Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik} - Delinetciler Portal

Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}

  1. sponsorlu bağlantılar
    EVLİLİĞİN VAZGEÇİLMEZİ: PAYLAŞIM

    Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri, yaşlı bir amcayla teyze girmiş, bir masaya oturmuşlar.Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş. Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

    Herkes "Ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyor" diye onları izliyormuş.
    Az sonra fark etmişler ki teyzenin önünde yarım pide ve salata olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor,arada bir de ayrandan bir yudum alıyormuş...Sonunda orada çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:

    "Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım, lütfen izin verin, size bir pide kendim ısmarlayayım" demiş.
    Yaşlı amca:
    "Teşekkür ederiz ama, biz hâlimizden memnunuz. 50 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız" cevabını vermiş.
    Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:
    "Peki ama teyzeciğim, siz neden pidenizi, salatanızıyemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz?"
    Yaşlı teyze cevap vermiş:
    "Dişlerimi..."
    "Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz?"

    Dilerseniz fıkradan gerçek hayata dönelim. Telefonla arayan bir hanım okuyucum, eşiyle yaşadığı problemleri tek noktada özetliyordu:

    "Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz. İşe gidince hiç arayıp sormaz. Ben arasam, sorularımı kısa cümlelerle cevaplayıp telefonu kapatır. Eve gelince de, ya televizyonun karşısına geçer ya da gazete okur. Hafta sonlarını benimle geçiriyor sanmayın. Ya toplantı, ya iş gezisi olur ya da arkadaşlarıyla bir programı vardır. Söyleyin hocam, böyle evlilik olur mu?"

    Bir erkeğin sorunu ise, çok az rastlanan cinstendi. Erkek eşiyle gezmeyi, yemeğe gitmeyi, ona çiçek almayı, kısacası paylaşmayı ve romantizmi çok seviyordu.

    Kadın ise, "Ne gerek var ki gezmeye. Oturalım evde işte. Bu çiçekleri niye aldın? Parana yazık. Solup gidecekler" diye itiraz ediyor, ancak şunu eklemeyi de ihmal etmiyordu:
    "Biliyorum, bütün kadınlar bunları istiyor, bulamayanlar kavuşmak için can atıyor. Ama ben sıra dışıyım. Hoşlanmıyorum işte."

    İlginç değil mi? İlkinde bir kadın, ikincisinde bir erkek paylaşmak için can atıyor. Ama bir türlü evliliğin en vazgeçilmezlerinden olan "paylaşımı" başaramıyorlar.

    Oysa fıkradaki amcayla teyze paylaşmayı başarmışlar ve yarım asırdır gül gibi geçinip gidiyorlar!
    Hangisini tercih ederdiniz? Amca ve teyze gibi kadının hep sırasını beklediği bir paylaşmayı başarmak mı yoksa paylaşamayıp arayışlara girmek mi iyi olurdu sizin için?

    "İkisinin de canı cehenneme" dediğinizi duyar gibiyim. Hani deveye iki seçenek sunmuşlar, "Yokuşu mu seversin inişi mi?" demişler. "İkisini de sevmem" demiş, "düzün suyu mu çıktı?"

    Haklısınız. İki tarafın da memnun olduğu bir paylaşım varken kim ister aşırılığı veya yetersizliği?
    Ne var ki, karşılıklı hak ve beklentilere uygun, iki tarafı da memnun eden dengeli bir orta yolu uygulamanın çok zor, ama çok önemli olduğu yerlerden birisidir aile ortamı. Ama her şeye rağmen paylaşımı oluşturmak ve arttırmak için elinizden geleni yapın. Fakat şunu da unutmayın: Paylaşım en verimli düzeye çıksa bile ikinizin de kendi özgürlük alanı içinde özel zamanları ve özel programları olmalı. Bu gerçeği kabullenmemek de ayrı bir huzursuzluk sebebi çünkü.

    İşe nereden başlamalı?
    Hiç kuşkusuz evlilik dinsel, düşünsel, sosyal, ekonomik, ruhsal, duygusal ve cinsel bir paylaşımdır. Paylaşımın temelini, karşılıklı beklentiler oluşturur. Sorun, beklentilere cevap verilmediği zaman ortaya çıkar. Ya paylaşacaksınız ya da geçerli bir mazeretiniz olacak. İkisi de yoksa, kendinizi boşuna savunursunuz.

    Neyi paylaşacaksınız?
    Zamanı, bilgiyi, görgüyü, yemeği, duyguları ve daha birçok varlığınızı.
    Peygamberimizin (a.s.m.) evliliğe dair tavsiyelerinden çıkardığımız sonuca göre, adaylar "karşılıklı denklik ve uyuma, dindarlık ve güzel ahlâka, sevgiye ve özgür seçime" dikkat etmek zorundadır.

    Bütün bu özellikler verimli ve yeterli bir paylaşım için son derece önemlidir. Söz gelişi, kadınların en çok şikâyet ettikleri sorunlardan birisi, eşlerinin kendileriyle az konuşmasıdır. Gerçekten eşlerin yaşadıkları günü değerlendirmeleri, ileriye dönük programlarını birbirlerine aktarmaları, bir haberi, bir bilgiyi paylaşmaları çok önemlidir.

    Ancak eşinizle aranızda eğitim ve kültür bakımından bir uçurum var ve siz onu azaltmak için kendinizi geliştirme yönünde hiçbir çaba harcamıyorsanız, nasıl diyalog kuracaksınız? Eğer böyle bir problem varsa, yapacağınız tek çözüm var: Kendinizi geliştirmek ve birbirinize yakınlaşmak.

    Eşinizin ilgi alanlarına dikkat ediyor musunuz? Neleri izliyor, neleri okuyor, nelerin plânını yapıyor? Onu neler üzüyor, neler mutlu ediyor? Sakın hanımlar, "O da benim pembe dizilerime ilgi duymuyor?" ya da erkekler, "O da benim izlediğim maçlara ilgisiz" demesin. Çünkü her ikisi de sizin evliliğinize bir mutluluk katmaz. Aksine sizi birbirinizden uzaklaştıracak ve yalnızlığa itip yakınmalara yol açacak iki sebeptir.
    Özellikle dindar insanların eşlerinde görmek istedikleri ilk ve en önemli özellik, "dinini bilen ve yaşayan bir insan" olmalarıdır. Bu da başta kitap okuyarak, eğitim ve kültürel ağırlıklı sosyal faaliyetlere katılarak kendinizi geliştirmekle mümkün.

    Eşinin kitap okumadığından yakınan bir erkek, bulduğu formülü şöyle anlatmıştı: "Kitap okuması için para bile veriyorum. Ama yine yeterli seviyede okumuyor." Kadınlar ise, eşlerine kitap okutmak konusunda büyük ölçüde çaresiz. Eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir erkeğin cevabı şu oluyor: "Ben okumayı sevmem, bilmiyor musun?"

    Okumayan ve kendilerini geliştirmeyen eşler, hangi düşünceyi paylaşacaklar? Ne konuşacaklar, birbirlerine neyi anlatacaklar?

    Elbette eğitim ve kültür seviyesi eşit değil diye paylaşım çabanızı bir kenara atmayın. Çünkü, tam istediğiniz gibi olmasa da duygu ve düşünce paylaşımını sürdürün. Birbirinize fıkra anlatmak bile kilitli bir ağızdan daha iyidir.

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. Eş Seçimi

    Hayatımızın önderi Hz. Peygamberimiz, "Evlenirken eşini seçmede çok dikkatli olun. Denginizle evlenin. Çocuklarınızı da dengiyle evlendirin. Çünkü huy ve karakter soya çeker" buyuruyor.

    Rivayet edilen hadisler bu kadarla kalmıyor, bir diğerinde "Hayrı ve iyiliği güzel yüzlülerin yanında arayın" buyuruyor.

    Demek ki eş seçiminde, kesinleştirimiş ve sınırlanmış pencerelerden bakmak, yalnızca güzellik, yalnızca asalet, zenginlik, unsurlarından birini öne plana çıkarmak yeterli olmuyor. Dini hassasiyetlere sahip, aynı zamanda kişiliği gelişmiş kimselerin tercih edilmesi, ömür boyu sürebilecek mutlulukların kapısını aralıyor.

    Kişiliğini bulamamış gençlerin hayati manaları kavramasını beklemek muhal olur. Aynı kişilerden hayat düsturları olacak dini bilgileri, kalıcı ve ebedi sevgiyi, önderlerine sıkı sıkıya bağlılığı da beklemek manasız olur. Zira ehemmiyetini kavrayamadıkları düsturlara riayet etmelerini ve bunun uzun süreli olmasını istemek bir hayalden öteye geçemez.

    Kişisel bağımsızlığını elde edememiş, kendisi ve kendi hayatı hakkında karar verme yetkisi elinden alınmış gençlerin zorlandıkları evliliklerde intihar ve ihanet olayları yaygın olarak yaşanır. Bu durumda, ailelerin uygun görmesi sonucu, gençlerin rızası alınmadan, kurulan zoraki yuvalar, kurulduğu kadar hızla yıkılır. Bu ailevi "uygun görme", hayırlı nesillerin yetişmesi için atılmış bir adım olarak görülse de, birbirlerine sevgi ve sadakatla bağlanmayı daha en başında bir kenara itmiş olan çiftlerin, sağlıklı nesiller yetiştirmeyi de başaramayacakları kesin gibidir.

    Uyumsuz evliliklerde, bırakınız sağlıklı çocuklar yetiştirmeyi, sağlıklı kişler bile sağlam kalamaz. Bizzat kendileri bir süre sonra, ailelerine, anne-babalarına rahatsızlık veren, çevrelerine huzursuzluk dağıtan bireylere dönüşürler. Bu durumda evliliğin bu hale gelmemesi, aynı zamnada da gençlerin deneyimsizliklerinin, duygusal kararlarının, sorunlara, sorunlu evliliklere, sorunlu evliliklerden neş'et edecek, toplumu zora sokacak, her tavrı geçimsiz, her davranışı problem çocukların yetişmesini önlemek için, ebeveynlerin tecrübesi ve sağduyusuyla, gençlerin hassasiyeti ve duyguları el ele verip mutlu yuvaların temeli atılmalıdır.

    Peki mutluluğu hedeflemiş, yalnızca kendilerini değil yetiştirecekleri çocuklarla etkileyecekleri, yön verecekleri geleceği de düşünen gençler, evlenecekleri kişilerde ne tür özellikler aramalıdır.

    Öncelikle dikkat edilecek husus her iki tarafın da iyi ailelerden gelmesidir. Aksi halde zaman içinde orataya çıkabilecek sorunlar olacaktır.

    Kültürel gelişimini tamamlamış olmalı ve sizinle aynı ortak paydada birleşecek estetik görüşleri olmalı.

    Toplumda aldığı görevleri hakkıyla yerine getirecek yeterlilikte olmalı.

    Her kişi eşinde kendi güzellik değerlerine yakın nitelikler bulabilmeli. Doğru, mühim olan ahlak güzelliğidir, ancak eşlerin birbirlerini fiziksel açıdan da beğenmeleri evliliklerini güçlendirecektir.

    Özellikle hanımın serveti ve sosyal konumu eşininkinden daha yüksek olmamalı.

    Her iki tarafın evleneceği kişiyi mutlu edecek kuralları, yaşama sanatını, sorun giderme ve çözme becerilerini elde etmiş olmalı.

    İnançlara ve aile hukukuna saygılı davranacak melekeleri kazanmalı. Kendi inançlarına uygun yaşamalı, sizin değerlerinize de saygı duymalı. Bu görüşü yanlızca dini kavramlarla sınırlı tutmayınız, çeşitli değer yargıları, beğeniler ve idealleri de dail ediniz.

    Evliliğe hazırlanan çiftler, anneliğin babalığın ne olduğunu bilmeli. Yeni yeşerecek nesillerin kendi ellerinde olduğunu bilmeli.

    Evini, yuvasını sevme kabiliyetine sahip ve onu korumak-kolllamak için elinden ne geliyorsa yapmaya hazır olmalı.

    Özellikle beylerin bir ev geçindirecek kadar maddi imkanları oluşmuş olmalı. Hanımların da maddi sorunlarla karşılaşınca sabredecek gücü olmalı. Unutulmamalı ki en hayırlı zevce yükü en hafif olandır.

    Evlenecek kişiler birbirlerinin çeverelerini, sosyla ilişkilerini tanımalı, kavramalı, buna göre bir yön belirlemeli. Kendi istekleri doğrultusunda değişiklik yapılmasında ısrarcı olmamalı.

    Evleneceği kişiye bir ömür birlikte yaşayacağı güvenini vermeli, itimadını kazanmalı. Sevgi ilk şart, saygı ise kalıcı şart olarak benimsenmeli. Saygıyo-ı kazanamamış bir evlilik de yıpranacak şeylerin başında sevgi gelir. O da gittikten sonra geride pek fazla bir şey kalmaz.

  3. Aile içi huzur ve mutlulukta duygusal iletişimin muhteşem bir etkisi vardır. Belki de çoğu kimsenin basit ve küçük görüp önemsemediği ayrıntılar eşsiz bir mutluluğun sırlarını taşıyabilir. Bir takdir, bir iltifat, duygu yüklü bir cep mesajı veya bir şiir, eşinizi memnun eden bir sürpriz, küçük bir jest, hayal bile etmediğiniz güzelliklere vesile olabilir.

    Çoğu kimselerin ihmal ettiği duygusal iletişim, bedene canlılık veren bir ruh gibidir. Bazen karamsar ruh hâlini coşkuya dönüştürür, bazen bir hatayı affettirir. Neredeyse bedelsiz elde edeceğimiz bu kazançlar için yapacağımız, biraz duyarlı olmak, ayrıntılara dikkat etmek, fırsatları değerlendirmektir.

    Evliliğimin ilk aylarında eşim ev eşyalarının yerini değiştirir ve benim fikrimi sorardı. İlk zamanlar pek önemsemez, ilgisiz cümlelerle geçiştirirdim.

    Duygusal beklentilerine cevap verin
    Kafamda başka şeyler vardı çünkü. İş yerinde aşırı derecede meşguldük. Çoğu kez akşam yemeğine geç geliyordum; bazen iş ve toplantılar gecelerimizi bile dolduruyordu. Hazırladığım yazılar, diziler, yetiştirmek zorunda olduğum araştırmalar beni başka bir şey düşünemez hâle getirmişti. Bir de kira ve taksitler yüzünden aylık masraflarımıza bile yetmeyen maaş olunca, sehpadan, vitrinden bana neydi?
    Eşim birkaç ayda bir evde küçük değişiklikler yapıyor, hatta bazen ilk şekline çeviriyordu. Ama artık takdir ve iltifat etmeyi öğrenmiştim. Görüşümü sorduğunda verecek cevabım vardı:
    - Ne kadar güzel olmuş, oda daha ferah bir görünüm kazanmış, diyordum.
    Doğru; işim çoktu, zihnim meşguldü. Ama evde bunları düşünmek yerine ailemin duygusal beklentilerine cevap versem daha iyi olmaz mıydı? İlgimi gösteren bir davranış, iki kelimelik bir takdirle ne kaybederdim?
    Belki ev eşyaları biz erkekleri kadınlar kadar ilgilendirmez. Zira ev daha çok hanımların ülkesidir. Erkeklere göre zamanlarının çoğunu evde geçirirler. Ev eşyaları, onların yerleştirilmeleri, ara sıra yapılan değişiklikler onlar için çok önemlidir. Bize düşen de, gelişmelere seyirci olmak değil, katılmak ve takdir etmekti.
    Belki küçük ayrıntılardı, ama insanın huzurunu etkileyen her şey önemli değil midir?

    Bir hanımefendinin romantizm yakınması
    Samanyolu TV'de bir aile programına katılmıştım. Konumuz, ailede romantizm idi. Monoton giden, belki de bazen zevksizleşen hayatımızı bir anda cazip ve neşeli hâle getiren jestler, sürprizler, ilginçlikler ailemiz için gerekliydi. Hediyeleşen ve bunu bize tavsiye eden, hanımıyla koşu yarışı yapan bir Peygamberin (s.a.v.) ümmetiydik. Biz de eşlere, güneşin doğuşuyla batışını birlikte izlemekten, sahil kenarında dolaşmaya, mehtap altında sohbetten yağmurda ıslanmaya, hatta birlikte kartopu oynamaya kadar bir dizi tavsiyelerde bulunduk.
    Derken bir hanımefendi telefonla canlı yayına katıldı. 35 yaşındaydı ve evleneli 20 yıl olmuştu. Dört çocuğu vardı. Kocasına romantik tekliflerde bulunduğundan, ancak hep olumsuz cevap aldığından yakındı.
    - Meselâ bir gün kar yağıyordu, dedi. Eşime dışarıda el ele tutuşup kar altında yürüme teklifinde bulundum. "Yahu hanım, ben donuyorum, sen kar altında yürüyelim diyorsun" diyerek karşı çıktı. Bir gün kendisine, akşam sofrasına mumları dizsem ne diyeceğini sordum. "Hayrola, elektrikler mi kesilecek, derim" cevabını verdi. Söyler misiniz, ben ne yapayım?
    Biz de eşinin uygun gördüğü ölçüde sürprizlere ve jestlere devam etmesini, belki zamanla onun da bu konuda gelişip ortak bir noktada buluşabileceklerini anlattık. Evet, aşırıya kaçmamak şartıyla romantizm güzel ve gerekliydi; ancak bu yüzden aileyi huzursuz etmek de yanlıştı. Sonuçta dört çocukları ve huzurlu bir yuvaları vardı.
    Küçük jestleri önemseyin
    O gün işten çıkınca tatlı alıp eve geldim. Karşılama faslından sonra salona girmeye niyet ettim, ama eşim ve iki çocuğum önümü kesti:
    - Şimdi girme, az sonra, dediler.
    Acaba az sonra ne olacaktı? Mutlaka bir sürpriz vardı.
    Birkaç dakika sonra giriş izni çıktı. Kapıdan içeri girerken oğlum müzikli kartpostaldan "Aşk Hikâyesi"nin müziğini dinletiyordu. Yemek masası çiçeklerle süslenmişti. Teşekkür ederek masaya oturdum. Tam yemeğe başlayacaktım ki, hanım önceden yazdığı bir sayfalık sevgi ve duygu yüklü bir yazıyı okudu. Anlaşılan bizimkiler televizyon programından oldukça etkilenmişlerdi. Doğrusu, bu sürpriz benim de hoşuma gitmişti.
    - Madem öyle, dedim, durun o zaman, önce bir dua edelim, sonra yemeğe başlayalım. Çünkü nimete şükretmeyi unutursak, Allah bizi unutmadığını bir musibet veya tatsızlıkla gösterebilir.
    Gerçekten de, sevinçten uçarken şükrü unuttuğum zamanlar, bazı sorunlar çıkmış ve elimdeki nimet bana zehir olmuştu. Hemen dua edip, bizlere bu nimetleri ve şu mutluluğu veren Rabbimize hamd ettik.
    Yemeğimizi afiyetle yiyip cemaatle namazımızı kıldık. O sürpriz yemeğin olumlu etkisi, günlerce devam etti. Demek küçük jestler bazen yeni mutluluklar getirebiliyor.

    "Olan oldu" demeyin!
    Psikolog bir arkadaşım anlatmıştı. Eşi de kendisi de çalışıyordu. Bir akşam eve birkaç saat erken gelmiş. Güzel yemekler pişirmiş. Masaya çiçekler koymuş, servis düzenini hazırlamış. Hanımı eve girdiğinde hiç beklemediği bir jestle karşılaşınca sevinçten çığlık atmış.
    Eve yorgun gelirken "Acaba bu akşam ne pişirsem?" diye plânlar yapan bir kadının, hem bu zahmetten kurtulup hem de renkli bir sofrayla karşılaşmasının sevincini tahmin edebiliyor musunuz?
    Tabiî duygusal iletişim bazen olumsuzlukları görmemeyi gerektirir. Bir arkadaşım anlatmıştı. Sabah basit bir tartışmadan sonra işe gitmiş. Az sonra eşinden sitem ve kahır dolu bir mesaj almış. Hak etmediği bu mesaja karşılık daha sitemkâr ve alıngan bir mesaj yazarken birden şöyle düşünmüş:
    "Ben ne yapıyorum? Bu yaptığım yangına körükle gitmek değil mi? Pekâlâ geçici bir alınganlık bu. Eğer cevaplarsam kökleşir, iyi bir mesaj yazarsam düzelir."
    Hemen vazgeçip hiç olmamış gibi davranmış. Akşam eve gittiğinde gülümseyen bir çehre, sevinçli bir hal ve iltifat dolu cümlelerle mutfağa girmiş. Buna şaşıran eşi:
    - Sen attığım mesajı almamışsın herhalde, demiş.
    O da hiç bilmiyormuş gibi:
    - Hangi mesajı, diye sormuş. Yine bana o sevgi dolu enfes mesajlarından mı yollamıştın? Zararı yok. Şimdi ezberden söylersin.
    Hanımı açıklamış:
    - Senin sandığın gibi değildi mesajım, olumsuzdu.
    - Şaka yapma, sen olumsuz mesaj yazamazsın.
    - Yani gelmedi mi mesajım?
    - Galiba.
    Sevinçten gözleri gülmüş:
    - İyi ki ulaşmamış, demiş.
    Böylece yuvalarını sarsacak bir fırtınayı kolayca atlatmışlar. Erkek:
    - Beni öfkeden ve kalp kırmaktan koruyup sabır ve anlayışın yolunu gösteren Rabbime hamd olsun, diye dua etmiş.
    Bazen de yoğun iş ortamında ihmallerimiz olur. Ancak asla "olan oldu" demeyip telâfi etmek gerekir. Bir yaz tatiliydi. İşe gittiğimde çocuğumdan bir cep mesajı aldım. "Seni bir yere sakladım. Bulsana" diye başlıyordu mesaj. Altında ne var diye devam ettikçe, "Ara, ara" diyor, ama epey bir aşağılara kadar boş bir ekran devam ediyordu. Neden sonra mesaj, "Babacığım, kendini neden telefonun içinde arıyorsun ki? Sen benim kalbimdesin" diye bitiyordu.
    Güzel bir mesajdı. Vereceğim cevap da acele olmamalı ve güzel olmalıydı. Bu düşünceyle uygun bir zaman kollarken cevap vermeyi unutmuştum. Çocuğum sabah mesajı hatırlattı bana.
    - Baba, dedi. Mesajıma niçin cevap vermedin?
    Tam cevap vermeye hazırlanıyordum ki, devam etti:
    - Biliyorum, çok yoğundun, işlerin çoktu ve fırsat bulamadın.
    Fena bir şekilde köşeye sıkışmıştım.
    - Ama gerçekten öyleydi. Cevap vereceğim, diyebildim.
    Vedalaşıp işe doğru çıktım. Hemen otobüste mesaj yazmaya başladım. Öyle güzel olmalıydı ki, hem gecikmeyi telâfi etmeliydim, hem de birkaç adım öne geçmeliydim. Neredeyse yarım saat uğraşarak, şu şiiri yazdım:

    Sen benim bebeğimsin, henüz bugün doğmuş gibi,
    Sen benim meleğimsin, omzumdaki bir kuş gibi,
    Ne uzakta ararım, ne kaybetmekten korkarım,
    Sen benim meleğimsin, sensiz kanım donmuş gibi.

    Mesajı alınca sevinçten uçmuş. Hemen bana yeni bir mesaj geldi. Cep telefonumda, eşim, çocuklarım ve bazı arkadaşlarım için ayrı ayrı mesaj klasörleri vardır. Önemli mesajlarını saklar, cevaplar yazarım. Kimi çok çalışan insanlar, "Bunca yoğun iş arasında zaman ayıramam" diyebilir. Bu itiraza vereceğim cevap uzundur. Ama şu kadarını söyleyebilirim: Onlar bana zaman ayırıyorlar da ben niçin ayırmayayım? Üstelik problemi az bir aile, size destek olurken, ihmal edilmiş ve duygusal ihtiyaçları karşılanmamış aile fertleri size sorun çıkarıp işinizi engeller. Onları kendi hedeflerinize yardımcı etmek varken, ihmallerinizle sorun çıkarmaya ne gerek var?

    Ortak aile bilincini oluşturun
    Duygularınızı bazen mektupla da anlatabilirsiniz. 20 Nisan doğum günümdü. Çocuklarım büyüyüp ilgi duyana kadar doğum günü kutlaması nedir, bilmezdim. Ama onlar isteyince, o günü diğerlerinden biraz farklı geçirmeye başladık. Kutlamalar hediye, ikram, farklı bir yemek tarzında olabiliyordu. Ben geçenki kutlamada, "Aileme Mektup" başlığıyla iki sayfalık bir yazı yazdım. İçinde hepsine yönelik ayrı ayrı iltifatlar, toplu bir durum değerlendirmesi, bir nefis muhasebesi, bir sorgulama vardı. Ayrıca cevabı uzun sorular, görevler, hedefler sıraladım. Zaman zaman hep birlikte okuyoruz.
    Mektubuma yazılı ve sözlü cevaplar aldım. Gördüm ki, olumlu ifadelerim müthiş etkilemiş! "Bizim ailemiz", bilincine katkıda bulunmuş.
    Unutmayın! Ailece yapılan faaliyetler "ortak aile bilinci"nin oluşmasını sağlar. Birlikte yenen yemekler, kültürel faaliyetler, geziler, misafirlikler, hep "bizim ailemiz" anlayışını geliştirir ve aile fertlerini birbirine duygusal halatlarla bağlar.
    Evet, ailedeki eşinizin ve çocuklarınızın bir duygu deposu vardır. Bu depoyu, sevgi, şefkat, ilgi, önem, değer, fedakârlık, af ve hoşgörü gibi duygularla doldurmanız gerekir. Kuracağınız duygusal iletişim, bazen söz, bazen yazı, bazen bir davranış olur. Tümü bir araya geldiğinde, sadece mutluluk ve huzur getirmekle kalmaz, sizi ve ailenizi vazgeçilmez yapar. Herkesin, "En güzel aile benim ailem, en iyi eş benim eşim, en iyi çocuk benim çocuğum, en iyi anne baba benim anne babam" demeye ihtiyacı var. Ama bunu diyebilmek, ömür boyu duygusal iletişimi canlı ve başarılı tutmak, sürekli doğru ve iyi davranışlar sergilemekle mümkündür.
    Yılların, ilişkinizi yıpratmasına izin vermeyin.
    Sanki bugün evlendiniz!
    Sanki çocuğunuz bugün doğdu.
    Ve siz evrensel bir yarışmaya katılmışsınız ailecek.
    Hep birlikte dünyanın en güzel ailesini oluşturacaksınız.
    Süreniz ömür boyu, sonuçlar ahirette açıklanacak, ödülü hem dünyada, hem ahirette mutluluk.
    Var mısınız?

  4. Evlilik nedir?

    Evlilik bir sanattır; ailemizdeki mutluluğumuzu sürdürebilmemizde sanatımızı nasıl icra etiğimizle yakından ilişkilidir. Hangi dallarda mı sanatımızı göstermemiz gerekli, gelin kısaca göz gezdirelim.

    Evlilik, güzel ve etkili konuşma sanatıdır.

    Güzel görebilme ve güzel düşünebilme becerisidir.

    Karşınızdakini anlayabilme (empati) ve kendinizi anlatabilme yeteneğidir.

    Karşınızdakinde görmek istediğiniz bütün güzellik, iyilik, olgunluk hallerini önce kendinizde gerçekleştirmeye çalışmadıkça hiçbir şey istediğiniz gibi gitmeyecektir.

    Aradığınız niteliklerde bir insan bulma gayretinden önce aranılan niteliklere sahip bir insan olmayı gaye edinmeliyiz.

    Henüz evlenmemiş olanlar, kendinizi mutlaka evlilik öncesi becerilerle donatmalısınız.

    Evlenmiş ve bu yolda epeyce ilerlemiş olanlar, sizi rahatsız eden ve yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, evlilikle ilgili becerilerinizi kontrol etmeye başlamanın tam sırası. Hatayı karşı tarafta arama yanılgısına düşüp işleri iyice zorlaştırmayın.

    Sorunlar tek taraflı olarak gelişmemiş olabilir ama işe başlayacağınız nokta eşinizi düzeltmek değil, öncelikle kendinizi düzeltmektir.

    Evlenmeden önce taraflar genellikle birbirlerini olumlu ve güzel yönleriyle tanımaktadırlar. Bu gayet doğaldır, her iki tarafta birbirine bu yönlerini gösterme gayretindedirler ve bazen bu konuda aşırıya bile kaçılır. Ya sonra? Sonra, taraflar evlilikten sonra bambaşka insanlar mı olurlar ki ben seni tanımamışım veya seni bana yanlış tanıtmışlar atışmaları başlar?

    Her şeyden önce evliliğimiz için değerli, özlenilen, mutluluk ve huzur veren bir hedef belirlemeliyiz. Eşimize olan sevgi ve muhabbetimiz, bizim için bu hedefe ulaşırken göstereceğimiz çabada en önemli desteğimiz olacaktır. Birlikte bir ömür geçirmeyi istediğimiz insanla beraberliğimizin yürümesi için bazen tek başına muhabbet yeterli olmamaktadır. İşte böyle durumlarda şaşırıp kalmamak için muhabbetimize yön verecek ve (belki de anlamlandıracak) becerileri kazanmalıyız. Sadece fedakarlık mutlu ve huzurlu bireylerin oluşumu için yeterli bir gayret değildir. Belki mutluluğun oluşumu için uğraş vermek zor geldiğinden sığındığımız, sorunlara sebep olarak gösterdiğimiz bir nedenden başka bir şey değildir

  5. Hatırlamak, Hediyeleşmek ve Mutlu Etmek

    Hatırlanmayı kim istemez değerli dinleyenler. Doğum günümüz olduğunda dostlarımızın, eşimizin hatırlamasını bekleriz. Evlilik yıldönümümüz olduğunda da. Kandilllerde bayramlarda, hatırdan çıkmayı ise asla kabul edemeyiz. Kapılara diker gözlerimizi, bazen çetele bile tutarız kim geldi, kim gelmedi diyerek.

    Eşler arasındaki en önemli şeydir hatırlanmak, belki de önemsenmekle eşdeğer tutulduğu için bu kadar manidar gelir özel günlerin hatırlanması. Aslında hatırlamak yanlızca cümlelerle ifade edilebilecekken bunu küçük bir heiye ile pekiştirmek, yanlızca eşinizi mutlu etmekle kalmayacak, evliliğinizin de daha mutlu geçmesini sağlayacaktır.

    Peki hediye almak için özel günlere ihtiyacımız var mı? Bu sorunun cevabını biraz erteleyelim ve yeni bir soru yöneltelim size, bir arkadaş ziyaretine giderken küçük bir buket yaptırmak için arkadaşınızın doğum günü mü olması gerekiyor yoksa bunu bir nezaket, mü'mince bir davranış olarak mı görüyorsunuz? Akşam oturmalarına gittiğiniz aile dostlarınıza eliniz boş gitmek neden size bu denli ağır geliyor, yoksa gönüllerini alamamak mı sizi endişeye sevk ediyor veya sizin için yapacakları bunca zahmet için onlara teşekkür mü etmek istiyorsunuz?

    Elbette bir nedene ihtiyacınız yok, çünkü insan sevdiklerini sevindirmek, mutlu etmek, mutlu görmek ister. Hayatınızı paylaştığınız eşiniz için de aynı şeyler geçerlidir. Sebepsiz ve bahanesiz hediyeler, küçük jestler onu da sizi de mutlu edecek önemli şeylerdir. Posta kutunuza onun için küçük bir not bırakın "nedensiz". Eve dönüşünüzde tek bir çiçek alın "nedensiz". Hanımlar da eşlerine çiçek alsınlar, çiçek yanlızca hanımlar için yaratılmamıştır. Gün içinde, işlerinzin arasında eşinizi arayıp hem bir dost, sevecen bir ses işitin gönlünüz açılsın, hem de kendi dost ve sevecen sesinizi duyurarak eşinize gülücükler hediye edin.

    Hediye almanızın mümkün olduğu zamanlarda da gerçekten isteyeceği ve hoşlanacağı şeyleri düşünerek seçim yapın. Size armağan edlienler için ise, onun sizi sevindirmek için alındığını unutmamanızı tavsiye ederiz. Eğer eşiniz size bir parfüm almış ise onu bir köşeye bırakmayın, özellikle kullanın. Eğer bir giysi almışsa, fazla hoşlanmasanız bile fırsat buldukça giyin. Bunu yaparken, beni sevdiğin ve düşündüğün için teşekkür ederim demiş olursunuz.

    Hediye seçerken çok değerli takılar, kıyafetler veya parfümler satın almak zorunda değilsiniz. Önemli olanın hediye değil, onun arkasındaki düşünce olduğunu unutmayın. Zaman zaman yazacağınız küçücük bir not, sevimli ve duygusal bir mektup eşiniz için çok daha değerli olacaktır.

    Eşinize kendinizi, zamanınızı, ilginizi ve sevginizi her gün armağan edebilirsiniz. Sabahları eşinize "seni mutlu edebileceğim veya senin için yapabileceğim bir şey var mı" diye sorarak başlamanızın evliliğinizi nasıl etkileyeceğini tahmin edebiliyor musunuz?

    Bu gün veya her gün veya sık sık eşiniz için, aslında kendi kendine yapabileceği bir şeyler yapın. Onun için alışveriş listesi hazırlayın, yürüyüşünde eşlik edin, çayını siz ikram edin, toplantı notlarını düzenleyin, veya ertesi gün giyeceklerini siz seçin....... Bunların hepsini eşiniz, eviniz, mutluluğunuz, aileniz ve çocuklarınız için yapın.

  6. Güzel İnsanların Güzel Ailesi

    İslam hayırlı zevc ve zevceyi çok üstün tutmaktadır.

    “ Erkek hanımına, hanım da ona baktıklarında Allah (c.c.) onlara rahmet nazarı ile bakar ve ellerini ellerine aldıklarında günahları parmakları arasından dökülür. (1)

    “ Allah (c.c.) erkeğin ailesi ile latifeleşmesinden hoşlanır ve bundan dolayı ikisine de sevap yazar. Ve rızıklarını da helâlinden artırır. (2)

    “ Müslüman erkeğin hayırlısı, annenin çocuğuna lütuf ve merhameti gibi hanımını okşayan, ona acıyan, lütfeden, tatlılık ve yumuşaklıkla muamele edendir. Bunlardan her birine, her gün sabredici ve sevabını Allah-u Teâlâ’dan bekleyici oldukları halde Allah yolunda cihat ve gazada ölmüş yüz şehit sevabı verir.

    “ Kadınların en hayırlısı, iyisi, Allah-u Teâlâ indinde günah olan şeyden başka kocasının istediği her şeyde, onu memnun ve mesrur edendir. Eşine iyilik yapanlardır. Böyle olan kadınlar her birine günde sabreden ve sevabını Allah-u teala’dan bekleyerek, Allah yolunda harp edip ölen bin şehit sevabı verilir. (3)

    “ Müminlerin iman cihetinden kuvvetlileri ve âhlak cihetinden en güzelleri âile fertlerine lütufkâr olanlarıdır. (4)

    Kutsal kitabımız Kur’an-ı kerim’in nisa suresi 34. ayetinde yüce rabbimiz “er-ricâlü kavvâmune alennisâ” buyuruyor ki: “ Beyler hanımlar üzerine görevli ve hakimdirler” demektir.

    Ayet-i kerime’de geçen “kavvam” kelimesi; bir şeye bakan, muhafazasına görevli, işlerini çekip çeviren anlamına gelen “kaim” kelimesinin mübalağa sigasıdır. “Son derece, ileri derecede kaîm” demek olur. Bu tabir ailede erkeğin kadına hakimiyetinin zalimane ve despotça değil mertçe ve centilmence olacağına işaret ediyor. Anlaşıldığına göre erkekler, evlerinin, eşlerinin, aile ve çocuklarının dünyevî ve uhrevî tüm işlerini titizlikle yürütmek, onları görünen, görünmeyen her tehlikeden olanca güçleriyle korumak, iki cihan saadetlerine basiretle sağlamak, maddi ve manevi menfaatlerini aşırı bir ihtimamla kollamak görevine, yüce Allah tarafından tayin edilmişlerdir, ama şartlı olarak! Bu ayet, bir taraftan erkeğin aile reisliğini tescil etmekle beraber, öbür yandan da kadınların korunup, kollanmasını ihtar eyliyor, kadınların itibar, kıymet ve faziletini gösteriyor. Ve özellikle, erkeklere Allah tarafından verilen bir selâhiyetin arkasında, vazifelerini tam yapmadığı takdirde sorumlu tutulacağı tehdidini de ihtiva ediyor.

    Bugün kaç aile reisi, bu sorumluluğun şuurundadır!

    Binlerce Müslüman aile, karısı, kocası ve çocuklarıyla, İslam’dan bihaber yaşıyor maalesef! Onlar için ana hedef para, lüks ve konfor olmuş, Allah’ın emirleri, yasakları unutulmuştur.

    Birçok aile de kendi içinde çekişme ve bunalımda; ya bey, ya hanım, ya da yetişen çocuklar İslamî bilgiden yoksun, imanî şuurdan mahrum durumdadır.

    Şaşılacak bir şey ki bazen de hanımların beylerden daha şuurlu olduğu, erkeklerin onları çekip çevirip yönetmesi gerekirken, onların beylerini kurtarmağa çırpındığı görülüyor.

    Nitekim ben de gittiğim şehir ve kasabalarda, dolaştığım dış ülkelerde, beylerinden çok daha dindar ve mücahit nice hanımlar gördüm. Allah kendilerinden razı olsun. Onların iman kuvveti, hizmet aşkı ve himmeti maalesef eşleri olan erkeklerde yok. Bu kahraman hanımlar, evin bin bir meşakkatli işi ve çocuk yetiştirme güçlükleri yanı sıra bütçeye malî destek olacak işler yapıyor, namaz kılmayan haylaz kocalarını yola getirmeğe, inançsız olan eşlerini irşat etmeğe, içki içen beylerini vazgeçirmeğe, kumara dadanmış aile reislerine çoluk çocuklarına karşı sorumluluklarını hatırlatmağa, dışarıdan dost edinmiş vefasız eşlerini eve bağlamağa çalışıp duruyorlar. (5)

    Kadının, erkek karşısında, durumu, cemiyet içindeki yeri ve önemi, çeşitli toplumlarda farklı farklı olagelmiştir. Önceki çağlar ve başka kültürler göz önüne alınırsa, kadının genelindeki hor görüldüğü ve ezildiği esefle müşahede olunur.

    Saçlarından tutulup sürüklenen, arzulanınca zor ve zorbalıkla kaçırılan, kızılınca dövülen, hapsedilen; şahsî hukuku kabul edilmeyen, şeytanla eş tutulan, uğursuz görülen, geçim korkusu veya namus endişesiyle kızken diri diri toprağa gömülen, kocası evvel ölürse onun cesediyle birlikte canlı canlı yakılan… Kadına ancak İslam el uzatmış; onu korumuş, kollamış ve en yüksek payeye yüceltmiştir.

    Meselâ: Peygamber efendimiz s.a.s buyuruyor ki:

    “ Bir kimse ki (kendisine ait) iki kızı veya iki kız kardeşi veya iki teyzeyi veya iki halayı veya iki nineyi barındırıp, bakıp, geçindirir; o cennette benimle şöyle ( iki parmak gibi yan yana ve beraber ) olur.”

    “ Bir kimse ki üç kıza bakar, terbiyelerini güzel verir, sonra onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunur, ona cennet nasîb olur.”

    “ Size, kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ederim.”

    “ Sizin en hayırlılarınız, hanımlarınıza karşı en iyi davrananlarınız ve ahlakça en güzel olanlarınızdır.”… v.s.

    İslam dini, genel bir prensip olarak; kötülükleri bizzat yasaklarken, haklı olarak onlara götüren yolları da tıkar, onların âlet ve vasıtalarını da haram kılar. Onun için kadın konusunda da ön tedbir mahiyetinde kadın ve erkek ihtilâtını (karma ve beraber olma) kısıtlamış, kadına tam tesettürü( maddi ve manevî ziynetlerini örtmeyi) emretmiş, teşhiri önlemiş, na-mahrem ile bakışmayı yasaklamış, nikahı meşru, zina ve mukaddemâtını gayri meşru kılmış; kadının ve erkeğin hak, vazife ve sorumluluklarını açıkça belirlemiştir.

    İslam toplumları da, bu esaslar dairesince yaşadıkça ferdî, ailevî ve içtimai bakımdan sıhhatli kalmış, mutlu ve başarılı olmuştur.

