Naatlar Dini Şiirler - Delinetciler Portal

Naatlar Dini Şiirler

  1. sponsorlu bağlantılar
    SEN YOKTUN

    Sen yoktun...
    Hz Âdem'deydi nurun
    Önce cenneti,
    Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Âdem nuruna affedildi
    Arafat bu affa şâhitti

    Sen yoktun
    Nuh'un gemisindeydi Nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken
    Taprağın bağrındaki su
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
    Tûfan, nurunu selamladı edeple...

    Sen yoktun...
    Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun

    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    "Rabbimiz" dedi,
    "Onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder,
    Amin dedi on sekiz bin âlem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
    Amin dedi İsmail.
    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

    Sen yoktun...
    Hz.İsa "Ahmed" diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
    Bekleyin Ahmed geliyor.
    Kainata rahmet geliyor.
    Havarilerin yüzünü okşayan,
    Ölüleri dirilten bir nefes oldun
    Ama sen yoktun...


    Sen yoktun Sultânım,
    Hz. Abdullah'ın alnındaydı Nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Kuteyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı semada
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
    Sen yokken,
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
    En son çocuk atılırken çukura
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
    Melekler süslüyordu hirâyı.
    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
    Efendisine hazırlanıyordu mekke.
    Âlem Efendisine hazırlanıyordu
    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
    Toprak yalvarıyordu rabbine,
    Allahım gönder artık diyordu.
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada


    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Önünde cebrail!
    Ardında yalın kılıç melekler!
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
    Herşey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
    Kainat bir isim duymak istiyordu.
    Ve bir ses yükseldi Âmine'nin evinden;
    Muhammed!
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
    Muhammed!
    Melekler öptü o nurdan ellerini.
    Muhammed!
    Seni yaratan Allah'a kurbânız ey dürri yekta!
    Sana o adı veren rahmana kurbanız


    Artık sen vardın
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra anne halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?
    Kaldır şehadet parmağını,
    Yağmurları salsın Allah.
    Sonra tut ağacın yaprağını,
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
    Yeterki sen iste,
    Sen iste yarasulallah
    Deki ben kimim?
    Dağlar, taşlar dile gelsin,
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
    Ente Rasulullah desin.

    Sen vardın
    Bedir kârdı,
    Uhut dardı
    Hendek yârdı.
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitler...


    Hele bir enesin vardı senin.
    Enes bin malik...
    Uhut'ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
    Onlar da
    "Allah'ın Rasulü öldürülmüş deyince
    Enes kükremiş:
    " Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Kalkın ve O'nun gibi ölün! Demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit ey nebi!
    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

    Musab Bin Umeyr'in vardı senin.
    Uhut'ta sancağını taşıyan.
    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
    Allah o gün melekleri Musab'ın suretinde indirdi.

    Ebu hureyren vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
    Sen anlardın,
    Ya Ebâhir gel! Derdin.


    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin
    Ardında hüznün kaldı.
    Hasretin kaldı göklerde.
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    Muhammed rasulullah demeye
    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

    Sonra günler ay,
    Aylar yıl oldu.
    Ve asırlar oldu
    Sensizliğe açtık gözlerimizi.
    Ama sen bırakmazsın bizi.
    Sen varsın ey şehitlerin sultanı
    Sen varsın!
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
    Ne anam var ne babam...
    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .


    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
    Bırakma bizi ki; Allah;
    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
    Bırakma bizi!
    Hayatı seninle öğretti Rahman.
    Kulluğu seninle tanıdık.
    Duayı senden öğrendik sevgili!
    Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
    "Kardeşcik" dedin ona,
    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
    Bizler Ömer değiliz ama
    Bütün dualarımız senin için

    Ey Rabbimiz!
    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
    O'na binler salat, binler selam!
    Habibine Makam-ı Mahmut'u ver
    O'na vesileyi lutfet.
    O'nu refik-i Âlâya yükselt
    Bizi de affet
    O'nun hatrına affet
    Zatının hatrına Affet.
    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. 2006-11-21
    Sen Gidince Efendim

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
    Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
    Sen gitmiştin...
    Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
    Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

    Sevgili!
    Nasıl iltica edelim sana ;
    huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
    Ve duyurabilsin mi sesini!?.
    Efendim, duyar misin sesimizi?..

