Nurullah Genç Hayatı ve Şiirleri - Delinetciler Portal

Nurullah Genç Hayatı ve Şiirleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    Nurullah Genç Hayatı ve Şiirleri

    9 Eylül 1960 yılında Erzurum' un Horasan ilçesinde doğdu. 1983 Yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü bitirdi. Aynı üniversitede Yüksek Lisansını tamamladı. Yine aynı üniversiteden Doktor, Doçent ve Profesör unvanını aldı.

    1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü Sahibi (Yağmur Şiiri ile)

    ESERLERİ

    İntizar, Yağmur, Rüveyda, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Gül Ve Ben, Hüznün Lalesidir Dünya, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Yürüyelim Seninle İstanbul'da, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime.

    Aşkım İsyandır Benim
    yanarım; öyle bakma yüzüme yağmur gibi
    dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
    parlasın gözlerinde sonsuzluk usaresi
    dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
    sevemem, tozlu raflar arasına girmeden
    çöllerim kandır benim
    sevemem, karanlığı bir daha devirmeden
    aşkım isyandır benim

    Nurullah Genç

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. Bileydim Lâyık Olmadığını



    bileydim lâyık olmadığını
    yürür müydüm yollarında

    sen birazı tereddüt
    birazı kan ve gurur
    acılarla beslenen bir zakkum çiçeğisin

    oysa hep ışıl ışıl
    hep rengârenk göründün bulutların ardında
    anlayamadım
    yeşil sadece zehir dumanlı gözlerinde
    özlem sadece tûfan

    her akşam kefen giydi yüreğim kollarında
    her gece bir giyotin
    rüyalarım hıçkırık
    kâbuslarım ölümdü
    ellerin yavaş yavaş beni bataklığına
    beni isyana gömdü

    şimdi kopardım urganlarını
    dostluğum da sensiz, düşmanlığım da
    ırmak ikiyüzlü akar mı sandın
    güneş karanlıktan korkar mı sandın
    git, seninle gitsin pişmanlığım da

    bileydim lâyık olmadığını
    yürürmüydüm yollarında

    Nurullah Genç

  3. Akşam



    Akşam, sihirli tablo; gözlerim kamaşıyor
    Düşünürken akşamsız aleme varanları
    Akşam, periler gibi ufuklarda yaşıyor
    Saçından süzülüyor yıldız çağlayanları

    Biraz sonra evlerin ışıkları yanacak
    Karanlık bir köşede durup dikileceğim
    Pencereden bakanlar beni heykel sanacak
    ''Acaba heykel miyim! '' diye irkileceğim

    Nurullah Genç



    Ansızın



    seni kaybettiğim o günden beri
    içimi dağlıyor hasretin, sızın
    kah gönderiyorsun yalnızlığını
    kah karşıma çıkıyor ansızın

    herhangi bir gecede, dumanlı bir köşeden
    bazen ayın ondördü kadar şehla ve güzel
    bazen bir ejder gibi, bakışları bir kızın
    ızdırab şarabıyla ruhumu sarhoş eden
    kil renkli gözlerini buluyorum ansızın

    herhangi bir zamanda muamma bir şarkının
    dalgın nağmelerinde duyuyorum seni
    ağlayan kirpikleri bazen kumral ve kısa
    uçurtmalar taşıyor göklere nefesini

    bazen karanlıkları örtecek kadar uzun
    alevli saçlarında dağılıyor gül ve gün
    kalbimden bir karanfil koparıyor sonsuzun
    savaşta yenik düşen gemiler kadar üzgün

    herhangi bir denizin efsunuyle yeniden
    her şey sanki yeniden başlayacak derinde
    sönerken mutluluğun nazenin kandilleri
    yaralı bir güvercin görürüm ellerinde
    hayalinde bulurum solgun karanfilleri