    Halen ülkemizde kadın konusunda iki zıt görüş ve anlayış şiddetle çatışmakta ve kıyasıya çarpışmaktadır:

    Birinin kaynağı İslam dini, Kur’an ve sünnet; diğerinin menşei ise modern Garbın çeşitli felsefî ve ideolojik akım ve dünya görüşleridir. Biri imana ve İslam’a dayandığı için sevap olup dünya ve ahiret saadetine sebeptir; diğeri ise günah olduğundan ebedi hüsrana götürür. Biri asırlarca denenmiş milletimizi huzurlu ve mutlu kılmış; diğeri ise içinden çıktığı Garb’ı ahlakî bunalıma ve manevî dejenerasyona uğratmış, Avrupa kültür ve medeniyetinin temellerini çatırdatmağa başlamış, aydınlarını filozoflarını kara kara düşünmeğe çareler aramağa yöneltmiş, âciz bırakmıştır. Birinde ar ve namus başta gelir, kadın kocasına ve evine tam bağlıdır, nâ-mahreme çıkmaz, bakmaz ve görünmez, evinde haremlik-selamlık vardır, kocasının izni olmadan dışarı çıkmaz, gezmez; eve kocasının istemediği kadın veya erkek misafiri kabul etmez. Evlilik öncesi flört ve evlilik dışı cinsel yaşam yasaktır. Diğerinde namus-kızlık, bekâret ibtidai zihniyetin ifadesidir. Kadın cinsel bakımdan da tamamen hür(!) olmalıdır.


    Birinde aile yuvası kurmak ve çocuk yetiştirmek esastır. Kadın, kocasına sadık bir eş ve çocuklarına şefkatli bir annedir; evi çeker çevirir, işleri götürür, yemek pişirir, çocukların iyi yetişmesine, eğitim ve öğretimine çalışır.

    Diğerinde aile bir kafes ve tuzaktır, kolay kolay içine düşülmez (!) gençlikte evlenmeğe heves edilmez, flörtler ve muvakkat metreslerle gönül eğlendirilir. Daha sonra kurulan yuva da ekonomik ve seksüel bir menfaat birliğidir. Artık bir çocuk sahibi olmak istedikleri için evlenirler. Çocuk da haddini bilmelidir; bir, bilemedin iki tane kâfidir, ondan sonra ciddi bir doğum kontrolü ile bu işin önü alınır.

    Allah-u Teâlâ’ya iyi kulluk ve İslam dinine güzel hizmet her müslümanın en önde gelen ödevi ve baş görevidir. Bugün yurt içinde ve tüm dış dünyada inananlar, büyük sıkıntılar ve problemlerle karşı karşıya oldukları için safları sıklaştırmalı, yeni güç kaynakları bulmalı veya mevcut olanları harekete geçirmelidirler. Yaşamak, korunmak ve gelişmek için bu şarttır.

    Bizim en büyük güç kaynağımız sizlersiniz değerli hanımefendiler! Bir kere, nüfusun yarısını sizler teşkil ediyorsunuz; sonra çocuklarda sizin emrinizde ve şefkatli terbiyeniz altında; erkekler üzerinde tesiriniz de çok fazla, demek ki sizin zihniyet ve tutumunuz, pek çok kimseyi etkileyecek durumda. Sizi kazanırsak pek çok şey kazanmış olacağız. Siz iyi olur ve olumlu yön tutturursanız çocuklar iyi yetişecek, beyler doğru ve başarılı olacak inşallah kurtulacağız; aksine siz bozulur, istikametten saparsanız hedef şaşacak, hüsrana uğrayacağız, çocuklar da beyler de peşinizden elden çıkacak. Onun için lütfen kadrinizi, gücünüzü anlayın; çağrıma müsbet cevap verin!

    Özellikle yuvanıza ve kocanıza sahip olun, evinizin sıcacık, sevimli ve mutlu bir aile ocağı olmasına itina gösterin. Kocaya hizmet ve saygının onun gönlünü hoş etmenin hoş etmenin çok sevap olduğunu hiç unutmayın. Böyle davranınca sizin de sevgi ve saygı göreceğinizi bilin. Sapıtan kocaların çoğunluğu, evinde ve eşinde aradığı şefkat ve anlayışı bulamadığı için kötü yola düşer, başarılı erkeklerin perde arkasında da mutlaka iyi bir eş ve müşfik bir kadın vardır da onun için öyle muvaffak olmuştur.(6)

    Sevgili anne babalar, ilerde böyle berbat kocalık ve aile reisliği yapacak evlatlar yetiştirmeyin. Çocuklarınıza Allah’tan korkmayı, O’nun emirlerine uymayı, yasaklarından kaçınmayı iyi öğretin. Sizin ve bizim asıl işimiz Allah’ın rızasını kazanmaktır, şu fani dünyanın değersiz meşgaleleri, geçici zevk ve eğlenceleri değil. Kendiniz iyi Müslüman olun ki çocuklarınız da iyi olsunlar. Sevgi şefkatle onları güzel eğitmek elinizdedir; bu fırsatı kaçırıp dünya ve ahiretin cezalarına uğramamağa çok itina gösterin. Allah (c.c.) basiretinizi açsın, nusretiyle sizleri hak yolda teyid eylesin! (7)


  7. Eşinize Bağlı mınız?

    Eşinize bağlı mısınız? Elbette bağlısınız. Evlilik dediğiniz şey zaten iki insanın güçlü bağlarla birbirlerine bağlı olmasını gerektirir. Her evlilikte doğal olarak rastlanan problemler yaşıyorsanız, aranıdaki evlilik bağına hürmeten bu problemleri çözmeye çaba harcarsınız. Her yolu denersiniz, hatta kendinizden, doğrularınızdan, kurallarınızdan, kuralcılığınızdan fedakarlık yaparsınız.

    Evliliğinize olan bağlılığınız zayıfsa ne olur dersiniz? Ne üzücüdür ki bağlılığınız ne kadar zayıfsa, eşinilze olan sorunlarınız da sizi o denli az ilgilendirir. Sorunlara çözüm üretmek için kendinizi yormak zorunda hissetmezsiniz bile.

    Ne anlama gelir, bağlı olmak: Güvenmek, söz vermek, sorumluluk üstlenmek, güveni boşa çıkarmamak, verilen söze riayet etmek, sorumlulukları yerine getirmek.

    Evliliğin en önemli temel taşlarından biri, saygı ile birlikte sevgi beslemek ise bir diğeri ise güven duymak, güven duyulacak konumda olmaktır. Evliliğnde güven üzerine kurulu ilişkiler kuramayan çiftler, sürekli kriz yaşarlar, birbirlerinin en ufak eleştirilerine bile katlanamazlar, kavga ederler, ve de birbirlerine surat asıp dururlar.

    Bağlılık dediğimiz şey evliliğin yanlızca ilk yıllarını kapsayani sorunlar çıkmaya başlayınca terkedilebilecek bir anlaşma değildir. Bağlılık, evliliğin zor zamanlarında, en baştan uzlaşma aryışında olma kararlılığını içerir.

    Evliliği yürütmeye kesinlikle ve içtenlikle kararlıysanız, her çareye başvurmayı da göze almalısınız, bunun içine bir uzmana veya danışmana başvurmayı da ekleyebiliriz. Genellikle eşlerden bayan olan bu duruma başvurur, diğer taraf ta sorunu "evliliğimizin değil, karımın sorunları var" şeklinde algılar ve yorumlarsa, tek taraflı çaba ancak, yolun yarısına kadar gidebilir. Şu unutulmamalıdır, eşlerden biri evlilikte bir sorun olduğunu düşünüyorsa, her iki taraf da sorun olduğu düşünülen şey üzerinde, fikir birliği olmasa bile çözüm birliğine varmalıdır.

    Bazı durumlarda, ciddi ve tamiri imkansız gibi görünen bir darbe alınmış olabilir. Görünürde olan nedenlerle uğraşmak yerine, asıl nedeni ortaya çıkarmaya çalışmak gerekir. Evliliğinizden vaz geçme sebeplerini araştırmak yerine, evliliğinizi kurtarmak için gereken şeylerin peşine düşerseniz onları mutlaka bulursunuz.

    Her fırsatta sevginizi dile getirin, bir müddet ayrılığın ardından, bu 1-2 saatlik bir ayrılık bile olabilir, eşinizin elini tutun, her defasında 20 saniyelik süreyi bu şekilde geçirin, eşinizin size olan saygısını artırmanın yollarını arayın, güvenini sarsıcı tutumları terkedin, kendisinde gördüğünüz özellikleri ve güzellikleri çekinmeden sıralayın, ona duyduğunuz güveni ve saygıyı sık sık dillendirin ki mutlu günler sizi bırakıp gitmesin.

    Güncelleme : 2006-12-22
  8. Eşinizin özgüvenine iyi bakın...

    Mücadele gücü her kesin içinde var olan bir duygudur. Eğer olmasaydı, yaşadığımız herşeyi sadece yutar, düzelmesi için hiç bir şey yapmaz, sadece beklerdik. Evliliklerde de çiftler problemlerle karşılaşırlar. Bunlar bazen küçük uyum sorunları, bazen de bir tarafın diğerine ciddi baskısı söz konusu olabilir. Problemleri görmez, yoklarmış gibi davranırsanız, onlar zamanla büyür ve üstesinden gelemeyeceğiniz bir hal alır.

    Problemlerinizi teşhis edin, evliliğinizde yolunda gitmeyen şeyleri görün. Bu kusur aramak değil, düzeltmek için atılmış bir adımdır. Kendi yanlışlarınızı da görme cesaretini elde etmeye çalışın. Doğal olarak kişilere eşlerinin hataları daha farkedilir gelir. Siz kendinizinkileri de görmeye çalışın. Bu önemli bir adımdır.

    Konuşmadan önce düşünün, herhangi bir olay karşısında, bir müddet duraklamayı, olayı tarafsız gözle görmeyi deneyin. Kararınızı sonra verin. İsabetli olduğunuza inanıyorsanız, eşinizin itirazları sizi yıldırmamalı. Yılgınlık göstermeyeceğim derken, işi çılgınlığa da götürmeyin. Bazen geri adım atmak, daha sonra atacağınız büyük adımın basamağı olabilir. Doğru kararlarınız için sabırlı, sebatkar ama sakin ve asla hırçın olmayan mücadele tutumunuzu belirleyin. Hemen vaz geçmeyin. Yabancı ve farklı her düşüncenin önce reddedileceğini unutmayın.

    Hiç bir durum karşısında kontrolünüzü yitirmeyin, ne düşüneceğinizi ne söyleyeceğinizi bilemez, seçenekler sunamaz bir duruma düşmeyin. Hep yeni seçenekleriniz, kendinizi en önemlisi evliliğinizi destekleyecek fikirleriniz olmalı. Bunu yaptım, çünkü öyle istiyorum, demek yeterli bir açıklama değildir.

    Depresyona girmenize neden olacak düşünceleri kendinizden uzaklaştırın. Mükemmelliyetçi düşünceler bazen peşinden depresyonu da getirir. Hatalarınızla yaşamayı öğrenin. Eşinizin yada çevrenizdeki insanların size bunları hatırlatmaları, hoşa gitmese de olabilir. Hep takdir beklemek, hatalarının örtbas edilmesini istemek yetişkin tutumu değildir. Siz önce davranırsanız, yani çevrenizdekiler görmeden önce siz hatalarınızı görürseniz, eşiniz yüzünüzü kızartacak şeyler söylemeden önce tedbir alabilirsiniz. Tedbirden kastettiğimiz, altta kalmamak için onlara söyleyeceğiniz şeyler değil, kendinize olumlu telkin verme gücüdür. Hatalar, yanlışlıklar utanılacak şeyler değildir. Onlar sizin en kıymetli hazinenizdir. Aklınız sayesinde onları tekrarlamamak şansına sahipsiniz. Kişiliğinizi, sizi siz yapan özellikleri muhafaza edin, unutmayın hürriyetiniz azizdir.

    Acizlik ve beceriksizlik, her faniye özel bir durumdur. Yetenekler ve beceriler farklılık arzeder. Bir beyin yaptıklarını yapamayan pek çok hanım mevcuttur. Söylemeye bile gerek yok ki hanımların yaptıklarını yapamayan beyler de vardır.

    Kendinize güvenmeyi, saygı duymayı öğrendiğinizde, herkes, eşiniz dahil size saygı duymayı öğrenecektir. Alemi kendimiz gibi biliriz. Biz nasılsak, eşimiz dostumuz da öyle olur. Kendinizi sevin, hatalarınızla birlikte, ders alın... Aklınızı yuvanızı korumak ve kurtarmak için kullanın, yıkılmasını beklemek-seyretmek yerine, temellerini sevginizle besleyin, saygınızı daha çok saygı duyarak artırın... Yürek genişliği elde etmeye çalışın, en çok ona yani eşinize anlayış gösterin ve gerçek-samimi bir anlayışla değişmeye hep hazır olun.

    Güncelleme : 2006-12-22
  9. Saygi olmadan evlilik olur mu?

    Evlilikte saygi nedir? Karsinizdakine deger vermeniz, kirmamaniz, dikkat etmenizdir. Peki evlilikte saygi nasildir? Bunun en güzel cevabi, ilk tanistiginizda birbirinize nasil davrandiginizdir. Hatirlayin biraz, geçmise bakin bakalim nasil davraniyordunuz ilk zamanlar? Birbirinizi göreceginize yakin nasil heyecanlanip, nasil giyiminize, temizliginize, görünüsünüze dikkat ediyordunuz. Yemek yerken agzinizi sapirdatmiyor, burnunuzu karistirmiyor, özellikle gegirmiyor veya asla gaz çikartmiyordunuz. Tuvaleti birlikte kullanir miydiniz veya pejmürde kiyafetler, saç bas darmadagin dolasip, kendinizi karsi tarafa çirkin gösterir miydiniz? Gözde çapak, yüz yikanmamis, üstünüz basiniz yemek veya ter kokarken sevgili esinize görünür müydünüz? Peki simdi nasilsiniz? Kavga, dövüs var mi, küfür, fiziksel hareketler, hakaretler... Karsinizdakini asagilayan, yeren, küçümseyen sözler söylerken hiç "Ben ne diyorum, ne yapiyorum?" diyor musunuz? O bayildigimiz, çiçek verdigimiz, siir yazdigimiz, kucakladigimiz, öptügümüz insani, yerle bir ederken kendimize de saygisizlik yapmiyor muyuz? Öyle ya, o kisi bizim en yakinimiz degil mi? Ayni yatagi paylastigimiz, ayni evde oturdugumuz, en kötü ve en iyi günlerimizi birlikte yasadigimiz kisiyi böylesine saygisizca yerle bir edersek biz ne oluyoruz?

    Çocuklarimiz varsa, anne ya da babasinin birbirlerine karsi nasil saygisizlik ettigini, kendilerine örnek aldiklari kisilerin nasil böyle sefil varliklar durumuna düstüklerini görmüyorlar mi?

    Saygi beklemeyin
    Sonra çocuklarimizdan bize karsi nasil saygi bekleyecegiz. Kardesine bagirdigi, küfrettigi, dövdügü için çocugunuza terbiye verebilecek miyiz? Çocuk bu ikilemi neyle izah edecek. "Annesi istir kisinin lafa bakilmaz" diyen atalarimiz ne dogru demis. Saygi bekliyorsak örnek olmaliyiz. Esler arasinda saygi karsilikli olarak taraflarin yakinlarina, anne ve babalarina gösterilen ilgide de aranmalidir. Sevmesek dahi esinizin hatiri için onlara saygi göstermek gerekir. Esasinda yapilan, söylenen her söz, her hareket, eslerin birbirlerine gösterecekleri saygi demektir. Konusurken dinlemesini bilmek, lafini kesmemek, baskalarinin yaninda (bilhassa) tenkit etmemek, baskalari ile karsilastirmamak, hele hassas olduklari konulari yüze vurmamak, hepsi eslerin birbirlerine olan saygilarini gösterir. Yardim eden, el veren, gögüs geren, koruyan, her seyden önce ona öncelik veren, anlayis gösteren, alttan alan kisiler, evlilige ve esine deger veren, saygi duyan insanlardir.

    Mektuplarini açmayin
    Esine sormadan karar vermeyen, plan yapmayan, birbirlerine ait mektuplari açip, telefon mesajlarini kurcalamayan kisiler saygilidir. Kapiyi çalmadan içeri dalmak, 'Burasi benim evim' deyip ortaligi dagitmak, toplamamak hep karsi tarafa saygisizliktir. Yemekleri, tatlilari bitirip diger tarafi düsünmemek, bize sicak geliyor diye klimayi çalistirmak, yahut avaz avaz televizyon dinlemek, karsi tarafin isteyip istemedigini hesaba katmaksizin, arzumuza göre davranmak, sonra da kalkip saygidan bahsetmek. Daha yiginla hadiseye deginebiliriz. Bütün bunlarin sonunda ne oluyor? Sayginin, düsüncenin kalmadigi yerde, sevgi de kalmiyor. Bir süre sonra öfke, hinç, kin duymaya baslayip kisas yapiyoruz.

  10. Mutluluk Ömrü Uzatıyor

    Her defasında söylüyoruz, mutlu toplumların ilk oluşum yeri mutlu yuvalardır diye. Mutluluğun olduğu yerde huzur da vardır. Peki, Huzurlu bir evliliğin ömrü uzattığını biliyor muydunuz?

    Yapılan araştırmalarda uzun ömürlü olmanın sırlarına ulaşılmak istenmiş ve en önemli etken olarak da mutlu bir evliliğin olduğunu tesbit etmişlerdir.

    Evlilik, hayatı birlikte paylaşma, güçlükleri birlikte göğüsleme ve mutluluğu da birlikte yaşama anlayışıdır. Bir anlamda evlilik, maddi ve manevi bir direnç, bir güç ve zorluklara karşı bir kuvvettir.

    Dolayısıyla huzurlu bir evlilik ,insan yaşamını ve özellikle de sağlığını olumlu etkilemektedir. Yalnız kalmış, mücadelede zayıf düşmüş, üzüntü ve problemlerin içinde boğulmuş insan için ise, her türlü zararlara karşı davetiye çıkarılması demektir. Bu insanın ruh sağlığını bozup, hayat mücadelesinde erken pes etmesine zemin hazırlamaktadır.

    Huzurlu ve mutlu bir evliliğin ,ömrü neden uzattığını kısaca şöyle sıralayabiliriz

    Aile insanları koruyan ve ona layık olduğu değeri veren yerdir. Bu da insanın psikolojik sağlığına olumlu katkı yapmaktadır. Ailede görülen kabul, insanın doğasından gelen takdir edilme ihtiyacını karşıladığı için, kişinin kendisine olan güvenini artırır.

    Rahat edecek ve sığınacak bir yerin varlığı insana emniyet vermektedir. Bu da çeşitli çeşitli korkuları engelleyenen büyük siperdir. Bütün gün, dış dünya ile gerçekleştirilen mücadele sonunda aile ve ev kişinin sığınacağı yegane güvenli yerdir. Aksi durumlarda, güven duygusu dışarıda aranır ve aile bütünlüğünden eser kalmaz.

    Sıkıntılı ve problemli anlarda, dertleri paylaşacak ve teselli edecek birilerinin varlığı, kişi için çok büyük bir rahatlama getirir. Gerek evin hanımı, gerekse beyi ve gerekse genç yaşlardaki çocukları bu ihtiyaçlarını evlerinde giderecek ortamı bulmalıdır.

    Sahip olduğunuz yeteneklerinizi, ilginizi ve zevklerinizi paylaşacak olan insanların varlığı en büyük zenginliktir. Sözlerinin, zevklerinin ve ilgilerinin kabul gördüğü bir ailede yaşamak kendine güvenli bireylerin oluşumunu sağlar.

    Geleceği birlikte planlamak, hedefe birlikte yürümek ve ortak idealler etrafında toplanmak, insana güç katar, yaşama direncini artırır.

    Ev, insan stresini düşüren, teselli eden ve huzur veren bir okul gibidir .

    Manevi duyguların paylaşıldığı mekanlar, insana büyük bir huzur verir .

    Psikolojik bunalımların arttığı günümüzde, bu hastalıklarla mücadelenin temel nedeni yalnızlıktan kurtulmaktır. Aileler, insanların psikolojik bunalıma düşmelerini engelleyen en önemli tedavi merkezleridir.

    VE DAHA SAYAMADIĞIMIZ BİR ÇOK NEDEN BİZE HUZURLU BİR EVLİLİĞİN ÖMRÜ UZATTIĞINI KANITLAR...DÜNYANIN CENNETİ olarak adlandırılan mutlu ve huzurlu yuvalar, insanın maddi ve manevi huzurunu, sağlığını, temin eden, geleceğine güvenle bakışını sağlayan mekanlardır. İşte ,ömrü uzun kılan sır da budur.......

  11. Nasıl bir eş?

    Evlilik, hem kadın hem de erkek için birlikte mutlu olmak adına atılan önemli bir adım. Peki ya eş olarak seçtiğiniz kişi doğru kişi değilse?

    Evlilik, kısaca "ben"den "biz"e geçiş olarak tanımlanabilir. Birlikte mutlu olmak, birlikte üzülmek; yani paylaşmaktır. Aynı zamanda kişinin tüm hayatını etkileyen önemli bir karardır da. Ne de olsa hayatın geri kalanı, eş olarak seçilen kişiyle geçecektir.

    Günümüzde eş seçimi kimi zaman eşler arası uyumdan çok, maddiyat ve kariyer gibi kavramlar dikkate alınarak yapılabiliyor. Burada unutulmaması gereken şey, evliliğin bir aile kurma amacıyla yapıldığıdır. Bu birliktelik, bir şirket ortaklığı değil, eşlerin birbirlerine duygularını ve kendilerini verdikleri bir ortaklıktır. Evlilik, iş hayatınızla birlikte özel hayatınızı da kapsayan, kâr kaygısı olmadan kurulan bir ortaklıktır.

    Zenginlik, kariyer ve asalet ön planda tutularak yapılan evliliklerde, kaçınılmaz son mutsuzluktur. Bu noktada kişinin, birlikte mutlu olabileceğine inandığı kişiyi eş olarak seçmesi en mantıklısıdır. Kişinin zengin, asil ya da kariyer sahibi olması, onun ideal bir eş olacağı anlamına gelmez.

    Günümüzde eşler arası uyumu göz ardı ederek evlenen pek çok çift, yaşadıkları geçimsizlik ve problemler nedeniyle uzmanlardan yardım istiyor. Bu çiftlerin büyük çoğunluğu da, mutlu olmamalarına rağmen evliliklerini sürdürmeye çalışıyor. Bu durum da, ne yazık ki duygusal açıdan sağlıksız insanlar yaratıyor. Eskilerin söylediği şu sözün doğruluğu da böylece kanıtlanmış oluyor: "Parayla saadet olmaz."
    __________________

  12. Eşlerin Birbirlerinin Kıymetlerini Bilmeleri







    Evli çiftlerin ömür boyu mutlu olmaları için gerekli şartlardan biri de birbirlerini yıpratmamalarıdır. Çünkü ömürlerinin sonuna kadar bir arada yaşamak zorundadırlar. Birinin yıpranmasıyla ailenin bütün yükü diğerinin üzerine kalır.

    Önce şunu hatırlatayım ki, insanın ömrünün sonuna kadar en çok beraber olduğu, sırlarını verdiği kişi eşidir. Eşinin yıpranması ve hastalanması bütün ailenin huzurunu bozar. En çok da kendisi tedirgin olur. Yıpranan eşin huzursuzluğu daha çok, diğerini huzursuz ve tedirgin eder.

    İnsanlar fıtratları gereği kendilerine ait olan her şeyi çok dikkatli kullanır, eskiyip yıpranmamasına özen gösterirler. Fakat ne gariptir ki, bir yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına daha çok özen göstermesi gerektiği halde, onu hiç önemsemez, üzer ve gereksiz yere yorar, hastalanmasına sebep olur.

    Bundan sonra da birçok masraflar yaparak ve zahmetlere katlanarak, onun tedavisine koşar. Halbuki eşler daha önceden dikkatli olsalar, hayatlarını ve aile düzenlerini iyi ayarlasalar bu zahmetleri çekmeden ömürlerinin sonuna kadar huzur içinde mutlu yaşarlar.

    Bunun içinde eşler birbirlerini yıpratmamak için şunlara riayet etmeliler:
    a) Birbirlerinin kıymetini bilmeliler; Evlenirken Allah herkesi kıymetini bilene düşürsün. Allah'ın yarattığı varlıkların içinde en kıymetlisi insandır. Nitekim Rabb'imiz, "Ademoğullarını (insanlar) en üstün ve en şerefli kıldık." (İsra, 70) buyurur.

    Yaratılışta bu kadar şerefli olan insan, çoğu zaman ya kendi kendinin kıymetini bilmez, hayatını boş yere heder eder, ya da kıymetini bilmeyenin yanına düşer hayatı zehir olur. Her iki durumda da mutsuz olur. Çoğu zamanlarda bu mutsuzluğun kurbanı kadın olur. Horlanır, hakarete uğrar, zulüm görür. Bunun da sebebi, kadınların genellikle bilgisiz oluşu, hakkını arayamayışı, zayıf oluşu, birçok yer kadına baskının gelenek haline gelmiş oluşu vs. dir.

    Bütün bunlar kıymeti bilinmeyen kadının çabuk yıpranmasına sebep olur. Bunun da neticesi hem kendisinin hem de kocasının mutsuz olmasıdır. Mutsuz bir hayat süren veya sürmesine sebep olan bir insan, hem aile fertleri tarafından sevilmez ve hem de ahiret azabına düçar olur. O halde eşler birbirlerinin kıymetini çok iyi bilmelidir.

    b) Ayrıca eşler birbirlerini üzmemelidir. Zira üzüntü kadar insanı yıpratan hiç bir şey yoktur. Hele kadınlar üzüntüye hiç dayanamazlar. Hemen yıkılır, hasta olurlar. Aileden birinin üzülmesi öbürlerini de huzursuz eder.

    Üzüntü birçok ruhsal hastalıklara yol açar. Bir çok fiziksel hastalıklar nükseder. Tedavisi güç durumlar olabilir. Ve hatta imanı ve ahiret inancı zayıf insanlardan bazen intiharlar bile meydana gelebilir.

    Evli çiftler bütün bunları göz önüne alarak hiçbir şeye üzülmemeliler, birbirlerini üzmemeye özen göstermeliler. Zaten dini inançları kuvvetli olan ne bir şeye üzülür, ne de karşısındakini üzer. Zaten imanı kuvvetli olan ve İslam üzere yaşama aşkı olan ne bir şeye üzülür, ne de karşısındakini üzer. Çünkü Allah şu ayetlerle üzülmeyi yasaklamıştır: "Üzülme, çünkü Allah bizinıledir." (Ali İmran, 139)

    Ancak mü'minin tek üzüntüsü olabilir o da Allah'a hakkıyla kul olamamaktır.
    c) Eşler birbirlerini yormamalı ve ilişkilerinde birbirlerine karşı nazik olmalılar. Günlük işlerinde de yorulmadan çalışmaya alışmalılar. Bu da işini severek, düzenli çalışmakla olabilir. Aşırı yorgunluk insanı tez yıpratır ve erken ihtiyarlatır. Eşler mesul oldukları görevlerini severek ve isteyerek yapmalılar. Yaptıkları işlerin hem dünyada ve hem de ahiretde kendilerinin saadetini sağlayacağını düşünmeli ve zevkle yapmalıdır. Böylece insan daha zinde kalır ve huzurlu otur.

  13. KOCALAR NASIL PİŞİRİLİR

    1800 yıllarında basılmış bir yemek kitabının ön sözünden alınmıştır...

    Kocaların çoğu pişirilme sürecinde "yanlış işlem" gördüklerinden zaman içersinde yumuşaklıklarını ve iyi niteliklerini kaybederek bozulurlar. Gerçek odur ki, bazı kadınlar onları sıcak suda haşlayarak, bazıları ilgisizlikleriyle dondurarak, bazıları da basıp, ezip turşularını çıkararak ve yine kimileri de savurganca harcayarak bozulmalarına neden olurlar. Özenilerek hazırlanan her kocanın iyi ve yumuşak olacağı söylenemez, ancak iyi pişirilenin gerçekten tadına doyum olmaz. Koca seçiminde ne lüfer alımındaki gümüş pırıltısı, ne barbunyanın altın yaldızlı görünümü gibi kaideler geçerlidir. Bunun için çarşı pazar dolaşmaya da gerek yoktur. Genellikle en iyileri kapının önüne gelenlerdir. Beğeninin kişisel olduğunu düşünerek koca seçimini yanlızca kendiniz yapınız. Kendiniz sabırla pişiremeyecekseniz almaktan vaz geçiniz. Kocayı pişirmek için en iyisi porselen bir kap ise de, elinizde toprak çanaktan başkası yoksa özenle kullanıldığında aynı işi görebilir.
    Kocalar da, karides ve istakoz gibi canlı pişirilirler. Bazen pişerken tencerenin dışına taşıp yanabilir yada kenarları sertleşerek kabuk tutabilirler. Onları tencerelerinde tutabilmek "görev duygusu" adlı zayıf iplikten ziyade, "huzur" adlı sağlam sicimle sıkı sıkıya bağlayarak mümkündür. Sevgi, sıcaklık ve neşeden oluşan sürekli bir ateş yakılır. Kişiliğine uygun bir ısıya ayarlanarak ateşe oturtulur. Köpürerek taşması halinde kaygılanılmamalıdır. Pek çoğu iyice pişinceye kadar sık sık köpürebilir. Özellikle sirke ve karabiber yerine satıcıların "öpücük" adı altında sattıkları şekerden biraz konulabilir.
    Tadına bakarken hoşgörü, iyimserlik ve neşe benzeri baharatlardan birer tutam katmanız önerilir. Ancak bunlar diğer baharatlar gibi azar azar ve dikkatlice kullanılmalıdır. Yumuşaklığını kontrol ederken sertleşmesinden kaçınılmalıdır. Fazla yayılmasını ve kabın dibine oturarak işe yaramaz hale gelmesini önlemek için arada bir hafifçe karıştırılmalıdır.
    Kıvama geldiğini anlamamak olanaksızdır.
    Böyle pişirildiği zaman, size çok uygun ve sindirilmesi çok kolay olacaktır. Dikkatsizlik nedeniyle ev ateşinizi soğutmazsanız, bozulmadan istediğiniz süre dayanır. Bu yolda hazırlanmış "koca", mutlu bir ömür boyunca tadını korur.

  14. Aşağıdaki yazı, yeni evlenmiş bir çiftin arasında geçen bir söyleşiyi konu edinmektedir. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz. İşte Hz. Ali'yi (a.s) örnek almaya çalışan Ali beyle, Hz. Fâtıma'yı (as) kendisine örnek edinmeye çalışan Fatıma hanımın, müşterek hayatlarının ilk saatlerinde gerçekleştirdikleri söyleşi:

    ALİ: Fatıma hanım, müsaadenizle size bazı hususları hatırlatmak istiyorum; inşaallah faydalı olur.
    FATIMA: Buyurun.
    ALİ: Her şeyden önce bir ayetle başlamak istiyorum sözlerime. Kur'an-ı Kerim'in bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: "Erkekler kadınların üzerinde, sorumlu yöneticilerdir. Bu da Allah'ın onların bazısını (yani erkekleri) bazısına (yani kadınlara) üstün kıldığı içindir..." (Nisa, 34)
    FATIMA: Yani siz bu âyetle erkeklerin kadınlardan her yönden üstün olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?
    ALİ: Öyle değil mi?
    FATIMA: Hayır ben buna katılmıyorum. Benim bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla bundan maksat şudur (Rabbim herkesten daha iyi bilir): Kadınlarda duygusallık yönünün güçlü, erkeklerde ise zayıf olması, artı erkeklerde tedbir yönünün güçlü olması nedeniyle müşterek hayatta tedbir ve yönetim yetkisi erkeklere verilmiştir. Yoksa her yönden bir erkeğin kadına üstünlüğü demek değildir. Yani anlayacağın erkeklerin sorumluluğu daha fazladır. Ama manevî yönden kadın ve erkeğin birbirine hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur. Hangisinin takvası ve salih amelleri daha fazla olursa, o daha üstündür.
    Madem sen bana âyet okudun, müsadenle bir âyet de ben okuyayım sana. Tahrim suresinin 11. âyetinde buyuruyor ki:
    "Allah iman edenlere Firavun'un karısını örnek olarak verdi. Hani demişti ki; "Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."
    ALİ: Bu ayetle ne demek istiyorsun sen?
    FATIMA: Şunu demek istiyorum; Allah-u Teala bu ayette, mu'mine bir hanım olan Hz. Asiye'yi kadın erkek bütün mü'minlere örnek olarak göstermektedir; ya!
    ALİ: Peki şu hadis-i şerife ne diyeceksin bakalım?! Allah Resulü (s.a.v) buyuruyor ki: "Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44771)
    FATIMA: Sen annelerin de bir kadın olduğunu unuttun galiba! Müsaade et buna bir hadis de ben ekleyeyim:
    "Adamın birisi Resulullah Efendimize gelerek: "Ya Rseulallah kime iyilik edeyim? diye sorunca Allah Resulü "Annene" buyurdu. Adam tekrar sordu: "Sonra kime?" Allah'ın Resulü (s.a.a) yine "Annene" cevabını verdi. Üçüncü kere sordu; Allah Resulü yine "Annene" buyurdu. Dördüncü kere sorunca bu sefer "Babana" diye cevap verdi Resul-i Kibriya Efendimiz (s.a.v). (El-Kâfi C.2, S.159)
    Yine "Cennet annelerin ayaklarının altındadır" hadisini de mutlaka biliyorsundur!
    ALİ: Efendimiz'in şu hadisi de kulağına küpe olsun Fatıma hanım!
    "Yazıklar olsun o kadın'a ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun." (Bihâr-ül Envâr) C. 103, S.246)
    Buna ne diyeceksin Fatıma hanım!
    FATIMA: Ne diyebilirim ki, Efendimizin buyruğudur ve emri başımızın üstüne! Ancak senin de şu hadisi bilmeni isterim Ali bey:
    şöyle buyurmuştur Allah'ın Habibi (s.a.v.):
    "Sizin en iyiniz hanımına karşı en iyi olanınızdır. Hanımlarına karşı en iyi olanınız da benim." (El-Vâfi, C.3, S.117)
    Yine şöyle buyurmuştur. İmanı en kâmil olan mü'min, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)
    Yine buyurmuştur: "Mü'min bir kimse Allah'a karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)
    Yine buyurmuştur: "Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir." (El-Kâfi, C.5, S.327)
    Devam edeyim mi Ali bey?!
    ALİ: Dur sıra bende! şu hadislere dikkatini çekerim Fatıma hanım; sonra bilmiyordum deme!
    Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.v): "Lanetlidir, lanetlidir o kadın ki kocasına eziyet edip üzsün; saadetlidir, saadetlidir o kadın ki kocasına saygılı olup ona eziyet etmesin ve bütün durumlarda ona itaat etsin." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.253)
    Yine buyuruyor ki (s.a.v): "Eğer bir kimsenin bir hanımı olur da, o hanım kendisine eziyet ederse, Allah onun namazını ve hiçbir iyi amelini kabul etmez; ona yardım edip onu kendinden razı kılıncaya kadar; bütün ömrünü oruç ve gecelerini ibadetle geçirse ve mallarını Allah yolunda infak etse dahi ve böyle bir kadın ateşe ilk giren(lerden) olur." (Vesail, C.14, S.116)
    FATIMA: Evet amenna, ama hadisin devamını da okusana!
    ALİ: Devamı da mı var?! Nereden biliyorsun?
    FATIMA: Evet; bunları sadece siz mi biliyorsunuz sandın? Hamdolsun Allah'a artık mu'mine kadınlar da her gün geçtikçe daha bir bilinçlenmeye ve Allah'ın dinini en güzel şekilde öğrenmeye gayret gösteriyorlar!
    ALİ: Allah bilginizi artırsın.
    FATIMA: Amin! Cümlemizin.
    ALİ: Peki nedir hadisin devamı?
    FATIMA: Devamı şöyledir: "Erkek de hanımına eziyet ve zulüm ederse, onun için de aynı vebal ve azap söz konusudur..." (Vesâil, C.14, S.116)
    ALİ: Şu hadise karşılık verebilecek misin acaba, onu merak ediyorum? Şöyle buyuruyor: "(Alemde) en kötü şey, kötü kadındır." (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.533)
    FATIMA: Dinle o zaman: "Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür" buyurmaktadır Efendimiz(s.a.v). (Vesâil, C.14, S.123)
    Bu meyanda az önce verdiğim ayeti de unutmamışsındır herhalde.
    ALİ: Subhanellah! Neyse burayı geçelim!
    FATIMA: Geç bakalım!
    ALİ: Yeri gelmişken bilmiyorsan eğer, şu hadisi de bilmeni isterim doğrusu.
    FATIMA: Tabi ki, niye olmasın! Vazifelerimizi ne kadar iyi öğrenirsek, Allah'ın izniyle o kadar daha iyi onları yerine getirmeğe gayret gösteririz. Seni dinliyorum.
    ALİ :Evet şöyle okudum bir hadis-i şerifte "Bir kimsenin bir hanımı olur da onunla anlaşmaz, Allah'ın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, Allah o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe Allah ona gazap eder." (Vesâil, C.14, S.116)
    FATIMA: Evet güzel bir hadistir; Ancak sana da bazı hadisleri hatırlatmada yarar görüyorum Ali bey.
    Şöyle buyuruyor: "Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar." (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520)
    Yine buyurmuştur: "En iyi erkeklerinizden olanlar, takvalı, (içi ve dışı) temiz, eli açık, hain gözlere sahip olmayan, anne babasına iyilik eden ve ailesini başkalarının umuduna bırakmayan kimselerdir. En kötü erkeklerinizden olanlar ise yalancı, cimri, küfürbaz, (kazandığını) yalnız başına yiyen, misafiri reddeden, eşini ve hizmetçisini döven, ailesini başkalarının umuduna bırakan ve anne babasına haksızlık edenlerdir." (Vesâil C.14, S.1
    Bir hadisi de ekleyip sözü tekrar sana bırakacağım; buyuruyor ki: "Herhangi bir erkek hanımına (haksız yere) bir tokat atarsa, Allah azap meleği olan Malik'e cehennemde ona yetmiş tokat atmasını emreder..." (Tabi ki bunların hepsi tevbe etmeyip de helâllik almayan kimseler içindir.) (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.55)
    ALİ: Peki Fatıma hanım, sen bir kocanın eşinin üzerinde olan haklarını biliyor musun?
    FATIMA: Anlatırsan sevinirim.
    ALİ: Benim başım gözüm üstüne; yeter ki sen böyle şeyleri anlatmayı benden iste! Bak Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Erkeğin, hanımının üzerindeki hakkı, ışığı yakması (eskiden bunun külfetli bir iş olduğu malumdur), yemek yapması, eşi eve geldiğinde kapı ağzında onu karşılayıp ona "Hoş geldin" demesi, abdest aldığında ona kap ve kurulayıcı mendil-havlu takdim etmesi ve mazereti olmadan onun isteğini reddetmemesi." (Mekârim-ül Ahlak, S.246)
    Bir diğer hadiste şöyle buyuruyor Allah'ın Resulü (s.a.v): "..Sizin hanımlarınızın üzerinde birtakım haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde. Sizin bazı haklarınız "Yabancı kimselerle gayri meşru ilişkilerde bulunmamaları, iyi şeylerde size itaatsizlik etmemeleridir. Bunlara dikkat ettiklerinde güzel bir şekilde onların rızkını ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Ayrıca onları dövmeyin de." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.245)
    İşte bunlar söz konusu haklardan bazı önemli olanları.
    FATIMA: Allah razı olsun. Fakat bir hatırlatma olarak sizin de şu hadisi şerifleri dikkate almanızı isterim. Şöyle buyuruyor: "Kadının kocasının üzerindeki hakkı, onun karnını doyurması, onu giyindirmesi ve ona surat asmamasıdır." (Bih1âar-ül Envâr, C.103, S.254)
    Diğer bir hadiste, kadının kocasının boynundaki hakkı sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Karnını doyurması, onu giyindirmesi (yani ihtiyaçlarını gidermesi) ve bir hata yaptığında onu affetmesidir." (El-kâfi, C.5, S.510)
    Bir diğer hadiste ise bir erkeğin evinde ve ailesine karşı sahip olması gereken hasletler şöyle sıralanmıştır; "Güzel bir davranış, ölçülü bir şekilde onlara karşı geçim imkanlarını sağlaması ve onları manevi tehlikelerden koruyacak bir hamiyet." (Tuhef-ul Ukul, S.322)
    Hz. Ali'den (ra) de şöyle nakledilmiştir: "Kadınlara karşı her halükarda müdara edin, onlarla güzel bir şekilde konuşun ki onlar da davranışlarını size karşı güzelleştirsinler." (Bihar-ul Envar, C.100, S.223)
    Bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: "Kim kendi ailesine iyi davranır, onlara iyilikte bulunursa, Allah ömrünü uzatır." (El-Hisal, S.8

    ALİ: Peki Fatıma hanım sen şu hadisleri duydun mu hiç?
    "Bir kadın yedi gün kocasına (Allah rızası için) hizmet ederse, Allah onun yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını açar ki hangisinden isterse içeriye girsin." (Vesail, C.14, S.123
    "Bir kadın kocasına bir içim su verirse, onun için gündüzleri oruç ve geceleri ibadetle geçen bir yılın ibadetinden daha hayırlı olur. Ayrıca verdiği her suyun karşılığında Allah onun için cennette bir şehir kurar ve altmış hatasını bağışlar." (Vesail, C.14, S.123)
    Hz. Ali (ra) de şöyle buyurmaktadır: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.252)
    Ümm-ü Seleme annemiz (r.a) de Resulullah'a (s.a.v) kadınların eşlerine ettikleri hizmete karşılık alacakları fazilet ve sevabı sorunca, şöyle buyurdular: "Bir kadın, evinin içinde sırf ıslah niyetiyle bir şeyi bir yerden bir yere kaldırıp koyarsa, Allah ona (rahmet gözüyle) bakar ve Allah (rahmet gözüyle) baktığı kimseyi azap etmez." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
    Evet Fatıma hanım, artık ona göre!
    FATIMA: Ne güzel! Yeter ki Rabb'im bu mükafatlara bizi layık kılsın. Ben de seni mutlu etmek için şu hadisleri takdim etmek istiyorum huzur-u âlinize Ali bey! Şöyle buyuruyor Efendimiz (s.a.v.): "Ancak sıddık veya şehid yada Allah'ın kendisi için dünya ve âhiret hayrını dilediği erkek ailesine hizmet eder." (Bihâr-ül Envâr, C.14, S.123)
    Yine şöyle buyurmuştur: "Hiç şüphesiz bir erkek hanımının ağzına verdiği bir lokmadan ötürü (dahi) mükafatlandırılır." (El-Meheccet-ül Beyza, C.3, S.7)
    Bir başka hadiste: "Erkek eşine verdiği bir içim suya karşılık (dahi) mükafatlandırılır" buyuruyor. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44435)
    Ve bilahâre şöyle buyurmaktadır: "Aileye hizmet etmek kebire (büyük) günahların keffareti sayılır ve Allah'ın gazabını söndürür." (Cami-ül Ahbar S.276)
    ALİ: Şunu da biliyor musun ki? "Ailesinin geçimini (helâlden) sağlamak için çalışan, zahmet çeken kimse Allah yolunda cihad eden gibidir" buyrulmaktadır hadiste. (Vesâil, C.12, S.43)
    FATİMA: Evet çok şükür biliyorum ve şunu da biliyorum ki Allah Resulü (s.a.v.) Ümm-ü Seleme anamıza buyurmuştur ki, "Bir kadın hamile kalıp (bunun zorluklarına sabrettiğinde) canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabına hak kazanır; doğum yaptığında ise ona şöyle denilir: "Günahların bağışlandı, artık amellerine yeniden başla". Çocuğuna süt vermeye başladığında, her defa verdiği süt için İsmail oğullarından bir köle azat etmenin sevabını kazanır." (Bihar-ül Envar, C.103, S.251)
    Zaten yukarıda senin verdiğin bir hadiste bunu ifade ediyordu: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir."
    ALİ: Neyse söz uzadı! Son bir şeyi de hatırlatıp bitirmek istiyorum sözümü; fakat buna bir karşılık verebileceğini sanmıyorum Fatıma hanım!
    FATIMA: Buyur, söyle bakalım; göreceğiz!
    ALİ: Yine Efendimiz'in güzel bir-iki sözüdür bunlar; şöyle buyuruyor: "Kim hanımının kötü ahlakına sabrederse ve bunu sırf Allah rızası için yaparsa, Allah ona sabrettiği her gece ve gündüze karşılık Hz. Eyyub'a (sabrına karşılık) verdiği sevabı verir. O kötü huylu kadına da her gece ve gündüze karşılık kumların sayısı kadar vizr-u vebal yazılır." (Sevab-ul A'mal, S.339)
    Yine şöyle buyuruyor: "Kim kötü ahlaklı hanımının huyuna sabrederse ve bunu ilahi mükâfat niyetiyle yaparsa, Allah ona şükredenlerin sevabını verir." (K?sâr-ül Cümel, C.1, S.289)
    Hadi bakalım, buna karşılık bir söyleyecek bir sözün var mı?!