    Sevgili!
    Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
    hilal.
    Biz bir bakışının dilencisi,
    biz dolunay tutkunları,
    biz bayramı gözleyen oruçlar.
    Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
    Sen imrenme, biz ayıplanma.
    Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
    Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
    Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
    kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
    Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
    düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
    İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
    Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
    Sen gitmiştin...
    Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
    ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
    Sen gitmiştin...
    Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
    Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
    gönüller gölgelere düştü.
    Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
    dudak dudağa denizlerimiz kurudu
    ve sen gitmiştin efendim.
    Sen gitmiştin...
    Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
    Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
    kanlarımız sahralar doldurdu.
    Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
    kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
    Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
    hiç kâr elde edemedik.
    Aldandık, hep aldandık.
    Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
    Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
    Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
    sonra sevginin ne olduğunu...
    Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
    Vurgunlar yedik pes pese efendim...
    Ve sen gitmiştin.

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
    Hayırları söyleyip gitmiştin,
    biz ser işler olduk.
    Uzun uzun emellere kapıldık,
    kapılanıp kaldık umutların kapısında.
    Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
    baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
    Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
    böğrümüzde kaldı ellerimiz.
    Hanım idik halayık olduk;
    bay idik köle edildik.
    Sen gitmiştin...
    Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
    Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
    dönüşlerinin ahengini kırdılar.
    Bölük bölük kadınlarımız,
    grup grup erlerimiz,
    demet demet çocuklarımız,
    kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
    Ve sen gitmiştin efendim...
    Sevgili!
    Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
    prizmada.
    Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
    aşkın o aynanın cilası idi hani.
    Güzelliğin olmasa efendim,
    aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
    aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
    Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
    durmuştu efendim...
    Ve sen gitmiştin...
    Sevgili!
    Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
    Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
    Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
    Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
    "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
    Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
    Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
    Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
    dostumuz düşman içinde.
    Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
    Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
    Sana muhtacız!..
    Sana en fazla muhtacız.
    En fazla sana muhtacız.
    Uyandır bizi uykumuzdan...
    Gel ey sevgili!
    Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
    Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
    Sana muhtacız...

    Sana en fazla muhtacız...

  3. 2006-11-21
    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,

    Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,

    Merak ediyorum neler yapacağınızı...

    Biliyorum ama

    Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı,

    Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,

    Ve inandırmaya çalışacağınızı,

    Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;

    Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.

    Fakat söyleyin bana,

    Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde,

    Onu kapıda mı karşılayacaksınız?

    Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle,

    Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp

    Yerine Kur'anı mı koyacaksınız?

    Peki hala Amerikan filmlerini seyredecek misiniz televizyonda?

    Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle,

    O size kızmadan önce?

    Kimbilir? belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz,

    Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi...

    Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?

    Ve bunun yerine ortalığa,

    Kitaplarınızın raflarında tozlanmış,

    Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?

    Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?

    Yoksa teleşla ne yapayım diyerek,

    Sağa sola mı koşturacaksınız?

    Merak ediyorum:

    Eğer Peygamber Efendimiz,

    Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,

    Yapmaya devam edecek misiniz,

    Her zaman yaptığınız şeyleri?

    Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?

    Her yemekten sonra sofra duası etmeyi,

    Yine zor mu bulacaksınız?

    Hiç yüzünüzü asmadan,

    Oflayıp puflamadan,

    Her vakit namazınızı kılacak mısınız?

    Ya sabah namazı için,

    Sıcacık yatağınızından,

    Erkanden fırlayacak mısınız?

    Peki ya yine mırıldanacak mısınız,

    Her zaman söylediğiniz şarkıları?

    Ve okuyacak mısınız,

    Her zaman okuduğunuz kitapları?

    Peki bilmesine izin verecek misiniz,

    Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?

    Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?

    Şöyle diyelim ya da:

    Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz

    Peygamberi de?

    Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?





    Tanıştırmaktan onur
    duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla?

    Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,

    Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?

    Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,

    Onun kalmasını ister misiniz sizinle?

    Sonsuza dek, hep birlikte...

    Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,

    Ziyareti bitip gittiğinde?

    Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?

    Bilmek ve düşünmek,

    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse

    Yapacağımız şeyleri...