    Nurullah Genç

  4. Hicranname

    Aynalarda seni hissediyorum,
    Hayal ırmağının çağıltısında
    Umutların mecnun parıltısında
    Rüyalarda seni hissediyorum...
    .
    Ey dost en güzelin nakışındasın,
    Nurun karanlığa akışındasın,
    Bir denizin sehla bakışındasın
    Dalgalarda seni hissediyorum...
    .
    Şuledar eyleyip sundun elini,
    Tayfuna çevirdin sevda yelini,
    Tutuşturdun yüreğimin külünü,
    Nevalarda seni hissediyorum...
    .
    Yürürken gecenin kalbine doğru,
    Gönlümden beynime vuruyor ağrı,
    Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru,
    Tenhalarda seni hissediyorum...
    .
    Akşamın renginde ay ışığında,
    Bir gül yaprağının kırışığında,
    Bulutta, yağmurda, gökkuşağında,
    Semalarda seni hissediyorum...
    .
    Hüzün gözlerinden ruhuma düşer,
    İçim acılarla yoğrulur pişer,
    Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer,
    Dualarda seni hissediyorum

  5. Yağmur

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

    Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler şahinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

    Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın firçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

  6. Adın Senin



    Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
    Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
    Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
    Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin

    Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
    Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
    Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
    Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin

    Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
    Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
    Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
    Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum

    Memnu bir zerrin kadar edalı ve soylusun
    Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
    Bağbozumunda bile yediveren boylusun
    Gün olur ki, kalbinde gözlerin filizlenir

    Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
    Rüzgarın her busesi içimde kurşun olur
    Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
    Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur

    Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
    Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
    Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
    Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın

    Nurullah Genç



  7. Ayın güle Serenadı



    l

    ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
    hatırla bülbüllerin divane olduğunu

    dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
    önce anlayamamış ona ne olduğunu

    gönderince kalbime ışığını bu gece
    bildim bütün aşkların bahane olduğunu

    şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
    şaşırdım ayın kime pervane olduğunu

    ll
    rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
    bal rengine boyuyor yolları senin için

    dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
    aydınlığa çekiyor kulları senin için

    misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
    sim-ü zerle süslüyor kumları senin için

    senin için ırmağa karışıyor denizler
    can meyvesi kırıyor dalları senin için

    lll
    bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
    uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm

    Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
    güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm

    yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
    ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm

    bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
    seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm



    Nurullah Genç



  8. Bana Özlemin Kaldı



    ey yıllardır içimde besledigim kanarya
    senin o sulusepken, yeşil gözlerin varya
    gökleri denizin elinden aldı
    fırtına delirdi; deniz bunaldı
    kızıl tüylü kanatların firakını
    cekti uzaklara resimlerini
    bana özlemin kaldı

    patikalar ustune yasıverdin adımı
    acımasız,her aksam ciğnedin feryadımı
    ey yıllardır içimde besledigim kanarya
    senin o sulusepken goslerin varya
    sanki bir alev topu, yakar hayallerimi
    her ikindi sonrası ruhumun toprağına
    garip tohumlar gibi atarım ellerini

    sana mahsun bir umut, desemmi bilmiyorum
    sana çılgın bir bulut, desemmi bilmiyorum
    derin bir ucurumda arıyorum kalbini
    ya gel, yabeni unut, desemmi bilmiyorum

    ey yıllardır içimde besledigim kanarya
    senin o sulu sepken yeşil goslerin varya
    ruyalarımı caldı
    sevda ırmagında sular alcaldı
    son bahar ugradı yureğimize
    sararttı gülleri, yaseminleri
    bana özlemin kaldı

    Nurullah Genç





  9. Beni Anlamayışına



    Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
    Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
    Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
    Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
    Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

    Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
    Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
    Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
    Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
    Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
    Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
    Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
    Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
    Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
    Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
    Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
    Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
    Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
    Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
    En güzel güllerini ruhumla alacaksın

    Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
    Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
    İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
    Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

    Sen hala anlamadın sevginin en hasını
    Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
    O, coşkun bir denizin sularına yürürken
    Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
    Gittiği her iklime sevdanı götürürken
    Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

    Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini
    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
    Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
    O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

    Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
    Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
    Feryadı kayaları parçalayan sesine
    Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
    Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
    Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
    Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
    Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
    Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
    Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
    Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    Nurullah Genç



  10. Beni Yakışına



    O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
    Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
    Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
    Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
    Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
    Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
    Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
    Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
    Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
    Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
    Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
    Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
    Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
    Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
    Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
    Ülkem yıkıldı heyhat!
    Ordugâhım da yandı.
    Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
    Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
    İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
    Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
    O'ndan başka ne varsa yandı,
    Yandık sen ve ben.
    O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.