    FATIMA: Yoksa olmadığını mı zannediyorsun?! Bu din adalet dinidir Elhamdulillah. Hiçbir kimsenin hakkını zayi etmez. Evvela az önce söylemiş olduğun hadisten dolayı Allah'a sığınırım. Rabb'im bana ve bütün mû'mine hanımlara, öyle durumlara düşmemek ve o korkunç veballeri hak etmemek için yardımcı olsun. Eşlerine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getiren ve islamî ahlâkı bütün boyutlarıyla kendine prensip edinen saadetli kadınlardan eylesin. Karşılık dediğin şeye gelince madem istedin, o halde dinle, bak ne buyuruyor Efendimiz (s.a.v.):
    "Kim kocasının kötü ahlakına sabrederse, Allah ona Hz. Asiye bint-i Müzahim'in sevabını verecektir (Firavun'un kötü ahlakına sabrettiği için)." (Bihar-ül Envar, C.103, S.247)
    Evet bu da senin son cevabın. inşaallah Allah ne seni öyle bir sabra mecbur eder, ne de beni böyle bir sabra. Rabb'im sonumuzu hayırlı kılsın.
    ALİ: Amin!

    Güncelleme : 2007-01-02
  15. Hiçbir ilişki sadece mantık üzerine kurulmaz... Aynı şekilde sadece aşk da mutlu olmaya yetmez. İlişki, dünyanın en zor işidir ve uyulması gereken kuralları vardır
    KABULLEN: İki şeyi kabulleneceksin. Birincisi "aramızda iktidar problemi olmasın şekerim" gibi girişimler tamamen hayalcidir; kabul edeceksin. İkincisi, bir insanın bir başkasını hep aynı şiddette sevmesi mümkün değildir, bunu da kabul edeceksin.

    İZİN VER: Karşındakinin kendisi olmasına izin vereceksin; en sana uymayan yanlarını bile budamaya kalkmayacaksın. Sen de uyum sağlamak için kendini eksilten bir çabaya girişmeyeceksin. Bu, hiçbir zaman sandığın kadar iyi olmaz; her zaman sandığından kötü olur.

    BELDEN AŞAĞI VURMA: Hiçbir kavgada, asla belden aşağı vurmayacaksın. Onun kişiliğini yıkacak seyler söylemeyeceksin; onun zaaflarını kavgada koz olarak kullanmayacaksın. Sevdiğin insanla "yenmek" için kavga etmeyeceksin.

    İKİ KİŞİLİK EVREN KUR: Kanepede uzanıp yaptığınız dedikodularla, komik küçük sohbetlerle sadece ikinizin anlayacağı bir dil ve bu dilin etrafında iki kişilik bir evren kuracaksın. Dünya işleri zaten ağır; sen hafifleteceksin!

    ONUN TARAFINI TUT: Ne olursa olsun üçüncü kişilerin yanında ve üçüncü kişilere karşı onu tutacaksın! Hiç "objektif" gibi görünmeyebilir bu sana ama zaten ilişki sübjektiftir.

    YIKILMA: En ölümcül haller dışında hiçbir üzüntünde onun üzerine yıkılmayacaksın. O senin doktorun, psikoloğun değil, sevgilin. Kendi derdini mümkünse kendin halledeceksin.

    EMEK HARCA: İlişkinin ihtiyaçlarını hassas bir görü ile saptamaya gayret edeceksin. Örneğin onun yalnız kalmaya ihtiyacı varsa, tepesine binip sevgi performansları yapmayacaksın.

    ÖĞREN: Birlikte yeni şeyler görmeye, öğrenmeye, yeni maceralar yaşamaya bakacaksın. İlişkinin enerjiye ihtiyacı varsa, kendini akışa bırakmayacaksın.

    ANTRENMAN YAP: Birbirinize çok yapışıp kaldığınız anlarda derhal ufak çaplı tek başına yaşama antrenmanları yapacaksın. Ona da yaptıracaksın! Bu, ilişkiye yeni enerji girişini sağlayacaktır.

    DİKKAT ET: Bu en önemli emirdir. En önemli şey ilişkiniz değildir. En önemli şey, o ve sensin; ayrı ayrı... İkiniz de birer insansınız.. Onu ve kendini olduğun gibi kabul etmeye dikkat et...


  16. Az miktarda kıskançlık duygusu evlilikte tutkal etkisi yapar, eşleri bir arada tutmak, evlilik bağlarını güçlendirmek açısından yararlıdır. İlişkiyi diri tutan, kişileri birbirine bağlayan kıskançlık doğaldır. Ancak, çok ciddi bir ilgiden, sevgiden yoksun kalma kaygısı taşınıyorsa, bu hem kıskanan kişiye, hem de ilişkiye zarar verir. Kıskançlığın yoğun yaşandığı evlilikler, kıskanan için de, kıskanılan için de çekilmez olur. Her şeyden önce yersiz yere kıskanılan kişi, kendisini kapana kısılmış hisseder. Kıskanan ise, zaten en büyük zararı kendisine vermektedir. Böylece evliliğin temelleri sarsılabilir.

    KISKANÇLIK HASTALIK MI?
    Sabah evden giderken açılıp açılmadığını kontrol etmek için perdeleri işaretleyenler, eve gelince banyoyu, sabunu kontrol edenler, eşlerini kapıcıyla bile konuşturmayanlar gibi hezeyan derecesinde kıskançlık hisseden insanlarla karşılaşıyoruz. Bu bir hastalıktır ve ilâç tedavisi gerekir. İşin zor tarafı ise, kişinin kendisinin hasta ve tedaviye ihtiyacı olduğunu kabul etmemesidir. Böyle durumlarda bütün ailenin uyanık olması gerekir.

    AHENGİNİ BOZAR
    Bu derece yoğun yaşanmayan, hastalık sınıfına koymadığımız, ama evliliğin ahengini bozan kıskançlıkların çoğu, kişinin sevdiği insanı kaybetme korkusunun ve kendine olan güvensizliğinin sonucudur. Bazı insanlar eşlerinin karşı cinsten birisinin bazı özelliklerini beğenmesinden rahatsız olurlar. Bunu eşlerinin kendilerini beğenmediği şeklinde algılayıp, kıskançlık duygusuna kapılırlar. Oysa bu yanlış bir algılamadır. Kimse mükemmel değildir, başka bir insanın bazı özellikleri insanın kendi özelliklerinden daha iyi olabilir. Kişi, eşinin başkalarının bazı özelliklerini takdir etmesinden, kendisini sevmediği, istemediği anlamını çıkarmamalıdır.

    EŞİM BENİ ANLASIN
    Kıskançlık sorunu yaşayanlara, bunu eşleriyle paylaşmalarını önerdiğimizde, kişiler bunu ifade etmeyi bir zayıflık olarak görüyorlar. Arzu ediyorlar ki, eşleri kendi kendine anlasın. Oysa eşleri kendilerini incittiklerinin farkında bile olmayabilir. Bu yüzden duygularını mutlaka ifade etmelidirler. "Eşim duygularımı anlasın" diye düşünmek zaman kaybettirir. Güven duygusunu zayıflatan en önemli etken açık konuşmamaktır. Birbirlerine dolaylı, imalı mesajlar veren, kinayeli konuşan insanlar farkında olmadan düzeltmek istedikleri yanlışı daha da arttırırlar. Sorunların büyümemesi için kesinlikle açık iletişim şarttır.

  17. Baskasi olma kendin ol
    Kişisel zevklerinizi ve sevmediklerinizi belirleyin ve tavrınızı koyun.

    * Emin olmadıkça ve hazır değilseniz fedakarlık yapmayın.

    * Doğal halinizden ödün vermeyin.

    * Birileri işinize burnunu sokuyorsa, onlara açıkça bunu istemediğinizi söyleyin.

    * Kontrolün tamamen sizin elinizde olmasından kaçının. Her kararı sizin vermenizin beklenmesi özgürlüğünüzü elinizden alacaktır.

    * Beklentilerinizin her zaman karşılanamayacağını bilin ve gerektiğinde kendinizle yetinin.

    * Sırf eşinizin mutluluğu için 'seni seviyorum' demeyin. Bu, onu aldatmak demektir.

    * Kısa bir süre yalnız kalmak istiyorsanız bunu açıkça söyleyin.

    * Her şeyi eşinizle paylaşmak zorunda değilsiniz. Önemli olan onu incitmemenizdir.

    * Eşinizin ailesinden ve arkadaşlarından sevmediğiniz kişileri ona nazik bir dille söyleyin. Fakat tavrınız çok ince bir çizgi üzerinde olmalıdır. Eşinizin o kişiyle ilgili hassasiyeti çok önemlidir. İşe yararsa sizi onlarla yalnız bırakmaz.

    * Tavsiyelerle hareket etmeyin. Başka insanların tecrübesi sizi kurtarmayabilir. En doğrusunu siz biliyorsunuz.

    * Son sözü siz söylemek zorunda değilsiniz ama fikrinizin olduğu konuda etkinizi gösterin. Alınan kararda sizin de payınız olsun.

    * Prensiplerinizden ödün vermeyin.

    * Onu kıskandırmak için karakterinizin dışında davranışlar göstermeyin, çünkü eşiniz sizi, siz olduğunuz için seçti!

  18. Yapılan araştırmalar, evli çiftlerin yarıdan fazlasının birbirlerini tam anlamıyla tanımadıklarını gösteriyor. Birbirlerini çok iyi tanıyan çiftlerin sevgilerinin her geçen gün arttığı ise ispatlanmış bir gerçek. Ancak, hâlâ
    “ Eşimin beğenileri nelerdir ? ” sorusunun cevabını bilmiyorsanız yanlış yoldasınız demektir.

    Peki siz eşinizi ne kadar tanıyorsunuz ? İşte, Memory Center Nöropisikiyatri Merkezi uzmanlarından Psikiyatr Profesör Doktor Nevzat Tarhan’ dan, bunu anlamanıza yardımcı olacak test...

    - Eşinize bir çanta hediye edeceksiniz, hangi rengi tercih eder?

    a) Siyah b) Kahverengi c) Bordo d) Gri e) Bej

    - Ona bir kazak alacaksınız, hangi rengi tercih eder?
    a) Beyaz b) Kırmızı c) Mavi d) Yeşil e) Siyah

    - Aşağıdakilerden hangi hediyeye daha çok sevinir?
    a) Manto b) Takı c) Altın saat d) Fotoğraf makinesi e) Bilgisayar

    - Nasıl bir arabaya sahip olmak ister?
    a) Rahat, sıradan bir araba b) Spor bir araba c) Mercedes d) BMW e) En iyi yerli

    - Yurtdışı tatil için nereye gitmek ister?
    a) Orta Asya b) Ortadoğu c) Avrupa d) Amerika e) Afrika

    - Sizinle bir hafta sonu için hangi şehri tercih eder?
    a) Bodrum b) Yalova c) Paris d) Moskova e) Kahire

    - Aşağıdaki yemeklerden hangisini tercih eder?
    a) Kuru fasulye b) Balık c) Döner d) Açık büfe e) Makarna

    - Aşağıdakilerden hangisini tanımayı ister?
    a) Beğenilen bir yazarı
    b) En sevdiği politikacıyı
    c) Önemli bir din adamını
    d) Takdir ettiği bir sporcuyu
    e) Sevdiği bir sanatçıyı

    - Eşiniz sizin en çok hangi özelliğinizi beğeniyor?

    a) Sesinizi b) Gözlerinizi c) Gülüşünüzü d) Ona karşı tutumunuzu e) Genel davranışlarınızı

    - Aşağıdaki olumlu özelliklerden hangisi eşinizde en fazladır?
    a) Dürüstlük b) Cesaret c) Soğukkanlılık d) Cömertlik e) Tutumluluk

    - Aşağıdaki evlerden hangisine sahip olmayı ister?
    a) Dağ evi b) Kır evi c) Köy evi d) Deniz kenarında ev e) Şato gibi bir ev

    - Aşağıdaki olumsuz özelliklerden hangisi eşinizde en azdır?
    a) Acelecilik b) Yalancılık c) Korkaklık d) Cimrilik e) Savurganlık

    - Eşiniz sizinle beraber ne yapmaktan hoşlanır?
    a) Müzik dinlemek b) Maç seyretmek c) Gezmek d) Sohbet etmek e) Yemek yemek

    - Hangisinden nefret eder?
    a) Soğuk b) Yağmur c) Sıcak d) Fırtına e) Kalabalık

    - En ağır mecburiyeti hangisi?
    a) Doktora gitme b) Kuyrukta bekleme c) Hesap kitap yapma d) Dişçiye gitme e) Büyükleri ziyaret etme






    DEĞERLENDİRME

    Eşlerin yukarıdaki 15 soruyu ayrı ayrı cevaplamaları, cevap kâğıdını birbirlerine göstermemeleri gerekir. Önce kendi açınızdan doğrunun ne olduğunu işaretleyin, sonra eşinizin açısından soruları cevaplayın. Sonra karşılıklı olarak birbiriniz hakkındaki görüşlerinizi karşılaştırın.

    - Yanlışlarınız 3’ ten daha azsa

    Eşinizi çok iyi tanıyorsunuz demektir. Birbirinizin zevklerini, hayallerini, eğilimlerini, ne hissettiğini, neyi sevdiğini, nelerden nefret ettiğini biliyorsunuz. Harika bir çift olmak için mükemmel bir altyapınız var. Sizi kutlamak gerekir.

    - Yanlışlarınız 3 - 6 arasındaysa

    Eşiniz hakkında zaman zaman yanılıyorsunuz. Endişelenmeyin, insanlar birbirlerine çok yakın da olsalar birinin bir başkasını tam anlamıyla tanıması zordur. Kaygılanmayın, bildikleriniz sizi mutlu etmek için yeterli.

    - Yanlışlarınız 7 - 10 arasındaysa

    Beraberliğiniz geçmişi çok eski değilse, bu sonuç normaldir. Daha iyi tanımak için zamana ihtiyaç var. Ama eğer evliliğiniz uzun yıllara dayanıyorsa bu sonuç ortada bir problem olduğunu gösterir. Eşiniz sessiz ya diyaloğa kapalı biriyse, onun hissettiklerini hissetmek, düşündüklerini anlamak için çaba sarf etmelisiniz. Karşılıklı konuşmaya, tartışmaya, birbirinizi anlamaya yönelik iletişime ihtiyacınız var. İnsan ilişkileri monoloğa değil, diyaloğa dayanmalıdır. Beraber yaşadığınız olayları, konuları, kaygıları paylaşın, evlilik kalbe karşı kalp demektir. Kalbi diyalog eksikliğinizi görüp tamamlarsanız, daha mutlu bir beraberlik sizi bekler.

    - Yanlışlarınız 11 - 15 arasındaysa

    Durum ciddi. Bu, eşiniz hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğiniz anlamına gelir. Yine de sakin olun. Bunun düzeltilmesi gereken bir durum olduğunu kabullenin, hatta itiraf edin. Mutlu olmak ve evliliğinizi uzun ömürlü kılmak için özel bir gayrete ve çözümler geliştirmeye ihtiyacınız olduğunu unutmayın.

  19. Duyguların İletişimi

    Anne babalarımızın zamanında sevgi dolu iletişimin manası çoğunlukla olumsuz duygulardan kaçınmak, sorun çıkarmamak, tartışmamak demekti. Kimbilir belki de olumsuz duygular onlar için utanılacak, saklanması gereken duygulardı. Ömürleri, bunca bastırmaya rağmen su yüzüne çıkmaya çalışan duygularını susturmakla geçti. Kimisi bunu başardı, çünkü onlar aynı zamanda çok sabırlı ve güçlü insanlardı. Kimileri ise ilerleyen yaşlarının en mutlu geçmesi gereken zamanlarında, öfke, tahammülsüzlük, çatışma ve büyüyen sorunlar yaşadılar.

    Oysa duygularını bastırmadan yapıcı bir iletişim kurmayı denemiş olsalardı, onlar için olduğu kadar bizim içinde sağlıklı bir iletişimin yolu açılmış olur muydu? Evet, çünkü biz de büyüklerimizden gördüğümüz usul dairesinde bir yaşam sürüyoruz. Zaman zaman davranışlarımıza onları referans gösteriyor, hatalarımız için de yine onları suçlayarak, işin içinden çıkmaya çalışıyoruz.

    Her konuda uzmanlaşmayı marifet sayan bizler, duygularımız konusunda neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz acaba?

    Anne babalarımızın yaptığı hataları aynıyla tekrarlamamız şartmış gibi, bizlerde aynı hataları yapıyoruz. Bu kaçınılmaz bir durum, çünkü başka bir iletişim yolu bilmiyoruz. Çoğumuz çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı başarısız iletişim becerilerini izlemek ve öğrenmekle geçirmişizdir.

    Anne babalarımız duygularını dürüstçe ve muhatabının duygularını incitmeden ifade edebilmiş olsalardı, bizlerin durumu da böyle olmayacaktı elbette. İster istemez içinde yaşadığımız ailenin iletişim yöntemlerini alışkanlık haline getiriyoruz. Duyguların bastırıldığı bu yöntemlerin pek de işimize yaramadığı gerçeğini bizzat yaşayarak, kendi evliliğimizde uygulayarak fark etmişizdir çoğumuz. Öyle görmüş olabiliriz fakat bu yöntemlere mahkum değiliz. Evliliğimiz için yeni ve işe yarar yöntemler arama sorumluluğumuz olduğunu unutmayalım lütfen.

    İhmal edilme, duygularını ifade edememe, sessiz kalıp beklemek, duygusal tepkiler verdiğin de ayıplanmak, bunlar size hiç yabancı gelmiyorsa, rica ediyoruz aynı şeyleri siz de eşinize ve çocuklarınıza yaşatmayın.

    Belki nerede hata yaptığımızı bir türlü anlayamamanın şaşkınlığı ve çaresizliğini yaşıyor olabiliriz düşüncesiyle sizlere bir dizi hata cetveli sunmak istiyoruz.

    -Öfkeli, kızgın olduğumuzda intikam alma duygusuyla iletişime geçmek. Yapmamız gereken bir müddet, en azından öfke silinip yerine sükunet gelinceye kadar beklemek ve sonra konuşmaya, problemi çözmeye çalışmak.

    -Eşimizden istekte bulunmak, isteklerimizi anlatmak yerine onun anlamasını beklemek. Eşler birbirleri için en yakın insanlar olsa bile, içimizden geçenleri anlayamazlar. Biz bile zaman zaman kendimizi anlayamaz ve ne istediğimizi bilemezken, eşimizin biz söylemeden, eskilerin dediği gibi kaşımızın gözümüzün hareketinden, derdimizin ne olduğunu anlamaları mümkün değildir.

    -Eşimizin duygusal tepkilerini küçümsemek, aşağılamak, bu şekilde davrandığı için suçlamak. Özellikle hanımların yaşları kirpik ucunda bekler. Beylerinde öfkeleri dil ucunda. Ne öfke ne de göz yaşı, ne utangaçlık, heyecanlanmak, korkmak aşağılanacak duygulardır. Her biri her insanda var olan, gayr-i ihtiyari, bahşedilmiş insani duygulardır.

    -Sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünüp eşimizin ihtiyaçlarını sormamak, onun söylemesini beklemek. En azından nezakettir, birlikte olduğumuz kişilerin ihtiyaçları ile ilgilenmek.

    -Evin erkeğinin haksız da olsa son sözü söylemesi, kadının hep susan ve idare eden konumunda olması, zararlıdır. Hem de çok, hem güçlü bir kişiliğe de yakışmaz. Yanlızca “Kocakarı ile Gazneli Mahmud” hikayesini hatırlayın yeter. Hatırlayamayanlar için bir gün biz hatırlatırız.

    -Yapılan hatalarda eşlerin birbirlerini kırıcı sözlerle veya duygusal mahrumiyetle cezalandırması( küsmek, konuşmamak, surat asmak…)

    -Yapılan hataları bağışlamamak ve sürekli hatırlatmak, geçmişi her fırsatta dile getirmek.

    Bu davranışlar çoğumuza yabancı değildir.

    Eğer hatalarımızın farkındaysak düzeltmek için de gayret edebiliriz. Asıl sorun farkında olmamak ve yenilikleri kabul edememektir. Mutlu olmak istiyorsanız, eşinizi mutlu edin.
    Mutluluğunuzun önünde ki olumsuz iletişim engellerini kaldırın, lütfen. İşte size değişimi başlatmak için bir ip ucu:

    Dürüst olun ve duygularınızı uygun bir dille ifade edin, Anlayışlı olun ve eşinizin size ilettiği duygularını önemseyin.


  20. Biz Olmanın Gücü
    Evlilik birbirlerinden tamamen ayrı dünyalarda yetişmiş insnaların biraraya gelere kurmaya ve sürdürmeye çalıştıkları bir beraberliktir. Uzun yıllar boyunca anlayış ve uyum içinde geçecek günler, mutlu ve huzurlu insanlar olabilmek, eşlerin sen ve ben ikiliğinden uzaklaşıp, biz olmaya adım attıklarında gerçekleşir.

    Biz Olmanın Gücünü Ve Ayrıcalığını Yaşamak İçin Eşinize Şunları Söyleyin:

    *Seninle çok önem verdiğim bir beraberliğimiz var. Her insan faydalı ve önemli arzu eder. Bunu eşinize sık sık söylemeniz, onun da sizin için aynı şeyleri hissetmesine neden olur ki, bu her iki taraf içinde olumlu bir gelişmedir.

    *İkimizde insan olarak farklı değerlere ve ihtiyaçlara sahibiz. Bunu zaten biliyoruz. Ama farklılığın farkında olduğunu söylemeniz, peşi sıra anlayışı da getirir. Aynı zamanda sizin eşinizi olduğu gibi kabul ettiğinizi ve onu değiştirmeye çalışmadığınızı da!

    *İhtiyaçlarımızı, değerlerimizi öğrenmek ve daha iyi anlaşmak için, iletişimimiz açık ve dürüst olsun. Bunları hayata geçirmek, söylemekden daha önemlidir. İletişime açık olayı istemek, sonra da istekler sıralandığında sinirlenmek, yanlızca iletişiminizi sonlandırmakla kalmaz, güvenilirliliğinizi de sarsar.

    *Yaptığın bir şey ihtiyaçlarımı karşılamamı engellediği zaman dürüstçe ve seni suçlamadan bundan nasıl etkilendiğimi sana söyleyeceğim. İşte bu çok önemli, suçlamadan konuşabilmek, eşinizi itham etmekten kaçınmak. Sözlerin onu incitmeyeceğinden emin olmak.

    *Böylece ihtiyaçlarıma saygı göstererek, davranışını değiştirmen için sana fırsat vereceğim. Evet, her zaman karşımızdaki insana öncelik vermeliyiz, ancak her ferdin kendine özgü istekleri ve tercihleri vardır. Bir eşin bunları karşısındaki kişiden talep etmesi de gayet normaldir.

    *Kabul edemediğin bir davranışım olduğu zaman seninde benim kadar açık ve samimi olmanı istiyorum. Eşinizden fedakarlık beklemek, değişmesini istemek kolay ama asıl olması gereken, önce kendi kendinize değişmeyi istemek ve denemek.

    *Anlaşamadığımız konularda birimizin kaybetmesi için uğraşmak yerine ikimizi de memnun edecek çözümler arayalım. İkimizde kazanalım, evliliğimiz kazansın.

    *Sorunlarıma çözüm bulmam gerektiği zamanlarda desteğini ve yardımını istiyorum.

    *Yardımcı olmamı istediğin her sorununda çözüm bulman için ben de elimden geleni yapacağım.

    *Evliliğimiz senin de benim de olduğumuz gibi davrandığımız ve birbirimizi gereksiz yere değiştirmeye çalışmadığımız bir beraberlik olacak. Olmalı, eşlerden bir diğeri gib olmak zorunda kalmadan ortak bir yol bulunabilir. Ve zamanla, saygı ve anlayışın hüküm sürdüğü bir evlilikte eşler zaten birbirlerine benzemeye ve ortak bir kişilik geliştirmeye başlayacaklardır.

    *Sen ve ben birbirimizle ilgileneceğiz, birbirimizi önemseyeceğiz ve birbirimize saygı göstereceğiz.

    *Sen ve ben biz olmanın gücünü ve ayrıcalığını yaşayacağız.

    Bu sıraladıklarımızın bir an önce gerçekleşmesi her çiftin isteği olacaktır. Ancak, Daha evliliğin ilk yılarında ne kendinizden ne de eşinizden acele etmesini istemek haksızlık ve büyük bir yanlışlık olacaktır. Kendinize ve evliliğinize biraz zaman tanıyın.



  21. Evlilikte güzel secim nasil olur??

    1- Evlilikte, eşler arasında "Ben" yoktur, "Biz" vardır.

    2- Acılara birlikte göğüs gerin. Bu sizin maneviyatınızı ve birlikteliğinizi kuvvetlendirir.

    3-Aile içindeki tüm dengeleri önceden planlayıp ayarlayın.

    4-Vicdanları rahatsız edecek hiçbir davranışta bulunmayın.

    5-Gergin ve kızgın anlarınızda tartışmayın.

    6-Bekârlıktaki alışkanlıklarınızı sürdürmeyin.

    7-Birbirinizi değiştirmeye kalkmayın.

    8-Geleceğiniz için birlikte planlar yapın.

    9-Sırlarınız kutsaldır. Sakın onları ifşa etmeyin.

    10-Biriniz üzgün olduğunda, nedenini mutlaka öğrenmeye çalışın.

    11-Birbirinizden alakayı kesmeyin.

    12-Duygularınızı sözlerden ziyade beden dilinizle ifade edin.

    13- Birbirinize küçük yardımlar yapın.

    14-Eşiniz için ayrı bir dinleyici olun.

    15-Birbirinizden fazla beklenti içinde olmayın.

    16-Zaman zaman birbirinize hediyeler alın.

    17-Verdiğiniz sözleri tutun.

    18-Güzel haberleri başkalarına anlatmadan önce eşinizle paylaşın.

    19-Eşinize karşı en güzel ve sevinçli halinizi gösterin.

    20-İmkânlarınız ölçüsünde alış-veriş, gezinti, piknik, ziyaretler vs. yapın.

    21-Bir kavgadan sonra birbirinize sürprizler yapın.

    22-Eşinizin pişirdiği yemeklerden dolayı iltifatlar yapın.

    23-Mutfak işlerinde bazen eşinize yardım edin.

    24-Birbirinize devamlı gülümseyin, hiçbir maliyeti yoktur.

    25-Birlikte dua edin.

    26-Sadece ikinizin bildiği özel bire kapı çalma şekliniz olsun.

    27-Birbirinize isminizle hitap etmeyin. Sizi onore edecek isimler bulun.

    28-Birbirinize gününüzün nasıl geçtiğini sorun.

    29-Sağlıklı bir aile ortamı sağlayabilmek için bol bol kitaplar okuyun.

    30-Mümkün olduğunca akşamları TVyi kapatın.

    31-Sofrada problemlerinizi sakın tartışmayın.

    32-Çocuklarınızın ve aile efradınızın problemleri ilişkinizi zedelemesin.

    33-Tartışmalardan sonra gururunuzu ayaklar altına alıp af dilemeyi ihmal etmeyin.

    34-Birbirinize karşı anlayışlı ve yumuşak başlı olun.

    35-Kesinlikle birbirinizle inatlaşmayın.

    36-Çalar saati kapatmak için yataktan ilk fırlayan kişi siz olun.

    37-Gizli konuları birbirinize anlatın.

    38-Kandillerde ve bayramlarda büyüklerinizin gönlünü mutlaka alın.

    39-Birbirinizin kusurunu araştırmayın.

    40-Haftanın bir gününü, yalnız aileniz için ayırın.

    41-Hatalarınızı kabullenin.

    42-Birbirinize karşı üstünlük sağlamaya çalışmayın.

    43-Başarılarınızı önce ailenizle paylaşın.

    44-Eşinizin morali bozukken ona çocuk gibi sevecen davranın.

    45- Ben söylemiştim hastalığından vazgeçin.

    46- Dualaşmaya vesileler bulun. Mesela hapşırdığında Elhamdülillah deyin, eşinizde Yerhamükellah desin. Sonra ; Yehdina ve Yehdiyekumullah deyin.

    47-Aile ilişkiniz iyi gidiyorsa bile en iyiye hala ulaşamadığınızı bilin.

    48-Önemli konularda aynı fikirde olmaya çalışın.

    49-Sıradan konularda ayrı ayrı düşüncelerinizi bir zenginlik olarak kabul edin.

    50-Tüm isteklerinizi Lütfen.. kelimesi ile bitirin.

    51-Yatağa girdiğinizde birbirinize iyi geceler dilemeyi unutmayın.

    52-Birbirinizin anne-babalarına karşı nazik ve alçak gönüllü olun. Hürmette kusur etmeyin.

    53- İş sorunlarınızı gerekli olmadıkça eve taşımayın.

    54-Evliliği destekleyen yan araçlarından birinin de cinsellik olduğunu hiçbir zaman unutmayın.

    55-Fırsat buldukça seyahat edin.

    56-Mutlu hayat sürebilmek için, olanla yetinmeyi ve gelecek için devamlı çalışmak gerektiğini ilke haline getirin.

    57-Lüks yaşama fantezileriniz varsa hemen kontrol altına alınız

    58- Güvenini yitirmemeye gayret edin

    59- Ona saygı duyduğunuzu her fırsatta ifade edin

    60- Erkekler belirli aralıklarla -mesela ayda üç gün gibi- evden ayrı kalsınlar. Biraz özlem her iki taraf içinde ilaç gibidir.

    61- Eşinizi olduğu gibi kabullenin, beklentilerinizi en aza indirgeyin. O ne süperman ne de top model ne de bir peygamber& Eksiğiyle hatasıyla kel kafası ve kilolarıyla sizin hayat arkadaşınızdır. Bir gün kimse kalmayacaksa yanınızda, o sizi sırtında taşıyabilecek nadir insanlardandır. Bunu unutmayın.

    62- Her güzel ve hayırlı şeyde olduğu gibi evliliğinde kudsiyetine inanın ve ona uygun davranın. Egolarla, nefsani arzularla kurulan yuvalar sudaki yazı gibidir. Temeli Allah rızası olan evlilikler ise sonsuza kadar sürecek bir sözleşmeyi barındırır içinde. Dedelerimize ninelerimize sadakatle geçen uzun evlilikleri sebebiyle şaşıyorsak temelinde ibadet aşkı yattığı içindir.

  22. HAYIRLI BEY VE AILE NASIL OLUR ?



    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hazretleri, "Ailenize hayırlı olun" şeklinde hem beye, hem de hanıma sık sık tembihlerde bulunmuş, ikazlardan geri kalmamıştır. Bakınız, Efendimiz (a.s.m.) hayırlı aile reisini, yani hayırlı beyi nasıl tarif buyurmuştur?

    "Hayırlı bey eve girince hanımın yüzü asılmaz, çocuklar da köşe bucak kaçışmaz!"

    Evet, kendisi kısa, fakat mânâsı uzun bir cümle ve şumullü bir tarif.

    "Bunun mefhum-u muhalifi nedir?" diyecek olursanız, onu da arzedeyim:

    Hayırsız bey eve girince hanımın yüzü asılır, çocuklar da köşe bucak kaçışır!

    Öyle ise bana konuyu soran bey, bu tarifi iyi düşünmelidir. Hayırlı bir bey mi, hayırsız bir aile reisi mi, bu tarif içinde bunu kendisi tespit etmelidir.

    Konuyu böyle bırakırsak adaletsizlik etmiş oluruz.

    Öyle ise hayırlı hanıma ait ölçüyü de arzedeyim. Yine hadisten mülhem olarak Efendimiz (a.s.m.) buyuruyor ki:

    "Hayırlı hanım odur ki, bey eve gelip de ona bakınca huzur duyar, mutluluk hisseder."

    Bunun mefhum-u muhalifi de malum:

    "Hayırsız hanım da odur ki, bey eve gelip de ona bakınca huzuru kaçar, mutsuzluk hisseder, pişmanlık duyar!"

    Öyle ise hanımefendi de kendini kontrol etsin. Hayırlı bir hanım mı, yoksa hayırsız bir hanım mı olduğuna kendisi karar versin. Beyine huzur mu veriyor, yoksa huzursuzluk mu?

    Bana kalırsa hadisten mülhem olarak arzettiğimiz bu tarif ve tavsiflerin mesajı şudur:

    Beyefendi! Eve gelince güleryüzlü, tatlı dilli ol! Hanımın yüzü gerilmesin, çocukların korku ve endişe ile kaçışmasın.

    Hanımefendi! Sen de sabırlı ve anlayışlı ol! Bey eve gelince hemen dertleri sıralayıp, sıkıntıları ortaya yığma. Bey senin yanında huzur duysun, mutluluk hissetsin.

    Bütün bunlardan sonra derim ki:

    Aile içinde olması mümkün sitemleri, nazlanışları olağan şeyler olarak görüp geçiştirmek mümkünken, büyütüp de içinde boğulacak hale getirmeyin. Bakın ne büyük anlaşmazlıklar, belalar, hastalıklar, imtihanlar vardır bu âlemde. Bazan öylesine büyük imtihanlarla karşılaşılıyor ki, çaresi olmayan bir dert, ilacı bulunmayan bir hastalık insanların dünyasını karartıyor, bu gibi geçimsizlikler o zaman şeker, bal gibi geliyor, ama iş işten geçmiş, büyük bela, musibet kapıyı çalmıştır.

    Onun için küçük şeyleri büyütmeyin. Geçiştirin sabırla, tahammülle. Sevabını düşünerek, hikmetini hesaba katarak. Daha çok sıkılırsanız meşhur cümleyi tekrar edip rahatlayın.

    "Bu da geçer yâ hû" deyin üzerinde durmayın. Göreceksiniz ki, sıkıntı gitmiş, sevabı kalmış, yine siz kârlı çıkmışsınız.
    Mevlûtun Yeri

  23. Mutluluk eşlerin huylarına bağlı

    Bir insanın saadeti eşinin iyi huyluluğundadır diyen bir atasözü var. Bu gün bu söz, batılı eğitimciler tarafından bile kabul görüyor. Doğru, hem beylerin hem de hanımların mutluluğu eşlerinin huylarına bağlıdır.

    Bir kadın eşinin her arzusuna itiraz edecek, her hevesini kıracak, her şeyi eleştirecek ve neden başkaları gibi daha fazla para kazanmadığını söyleyecek olursa zavallının kolu kanadı kırılacaktır. Benzeri durum, hanımlar için de geçerlidir. Yaptıkları eşi tarafından beğenilmiyor, takdir edilmiyor, her isteği engellerle karşılaşıyor, başarıları farkedilmiyor ise...

    Sözlü saldırılar aile mutluluğunu her şeyden fazla sarsar. Karı-koca arasındaki sevgiyi saygıyı, güveni ve bütünlüğü yok eder. Hakaretin en kötüsü ise, bir kimseyi bir başkası ile insafsızca kıyas etmektir. İnsafsızlıktan öte, yakışık almayan da bir durumdur. Kanayan yarayı daha fazla deşmekten başka bir anlamı yoktur. Biraz daha ileri gidersek, şikayet, aşağılama, kıyas ve alay, şahsiyet düşüklüğünün bir alameti sayılrken aynı zamanda taciz etmenin de bir başka şeklidir. Alışkanlık haline gelmeye görsün, ne yenilir ne yutulur tarafı vardır.

    Acaba eşleri neden bribirlerini rahatsız ederler? Yorgunluk, bıkkınlık, gizli düşmanlık, özellikle kadınlar için, uzun yıllar sıkıntıya tahammül edip sonunda patlayıvermek, kendisine ilgisiz kalınması gibi nedenler etkili olabilir. Yakalandığınızı bilmedikçe, bir hastalığı tedavi etmeniz imkansız olur. Önce sorunu tam teşhis edeceksiniz ki, tedavi edebilesiniz. Şüphelerinizi gidermek için eşinizden yardım isteyin. Davranışlarınzı birlikte kontrol edin.