    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,

    Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,

    Merak ediyorum neler yapacağınızı ...
    İbrahim Sadri

  4. 2006-11-21
    Ben Böyle Olmamalıydım

    Ben, böyle olmamalıydım
    İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
    İçime bir ateş düşmeliydi
    Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
    Kendimden geçmeliydim sonra...
    Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
    Ama bunu kimse duymamalıydı,
    Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
    Ben böyle olmamalıydım
    Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
    Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
    Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
    Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
    Ben hep sana yormalıydım.
    Gece yıldızlarını serpince göre
    Seni görmek için uyumalıydım.
    Şarkılar kime söylenirse söylensin
    Sana diye dinlemeliydim.
    Türküler dolmalıydı odama,
    Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
    Selvi boylu yâr sen olmalıydın
    Kömür gözlüm ateşine düşeli
    Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
    Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
    Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
    Ama bunu kimse bilmemeliydi,
    Seni mahşere kadar saklamalıydım.
    Böyle olmamalıydım,
    Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma
    Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
    Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
    Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
    Haremde bir ikindi vakti
    Kem gözler çevrilince sana
    Ve vefasız eller uzanınca yakana
    İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
    Sen ötelere hazırlanırken,
    Öteler senin için süslenirken,
    Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
    Perdenin son kez kapanması gibi,
    Kapanmalıydı gözlerim.
    Sonra içime doğru gerilip,
    Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
    'Allah(C.C.) ' deyip,
    Düşmeliydim yere.
    Ama bunu kimse bilmemeliydi.
    Seni mahşere kadar saklamıydım.
    Ve mahşer günü...
    Uzaktan seni seyretsem.
    Sana yakın olmak için can atsam.
    Beni engelleseler,
    'Sen kim yakınlık kim? ' deseler.
    Ben ağlamaktan konuşamasam.
    Gözlerini çevirsen bana.
    'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.'
    Ve tebessüm etsen.
    Ama bunu kimse görmese,
    Seni ebede kadar saklasam.

    Dursun Ali Erzincanlı

  5. 2006-11-21
    yağmur
    Vâreden'in adıyla insanlığa inen Nûr
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından
    Rahmet vâdilerinden boşanır âb-ı hayat
    En müstesna doğuşa hâmiledir kâinat

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım


    Hasretin alev alev içime bir ân düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü


    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avâredir, yapayalnız ve kurak


    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım


    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü


    Bir güzîde mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sukûtu yâr, sevinci duâlar kadar derin


    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mâzide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım


    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü


    Melekler sağnak sağnak gülümser mâveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan


    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri


    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücellâ çehreni izleseydim ebedî
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım


    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Kâtil sinekler deldi hicâbın perdesini
    İstiklâl boşluğunda arılar nâdân düştü.


    Dolaşan ben olsaydım Sâve'nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedî aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyyâ bir şûlenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü


    Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım


    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü
    Sana meftûn ve hayran, sana râm olanlara
    Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü


    Bâdiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebvâ'da esen rüzgâr
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihâr
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya


    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryâdım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gurûrumu
    Bahîra'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım


    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adâletin kılıcı, kalkan düştü
    Mahkûmlar yargılıyor, hâkimler mahkûm şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü


    Firâkınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahûların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur hâneleri
    Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların


    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım


    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyârından püsküllü yalan düştü


    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billûr dudaklarından


    Madenî arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım


    Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü herşey sanki; âsûman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayalî
    Hazîndir ki, dertleri aşmaya ummân düştü


    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar, girdâbında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenîn
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin


    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melâl zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım


    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü


    Ay gibisin Güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyrâ'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekânın fırçasında solmayan resim senin


    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şâhikası gülümserdi yüzüme
    Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım


    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryân düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyân düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyân düştü


    Islaklığı sanaydı âhımın, efgânımın
    İçimde hicranımla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin


    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım


    Yağmur, sayrılığıma seninle dermâan düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz fermân düştü
    Silindi hayalimden bütün efsûnu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahmân düştü


    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nûrunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek


    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir semâ; sana muhtâçtır zemin
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım


    Kardeşler arasına heyhât, sû-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü


    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Nurullah Genç"

  6. 2006-11-21
    NAAT
    Seccaden kumlardı...
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip göklerde buluşan
    Ezanların vardı!

    Mescit mü’min, minber mü’min...
    Taşardı kubbelerden Tekbîr,
    Dolardı kubbelere “âmin!”

