sponsorlu bağlantılar
Müslümanların bilim ve teknolojiye katkıları husûsunda Müslümanlar tarafından kurulan ERKEN RÖNESANS DÖNEMİ'nin Avrupa Rönesansı'na, dolayısıyla bugünkü bilime ve teknolojiye etkileri konusunda Gustav Lebon diyor ki:

"Avrupa'nın kara bir barbarlık içine daldığı bir devrede Bağdat ve Kurtuba gibi, İslâm'ın hüküm sürdüğü iki mühim merkez parlak nurlarıyla dünyâyı aydınlatan bir medeniyetin ocaklarıydı."

Batı Almanyalı bir kadın yazar olan Dr. Sigrid Hunke, şöyle diyor:

"Altı asır önce Pâris Tıp Fakültesi, dünyânın en büyük kütüphânesine sâhipti. Bu kütüphâne, sâdece BİR KİTAP'tan müteşekkildi. Bu kitap bir Müslüman'ın eseriydi. Bu kitap öylesine kıymetliydi ki, Hıristiyan krallarının en mutaassıplarından biri olan XI. Lutwing bile, vukûu muhtemel mühim sıhhî vak'âlarda, özel doktorlarının ancak tek nüshası bulunan bu kitaba başvurabilmeleri için, yüz altın taler ve on iki gümüş mark yatırarak, üzerinde kirâ hakkı tesis etmişti. Kütüphânenin bu bir tek eseri, Yunanlıların ilk devirlerinden îtibâren Milâdın 925. yılına kadar, tıp sahâsında mevcut bütün bilgileri kapsıyordu. Bu sebeple, müteakip beş yüz yıl içinde kendisine hiç bir şey eklenmeyen ve bir Müslüman'ın kaleminden çıkan bu muhteşem dev eser, bütün manastırlardaki mütevazı ve ince hacimli eserlerin bin misline muâdildi[1]."

"Continents Rhases" adı ile 1279'da Sicilya'da tercüme edilerek bütün Avrupa'yı etkisi altına alan ve Hipokrat'tan o zamana kadar geçen devrin tam bir tıp ansiklopedisi olan Hunke'nin bahsettiği bu kitap, Türk Bilim Adamı Er-Râzi'nin "El-Hâvi" adlı eserinden başkası değildi.

Şimdi de Prof. E. F. Gautier'i dinleyelim:

"Rönesans'ın ilk kekeleme anları öyle bir devreye rastladı ki, barbarlıktan uyanmakta olan Avrupa, İslâm Medeniyeti'ne bitkin bir hürmetle bakmaktaydı. Taklidi imkânsız bir örnek karşısında cesâretini kaybeden Batı'nın kolları sarkıyordu. Yalnız Cebir'i değil, diğer matematik ilimlerini de Avrupa kültür dâiresi, Müslümanlardan almış olduğu gibi, bu günkü Batı matematiği gerçekten İslâm matematiğinden başka bir şey değildir[2]."

Bugün bütün dünyânın kullandığı ONLU SAYI SİSTEMİ ve onun 0'dan 9'a kadar olan rakamları, bilim literatüründe ARAP RAKAMLARI olarak geçmektedir. Bu ARAP RAKAMLARI'nı işleyip Batı'ya takdim edenler ise, TÜRK İLİM ADAMLARI'dır[3].

Şimdi, Emmanuel Berl'i dinleyelim:

"Arap rakamlarıyla, Batı'nın bilmediği ve İslâmiyet'ten öğrendiği Cebir ilmi, İslâm Kültürü'nün ihtişâmını göstermeye yetiyordu.[4]"

Fransız Fizikçisi Pierro Curin, Endülüs İslâm Medeniyeti'nin bilime yaptığı katkılar husûsundaki bir değerlendirmesinde şöyle diyor:

"Endülüs'ten bize 24 kitap kaldı, bu sâyede uzaya gittik. İslâm kütüphânelerini yakıp yıkmasaydık, şimdi galaksilerde şehirler kurup yaşıyor olacaktık"

Brifoult'un sözleri ise şöyledir:

"Roger Bacon ve gerekse adaşı, deney metodunu Avrupa'ya sunma şerefini kazanmaya lâyık değildirler. Onlar İslâm İlim ve Metodu'nu Avrupa'ya nakledici olmaktan öteye gidememişlerdir. Deney metodunu kimlerin îcat ettiği konusunda münâkaşaya girişmek, Avrupa medeniyetinin kaynaklarını inkâr etmekten başka bir şey değildir[5]"

Brifoult, bugünkü tabiat ilimleriyle ilim zihniyetinin kaynağının da Orta Doğu Bilim Zihniyeti olduğunu "İnsanlığın Oluşu" adlı eserinde şu sözleriyle vurgulamaktadır:

"İslâm Medeniyeti'nin modern dünyâya en büyük hediyesi ve yardımı ilimdir. Fakat Avrupa'yı yeniden hayâta kavuşturan şey sâdece ilim de değildi. İslâm medeniyetinden gelen daha başka tesirler de Avrupa hayâtına ilk parlaklığı vermişti. Avrupa'nın ilerlemesinde İslâm kültürünün kesinlikle tesirini göremeyeceğimiz bir basamak yoktur. Bu tesirin bütün açıklık, büyüklük ve devam eden gücüyle kendini gösterdiği en büyük zaferlerin kazanılışına sebep olduğu alan, tabiat ilimleriyle ilim zihniyeti olmuştur[6]."

G. Rivoire, Müslüman devletlerin medeniyetleri hakkında diyor ki:

"Bu yükseliş ve gelişmenin sırrını bize Kur'an'ı Kerim'in birçok âyeti ile (Hz.) Muhammed'in hadisleri vermektedir. Bu âyet ve hadisler Müslümanlar'ı ilme, yükseliş ve medeniyete teşvik etmiş, bunu Müslümanlar için dînî bir vazîfe saymıştır."


V-GERGE SARTON'UN TASNİFİ

Orta Çağ Bilim Târihi'nde Abbâsi Halîfesi Me'mun, (786-833) ile başlayan bu bilim çağı, çoğu kere ERKEN RÖNESANS DÖNEMİ, Avrupa Rönesansı ise, GEÇ RÖNESANS DÖNEMİ olarak anılmaktadır.

Tanınmış daha yüzlerce Bilim Adamı'nın literatürde ERKEN RÖNESANS DÖNEMİ'ni hayranlıkla tasvir ettikleri daha binlerce yazı ve görüşler mevcuttur.

İslâm Dünyası'nda ilimlerin en parlak dönemi MS 750-1100 yılları arasında olmuştur. Büyük bilim târihçisi George Sarton'a göre İslâm Çağı olarak anılan M.S. 750-1100 yılları arasında her 50 yıl, o döneme bilimde yaptıkları katkıları ile hâkim olmuş veyâ damgasını vurmuş olan bir ya da birkaç büyük Müslüman ilim adamının ismiyle anılmaya layıktır. Sarton, İLİM TÂRİHİ isimli 5 ciltlik eserinde 750-800 arasına "Câbir Çağı", 800-850 arasına "Harizmî Çağı", 850-900 arasına "Râzi Çağı ", 900-950 arasına " Mesudî Çağı ", 950-1000 arasına "Ebu'l-Vefâ Çağı" adını vermiştir. Ayrıca 1000-1050 arasına "Beyrûnî ve Ibn-i Sînâ Çağı " ve 1050-1100 arasına da "İbnü'l-Heysem ve Ömer Hayyam Çağı" demek gerektiğini belirtmektedir. Bunların 7 tânesi Türk'tür. 1100'den 1300'e kadarki dönemde ise, Sarton'a göre 50'şer yıllık bilim çağlarına artık Avrupa kökenli bilim adamlarının da isimleri konmalıdır. Ama bu arada da onlarla birlikte İbni Rüşd, Nâsirüddin Tûsî ve İbnü'n-Nefis de zikredilmektedir[7].



[1] Hunke, S., Aynı eser.

[2] Döven, Ş., Aynı eser.

[3] Hunke, S., Aynı eser.

[4] Hunke, S., Aynı eser.

[5] Döven, Ş., Aynı eser.

[6] Döven, Ş., Aynı eser.

[7] XV ve XVI

sponsorlu bağlantılar