    Nurullah Genç



  11. Benim Şiirim



    Bakmayın çevremi kuşatanlara
    Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
    Issız ovaların nehiriyim ben
    İçimde işliyor derin bir yara
    Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben
    Bakmayın çevremi kuşatanlara
    Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben

    Kapattım kalbimin son kapısını
    Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
    Hafızası ölü nakkaş gibiyim
    Çekiyorum mutsuzluğun yasını
    Ayaklara mahkum bir baş gibiyim
    Kapattım kalbimin son kapısını
    Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim

    Ölümü yaşadım ölmeden önce
    Bana sonsuzluğu beklemek düştü
    Mazide benim de yüzüm gülmüştü
    Uyandım,mutsuzluk geri dönünce
    Ölümü yaşadım ölmeden önce
    Bana sonsuzluğu beklemek düştü

    Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
    Adını yazsana dudaklarıma
    Zaman kan süzüyor kulaklarıma
    Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm
    Haydi takılıver ayaklarıma
    Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
    Adını yazsana dudaklarıma

    Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
    Başımı çevirip gitsem mi bilmem
    Ben ki yaranamam,şakaya gelmem
    Kuruttum bengisu peteklerini
    Karanlık dolu bir dünyada gülmem
    Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
    Başımı çevirip gitsem mi bilmem

    Umutlar sultanı anlayamadı
    Sizler beni asla anlamazsınız
    Biraz sevdasınız,biraz nazsınız
    Kimse benim gibi ağlayamadı
    Belki gülersiniz,inanmazsınız
    Umutlar sultanı anlayamadı
    Sizler beni asla anlamazsınız

    Nurullah Genç



  12. Mezar Taşımdaki Dört Mısraya Bakarken Ağlayışına

    ağlama, sonsuzluğun kapısıdır bu taşlar
    ağlama ki, onlarda feryât etmeye başlar
    neden toprak olduktan sonra geldin yanıma
    bir ömür nerde idin od düşerken canıma
    mâdem acı çekmemi istemiyordun gülüm
    neden yandığım halde, acı çekiyor külüm
    mahrumun olsam bile, ağlama, kabrimde ben
    dayanamam kederlenmene, kahrına rağmen
    eyvah, sende solmuşsun istilâ kıskacında
    sonbahar rüzgarları sevişiyor saçında
    gözlerinde, kırılgan tebessümü akşamın
    nerde, esirgediğin o mağrur ihtişamın
    dünya mı sarsılıyor, yoksa titriyor musun
    ben sana tiryakiyim hâlâ, biliyor musun
    toprağımda tütüyor hayalin, buhur gibi
    her gece bekliyorum gelmeni, sahur gibi
    komşularım soruyor: Kimdir bu nazlı sultan?
    adını anacağım ânda ağarıyor tan
    sen güneşe bakarken, uykuya dalıyorum
    haberini her yani gelenden alıyorum
    bu hayal hakikatin özüdür, rüya değil
    sûretimi görürsün, mezarıma bir eğil
    okursun kitâbemde vardığım son durağı
    bulursun başucumda gülümseyen burağı
    'Hû' sesini fısıldar kulağına taşlarım
    ruhuna kâfur gibi yayılır gözyaşlarım

  13. Bekliyorsun Bir Kurdun Yaldızlı Fermanını

    Bir kurt sesi rüzgârı ağlatırsa içinde
    Gecenin omzuna koy titreyen düşlerini
    Ordadır âh çıbanı
    Ân gelip patlayacak yanardağlar ve ölüm
    Sen şimdi muallâkta bir vezir-i azam mı
    Yedikule bekleyen hünkâr mısın ülkende
    Kan revan yürüyüşler
    Nehir kokan bir mendil bırakmışsın göklere
    Bekliyorsun; bir fidan, bin bir umut ve sonsuz
    Bekliyorsun; gelecek haber güvercinleri
    Bekliyorsun; sokaklar dirilecek yeniden
    Bekliyorsun vefakâr perileri, cinleri