    Ve mübarek geceler, dualarımız,
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler, ki pırıl pırıl,
    Kandillerin yanardı.

    Kapına gelenler, yâ Muhammed,
    -Uzaktan, yakından-
    Mü’min döndüler kapından!

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
    İki dünyada aziz ümmet;
    Muhammed ümmetiydi.

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi...
    Nerde kaldın ey Resûl,
    Nerde kaldın ey Nebi?

    Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
    Çağlar ne çağlardı:
    Daha dünyaya gelmeden
    Mü’minlerin vardı...
    Ve bir gün, ki gaflet
    Çöller kadardı,
    Halîme’nin kucağında
    Abdullah’ın yetimi
    Âmine’nin emaneti ağlardı.
    Hatice’nin goncası,
    Aişe’nin gülüydün.
    Ümmetinin gözbebeği
    Göklerin resûlüydün...

    Elçi geldin, elçiler gönderdin...
    Ruhunu Allah’a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan
    Medine’ye göçerdin.
    Biz bu dünyadan nereye
    Göçelim, yâ Muhammed?

    Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
    Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
    Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
    Adına alışkın dudaklarımız!
    Artık, yolunu bilmiyor;
    Artık, yolunu unuttu
    Ayaklarımız!
    Kâbe’ne siyahlar
    Yakışmamıştır, yâ Muhammed
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
    Onu da yaralarlar kanadından,
    Gelse bir şefkat meleği...
    İyiliğin türbesine
    Türbedâr oldu iyi.

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan yarına,
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Âdem oğullarına!

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
    Fethedemedik, yâ Muhammed,
    Senelerdir.

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi...
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği!

    Bayram yaptı yapanlar;
    Semâve’yi boşaltıp
    Sâve’yi dolduranlar...
    Atını hendeklerden -bir atlayışta-
    Aşırdı aşıranlar...
    Ağlasın Yesrib,
    Ağlasın Selman’lar!

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Ne oldu, ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı, ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar, taşlar,
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar!

    Uçsuz bucaksız çöllerde,
    Yine, izler gelenlerin,
    Yollar gideceklerindir.

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir...
    Örümcek ne havada,
    Ne suda, ne yerdeydi;
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi!

    Şu kuytu cinlerin mi;
    Perilerin yurdu mu?
    Şu yuva -ki, bilinmez-
    Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
    Kuşlarını, bir sabah,
    Medine’ye uçurdu mu?

    Ey Abvâ’da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hâtıran, uyusun çöllerin
    Ilık kumlarıyla örtülü!

    Dinleyene, hâlâ,
    Çöller ses verir;
    “Yaleyl!” susar,
    Uğultular gelir.
    Mersiye okur Uhud,
    Kaside söyler Bedir.
    Sen de bir hac günü,
    Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
    Destan yap, ey şehir!

    Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
    Kureyş uluları, karşılarında
    Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
    Ali’nin önünde kapılar açılır,
    Ali’nin önünde eğilir surlar,
    Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
    Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
    Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
    Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı.

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler
    “Hû hû”lara karışsın âminler.
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,
    Yâ Muhammed, yarına;
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Âdem oğullarına!

    Yüreklerden taşsın
    Yine, imanlar!
    Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
    Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
    Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
    Kayışzâde Osman’lar
    Na’tını Galip yazsın,
    Mevlid’ini Süleyman’lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan’lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel, ey Muhammed, bahardır...
    Dudaklar ardında saklı
    Âminlerimiz vardır...
    Hacdan döner gibi gel;
    Mi’râc’dan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
    Hızır kanad, Cibril kanad;
    Nisan kanad, bahar kanad;
    Âyetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanad...
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilâl-i Habeşî sustuysa
    Ezânlarını Dâvûd okusun!

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Riyâ: Gösteriş
    Hıyanet: İhanet
    Mevlid: Doğuş, doğum (Süleyman Çelebi’nin Hz. Peygamberimizin doğumunu konu edinen ünlü eseri)
    Türbedâr: Türbe bekçisi
    Yaban: Yabancı
    Şimal: Kuzey
    Yaleyl: Ey gece
    Mersiye: Ölülerin arkasından okunan beyitler
    Mi’râc: Peygamber Efendimizin göğe çıkarak Allah’la görüşmesi mucizesi


    ARİF NİHAT ASYA (1904-1975)

  7. 2006-11-21
    Ey Rabbim!
    Sana “Sen” diye hitap edebilmek ne güzel!...
    Senin, Kainatların sahibinin, Yaratıcı’mızın
    Huzuruna “Ya Rabbi” diyerek ulaşabilmek ne güzel!...

