    bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
    çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm

    gitme
    içimdeki bütün vagonlar devrilir
    bir kar yağar istasyonlara, üşürüm

    gitme
    bütün ormanlar ateşe verilir
    kuşlarda gider bu kent de, ölürüm

    gitme kal
    menevşeler açsın dağlarda
    sevince dönüşsün gökyüzü
    iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
    yokluğuna alışamam yokluğun ölüm

  195. 2007-06-23 #195
    Bir hayalin peşinde yıllarca koşabilmektir aşk. Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
    Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk...
    Ya da duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk..
    Birine hayatını bağlamışken, onsuz yaşamayacağını düşünürken bir gün yapayalnız kalma korkusunun büTün vücudu titretmesidir aşk...
    İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk...
    Bir bıçak ki saplanabilir yüreğine. Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek bir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.
    Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamamak fikrinin seni deli etmesidir aşk.
    Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk...
    Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını, sonra da gözlerinden damla damla dışarıya taştığını hissetmektir aşk...
    Hiç görmediğin, hiç dokunmadığın, sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk...
    Belki de gördüğün ilk anda bitecektir bu tutku. Buna rağmen delicesine özlemektir aşk...
    Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk... Sana "aptal" diyenler söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin "Onu seviyorum" diye haykırmasıdır aşk...
    Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden, kaygısızca ama her olumsuzluğu da göze alarak kendini bırakmaktır aşk...
    Güçtür aşk. Yenilgi sadece zayıflara mahsustur. Ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur. Bu yüzden her türlü pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk...
    Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinle hissedebilmektir aşk...
    Sayılarla, harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk...
    Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlamaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerine yazma cesaretini gösterebilmektir aşk...

  196. 2007-06-24 #196
    ! Ey A$k..! KaLk Ayaqa Ve AqLa Tutu$unCaya Denk..!


    Gözlerimi kapattım yokluğumda var olan kendimin üstüne. Çığlığımda taşıdım ellerime sığmayan bensizliği, kızıl sancıların içdökümünde.

    Rüzgar saçlı bir yalnızlıkta yandım. Nehirler geçti içimden, içim nehirlerden geçti; talan edilirken Züleyha´sına aşk düşen bağışlanmış mısralar. Ve şimdi kalbimde adı konulmamış bir süveydanın ölüm günahları. Ve tufanları avuçlayan ömrümde Nuh´un ayak izleri.

    Adıma küstüm...

    İsimsizliğimin ölgün kentlerinde vurulup duruyorum, sana hep altı susuş kala.

    Hadi konuşsana!

    Susma gözlerime öyle derin derin.

    Kimsesizliğimin kimliğine suret olmayacak mısın yoksa? Aynalarda göremediğim hükümsüz yüzümü, yüzüne kabul etmeyecek misin? Bak el pençe divan durdum aşkın önünde, beni biraz daha susarak acıtacak mısın sesimi?

    Biliyorsun, rengi mahpus aşkımın mahşere and içen gözleridir sensizlik. Ey boğazıma kadar battığım yağmur, hadi al beni! Gözbebeklerinde yıldızlar eriten gece, hadi boğ beni!

    ´´YAĞMUR GECEDEN AL BENİ´´.

    Ey Aşk! Güzellik bile sana meftun değil mi? Düşlerimden başka bir hüzünde yaktım mı en meczup tebessümleri?

    Bilsen, çöle kesmiş tenha bir gökyüzü indi geceme. İçine kan bulaşan tekinsiz uykulara uyudum. Kurak bir intihar düştü şairliğin yazgısına, yığıldım kaldım ´´bana inmeye korkan SEN uçurumlarında´´.

    Sevdiğim!

    Acıya düşen içine, içine düşen acıya, tufanıma, rüzgarlığıma yenik geldim. Tutma ellerimi düşeceksin yoksa.

    Duru bir gülüş anında saklısın sen, an gibi. Altı harflik susuşun kıyamet ağrısı dilimde. ´Aşk bitti, yüzümü buldum´ diyenlerin içten pazarlıklı yalnızlıklarına inat, içimin suretisin.