    Kendi parmaklarınla kafes yaptın kendine
    Avuçlarında Bâbil; mahkûmusun bozkırın
    Yılanlar arasından geçmelisin her akşam
    Ardın sıra kırılan kandillerin mahşeri
    Sonra bir dağ başında
    Sonra bir uçurumda
    Sonra zehir damıtan bir şehrin ortasında
    En ıssız günlerini yaşıyorsun kederin
    Bekliyorsun; baktığın her nokta kül ve ateş
    Bekliyorsun; su yüzlü güzelin dermanını
    Bekliyorsun; aykırı doğacak çölde güneş
    Bekliyorsun bir kurdun yaldızlı fermanını

    Hani o son durakta saray açıldı birden
    İki bembeyaz gülün yaprağıydı her sütun
    Başını yasladığın pervazlarda çiçekler
    Baygın kokularıyla sarmıştı denizleri
    Çığlıklar fırtınası
    İpek duruşlu suna
    Susturulan bir devin iniltilerinde kan
    Şimdi darağacında kuşku, sihir ve isyan
    Bir köşeye çekilmiş emanet bekliyorsun
    Hatıralar yurduna ihanet bekliyorsun
    Sanma ki pencereler sana meftun olacak
    Öteden hummalı bir işaret bekliyorsun

  14. Bunca yıkılmış dağlar üstüne

    Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin



    Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden

    Konarak pervazlarına gülüşlerinin

    Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu

    Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde

    Dayanmıştım

    Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime

    Ta ki sevgilim

    Kızaran bir gök bulutu

    Ölümü

    Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin

    Kalbimin haritasına



    Artık ilgilenmiyorum seninle

    Demiştin barut kokan kelimelerle

    Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi

    Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde

    Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta

    Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan

    Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi:

    Ben ancak bir tarih kitabı kadar

    İlgileniyorum seninle...

  15. Uzak dur, uzak duran çiçeğin kokusundan
    Uzak dur başka yöne süzülüp giden sudan
    Uzak dur; karanlığın başını bekleyen kuş
    Uzak dur ki, bakarsın tam göğsünden vurulmuş
    Uzak dur; bir bahar ki, yoluna diken döker
    Uzak dur; gökkuşağı göğüne perde çeker
    Uzak dur rahminde küf taşıyan analardan
    Uzak dur gölgesini görmeyen aynalardan
    Uzak dur beyazından mahrum bırakan canın
    Uzak dur sırlarına gülümseyen fincanın
    Uzak dur güle hasret bırakan aşk kirinden
    Uzak dur ihtirasın kurt kanı şiirinden
    Çemenzârı inciten her belâdan uzak dur
    İçindeki bin yüzlü Kerbelâ’dan uzak dur

  16. O Akşam

    ışıklı tellerine takıldı ayaklarım..
    karşımda alev alev duran kirpiklerinin..
    kapattın yüreğimi karanlık evlerine
    bana kim olduğumu soran kirpiklerinin..
    o akşam yakamozlar gibiydi bakışların..
    akdeniz gözlerinin damlasıydı o akşam..
    sağnak sağnak boşaldın çorak topraklarıma
    tebessümün göklerin cilasıydı o akşam..
    bir anda kelepçeli buldum ellerimi
    varlığın gurbetimin sılasıydı o akşam
    dağları birer birer devirip sana gelmek
    gönlümün en ateşli duasıydı o akşam..
    sakıncalı saatler yaşadım yollarında..
    yüzün sanki sonsuzluk şuasıydı o akşam..
    aldandım bulutlara uzanan ellerine
    bu sevda ömrümün son sevdasıydı o akşam..
    gülleri,sümbülleri kıskandıran endamın
    merhametsiz derdimin devasıydı o akşam..
    oysa anlayamadım ızdırap olduğununu
    içimde bir heyula,bir serap olduğunu
    her lahza çöktüğünü ve harap olduğunu..
    bilemedim ne deniz ne mehtap olduğunu..
    meğer kalbin kalbimin belasıydı o akşam....