    İyi niyeti elden bırakmayın, açık gönüllü olmaya çalışın. Her sinirlendiğinizde, eşinizin yada ailenizden birinin sizi uyarmasını isteyin.

    Bir şeyi bir kere söyleyip sonra da unutmaya alışın. Israr eşinizi inatçı yapacaktır.

    Daha uygun, uysal yöntemlerle sonuç almaya çalışın.

    Esprili ve neşeli olmaya gayret edin. Hatta kendinizi buna zorlayın. Bir müddet sonra zorlanmadan gülebilmeyi başaracaksınız.

    Hoş şakalrın aranızdaki sevgiyi artıracağı muuhakkaktır. Şüphe yok ki neşeli olmak insanları canlı kılar. Neşeli insanlar aynen, güneş ışıkları gibi, girdikleri yeri aydınlatırlar. Siz de evinizin güneşi olun.

    Üzüntü verici urumları oturup sakin bir şekilde değerlendirin.

    Elbette, sorunları öfkeye kapılamadan çözmenizden guru duyun. Kendinizi tebrik etmeyi unutmayın. Bunu aynanın karşısında bile yapabilirsiniz.

    Eşinizi ne ne tehdit ile ne de şirretlikle zaptedebilirsiniz. Bu yanlızca onun kalbini kırarak saadetinizi yıkmaya yarar. Oysa ona söyleyeceğiniz hoş sözler yankısını bulacak, büyülü bir anahtar gibi, tatlı dilinizle eşinizin kalbini bütünüyle fethedecek ve birlikte mutlu bir ömür süreceksiniz.


  24. Aile Eğitimi

    Değerli hanımlar ve beyler; Evlilik, beraberce bir hayatın paylaşıldığı, acı tatlı bir çok şeyin birlikte yaşandığı, zamanla ortak beğeni ve zevklerin oluştuğu bir birlikteliktir.

    Bu birliktelik sizi daima desteklemeli, yapıcı ve geliştirici bir yapıda olmalıdır. Bu özellikleri evliliğinizde gerçekleştirecek olan sizlersiniz. Şu noktayı unutmamalıyız evlilik bir hedef değildir. Asıl hedefiniz, kendinize, eşinize, çocuklarınıza ve topluma
    evliliğinizle birlikte kazandıracağınız şeyler olmalıdır.

    Günübirlik yaşamların, hesapsız kitapsız davranışların, beraberliği zedeleyici bencil tutumların zararı sadece size değildir. Bu durumlardan çocuklarınız, aileleriniz, yakın çevreniz ve sonuçta tüm toplum etkilenmektedir. Sağlıklı kararlar alabilen, sağlıklı düşünebilen ve sağlıklı davranabilen toplum olmanın yolu aile kurumunu sağlığına
    kavuşturmakla mümkündür.

    Size diyoruz ki;

    - Ailenizde zaman zaman önemli kararlar alın. İş bölümü yapın ve bunları uygulayın.

    - Bir tazelenme, bir yenilenme mevsimi başlatın.

    - Tüm aile fertleri olarak, çoluk çocuk, anne, baba, ailenizin önemini hatırlatıcı, ailenizin tüm fertlerinin tek tek sizin için değerini hissettirici kararlar alın, faaliyetler yapın.

    Değerli hanımlar ve beyler, evliliğinizde aldığınız kararlar ne türden olursa olsun eşinizi de ilgilendirir. Kararlar hayatınızın gidişatını etkilediği için kararları alırken eşinizi haberdar etmeniz uygun bir davranış olur.

    Çok basit kararlar bile, birlikte görüşülüp tartışıldıktan sonra alınırsa eşinizin size olan saygısını ve güvenini perçinler. Sizin için çok basit bir konu olabilir, fakat eşiniz konudan haberdar olmadığı için rahatsızlık duyabilir. Bununla birlikte her zaman birlikte karar almak mümkün olmamaktadır. Eşinizden habersiz bir karar almak durumunda kalırsanız şunlara dikkat edin;

    - Evinize bir eşya alacaksanız, eşinizin de zevklerini hesaba katın. O eşyayı sizin kadar o da kullanacak çünkü.

    - Alacağınız karar kendi işinizle ilgili bir kararsa, eşinizin bu karardan ne kadar etkileneceğini düşünün (eve geç gelme, hafta sonlarını işte geçirme…) ve ona göre davranın. Bu konuda birlikte karar alma gibi bir şansınız yoksa eşinizi haberdar ederek durumu telafi edin.

    - Herhangi bir konuda yalnız karar almak zorunda kaldığınızda, geçmişte birlikte yaptığınız şeyleri ve aldığınız kararları düşünün. Hata yapma veya eşinizi rahatsız edecek bir karar alma ihtimalini en aza indirgemiş olursunuz.

    - Aldığınız bazı kararlarda tüm aile fertlerinin katılımını sağlamanız onlara verdiğiniz değeri hissetmelerini sağlar. Yedi yaşındaki çocuğunuz dahi ailevi kararlarda payı bulunmasının değerini hissedecektir.

  25. Esler arasi iletisim problemleri


    Yapılan bir araştırmaya göre eşler arasında sürekli ve ciddi sorun yaratan konular şöyledir...

    Yapılan bir araştırmaya göre eşler arasında sürekli ve ciddi sorun yaratan konular şöyledir;
    Kadın kocasına boyun eğmek zorunda kalmaktadır.Oysa sağlıklı bir beraberlik eşit güçler arasında süregelen bir ilişkidir.
    Evlilik sürecinde koca karısının kişiliğinin gelişimini engellemektedir. Oysa evlilik ilişkisi içinde her iki kişiliğinde gelişme ve değişme hakkı vardır.Eşler birbirlerine bu konuda destek olmalı ve birbirlerini değişim için teşvik etmelidirler.
    Eşler arasında duygu alışverişi çok azdır. Oysa eşlerin önce kendi duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaları sonra da birbirlerine bunu ifade etmeleri gerekir. Siz kendinizi anlatamıyorsanız,kimse sizi anlamak zorunda değildir,unutmayınız.
    Birikimler patlamaya yol açmaktadır. Bastırılan,içe atılan sorun ve kırgınlıklar,eşler arasında sakince tartışılarak irdelenmediğinden,bir an geliyor ki,patlamalar,krizler kavgalar meydana geliyor.Oysa sorunlarınızı birikmeden sıcağı sıcağına tartışmanız,birbirinizi anlayışla dinlemeniz,ortak bir çözüm yolunda uzlaşmanız,ilişkinizin niteliği açısından önemlidir.
    Eşlerden biri diğerini rahatsız edecek bir şekilde kıskanmaktadır. Kıskançlık tekelci bir anlayıştır.Kıskanç kişi çoğu kez içindeki boşluğu ve bu boşluktaki aşağılık duygusunu örtmeye çalışmaktadır.Kıskançlık,buyurganlığın çok belirgin bir biçimi olup,her zaman bir psikolojik zayıflık işaretidir.Oysa eşinizi kıskanmak yerine ona güvenip onunla gurur duymalısınız.Unutmayın diktatörleri kimse sevmez.
    Eşlerden biri diğerini aldatmaktadır. Evlilikte ihanet,birlikteliği onarılmaz biçimde zedeler.İhaneti affettiğini söyleyen eşler, gerçekte bunu başaramamakta, içlerine atmakta, farkında olmadan karşı tarafa kinlenmektedir.

    İhanetin söz konusu olduğu evlilikler zoraki beraberliklere dönüşür ve zamanla da biter. Eşlerarası İletişim Problemleri konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir.
    Karı koca olarak ilişkinizin aksayan yönlerini, olumlu ve olumsuz yanlarını tesbit ediniz.Ancak unutmayınız ki birinizin önemsediği sorun diğeriniz için önemsiz olabilir.Önce her ikiniz içinde önemli olan sorunlar üzerinde durunuz.
    Bir toplulukta eşinizi eleştirmekten kaçınınız. Eleştirilerinizi yalnız kalınca yapınız.
    Evliliğinizde her şeyi tek başınıza kontrol edemezsiniz. Kontrol etmek istediğiniz alanlar konusunda eşinizle işbirliğine varınız.
    Birbirinizin varlığını önemseyerek bunu birbirinize ifade ediniz.
    Cinsellikle ilgili beklenti ve düşüncelerinizi eşinizle açık bir dille konuşunuz.
    Her konuda anlaşmak zorunda değilsiniz. Farklı kişilikler taşıdığınızı bilmeniz gerekir.Uzlaşamama olasılığını da göz önüne alınız.

  26. Neden Çatışma

    Her evlilik adımı atılırken, gençlerin hep mutlu olacağı, hiç sorun yaşamayacakları düşünülür, öyle olması ümid edilir. Ama evliliklerde sorunlar yaşanır, tartışmalar ve çatışmalar da. Cevap bekleyen soru şudur, sevgi temelleri üzerine kurulu bir evlilikte, birbilerini seven eşler arasında neden çatışma olur?

    Acaba eşlerin her ikisi de daha sakin ve anlayışlı davransa çatışma olur mu? Peki ya birbirlerini, kendilerini düşündüklerinden daha çok düşünseler? Beklentilerinden ve bencilce isteklerinden biraz daha uzaklaşsalar ne olur?

    Tartışmaların ve çatışmaların temelinde benliğimizin bir yerlerinde saklanan “bencil” duygularımız yatar. Alış-veriş sırasında, tatil zamanına karar vermekte, kişisel rahatını, zevkini ve haklarını düşünmek ve bunları elde etmek konusunda, eşinin bağımsızlığını ve haklarını hiçe sayacak şekilde ısrarcı olmak, bencil davranışlarımızın en başta gelenleri arasında yer alır.

    Eşinin duygularını görmezden gelmek, kendi çevresinde-kendi özel dünyasında yaşamak, sınırlarını belirlediği dünyasına kimseyi almamak; eşine hizmet etmek için, sevindirmek için fazladan bir saatini ayırmayı istememek, kişisel zafer kazanmayı güçlü bir evlilik kurmaya yeğlemek...... Bütün bu bencillikleri alt etmek için bir tek sihirli sözcüğe ihtiyacınız var. O da kendinize şu soruyu sormak: “Bencilce davranıp, kendi bildiğimimi okuyorum. Şu yaptığım şeyde eşimin ne kadar etkisi ve mutluluğu var”.

    Evlilik hayatınızı süslemek için, birilerinin sizin hizmetinize koşması için, eksiklerinizi tamamlamak için değildir. Evlilik, elinde olan bütün güzellikleri hayatını birleştirdiği insanla paylaşmak, ve onu mutlu etmek için yaşamaktır.

    Evliliğiniz boyunca size sunulacak nimetleri beklemekten vazgeçip, kendi verebileceklerinizi düşünmeye ve paylaşmaya başlarsanız, hakiki mutluluğu yakalayabilirsiniz.

    Talepkar olmaktan uzaklaşıp, istenilmeden vermeye alışırsanız, düşünmediğiniz kadar çok nimetin sizin ardınızca koştuğunu göreceksiniz. Zamanınızı ailenizle ve eşinizle paylaştığınızda, huzurunuzu geri kazanacaksınız.

    Neşenizi paylaştığınızda, etrafınızda sizi mutlu etmek için koşuşan eşinizi ve çocuklarınızı kazanacaksınız.

    Başarınızı paylaştığınızda, size güvenle ve gururla bakan hayran bir çift göz kazanacaksınız.

    Sorunlarınızı paylaştığınızda, hayat ve dert ortağınızın takdirini ve hafifleyen yüklerinizden kurtulmayı kazanacaksınız.

    Uzun hayat yolculuğunda hiç bir yük uzun süre taşınacak kadar hafif kalmayacak, şimdiden çevrenizdekileri farkedip, ikramınızı artırın ki zorda kaldığınızda bir de yanlız kalmayasınız.


  27. Eşinizden Birşeyler İsterken.....

    Evlilikte, her iki tarafında isteklerini dile getirebildiği ve ikisinin de hayır diyebilme hakkının olduğu bir ortamın bulunması sağlıklı bir beraberliğin göstergesidir.
    İsteklerinizi karşılayamıyorsanız, yeterince ve etkili bir biçimde istemiyor olabilirsiniz.

    İsteklerimizin gerçekleşmesi bizim için ne kadar önemli ise, söyleyiş ve ifade ediş biçimimiz de eşimiz için o kadar önemlidir. Herhangi bir istekte bulunurken eşlerin birbirlerinin dillerini iyi biliyor olmaları gerekir. Eşinizi gözleyin, tanımaya çalışın. Ondan bir istekte bulunurken hassas olduğu noktalara dikkat edin.

    Bu konuda size yardımcı olacak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyoruz.
    - İsteklerinizi ifade edin, eşinizin anlamasını beklemeyin. Çok beklemek zorunda kalabilirsiniz.
    - İstekte bulunurken açık olun, dolaylı ifadelerden kaçının.
    - Kısa ve öz konuşun.
    - Eşiniz sormadıkça isteğinizin nedeni hakkında gereksiz açıklamalarda bulunmayın.
    - Buyurmayın, rica ederek isteyin.
    - Eşinizin içinde bulunduğu şartları göz önünde bulundurun.
    - İstediğiniz şey çok acil değilse, eşinizin en uygun olduğu zamanı gözleyin. Mutlu, dinlenmiş, İşlerinin yoğun olmadığı bir zamanı bekleyin.
    - Olumsuz bir cevaba hazırlıklı olun.
    - Olumsuz bir cevap aldığınızda hemen aşırı tepki göstermeyin. Sabredin ve bekleyin. Hayır, cevabını kabullenin. İsteğinize olumlu cevap alma ihtimaliniz yükselecektir.
    - Hayır cevabının kabullenildiğini gören eşiniz, kendisine duyulan ihtiyaçtan dolayı sizi memnun etmeyi tercih edebilir.
    - Hayır cevabını kabullenmeniz sizi de rahatlatacaktır. Aksi taktirde eşinize karşı suçlayıcı ifadeler kullanabilir ve eşinizin olumsuz fikrinden vazgeçme ihtimalini yok edersiniz.
    - İstekleriniz yerine geldiğinde takdir ve teşekkür ifadeleri kullanmayı ihmal etmeyin.
    - Takdir gören eşiniz diğer isteklerinizi karşılamada daha istekli davranacaktır.

    Evlilikte istekler hep olacaktır. Maddi yada manevi, istekler karşılandıkça eşlerin birbirlerine olan bağlılıkları ve minnettarlıkları artacaktır. Yeter ki isteklerimizde ölçülü olup, eşimizden nasıl isteyeceğimizi bilelim. İsteklerimiz şu veya bu nedenden dolayı yerine gelmediğinde de durumu kabullenebilelim.

  28. EVLİLİKTE GÜZEL SEÇİM NASIL OLUR...


    1- Evlilikte, eşler arasında "Ben" yoktur, "Biz" vardır.

    2- Acılara birlikte göğüs gerin. Bu sizin maneviyatınızı ve birlikteliğinizi kuvvetlendirir.

    3-Aile içindeki tüm dengeleri önceden planlayıp ayarlayın.

    4-Vicdanları rahatsız edecek hiçbir davranışta bulunmayın.

    5-Gergin ve kızgın anlarınızda tartışmayın.

    6-Bekârlıktaki alışkanlıklarınızı sürdürmeyin.

    7-Birbirinizi değiştirmeye kalkmayın.

    8-Geleceğiniz için birlikte planlar yapın.

    9-Sırlarınız kutsaldır. Sakın onları ifşa etmeyin.

    10-Biriniz üzgün olduğunda, nedenini mutlaka öğrenmeye çalışın.

    11-Birbirinizden alakayı kesmeyin.

    12-Duygularınızı sözlerden ziyade beden dilinizle ifade edin.

    13- Birbirinize küçük yardımlar yapın.

    14-Eşiniz için ayrı bir dinleyici olun.

    15-Birbirinizden fazla beklenti içinde olmayın.

    16-Zaman zaman birbirinize hediyeler alın.

    17-Verdiğiniz sözleri tutun.

    18-Güzel haberleri başkalarına anlatmadan önce eşinizle paylaşın.

    19-Eşinize karşı en güzel ve sevinçli halinizi gösterin.

    20-İmkânlarınız ölçüsünde alış-veriş, gezinti, piknik, ziyaretler vs. yapın.

    21-Bir kavgadan sonra birbirinize sürprizler yapın.

    22-Eşinizin pişirdiği yemeklerden dolayı iltifatlar yapın.

    23-Mutfak işlerinde bazen eşinize yardım edin.

    24-Birbirinize devamlı gülümseyin, hiçbir maliyeti yoktur.

    25-Birlikte dua edin.

    26-Sadece ikinizin bildiği özel bire kapı çalma şekliniz olsun.

    27-Birbirinize isminizle hitap etmeyin. Sizi onore edecek isimler bulun.

    28-Birbirinize gününüzün nasıl geçtiğini sorun.

    29-Sağlıklı bir aile ortamı sağlayabilmek için bol bol kitaplar okuyun.

    30-Mümkün olduğunca akşamları TVyi kapatın.

    31-Sofrada problemlerinizi sakın tartışmayın.

    32-Çocuklarınızın ve aile efradınızın problemleri ilişkinizi zedelemesin.

    33-Tartışmalardan sonra gururunuzu ayaklar altına alıp af dilemeyi ihmal etmeyin.

    34-Birbirinize karşı anlayışlı ve yumuşak başlı olun.

    35-Kesinlikle birbirinizle inatlaşmayın.

    36-Çalar saati kapatmak için yataktan ilk fırlayan kişi siz olun.

    37-Gizli konuları birbirinize anlatın.

    38-Kandillerde ve bayramlarda büyüklerinizin gönlünü mutlaka alın.

    39-Birbirinizin kusurunu araştırmayın.

    40-Haftanın bir gününü, yalnız aileniz için ayırın.

    41-Hatalarınızı kabullenin.

    42-Birbirinize karşı üstünlük sağlamaya çalışmayın.

    43-Başarılarınızı önce ailenizle paylaşın.

    44-Eşinizin morali bozukken ona çocuk gibi sevecen davranın.

    45- Ben söylemiştim hastalığından vazgeçin.

    46- Dualaşmaya vesileler bulun. Mesela hapşırdığında Elhamdülillah deyin, eşinizde Yerhamükellah desin. Sonra ; Yehdina ve Yehdiyekumullah deyin.

    47-Aile ilişkiniz iyi gidiyorsa bile en iyiye hala ulaşamadığınızı bilin.

    48-Önemli konularda aynı fikirde olmaya çalışın.

    49-Sıradan konularda ayrı ayrı düşüncelerinizi bir zenginlik olarak kabul edin.

    50-Tüm isteklerinizi Lütfen.. kelimesi ile bitirin.

    51-Yatağa girdiğinizde birbirinize iyi geceler dilemeyi unutmayın.

    52-Birbirinizin anne-babalarına karşı nazik ve alçak gönüllü olun. Hürmette kusur etmeyin.

    53- İş sorunlarınızı gerekli olmadıkça eve taşımayın.

    54-Evliliği destekleyen yan araçlarından birinin de cinsellik olduğunu hiçbir zaman unutmayın.

    55-Fırsat buldukça seyahat edin.

    56-Mutlu hayat sürebilmek için, olanla yetinmeyi ve gelecek için devamlı çalışmak gerektiğini ilke haline getirin.

    57-Lüks yaşama fantezileriniz varsa hemen kontrol altına alınız

    58- Güvenini yitirmemeye gayret edin

    59- Ona saygı duyduğunuzu her fırsatta ifade edin

    60- Erkekler belirli aralıklarla -mesela ayda üç gün gibi- evden ayrı kalsınlar. Biraz özlem her iki taraf içinde ilaç gibidir.

    61- Eşinizi olduğu gibi kabullenin, beklentilerinizi en aza indirgeyin. O ne süperman ne de top model ne de bir peygamber& Eksiğiyle hatasıyla kel kafası ve kilolarıyla sizin hayat arkadaşınızdır. Bir gün kimse kalmayacaksa yanınızda, o sizi sırtında taşıyabilecek nadir insanlardandır. Bunu unutmayın.

    62- Her güzel ve hayırlı şeyde olduğu gibi evliliğinde kudsiyetine inanın ve ona uygun davranın. Egolarla, nefsani arzularla kurulan yuvalar sudaki yazı gibidir. Temeli Allah rızası olan evlilikler ise sonsuza kadar sürecek bir sözleşmeyi barındırır içinde. Dedelerimize ninelerimize sadakatle geçen uzun evlilikleri sebebiyle şaşıyorsak temelinde ibadet aşkı yattığı içindir.

  29. EVLILIKTE BASARI NASIL SAGLANIR?

    Sağlıklı bir evliliğin anahtarı, olumluluk ve olumsuzluklar arasında

    sağlanan dengedir. Ailede çatışmaların yaşanmaması değil,

    nasıl çözüme kavuşturulduğu önemlidir.


    AİLE kurumunun yapısı gereği, insanlar evlilikte çatışmalardan sakınabilir de, çıldıracak kadar dengesizleşebilir de. İkincisinin olmaması için, evliliğe pozitif yaklaşım şarttır.

    Günümüzde evlilikten endişe etmek gayet normal sayılabilir. Çünkü evliliklerin bir kısmı boşanmayla sonuçlanıyor. Ama asıl rahatsız edici olan nokta, kimsenin evliliklerin neden bu kadar kırılgan olduğunu tam olarak anlayamamasıdır.

    Bazı uzmanlar, hatta aile terapistleri bile, kavga ve atışmanın ailede bir problem işareti olduğunu belirtiyorlar. Ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Bazı durumlarda çatışma ve çatışmayı bitirme becerisi, aileyi bir arada tutan bir özellik de arz edebilir.

    Araştırma verilerine göre, evliliği bitiren en önemli neden, çiftlerin çatışmaları çözme yeteneğine sahip olmamalarıdır. Çatışma yaşanmayan bir ilişki yoktur; fakat birçok aile, mutluluğun ancak çatışma olmazsa yakalanabilecek bir duygu olduğunu düşünmektedir.

    Bazı çiftlere sorulduğunda olumlu olduğunu düşünerek, Biz hiç kavga etmeyiz cevabı alınır. Bu, gerçekleri pek yansıtmamaktadır. İnsanlar bir ilişkiye girdiklerinde farklılıklarını uyumlaştırarak olgunlaşırlar. Bu uyumlaşma, ister istemez çatışmalar ve hatta bazen kavgalarla beraber gider. Önemli olan, bunların olmaması değil, çatışmaları çözme yeteneğine kavuşulmasıdır. Zaten, insanları daha sevgi dolu ve olgun yapan unsur, evlilikteki bu inişli çıkışlı süreçlerden edindikleri tecrübedir.

    Ancak, her aile çatışmalarını aynı şekilde çözmez. Sağlıklı ailelerin problem çözme tarzlarını üç başlıkta toplayabiliriz:

    1. Uzlaşma: Bir problem çıktığında çiftler, çok kere birbirleriyle uzlaşırlar ve müşterek memnuniyeti sağlamak için problem üzerinde çalışırlar.

    2. Tartışma: Sıklıkla çatışmalar yaşanır ve bu çatışmalar üzerinde ateşli tartışmalar yapılır.

    3. Çatışmadan sakınma: Çiftler farklılıklarıyla yüzleşmekten kaçınırlar ve farklı olduklarına karar verirler.

    Eskiden sadece birinci tarz sağlıklı, diğerleri sağlıksız görülürdü. Ama yeni yaklaşımlar, her üç tarzın da eşit oranda sağlıklı olabileceğini öngörmektedir. Çünkü her bir tarz da, kendi dışımızdaki bir insanla samimi bir ilişki kurmak için uygulanabilecek sağlıklı bir yoldur ve olumludur. Bununla birlikte, çokça tartışan çiftlerin bazı çatışmaları görmezden gelmeyi öğrenmeleri, çatışmadan sakınan çiftlerin de aralarında uyum aramayı öğrenmeleri gerekir.

    Her evliliğin duygusal ekolojisinde anahtar dinamik, olumluluk ve olumsuzluk arasındaki dengedir. Sağlıklı evliliklerde bu dengeyi bulan bir tür ayarlayıcı olduğundan söz edilebilir. Meselâ, eşler birbirlerine karşı saygısızlaştıkları zaman, birçok olumlu jest, mimik ve davranışı devreye sokarak ortaya çıkan olumsuzluğu gidermeyi başarırlar.

    Mutlu aileleri, sorunlu ailelerden ayıran özellik; işte bu dengedir. Bu ailelerde eşler birbirlerine karşı olumsuz duygu ve davranışlar kadar, olumlu duygu ve davranışlarda da bulunurlar. Sözgelimi, tartışan aileler, tartışmalarını daha fazla sevgi duygusuyla dengelerler. Kuşkusuz bu denge hâli, %50-50 şeklinde anlaşılmamalıdır. İdeal bir ailede, olumlu duygu ve davranışlar ile olumsuzlar arasındaki oran, 1/5tir. İdeal çiftlerde dokunma, gülümseme, iltifat etme gibi olumlu davranışlar, çatışmalara göre 5 kat fazladır. Bu tarz evliliklerin uzun süreli olma ihtimali çok yüksektir. Buna karşılık, bu oranın altında kalan dengeler, evlilikte olması gerekenden fazla olumsuzluk yaşandığını gösterir. Eğer gerekli düzeltmeler yapılamazsa, zaman bu tür aileler için evliliği daha iyi bir noktaya taşımaz. Boşanmayla biten evliliklerde, olumlu davranışlar ile olumsuz davranışlar arasında ortaya çıkan dengesizlik, zaman içinde artmış ve olumsuz davranışlar katlanılamaz hâle gelmiştir.



    TEHLİKE SİNYALLERİ

    Eğer sorunlu bir evliliğin ortasındaysanız, sorunları çözmek için bir çıkış yolu bulmanız oldukça zordur. Ama aslında mutsuz evlilikler aşağı yukarı birbirlerine benzerler. Mutsuz evliliklerin, bir girdabın daireleri gibi üzücü sona doğru ilerleyen bir biçimi vardır.

    Bir evliliğin şansını artıran etken, çiftlerin hangi duyguların ve reaksiyonların tartışmaya yol açtığının farkında olmalarıdır. Evliliği sarsan noktaların farkında olan çiftler, mutluluğa giden yolu çok daha kolay bulabilirler.

    Evliliklerin dengesini bozan etkenleri, genel olarak dört madde altında toplayabiliriz. Bu etkenler eşler arasındaki iletişimi sabote eder, ev içindeki gerilim ve olumsuz havayı artırır. Sonuçta, eşler birbirlerinin ilişkiyi düzeltme çabalarına sağır olurlar.


    1. Eleştiri:
    Genelde kötüye giden evliliklerde, eşler önce birbirlerinin davranışlarından şikâyet eder, sonra da eleştirmeye başlarlar. Ancak şikâyet ile eleştiri birbirinden farklıdır. Eleştiri, belirli bir davranıştan ziyade, belli bir suçlamayla karşımızdaki insanın kişiliğine yapılan bir saldırıdır. Meselâ Sürekli kendini düşünüyorsun cümlesi, belli bir davranışı değil, bütün bir kişiliği yargılamak ve suçlamak anlamına gelir.


    2. Hakaret: Hakareti eleştiriden ayıran nokta, eşlerin birbirlerini aşağılama niyeti ve psikolojik olarak karşısındakinin kötü hissetmesini sağlama arzusudur. Sözler ve vücut dili aracılığıyla, eşler birbirlerinin kalplerini kıracak hakaretler yağdırırlar. Sonuçta, her iki taraf da birbirine yönelik çok olumsuz düşünceler içine girer.

    Böylesi şeyler yaşandığında, eşler en başta birbirlerini nasıl sevdiklerini hatırlamaz hâle gelirler. Sonuç olarak, birbirlerine iltifat etmez, memnuniyet ifadelerinde bulunmazlar.


    3. Sürekli savunma yapma: Saygısızlık bir kere eve girdiği zaman, ilişki kötüden daha kötü olur. Suçlamalar arttıkça, savunmalar da artar. Bu, sorunları daha da ağırlaştırır. Eşlerin her ikisi de, kendisini masum kurban gibi görür. Tam da bu yüzden, sorunları çözmek üzere ikisi de sorumluluk almazlar. Sürekli kendilerinin masum olduğunu anlatmaya çalışıp dururlar. Savunmacı yaklaşımı kırmanın birinci yolu eşin her sözünü bir saldırı olarak görmekten vazgeçmek, bu sözlerin güçlü bir şekilde ifade edilmiş bir bilgi olduğunu görmektir.


    4. Duvar örme: Eşlerden biri, diğeri tarafından suçlama ve eleştirilerle bitirildiği ve ezildiği zaman, savunma için bile olsa cevap vermemeyi tercih edebilir. Bu evlilikler, iletişimin son derece azalması sonucu çökme sürecine girer.

    Duvar örme, çiftin birbirini anlamaya çalışmak yerine, suçladıkları iletişim türlerinde oluşur. Duvar ören eş, kendisini bir taş gibi hareketsiz hâle getirerek sanki orada değilmiş gibi davranır. Normal şartlarda dinleyen biri konuşmacıya bakar ve konuşmalara cevap verir. Ama duvar ören eş, bunları yapmaz ve bir taş sessizliğine bürünür. Duvar ören eş, yaptığı eylemin ne kadar güçlü bir eylem olduğunun farkında değilmiş gibi görünür. Ama aslında, bu eylem çok güçlüdür. Bu durumda, evliliğin boşanmayla sonuçlanmaması için eşlerin evliliklerini yeniden tanımlamaları şarttır.

    Evliliği iyi bir noktaya taşımak için:


    Eğer boğulduğunuzu hissediyorsanız, sakinleşmek için ciddi bir çaba gösterin. Bu çaba, sizi savunmacı ya da duvar ören bir eş olmaktan uzaklaştırır ve stres oluşturan düşünceleri yok eder.

    Araştırmalar kalp atış hızının artmasıyla tartışmaların şiddetlenmesi arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Tartışmalarınızın şiddetlenmemesi için sakinleşmenin yollarını öğrenin. Nefes egzersizlerinden faydalanın. Böylece verimsiz ve önemsiz tartışmaları daha başından önlemiş olur, önemli tartışmalara da fırsat tanımış olursunuz.

    Ayrıca savunma yapmadan dinleme ve konuşma, birtakım yıkıcı alışkanlıkların önünü alır. Eğer savunmacı bir dinleyici olmamayı başarırsanız, olumsuz düşüncelerin eşinizin ve kendinizin zihninde birikmesine engel olursunuz. Dolayısıyla, eşinize karşı duvar örmenize de gerek kalmaz. Unutmayın ki, siz savunmacı olmadığınızda, eşiniz de savunmacı bir dille konuşma ihtiyacı hissetmeyecektir.

    Eşinizin sizi anlamasına izin verin. Bunun bir ilişkiyi olumlu tutmanın en iyi yolu olduğunu unutmayın. Ayrıca eleştirinin, hakaretin ve savunmacı dilin panzehiri de budur. Eşinizin bakış açısına saldırmak veya onu görmezden gelmek yerine, problemi onun bakış açısından görmeyi deneyin ve onun bakış açısının da haklı tarafları olduğunu söyleyin.

    Bu teknikleri başarılı bir şekilde kullandığınızda, kendinizi bunları öğrenmiş sayabilirsiniz. Ama unutmayın; bu teknikler sürekli tekrar edilmeli ve otomatik hâle getirilmelidir. Savunmacı bir dil kullanmadığınız ve eşinizi onayladığınız her diyalogda yeni bir şey tecrübe etmiş olursunuz. O yüzden yorgun olsanız da, canınız istemese de bunları uygulamaya devam edin. Beceriniz ne kadar artarsa, ihtiyaç duyduğunuzda o beceri o kadar yanınızda olur.

  30. Evlilik sofrasında 'mutluluk yemeği' Evlilik sofrasında mutluluk yemeği
    GÜLAY ATASOY


    Evlendiniz…
    Evlilik sofrasında mutluluk yemeğini yemek istiyorsunuz.Çünkü her evlenen genç bunu ister.
    Peki bunun için ne yapıyorsunuz? Parmağınızı bile oynatmadan eşinizin sizi mutlu etmesini mi bekliyorsunuz?

    Öyleyse boşuna beklersiniz.Siz beklerken mutluluk yanınıza uğramadan çekip, gider.
    Çünkü yemeği yemek için ocağa koymak gerek. Sofraya oturmak için sofrayı hazırlamak…

    Şayet yemeği ocağa koymak ve sofrayı hazırlamak zorunuza gider de masada beklerseniz yemekler kendiliğinden gelip önünüze dizilmez.

    Peki ne yapmanız gerek?
    Önce evlilik sofrasını açın. Mutluluk yemeğini itinayla pişirin. Pişen yemeği huzur tabaklarına koyun. Tabakların üzerine biraz tebessüm tozu dökün. Bardaklarınıza neşe meşrubatı doldurun. Vazonuzda birkaç tane saadet gülü bulundurmayı da ihmal etmeyin.

    Oda sıcaklığına gelince: Ne negatif enerjinizle donsun. Ne de sinir katsayınızla sıcaklığı otuzlara vursun.
    Lisan-ı haliniz bahar meltemi estirsin. Dudaklarınızdan dökülen kelimeler, temmuzda toprağı ferahlatan yağmur damlasına dönsün.

    Belki de söylenenler sanıldığı kadar kolay değil. Belki de “Söz uçup” gidiyor.Yazılanları uygulamaksa hayli zor oluyor.

    Çünkü kimi sofralar zor kuruluyor. Kimi mutluluk aşları zor pişiyor. Ocağı yakmak için bir hayli uğraşmanız, bayağı bir nefes tüketmeniz gerekebiliyor.
    Kimileri yemeklerinin üzerine dökülen tebessüm tozundan hoşlanmaz. Yemeğinin huzur tabağına konmasını istemez. Neşe meşrubatından nefret edenler bile var.

    Ya eşleriyle birlikte yemek yemeyenler, yemekten zevk almayanlar?
    Hangi tür mutluluk yemeği yaparsanız yapın sizinkini beğenmeyip, başkalarıyla aynı yemeği yemeğe bayılanlara ne denemeli?
    Bu durum karşısında nasıl davranılmalı?
    “Haydi bana eyvallah, ben de kendime başka bir sofra arkadaşı bulurum” mu demeli? Böyle demek çözüm mü? Bir celsede bu kelimeyi söyleyenler, aradıkları arkadaşı bulabiliyorlar mı?

    Birazcık durun ve düşünün!..

    Yeni arkadaşınızın eski arkadaşınızla aynı karakterde olmadığını nereden bilebilirsiniz?
    “Ben onu tanıyamamışım. Bunu tanırım” derseniz yine yanılabilirsiniz.
    İsterseniz evlilik sofrasındaki mutluluk yemeğinin tarifini değiştirelim ve bir deneyelim.
    Yine evlilik sofrasını açın.Mutluluk aşının yanına biraz da sabır çorbası yapın .Zor da olsa üç beş tane kabuklu imtihan cevizi ekleyin.Çorbanızın üzerine siz sevmeseniz de eşinizin sevdiği acı baharatlardan oluşan bir karışımı kızgın yağda kavurarak dökmeyi unutmayın.Belki biraz ağzınız yanabilir. Mideniz kavrulabilir.
    Fakat sabır çorbasının bütün hastalıklara iyi geldiğini unutmayın.
    Karanlık gecelerin gündüze hamile oluğunu biliyorsunuz. Ben sabahı bekleyemem derseniz.Hiç bir sabahı göremezsiniz. Hiçbir güneşin muhteşem doğuşuna teşne olamazsınız.

    Sabaha kadar goncanın başında açılışını beklediği halde, sabrını tüketip sabaha yakın uykuya dalarak tomurcuğun açılışını göremeyen bülbül gibi olmayın.
    Her şeyin sancılı bir dönemi vardır. Anne o sancıları çekmese yavrusunu bu denli bağrına basamaz. İnsan dünyada sıkıntılara sabretmezse cennet de ona zevk vermez.
    Bir kalemde her şeyi silmek kolay.Deli bir adam bir kibritle bir evi yakıp kül edebilir.

    Unutmayın: “Bu dünya hizmet yeridir. Ücret ve mükafat yeri değildir.”

    İmtihan sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamaz.



  31. Iyi huylu bir esmisiniz???


    kendinizi tanimak istermisiniz?Evet diyorusaniz sorularimiza kendinize hic torpil yapmadan,dürüstce cevap verin.Bir müddet sonra bu testi doldurun

    1-Nicin yasadiginizin farkindamisiniz?

    2-aile icinde sadece siz yasamiyorsunuz;sizin haklariniz gibi esinizinde haklari vardir?gorüsüne katiliyormusunuz?

    3-Esinizi "sIkIldim" dedigi zaman dedigi anda gezmeye gotürür veya onu ferahlaticak konusmalar yaparmisiniz?

    4-Kendi kendinize "acaba esim,goründügü gibi mutlumudur? diye bir endisee düstünüzmü?

    5-esinizin sirrini saklarmisiniz?

    6-Sizin hakkinizda esinizin ne düsündügünü baskalirindan ogrenmeye calistinizmi?

    7-Esiniz,sizin iyi insan oldugunuza kefil olurmu?

    8-cocuklariniz veya yoksa akraba cocuklari sizi severlermi?

    9-Esinizi ihmal ettiginizde bundan dolayi cok mahcup olurmusunuz?

    10-Esinize zaman ayirirmisiniz?

    11-Kavga ettiginizde barismak icin caba sarfedermisiniz?

    12-(Esiniz de dahil)insanlara karsi güler yüzlümüsünüz?

    13-Evinize geldiginizde esinize selam verirmisiniz?

    14-Esinizle,ozel hallerden sonra da sakalasirmisiniz?

    15-Esinize,sürprizler yaparmisiniz?

    16-Hediye alacak imkaniniz olmasa bunu haniminiza soylermisiniz?

    17-Esinize fikra anlatir, sakalisirmisiniz?

    18-Esinizin ailesine sIk sIk gitmesine izin verirmisiniz?

    19-Esinizi ailesinin yanina gonderemediginiz zaman ozür dilermisiniz?

    20-Esinize ev islerinde yardimci olurmusunuz?

    21-Haniminiza kadin kiz sakasi yapmaktan kacinirmisiniz?

    22-Hanimizin ihtiyaclarini fark edermisiniz ,

    (ornegin pardesüsü eskimis, ayakabisi delinmis kendinizmi fark edrsiniz?

    23-Aile hukukunda peygamberimizi ornek almaya calisiyormusunuz?

    24-Kizgin oldugunuz an,haniminiza agir sozler soylememk icin caba sarf edermisiniz?

    25-Haniminizla istisare yaparmisiniz?

    26-Esinize iltifat edermisiniz?

    27-Esiniz haram isledigi zaman onun adina üzülürmüsünüz?

    28-Ikinci bir mülk aldiginida onun tapusunu esinizin üzerine yaparmisiniz?

    29-Cocuklarinizla arkadasmisiniz?

    30-Esinizle arkadasmisiniz?

    31-comertmisiniz?

    32-Kendi akrabalarinizdan biri (agabeyiniz veya kendi anne babaniz v.s) haniminiza bagirsa, tepki gosterirmisiniz?

    33-Esiniz ve cocuklarinizla ders calisirmisiniz?

    34-Anne ve babanizin (hayatta ise)sIk sIk gonüllerini alirmisinizin?

    35-Takva ehli, kültürlü arkadaslariniz varmi?

    36-anlayisi genis bir erkekmisiniz?

    37-Diyelimki,hanimiz sizi cok sinirlendirdi,
    sizde bir toplluluk icindesiniz.Hemen orada haniminiza bagirmak yerine sabrederek daha sonra konusma yolunu secermisiniz?

    38-Haniminiz icin süslenirmisiniz?

    39-Haniminiza nazlanirmisiniz?

    40-Acaba, bu gün hanimimi nasil mutlu etsem dediginiz oldumu?

    41-
    Bazi erkekler,hanimlarini suclu gostermek icin yalan soylerler.siz boyle birseyden sakinirmisiniz?

    42-Esinizden günlerce ayri kalsaniz,onu ozlermisiniz?

    43-Evinizden cikarken esinizle vedalasirmisiniz?

    ve iste en can alici soru

    44-sizi bir hayale davet ediyoruz.farz edelim haniminiz aniden oldü,
    (once hayal edin,sonra sorumuzu düsünün)
    Haniminizin oldügünü hayal etmek sizi üzdümü?