    Ellerin yasadışı sevdalarda ıslanan heyula sensizliğim. Gözlerin gül yaprağında kanayışım. Çek gözlerini alnımdan. Yazgıma dokunuyorsun!

    Benden saklanabileceğim bir İstanbul var mı gözlerinde? Susmaya dair tekmil suskuları ´´ konuş/sana ´´ dediğinde bozar mı gülüşü yırtılmış kelimeler?

    Ey Aşk!

    Kara kalemlerin aşkına!

    Ten hummalı saçlarında boğulmalarım yetmediyse bil ki; kahrolası bu denizler az gelir ağlayışlarıma. Sen hüzün divanında acının aşkı, aşkın acısı. İşte eşiğindeyim! Aşkın mahrem cinnetlerine sunma beni sevdiğim. Azalırım.

    Ey Aşk! Kalk ayağa ve ağla tutuşuncaya dek!
    Çünkü anlamını gizleyemiyorum aşktan...

  197. 2007-07-04 #197
    Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...


    biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

    Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

    Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
    Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
    Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

    Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

    Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

    İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
    kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
    Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.


    Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

    "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

  198. 2007-07-04 #198
    ONA AŞIK MISIN?

    Onunla aynı ortamdayken görmezlikten geliyor ama etrafta olmadığı zaman çaktırmadan gözlerin her yerde onu arıyorsa; evet…

    ONA AŞIKSIN...

    O an yanında seni her zaman güldüren biri daha olduğu halde senin gözlerin ve bütün dikkatin hala ötekinin üzerindeyse; evet

    ONA AŞIKSIN...

    Gittiği yerden seni arayacağını söylediği halde telefonun bir türlü çalmıyorsa ve `acaba sağ salim oraya vardı mı?` diye için içini yiyor da sabırsızlıkla telefonun çalmasını bekleyip dualar ediyorsan; evet...

    ONA AŞIKSIN...

    Başkalarının upuzun maillerini ondan gelecek kısacık bir not için okumadan silip geçiyorsan; evet...

    ONA AŞIKSIN...

    Durmadan `hayır` o sadece iyi bir arkadaş ´diyorsan, ama bir araya geldiğinizde, o tanımlanamaz çekimi hissediyorsan; evet...

    ONA AŞIKSIN...

    Ve bu yazıyı okurken gözünde biri canlandı ise; işte...

    ONA AŞIKSIN!

    Güncelleme : 2007-07-04
  199. 2007-07-05 #199
    AŞKA DAİR NE VARSA

    Hep hayallerle yaşamayı arzu ediyorum.
    Çünkü hayallerime kimse karışmıyor,
    Hep hayallerimde seviyor, seviliyorum
    Aşka dair ne varsa hepsini orada tadıyorum ..

    Dostluklar bile artık sahte, ikiyüzlü oldu,
    Şimdiki güller eskisi gibi kokmaz oldu,
    Sevgi diye açtığım mektuplar kahır doldu,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada sanıyorum ..

    Sevdim hep, sevmediğim olmadı şu cihanda,
    Verdim hep, vermediğim olmadı bu alemde,
    Yazdım hep, yazmadığım olmadı bu hayatta,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada biliyorum ..

    Biliyorum yine bana küseceksin bir bahaneyle,
    Seviyorum diyeceksin belki önünde bir sananeyle,
    Kor ateş düşen yüreğime gel bir derman eyle,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yazıyorum ..

    Hayal deyip sakın sevgini esirgeme yüreğinden,
    Gün gelir elbet gerçek olur inanarak sevdiğinden,
    Sen de içersin Tanrıdan dilerim benim içtiğimden,
    Aşka dair ne varsa hepsini orada yaşıyorum ..

