sponsorlu bağlantılar
Feza Gürsey
1921 - 1992

"...Benimgibi, bazı Doğulu meslektaşlarım gibi fizikçiler; üzerindeçalıştıkları, anladıkları ve ilerlettikleri bir konuda bazıolağanüstü kanun ve fikir yapıları ile karşılaşırlarsa,olayların ve mantığın bu nadir mimarisi de bize eskikültürümüzden miras kalan, havasını hala içimize çaktiğimizbir his, hayal ve müphem düşünce alemini hatırlatıyor, onun anahatlarıyla uyuşuma giriyorsa, ben derim ki böyle rezonanslar içdünyamızı beklenmedik biçimde zenginleştirir, hayat görüşümüzebir boyut daha katar, sanat ve bilim toplumlarımız arasında yeniköprüler kurabilir..."

Feza Gürsey'in 7 Nisan 1921'debaşlayan yaşamının kazandığı böylesine zengin bilimsel vekültürel niteliğin kaynaklarını, İstanbul, Anadolu Hisarı'ndageçen çocukluk yıllarında aramak herhalde yanlış olmaz; ikikatlı, meyve ağaçlarıyla çevrili, yüksek bahçe duvarlı, ahşapbir İstanbul evinin aydın ortamında aramak... Prof Saçlıoğlu'nunanlatımına göre "olağanüstü bir çiftin olağanüstü birçocuğu" idi Feza Gürsey. Babası Ahmet Reşit Gürsey,gördüğü tıp eğitimine ve sürdürdüğü askeri doktorlukmesleğine rağmen çok yönlü kişiliği onu bu kadarıyla sınırlıbırakmamıştı; doğaya, bilime ve sanata oldukça düşkün,gerçek bir aydın kişiydi. Kendisinden üç ay sonra vefat eden ve1991 TÜBİTAK Hizmet Ödülü'nü almış olan annesi Remziye Hisarise 1920'lerde Sorbonne'dan Devlet Kimya Doktorası almış,Türkiye'nin öncü bilim kadınlarından biri durumunda. FezaGürsey'in çocukluk ve ilk gençlik yıllarının, bu iki değerliinsanın yarattığı ortamda géçmesi; onun İstanbul'un aydınçevreleriyle haşır neşir olmasını sağlamış, çok yönlükişiliğinin, sanata olan düşkünlüğünün gelişmesine yolaçmış önemli bir etken olsa gerek.

Feza Gürsey ile, GalatasarayLisesi'nde birlikte olmuş olan Emekli Büyükelçi Özer Tevs,küçüklüğünde solumaya başladığı bu aydın havanın, sınıfarkadaşları arasında Feza Gürsey'e kazandırdığı ayrıcalıklıkonumu anlatmış: "Feza ya çalışkan bir talebe denemezdi...Dersleri sessizce dinler, ara sıra ufak notlar alırdı...İmtihanlar arefesinde çoğumuz derslere kapanmış harıl harılçalışırken bakardık Feza bir köşede mesela ressam Cézanne'ınröprodüksiyonlarını önüne açmış inceliyor veya EdouardHerriot'nun "Beethoven" adlı eserini okuyor..."