    Allah’ım....
    Sana “Allah’ım”” diyerek seslenmek ne güzel!...
    Her an, her yerde sesimi işittiğini bilmek,
    Yardım istediğimde icabet ettiğini ve
    Benim gibi sayısız kuluna cevap verdiğini düşünmek ne güzel!...

    Ey Halık! Herşeyi mükemmel yarattığını görmek ne güzel!
    Yarattıklarını şefkat ve merhametinle sardığını,
    Tüm mahlukatına rızık verdiğini ve
    Onların işlerine ve gönüllerine vekil olduğunu düşünmek ne güzel!...

    Rabbim!..Beni ve kardeşlerimi,
    Rahman ve Rahim sıfatınla sevginle yaşat ve öldür...
    Rabbim!...Canımı verdiğin ve alacağın günler için,
    Nefes aldığım ve rızkınla doyup barındığım için,
    Sana hamd ve selam olsun...
    Günahlarımla vardım huzuruna,
    Merhametinle yıka beni Kevser Havuzu’nda...
    Ve tertemiz yaklaştır beni, Sonsuz Rıza’na....

  8. 2006-11-21
    GÜL-Ü MUHAMMEDİ

    Hiç bir an unutmadım seni ben ey Sevgili,
    Sönmez içimde tutuşturduğun iman ateşi,
    Hep canlıydı gönlÜmde ki o hidayet Ümidi,
    Kalbimde solmayacak o GÜlÜ Muhammedi.

    Seni tanıdım gÜnden beri senindir kalbim,
    Huzur ile mutluluğa doygundur bu kalbim,
    Karanlıktan nurunla aydınlandı bu kalbim,
    Sen gÜneşin,aydınlandı seninle bu kalbim.

    Yaratılıp tÜm alemlere sen rahmet kılındın,
    BÜtÜn kullara yol gösteren rehber kılındın,
    O son Peygamber,Hatem-Ül Enbiya kılındın,
    Kurtuluş yollarına sen, mihmandar kılındın.

    Ardından gelen kullara tÜm yollar asan olur,
    Senin gittiğin yolda ki tÜm tuzaklar bozulur,
    Burada sana uyan kul,cennette komşun olur,
    Hem dÜnya da hem ahret de kurtulmuş olur.

    Seni anan bir gönÜlde ne acı ne de tasa olur,
    O kokunu duyan insanın içi gÜl gÜlistan olur,
    O gÜl yÜzÜn kalbimiz de açar gonca gÜl olur,
    Sen kalplerimize girince cennet bahçesi olur.

  9. 2006-11-21
    Ben, böyle olmamalıydım


    İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.

    İçime bir ateş düşmeliydi

    Ayaklarımın feri kesilmeliydi.

    Kendimden geçmeliydim sonra...

    Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda

    Ama bunu kimse duymamalıydı,

    Seni, mahşere kadar saklamalıydım.

    Ben böyle olmamalıydım

    Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur

    Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa

    Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.

    Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan

    Ben hep sana yormalıydım.

    Gece yıldızlarını serpince göre

    Seni görmek için uyumalıydım.

    Şarkılar kime söylenirse söylensin

    Sana diye dinlemeliydim.

    Türküler dolmalıydı odama,

    Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses

    Selvi boylu yâr sen olmalıydın

    Kömür gözlüm ateşine düşeli

    Senin için söylenmiş söz olmalıydı.

    Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice

    Bir keman, incecik çığlık olmalıydı

    Ama bunu kimse bilmemeliydi,

    Seni mahşere kadar saklamalıydım.

    Böyle olmamalıydım,

    Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma

    Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,

    Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.

    Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.

    Haremde bir ikindi vakti

    Kem gözler çevrilince sana

    Ve vefasız eller uzanınca yakana

    İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.

    Sen ötelere hazırlanırken,

    Öteler senin için süslenirken,

    Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,

    Perdenin son kez kapanması gibi,

    Kapanmalıydı gözlerim.