    SONUCLAR

    Eger 40 ile 44 asoronon hepsine evet cevabini verdinizse tebrikler.
    30ile40 arasinda evet dedinizse yine iyisiniz.daha iyi olmaya calisin
    20 ile 30 arasi fena degil, ama ailede pek sayilmiyor olmalisiniz.nelere evet diyemedinize oralari tamamlayin.
    10 ile 20 arasinda iseniz durum cok acil hemen kendinize donün
    evetleriniz 1 ile 10 arasinda ise vah size manen olmüssünüz de aglayaniniz yok Yinede cikmadik candan umut kesilmez
    iyilesmeye karar verirseniz düzelirsiniz

    E.O.S klavuz islami dogru anlamak

  32. Evliliği sarsan 8 yanlış

    Kabul, hep siz haklısınız, sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı! Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz! Yok canım o kadar da değil diyorsanız, önerilerimize göz atınız.


    1. EŞİNİN KİŞİLİĞİNE KARŞI AĞIR ELEŞTİRİDE BULUNMA
    Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin.” suçlamalarına sitemkar ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.


    2. İŞİ YOKUŞA SÜRME
    Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

    3. GEÇMİŞİ HATIRLATMA
    Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.

    4. GENELLEMEDE BULUNMA
    Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin...” sözleri evliliği yıpratır.

    5. EŞİNİN AKLINI OKUMA
    Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

    6. KENDİNİ HEP HAKLI GÖRME
    Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor.

    7. KONUŞURKEN SÖZLERİN KESİLMESİ VE SES TONUNU YÜKSELTMESİ
    İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.


    8. EŞLERDEN BİRİNİN KENDİSİNİ TERAPİST YERİNE KOYMASI
    ‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır

  33. Kadınların farkında olmadan yaptıkları, doğru olduğunu düşündükleri bazı davranışlar zamanla erkeğin ondan uzaklaşmasına neden oluyor.

    Eşiniz fazla konuşmayı sevmeyen ve sakin yapıda biriyse sürekli üzerine giderek ''bir derdin mi var? Niçin konuşmuyorsun'' gibi sözlerle onu bunaltmayın. Böyle davranmakla aslında iyilik yapılmadığını vurgulayan uzmanlar, erkeklerin, kadınlar kadar çok konuşmayı sevmediğine dikkat çekiyor.

    Onu çok seviyor ve merak ediyor olabilirsiniz ama bu onu günde 10 kez aramanızı gerektirmez. Özellikle işyerinden saat başı eşinizi arayıp onu kontrol etmeniz onu sıkabilir.

    Hesabı genelde erkekler öder ancak bırakın bunu içinden geldiği için yapsın. Eğer her zaman hesap ödeme görevini ona bırakıyorsanız, kendilerini kullanılmış gibi hissederler. Zaman zaman siz de hesap ödemeyi teklif edin.

    Erkekler gözyaşlarından etkilenir ve hiçbir erkek bir kadını ağlatmak istemez. Ne var ki, her şeye ağlarsanız, sizinle doğru dürüst konuşamayacak ve söylemek istediklerini söyleyemeyecek.

    Erkeklerin, içlerinden geldiği gibi davranmayı sevdiğine ve sürprizlerle dolu bir hayat istediğine dikkat çeken uzmanlar, şunları kaydediyor: "Siz cumartesi akşamlarının programını 3 hafta önceden yaparsanız, çok sevdikleri sürprizleri yaşayamazlar. Fazla üstlerine düşerseniz, hareketlerinin kısıtlandığını düşünürler. Uzun zamandır biriyle birlikte olan bir erkek bile özgürlüğünden kolay kolay vazgeçmez. Planlama huyundan vazgeçemiyorsanız, en azından havayı yumuşatın. Ona öneri yapın, emir vermeyin. Böylece kendine de söz hakkı verdiğinizi düşünür ve rahatsız olmaz."

  34. EVLİLİK İLE İLGİLİ TESTLER - Evlilikte Mutluluk Testi




    Yapılan araştırmalar, evli çiftlerin yarıdan fazlasının birbirlerini tam anlamıyla tanımadıklarını gösteriyor. Birbirlerini çok iyi tanıyan çiftlerin sevgilerinin her geçen gün arttığı ise ispatlanmış bir gerçek. Ancak, hâlâ
    “ Eşimin beğenileri nelerdir ? ” sorusunun cevabını bilmiyorsanız yanlış yoldasınız demektir.

    Peki siz eşinizi ne kadar tanıyorsunuz ? İşte, Memory Center Nöropisikiyatri Merkezi uzmanlarından Psikiyatr Profesör Doktor Nevzat Tarhan’ dan, bunu anlamanıza yardımcı olacak test...

    - Eşinize bir çanta hediye edeceksiniz, hangi rengi tercih eder?
    a) Siyah b) Kahverengi c) Bordo d) Gri e) Bej

    - Ona bir kazak alacaksınız, hangi rengi tercih eder?
    a) Beyaz b) Kırmızı c) Mavi d) Yeşil e) Siyah

    - Aşağıdakilerden hangi hediyeye daha çok sevinir?
    a) Manto b) Takı c) Altın saat d) Fotoğraf makinesi e) Bilgisayar

    - Nasıl bir arabaya sahip olmak ister?
    a) Rahat, sıradan bir araba b) Spor bir araba c) Mercedes d) BMW e) En iyi yerli

    - Yurtdışı tatil için nereye gitmek ister?

    a) Orta Asya b) Ortadoğu c) Avrupa d) Amerika e) Afrika

    - Sizinle bir hafta sonu için hangi şehri tercih eder?

    a) Bodrum b) Yalova c) Paris d) Moskova e) Kahire

    - Aşağıdaki yemeklerden hangisini tercih eder?
    a) Kuru fasulye b) Balık c) Döner d) Açık büfe e) Makarna

    - Aşağıdakilerden hangisini tanımayı ister?
    a) Beğenilen bir yazarı
    b) En sevdiği politikacıyı
    c) Önemli bir din adamını
    d) Takdir ettiği bir sporcuyu
    e) Sevdiği bir sanatçıyı

    - Eşiniz sizin en çok hangi özelliğinizi beğeniyor?
    a) Sesinizi b) Gözlerinizi c) Gülüşünüzü d) Ona karşı tutumunuzu e) Genel davranışlarınızı

    - Aşağıdaki olumlu özelliklerden hangisi eşinizde en fazladır?
    a) Dürüstlük b) Cesaret c) Soğukkanlılık d) Cömertlik e) Tutumluluk

    - Aşağıdaki evlerden hangisine sahip olmayı ister?
    a) Dağ evi b) Kır evi c) Köy evi d) Deniz kenarında ev e) Şato gibi bir ev

    - Aşağıdaki olumsuz özelliklerden hangisi eşinizde en azdır?
    a) Acelecilik b) Yalancılık c) Korkaklık d) Cimrilik e) Savurganlık

    - Eşiniz sizinle beraber ne yapmaktan hoşlanır?
    a) Müzik dinlemek b) Maç seyretmek c) Gezmek d) Sohbet etmek e) Yemek yemek

    - Hangisinden nefret eder?
    a) Soğuk b) Yağmur c) Sıcak d) Fırtına e) Kalabalık

    - En ağır mecburiyeti hangisi?

    a) Doktora gitme b) Kuyrukta bekleme c) Hesap kitap yapma d) Dişçiye gitme e) Büyükleri ziyaret etme






    DEĞERLENDİRME

    Eşlerin yukarıdaki 15 soruyu ayrı ayrı cevaplamaları, cevap kâğıdını birbirlerine göstermemeleri gerekir. Önce kendi açınızdan doğrunun ne olduğunu işaretleyin, sonra eşinizin açısından soruları cevaplayın. Sonra karşılıklı olarak birbiriniz hakkındaki görüşlerinizi karşılaştırın.

    - Yanlışlarınız 3’ ten daha azsa

    Eşinizi çok iyi tanıyorsunuz demektir. Birbirinizin zevklerini, hayallerini, eğilimlerini, ne hissettiğini, neyi sevdiğini, nelerden nefret ettiğini biliyorsunuz. Harika bir çift olmak için mükemmel bir altyapınız var. Sizi kutlamak gerekir.

    - Yanlışlarınız 3 - 6 arasındaysa

    Eşiniz hakkında zaman zaman yanılıyorsunuz. Endişelenmeyin, insanlar birbirlerine çok yakın da olsalar birinin bir başkasını tam anlamıyla tanıması zordur. Kaygılanmayın, bildikleriniz sizi mutlu etmek için yeterli.

    - Yanlışlarınız 7 - 10 arasındaysa

    Beraberliğiniz geçmişi çok eski değilse, bu sonuç normaldir. Daha iyi tanımak için zamana ihtiyaç var. Ama eğer evliliğiniz uzun yıllara dayanıyorsa bu sonuç ortada bir problem olduğunu gösterir. Eşiniz sessiz ya diyaloğa kapalı biriyse, onun hissettiklerini hissetmek, düşündüklerini anlamak için çaba sarf etmelisiniz. Karşılıklı konuşmaya, tartışmaya, birbirinizi anlamaya yönelik iletişime ihtiyacınız var. İnsan ilişkileri monoloğa değil, diyaloğa dayanmalıdır. Beraber yaşadığınız olayları, konuları, kaygıları paylaşın, evlilik kalbe karşı kalp demektir. Kalbi diyalog eksikliğinizi görüp tamamlarsanız, daha mutlu bir beraberlik sizi bekler.

    - Yanlışlarınız 11 - 15 arasındaysa

    Durum ciddi. Bu, eşiniz hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğiniz anlamına gelir. Yine de sakin olun. Bunun düzeltilmesi gereken bir durum olduğunu kabullenin, hatta itiraf edin. Mutlu olmak ve evliliğinizi uzun ömürlü kılmak için özel bir gayrete ve çözümler geliştirmeye ihtiyacınız olduğunu unutmayın.

  35. Bilimsel araştırmalar, depresyondan evlilik yaparak kurtulanıbileceğini gösteriyor..

    Psikolojik mutluğun evliliğin kalitesi ile doğru orantılı olduğuna dikkat çeken psikologlar, evli çiftlere göre depresyondaki insanların iletişim ve ilgi eksikliği içinde olduklarına dikkat çekti.


    Ohio Eyalet Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencilerinden Adrianne Frech ve Kristi Williams, uyumlu evlilik yaşayan insanların psikolojik olarak da çok dengeli ve mutlu olduklarını yaptıkları araştırmalar sonunda açıkladı.

    Teorilerini ispat etmeye çalışan iki öğrencinin, 1987 ve 1988 yılları arasında depresyon geçirmiş yaklaşık 3 bin 66 erkek ve bayan ile görüşüp depresyon testi yaptıkları, beş yıl sonra aynı grupla yeniden görüşen araştırmacıların, 5 yıl içinde evlenen deneklerin evlenmemiş deneklere göre depresyon şikâyetlerinde gözle görülür bir azalma tespit ettikleri öğrenildi.

    Depresyondaki insanların evlendiklerinde şikâyetlerinin artacağını sandıklarını belirten araştırmacılar, ancak araştırma sonucunun kendileri için de sürpriz olduğunu dile getirdi.

    Evlilikteki paylaşımcılığın ve duygusal desteğin depresyon hastalığının tedavisindeki en büyük etmen olduğu sanılıyor.

  36. Ruhsal hastalıklar, modern insanın korkulu rüyası.
    İş hayatı ve kalabalık şehirlerin getirdiği stres ve kültürel değişim başta depresyon olmak üzere pek çok ruhsal rahatsızlığa davetiye çıkarıyor. Ruh hastalıkları içinde en tehlikelisi ise şizofreni.


    Gelişmiş Batılı toplumlarda şizofrenler, çalışabilme kabiliyetlerini yitirdikleri için toplumdan dışlanıyor. Ancak Türkiye'de kuvvetli aile bağları, şizofrenlerin hayata tutunmasını kolaylaştırıyor.

    Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Haldun Soygür, geleneksel Türk toplumunda 'hastaya ve düşküne sahip çıkma' anlayışının çok önemli olduğunu hatırlatıyor. Toplumdaki bu hassasiyetin en çok da şizofreni tedavisinde faydalı olduğunu kaydediyor.

    Soygür, araştırmalara göre şizofreninin Avrupa ülkelerinde ve ABD'de daha ağır seyrettiğini vurgulayarak, "Oralarda şizofrenler 'deli' olarak görülüyor. En önemlisi de her şeyin para üzerine kurulduğu bu toplumlarda üretim gücünü kaybeden hastalar toplumdan dışlanıyor. Yalnızlığa itilen hastaların durumu daha da ağırlaşıyor." şeklinde konuşuyor. Doç. Dr. Haldun Soygür, Doğu toplumlarında ise dayanışma geleneğinin hâlâ devam ettiğini ifade ederek, "Komşusu açken tok yatmama şeklinde özetlenebilen bu anlayış toplumumuzun en önemli özelliklerinden biri." diyor.

    Türkiye'nin de içinde bulunduğu Doğu toplumlarında şizofreni ya da başka bir sebeple çalışamayan kişilere yardım edildiğini aktaran Soygür, bunun da hastayı hayata bağladığını söylüyor. Bu sayede Türkiye'de şizofreni hastalarının Batılı ülkelerdekilere göre daha kolay tedavi edilebildiğini dile getiriyor. Ancak Haldun Soygür, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı büyük toplumsal ve kültürel değişimin bu tabloyu olumsuz etkilemeye başladığı uyarısında da bulunuyor. Soygür, "Kentleşme ve Batılılaşma sürecini çarpık bir şekilde yaşadığımız için bunun gibi iyi özelliklerimiz bozuluyor. Ruhsal hastalıklar açısından giderek Batılılara benzemeye başladık. Son yıllarda şizofrenlere karşı toplumda damgalama ve dışlama davranışları da artıyor." açıklamasını yapıyor.

    700 bin şizofreni hastası var

    Türkiye'de 700 binin üzerinde şizofreni hastası bulunduğu tahmin ediliyor. Şizofreni kişinin duygu, düşünce ve davranışlarında önemli değişikliklere sebep olan ruhsal ve beyinsel bir hastalık. Hastalarda genellikle gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe, mantıksal düşünme yeteneği kaybı, normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama gibi belirtiler görülüyor. Hasta, hayali sesler duyuyor. Giderek gerçeklerden uzaklaşarak zihninde yeni bir dünya kuruyor. Hastalık tam olarak tedavi edilemiyor. Ancak çeşitli ilaçlar ve psikolojik telkin yoluyla kontrol altına alınabiliyor. Tedavi gören hasta basit işlerde çalışabiliyor. Genetik özellikler taşıyan ve çevresel etkilerle tetiklenen hastalık daha çok erkeklerde görülüyor.

    Şizofrenler, kendilerini anlatmak için federasyon kurdu

    Toplumda, deli, manyak, meczup ve tımarhanelik gibi ithamlarla damgalanan şizofreni hastaları, kendilerine yapıştırılan olumsuz imajı değiştirmek için Türkiye çapında örgütleniyor. 1990'lı yılların sonlarına doğru Türkiye'nin çeşitli illerinde şizofreni dernekleri kuran hastalar, şimdi de federasyon oluşturdu. 2006 yılında bir araya gelen 9 şizofreni derneği Şizofreni Dernekleri Federasyonu'nu kurdu. Federasyon, şizofrenleri toplumla kaynaştırmayı ayrıca toplumdaki yanlış imajı da ortadan kaldırmayı hedefliyor. Bu amaçla 'şizofreni toplum önderleri yetiştirme projesi' uygulanıyor.

  37. güzel bir arşiv..
  38. Evliliğin Tuzu Biberi

    Ailemizi ilgilendiren konulardan söz ederken, hep şunu tekrarlıyoruz, aman çatışmadan sakının, mecbur kalır da tartışmalar yaşarsanız, şöyle davranın, böyle yapın gibi öneriler sunuyoruz.... Yani çatışmalar, tartışmalar, kavgalar bile evliliklerin, siz ve eşiniz kadar ayrılmaz parçaları neredeyse.
    Tecrübeli kişilerin zaman zaman tekrarladıkları bir söz vardır, aile içi geçimsizliklerden yakınanlara: Olsun evladım, tartışmalar yuvanın tuzu biberidir, onlarsız olmaz. Derler. Biraz düşününce hak veriyor insan galiba. Kavga etmemek de felaket getirebilir mi? Bazi çiftlerin ideal evlilikleri olduğu, hiç ama hiç tartışmadıkları, seslerinin hiç yükselmediğini, özlemle hatta biraz da kıskançlıkla anlatırız birbirimize. Evlerindeki sükunete gıpta ederiz, eğer biraz gürültülü, seslerin çok çıktığı bir evde yaşıyorsak. Böyle çiftler kavga etmeden, birbirlerini kırmadan evliliklerini sürdürmeyi başarırlar. Dışarıdan bakıldığında da ideal çift olarak parmakla gösterilirler. Allah göstermesin ama, bu ideal çiftleri gün gelip, büyük ayrılıklara düştüklerinde de görebiliriz. Kimi zaman boşanmalara kadar gidebilmektedir bu ayrılıklar.

    Evliliğin sona ermesinde pek çok neden olabilir. Hiç bir sorun çıkarmamaya çalışmak, sıkıntılarını eşiyle veya başka biriyle paylaşmamak, umutsuzca evliliğini sürdürmeye çalışmak sebep olabilir. Mükemmelliyetçi tutumları yüzünden evliliklerinin kötü gittiğini birbirlerine bile söylemeye cesaret edemeyebilirler. Tam aksi şekilde davranıp, sorunlarını konuşsalardı, dürüst olabilselerdi, her şey daha iyi olabilirdi. Eşler arsındaki sorunları konuşmak, dile getirmek ve karşılıklı dürüst olmak sorunları belki de çözmeyecektir. Fakat problemleri görmek, varlığını kabul etmek, çözüm yolunda atılması gereken ilk adımdır. Aksi durum çözüm şansını kaçırmanıza neden olur.

  39. Evlilik Ortak Bir Projedir


    2BB kadin2 - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Evlilikte eşlerin beklentilerinin birbirine uyumunu lazer ışınlarına benzetebiliriz. Lazer ışınları, normalde birbirinden ayrı olarak sağa sola dağılır ve bu nedenle ancak kısa bir mesafe kat edebilirler. Ama ceşitli yöntemlerle, elektronların benzer şekilde hareket etmesi sağlandığı zaman, lazer ışını aynı enerjiyle kilometrelerce öteye gidebilir. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, eşler de enerjilerini benzer şekilde bir hedef için kullanabilirlerse, evlilik kaliteli olur. Eşler evliliği ortak beklentiler üzerine kurmalı ve ortak bir proje haline getirmelidir. Bunun yerine, iki taraf da kendi gemisinin kaptanı olmaya çalışırsa evlilikte sorunlar yaşanır.
    Evlilikten beklentilerin ve amaçların ortak olması, erkek ve kadının yaşam felsefesiyle de ilgilidir. Farklı ortamlarda yetişmiş iki insanın düşünce kalıplarının farklı olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu iki kişi, olaylar karşısında aynı tepkiyi vermez. Eşlerin dünyaya, hayata, kültürel değerlere, inanca, aileye yönelik konulara bakış açıları farklılık gösterdikçe, evlilikten beklentiler de farklılaşır ve ortak amaçlarda buluşmak zorlaşır..
    Beklentilerin gergekçi olup olmadığı ve kadın ile erkeğin beklentilerinin birbirleriyle örtüşüp örtüşmediği evlilikteki uyumun kalitesini belirler. Beklentiler birbirine ne kadar yakın olursa, uyum da o kadar kolay gerçekleşir.


  40. Dünya'da Küçük Bir Cennet Arzusu



    Dünya'da Küçük Bir Cennet Arzusu Evlilik ve aile hayatından herkesin beklentisi, dünyada cennetin küçük bir benzerini yaşayabilmektir,

    1840 - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}
    Yüce Allah insanın psikolojik olarak huzur bulması, kendisini her geçen gün daha çok geliştirmesi, benlikten, kendini görmekten kurtularak başkaları için yaşamayı öğrenmesi, nesillerin devamı için erkek ve kadının evlilik müessesesi altında yaşamasını takdir etmiştir. Hem fiziki hem ruhi sağlık açısından en önemli sigorta evliliktir, evlilikle bireyin duygu-düşünceleri dağınıklıktan kurtulur, cismani istekler kontrol altına alınır ve ahlak sağlığı en güzel şekilde sağlanmış olur.

    Evlilik ve aile hayatından herkesin beklentisi, dünyada cennetin küçük bir benzerini yaşayabilmektir, çünkü kimse üzülmek için evlenmez, her evlenenin en büyük rülyası huzurlu mutlu olmaktır, sevmek ve sevilmektir, maddî-manevî değerlerin paylaşıldığı bir ortamın sağlanmasıdır. İdeal manada evlilik, huzurun hedeflendiği bir anlaşmadır.

    Yüce Allah, Kuran’da: “... Kendileriyle sükûnete, huzura kavuşasınız diye sizin için nefislerinizden eşler yarattı; aranıza ‘meveddet’ (sevgi) ve ‘rahmet’ (şefkat) koydu. Elbette bunda, düşünen kimseler için nice ibretler vardır.” (Rum–21) buyurmaktadır. Bu ayetteki, dostluk, sevgi, muhabbet, manalarına gelen ‘meveddet’ kelimesi ayrıca, veli ve dost edinmek, yardımlaşmak, başkasının otoritesini kabul ederek görev ve selâhiyetini tanımak gibi anlamlara da gelmektedir.

    Bu âyetteki, ‘rahmet’in bir boyutu olan şefkat, karşılık beklemeden yardıma koşmaktır. Böyle bir şefkat, aşktan daha tesirlidir. Bu itibarla, eşler arasında ‘şefkat ve merhamet’ hislerinin canlı tutulması, mutlu bir evlilik için önemli bir unsurdur. Bu hislerin yansıması olan hâl ve tavırları, eşlerin birbirlerine göstermeleri gerekir.

    Evliliğin temeli: hürmet, muhabbet, şefkat, sevgi, aşk… gibi bütün kalpsel ihtiyaçların karşılandığı, üzüntülerin paylaşıldığı bir kurum olan evliliğe sağlıklı her insan ihtiyaç duyar. İnsanın yalnızlığını giderecek, gönlünü teselli edecek ve sıkıntılarını paylaşacak birine duyduğu ihtiyaç, meşru çizgide evlilik yoluyla karşılanır.

    Mutlu bir evliliğin temelini, kadınla erkek arasındaki hürmet, muhabbet ve şefkat oluşturur. İslâm, fıtrat dini olduğundan, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik prensipler getirmiştir. Bu bağlamda Kuran penceresinden ‘nefs-i vâhide’ olarak anlatılan erkek ve kadın, bir bütünün iki yarısı gibidir. nefsi vahide olmak aşkın/sevginin gerektirdiğidir. Bir mucizedir ki, birbirleri hiç tanımayan iki fert nikâh okunmasıyla aralarında büyük bir sevginin oluştuğunu hissetmişlerdir. Rabbul âlemin eşler arasına sevgiyi yerleştirdi, bundan sonrası ise eşlere kalmış ya bu sevgiyi gün geçtikçe güçlendirecekler ya da yok edip nefrete dönüştürecekler.

    Doğal olarak anlaşmazlıklar çıkacaktır, yeter ki sabırlı, anlayışlı olunsun, çoğu şey görmezden gelinsin ve insan biraz da hataları kendisinde görsün. Sürekli eşini hatalı görmek yerine kendisini hesaba çeksin. İnsanın ihmallerinden ve içine düştüğü hatalardan kurtulmasının yolu, zaman zaman kendini sorgulamasından geçer. İnsana hatalarını göstermemek, nefis ve şeytanın en büyük hilesidir. Davranış ve düşüncelerini kusursuz kabul eden bir insan hatasını göremez; hatasını göremeyen de, Allah’ın himayesine sığınmaz, çünkü kusurunu anlayan istiğfar eder ve Allah’a sığınıp şeytanın şerrinden kurtulur.

    Duyguların paylaşılması, eşler arasında huzuru temin eden unsurlardandır. Eşlerin inançlarından kaynaklanan manevî değerleri paylaşması; aralarındaki sevginin artması için Allah’a dua etmeleri sağlıklı bir aile ortamı için gereklidir. Eşlerin birbirlerinin ilgi sahasına yakınlık göstermesi, aile içi münasebetlerin güzelleşmesine zemin hazırlar. Meselâ, eşlerden birinin bir spor takımına yakından ilgi göstermesiyle diğerinin de aynı duyguları paylaşması aile mutluluğuna destek olur. Eşlerin birlikte geziye çıkmaları, sosyal aktivitelerde bulunmaları da bu konuda verilebilecek misallerdendir.

    Evlilik binasını yıkıma kadar götürecek çatlaklıkların tamiri konusunda, eşlerin üzerlerine düşen vazife ve fedakârlıklardan kaçınmaları, insanı dünya ve ahirette pişman edecek bir tavırdır. Rabb’imizin, “İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın.” (Mâide–2) emri eşlerin mutluluğu için de hayatî önem taşımaktadır. Bu ilâhî emri göz önünde bulunduran eşler, birbirlerine kullukta, ihsanda, birbirlerinin gönlünü almada, aralarında meydana gelecek kırgınlıkları affetmede, ilim öğrenmekte, mutlu etmekte.. yarışırlar.

    Eşlerden birinin önce davranarak bir tebessüm, bir sıcak ilgi göstermesi problemleri çözmede oldukça etkilidir. Öyleyse kim Allaha daha yakın kul olmak, evliliğini mutlu ve sıcak bir yuvaya çevirmek istiyorsa; önce o gülümsesin, görmezden gelsin ve tartışma anlarında sussun. Aile mutluluğu için eşlerin yarışı, mutluluk yollarının araştırılması ve huzuru bozacak problemlerin giderilmesinde eşlerin birbiriyle yarışmaları Allah’ın hoşnutluğunu kazanmada en kestirme yoldur.

  41. Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin...

    Efendimiz bir gün Hz. Aişe Validemiz ile çölde yürüyorlar. Aişe Validemiz genç ve son derece heyecanlı. Peygamberimiz bunu fark ediyor ve “Haydi Aişe seninle bir yarış yapalım” diyor. Aişe Validemiz çoktan hazır, “Hemen” diyor ve efendimizi yarışta geçiyor. Beyi tarafından takdir edilmek de Aişe Validemiz’i ayrıca mutlu ediyor.
    Bir sene sonra, aynı çölden yine geçerlerken Efendimiz, “Ya Aişe geçen yıl burada sen beni geçmiştin. Yine yarışalım mı?” diye sorar. Hz. Aişe kabul eder. Bu sefer Efendimiz Hz. Aişe’yi geçiyor. Ama Efendimiz, Hz Aişe mahzun olunca bu durumu kullanmak yerine, "Üzülme üzülme geçen sefer sen geçmiştin şimdi de ben geçtim. Eşit olduk ödeştik" diye eşini taltif ediyor. Ne önceki durumunu kullanarak geri kaldığını üzüntü vesilesi yapıyor ne de ileri geçtiğini şımarma vesilesi yaparak eşini incitiyor.



    Duygusallık zayıflık değil


    Çölde hanımını geçemeyen Efendimiz Miraç’ta yaptığı yolculukta bir noktadan öteye gidemeyen Cebrail’i geçiyor. Gökte Cebrail'i geçen Efendimiz yerde hanımını geçemiyor. Burada şöyle bir mesaj veriyor Efendimiz: “Hanımınızı ezmeyiniz, üzmeyiniz. Onun duygu dünyasına şefkat dünyasına girin hatta bazen onun mutlu olması için kaybedin. Bazen de siz kazanırsanız onu teselli edin ki onun duygu dünyasına hitap edin.”
    Biz beyler Efendimiz’in bu mesajını alıyor muyuz? En ufak bir meselede hanımınızla tartışmaya giriyor musunuz?
    Hanımlar şefkat yüklü yaratılmıştır. Bediüzzaman bu sebeble hanımlar için "şefkat kahramanı" demiştir. Eğer bu duygu olmasaydı, içinde çocuklarının bütün sıkıntısını çekemez, katlanamazdı. Beyefendiler hanımın bu yüklerinden dolayı Rabbi tarafından verilen duygusallıktan ötürü onu eleştirmemeli tam tersine anlayışla hürmet etmelidir. Bir atasözünde “Erkekte akıl kadında his hâkimdir” denilir. Bazı erkekler bunu üstünlük olarak görürler. Hâlbuki bu üstünlük değil bir yükümlülük getirir. Bu yüklendikleri görevin neticesidir. Eğer erkekte akıl hâkimse akıllı davranıp muhatabını rencide etmemelidir. Duygusallığına hürmet gösterip “Yüklendiği görevi icabıdır” demelidir.



    Her zaman eşitlik


    Peygamberimizle ilgili bir başka hatıraya geçmek istiyorum. Efendimiz Bedir Savaşı’na gidiyor. Ama yolda deve sayısı yüz ise insan sayısı üç yüz. Peygamberimiz devesi olanlar devesi olmayanlardan adam alsın diyor ve hesap ediliyor ki deve başına üç adam düşüyor. Peygamberimizin devsine de üç adam düşüyor ve sırası gelince adamları çağırıp kendisi yaya yürüyor. Sırası gelen diğer iki kişi binmek istemiyor ve “Ya Rasulallah biz senin yanında yürüyelim” diyorlar. Efendimiz de, “Eğer yürümek insanı yorarsa siz de insansınız siz de yorulursunuz. Yok, eğer yürümede bir sevap varsa ben de insanım benim de sevaba ihtiyacım var.” Her iki halde de kendisine ayrı bir muamele yapılamasını istemiyor.
    Burada çok önemli bir mesaj var: “Ey ümmetim çevrenizle olan münasebetinizde eşitlik ölçüsünü kaybetmeyin.” O her zaman halkı ile eşitlik örneği vermiştir. Bu örnekte de kendimize ne kadar hak tanıyorsak başkalarına da aynı hakkı kullandırmamızın gereğine dikkat çekiyor.



    “Vahiy mi, sizin emriniz mi?”
    Bedir’e vardıklarında bir dağın dibinde konaklamak üzere yükler indirilirken Bedir'de çobanlık yapan Habbab isimli bir adam geliyor. Çoban, “Ya Resulallah burayı seçmeniz vahyin emri ile mi yoksa sizin emriniz midir” diyor? Resulullah, “Bu benim fikrimdir” deyince, “Ya Resulallah ben burada çobanlık yaptım. İleride su var. Biz oraya gitmezsek oraya düşman gider ve su ile de kuvvet bulur. Biz gidelim orada konaklayalım hem bizim için faydalı olur hem de düşmanı kuvvetsiz bırakmış oluruz.”
    Peygamberimiz çobanın dediği yere gidiyor ve suyun yanına konaklıyorlar. Düşman orayı işgal niyeti ile geldiği için sudan da mahrum kalıp kuvvetsiz kalıyor. Burada dikkat çeken husus, Peygamberimiz’in herhangi bir önyargıya sahip olmaksızın çobanın fikrini dinlemesi ve hatta makul görerek uygulamasıdır. Çevresindeki insanları dinlemek ve makul olan fikirleri uygulamak da sünnettir. İnsan hep enaniyetini desteklememeli. Sünnet sadece namazların önünde kıldığımız sünnetler değil peygamberimizin hayatındaki uygulamaları da sünnettir.


  42. Dürüst ve Sevgi Dolu Bir İletişim

    Anne babalarımızın zamanında sevgi dolu iletişimin manası çoğunlukla olumsuz duygulardan kaçınmak, sorun çıkarmamak, tartışmamak demekti. Kimbilir belki de olumsuz duygular onlar için utanılacak, saklanması gereken duygulardı. Ömürleri, bunca bastırmaya rağmen su yüzüne çıkmaya çalışan duygularını susturmakla geçti. Kimisi bunu başardı, çünkü onlar aynı zamanda çok sabırlı ve güçlü insanlardı. Kimileri ise ilerleyen yaşlarının en mutlu geçmesi gereken zamanlarında, öfke, tahammülsüzlük, çatışma ve büyüyen sorunlar yaşadılar. Oysa duygularını bastırmadan yapıcı bir iletişim kurmayı denemiş olsalardı, onlar için olduğu kadar bizim içinde sağlıklı bir iletişimin yolu açılmış olur muydu? Evet, çünkü biz de büyüklerimizden gördüğümüz usul dairesinde bir yaşam sürüyoruz. Zaman zaman davranışlarımıza onları referans gösteriyor, hatalarımız için de yine onları suçlayarak, işin içinden çıkmaya çalışıyoruz. Her konuda uzmanlaşmayı marifet sayan bizler, duygularımız konusunda neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz acaba? Anne babalarımızın yaptığı hataları aynıyla tekrarlamamız şartmış gibi, bizlerde aynı hataları yapıyoruz. Bu kaçınılmaz bir durum, çünkü başka bir iletişim yolu bilmiyoruz. Çoğumuz çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı başarısız iletişim becerilerini izlemek ve öğrenmekle geçirmişizdir. Anne babalarımız duygularını dürüstçe ve muhatabının duygularını incitmeden ifade edebilmiş olsalardı, bizlerin durumu da böyle olmayacaktı elbette. İster istemez içinde yaşadığımız ailenin iletişim yöntemlerini alışkanlık haline getiriyoruz. Duyguların bastırıldığı bu yöntemlerin pek de işimize yaramadığı gerçeğini bizzat yaşayarak, kendi evliliğimizde uygulayarak fark etmişizdir çoğumuz. Öyle görmüş olabiliriz fakat bu yöntemlere mahkum değiliz. Evliliğimiz için yeni ve işe yarar yöntemler arama sorumluluğumuz olduğunu unutmayalım lütfen. İhmal edilme, duygularını ifade edememe, sessiz kalıp beklemek, duygusal tepkiler verdiğin de ayıplanmak, bunlar size hiç yabancı gelmiyorsa, rica ediyoruz aynı şeyleri siz de eşinize ve çocuklarınıza yaşatmayın. Belki nerede hata yaptığımızı bir türlü anlayamamanın şaşkınlığı ve çaresizliğini yaşıyor olabiliriz düşüncesiyle sizlere bir dizi hata cetveli sunmak istiyoruz.

    -Öfkeli, kızgın olduğumuzda intikam alma duygusuyla iletişime geçmek.
    -Yapmamız gereken bir müddet, en azından öfke silinip yerine sükunet gelinceye kadar beklemek ve sonra konuşmaya, problemi çözmeye çalışmak.
    -Eşimizden istekte bulunmak, isteklerimizi anlatmak yerine onun anlamasını beklemek. Eşler birbirleri için en yakın insanlar olsa bile, içimizden geçenleri anlayamazlar. Biz bile zaman zaman kendimizi anlayamaz ve ne istediğimizi bilemezken, eşimizin biz söylemeden, eskilerin dediği gibi kaşımızın gözümüzün hareketinden, derdimizin ne olduğunu anlamaları mümkün değildir.
    -Eşimizin duygusal tepkilerini küçümsemek, aşağılamak, bu şekilde davrandığı için suçlamak. Özellikle hanımların yaşları kirpik ucunda bekler. Beylerinde öfkeleri dil ucunda. Ne öfke ne de göz yaşı, ne utangaçlık, heyecanlanmak, korkmak aşağılanacak duygulardır. Her biri her insanda var olan, gayr-i ihtiyari, bahşedilmiş insani duygulardır.
    -Sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünüp eşimizin ihtiyaçlarını sormamak, onun söylemesini beklemek. En azından nezakettir, birlikte olduğumuz kişilerin ihtiyaçları ile ilgilenmek.
    -Evin erkeğinin haksız da olsa son sözü söylemesi, kadının hep susan ve idare eden konumunda olması, zararlıdır. Hem de çok, hem güçlü bir kişiliğe de yakışmaz. Yanlızca “Kocakarı ile Gazneli Mahmud” hikayesini hatırlayın yeter. Hatırlayamayanlar için bir gün biz hatırlatırız. -Yapılan hatalarda eşlerin birbirlerini kırıcı sözlerle veya duygusal mahrumiyetle cezalandırması( küsmek, konuşmamak, surat asmak…)
    -Yapılan hataları bağışlamamak ve sürekli hatırlatmak, geçmişi her fırsatta dile getirmek. Bu davranışlar çoğumuza yabancı değildir. Eğer hatalarımızın farkındaysak düzeltmek için de gayret edebiliriz. Asıl sorun farkında olmamak ve yenilikleri kabul edememektir. Mutlu olmak istiyorsanız, eşinizi mutlu edin. Mutluluğunuzun önünde ki olumsuz iletişim engellerini kaldırın, lütfen. İşte size değişimi başlatmak için bir ip ucu: Dürüst olun ve duygularınızı uygun bir dille ifade edin, Anlayışlı olun ve eşinizin size ilettiği duygularını önemseyin.


  43. Cok teşekkürler bizi her konuda aydınlattığınız iiçin Allah razı olsun
  44. Seni seviyorum deyin




    İnsan yaşamının en güzel duygularından biride evlenmek yani başkasıyla bütün sevinç ve üzüntüleri birleştirmektir. Herkesin en doğal ihtiyacı olan sevmek ve sevilmek hissi, doğru bir şekilde sadece evlilikle giderile bilinir. Hiçbir insan sevgiden yoksun değildir, insan yalnızca sevgiyle yaşayabilir ve hayat sadece sevgiyle güzeldir. Bu insanın yaratılışında, doğasında olan bir duygudur.


    Eşler için de; sevmek sevilmek, dertleşe bileceği birisinin olması, anlayan birini yanında hissetmek en büyük isteklerdendir. Beraber yaşanıyorsa, tüm güzellikleri ve acıları da beraber yaşamak gerekir. Güzel ve mutlu bir yaşam, yani eşlerin birbirlerine karşı gönülden sonsuz sevgi besleyip, güven duymalarıdır.

    Evlilikte hem erkeği ve hem de kadını en çok üzen konulardan biri, eşinin kendisine karşı soğuk davranmaya başlamasıdır. Eşler arasındaki uyumlu ilişkiyi sarsan, “artık beni eskisi gibi sevmiyor, benimle ilgilenmiyor, umurunda bile değilim” gibi düşünmektir. Böyle düşünmeye başlayan bir eş, tüm yaşama sevincini yitirecektir, kendisini büyük bir boşlukta hissedip, birlikteliğine karşı tüm ümitlerini kaybedecektir.
    Bu yüzden evlilikte mutluluk için en önemli mesele eşlerin birbirleriyle sevgiyle ilgilenmeleri ve bu mutluluğu bitiren en önemli sebepte artık sevgilerini göstermeyip, birbirleriyle ilgilenmemeleridir.

    Bazıları, günlük işlerinin çokluğunu, yorgunluk ve hayat mücadelelerini, eşleriyle ilgilememelerine bahane olarak getirmektedirler. Ne kadar yanlış bir düşünce! Eğer sorunun varsa ve birçok sıkıntı içerisindeysen bu senin eşinle daha fazla ilgilenmene neden olmalıdır. Eşler birbirlerini severek, tüm sıkıntılarda birbirilerinin yanında yer alarak, beraberce sorunların üstesinden gelebilirler. Ailenin güven, huzur ve topuma faydalı insanların yetiştiği bir yer olması gerekir; fakat eşlerin birbirlerine karşı ilgisiz davranmaları, aileyi bu konumundan uzaklaştırarak, güvensizlik ve huzursuzluk yerine çevirecektir. Bu yüzden eşler arasında anlaşmazlıkların oluşmaması için her iki tarafa ilgi ve sevgilerini göstermek zorundadırlar.

    Şimdiye kadar bunun farkında olmayan yahut önem vermeyen eşler, tavsiye edeceğimiz şu noktalara dikkat ederek ilişkilerini düzenleye bilirler. Bunları uyguladığınız sürecek şuna inanın ki, eşinizle olan ilişkiniz çok daha güzel olacaktır.

    1- Eşinize sevginizi göstermekten çekinmeyin. Eşinize karşı ne kadar sevgi gösterirseniz böylelikle ona olan aşkınızın miktarını da göstermiş olursunuz.

    2- “Sevgimi sadece hal ve hareketimle, davranışlarımla göstereceğim”, demeyin. Sevginizi mutlaka güzel sözlerle de gösterin.

    3- Hiçbir zaman yaşamsal sorun ve sıkıntılarınızın, sizi eşinizden uzaklaştırmasına izin vermeyin. İnsan hayatında hiçbir zaman sıkıntısız dönem olmayacaktır, her zaman bir sorun mutlaka bulunacaktır.

    4- Eşinize vereceğiniz en güzel hediye onu sevmek ve ona karşı hissettiğiniz bu sevginizi her zaman dilde ve amelde göstermektir. Bu en güzel hediyeyi Ondan esirgemeyin.