  200. 2007-07-05 #200
    Hüzün yıldızları parlıyor yine gecemde, ne tarafa çevirsem başımı,
    bir SEN bakıyor bana…

    Ne zaman kahretse yüreğim, ağlamaya susasa ve ne zaman iki damla belirse göz bebeklerimde, bir SEN akıyorsun, sessiz çığlıklarıyla şehri uyandıran kaldırımlara…

    ' Ne zaman seni düşünsem' desem yalan olur… Hep aklımdasın ya! Her saniye bir SEN daha çakılıyor aklıma…

    Ellerimi her uzatışımda maviye umut dilenmek için, SEN batıyorsun avuçlarıma
    SEN bakıyorsun bir çocuğun gözlerinde, bir bebeğin kokusunda SEN kokuyorsun, bir SEN seviliyorsun onca yüreğin arasından…

    Her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevdiğim.. Bir benim gibi sevmeyi beceremiyorsun…

    Her tohum ekişimde toprağa, birkaç gün sonra SEN filiz veriyorsun. Gittiğinde bir asma ekmiştim evimin önüne, gün geçtikçe büyüdü, çardak yaptım kendi kendime.. Şimdi kapımın tam önüne düşen bir dalı var, sanırım onu kesmeliyim. Çünkü kapımdan dışarı her adım attığımda bir SEN çarpıyor yüzüme…

    Neden yağmurlara benzettim ki seni? Şimdi her yağmurda, SEN yağıyorsun bu koca kente…

    Sana güneşim demeseydim keşke… Her sabah yatağıma SEN vuruyorsun penceremden…

    Lanet olsun! Keşke Kalbim demeseydim sana… Şimdi her an SEN atıyorsun içimde…

    SEN den kurtulmanın bir yolu yok mu yar? SEN imkansızsın… BEN imkansızlıklar denizinde cılız kulaçlar atıyorum hayata dair, boğuluyorum arada bir… Yine de kıyamıyorum sana…

    Keşke, 'Bu can seninle yaşıyor' demeseydim sana. Şimdi her boğuluşumda SEN dirhem dirhem ölüyorsun, öldürüyorsun!

    Yani her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevgili… olamıyorsun!

    Yaşayabilmen için benden gitmen lazım…
    Yaşayabilmem için benle olman lazım…

    imkansızımsın

    alıntı..

  201. 2007-07-09 #201
    Kayıp zamanların günlüğü aralanınca,takvimlerden bir yaprak daha gözden geçirilir...
    Ayak basar basmaz,birkaç ay sonrasının hesapları düştü yanaklarıma; güzel bir tebessümle...
    Valizimin içine kendini bırakmış...
    Öpüyorum ...
    Gidiyorum ve giderken tekrar Öpüyorum...



    Sonra...Acılarda gider dediler...
    Çiçekleri bıraktılar masanın üzerine;"kapıyı açık bırakın" dedim sessizce çıkarlarken ömrümden...



    "Diş macununu unutmuş... Onu öptüm az önce
    ..."



    Önümde, vurgun yemiş gibi kıpırdamadan duran bakışlarım basıncın normale dönmesini bekliyor...Henüz beyin ölümü gerçekleşmedi, oksijen uykumu getiriyor...Yorgunluk adisyonu, ceviz kaplama küçük bir sandığın içinde düşüme bırakılmış...Yalnızlığımdan bahşişler veriyorum bonkör bir zamanlamayla...



    "Yastığın üzerine kokusu sinmiş... Onu öptüm az önce
    ..."



    Saati kur, çöp torbasını kapının önüne bırak, sigara paketinin jelatinini aç, kedinin sütünü hazırlamadan önce git bir kedi al... Hayal saksılarında yetiştirdiğin filizli kelimeler kullan...
    Yani amaçsız mazeretlerine bir yenisini daha ekle...
    Kapağını hızlıca kaldırdığında acılarının...
    Buharı elbet yüzüne vurur insanın...



    Sonra...
    Otobüs terminalinin en yalnız kalabalığı olduğunu hissettiğinde...
    El sallayışlarına bir dönüş, binlerce bekleyiş eklenir...



    "Evime sessizliğini bırakmış... Onu öptüm az önce
    ..."



    Dudaklarımın her öpüşte yandığını..kendime bile söyleyemedim...