1940 yılında Galatasaray Lisesi,1944'te de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-FizikDalı'ndan mezun olan Feza Gürsey, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndefizik asistanlığı sırasında Milli Eğitim Bakanlığı'nınaçtığı bir sınavı kazanarak doktora yapmak üzereİngiltere'deki Imperial College'e gönderildi. "Kuaterniyonlarınalan teorisine uygulanmaları" konusunda yaptığı ve 1950'detamamladığı çalışması, bilim dünyasında uyandırdığıyankıların yanısıra, onun için de yaşam boyu sürecek biraraştırma ilgisinin odak noktası oluyordu. Feza Gürsey 1950-51yılları arasında Cambridge Üniversitesi'nde doktora sonrasıçalışmalar yaptıktan sonra 1951'de İstanbul Üniversitesi'nefizik asistanı olarak tayin edildi; 1952'de kendisiyle birliktefizik asistanlığı yapmakta olan Suha Pamir ile evlenerek hayatınınsonuna kadar sürecek olan mutlu ve verimli bir beraberliğintemelini attı. .1953'te ise İstanbul Üniversitesi'nden doçentlikünvanını aldı. Prof. Ahmet Yüksel Özemre'nin onunla ilgiliolarak Bilim Tarihi Dergisi'ne yazmış olduğu bir yazısındabelirttiği üzere Feza Gürsey, bu üniversitede 1954-61 yıllarıarasında süren öğretim üyeliği süresince "Türk bilimtarihinin ilk ve son Teorik Fizik Kürsüsü'nün temelini oluşturaniki öğretim üyesinden biri olarak kürsünün geleceğinihazırlamıştı." Bu arada 1957-61 yılları arasındaBrookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda, Princeton'da İleri AraştırmaEnstitüsü'nde ve Columbia Üniversitesi'nde araştırmalar yapmışolan Feza Gürsey'in bu dönemi onun bilimsel açıdan en verimlidönemlerinden biri olmuş; bu sırada ona hayatının sonuna kadarhayranlık duyan ve onu destekleyen Nobel Fizik Ödülü sahibiWolfgang Pauli ile, atom bombasının babası olarak bilinen J.R:Oppenheimer ile, yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner,T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışmış, onlarla dostluklar kurmuştu.1961'de Feza Gürsey, Prof Saçlıoğlu'nun anlatımına göre "tamböyle milletlerarası şöhret sağlamışken ve önünde prestijliyurtdışı iş imkanları açıkken Türkiye'ye döndü."Gürsey,ODTÜ'nün kendisine sunduğu profesörlük ünvanını kabul etmişve ODTÜ Teorik Fizik Bölümü'nün kurulmasında belki de en önemlirolü üstlenmişti. 1974 yılına kadar burada öğretim üyeliğinedevam eden Feza Gürsey, sayısız öğrenci yetiştirmiş, etkin biraraştırma grubunun oluşmasına büyük katkıda bulunmuştu. ProfMetin Gürses, onun bu dönemine ilişkin şunları anlatıyor:"ODTÜ'nün, Feza'nın gözünde ayrı bir yeri vardı; ODTÜonun ikinci çocuğuydu. ODTÜ hakkında konuşulduğu zaman ayrıbir heyecan duyardı. Bilim adamlarını kabaca ikiye ayırmakmümkün: iyi araştırmacı ve iyi hoca. İkisi birden çoknadirdir. Feza bunlardan birisiydi: 1968-69 dönemiydi zannediyorum;Feza Bey'in kuantum mekaniği dersini vereceğini duyunca dördüncüsınıflar arasında bir dalgalanma olmuştu. Feza, kuantummekaniğine başlamadan önce bir iki hafta bize klasik mekaniğiöğretti. Ve anladık ki biz klasik mekaniği öğrenmemişiz meğer.Derse başlandığında sınıfımız 35 kişi kadardı; ama dersekatılan fizik öğretim üyeleri, Ankara Üniversitesi'nden gelenöğrenci ve hocalarla bu sayı iki katına çıkmıştı ve her dersaşağı yukarı aynı yoğunlukta geçiyordu. O grup içinde birçokkişi fiziği o derste öğrenmiştir ve o derste sevmiştir.

Feza Gürsey 1965'te, ODTÜ'dekikadrosunu da koruyarak A.B.D. Yale Üniversitesi'ne profesör olarakatandı. Dönüşümlü olarak hem Yale, hem de ODTÜ'de görevyapıyordu. Ancak 1974'te, ODTÜ'de bir süredir görev yapmakta olanyeni yönetimin kendisine bu esnekliği tanımayı reddetmesi sonucuODTÜ'den tamamen ayrılarak Yale Üniversitesi'ne geçti.1992 yılınakadar kaldığı Yale'de işgal ettiği kürsüyü ise Gibbs, Onsagerve Lamb gibi Nobel Ödüllü kişilerle paylaşıyordu. Ancak Gürsey,yine de sık aralıklarla Türkiye'ye dönüyor ve buradaki bilimselaktivitelerinden vazgeçmemekte direniyordu.

"Türkiye'yegelişlerinde çeşitli üniversitelerde seminerler veriyordu.Nisan'da vefat etti; ondan önceki Aralık'ta Türkiye'deydi.ODTÜ'de, Bilkent'te, Edirne'de seminerler verdi. Yani o kötühastalığına rağmen, ölmeden dört ay önce buralarda gezdi.Öleceğini biliyordu. Bunun için de kafasındaki bütünproblemleri tamamlamak ihtiyacı içerisindeydi. Bir ara konuşurken'bu yıl on tane yayın yapabildim,' dedi. Bu Feza'nın tavrıdeğildi. Ortalama yılda dört-beş yayın yapardı; problemlerini,biten yayınlarını senelere dağıtırdı," diye anlatıyorProf Gürses.
AliNesin