    Şunu da hiçbir zaman unutmayın ki; kadın ve erkek birbirinden çok farklı varlıklardır, hoşlandıkları şeyler, anlama kabiliyetleri, zevkleri, fiziksel ve etik özellikleri çok değişiktir. Hem kadın ve hem de erkek aralarındaki bu doğal farklılıklara öncelikle saygı göstermeli ve sonrasında ortak özellikleri bulanarak birbirlerini tamamlamalıdırlar. Evlilikte eşler arasında mutlu olmanın en kaçınılmaz yönü; karşı tarafın tüm değişik ve sizden farklı olan isteklerine saygı göstermektir. Bütün farklılıklara rağmen, eşler birbirlerine sevgilerini gösterdikleri sürece mutlu olabilirler ve bu şekilde birçok sorunda hallolacaktır, zira sevginin üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur.
    Eşinize sevginizi gösterin önce ona “seni seviyorum” deyin ve sonrasında bu sevginizin gerçek olduğunu amelinizle gösterin.





  45. Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun


    Can Dündar'ın yazısı


    Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için..

    17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da... Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.

    Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan...

    Nedir bu dayatmalar?

    Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim
    seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi...

    Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın...

    Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymışyaşı...

    Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı....

    Eşim benden 2 yaş büyük; ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü...

    Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "oo Can bey kapmışınız çıtırı" esprilerine muhatap dahi oldum.
    Eşim 3 üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede bitirdim..

    Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım...
    Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...
    Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,
    Ben dinlerken o konuştu 17 sene.

    O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklısın bitanem..." dedik,

    Öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bir de böyle düşün" de dedik fikrimizi savunurken.

    Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta...
    Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..

    Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...
    Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima... Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...

    Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık...

    Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında...
    Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyosun burda?" diye sordu kapının eşiğinden,
    "uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...
    Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi daracık yatakta.
    "ne yapıyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim" dedi...
    Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...
    Ve bence doğrusu da bu...
    Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç..

    Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...
    Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41'inci çift olacaktık o listede...

    Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Ne de olsa bizim oyunumuzdu, oynanan...
    Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...
    Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...
    Sadece gönlünüzden geçtiğince...
    Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun; "...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
    karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana..."
    _________________
    İslami tarzda düzenlenmiş bir toplum yapısı va'z ve irşad ile tamamlanamaz.Bu, kuvvet ve hakimiyetine dayanarak cemiyeti bozup tahrip etmek isteyenleri bertaraf eden,cemiyetin selameti için çalışan bir devlet tarafından saglanabilir.

  46. Hımm çok güzel bir yazı.İki taraflı oluyor anlayış.Ah Ah varmı böyle erkek.
  47. “Kıymetlim!..

    Bugün evliliğimizin kaçıncı yılı biliyor musun?! İçimizde kaç yıldır büyütüyoruz, aşk ve sevgi çiçeğimizi… Bazen unuttuk, ona su vermeyi… Bazen pişman olduk unuttuğumuz için, koştuk, kenetlendik, suladık, dirilttik!.. Yıllar hep böyle akıp geçti sevdiceğim… Kâh koştuk, kâh düştük, kâh birbirimizi kaldırdık yerden… Kâh tökezledik, sendeledik… Ama bırakmadık birbirimizi…

    Hiç bırakmayalım, kıymetlim!.. Hiç yalnız koma, hayat denen bu çileli yolda… Sen, bu engebeli yolda benim dayanağım, bastonum; dünyâ arkadaşım, âhiret yoldaşımsın!..

    Dün gece kırdım yine seni!.. Âah, çok seviyorum işte seni… Paylaşamıyorum, seni benden çalan saatlerle… Kızıyorum, yok olduğun zamanlara… Âdeta sensiz nefes alamıyorum!.. Beni okyanus diplerinde nefessiz ve sensiz bırakma!..

    Ben, senim!.. Beni arama başka yerde!.. Kalbine bak!.. Kalbime iyi bak!..

    Bana kızma; “Nerede kaldın, geciktin!..” dediğimde beni azarlama!.. Ben, seni çok özledim, hasretim, merakta kaldım. “Neredeydin?” diyorum, tâ derinlerden, neden duymuyorsun?!.. Eskiden gözlerimizden anlardık hep birbirimizi… Gözlerime bak, oradaki yangını gör!.. Akan gözyaşlarımdaki acziyete bir bak!.. Sana sesleniyorlar: Yaslanacak bir omuz, tesellî edecek bir söz, saçlarımın arasında şefkatle dolaşan bir el arıyorlar!..

    “– Sen, bana ne ilgisi gösteriyorsun!..” diyeceksin.

    Saatlerce pencereden pencereye koşuyorum, merakla…

    Sen gelince kızıyoruz birbirimize… Sen uyuyorsun; ben uyumuyorum, seni izliyorum. Bakışlarımla okşuyorum saçlarını, içimden haykırıyorum:

    “– Seni, benim kadar seven var mı?” diye!..

    Sen uyanırken dönüyorum arkama, âah o gururum!.. Uyuyor taklidi yapıyorum. Halbuki üşümeyesin diye sırtını örtüyorum, aç kalmayasın diye en sevdiğin yemekleri yapıyorum!.. Çocuklarımızla onur duyasın diye onların üzerine titriyorum!:.

    Namazlarımın ardından, beni sensiz bırakmasın diye Rabbime duâ ediyorum.

    Ben, adamışım kendimi sana!.. Küçücük bir çocuk gibi sevgini hissetmek için, senin dikkatini çekmek için, hep benimle meşgul olasın diye kızıyorum, kızdırıyorum belki?!..

    Âciz olmasam, emânet eder miydi Rabbim beni sana!..

    Sevgine, ilgine muhtaç olmasaydım koyar mıydı aramıza muhabbet ve ilgiyi…

    Ben evlendim, senin parçan oldum!.. Emânetin, iffetin, bereketin, heybetin…

    Ben, sen oldum en kıymetlim!...”


  48. Ve aŞK eVLiLiĞiN eLLeRiNDeN TuTTu

    Sorunsuz evlilik mi dediniz? Niye sorunsuz olmak zorunda evlilikler? Neden insanlar sırf evlilik sorunsuz olmak zorunda diye düşünmekteler?

    Oysa başka her yerde sorun var. İnsan ilişkilerinin her türlüsünde sorun var. kabul edelim ki; iki insanın olduğu her yerde sorun vardır. Hele de eşler arası sorunlar ve pürüzler olmazsa olmazdır neredeyse. Bir de aşk için bir araya gelmişseniz, ister aşkın sonucunda, ister aşkı inşa etmek üzere sorunsuz ve pürüzsüz yaşamanız bir şeylerin doğal olmadığına işaret eder. Ne zaman eşinizle bir sorun yaşasanız avucunuza bakın.

    Sorunların olabilirliğini kabul ederseniz Çözümlerinizde hemen elinizin altında, avucunuzun içinde.... sevildiğinizden ve sevdiğinizden şüpheye düşerseniz avucunuzu açıp parmaklarınızı sayın.

    Baş parmağınıza bakın önce. Size en yakın olan parmağınız. Diğer dört parmağın hareketlerini anlamlı kılan o. Gerektiğinde her parmağın yanında hazır oluyor, yardımına koşuyor. Vazgeçebilir misiniz başparmağınızdan?

    Peki ya eşinizden? Size en yakın o iken kesip atabilir misiniz onu hayatınızdan? Her halinizde hemen yanı başınızda olmuşken ve olmaya hazırken, gözden çıkarır mısınız eşinizi? Hayatınızda başka her şey onun yakınlığı ile sevimli geliyor değil mi size? Bütün akrabalarınızla ilişkilerinizi eşinizin yakınlığı anlamlı kılıyor değil mi?

    Şimdi de işaret parmağınıza bakın. Güzel bir şey görseniz hemen onu uzatırsınız. Beğendiklerinizi gösterirsiniz onunla. Doğru olanı onunla işaret edersiniz.

    Eşinizi de onca insan arasından parmakla gösterilir bulmuyor musunuz? İlk gördüğünüzde, ilk sevdiğinizde, yüreğiniz ilk ısındığında, kalbiniz tıpkı işaret parmağınız gibi onu göstermişti size. Şimdi nasıl yalancı çıkarırsınız kalbinizin işaretini? Nasıl güvenmezsiniz kalbinizin seçimine? Hem sonra işaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu güzel şeyler yaşamadınız mı onunla? İşaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu doğruları paylaşmadınız mı onunla? Şimdi kesip atacak mısınız işaret parmağınızın size gösterdiğini? Elinizin tersiyle itecek misiniz kalbinizin işaret ettiğini?

    Orta parmağınıza bakın şimdi. En uzunu o parmaklarınızın arasında. Yüksekte duruyor. Hepsinden öteye uzanıyor. Vazgeçebilir misiniz orta parmağınızdan? Hepsinden uzun diye lüzumsuz görürü müsünüz onu?

    Peki ya eşiniz? Bütün kadınlar yada erkekler arasında kalbinizin sırlarına aşina olacak kadar farklı değil mi o? Bütün kadınlar ve erkekler arasından sizin için özel olarak sıyrılıp gelmiş değil mi? O sizin için en yüksek konumda değil mi? Sizi başka bütün erkekler ve kadınların üzerinde tutmadı mı? Vazgeçebilir misiniz ondan şimdi? Onu herhangi bir kadın yada erkek gibi görebilir misiniz?

    Şimdi de yüzük parmağınıza bakın. Parmağınızı ne zamandır çevreleyen o altın yada gümüş halkayı ilk taktığınız günü düşünün. Ne kadar heyecanlıydınız değil mi? Hayatınızın kadınını yada erkeğini bulduğunuz o günü yeniden yaşayın. Tekrar bakın eşinizin gözlerinin içine. Onu kendinize biricik yapan sırrı yeniden hissedin. Eşinizin sırf size razı olması onu sizin için biricik yapmaya değmiyor mu? Şimdi yüzük parmağınızı atabilir misiniz elinizden?

    Ve son olarak serçe parmağınıza bakın. Ne kadar da incecik ve zayıf değil mi? Eşinizin kalbi gibi. Size sırlarını açmış, sizin sırlarınız paylaşmış bir kalp sizin için süslenip bezenmiş paha biçilmez bir ayine gibidir. Bakınca kendinizi gördüğünüz bu ayna, öylesine kırılgandır ki, sizden gelecek küçük bir fiske parçalayıp köreltebilir onu. Özellikle size karşı savunmasızdır ve özellikle sizden gelecek darbeler onu en hassas yerlerinden çatlatabilir. Başkası karşısında bu kadar kırılgan değildir eşiniz. Tıpkı serçe parmağınız gibi... şimdi dilerseniz vazgeçin serçe parmağınızdan. Nasılsa ince ve zayıf diye koparıp atın onu elinizden. Hiç olur mu?

    Şimdi yeniden bakın ellerinize!beş parmağın beşi birden aşkı gösteriyor. Avuçlarınızın içinde hissedin aşkı şimdi. Aşk elinizin altında! Canlı, sıcak ve yakın....

  49. KaLBiNe MuKaBiL BiR KaLP BuLMaK..



    Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.
    Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması, anlaşması, kaynaşması gerekir.
    Kalpsiz mutluluk olmaz.
    Kalp kalbe karşı olmalı…
    Kalp kalbe kaybolmalı…

    Kalpler bir olmalı, iri olmalı, diri olmalı…
    Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?
    Evet, mesele kalıp değil, kalp meselesidir.
    Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını, bedene, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
    Bulmak için, önce böyle birini aramak gerek… Gerçi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Aramadan bulmak mümkün mü?
    Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunlar, her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de, seçimlerini, hep maddeden, görüntüden yana yaparlar. Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
    Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır. Hani Nasreddin Hoca gibi… Evin bodrumunda, kömürlükte kaybettiği yüksüğünü, dışarıda, evin önünde arıyormuş… Sebebini sormuşlar…"Aşağısı çok karanlık" demiş…
    Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar. Kalp, duygular, sevgi, şefkat, merhamet tamam ama, görüntü, en boy, kaş göz diyorlar… Hatta oralara takılıp kalıyorlar. Gönle değil, gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil, diyenlere de "Ben onu değiştiririm" derler. Ya da , "O gördüğünüz gibi değil, aslında çok iyi biri" iddiasında bulunurlar.
    Sonra da, iletişimimiz neden kötüleşti, niçin kavga çıktı, geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.
    Atalarımız, "iki gönül bir olursa, samanlık seyran olur" demişler. Ne güzel söylemişler. İki gönül bir olmazsa, yani kalbine karşılık bir kalp yoksa saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar. Zaten, sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
    Evliliği maddileştirenler, yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.
    Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
    Evlenmeyi düşünen gençlerimiz, kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar, yoksa kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
    İnsan, aradığını bulur.
    Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
    Bulsa bile, bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?
    Evlenecek gençler, önce niyetlerini düzeltmelidir. Kalbe karşı kalp mi arıyorlar, kalıba karşı kalıp mı?
    Madde arayanın ruh bulması, gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
    Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, "Rabbim, karşıma iyi olanı; sevebileni, merhamet edebileni çıkar" diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.
    * * *
    Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:
    –Nasıl, evliliğe hazır mısın?
    Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
    –Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…
    Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
    Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
    –Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?
    Sorum, birçok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
    –O nasıl oluyor?
    İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
    Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler, Nasreddin Hoca'mızdan almışlar cevabı…
    –Bu sizinki, demiş, evlilik değildir.
    –Peki, evlilik değilse nedir bu yaptığımız? diye sormuşlar.
    –Gündüz çifte hırlama, gece çifte horlamadır… demiş.

    * * *
    Evlilik, sağlam bir iletişim temeline oturmalı… Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız. Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
    –Evliliğiniz nasıl geçiyor? demişler.
    Hocamız da anlatmış:
    –Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, ben söyledim hanım dinledi… İkinci sene, bizim hanım işi anladı… O söylemeye başladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…"
    –Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de, Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllarda da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…
    Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini, sadece komşuları değil, bütün dünya dinliyor. Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey, ekran pazarlarına dökülüyor. Sadece kirli çamaşırlar değil; edepsizlikler, iffetsizlikler, kısacası ahlaksızlığın her çeşidi, basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
    İyi ki adına evlilik demiyorlar. Seviyesiz birliktelikler, evlilik olamaz çünkü…

    * * *
    Evliliği, Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
    İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır.
    Aile, dünyevileşmenin getirdiği benlik, bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Bu sebeple, aileyi yeniden diriltmenin yolu, maneviyattan, imandan geçmektedir. Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın, sağlam bir aile kurmak imkânsızdır.
    Aile, daha çok almayı düşünenlerin değil; paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakârlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Aile mutluluğunun kahramanları, almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara, katlana, çoğala… Bir verip bin alırlar.
    Böyle bir mutluluk, ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
    Çocuklarımız, gençlerimiz gönül ehli mi?
    Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
    Gönülsüz mutluluk olmaz… Ne tek başımıza, ne de evlilik hayatımızda…
    Zira aile, iki gönlün tekleşmesiyle kurulur..


    VeHBi VaKKaSoĞLu


  50. Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

    Cemil Tokpınar

    Belki yeni evlisiniz, belki de aynı yastıkta nice yıllar geçirdiniz. Zaman zaman eşinizle yaşadığınız tartışmaları, anlaşmazlıkları ve huzursuzluğu düşünüp, kendi kendinize şöyle sordunuz mu hiç:

    "Acaba yanlış bir evlilik mi yaptım? Neden mutluluk çiçekleri açmasını beklediğim güzel yuvamda hazan mevsimini yaşıyorum? Yemyeşil ağaçlarımın yaprağı neden dökülüyor? Hani muhteşem bir mutluluğu doyasıya yaşıyacaktım? Neden huzursuzum, mutsuzum, şevksizim?"

    Evlendikten bir süre sonra kendi kendine bu tür sorular sormayan kimse neredeyse yok gibidir. Evlenen insan, özellikle ilk günlerin renkli ve neşeli gülücükleri geçtikten sonra evliliğini sorgulamaya başlar.

    Neden birkaç kişiyle daha görüştükten sonra evlenmemiş de, hemen karar vermiştir? İlk görüştüğü kişiyle evlenseydi, daha mı mutlu olurdu? Acaba bu konuda annesini ya da babasını dinlemekle hata mı etmişti? Neden kendisine yalvarır gibi tavsiyelerde bulunan arkadaşına aldırmamıştı?

    Daha bir yığın soru, beyninizi tırmalar durur. Yetmez, özlemler ve özenmeler başlar. Çevresindeki evli akraba veya arkadaşlarını düşünür: Ne kadar da mutlular, nasıl da candan davranıyorlar birbirlerine. Hele şu kocası öğretmen olan çift var ya, tıpkı çifte kumrular gibi. Ya şu çocukları lisede okuyan çifte hayran olmamak mümkün mü?

    "Neden başkalarının yakaladığı mutluluğa bir türlü ulaşamıyorum? Neden kötü kader bir türlü peşimi bırakmıyor? Kısmetime razı olup boyun bükmekten başka çıkar yolum yok mu acaba?"

    Evet, sonu gelmez bir sorgulama sürer gider yıllarca. Bir türlü gerçek sebebi ve çözümü bulamazsınız.

    Kuşkusuz yaşadığınız sorunların ciddi sebepleri vardır. Ama bunları keşfetmekte zorlanırsınız. Kimse kendine toz kondurmaz çünkü. Eşler olağanüstü bir özveriyle yuvayı sürdürdüklerini düşünürler. Ellerinden geleni yaptıklarına, ama bir türlü sorunlarını çözemediklerine inanırlar.

    Dört yıldır evli olduğunu belirten iki çocuklu bir erkek, "Eşimi hiçbir zaman sevemedim. Herhangi bir kötülüğü ve olumsuzluğu yok. Ama içimde bir heyecan, bir kıpırtı, bir elektriklenme olmuyor" demişti. Karşılıklı heyecan, coşkun bir sevgi, eşsiz bir mutluluk istiyordu. Çok isteyerek evlenmemişti. Aradığı elektriklenmeyi, zaman içinde bulabileceğini söylemişlerdi. Ama hayır, zamanla alışamamıştı. Şimdi ne yapsındı? "Boşanmak istemiyorum, çocuklarıma kıyamam. Kendisiyle evliliğe evet dediğim eşimin hiçbir günahı yok, ona da zulmedemem. İkinci bir evliliğe eşim ve çevrem razı olmaz" diyerek acı gerçekleri ortaya koyuyor ve "Ne olur, farklı bir çözüm yok mu?" diye yalvarıyordu.

    Evlendiği günden beri acı çektiğini düşünen bir kadın, "Yedi yıl boyunca hiç sevmedim, hiç ısınamadım. Eşime bunu ifade etmedim, ama o sanırım hissediyor" demişti. Çocuklarına ve eşine acıyordu. Onların hiçbir günahı olmadığını kabul ediyor, ancak bir çözüm bulunmasını istiyordu.

    Bu tür sorunlu ya da mutsuz evlilikleri çok fazla uzaklarda aramayın. Hatta çevrenize bile bakmaya gerek yok, içinize dönün. Yüreğinizden kopup gelen bir ses, "Daha fazla mutluluğu hak ediyorum. Çektiğim acıları yaşamamam gerekiyordu" diyor mu? "Neden eşimle anlaşamıyorum, neden içimde özentiler var, neden birbirimize karşı cıvıl cıvıl bir sevgiyle dolup taşmıyoruz? Allah'ım, idealimdeki mutluluk için her şeyimi verirdim" diye yalvarıyor musunuz?

    Eğer bu tür soruların kıskacında bunalıyorsanız, umutsuz olmayın. Dışarıdan baktığınızda mutluluk kahkahaları atan her çiftin gerçekten huzuru yakaladığını da sanmayın. Önce gerçeklerle yüzleşin. Aradığınız uyum ve coşkunun, kendiliğinden gelip yüreğinize yerleşeceğini beklemeyin. Gökten düşen üç elmadan birisinin başınıza konup mutluluk getireceği, sadece masallarda var. Eğer o elmaların birinin de sizin yuvanıza düşeceğini beklerseniz, kıyamete kadar beklersiniz. Hem masallardaki mutluluklar bile katlanılan büyük ayrılıklar ve çekilen yoğun acılardan sonra gelmiyor mu?

    Öncelikle eşinizi seçerken hata yaptığınız şeklindeki sonu gelmez sorgulamaları bırakın. Elbette seçimi yaparken, çevrenizin, ailenizin, arkadaşlarınızın etkisi oldu. Belki bazı baskı veya tavsiyeleri aşamadınız. Hem kaderin etkisi de inkâr edilmez bir gerçek. Ama artık geçmişte değiliz. Eş seçiminin mutluluk üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Ne var ki, siz o hakkınızı kullandınız ve bugün buradasınız. Her şeyi bugünkü şartlarıyla düşünmelisiniz.

    Öncelikle şunu reddetmeyin: Her şeye rağmen kabul eden ve nikâh masasında "Evet" diyen sizsiniz. Dünyanın her yerinde sorumluluğu, "Evet" diyene yüklerler. Kabul etmeniz için alnınıza tabanca bile dayamış olsalar, neticede ölüme karşı bu evliliği tercih etmiş oldunuz.

    Bazı kimselerin eşlerini seçmekte hiçbir etkileri olmayabilir. Söz gelişi, Hz. Âdem bile eşini kendisi seçmemiş, Allah seçmiştir. Hz. Zeyneb'i, Peygamber Efendimize (a.s.m.) Rabbimiz nikâhlamıştır.

    Böyle İlâhî bir takdir olmasa bile siz de karşı koyamadığınız bir etkiyle karşılaşmış olabilirsiniz.

    Her fiilimizde olduğu gibi, eş seçiminde de cüz'î bir irade verilmiştir, ama, "Allah dilemeden siz dileyemezsiniz" anlamındaki ayetin de bir hükmü, takdirin de bir hakkı vardır. Size düşen seçiminiz olumsuz bile olsa onu avantaja dönüştürmektir.

    Öncelikle "seçim" ve "tatmin" gerçeklerini iyi kavramak gerekir.

    Bir beyaz eşya, elbise, ev, mobilya almak için ne yaparsınız? Sayısız alternatif arasından, mukayeseler yaparak seçersiniz. Aldıktan sonra bile, acaba öbür takımı mı alsaydım, dersiniz.

    Farz edelim ki, dünyanın maddeten ve manen en iyi insanı, tıpkı kendisi gibi her bakımdan muhteşem birisiyle evlense, yine de, "Acaba yüz birinci nasıldır?" diye düşünür. Çünkü, insanın yaratılışına, tatmin konusunda bir sınır konmamıştır.

    İnsanın ihtirasını, duygularını dünya doyuramaz, bunların tatmin yerleri cennettir. Bunun için sabırla evliliğimizi güzelleştirelim, ama asıl mutlu olacağımız yurt cennettir.

    Hiç kimse yüzlerce aday içinden inceleyerek evlenemez. Bu mümkün olsa bile, yine geçimde sorunlar olacaktır. İnsan unsurunun söz konusu olduğu yerde anlaşmazlık, uyumsuzluk, farklı düşünceler olağan şeylerdir. Bir insan kendi içinde ve kendi dünyasında bile çelişkiye düşerse, "iki farklı insan" neden kimi sorunlarla karşı karşıya gelmesin?

    Bu gerçekler ışığında,

    Eğer aday seçiminde kısmetsiz olduğunuzu,

    Başlangıçtan beri eşinize ısınamadığınızı,

    Önceleri iyi olan ilişkinizin tamamen bozulduğunu düşünüyorsanız, şu önerilerimize kulak verin:



    1. BULUNDUĞUNUZ HÂLE ŞÜKREDİN:

    Ne kadar ağır bir iletişimsizlik, sevgisizlik ve soğukluk yaşıyorsanız yaşayın, mutlaka sizden daha kötü durumda olanlar bulunabilir. İçinde bulunduğunuz mutluluğu yetersiz görebilirsiniz, ancak sahip olduğunuz güzelliklerin farkında mısınız?

    Kendisine karşı istediğiniz sıcaklığı duyamadığınız eşinizin güzel yönlerini, hoşlandığınız taraflarını, olumlu davranışlarını düşünün. Hatta bunları bir kâğıda yazın ve aile hayatınız üzerinde etkisini tartın.



    2. EŞİNİZİ MUTLAKA SEVİN:

    Eşinizin ne kadar eksik ve kusuru olursa olsun, onu mutlaka sevin. Onu sevmeniz için "eşiniz" olması yeter; başka bir sebebe gerek yoktur. Evliliği sarsan "aldatma" gibi problemin dışında her problem çözülebilir, her hata bağışlanabilir, her eksik giderilebilir.

    Bir yabancı şöyle diyor: "Bazıları sevdikleri adamla evlenmek için dua eder, benim duam biraz farklı. Ben Allah'a, evleneceğim adamı sevmek için dua ediyorum." (Rose Pastor Stokes)

    Bu bakış açısını mutlaka kazanmanız gerekir. Çünkü, âşıksınızdır, ama evlenemeyebilirsiniz. Evlenirsiniz, anlaşamamanız mümkündür.

    Ama evlendiğiniz kişiyi severseniz, muhteşem bir mutluluk yaşayabilirsiniz. Diyeceksiniz ki, "İçimden sevmek gelmeyen birisini, nasıl seveceğim?"

    Önce şu sorunun cevabını verin: Eşiniz nasıl olsaydı severdiniz? Hangi davranışları sergileseydi, size nasıl davransaydı mutlu olurdunuz?

    Ve asıl can alıcı soru şu: Eşinizin, sizi mutlu edecek davranışları sergilemesine, sizin katkınız ne olabilir?

    Belki hoşlanmadığınız bazı davranışlarına siz sebep oluyorsunuz. Kimi davranışlarınız onu olumsuz hareket etmeye itebilir. Bir erkek eşinin çok para harcadığından yakınıyordu. Kadın ise, "Çünkü bana zaman ayırmıyor, benimle ilgilenmiyor. Ben de çok para harcayarak ondan intikam alıyorum" demişti. Erkek, eşinin harcadığı parayı kazanabilmek için ona zaman ayıramıyor, kadın ise kendisine zaman ayrılmadığı için çok para harcıyor.

    Görüyor musunuz, iletişimsizlik yüzünden birbirlerinin mutsuzluğuna nasıl da hizmet ediyorlar.



    3. SEVGİ VE MUTLULUĞUN BEDELİNİ ÖDEYİN:

    Vermeden almak, yatırım yapmadan kazanmak, zahmet çekmeden rahat etmek istiyoruz. Oysa hiçbir zaman armut pişip ağzımıza düşmez. Yaşayacağınız bir mutluluk veya başarının mutlaka bedelini ödeyeceksiniz. Ailemiz için hangi acıyı çektik, hangi fedakârlığa katlandık, hangi bedeli ödedik?

    Ey hayal dünyasında tozpembe mutluluklar düşleyenler, ey hiçbir zahmete katlanmadan saadet saraylarında keyif çatmayı isteyenler, birazcık zahmet çekin. Her insan Allah'ın dünyaya gönderdiği ham bir malzemedir. Tıpkı bir sarayı meydana getiren taş, kum, tuğla, çimento gibi. Kimisi bu malzemeden Mimar Sinan gibi Selimiye Camiini inşa eder, kimisi küçük bir kulübe yapar. Mimar Sinan gibi olup, kendinizi ve eşinizi geliştirmeniz gerekir.

    Peygamber Efendimizi (a.s.m.) düşünelim. Asrın en cahil, en zalim ve en sapık toplumundan, insanlığın yıldızlarını çıkardı. Sevgisiyle ve nuruyla, insanları parlattı ve yüceltti.

    Erkek olun, kadın olun, eşiniz sizin için ham bir malzemedir. Ondan muhteşem bir mutluluk sarayı inşa edebilirsiniz. Yeter ki, sürekli kendinizi ve onu geliştirme, anlama ve mutlu etme çabası içinde olun.

    Tabiî, bilgi, şuur ve beceri yoksunluğundan dolayı muhteşem bir sarayı yerle bir edebilirsiniz de.

    Hep eşiyle çok iyi anlaşan ve mutlu bir yuva kuran çiftlerin hâline gıptayla bakarsınız. Onlar o günlere kendiliğinden ulaşmadılar. Çok acı çektiler, birbirlerini anlamak için çok çırpındılar, eşimi nasıl mutlu ederim diye olmadık formüller denediler. Ama sonunda başardılar. Siz sonucu görüyorsunuz, ama her sonucun bir geri plânı ve bir alt yapısı vardır.

    Minik bir cami yapan mimarın, "Neden ben Selimiye gibi muhteşem bir cami yapamıyorum? Çünkü, beni görevlendiren bir padişah ve arkamda devlet desteği yok" deme hakkı yoktur. Önce mimarın beyni, yüreği, bilgisi ve gayreti gerekir. Siz Sinan olursanız, Allah ne Süleyman'lar, ne Selim'ler yaratır.

    Siz de mutlu çiftlerin kitap, kaset, seminer, iletişim uygulamalarıyla birikimlerini nasıl geliştirdiklerine bakın.

    Siz isterseniz, mutlaka verilir. Ama bedelini ödemek şartıyla...

  51. Sağlıklı bir evliliğin anahtarı, olumluluk ve olumsuzluklar arasında sağlanan dengedir.

    Ailede çatışmaların yaşanmaması değil, nasıl çözüme kavuşturulduğu önemlidir.

    AİLE kurumunun yapısı gereği, insanlar evlilikte çatışmalardan sakınabilir de, çıldıracak kadar dengesizleşebilir de. İkincisinin olmaması için, evliliğe pozitif yaklaşım şarttır.

    Günümüzde evlilikten endişe etmek gayet normal sayılabilir. Çünkü evliliklerin bir kısmı boşanmayla sonuçlanıyor. Ama asıl rahatsız edici olan nokta, kimsenin evliliklerin neden bu kadar kırılgan olduğunu tam olarak anlayamamasıdır.

    Bazı uzmanlar, hatta aile terapistleri bile, kavga ve atışmanın ailede bir problem işareti olduğunu belirtiyorlar. Ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Bazı durumlarda çatışma ve çatışmayı bitirme becerisi, aileyi bir arada tutan bir özellik de arz edebilir.

    Araştırma verilerine göre, evliliği bitiren en önemli neden, çiftlerin çatışmaları çözme yeteneğine sahip olmamalarıdır. Çatışma yaşanmayan bir ilişki yoktur; fakat birçok aile, mutluluğun ancak çatışma olmazsa yakalanabilecek bir duygu olduğunu düşünmektedir.

    Bazı çiftlere sorulduğunda olumlu olduğunu düşünerek, “Biz hiç kavga etmeyiz” cevabı alınır. Bu, gerçekleri pek yansıtmamaktadır. İnsanlar bir ilişkiye girdiklerinde farklılıklarını uyumlaştırarak olgunlaşırlar. Bu uyumlaşma, ister istemez çatışmalar ve hatta bazen kavgalarla beraber gider. Önemli olan, bunların olmaması değil, çatışmaları çözme yeteneğine kavuşulmasıdır. Zaten, insanları daha sevgi dolu ve olgun yapan unsur, evlilikteki bu inişli çıkışlı süreçlerden edindikleri tecrübedir.

    Ancak, her aile çatışmalarını aynı şekilde çözmez. Sağlıklı ailelerin problem çözme tarzlarını üç başlıkta toplayabiliriz:

    1. Uzlaşma: Bir problem çıktığında çiftler, çok kere birbirleriyle uzlaşırlar ve müşterek memnuniyeti sağlamak için problem üzerinde çalışırlar.

    2. Tartışma: Sıklıkla çatışmalar yaşanır ve bu çatışmalar üzerinde ateşli tartışmalar yapılır.

    3. Çatışmadan sakınma: Çiftler farklılıklarıyla yüzleşmekten kaçınırlar ve farklı olduklarına karar verirler.

    Eskiden sadece birinci tarz sağlıklı, diğerleri sağlıksız görülürdü. Ama yeni yaklaşımlar, her üç tarzın da eşit oranda sağlıklı olabileceğini öngörmektedir. Çünkü her bir tarz da, kendi dışımızdaki bir insanla samimi bir ilişki kurmak için uygulanabilecek sağlıklı bir yoldur ve olumludur. Bununla birlikte, çokça tartışan çiftlerin bazı çatışmaları görmezden gelmeyi öğrenmeleri, çatışmadan sakınan çiftlerin de aralarında uyum aramayı öğrenmeleri gerekir.

    Her evliliğin duygusal ekolojisinde anahtar dinamik, olumluluk ve olumsuzluk arasındaki dengedir. Sağlıklı evliliklerde bu dengeyi bulan bir tür ayarlayıcı olduğundan söz edilebilir. Meselâ, eşler birbirlerine karşı saygısızlaştıkları zaman, birçok olumlu jest, mimik ve davranışı devreye sokarak ortaya çıkan olumsuzluğu gidermeyi başarırlar.

    Mutlu aileleri, sorunlu ailelerden ayıran özellik; işte bu dengedir. Bu ailelerde eşler birbirlerine karşı olumsuz duygu ve davranışlar kadar, olumlu duygu ve davranışlarda da bulunurlar. Sözgelimi, tartışan aileler, tartışmalarını daha fazla sevgi duygusuyla dengelerler.

    Kuşkusuz bu denge hâli, %50-50 şeklinde anlaşılmamalıdır. İdeal bir ailede, olumlu duygu ve davranışlar ile olumsuzlar arasındaki oran, 1/5’tir. İdeal çiftlerde dokunma, gülümseme, iltifat etme gibi olumlu davranışlar, çatışmalara göre 5 kat fazladır. Bu tarz evliliklerin uzun süreli olma ihtimali çok yüksektir. Buna karşılık, bu oranın altında kalan dengeler, evlilikte olması gerekenden fazla olumsuzluk yaşandığını gösterir. Eğer gerekli düzeltmeler yapılamazsa, zaman bu tür aileler için evliliği daha iyi bir noktaya taşımaz. Boşanmayla biten evliliklerde, olumlu davranışlar ile olumsuz davranışlar arasında ortaya çıkan dengesizlik, zaman içinde artmış ve olumsuz davranışlar katlanılamaz hâle gelmiştir.


    TEHLİKE SİNYALLERİ

    Eğer sorunlu bir evliliğin ortasındaysanız, sorunları çözmek için bir çıkış yolu bulmanız oldukça zordur. Ama aslında mutsuz evlilikler aşağı yukarı birbirlerine benzerler. Mutsuz evliliklerin, bir girdabın daireleri gibi üzücü sona doğru ilerleyen bir biçimi vardır.

    Bir evliliğin şansını artıran etken, çiftlerin hangi duyguların ve reaksiyonların tartışmaya yol açtığının farkında olmalarıdır. Evliliği sarsan noktaların farkında olan çiftler, mutluluğa giden yolu çok daha kolay bulabilirler.

    Evliliklerin dengesini bozan etkenleri, genel olarak dört madde altında toplayabiliriz. Bu etkenler eşler arasındaki iletişimi sabote eder, ev içindeki gerilim ve olumsuz havayı artırır. Sonuçta, eşler birbirlerinin ilişkiyi düzeltme çabalarına sağır olurlar.

    1. Eleştiri: Genelde kötüye giden evliliklerde, eşler önce birbirlerinin davranışlarından şikâyet eder, sonra da eleştirmeye başlarlar. Ancak şikâyet ile eleştiri birbirinden farklıdır. Eleştiri, belirli bir davranıştan ziyade, belli bir suçlamayla karşımızdaki insanın kişiliğine yapılan bir saldırıdır. Meselâ “Sürekli kendini düşünüyorsun” cümlesi, belli bir davranışı değil, bütün bir kişiliği yargılamak ve suçlamak anlamına gelir.

    2. Hakaret: Hakareti eleştiriden ayıran nokta, eşlerin birbirlerini aşağılama niyeti ve psikolojik olarak karşısındakinin kötü hissetmesini sağlama arzusudur. Sözler ve vücut dili aracılığıyla, eşler birbirlerinin kalplerini kıracak hakaretler yağdırırlar. Sonuçta, her iki taraf da birbirine yönelik çok olumsuz düşünceler içine girer.

    Böylesi şeyler yaşandığında, eşler en başta birbirlerini nasıl sevdiklerini hatırlamaz hâle gelirler. Sonuç olarak, birbirlerine iltifat etmez, memnuniyet ifadelerinde bulunmazlar.

    3. Sürekli savunma yapma: Saygısızlık bir kere eve girdiği zaman, ilişki kötüden daha kötü olur. Suçlamalar arttıkça, savunmalar da artar. Bu, sorunları daha da ağırlaştırır.

    Eşlerin her ikisi de, kendisini “masum kurban” gibi görür. Tam da bu yüzden, sorunları çözmek üzere ikisi de sorumluluk almazlar. Sürekli kendilerinin masum olduğunu anlatmaya çalışıp dururlar. Savunmacı yaklaşımı kırmanın birinci yolu eşin her sözünü bir saldırı olarak görmekten vazgeçmek, bu sözlerin güçlü bir şekilde ifade edilmiş bir bilgi olduğunu görmektir.

    4. Duvar örme: Eşlerden biri, diğeri tarafından suçlama ve eleştirilerle bitirildiği ve ezildiği zaman, savunma için bile olsa cevap vermemeyi tercih edebilir. Bu evlilikler, iletişimin son derece azalması sonucu çökme sürecine girer.

    Duvar örme, çiftin birbirini anlamaya çalışmak yerine, suçladıkları iletişim türlerinde oluşur. Duvar ören eş, kendisini bir taş gibi hareketsiz hâle getirerek sanki orada değilmiş gibi davranır. Normal şartlarda dinleyen biri konuşmacıya bakar ve konuşmalara cevap verir. Ama duvar ören eş, bunları yapmaz ve bir taş sessizliğine bürünür. Duvar ören eş, yaptığı eylemin ne kadar güçlü bir eylem olduğunun farkında değilmiş gibi görünür. Ama aslında, bu eylem çok güçlüdür. Bu durumda, evliliğin boşanmayla sonuçlanmaması için eşlerin evliliklerini yeniden tanımlamaları şarttır.


    Evliliği iyi bir noktaya taşımak için:

    • Eğer boğulduğunuzu hissediyorsanız, sakinleşmek için ciddi bir çaba gösterin. Bu çaba, sizi savunmacı ya da duvar ören bir eş olmaktan uzaklaştırır ve stres oluşturan düşünceleri yok eder.

    • Araştırmalar kalp atış hızının artmasıyla tartışmaların şiddetlenmesi arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Tartışmalarınızın şiddetlenmemesi için sakinleşmenin yollarını öğrenin. Nefes egzersizlerinden faydalanın. Böylece verimsiz ve önemsiz tartışmaları daha başından önlemiş olur, önemli tartışmalara da fırsat tanımış olursunuz.

    • Ayrıca savunma yapmadan dinleme ve konuşma, birtakım yıkıcı alışkanlıkların önünü alır. Eğer savunmacı bir dinleyici olmamayı başarırsanız, olumsuz düşüncelerin eşinizin ve kendinizin zihninde birikmesine engel olursunuz. Dolayısıyla, eşinize karşı duvar örmenize de gerek kalmaz. Unutmayın ki, siz savunmacı olmadığınızda, eşiniz de savunmacı bir dille konuşma ihtiyacı hissetmeyecektir.

    • Eşinizin sizi anlamasına izin verin. Bunun bir ilişkiyi olumlu tutmanın en iyi yolu olduğunu unutmayın. Ayrıca eleştirinin, hakaretin ve savunmacı dilin panzehiri de budur. Eşinizin bakış açısına saldırmak veya onu görmezden gelmek yerine, problemi onun bakış açısından görmeyi deneyin ve onun bakış açısının da haklı tarafları olduğunu söyleyin.

    • Bu teknikleri başarılı bir şekilde kullandığınızda, kendinizi bunları öğrenmiş sayabilirsiniz. Ama unutmayın; bu teknikler sürekli tekrar edilmeli ve otomatik hâle getirilmelidir. Savunmacı bir dil kullanmadığınız ve eşinizi onayladığınız her diyalogda yeni bir şey tecrübe etmiş olursunuz. O yüzden yorgun olsanız da, canınız istemese de bunları uygulamaya devam edin. Beceriniz ne kadar artarsa, ihtiyaç duyduğunuzda o beceri o kadar yanınızda olur.