  17. GÜL VE BEN

    Gül,yağmurun bir sonraki adıdır
    Gülün mecûnudur bütün çiçekler
    Sonsuzluk gül, sensizlik gül,gül pusat
    Gül cemresi,gül yağmuru,gül hasat
    Gülü sevenlerin yoktur karası
    Kurşundan beterdir gülün yarası

    ***

    Boşalt sadağından dikenlerini
    Düşün binlerce yıl dağarcığında
    Bu derdi kahırla çekenlerini
    Düş yollara ,iki gözün aksa da
    Kavuş güle, gül seni bıraksa da

    ***

    Hasbahçesinde ömrün yakın olmaz bana gül
    Bîzarım ümîdime kurulan her tuzaktan
    Tutuştu o lâcivert hayâle düşen kâkül
    Bakanlar baktı sana;ben uzaktan uzaktan
    Yandı birden korkuyla gözlerine uçan kuş
    Bulutlar aynalara seni sordu ıraktan
    Deniz sanki isyânkâr bir rüyada boğulmuş
    Nehirler aktı sana ;ben uzaktan uzaktan
    Peşimde her âşığın gölgesini taşırım
    Alırım esrârını her devin bir dudaktan
    Dağda haramilerle, kurtlarla ağlaşırım

    ***

    Nurullah Genç

  18. GELMEDİN
    gelmedin son hayal de yanıp yanıp kül oldu
    bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
    şimdi menziller elem,yürek duman,sine çak
    devleri mahkum eden hayatım şimdi helak
    gelmedin yıldırımlar düştü hülyalarıma
    nasıl kıydın be zalim masum rüyalarıma
    sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
    seni her andığımda renk solar,desen yanar

    hangi rüzgar sabırla böyle koşar ardından
    hangi
    el nakış nakış gergef dokur ardından
    susarsam anlatır mı seni göklere tarih
    bensiz olur mu sabah güler mi kara talih
    gelmedin koptu zincir parçalandı anılar
    sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar
    kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin
    bahçesinde açan gül turab oldu gelmedin
    bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek
    heyhat!şair mehtaba bir daha dönmeyecek

  19. BANA ÖZLEMİN KALDI

    ey yıllardır içimde beslediğim kanarya
    senin o sulusepken, yeşil gözlerin var ya
    gökleri denizin elinden aldı
    fırtına delirdi; deniz bunaldı
    kızıl tüylü kanatların firakını
    çekti uzaklara resimlerini
    bana özlemin kaldı

    patikalar üstüne yazıverdin adımı
    acımasız,her akşam çiğnedin feryadımı
    ey yıllardır içimde beslediğim kanarya
    senin o sulusepken gözlerin var ya
    sanki bir alev topu, yakar hayallerimi
    her ikindi sonrası ruhumun toprağına
    garip tohumlar gibi atarım ellerini

    sana mahsun bir umut, desem mi bilmiyorum
    sana çılgın bir bulut, desem mi bilmiyorum
    derin bir uçurumda arıyorum kalbini
    ya gel, ya beni unut, desem mi bilmiyorum

    ey yıllardır içimde beslediğim kanarya
    senin o sulu sepken yeşil gözlerin var ya
    rüyalarımı çaldı
    sevda ırmağında sular alçaldı
    son bahar uğradı yüreğimize
    sararttı gülleri, yaseminleri
    bana özlemin kaldı

  20. 2011-12-12
    ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
    hatırla bülbüllerin divane olduğunu

    dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
    önce anlayamamış ona ne olduğunu

    gönderince kalbime ışığını bu gece
    bildim bütün aşkların bahane olduğunu

    şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
    şaşırdım ayın kime pervane olduğunu

    ll
    rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
    bal rengine boyuyor yolları senin için

    dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
    aydınlığa çekiyor kulları senin için

    misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
    sim-ü zerle süslüyor kumları senin için

    senin için ırmağa karışıyor denizler
    can meyvesi kırıyor dalları senin için

    lll
    bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
    uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm

    Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
    güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm

    yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
    ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm

    bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
    seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm



    Nurullah Genç

  Okunma: 11180 - Yorum: 19