    Sonra içime doğru gerilip,

    Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,

    'Allah(C.C.) ' deyip,

    Düşmeliydim yere.

    Ama bunu kimse bilmemeliydi.

    Seni mahşere kadar saklamıydım.

    Ve mahşer günü...

    Uzaktan seni seyretsem.

    Sana yakın olmak için can atsam.

    Beni engelleseler,

    'Sen kim yakınlık kim? ' deseler.

    Ben ağlamaktan konuşamasam.

    Gözlerini çevirsen bana.

    'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.'

    Ve tebessüm etsen.

    Ama bunu kimse görmese,

    Seni ebede kadar saklasam.




  10. 2006-11-21
    İLAHİ AŞKA VESİLEM SEN OL!
    Ninnilere çoktan bıktı bebek gönlüm.
    Sütlerin üstünde ki kaymağı yoktan çekip tattı gönlüm.
    Derdimi ona anlatamadım!
    Baktıkça kendimi buldum.
    Zümrüt gözlüm...
    Meçhulde yürüyenler göre kefenlenmeden gömülürüm!
    Aşkı dilinden kalbine geçiremeyenlere göre de sürünürüm!
    Nerde o günler !
    Hayalimden başka nerede görürüm!!!
    İlahi Aşka Vesilen Sen Ol!
    Şu dikenli dertlerimi kalp gözünde ki bakışınla yol!
    Düşüncelerin incinmesin,
    Nasırlı duygularda bile bahtiyar ol1
    En neşeli anımda ki terk edilişime;
    Tercih ederim
    Kötü anımda ki bana verdiğin teselliye...
    Gözüm gözümde olsada hasretim bakışına,
    Şu Gökhan'ın yaslı tasasına,
    Vesile-i sabır ol ALLAH aşkına!
    Bir müzik ritmiyle dolaştım zamanında;
    Samsun dağların da...
    Bir seçenek daha koydum bahtıma,
    Nefes darlığı çeksem de;
    Maltepe yokuşların da...
    Şumısralarımı okuyup anlarsan!
    Köle olurum!!!
    Beni aşan yakut duygularına...

  11. 2006-11-21
    Allah için sev..
    Çünkü sevgiliyi hatırlatmayan hiçbir şey anlamlı değildir.
    İşte o zaman kıyamet kopar.
    Kısacası güzelim,
    Kalbinle göğe bak, gözlerinle değil.
    Gözlerinle yaşama ne olur.
    Bak hayvanlar bile içgüdüleriyle yaşar gözleriyle değil.
    Gözün seni gördüğün her şeyde aldatır. CESARET gülüm cesaret
    Kötülükler,
    Niçin mi yaratıldı?
    Sen olsan hep iyilik yaratır, kötülüğe izin vermezdin öyle mi?
    Seninkisi de korkaklık be güzelim!
    Kötülüğe izin verecek cesaretin yok senin.
    Kötülükleri iyiliklere çevirecek gücün yok da, o yüzden kaçıyorsun kötülüklerden.
    Ama unutma ancak güçlüler cesurdur.
    Hiçbir şeyden çekinmezler.Kötülükten bile.
    Kötülükle yapacağın savaşı kazanmaktan emin değil misin yoksa?O yüzden mi barış, iyilik, güzellik özlemi duyuyorsun.
    Evet, haklısın.
    Allah kötülüğü yaratmayabilirdi.Ama O kötülüğü yaratma cesaretini gösterdi de yarattı.
    Onu kendin gibi zayıf mı zannediyorsun?
    Kaldı ki sen alemin zıtlık sırrını henüz keşfetmiş de değilsin.
    Düşün işte...
    Sen ve ben...
    Bana senelerdir yaptığın kötülükler değil midir?
    Beni aşk vadilerinde koşturup bana aşkın inceliklerini öğreten...
    Senin ihanetlerin değil midir beni sadakatin hayal bile edilemeyen yüceliğine çıkaran.
    Sen kaçmasan ben nasıl koşabilirdim?
    Gülün nazı olmasa, acı çektirmese bülbüle, nasıl böyle güzel ötebilirdi?