  52. Eşinizle sizin sevgi dilleriniz farklıysa


    Bizim geleneksel yapımızda, erkekler eşlerine "seni seviyorum" dedikleri zaman, onun kontrolünü kaybedeceğini, kendilerinin de otoritelerinin zayıflayacağını düşünürler. Kadınlar ise, genellikle sevgiyi ifade etmenin ayıplanacağı anlayışıyla yetiştirilirler. Halbuki nasıl yüz sene öncesine göre kıyafetler, günlük ihtiyaçlar değiştiyse, bazı davranış kalıplarının da değişmesi kaçınılmazdır. Zaman içinde kaçınılmaz olarak değişen davranış kalıpları sevgi dilleri için de geçerlidir. İşte bu değişimlere uyum sağlamak için, eşlerin farklı sevgi dillerini ve birbirinden farklı sevgi dillerine sahip olsalar bile bunu paylaşmayı öğrenmesi gerekir.
    Sevgi, para yönetimi gibidir. Nasıl ki başarılı işadamları riske girerek yatırım yaparlar ve bu risk kar olarak geri dönerse, sevgiye yapılan yatırım da mutlaka kişiye geri döner. Verilen sevginin boşa gitme, değerlendirilmeme, anlaşılamama ihtimali vardır. Bu ihtimal, farklı sevgi dillerine sahip eşler arasında daha da yüksektir. Eşlerden biri "Ben
    seni seviyorum" diyerek bir sonuç alamadıysa, B planına geçmeli, yani eşinin anladığı sevgi dilini konuşmaya çalışmalıdır. Bu ise ancak onun davranışlarını inceleyerek yapılabilir. "Ben şunu istiyorum" deyip beklemek yerine, çok iyi gözlemci olup hangi durumların onu mutlu ettiğini öğrenmek gerekir. Karşı tarafın sevgi dili, fiziksel temas, hediyeleşmek, beraber zaman geçirmek, açık iletişim kurmak vs'den hangisiyse o dili fark ederek, o yoldan ilerlemek gerekir. Yüz kapılı bir saray sarayın doksan kapısı kapalıysa, bu kapılardan zorla girmek yerine biraz uğraşıp açık olan on kapıyı bulmak ve buradan içeri girmeye çalışmak daha doğrudur. Eşinizin sevgi dilini fark etmek, tıpkı sarayın kapılarını bulmak için harcanan çaba gibi, onunla olan iletişiminiz üzerine düşünmeyi, çaba sarf etmeyi gerektirir. Bunun için yıllarca çaba gösterilmesi gerekebilir. Nitekim bizler sık sık, "Bunca yıldır evliyim, eşimin bazı huylarını yeni keşfettim" diyenlere ya da eşine sürekli sevgi gösterip karşılığını ancak yıllar sonra alan kişilere rastlarız.
    Bazı insanlar, sevgilerini direkt olarak belli etmezler. Bu kişiler arasında evliliğini çok güzel yürütenler de vardır. Bu demektir ki, bu çiftlerin sevgi dilleri birbirine yakındır ve iki taraf da birbirine duyduğu sevgiyi sözden ziyade davranışla ifade etmektedir.

  53. Esinizi dogru Taniyin

    Ailevî sorunların meydana gelmesinde ve sürmesinde en önemli faktörlerden birisi, eşlerin birbirlerini yanlış tanıması ve yanlış anlamasıdır. Sorun olan ailelerde iki taraf da, kendisini hatasız ve kusursuz görüyor. Her zaman en doğruyu kendisinin yaptığını, gereken fedakârlığı gösterdiğini, ancak hep haksızlığa uğradığını düşünüyor.
    İşte burada Nasreddin Hoca'nın ünlü bir fıkrası akla geliyor. Bir gün aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişi Hocanın yanına gelir. Birinci adam, olayı kendi açısından güzelce anlatır. Bunu dinleyen Hoca:
    "Haklısın" der.
    Sözü alan diğer adam da, kendine göre nasıl haklı olduğunu bir güzel açıklar. Hoca aynı şekilde:
    "Haklısın" der.
    Olaya şahit olan Hocanın eşi dayanamaz ve itiraz eder:
    "Hocam nasıl olur, ikisine de haklısın, dedin."
    Hoca, biraz sıkılır ve eşini tasdik etmekten başka çare bulamaz:
    "Hanım, sen de haklısın."
    Aslında eşler arasındaki olaylar, tıpkı bu fıkrayı andırır. Neredeyse tüm ikili ilişkilerde "yüzde yüz haklı" olan taraf yoktur. Herkes aralarında geçen olayları kendi açısından değerlendirir ve bir bakıma herkes haklıdır. İşin asıl önemli yanı şudur: Eşlerden birisinin olumlu veya olumsuz davranışı, diğerini etkiler. Bu yüzden eşinizi doğru tanımak, onun davranışlarını doğru yorumlamak zorundasınız. Eğer davranışın ardında yatan niyeti keşfedemezseniz, boşu boşuna kendinizi üzer, yanlış değerlendirmelere gidersiniz.
    Bu konuda ilginç ipuçları vereceğine inandığım iki mektubu özetlemek istiyorum. İkisi de aynı kişiye ait. İlki, ikincisinden iki ay önce yazılmış. Karamsar, ümitsiz, suçlayıcı bir mektup. šöyle diyor okuyucumuz ilk mektubunda:
    “Ben, bir sene dinî nikâhla evli kaldım. Sizin aileyi etkileyen psikolojik sorunlar hakkındaki görüşlerinizi öğrenince, öyle bir ferahladım ki, anlatamam. Beyimin, bahsettiğiniz gibi, hırçın, aşırı kıskanç, şüpheci bir sürü huyları oldu. Başlangıçta böyle değildi. Bir senedir beni aşağılayıp, hakir gördükçe, ben sadece ağlayabiliyordum. Zamanla uzaklaştım. Onu tanıyamıyordum. Kocam olduğu için hakkını biliyor, ne derse kabul edip, hizmet etmeye çalışıyordum. Eşim aslında çok dindar ve iyi kalplidir. O hep şeytanın vesvesesinden bahsederdi. Bunun için bir hocaya gidip muska bile yaptırdık. Ama fayda vermedi hiçbiri. Bu, bizden de kaynaklanabilir. Bana, ‘Seni ezmeme izin verme’ diyordu. Ama nasıl izin vermeyeyim; bağırarak, hak aramak olmaz ki? O zaman pek bilinçli de değildim. Ona yardım edemedim. Eminim o da böyle istemezdi.
    “Sorunlar böyle devam edince boşandık. Ailesi önceden doktora ***ürmüş. Ama, psikiyatristlere antipatisi olduğu için devam ettiğini sanmıyorum. Bugüne kadar onu suçlayıp, nefret etmeyi, böylece aklımdan çıkarmayı çok denedim. Ama, başaramadım. Çünkü, hâlâ çok seviyorum. Sizin psikolojik sorunlar üzerine yazdıklarınızı öğrenince onu daha çok sevmeye başladım. Demek ki, sıkıntılarımız hastalıktan dolayı imiş. İnşaallah böyle hastalara tez zamanda şifa verir Rabbim. Bundan sonraki hanımına iyi davranması için dua ediyorum. Tabiî, gönül ister ki, düzelsin, iyileşsin de bana dönsün. Pek umudum da yok ya, Allah bilir artık.”
    Görüldüğü gibi, psikolojik sorunların aileyi sarstığı bir örnek var. Eşler, ne birbirlerinden vazgeçebiliyorlar, ne de mutlu olmanın yolunu bulabilmişler. Birbirlerini tanımıyorlar ve anlamıyorlar. Sonuçta, yanlış davranış içindeler. Ama bunun farkında değiller. Çünkü, doğru yaptıklarına inanıyorlar.
    Aradan iki ay geçince aldığım mektupta, bakış açıları değişiyor, okuyucum eşini değil, kendisini suçluyor. İşte bir dizi olumlu gelişmenin müjdecisi olan satırlar:
    “Bu, size yazdığım ikinci mektup. Rabbime hamdolsun, size öyle hayırlı, sevinçli haberlerim var ki... Öncelikle Ömür Boyu Aşk isimli eserinizi okudum. Gördüm ki, eşime karşı ne kadar hatalarım olmuş. Üzüldüm ve pişmanlık duydum. Sonra düşündüm, acaba başarabilir miyim, diye. Hani diyorsunuz ya, ‘İnanırsanız, başarırsınız’ diye. Ben inanamıyordum ki... Korkuyordum, ya eşim beni sevmiyorsa artık, diye. Ancak geçenlerde doğum günü vardı eşimin. Öncelikle Cenab-ı Hakkın rızası için bir tebrik edeyim, dedim. 6 kez mesajlaştık. Sonra telefonla görüştük. Ne kadar mutluyum anlatamam. Onu kötü zannettiğimi, kızıp nefret ettiğimi sanıyormuş. Ben de, şefkatle, dünyada en çok kendisine güvendiğimi, kötü duygular beslemediğimi açıkça söyledim. Helâlleştik. İlerisi için hoş ve temiz bir adım attık. Sizlere de şükran borçluyum. Hakkınızı ödeyemem. Bu günahkârın bir derdini çözmeye vesile oldunuz. Yalnız ben bu evliliğin neden bir sene sürdüğünü şimdi anlıyorum ki, biz tam olarak İslâmiyeti yaşamıyoruz.”
    Görüyorsunuz, sevgi, şefkat, olumlu yaklaşım, başkasından önce nefsini suçlamak, nasıl küllenen bir ateşi tekrar tutuşturabiliyor. İnşaallah, atılan bu iyi niyet çekirdeği sümbüllenir ve meyve veren bir ağaç olur.
    Yalnız burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta var. Eşler kendilerini doğru ve haklı görürken, bunu kötü niyetle yapmıyorlar. Ne yapıyorlarsa, doğru zannettikleri için yapıyorlar. Bu da düzelmeyi kolaylaştırıyor. Yoksa insanlar bilerek ve kötü niyetle birbirlerini üzseler, bunun düzelmesi çok zor. İşte burada hikmek, feraset ve basiretle hareket etmeniz gerekiyor. Can alıcı nokta şurası: Davranışları düz mantıkla değerlendirmeyin; davranışın arkasındaki niyeti anlamaya çalışın.
    Zaten bizim iddiamız, insanların iyi niyetli olduğu ve hızla davranışlarını iyileştirecekleri şeklinde. Yılan gibi zehirlemekten lezzet alan hemen hemen yoktur. Çünkü, evlenmek başlı başına iyi ve güzel insanların eylemidir. Evlenmişse; sevgiye, şefkate, ilgiye, iffete, sadakate, vefaya değer veriyor demektir. Böyle değerli duygular taşıyan insanların mükemmel bir evlilikle mutluluğun zirvesine çıkmaları ise zor değil. Yeter ki, bunun için bir çaba içine girsinler.
    Yukarıdaki mektup da gösteriyor ki, eşlerin en büyük problemlerinden birisi, birbirlerini doğru tanımamak. Bir okuyucum anlatmıştı. Almanya'daki bir akrabası, kendisini telefonla arayıp, "Biz yengenle geçinemiyoruz, boşanacağız" diye acı bir haber veriyor. 75 yaşında ve 50 yıldır evli olan bu kişiye okuyucum, "Acele etmeyin, evlilikle ilgili birkaç kitap göndereceğim. Onları okuduktan sonra kararınızı verin" diyor.
    Yarım asır evli kalmışlar ve sonunda sabırları tükenmiş. Oysa biraz daha sabretseler, Azrail zaten onları boşayacak. Demek ki, geçimsizlik, katlanamayacakları bir sınıra dayanmış.
    Ne var ki, olaylar bekledikleri gibi gelişmiyor. Okuyucum evlilikle ilgili üç kitap gönderiyor. Bir hafta sonra boşanmak isteyen akrabası telefon edip şu müjdeyi veriyor: "Kızım, biz boşanmaktan vazgeçtik. Meğerse 50 yıldır birbirimizi tanıyamamışız."
    Bir insan nasıl olur da yarım asırlık eşini tanıyamaz, diye düşünmeyin. Çok şaşırtıcı ve acı da olsa, yaşanmış bir gerçek bu. Üstelik hemen her evli insan az ya da çok yaşıyor bunu.
    Birbiriyle evlenmek için önlerindeki engellerle yıllarca savaşan çiftler, evlendikten bir müddet sonra birbirine giriyorlar. "Tanıyamamışım" diyorlar. Haklılar. İnsanları tanımak kolay değil. Ve asıl zor olan, sevdiğiniz kişiyi evlenmeden önce tanımak.
    Eşinizi doğru tanımak size ne kazandıracaktır? Tanıdığınızda hoşlanmayacağınız yönlerini görünce evlenmekten vazgeçecek veya boşanacak mısınız?
    Elbette ki hayır! Öğrendiğinizde hemen vazgeçeceğiniz bazı bilgiler mutlaka olabilir; ama "doğru tanımak," hoşlanmadığınız durumda hemen vazgeçmek için değil; ona uygun davranışları sergilemeniz için.
    Eşinizin kişilik özelliklerini, yeteneklerini, güçlü ve zayıf yönlerini, duygusal ihtiyaçlarını, korktuğu ve hoşlandığı şeyleri, temsil sistemlerini, sevgi dilini, beğeni ve beklentilerini bilirseniz, onu doğru tanımış; bu bilgilere uygun davranışları gösterirseniz de, doğru davranmış olursunuz.
    Tabiî burada birer kelime olarak andığım tanıma noktalarının her biri geniş bir şekilde açıklanmaya muhtaç.
    Acaba siz ve eşiniz, hangi kişilik tipine sahipsiniz? Bugüne kadar bilinen dört farklı kişilik tipi var: Popüler neşeli, güçlü kararlı, mükemmeliyetçi ve barışçıl sevecen.
    Bunlar birbirinin zıddı veya alternatifi değildir. İyi veya kötü diye de nitelendirilemez. Sadece hayatımıza zenginlik ve renk katan birer farklılıktır. Eğer bu farklılığı, sizi mutsuz edecek bir olumsuzluk kabul ederseniz, gerçekten mutsuz olursunuz.
    Eşinizin kişilik tipini keşfettiniz ve bu hoşunuza gitmedi diyelim. Hiç zorlamayın. Onun kişiliğini değiştiremezsiniz. Ama o kişiliğe göre davranırsanız mutlu olursunuz. Kişilik değişmez, ama karşılıklı hoşgörü ve anlayışla, daha esnek hâle getirilebilir. Kişiliği değiştirmeden de, davranışlar değiştirilir, kontrol altına alınır ve yönlendirilir.
    Diyelim ki eşiniz mükemmeliyetçi bir kişilik tipine sahip. Evde her şeyi dağıtmanızdan elbette rahatsız olacak. Çünkü, o her şeyin tertipli ve düzenli olmasını istiyor. Yapacağı işi önceden plânlamayı seviyor. Onun dünyasında rastgele işler, pejmürdelikler olamaz.
    Eğer kendinizin ve eşinizin kişilik tipini öğrenmek isterseniz, Florence Littauer'in "Kişiliğinizi Tanıyın" isimli kitabını gecikmeden okuyun. Bu vesileyle eşinizi tanırsanız, onun kişiliğine uygun davranırsınız.
    Kişilik tipleri gibi, sevgi dilleri de farklıdır. Sevgi dili, birbirimize sevgimizi gösterirken kullandığımız formüldür. Bilinen sevgi dilleri beş tanedir. Bunlar, hizmet davranışları, onay sözleri, nitelikli beraberlik, fiziksel temas ve hediye almaktır. Sırasıyla örneklemek gerekirse, yemek pişirmek bir sevgi ifadesidir. Takdir etmek, beğendiğini söylemek sevgiden gelir. Birbirinize odaklanarak birlikte vakit geçirmek ancak sevgiyle mümkün. Eşinizin elini tutmak ve çiçek almak da bir sevgi ifade biçimidir.
    Acaba eşiniz, bu beş farklı sevgi ifade biçiminden hangisinden daha çok hoşlanıyor? Birisi, en önemli olandır. Yerine göre hepsinden ez veya çok hoşlanan insanlar da vardır. Ama birisi, daha önceliklidir. Asıl isteği, nitelikli beraberlik olan eşinize, yıllarca çiçek taşımanız pek anlam ifade etmeyebilir. Çünkü o çiçekten çok, sizinle birlikte olmayı arzu ediyor. Eşinizin sevgi dilini fark ederseniz, boşuna kürek çekmekten kurtulursunuz.
    Eğer Dr. Gary Chapman'ın "5 Sevgi Dili"ni okursanız, eşinizin bilinmeyen yönünü keşfedersiniz. Ona bu bilgi ışığında davranırsanız, sizi şok edecek mutlulukları yakalayabilirsiniz.
    Peki, ya eşinizin zekâ çeşitlerinden hangisine sahip olduğunu biliyor musunuz? Zekâ deyince aklımıza hep matematiksel zekâ ve güçlü hafıza gelir. Bir çocuğun matematiği güçlüyse, onun zeki olduğuna inanırız. Çok konuşan, çok hareketli ve hep yaramazlık yapan çocuğun pek zeki olduğuna inanmayız. Sessiz duran çocuk, usludur. Çok konuşan ve hareketli çocuğa, sessiz ve sakin olması için, "šurada uslu uslu otur" deriz. "Us" akıl olduğuna göre, suskunluk ve hareketsizlik, "akıllılık"la eşanlamlıdır. Halbuki, çok konuşan çocuk, "dilsel zekâ"ya, aşırı hareketli bir insan da, "bedensel zekâ"ya sahiptir. Birincisinden iyi bir spiker, iyi bir standapçı; ikincisinden de ünlü bir sporcu olabilir.
    Zekâ, matetiksel bilgiden ya da üstün ezberleme gücünden ibaret değildir. Kaldı ki, hafızayı güçlendirmenin de bir yöntemi vardır.
    Eşinizin insanlar arası ilişkilerde başarısı varsa, "sosyal zekâ"ya sahip demektir. Müziksel zekâ, doğa zekâsı, bireysel zekâ, görsel zekâ, diğer zekâ çeşitleridir. Size düşen, eşinizin ve çocuklarınızın hangi zekâ çeşidine sahip olduğunu fark edip, onu geliştirmenizdir.
    Özetle, bugünkü bilim, "çoklu zekâ"yı kabul etmiştir. Buna göre, zeki olmayan insan yoktur. Sadece farklı zekâlar vardır.
    Maalesef, bırakın eşini detayllı bir şekilde tanımak, yıllardır evli oldukları halde eşinin belirgin on özelliğini bile sayamayan kadınlar veya erkekler var. İsterseniz bir deneyin. Siz ve eşiniz, birbirinizin on belirgin özelliğini bir kâğıda yazın ve birbirinize gösterin.
    Bakalım yazdıklarınız doğru mu?
    Eğer yanlış veya yetersizse, hiç gecikmeden eşinizi tanımaya bakın. Unutmayın: Bunun için ne kadar çaba harcasanız, değecektir.

  54. Kaliteli tartışmanın püf noktaları

    98B tartis - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Ya buz gibi bir sessizlik ya da korkunç bir kavga... Kadın erkek ilişkilerinde dengeyi tutturmak da oldukça zordur!

    Birbirlerini çok seven insanların bile zaman zaman fikir ayrılığına düşmelerinden ya da birbirlerine zaman zaman katlanamamalarından daha doğal ne olabilir ki?


    Tartışılan konuyu kişileştirmeyin. Onun hoşlanmadığınız davranışlarından konuşuyor olsanız bile genel bir konuda konuşuyormuş gibi davranın. Ses tonunuzun, bakışlarınızın ve jestlerinizin düşmanca olmamasına özen gösterin. Yaklaşımınız daima objektif olsun.

    Özel konuları arkadaşlarınızın yanında konuşmak üstelik de onları hakem yerine koymak gibi bir hataya düşmeyin. Ancak ortada konuşulan genel bir konu varsa ve herkes bu sohbete katılıyorsa siz de fikrinizi söyleyin.

    Tartışma sırasında herhangi bir sözüne ya da hareketine sinirlenseniz dahi ona sakın hemen cevap vermeyin. Aksi halde kendinizi hiç söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken bulursunuz. Derin bir nefes alın ve 10 saniye düşünün, gerçekten vermek istediğiniz cevabı kafanızda toplayın ve ondan sonra konuşun.

    Her zaman genel konularda konuşmayı tercih edin çünkü bu hem kısırdöngüye girmekten ve karşılıklı suçlamalardan kurtaracak, hem de bilgileri paylaşmanızı ve ilgi duyduğunuz alanlarda birbirinizi geliştirmenizi sağlayacaktır.

    Nerede durmanız gerektiğini bilin. Tartışmaktan kaçmak elbette yanlış. Ama bazı durumlar vardır ki sıcağı sıcağına tartışmak yerine zaman geçmesini beklemek ya da tartışmayı kesmek en iyisidir. Onun üzerine gitmeyin ve onun da sizin üstünüze gelmesine izin vermeyin.

    Birbirinizi dengelemeyi bilin
    Onun daha gergin olduğu durumlarda sizin daha sakin, sizin sinirli olduğunuz durumlarda da onun daha ılımlı olması tartışmanın büyümesini engelleyecektir.

    Alaycı tavırlar, küçümseyen bakışlar ve iğneli sözler daima olumsuz etki bırakır ve her şeyi berbat etmekten başka bir işe yaramaz. Tartışma boyunca ciddi, iletişime açık ve anlayışlı olun. Rahatsızlıklarınızı ve görüşlerinizi net bir biçimde ifade edin.

    Tartışma bittiyse gerçekten bitsin. İşi uzatmayın ve hiçbir fikir mücadelesinin sonunda gerginlik çıkarmayın.

  55. 2008-04-05
    bunlara gerek yok :) cuma akşamları show TV yayınlanan Reha Muhtar ın sundugu "Doğruların Zamanı" adlı programa çıkartın yeter :D
  56. Evlilikte ilk 2 yıl tehlikeli...


    Evliliğinizi bitirmeye karar vermeden önce, elinizden gelen her şeyi yapıp yapmadığınızı düşünün.
    Bir şeyi yıkmak, yapmaktan daha kolaydır unutmayın...
    Psikologlar evlilikte artık ilk 7 değil, ilk 2 yılın tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor. Yapılan bir araştırma, evliliğin ilk 2 yılında duygusallıktan, uyum ve sevgiden ödün vermeyen çiftlerin bir ömür boyu birlikte olma ihtimallerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
    KISA AYRILIKLAR...

    1981 yılında evlenen 156 çifti inceleyen bu kişilerin eşlerine karşı hissettiklerini,
    tavırlarını mercek altına alan ekip, "Çiftin boşanıp boşanmayacağı, ilk 24 ayda belli oluyor" diyor.
    Evlilik terapistlerinin çoğu 'uzun evliliğin sırrı kısa süreli ayrılıklardır' prensibinde birleşiyor.
    Uzmanlar her 2-3 yılda bir çiflere 1 ila 5 ay arası değişen sürelerle ayrı kalmalarını öneriyor ve 'tedavi amaçlı ayrılıkların' mucizeler yarattığını söylüyor.
    Uzmanlar, birlikteliğin ilk günlerindeki heyecanı, tutkuyu yakalamak için şu önerilerde de bulunuyor:
    * Eşinize nasıl davranıyorsunuz? Ona, herhangi bir tanıdığa gösterdiğiniz ilgi ve sevecenliği gösteriyor musunuz?
    Eşinizin sizin için her gün yaptığı şeylerin bir listesini çıkarın ve sonra kendi kendinize, bunların kaçı için ona teşekkür ettiğinizi sorun.
    * Eşinizin düşündüğü ve duyduğu şeyleri tahmin etmekten vazgeçin.
    Kaç kere karşımızdakinin hareketlerinden yanlış sonuçlar çıkardığımızı, gerçeği çok zaman sonra anladığınızı bir düşünün.
    * Çoğu kez eşimize, doğru olmayan istekler yükleriz. Mesafeli duran bir eş sorunlu veya üzgün olabilir, unutmayın.

  57. Övgü ve takdir

    İnsanlar iki çehreden oluşurlar. Birincisi kendileri, ikincisi de olmak istedikleri kişidir. Çekingen kişiler cesur olmayı dilerler, başarısı olanlar başarılı olmayı, düzensiz olanlar düzenli olmayı, takdir görmeyenler takdir görmeyi, sevilmeyenle de sevilmeyi isterler.

    Eşlerin birbirlerine karşı tutumu bundan farklı olmalıdır. Yani bir hanım, kendi düzensizliğinden şikayetçi olabilir ve değiştirmeye çalışabilir ama, eşinin düzen anlayışını değiştirmeye kalkışmamalıdır. Aynı şekilde bir bey, prensiplerine uymada gevşeklik göstermekten şikayeçi olabilir ve daha katı yollar deneyebilir ama, eşinin kendi prensipleri olmasında da saygı duymayı bilmelidir.

    Hülasa, eşlerin görevi, diğer insanlarla kıyas etmeksizin, birbirlerinin, olmak istedikleri insan olmasına yardımcı olmaktır. Bu da tasdik etmekle, desteklemekle, teşvik etmekle, övgüyle olur.

    Eğer her kusura, abartarak bir de siz ekleme yapıyorsanız, eşiniz sizin olmasını istediğiniz kişilikle kendi istediği arasında kala kalacaktır. Dünyada eşi tarafından övgü ve takdir görmeye karşı koyabilecek bir kişi bile yoktur. Eğer biriyle evlenmiş iseniz, dünyada fikirlerine en çok değer verdiğiniz, en çok takdir ettiğiniz, en çok etkilendiğiniz, en çok benzemek istediğiniz kişi eşinizdir demektir. Ya da öyle olmalı, yani en çok eşinizin düşüncesine ehemmiyet vermeli, en çok onun sözüne değer vermeli, en çok onu takdir etmeli, en çok onu beğenmelisiniz. Bu en çok değer verdiğiniz kişinin dilinden dökülecek “ olağan üstüsün, seninle gurur duyuyorum, seninle evli olduğum için çok mutluyum” sözlerinin sizi ne kadar etkileyeceğinizi bir düşünün. Büyük bir enerjiyle dolarsınız. Bu sözleri hanımından işiten bir bey, uçan kuşu yakalayacak kadar çevik, hanım ise her sıkıntıyı göze alabilecek kadar sabırlı olacaktır.

    Maalesef, var güçleriyle, eşlerini olmadıkları kalıplara sıkıştırmaya çalışan kişilerin evlilikleri de, içine sığamayacakları kadar daralır, öyle ki kimse nefes alabilecek yer bulamaz. Dünyaya gelirken hepimiz, kendi şahsiyetimizi de yanımızda getiriyoruz. Evlendiğimiz yaşa gelemden çok daha önce yani 4-5 yaşlarında karakterimiz olgunlaşıyor. Alışkanlıklarımızı ise ergenlik dönemi boyunca ediniyoruz. Evlenme çağına gelindiğinde ise artık tam anlamıyla kemikleşmiş karakterlere sahibiz demektir. Bu denli sert bir yapıya müdahale, ancak ondan daha sert davranışlarla, ezip kırarak yapılabilir. Eşlerin birbirlerini beğenmeyerek, değiştirmeye çalışmaları da işte böyle bir tesire neden olur. Beyleri değiştirmeye çalışan hanımlar, kısa bir süre sonra eşlerinin kendilerinden uzaklaştığını yada başarısızlıkların ardı arkasının kesilmediğini göreceklerdir. Hanımlarını değiştirmeye çalışan beyler ise ya saldırgan,kavgacı bir eşe yada kişiliğinden uzaklaşmış, kendisi gibi olmaktan vaz geçmiş, bir başkasına benzemeye çalışan silik ev arkadaşlarına sahip olacaktır.

    Hiç bir hanım evinden uzaklaşan bir eşe sahip olmak istemeyecektir. Hiç bir bey de yaratılırken kuşandığı haklardan eşini vaz geçmek zorunda bırakarak, çocuklarının eksik eğitilmesine razı olmayacaktır. En önemlisi insana saygı ve merhamet ilkesinden yola çıkarak, en aziz varlığı olan eşlerinin haklarını ihlal etmek istemeyecektir. Eşler birbirlerinin yaşam haklarına, kişiliklerine, tercihlerine, düşüncelerine, önceliklerine, ideallerine, duygularına, farklılıklarına, zevklerine, özelliklerine, kendilerine duyulmasını istediklerinden çok daha yüksek bir oranda saygı duymalı. Eşimizden göreceğimiz saygının, aile içinde elde edeceğimiz saygınlığın temelinde bu vardır. Halkını sömüren ve haklarını çiğneyen diktatörleri ne onlar yaşarken ne de dünyadan yıkılıp gittikten sonra kimse sevip takdir etmemiştir.

    Unutulmamalı bir insan itilip kakılarak değil, ancak teşvik edilerek ilerleyebilir. Övülmek, takdir edilmek insanların gerçek kıymetini ortaya çıkaran yöntemlerdir. Bunları uyguladığımızda elimizle yontup şekillendirmeye çalıştığımız bir eşe değil de mutluluğu paylaştığımız, kendisinin olmak istediği kişiliğe sahip, onurlu bir eşe sahip oluruz.

  58. Evlilik Ebedî Bir İhtiyaçtır
    Halit Ertuğrul
    Aile yuvasını bir yük kabul eden, tek başına bağımsız yaşamayı mutluluk sanan bir tanıdık, eşini boşamış, iki çocuğunu bir kenara atmış ve toplumun içine dalmıştı. Bu şekilde kendisine kimse karışmayacak, özgür kalacak ve hayatın tadını çıkaracaktı.
    Ama bu hayali, sandığından da çabuk yıkıldı.
    Aile yuvasının sıcaklığı gitmiş, toplum hayatının buz gibi havasıyla karşılaşmıştı.
    İnsanların sahte dostluklarını çabuk fark etti. Çünkü parasının azaldığı yerde, dostları, kıymeti ve itibarı da azalıyordu.
    Dışarının ihanetleri, eşinin dırdırından çok daha çekilmezdi. Uykusunu bölen çocuk sesleri, her gün gecelediği bar ve pavyonların soğuk çığlıklarından daha insaflıydı.
    Aile fertleri yokluktan, parasızlıktan anlarlardı. Ama aç gözlü insanlar bu konuda çok merhametsizdi.
    “Huzur ve özgürlük” için çıktığı yolda, bütün bütün kaybolmak üzereyken, ailesine tekrar döndü.
    Yaşadığı bu acı tecrübeyi, çevresindekilere şöyle özetlemişti:
    “En kötü aile ortamı, en iyi yalnızlıktan daha iyidir.”
    Evliliğin, ailenin bir ihtiyaç olduğunu bundan daha güzel ne anlatabilir?
    Yüce Allah insanları, birbirlerine muhtaç olacak, birbirlerini tamamlayacak şekilde yaratmıştır.
    İnsanlar; hayatı birlikte paylaşacak, istek ve arzuları birlikte karşılayacak, hedefe birlikte yürüyecek, mutluluk ve huzuru birlikte yaşayacak kabiliyetlerle donatılmıştır. Bu kabiliyetler, hayatı yalnız yaşayarak değil, bir aile yuvası kurarak tatmin olmaktadırlar. İnsanın hayatta huzur bulması da buna bağlıdır.
    Evlilikte iki cins, birbirlerini tamamlamaktadır. İki vücut, iki kalp, iki ruh ve iki ayrı şahsiyet birleşir, bir vücut hâline gelir. Bu şekilde iki ayrı kişi “biz” şuuruyla birleşir. İki ayrı dünya, bir tek dünya olur. Çünkü insanın manevî ihtiyaçlarını tatmin eden en önemli unsur, kalbine mukabil bir kalbin bulunmasıdır.
    Evlilik çok sağlam bir yapıdır. Günlük zevklerin çok ötesinde, çok derin, geçmiş ve geleceği kucaklayan bir yuvadır.
    Evliliğin kişiye, topluma, devlete ve dünya uluslarına sağladığı fayda, gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır.
    Ailenin erozyona uğradığı ve değerini yitirdiği toplumlarda, bunalımlar had safhaya ulaşmaktadır. Nitekim bunun en çarpıcı örneği, birçok Batı ülkesinde görülmektedir. Bağlar kopmuş, insanlar birbirlerinden uzaklaşmış, akrabalık çökmüş ve yalnız yaşama anlayışı toplumun bütünlüğünü zedelemiştir.
    Huzuru, aile yuvalarında aramayanlar, tek başlarına kalarak manevî bunalımlara düşmüşlerdir. Bu ise hem insanı, hem de toplumu bir felâketin eşiğine getirmiştir.
    Bir toplumda, ahlâkî temeller üzerine kurulmuş ailelerin sayısı arttıkça, o toplum sağlam ve güçlü olacaktır. Ancak aile bağları zayıfladıkça yıkım kaçınılmaz olur. Bunun yerini ise, uyuşturucu alışkanlığı, zina ve fuhuş gibi, bir toplumu mahveden davranışlar alır. İşte bugün bütün dünyayı korkutan felâket de budur.
    Yüce Allah’ın evliliği teşvik etmesi ve bütün dinlerin aileyi “kutsal bir yuva” olarak görmesinin hikmeti, bugün daha iyi anlaşılmaktadır.
    Bugün birçok ülke, iç huzuru ve toplum barışı için, aileyi teşvik etme, destekleme ve yaşatma yarışına girmiştir. Çünkü toplumun çekirdeğini ve temelini aile oluşturmaktadır. Aile yıkıldığı gün, toplum da çökecektir.
    Bu felâketi önlemenin en önemli yolu, aileyle ilgili İlâhî mesajları dinlemektir. Çünkü aileyle ilgili İlâhî mesajlar, hem kişinin hem de toplumun huzur ve geleceğini ilgilendirir.
    Sonuç olarak; en kötü aile, ailesizlikten iyidir ve toplumu koruyan bir emniyet sibobudur.

  59. Evlilikte istekler



    Dostlarınızın, arkadaşlarınızın, vezne başındaki görevlinin, sokakta dar aralarda karşılaştığınız insanların sizi hep olumlamasını mı beklersiniz, kenara çekilip sizin geçmeniz için yolu açmalarını, her söylediğinize evetten başka cevap beklemez misiniz? Bu soruların cevabı “elbette hayır” olacaktır. Ama şimdi soracağımıza büyük bir çoğunluk ya evet cevabı verecek yada evet dermişçesine gülümseyecek.


    Soru şu: Ya evinizde? Kocaman bir evet.
    Değerli dostlar, sağlıklı bir evliliğin göstergesi, her iki tarafında isteklerini dile getirebildiği ve ikisinin de hayır diyebilme hakkının olduğu bir ortamın bulunması dır. Eşlerden biri isteklerinin gerçekleştirilmesini talep etmekte ne kadar haklı ise, diğerinin de reddetmek o kadar hakkıdır.

    İsteklerinizi karşılayamıyorsanız, yeterince ve etkili bir biçimde istemiyor olabilirsiniz. İsteklerimizin gerçekleşmesi bizim için ne kadar önemli ise, söyleyiş ve ifade ediş biçimimiz de eşimiz için o kadar önemlidir. Herhangi bir istekte bulunurken eşlerin birbirlerinin dillerini iyi biliyor olmaları gerekir. Eşinizi gözleyin, tanımaya çalışın. Ondan bir istekte bulunurken hassas olduğu noktalara dikkat edin. Bu konuda yardımcı olacak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyoruz.
    - İsteklerinizi ifade edin, eşinizin anlamasını beklemeyin. Çok beklemek zorunda kalabilirsiniz.
    - İstekte bulunurken açık olun, dolaylı ifadelerden kaçının.
    - Kısa ve öz konuşun.
    - Eşiniz sormadıkça isteğinizin nedeni hakkında gereksiz açıklamalarda bulunmayın.
    - Buyurmayın, rica ederek isteyin.
    - Eşinizin içinde bulunduğu şartları göz önünde bulundurun.
    - İstediğiniz şey çok acil değilse, eşinizin en uygun olduğu zamanı gözleyin. Mutlu, dinlenmiş, İşlerinin yoğun olmadığı bir zamanı bekleyin.
    - Olumsuz bir cevaba da hazırlıklı olun.
    - Olumsuz bir cevap aldığınızda hemen aşırı tepki göstermeyin. Sabredin ve bekleyin. Hayır, cevabını kabullenin. İsteğinize olumlu cevap alma ihtimaliniz yükselecektir.
    - Hayır cevabının kabullenildiğini gören eşiniz, kendisine duyulan ihtiyaçtan dolayı sizi memnun etmeyi tercih edebilir.
    - Hayır cevabını kabullenmeniz sizi de rahatlatacaktır. Aksi taktirde eşinize karşı suçlayıcı ifadeler kullanabilir ve eşinizin olumsuz fikrinden vazgeçme ihtimalini yok edersiniz.
    - İstekleriniz yerine geldiğinde “çok” kelimesiyle süslütakdir ve teşekkür ifadeleri kullanmayı ihmal etmeyin. - Takdir gören eşiniz diğer isteklerinizi karşılamada daha istekli davranacaktır.
    Evlilikte istekler hep olacaktır. Maddi yada manevi, istekler karşılandıkça eşlerin birbirlerine olan bağlılıkları ve minnettarlıkları artacaktır. Yeter ki isteklerimizde ölçülü olup, eşimizden nasıl isteyeceğimizi bilelim. İsteklerimiz şu veya bu nedenden dolayı yerine gelmediğinde de durumu kabullenebilelim.

  60. Evlilik Ortak Bir Projedir



    2BB kadin2 - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Evlilikte eşlerin beklentilerinin birbirine uyumunu lazer ışınlarına benzetebiliriz. Lazer ışınları, normalde birbirinden ayrı olarak sağa sola dağılır ve bu nedenle ancak kısa bir mesafe kat edebilirler. Ama ceşitli yöntemlerle, elektronların benzer şekilde hareket etmesi sağlandığı zaman, lazer ışını aynı enerjiyle kilometrelerce öteye gidebilir. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, eşler de enerjilerini benzer şekilde bir hedef için kullanabilirlerse, evlilik kaliteli olur. Eşler evliliği ortak beklentiler üzerine kurmalı ve ortak bir proje haline getirmelidir. Bunun yerine, iki taraf da kendi gemisinin kaptanı olmaya çalışırsa evlilikte sorunlar yaşanır.
    Evlilikten beklentilerin ve amaçların ortak olması, erkek ve kadının yaşam felsefesiyle de ilgilidir. Farklı ortamlarda yetişmiş iki insanın düşünce kalıplarının farklı olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu iki kişi, olaylar karşısında aynı tepkiyi vermez. Eşlerin dünyaya, hayata, kültürel değerlere, inanca, aileye yönelik konulara bakış açıları farklılık gösterdikçe, evlilikten beklentiler de farklılaşır ve ortak amaçlarda buluşmak zorlaşır..
    Beklentilerin gergekçi olup olmadığı ve kadın ile erkeğin beklentilerinin birbirleriyle örtüşüp örtüşmediği evlilikteki uyumun kalitesini belirler. Beklentiler birbirine ne kadar yakın olursa, uyum da o kadar kolay gerçekleşir.

  61. Evlilikte Güven Eksikliği

    Mutlu ve huzurlu bireyler, mutlu ve huzurlu yuvaların eseridir. Evinde olumlu enerjiyle dolan, anlayışı ve sevgiyi bulan insanlar, kendine güvenen ve çevrelerine neşe saçan, pozitif insanlar olurlar. Aksi de mümkündür tabi. Çevremize bakıp, nerden çıktı bu asık suratlı, acı dilli, ters bakışlı insanlar dersek, bakışlarımızı önce kendimize, sonra da evlerimize çevirmeliyiz. Ailedeki mutluluğun düşmanlarını çeşitlendirmek mümkün ama, en önemlisi güven eksikliği. Evlilikte güven çeşitli sebeplerden dolayı sarsılmış ise geri kazanmalıyız, peki nasıl davranmalyız?: -Eşiniz hakkında küçük düşürücü ifadeler kullanmaktan ve yorumlar yapmaktan kaçının. Bu konudaki şakacı ve espirili yaklaşımınız bile havayı yumuşatmayabilir.
    -Kullandığınız sözcüklerin gizli manalar ifade edip etmediğini iyi kontrol edin. İmalardan asıkının. Aynı cümle, söyleyiş biçiminize, ses tonunuza ve davranışlarınıza göre çok farklı manalar ifade edebilir.
    -Kullandığınız sözcüklerin eşinizin davranışlarını yargılamamasına dikkat edin.
    -Söylemek istediğiniz şeyi karşınızdaki insanı incitmeden söylemenin bir çok yolu vardır. Dikkat ederseniz bunu başarabilirsiniz.
    -Düşünülerek söylenmiş sözler, iyi bir birlikteliği daima destekler. Düşünülmeden söylenmiş sözler, evliliğinizi zehirler.
    -Düşünerek konuşmak, vermek istediğiniz mesajı karşınızdakine iletmenin en iyi yoludur ve beceri gerektirir. Bu yeteneğinizi geliştirin.
    -Düşünerek konuşmak, eşinize sorunları tartışırken göstermeniz gereken saygıyı göstermenizi sağlar.
    -Konuşmalarınızda hep iyi niyetli olun. Konuşmalarınızın arkasında olabilecek farklı niyetlerinizi araştırın ve bu konuda kendinizi hesaba çekin. Neden bu şekilde konuşuyorum?
    -Konuşurken eşinizin davranışlarını kendisinden soyutlayabilmelisiniz. Eğer sizi rahatsız eden bir durumu dile getirmek istiyorsanız, eşinizin kendisine değil davranışlarına yönelin. Bu sayede asıl amacınızdan uzaklaşmadan sorunu halletme yolunda ilerleyebilirsiniz.
    -Davranışa yönelin, kişiye değil.
    -Olumsuz bir dil kullanmadan, genelleme yapmadan, eşinizin kişiliğine saldırmadan yapacağınız konuşmalarınız iletişiminizi sağlıklı ve olumlu bir şekilde kurma gayretinizin göstergesidir. Aksi taktirde eşiniz iyi niyetinizi sorgulayacak ve size karşı cephe alacaktır.
    -Konuşmalarınızda eşinizin yaptığı hatayı değil rahatsız olduğunuz durumu konu edinin.
    -Yemekleri tuzsuz yaptığından değil, yemeklerin tuzunun biraz daha fazla olmasını istediğinizden bahsedin.
    -Çocuklarla ilgilenmediğinden değil, çocukların onun tarafından gösterilecek ilgiye ihtiyaçları olduğundan bahsedin.
    -Daima sevecen yaklaşın. Bu, olayları korkunç bir şekilde görmenizi önlemesi açısından önemli bir tutumdur.
    -Muhalif değil müttefik bir tutum sergileyin. Yardımcı olmaya çalışın, sorun çıkartmaya değil.