  202. 2007-07-12 #202
    işte aşk


    Çıkar ilişkilerinin ayyuka çıktığı, televizyonların magazin programlarında "aşk" diye, sanatçı geçinen zibidilerin hovardalıklarının anlatıldığı bir Türkiye coğrafyasında geçiyor bu aşk hikayesi.




    Yaşanmış, yaşanmaya devam eden bir aşk hikayesi.

    Hikaye değil, bütünüyle gerçek. Her satırı, her kelimesi, her karesi yaşanmış bir destansı aşk bu.

    Çağımıza bir Leyla ile Mecnun uyarlaması adeta.

    Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalına çıktı bu "aşk hikayesinin" iki sevdalısı.

    Çıktılar ve hikayelerini anlattılar:

    Delikanlı köyündeki kızlardan birine aşıktır. Aşk ki ne aşk. Sevda ki ne sevda. Kız da sevdalıdır delikanlıya. Bitmez, tükenmez bir sevda ile sevdalıdır...

    Bu derin sevdalarını evlilikle taçlandırmayı planlarlar.

    Delikanlı, kararlıdır. Kızı istemeye gidecektir.

    Bu aşamada çok "korkunç" bir olay meydana gelir.

    Delikanlı bir gün trene binmek isteyen bir yaşlı kadına yardım etmek ister. Tren kalkmak üzeredir. Kadının kolunu tutar. Trene bindirir.

    Ama o sırada ayağı kayar ve raylara düşer.

    Tren iki ayağının üzerinden geçer. Ayakları feci şekilde parçalanır.

    Kahramanımız artık ayaklarından mahrum kalmıştır. Yarım insandır artık.

    Sevdiği kızla buluşur gizlice. "Halimi görüyorsun" der, "istersen benden ayrılabilirsin".

    "Hayır" diye cevap verir kız.

    "Ben senin ayaklarını sevmedim ki; ben "seni" sevdim".

    Karar verilir. Bir akşam kız evine gidilir usulünce, Peygamber kavlince kızı istemek için.

    Ama kızın ailesi vermez. Vermemekte kesin kararlıdır üstelik.

    Planlar yapar kızla oğlan. Kızı kaçıracaktır. Bacakları yoktur ama yüreği yerindedir delikanlının.

    Kızla anlaşırlar. Gün belirlerler. Delikanlı bir arkadaşını da yanına alarak, onun arabasıyla kız evine doğru yola koyulur bir akşam vakti.

    Bekleyiş sona erecek Mecnun Leyla'sına kavuşacaktır.

    Ama yolda yine feci bir şey olur.

    Karşıdan gelen bir araç, büyük bir hızla bizimkilerin arabasına çarpar. Ortalık kan gölüne döner.

    Kafasından büyük darbe alan ve gözlerini cama çarpan delikanlıyı acı bir gerçek daha beklemektedir. İki gözü de görmemektedir!

    Kara sevdalı gencimizin artık dünyası kararmıştır. Artık gözleri yoktur. Artık yavuklusunu göremeyecektir.

    Bu şartlar altında sevdiği kızın onu kabul etmek istememesini doğal karşılayacaktır.

    Bir gün yine buluşurlar kızla. Bu son buluşmaları olacaktır onca. Veda buluşması.

    "Halimi görüyorsun, ayakları olmayan kör bir adama varmak istemezsin artık" der buruk bir sesle sevdalısına.

    Kız, "Hayır" der kararlı bir sesle:

    "Ben senin gözlerini sevmedim ki, ben "seni" sevdim. Seninle evleneceğim".

    Sonra ne mi olur?

    Kız verdiği sözü tutar. Delikanlıya kaçar. İstanbul'da bir ev tutup yerleşirler. Bir çocukları olur.

    Ayakları, gözleri olmayan kara sevdalı delikanlı eve mahkumdur. Dışarı çıkamamakta, çalışamamaktadır.

    Karısı, yapabildiğine el işi örerek evin geçimini sağlamaktadır.