Geçenyaz babamın yıllardır biriktirdiği belgelere bakıyordukbirlikte. Babasına yazdığı mektuplar, okul karneleri, okularkadaşlarının ve öğretmenlerinin fotoğrafları, solmuş gazeteküpürleri, okul defterleri, subayken hazırladığı raporlar,resim akademisinde yaptığı resimler, kurduğu fotoğrafstüdyosunun ve gazetelerinin antetli kağıt ve zarfları;kendisinin de tam anımsayamadığı savcılık çağrıları,yılları belirsiz tren, otobüs ve uçak biletleri... Neler vardıneler. Sararmış bir fotoğraf çıktı karşıma bir an. Birportre: Gözüm bir yerden ısırıyor, ama nereden? Oysa fotoğrafçok eski, öylesine eski ki fotoğraftaki kişiyi tanımış olmamolanaksız. Babama kim olduğunu sordum. Fotoğrafa bakar bakmaz, -Canım benim, dedi sevgi dolu bir sesle. Fotoğrafı elindenbırakmadan uzun uzun baktı. Duygulanmıştı. Saygıyla sessizliğikorudum. Okul arkadaşı olmalı diye geçirdim içimden. İyianlaştığı, sırdaşı olduğu bir okul arkadaşı olmalı. "Canımbenim" sözcüklerini öylesine kullandı. Yanılmışım. Birsüre sonra gözlüklerinin üstünden uzaklara bakarak, - ReşitBey, dedi, Feza Bey'in babası... Reşit Bey babamın Kuleli'denöğretmeniydi. Bunu biliyordum. Çocukluğumda da duymuştum adını.Reşit Bey'i çok sevip saydığını da biliyordum. Çağının vecoğrafyasının çok ötesinde bir bilim insanı olduğunu kim bilirkaç kez duymuştum ağzından. Bize örnek olarak gösterirdi ReşitBey'i ve oğlu Feza Gürsey'i. Bütün bunları biliyordum ama genede öğretmeni olan bir kişiye "Canım benim"diyebilmesine şaşırmıştım. Herhalde, babam, ilerlemiş yaşındandolayı Reşit Bey'i genç bir insan olarak canlandırıyordugözünde. Demek insanlar yaşlandıkça öğretmenlerini çocuklarıgibi görebiliyorlardı. Yabancısı olduğum bir duygu diye geçirdimiçimden. Babamın öğretmeni Reşit Bey'in oğlu Feza Bey veailesiyle 1977'de başladım yazışmaya. Liseyi yeni bitirmiştim veüniversite öğrenimi için Amerika'ya gitmek istiyordum. Feza BeyYale Üniversitesi'nde fizik profesörüydü. Babam aracılığıylayazışmaya başladık. Sonradan düşüncemi değiştirip Fransa'yagittim. 1980'de Feza Bey'in ailesiyle yazışmalarımız yenidencanlandı. Üniversitenin üçüncü yılındaydım. Üniversitesonrasını düşünme zamanım gelmişti. Doktora yapmak istediğimibiliyordum ama doktorayı. nerede yapacaktım? ABD'de karar kıldım.1980 yazıydı. Feza Gürsey ve ailesi Fransa'ya geldiler. Eşi SühaHanım ve kendisiyle ilk o zaman tanıştım.