  62. Mantıklı çözüm

    İyi iletişimin belirgin işareti, sorunları nasıl çözeceğini bilmektir. İnsanlarla ilişkileri uyumlu olan insanlar sorun çözme kabiliyetlerini de geliştirelidir. Ailedeki fertlerin de aralarındaki anlaşmazlıklar karşısında artık çaresiz ve ne yapacağını bilmez bir tutum sergilemekten vazgeçmeleri gerekir. Çünkü bu durum sorunun büyümesinde etkilidir. Ortada bir anlaşmazlık, sorun yada çatışma varsa, yapılacak iş önce dinlemeyi öğrenmektir. Çocuk eğitiminde de sık sık kullanılan bir yöntem vardır. Mola. Eşinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde de bunu kullanabilirsiniz. Bir müddet ortamdan uzaklaşın, sakinleşince kaldığınız yerden daha olumlu bir tavır ile başlayabiliirsiniz. Sorun sizden kaynaklanıyorsa, geri adım atıp özür dilemekten çekinmeyin. Yaşaşanan olaydaki sorumluluğunuzu kabul edin. Hataları kabul etmek her ne kadar zor olsa da, bu tür bir ifadeyi dile getirmenin büyük bir gücü vardır ve yaşanan olumsuzluklar azaltır. Olaydaki tavrınızın sebeplerini açıklayın. Şu cümleleri kullanabilirsiniz “Bahane değil biliyorum, ama gerçekten çok yorgundum” gibi. Verdiğiniz zararı telafi edin. Mesela eşinizle evin dağınıklığı konusunda tartışıyorsunuz. Şu cümleler size örnek olabilir: Çok üzgünüm, çoraplarımı yere attım. Ne yaptığımın farkında değilim, bu gün çok yoğundu ve ben çok yorgunum, Sanırım bu yüzden dikkat etmedim. Dağınıklığı hemen halledeceğim”. Bir anlaşmazlıktan sonra bunu, evliliğinizi yeniden eski haline geitrmek için yaşadıklarınızdan olumlu bir şeyler öğrenmek, hem kendinizi, hem de eşinizi daha iyi anlamak ve ilerde ortaya çıkabilecek sorunları engelleyebilmek için bir fırsat olarak değerlendirin. Üzerinizde başkalının hakkını taşımaktan ne kadar kaçınıyorsanız, eşinize karşı da özür hakkını taşımayın. Sorunların üstün örtmek yerine mantıklı çözümleri deneyin.

  63. Mutsuz Evlilikler Hastalık Sebebi mi?

    7FF hopeless - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Doktora gittiğimizde birtakım sorularla karşılaşırız. Hastalığın veya rahatsızlığın türüne göre soruların tipi de değişmektedir. Eğer yüksek tansiyon rahatsızlığımız var ise; “Kilonuz nedir?”, “Başınız ağrıyor mu?”, “Tuzlu–yağlı–hamur işi çok yer misiniz?”, “Egzersiz yapıyor musunuz?” türünden sorulara muhatap oluruz. Ancak, genelde sorulan sorular, hep fizikî hayatımızla, bedenimizle ilgili olmakta; ruhî yapımız ihmal edilip, sosyal bir varlık olduğumuz unutulmaktadır. Tıp ve psikiyatrideki gelişmelerden de biliyoruz ki, birçok hastalığın temelinde psikolojik ve ruhî, daha doğrusu insanın nefsi ve egosuyla ilgili sebepler bulunmaktadır.

    Sağlık, yalnızca biyolojik açıdan normal olma hali değil, aynı zamanda aklî muhakeme ile dünyayı idrak etme, iç aleminde kendisiyle barışık olma, duygulardan iyi yönde yararlanabilme, davranışlar itibariyle müsbeti yakalama, sosyal manada çevre ile uyumlu olma ve her yerde yapıcı davranma durumudur.

    Bir araştırmaya göre mutsuz ve problemli evlilikler, insanda hipertansiyon sebebi olabilmektedir. Bilindiği gibi hipertansiyon, modern dünyada en çok öldüren hastalıklar listesinin en başında yer almaktadır. Bu çalışmadan sonra doktorlar herhalde hastalarına sordukları sorularda bir takım değişiklikler yapacaklardır. Meselâ şu sorular sorulabilir:

    –Eşinize en son ne zaman çiçek aldınız?

    –Ailenize yeterince zaman ayırıyor, onlarla hoş vakit geçiriyor musunuz?

    –Çocuklarınızı öpüyor musunuz?

    –Akraba ve eş dost ziyaretlerini ne kadar sıklıkla yapıyorsunuz. Veya ihmal mi ediyorsunuz?

    –Çevrenizdeki insanlarla hediyeleşiyor musunuz?

    –Birine en son ne zaman hediye aldınız? veya size en son ne zaman bir hediye verildi?

    Bu tarz soruları uzatmak mümkün. Bazılarımız belki de bu soruları özel bulabilirler. Ancak Amerika’da “evlilik danışmanlığı veya hakemliği” (Marital Counselling) denilen bir hekimlik türü sadece bu gibi konularla ilgilenmektedir. Burada sevindirici bir hususa parmak basıp geçelim. Batı’da ve Amerika’da aile müessesesi çok darbeler alıp zedelendiği için bu tip hekimlik alanları ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise aile yapısını dinamitleyen çok faktör olmasına rağmen, dinimizin bu müesseseye verdiği çok büyük önemden dolayı bu tip kurumlar nisbeten azdır. Hem inancımıza göre, hem de hayatın bize öğrettiği bir hakikat olarak anne, çok mukaddes bir varlık, baba ailesinin rızkı için çalışması ibadet olan kahraman bir babayiğit, karı–koca arasındaki muhabbet ve sohbet de sanki cennette yapılan tatlı bir görüşmedir.

    Dr. Brian Baker’e göre insanlarla iyi ilişkiler kurulması ve insanlardan gelen sosyal destek, kan basıncını düzenlemektedir. Kalp damar sistemi başta olmak üzere insan vücudu, sosyal destek konusunda çok hassas olup, anında ve doğrudan cevap vermektedir. Bir kaç misalle açarsak: Psikolog Daniel Goleman’a göre stresli insanlar sakin insanlara nazaran iki kat daha fazla gribe yakalanmakta, karamsar ve inatçı insanların hayatlarında astım, ülser ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski 3 kat daha fazla olmaktadır. Ayrıca depresyon, kansere zemin hazırlamaktadır. Uyluk kemiği kırılan yaşlılar neşeleri yerinde ise üç kat daha hızlı iyileşebilmektedir. Hastalığını kabul edip problemleri hakkında konuşan kanser hastaları da, hastalığını kabullenemeyen ve konuşmayanlara nazaran daha çabuk iyileşmektedirler.

    Doktor Charles Miner’e göre kızdığımız zaman tansiyonumuz 6 derece artar. Bunun kalbimiz üzerindeki zararlı tesiri oldukça yüksektir. Kalbimiz, karşılaştığımız insanlar arasında, duygularını kontrol edebilen neşeli ve huzurlu olanlardan hoşlanır.

    Zaten hırçın, her şeye hiddetlenen, inatçı insanlardan kim hoşlanır ki, kalbimiz hoşlansın?!

    Büyük bir düşünüre göre ise; kızgınlık, kıskançlık, öfke, haset ve tamah gibi kötü duygular, kanserden daha tehlikeli manevi tümörlerdir. Bu tür hastalıklar, insanın enerjisini tüketir, verimliliğini azaltır, beden sağlığını bozar, huzur ve mutluluğunu engeller. Kanser insanın 60–70 yıllık ömrünü yok ederken; haset, kin, kızgınlık, kıskançlık, öfke ve açgözlülük gibi manevî hastalıklar insanın sonsuz hayatını mahveder.

    Dr. Baker’ın araştırmasından şu sonuçu çıkarabiliriz: “Mutsuz evlilikler, sağlık için zararlıdır (Bad marriages bad for your health).”

    Üç yıl süren bu araştırmanın başında 100’den fazla kadın ve erkek bir anket doldurmuşlardır. Evliliklerin kalitesini ortaya çıkaran bu ankete ilâve olarak katılan kişilerin hergün tansiyonları ölçülmüştür. Ayrıca, kendilerinden tutmaları istenen günlük değerlendirilmiştir.

    Sonuçta, üç yıl önce mutsuz bir evliliği olanların üç yıl sonra tansiyonları anlamlı olarak artmıştır. Mutlu evliliği olanlarda ise tansiyon düşmüştür. Yani mutlu evlilik, koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine üç yıl sonra mutsuz evlilikleri olanlarda, kalbin sol karıncık (ventricle) duvarının kalınlığı artmıştır. Bu da yüksek tansiyon belirtisidir. Daha önce yapılan çalışmalarda da, mutsuz evliliklerin şizofreni, depresyon ve kalp rahatsızlıkları ile ilgisi bulunmuştur.

    Yine de sadece bu çalışmaya bakarak kesin hükümlere varmak yanıltıcı olabilir. Bunun ileride yapılacak çalışmalarla desteklenmesi lâzımdır. Birçok yeni psikososyal stress çeşidi vardır, ve bunlar yüksek tansiyona sebep olabilmektedir. Hattâ insanlar bu stresin farkında bile olmayabilirler. Fakat unutmamak gerekir ki, en büyük meselemiz kendimizle, kendi içimizde yaşadığımız meseledir, ve dışarıdan bize doğru olan meseleler eğer büyüyor ve çözümsüzlüğe doğru gidiyorsa, bunda iç dünyamızın belli bir itminan ve sükunete ermemesi rol oynuyor olabilir.
    Kanada Sağlık Araştırma Enstitüsü uzmanlarına göre ise, tansiyon hastaları için reçetelere yeni tedaviler yazma zamanı gelmiştir. Mutsuz evlilikler için tedavi programları bir çare olarak görülmektedir. Bunlardan biri; evlilik danışmanlığıdır. Bazı hekimlere göre bu inanılmaz bir keşiftir.
    Kur’an–ı Mu’ciz–ûl Beyan’da buyrulan, “Karı koca arasında bir mesele olursa, bir hanım tarafından bir de erkek tarafından iki hakem belirleyip meseleyi çözersiniz.” (Nisa suresi/35) şeklindeki tavsiyenin, yaşadığımız hayatın gerçeğine ne kadar uygun mucizevi bir reçete olduğunu böylece görmüş oluyoruz.


  64. Evlerini cennetleri haline getiren aileler...


    1452 - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Rabb'imiz bir kutsi ikazında şöyle hitap ediyor kullarına:-
    Ey kullarım! Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz! Evet, Rabb'imizin açık ve net ikazı böyledir:- Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz.

    Neden böyle ikazda bulunuyor?

    Çünkü Rabbimizin sevmediği yanlışların en başında zulüm gelmektedir. Bundan dolayı zalimin hep karşısında, mazlumun da hep yanındadır. Kim bulunduğu mevkiin verdiği imkândan dolayı birine zulmederse bilsin ki, onun karşısında Rabb'imiz adaletiyle yer alacak, yaptığı zulmü asla yanına bırakmayacak, dünyada vermezse bile âhirette mutlaka fazlasıyla cezasını verecektir.

    Şurası da kesindir ki, zulüm her yerde kötü ve acıdır. Ancak aile içinde zulüm, zulümlerin en acısı ve kötüsüdür. Dostun dosta zulmü, zulümlerin en beklenmeyenidir. Çünkü hayatı ortak yaşıyorsunuz, gece gündüz, varlıkta yoklukta, hastalıkta iyilikte her türlü şartlarda birlikte olduğunuz bir parçanızdan size ancak emniyet ve iyilik gelmesi beklenirken bunun yerine hiddet, şiddet, zulüm ve haksızlık gelmesi hayırlı bir dost tavrı olmaz.

    Bundan dolayı Efendimiz (sas) Hazretleri ikazını çok net şekilde yapmıştır:

    - Sizin hayırlınız birlikte yaşadığı ailesine hayırlı davranandır. Şerliniz de şerli davranandır. Yani aile ortamı Efendimiz'in yanında saygı ve sevginin yaşanacağı en aziz ortamdır. Burada bir emniyetsizlik hissi yaşanmamalıdır. Bir hata ve yanlışlık varsa "Akla kapı aç, iradeyi elden alma!" anlayışı içinde münasip dille düzeltilmeli, ama asla hiddet ve şiddet kullanmak gibi sünnette hiç görülmeyen yöntemlere yönelmemelidir.

    Tenbih'ül Gafilin'deki şu olay da bu gerçeği ifade etmektedir.

    Bir adam gelerek sorusunu şöyle soruyor:

    - Ya Resulallah! Hangi mümin iman bakımından en mükemmel haldedir?

    Efendimiz'in cevabı şöyle oluyor:

    - Ailesiyle hangisi en güzel şekilde geçiniyorsa o iman bakımından en mükemmel haldedir.

    Demek ki, kim mükemmel bir mümin olmak istiyorsa ailesiyle iyi geçinmeye baksın. Sözün özü budur. Efendimiz'in unutulmaması gereken hatırlatması da böyledir.

    - Ailesiyle iyi geçinen insan, iman bakımından mükemmel olan insandır. İki taraf için de böyledir bu. Veda Hutbesi'ndeki ikazları da benzeri şekildedir:

    - Hanımlarınız size Allah'ın emanetleridir. Sizin onlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Herkes kendi hakkını bilmeli, sınırları içinde görevini yerine getirmeye bakmalı, kimse kimsenin hakkını çiğnememeli, zulme yönelip kalbini, gönlünü kırmamalıdır.

    Çünkü kalp kırıp gönül yıkmak tamiri kolay olabilecek bir inşaat işi değildir. Kâbe'yi yıkan yeniden tamir edebilir, ama kalbi yıkan, gönlü kıran onu duvar örerek tamir edemez. En doğrusu aile içinde hiddet ve şiddeti hatırlatan tutum ve davranışlardan mutlaka uzak kalmalı, hayırsız aile örneği vermekten ciddi şekilde kaçınmalıdır. Bir defasında:

    'İnsanların hayırsızı ailesine baskı uygulayandır.' buyurunca dinleyenlerden biri soruyor:

    - İnsanın ailesine baskı uyguladığı nasıl belli olur? Buyuruyor ki:

    - Kendisi eve gelince ailede gerilim başlar, evden çıkınca gerilim biterse baskı uyguladığının işareti olur. Aynı tarif hanım için de geçerlidir:

    - Hanımın hayırlısı da bey yanına gelince huzur duyar, mutluluk hisseder. İtici ve kaçırıcı değil çekici ve huzur verici olur.

    Bu sebeple Tergib-i Terhib'deki hadis şöyle özetliyor aile hayatını:
    - Müminin dünyadaki cenneti, içinde aile hayatını yaşadığı evidir.

    Demek ki taraflar takındıkları sevgi ve saygı tavırlarıyla dünyadaki evlerini bir bakıma cennetleri haline getirebilirler. Yeter ki itici değil çekici olsunlar, sevgi saygıyı hayatlarının vazgeçilmez vasıfları olarak bilsinler. İmanda kemale ermiş aile bireyleri örneği versinler.

  65. Sorunlar

    Bir insanın saadeti eşinin iyi huyluluğundadır diyen bir atasözü var. Bu gün bu söz, batılı eğitimciler tarafından bile kabul görüyor. Doğru, hem beylerin hem de hanımların mutluluğu eşlerinin huylarına bağlıdır. Bir kadın eşinin her arzusuna itiraz edecek, her hevesini kıracak, her şeyi eleştirecek ve neden başkaları gibi daha fazla para kazanmadığını söyleyecek olursa zavallının kolu kanadı kırılacaktır. Benzeri durum, hanımlar için de geçerlidir. Yaptıkları eşi tarafından beğenilmiyor, takdir edilmiyor, her isteği engellerle karşılaşıyor, başarıları farkedilmiyor ise. Sözlü saldırılar aile mutluluğunu her şeyden fazla sarsar. Karı-koca arasındaki sevgiyi saygıyı, güveni ve bütünlüğü yok eder. Hakaretin en kötüsü ise, bir kimseyi bir başkası ile insafsızca kıyas etmektir. İnsafsızlıktan öte, yakışık almayan da bir durumdur. Kanayan yarayı daha fazla deşmekten başka bir anlamı yoktur. Biraz daha ileri gidersek, şikayet, aşağılama, kıyas ve alay, şahsiyet düşüklüğünün bir alameti sayılrken aynı zamanda taciz etmenin de bir başka şeklidir. Alışkanlık haline gelmeye görsün, ne yenilir ne yutulur tarafı vardır. Acaba eşler neden birbirlerini rahatsız ederler? Yorgunluk, bıkkınlık, gizli düşmanlık, özellikle kadınlar için, uzun yıllar sıkıntıya tahammül edip sonunda patlayıvermek, kendisine ilgisiz kalınması gibi nedenler etkili olabilir. Yakalandığınızı bilmedikçe, bir hastalığı tedavi etmeniz imkansız olur. Önce sorunu tam teşhis edeceksiniz ki, tedavi edebilesiniz. Şüphelerinizi gidermek için eşinizden yardım isteyin. Davranışlarınzı birlikte kontrol edin. İyi niyeti elden bırakmayın, açık gönüllü olmaya çalışın. Her sinirlendiğinizde, eşinizin yada ailenizden birinin sizi uyarmasını isteyin. Bir şeyi bir kere söyleyip sonra da unutmaya alışın. Israr eşinizi inatçı yapacaktır. Daha uygun, uysal yöntemlerle sonuç almaya çalışın. Esprili ve neşeli olmaya gayret edin. Hatta kendinizi buna zorlayın. Bir müddet sonra zorlanmadan gülebilmeyi başaracaksınız. Hoş şakalrın aranızdaki sevgiyi artıracağı muuhakkaktır. Şüphe yok ki neşeli olmak insanları canlı kılar. Neşeli insanlar aynen, güneş ışıkları gibi, girdikleri yeri aydınlatırlar. Siz de evinizin güneşi olun. Üzüntü verici urumları oturup sakin bir şekilde değerlendirin. Elbette, sorunları öfkeye kapılamadan çözmenizden guru duyun. Kendinizi tebrik etmeyi unutmayın. Bunu aynanın karşısında bile yapabilirsiniz. Eşinizi ne ne tehdit ile ne de şirretlikle zaptedebilirsiniz. Bu yanlızca onun kalbini kırarak saadetinizi yıkmaya yarar. Oysa ona söyleyeceğiniz hoş sözler yankısını bulacak, büyülü bir anahtar gibi, tatlı dilinizle eşinizin kalbini bütünüyle fethedecek ve birlikte mutlu bir ömür süreceksiniz.


  66. Mantıklı çözüm

    İyi iletişimin belirgin işareti, sorunları nasıl çözeceğini bilmektir. İnsanlarla ilişkileri uyumlu olan insanlar sorun çözme kabiliyetlerini de geliştirelidir. Ailedeki fertlerin de aralarındaki anlaşmazlıklar karşısında artık çaresiz ve ne yapacağını bilmez bir tutum sergilemekten vazgeçmeleri gerekir. Çünkü bu durum sorunun büyümesinde etkilidir. Ortada bir anlaşmazlık, sorun yada çatışma varsa, yapılacak iş önce dinlemeyi öğrenmektir. Çocuk eğitiminde de sık sık kullanılan bir yöntem vardır. Mola. Eşinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde de bunu kullanabilirsiniz. Bir müddet ortamdan uzaklaşın, sakinleşince kaldığınız yerden daha olumlu bir tavır ile başlayabiliirsiniz. Sorun sizden kaynaklanıyorsa, geri adım atıp özür dilemekten çekinmeyin. Yaşaşanan olaydaki sorumluluğunuzu kabul edin. Hataları kabul etmek her ne kadar zor olsa da, bu tür bir ifadeyi dile getirmenin büyük bir gücü vardır ve yaşanan olumsuzluklar azaltır. Olaydaki tavrınızın sebeplerini açıklayın. Şu cümleleri kullanabilirsiniz “Bahane değil biliyorum, ama gerçekten çok yorgundum” gibi. Verdiğiniz zararı telafi edin. Mesela eşinizle evin dağınıklığı konusunda tartışıyorsunuz. Şu cümleler size örnek olabilir: Çok üzgünüm, çoraplarımı yere attım. Ne yaptığımın farkında değilim, bu gün çok yoğundu ve ben çok yorgunum, Sanırım bu yüzden dikkat etmedim. Dağınıklığı hemen halledeceğim”. Bir anlaşmazlıktan sonra bunu, evliliğinizi yeniden eski haline geitrmek için yaşadıklarınızdan olumlu bir şeyler öğrenmek, hem kendinizi, hem de eşinizi daha iyi anlamak ve ilerde ortaya çıkabilecek sorunları engelleyebilmek için bir fırsat olarak değerlendirin. Üzerinizde başkalının hakkını taşımaktan ne kadar kaçınıyorsanız, eşinize karşı da özür hakkını taşımayın. Sorunların üstün örtmek yerine mantıklı çözümleri deneyin.

  67. Alıntı:
    Sorunların üstün örtmek yerine mantıklı çözümleri deneyin
    sorunlarımızın üstüne kormayarak gidersek eğer ozaman sorunları çözmede kolaylık sağlarız

  68. Eşinizle sizin sevgi dilleriniz farklıysa


    3A7 sevgi - Eşinizi Doğru Tanıyın {Evlilik}Bizim geleneksel yapımızda, erkekler eşlerine "seni seviyorum" dedikleri zaman, onun kontrolünü kaybedeceğini, kendilerinin de otoritelerinin zayıflayacağını düşünürler. Kadınlar ise, genellikle sevgiyi ifade etmenin ayıplanacağı anlayışıyla yetiştirilirler. Halbuki nasıl yüz sene öncesine göre kıyafetler, günlük ihtiyaçlar değiştiyse, bazı davranış kalıplarının da değişmesi kaçınılmazdır. Zaman içinde kaçınılmaz olarak değişen davranış kalıpları sevgi dilleri için de geçerlidir. İşte bu değişimlere uyum sağlamak için, eşlerin farklı sevgi dillerini ve birbirinden farklı sevgi dillerine sahip olsalar bile bunu paylaşmayı öğrenmesi gerekir.
    Sevgi, para yönetimi gibidir. Nasıl ki başarılı işadamları riske girerek yatırım yaparlar ve bu risk kar olarak geri dönerse, sevgiye yapılan yatırım da mutlaka kişiye geri döner. Verilen sevginin boşa gitme, değerlendirilmeme, anlaşılamama ihtimali vardır. Bu ihtimal, farklı sevgi dillerine sahip eşler arasında daha da yüksektir. Eşlerden biri "Ben
    seni seviyorum" diyerek bir sonuç alamadıysa, B planına geçmeli, yani eşinin anladığı sevgi dilini konuşmaya çalışmalıdır. Bu ise ancak onun davranışlarını inceleyerek yapılabilir. "Ben şunu istiyorum" deyip beklemek yerine, çok iyi gözlemci olup hangi durumların onu mutlu ettiğini öğrenmek gerekir. Karşı tarafın sevgi dili, fiziksel temas, hediyeleşmek, beraber zaman geçirmek, açık iletişim kurmak vs'den hangisiyse o dili fark ederek, o yoldan ilerlemek gerekir. Yüz kapılı bir saray sarayın doksan kapısı kapalıysa, bu kapılardan zorla girmek yerine biraz uğraşıp açık olan on kapıyı bulmak ve buradan içeri girmeye çalışmak daha doğrudur. Eşinizin sevgi dilini fark etmek, tıpkı sarayın kapılarını bulmak için harcanan çaba gibi, onunla olan iletişiminiz üzerine düşünmeyi, çaba sarf etmeyi gerektirir. Bunun için yıllarca çaba gösterilmesi gerekebilir. Nitekim bizler sık sık, "Bunca yıldır evliyim, eşimin bazı huylarını yeni keşfettim" diyenlere ya da eşine sürekli sevgi gösterip karşılığını ancak yıllar sonra alan kişilere rastlarız.
    Bazı insanlar, sevgilerini direkt olarak belli etmezler. Bu kişiler arasında evliliğini çok güzel yürütenler de vardır. Bu demektir ki, bu çiftlerin sevgi dilleri birbirine yakındır ve iki taraf da birbirine duyduğu sevgiyi sözden ziyade davranışla ifade etmektedir.

    Güncelleme : 2008-04-27
  69. Sorunlar

    Bir insanın saadeti eşinin iyi huyluluğundadır diyen bir atasözü var. Bu gün bu söz, batılı eğitimciler tarafından bile kabul görüyor. Doğru, hem beylerin hem de hanımların mutluluğu eşlerinin huylarına bağlıdır. Bir kadın eşinin her arzusuna itiraz edecek, her hevesini kıracak, her şeyi eleştirecek ve neden başkaları gibi daha fazla para kazanmadığını söyleyecek olursa zavallının kolu kanadı kırılacaktır. Benzeri durum, hanımlar için de geçerlidir. Yaptıkları eşi tarafından beğenilmiyor, takdir edilmiyor, her isteği engellerle karşılaşıyor, başarıları farkedilmiyor ise. Sözlü saldırılar aile mutluluğunu her şeyden fazla sarsar. Karı-koca arasındaki sevgiyi saygıyı, güveni ve bütünlüğü yok eder. Hakaretin en kötüsü ise, bir kimseyi bir başkası ile insafsızca kıyas etmektir. İnsafsızlıktan öte, yakışık almayan da bir durumdur. Kanayan yarayı daha fazla deşmekten başka bir anlamı yoktur. Biraz daha ileri gidersek, şikayet, aşağılama, kıyas ve alay, şahsiyet düşüklüğünün bir alameti sayılrken aynı zamanda taciz etmenin de bir başka şeklidir. Alışkanlık haline gelmeye görsün, ne yenilir ne yutulur tarafı vardır. Acaba eşler neden birbirlerini rahatsız ederler? Yorgunluk, bıkkınlık, gizli düşmanlık, özellikle kadınlar için, uzun yıllar sıkıntıya tahammül edip sonunda patlayıvermek, kendisine ilgisiz kalınması gibi nedenler etkili olabilir. Yakalandığınızı bilmedikçe, bir hastalığı tedavi etmeniz imkansız olur. Önce sorunu tam teşhis edeceksiniz ki, tedavi edebilesiniz. Şüphelerinizi gidermek için eşinizden yardım isteyin. Davranışlarınzı birlikte kontrol edin. İyi niyeti elden bırakmayın, açık gönüllü olmaya çalışın. Her sinirlendiğinizde, eşinizin yada ailenizden birinin sizi uyarmasını isteyin. Bir şeyi bir kere söyleyip sonra da unutmaya alışın. Israr eşinizi inatçı yapacaktır. Daha uygun, uysal yöntemlerle sonuç almaya çalışın. Esprili ve neşeli olmaya gayret edin. Hatta kendinizi buna zorlayın. Bir müddet sonra zorlanmadan gülebilmeyi başaracaksınız. Hoş şakalrın aranızdaki sevgiyi artıracağı muuhakkaktır. Şüphe yok ki neşeli olmak insanları canlı kılar. Neşeli insanlar aynen, güneş ışıkları gibi, girdikleri yeri aydınlatırlar. Siz de evinizin güneşi olun. Üzüntü verici urumları oturup sakin bir şekilde değerlendirin. Elbette, sorunları öfkeye kapılamadan çözmenizden guru duyun. Kendinizi tebrik etmeyi unutmayın. Bunu aynanın karşısında bile yapabilirsiniz. Eşinizi ne ne tehdit ile ne de şirretlikle zaptedebilirsiniz. Bu yanlızca onun kalbini kırarak saadetinizi yıkmaya yarar. Oysa ona söyleyeceğiniz hoş sözler yankısını bulacak, büyülü bir anahtar gibi, tatlı dilinizle eşinizin kalbini bütünüyle fethedecek ve birlikte mutlu bir ömür süreceksiniz.


  70. Öfke

    Hastalıklar kendilerini bir takım belirtilerle gösterirler. Ağrı en önemli işaretttir. Misal, başınız ağrıyorsa ya gözünüzde ya sinüzitlerinizde bir sorun vardır. Belinizde bir ağrı varsa, omurganızda ciddi sorunlar oluşabilir, gibi. Öfkeniz ise, artık işlerin sarpa sardığını, biraz daha ileri gittiğinizde geri dönülmez hatalar yapabileceğinizin, saldırıya geçeceğinizin sinyalidir. Konuşmanızın hızı artar, ses tonunuz yükselir. Kısaca öfke ortada bir sorun olduğunun işaretidir. Çıkacak sorunlara karşı sizi uyarrır. Evliliğinizin güçlü, sağlıklı ve sevgi dolu sürmesini istiyorsanız, birinizden biriniz öfkelendiği zaman, yapılabilecek en iyi şeyin durmak olduğunu öğrenmeniz gerekir. Eğer hemen tepki vermemyi öğrenebilirseniz, bir kaç dakika sonra tepkiniz çok daha farklı olacaktır. Hemen bir hadisi hatırlatalım: Sizden biri öfkelendiğinde ayakta ise otursun, oturuyorsa uzansın. Bir başka hadis-i şerifde ise abdest alınması tavsiye diliyor. Bunların hepsi, sakinleşip, sorunlara daha soğuk kanlı bakabilmeyi sağlamak için tavsiye dilen öneriler. Kavga eden çiftler etrafındaki insanlara da zarar verirler. Duygusal ve davranış bozuklukları olan çocukların büyük çoğunluğunun anne-babalrı kavgacı insanlardır. Öfkenin karşıtı sevgidir. Eşinize duyduğunuz sevgi, onun yaptığı her şeyi olumlu görmenize neden olur. Öfke ise, bu yeteneğinizi yitirmenize ve eşinizin olumlu yönlerini görmemenize neden olur. Öfkenin kavgaya yol açmadan, güvenli bir şekilde ifade edilebilmesi için, sınır ihlalinde bulunmayın. Konuşurken zehirli bir dil kullanmayın. Eşinizin sizinle paylaşmaya çalıştığı ifadesinde faydalı ve gerçek olan noktaları işitmeye çalışın. Öfkenin ifade edilmeye çalışılması daha da artmasına neden olur. Üstesinden gelmeye çalışmak gerekir, ama bunu öfkeliyken yaparsanız daha çok öfkelenirsiniz. Öfkelendiğinizde özellikle eşinizle iletişim kurmayı bir kenara bırakın. Öfkeniz yatışınca soruna bir kez daha bakın. Eşinizi dinlemeye başlayın. Kendinizin ve eşinizin düşüüncelerini bir arada değerlendirmeyi başarmanız sakinleşmenize ve yeni çözümler bulmanıza yardımcı olur. Kaygınızı dile getirin, konuyu anlayabilmek için soru sorun. Çözüm önerilerinizi ifade edin. Kendinize şu üç soruyu yöneltin: Ne istiyorum, eşimin değişmesini istemeden, istediğimi nasıl elde edebilirim, eşimin katkısı olmasaydı bu sorun nasıl ortaya çıkardı? “Sorun” elde etmeyi istediğiniz şeyde sorun çıkmasıdır, eşinizin yaptıkları değil. Bu üç soru ile gerçek sorunu ortaya çıkarıp, her ikinizin de memnun kalacağı bir çözüm bulabilirsiniz.

  71. sevmek ve sevilmek hissi

    İnsan yaşamının en güzel duygularından biride evlenmek yani başkasıyla bütün sevinç ve üzüntüleri birleştirmektir. Herkesin en doğal ihtiyacı olan sevmek ve sevilmek hissi, doğru bir şekilde sadece evlilikle giderile bilinir. Hiçbir insan sevgiden yoksun değildir, insan yalnızca sevgiyle yaşayabilir ve hayat sadece sevgiyle güzeldir. Bu insanın yaratılışında, doğasında olan bir duygudur.

    Eşler için de; sevmek sevilmek, dertleşe bileceği birisinin olması, anlayan birini yanında hissetmek en büyük isteklerdendir. Beraber yaşanıyorsa, tüm güzellikleri ve acıları da beraber yaşamak gerekir. Güzel ve mutlu bir yaşam, yani eşlerin birbirlerine karşı gönülden sonsuz sevgi besleyip, güven duymalarıdır.

    Evlilikte hem erkeği ve hem de kadını en çok üzen konulardan biri, eşinin kendisine karşı soğuk davranmaya başlamasıdır. Eşler arasındaki uyumlu ilişkiyi sarsan, “artık beni eskisi gibi sevmiyor, benimle ilgilenmiyor, umurunda bile değilim” gibi düşünmektir. Böyle düşünmeye başlayan bir eş, tüm yaşama sevincini yitirecektir, kendisini büyük bir boşlukta hissedip, birlikteliğine karşı tüm ümitlerini kaybedecektir.
    Bu yüzden evlilikte mutluluk için en önemli mesele eşlerin birbirleriyle sevgiyle ilgilenmeleri ve bu mutluluğu bitiren en önemli sebepte artık sevgilerini göstermeyip, birbirleriyle ilgilenmemeleridir.

    Bazıları, günlük işlerinin çokluğunu, yorgunluk ve hayat mücadelelerini, eşleriyle ilgilememelerine bahane olarak getirmektedirler. Ne kadar yanlış bir düşünce! Eğer sorunun varsa ve birçok sıkıntı içerisindeysen bu senin eşinle daha fazla ilgilenmene neden olmalıdır. Eşler birbirlerini severek, tüm sıkıntılarda birbirilerinin yanında yer alarak, beraberce sorunların üstesinden gelebilirler. Ailenin güven, huzur ve topuma faydalı insanların yetiştiği bir yer olması gerekir; fakat eşlerin birbirlerine karşı ilgisiz davranmaları, aileyi bu konumundan uzaklaştırarak, güvensizlik ve huzursuzluk yerine çevirecektir. Bu yüzden eşler arasında anlaşmazlıkların oluşmaması için her iki tarafa ilgi ve sevgilerini göstermek zorundadırlar.

    Şimdiye kadar bunun farkında olmayan yahut önem vermeyen eşler, tavsiye edeceğimiz şu noktalara dikkat ederek ilişkilerini düzenleye bilirler. Bunları uyguladığınız sürecek şuna inanın ki, eşinizle olan ilişkiniz çok daha güzel olacaktır.

    1- Eşinize sevginizi göstermekten çekinmeyin. Eşinize karşı ne kadar sevgi gösterirseniz böylelikle ona olan aşkınızın miktarını da göstermiş olursunuz.

    2- “Sevgimi sadece hal ve hareketimle, davranışlarımla göstereceğim”, demeyin. Sevginizi mutlaka güzel sözlerle de gösterin.

    3- Hiçbir zaman yaşamsal sorun ve sıkıntılarınızın, sizi eşinizden uzaklaştırmasına izin vermeyin. İnsan hayatında hiçbir zaman sıkıntısız dönem olmayacaktır, her zaman bir sorun mutlaka bulunacaktır.

    4- Eşinize vereceğiniz en güzel hediye onu sevmek ve ona karşı hissettiğiniz bu sevginizi her zaman dilde ve amelde göstermektir. Bu en güzel hediyeyi Ondan esirgemeyin.

    Şunu da hiçbir zaman unutmayın ki; kadın ve erkek birbirinden çok farklı varlıklardır, hoşlandıkları şeyler, anlama kabiliyetleri, zevkleri, fiziksel ve etik özellikleri çok değişiktir. Hem kadın ve hem de erkek aralarındaki bu doğal farklılıklara öncelikle saygı göstermeli ve sonrasında ortak özellikleri bulanarak birbirlerini tamamlamalıdırlar. Evlilikte eşler arasında mutlu olmanın en kaçınılmaz yönü; karşı tarafın tüm değişik ve sizden farklı olan isteklerine saygı göstermektir. Bütün farklılıklara rağmen, eşler birbirlerine sevgilerini gösterdikleri sürece mutlu olabilirler ve bu şekilde birçok sorunda hallolacaktır, zira sevginin üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur.
    Eşinize sevginizi gösterin önce ona “seni seviyorum” deyin ve sonrasında bu sevginizin gerçek olduğunu amelinizle gösterin.

  72. Aile Eğitimi

    Değerli hanımlar ve beyler; Evlilik, beraberce bir hayatın paylaşıldığı, acı tatlı bir çok şeyin birlikte yaşandığı, zamanla ortak beğeni ve zevklerin oluştuğu bir birlikteliktir. Bu birliktelik sizi daima desteklemeli, yapıcı ve geliştirici bir yapıda olmalıdır. Bu özellikleri evliliğinizde gerçekleştirecek olan sizlersiniz. Şu noktayı unutmamalıyız evlilik bir hedef değildir. Asıl hedefiniz, kendinize, eşinize, çocuklarınıza ve topluma evliliğinizle birlikte kazandıracağınız şeyler olmalıdır. Günübirlik yaşamların, hesapsız kitapsız davranışların, beraberliği zedeleyici bencil tutumların zararı sadece size değildir. Bu durumlardan çocuklarınız, aileleriniz, yakın çevreniz ve sonuçta tüm toplum etkilenmektedir. Sağlıklı kararlar alabilen, sağlıklı düşünebilen ve sağlıklı davranabilen toplum olmanın yolu aile kurumunu sağlığına kavuşturmakla mümkündür. Size diyoruz ki;
    - Ailenizde zaman zaman önemli kararlar alın. İş bölümü yapın ve bunları uygulayın.
    - Bir tazelenme, bir yenilenme mevsimi başlatın.
    - Tüm aile fertleri olarak, çoluk çocuk, anne, baba, ailenizin önemini hatırlatıcı, ailenizin tüm fertlerinin tek tek sizin için değerini hissettirici kararlar alın, faaliyetler yapın. Değerli hanımlar ve beyler, evliliğinizde aldığınız kararlar ne türden olursa olsun eşinizi de ilgilendirir. Kararlar hayatınızın gidişatını etkilediği için kararları alırken eşinizi haberdar etmeniz uygun bir davranış olur. Çok basit kararlar bile, birlikte görüşülüp tartışıldıktan sonra alınırsa eşinizin size olan saygısını ve güvenini perçinler. Sizin için çok basit bir konu olabilir, fakat eşiniz konudan haberdar olmadığı için rahatsızlık duyabilir. Bununla birlikte her zaman birlikte karar almak mümkün olmamaktadır. Eşinizden habersiz bir karar almak durumunda kalırsanız şunlara dikkat edin;
    - Evinize bir eşya alacaksanız, eşinizin de zevklerini hesaba katın. O eşyayı sizin kadar o da kullanacak çünkü. - Alacağınız karar kendi işinizle ilgili bir kararsa, eşinizin bu karardan ne kadar etkileneceğini düşünün (eve geç gelme, hafta sonlarını işte geçirme…) ve ona göre davranın. Bu konuda birlikte karar alma gibi bir şansınız yoksa eşinizi haberdar ederek durumu telafi edin.
    - Herhangi bir konuda yalnız karar almak zorunda kaldığınızda, geçmişte birlikte yaptığınız şeyleri ve aldığınız kararları düşünün. Hata yapma veya eşinizi rahatsız edecek bir karar alma ihtimalini en aza indirgemiş olursunuz.
    - Aldığınız bazı kararlarda tüm aile fertlerinin katılımını sağlamanız onlara verdiğiniz değeri hissetmelerini sağlar. Yedi yaşındaki çocuğunuz dahi ailevi kararlarda payı bulunmasının değerini hissedecektir.


  Okunma: 32198 - Yorum: 72