    Memleketten ailesi haber salar bir gün. "Gel artık, özledik seni, torunumuzu özledik, gel de bir görelim sizi" derler anne-babası.

    Kalkar gider. Gider ama planlı bir çağrıdır bu. Ailesi sakat, kötürüm bir adama göndermemekte kararlıdır kızlarını. Eve hapsederler.

    Ama o, bir yolunu bulur ve çocuğunu alıp İstanbul'a döner yeniden. Kocasının yanına döner.

    Bu hikayenin iki kahramanı halen sağ ve İstanbul varoşlarında "karanlık" dünyalarındaki o paha biçilmez aydınlığı yaşıyorlar.

    Bütün dünyaya, bütün Türkiye'ye aşkın ne olduğunu anlatıyorlar.


    bu iki temiz yürek gerçek aşkın ne olduğunu anlatıyor. Her karesini yaşayarak.

  203. 2007-07-18 #203
    Bir sonbahar şarkısını dinlerken,
    İsmini anan dudaklarımı kanatıyorum.
    Gidişini yalnızlığımda demlerken,
    Yüreğini son kez " gözyaşlarımda " yakıyorum.

    Karanlık duvarlar yoldaşım,
    Yalnızlığın arkadaşım oldu yokluğunda.
    Yaralarımı " günahlarınla " sarıp
    Sen diye taşlara sarıldım hasretin zindanında.
    Şimdi, yokluğun kanıyor başucumda.
    Sebebi nedir suskunluğunun ?
    Çaresi ölümüm müdür yokluğunun ?
    Kelimeleri ezip susma ne olur.


    Bir yudum sevgiydi senden istediğim.
    Koca bir denizi ayak uçlarımı sermeni değil;
    Bir avuç gülüşünü istedim yaralarıma.
    Gökteki tüm yıldızları gözlerime çizmeni değil;
    Gözlerindeki ışığı diledim karanlıklarıma.
    Şimdi dudaklarıma kilit vurup
    Yamalı kalbimle kör yalnızlığına uzanıyorum.

    Bir gün hüzünlü yüreğimi merak edersen,
    İbrahim gibi ateşleri bedenime giydirip
    Günahlarına yanıyor bulacaksın beni.
    Ve közlenmiş bedenimle güller öreceğim saçlarına.
    Bir gün ıslak gözlerimi özlersen,
    Eyyup gibi ıslak duaları yüreğimeezberletip
    Yamalı kalbimle yaralarını siliyor bulacaksın beni.

    Unutma ki;
    Gözlerin benim Cennetimdi.
    Gitsen de ben hala gözlerini soluyorum.
    Yokluğun kanatsa da beni,
    Yamalı kalbimle sensizlikte bile seviyorum seni.

  204. 2007-07-26 #204
    Aşk Onu Da Kendisine Benzetti...

    Aşkıyla yüzleşip de içinden sağ salim çıkamayınca bu kez aşkın kavram olarak kusurlu olduğuna

    karar verdi. Yaradılışından mücrimdi aşk duygusu. Neticede aşkı yalanlamaktan

    başka varlık hükmü kalmıyordu.

    Ama aşk yalanlanınca da geriye bir tek karanlık kalıyordu.Oysa karanlığa tahammülü yoktu Elif'in.

    Karanlık bir oturursa yüreğinin orta yerine, ona yaşamak kalmazdı.

    Acıydı karanlılğın taşınması, taşınamayan yine de aşkın acısı olsundu.



    Acıyla savrulduğunda iki değirmen taşı arasındaki buğday tanesine benzedi en fazla.

    Savunmasız.

    İki büklüm savrulurken bile isyansız.

    Kimi coşkun azgın atıp duran bir ana damar kesiği, kimi bir taşın kanaması gibi ağır ve sessiz,

    kanadı durdu.

    Bir karar tutturamadı, kalbi sormuyor ki! Bir o duyguya gitti bir bu duyguya geldi. Kimi nefret etti kimi

    yeni baştan sevdi.



    Halden hale geçti.

    Şekilden şekile girdi.

    Aşk onu da kendisine be