Oğlu Yusuf Gürsey'lebir yaz önce Türkiye'de tanışmıştım. Feza Bey, Fransa'nın vedünyanın en gözde bilim merkezlerinden biri olan Collège deFrance'ta ders vermeye gelmişti. Derslerine gittim. Salon tıklımtıklım doluydu. İlgi çok yüksekti. Dinleyicilerin Feza Bey'insöylediklerinden tek bir sözcük kaçırmak istemedikleri belliydi.Dersinden pek birşey anlayamadım. Nasıl anlayabilirdim ki,üniversitenin üçüncü yılını daha yeni bitirmiştim vematematik bölümündeydim. Ama bir dakika olsun gözümü kırpmadım.Kırpmak istemediğimden değil, Feza Bey kırpmama izin vermedi. Sonderece akıcı bir Fransızca'yla ve saygı uyandıran birdinginlikle konuşuyordu. Sözlerini anlayamadığım çok güzel birmüzik dinler gibiydim. Varlığından ta küçüklüğümden berikuşkulandığım gizemli bir evreni çok yakından tanıyordu FezaBey. Bu hiç kuşkusuz böyleydi. Doğanın, evrenin, herşeyingizini keşfetmişti ve bu gizi bizimle paylaşıyordu. Bunu yaparkennasıl da alçakgönüllüydü! Anlattıklarını herkesinanladığından, anlayabileceğinden en küçük bir kuşkuduymuyordu. "Gördüğünüz gibi pek de zor değilmiş"der gibiydi: Sanki biraz çabayla herşeyi anlayabilirdim. Sankibaşımın üstünde cilveli bir kuş pırpır edip duruyordu da, hernedense o kuşa tutunmak için bir türlü kolumu kaldırmıyordum.Oysa kolumu bir kaldırsam o kuşa. tutunup çok uzaklaragidebilecek; Feza Bey'in erdiği sırlara ben de erebilecektim.Dersten sonra. birlikteydik. Konuşmasının anladığımbölümlerinden; yani matematikle ilgili bölümlerinden sorularsordum. Sanki bir. meslekdaşıymışım gibi başladı anlatmaya:"Ağzından bal akıyor" denilirya; işte öyleydi;:ağzındangerçekten bal akıyordu. Daha da önemlisi. beni ciddiye alıyordu.Ciddiye alınıyordum. Bir bilim adamı olarak ciddiye alınıyordum:.Feza Bey acaba o gün bana gerçekten neler öğrettiğinin ayrımındamıydı?. Yale Ünivetsitesi'ne doktora:için başvurdum Kabuledildim Feza Bey sayesinde kabul edildiğimi sonradan öğrendim.ABD'de Türkiye'deki gibi üniversiteye girişte sınav yoktur.Üniversite notlarına ve öğretmenlerden gelen mektuplara bakarlar.Her yıl yüzlerce, binlerce öğrenci başvurur dünyanın heryerinden. Bunların arasından 13 doktora öğrencisi seçilecek.Matematik bölümü Feza Bey'e sormuş: - Ali nasıldır? Feza Beynereden bilsin matematikte nasıl olduğumu? Gene de, - Çok iyidir,demiş, bence kabul etmelisiniz: - Ama okul notları pek iyi değil,demişler, - Fransa'da ABD'deki gibi bol not verilmez. NotlarıFransa için çok iyi. Kabul edin pişman olmayacaksınız. Feza Beykırılır mı? Yale'e kabul edildim. Feza Bey sayesinde Yale'egirdiğimi öğrendiğimde büyük bir sorumluluk altında buldumkendimi. Feza Bey'e güvenip beni matematik bölümüne. kabuletmişlerdi. Feza Bey'i utandırmamalıydım. Nası1 yapacaktımbunu? Çok çalışmak doktora için yeterli değil ki. Yeterliymiş.Sonradan öğrendim. Feza Bey üzerine ne anlatayım? Bilimdeki üstünbaşarılarını mı, kazandığı ödülleri mi? Yoksa yetiştirdiğiöğrencilerden mi söz etsem? İnceliğine; duyarlılığına; sanatsevgisine ve bilgisine haksızlık etmiş olmam mı? Belki de dahakişisel olmalıyım. ABD'deki evinin bir Türk yurdu halinegeldiğini, Türk öğrencilerinin sorunlarına karı-koca nasılçözüm bulmak için uğraştıklarını anlatmalıyım. Eşimleevlendiğim gece evlerinde ailecek düzenledikleri törende "Maria"şirini nasıl duyarak okuduğunu atlamamalıyım. Gece geç saatleredek evinde biz gençlerle oturduğunu; yaşıtlarıymışız gibisohbet ettiğini, bizlerle oyunlar oynayıp bir çocuk gibieğlendiğini söylemeliyim. Ya elinde kâğıt kalem, koltuğundahesaplara daldığı anlar? Feza Bey eşsiz bir insandı. Feza Beysayfalara sığmaz. Babamla belgelerine baktığımız günler çoktangeride kaldı. Geçen hafta çoluk çocuk, Ankara'da Altınpark'agittik. Amacımız Feza Gürsey Bilim Merkezi'ni ziyaret etmekti.Feza Bey'in adına yaraşır bir yer yapmışlar. Ailecek, büyükküçük hepimiz çok eğlendik. Feza Bey'in duvardaki o güzelfotoğrafını çıkarken gördüm. Babamın, öğretmeni ReşitBey'in sararıp solmuş fotoğrafını gördüğünde sarfettiğisözler çıkacaktı ağzımdan. Son anda toparlandım. O zamanbabamın sözlerinin asıl anlamını kavradım. Reşit ve FezaBey'ler bütün Türkiye'nin canlarıdır. Hepimiz öğrencileriyiz.Biz ögrencilerinde yaşayacaklar. Çok yaşasınlar!


  • 1969 - TÜBİTAK Bilim Ödülü
  • 1977 - S. Glashow ile birlikte J.R. Oppenheimer Ödülü
  • R. Griffiths ile Doğa Bilimlerinde A. Cressey Morrison Ödülü
  • 1979 - Einstein Madalyası
  • 1981 - Collège de France'da Konuk Profesörlük ve Collège de France Madalyası,
    İstanbul Üniversitesi Madalyası ve Onur Doktorluğu
  • 1984 - İtalya Cumhuriyeti'nce verilen "Commendatore" Ünvanı
  • 1986 - Academiadei Lincei (Roma)'de Konuk Profesörlük,
    Grup Kuramı ve Temel Fizik Kurumu'nun Wigner Madalyası (Philadelphia)
  • 1989 - Türk-Amerikan Bilimcileri ve Mühendisler Derneği'nin Seçkin Bilimci Ödülü,
    ODTÜ Prof Dr. Mustafa N. Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı Bilim, Hizmet ve Onur Ödülü
  • 1990 - Galatasaray Eğitim Vakfı Madalyası

sponsorlu bağlantılar