    Sen kötülükten korkuyorsun gülüm!
    Kötülüğü göğüslemeye cesaretin yok.
    Kaçıyorsun kötülükten.Üzerine gidecek güç yok sende...
    Ama O öyle mi?
    İyiliği de yaratır kötülüğü de
    Güçlüdür çünkü.İstediği zaman kötülüğü ortadan kaldırabilir O
    O öyle cesurdur ki!
    Sen gördüğün birkaç kötülükten dolayı dünyadan kaçarken
    O dünyaya ve O’nun kötülüklerine binlerce yıldır tahammül ediyor.
    Nasıl katlandığını merak ediyorsun değil mi?
    Aşkla tabi ki.
    Allah; aşık olduğu birkaç insan için katlanıyor dünyaya.
    Bak şu sevgililere...
    Nasılda her şeyi bir kenara atmış aşk içinde yüzüyorlar.Şu anda onlar için ne yer var ne de gök.
    Nefes alıp verdiklerinin bile farkında değiller.
    Ne iyilik var onlar için ne kötülük...
    Felsefi problemlerin zerresi yok akıllarında
    Görüyorsun işte:
    Aşk akla haddini bildirmiş
    Akıl kim ki aşk sarayına girsin?
    Onun görevi aşk sarayının kapısında oturup bekçilik yapmaktır.
    Allah için dünyanın değeri nerden geliyor biliyor musun?
    Muhammed’e duyduğu aşktan.
    O en büyük aşkını Muhammed’le yaşıyor.
    Neden mi O’nunla?
    Bir düşün...
    Miraç’a çıkmış, bütün manevi basamakları geçmiş, melekleri geride bırakmış.
    Sonra da dünyaya yani kötülüğün, ihanetin, ikiyüzlülüğün olduğu şu geri dünyaya inmiş.
    Yani dünyaya katlanmış...
    Yani O’nu göğüslemiş...
    Niçin mi?
    Sevdiğini sevdirmek için.
    Nelere mi katlanmış?
    İftiralara, savaşlara, yalanlara
    Bunu nasıl yapabildi sanıyorsun?
    Aşksız katlanabilir mi bunlara?İşte bu yüzden de Allah bu dünyaya katlanıyor:
    Yani Onun için, Muhammed için
    O’nun sesinin, O’nun sevgisinin varolduğu bir dünyayı Allah yok eder mi?
    Aşka yakışır mı bu?
    Ama...
    O’nun adı, ruhu ve hakikati kainattan çıksa,
    İşte o zaman kainatın anlamı kalmaz
    Düşün bir kere
    Kalbinde ki tüm basit arzular, istekler, bağlılıklar
    Gözlerinden yol bularak girmedi mi kalbine.
    Tüm bunların suçlusu göz değil de nedir?
    İsa demiyor mu “Gözüm ruhumu çalan bir hırsızdır” diye?
    Neye şaşırıyorum biliyor musun?
    Bana bazen “Bırak artık Allah’ı” diyorsun ya...
    Gülüm;
    Ben O’nu bıraksam
    O beni bırakmaz.
    Ben O’nu aklımla bulmadım ki aklımla terk edeyim.
    Aşkımla buldum O’nu.
    Akılda tutulan unutulur doğru
    Ama kalpte sevilen...
    Niçin diğer insanlar gibi değilsin öyle mi?
    Niçin olasın ki?
    Allah öyle bir sanatçıdır ki iki yaprağı, iki taşı iki tozu bile tıpatıp aynı yaratmaz.
    Sanatçı hiçbir zaman tekrar yapmayandır.
    Sen çoklukta boğulmuşsun.
    BİR’e gel güzelim.
    Sen bana insanlar niye farklı diyorsun.
    Halbuki evrende bir insan var, ikinci bir insan yok ki
    Şu gördüklerin o bir insanın farklı aynalarda ki yansıyışları sadece.
    En mükemmel ayna kim biliyor musun? MUHAMMET...
    Şu gördüğün insanlar birer petek ise,
    Muhammed o peteklerden süzülmüş olan baldır.
    Her insanın hakikati istisnasız Hz. Muhammed’de vardır.
    Bu yüzden de O bütün insanlara gönderilmiştir........

    Güncelleme : 2007-02-23
  12. Gelin namaz kılalım
    Gelin namaz kılalım, kalbden pası silelim,
    Allaha yaklaşılmaz, namaz kılınmadıkça!

    Nerde namaz kılınır, günahlar hep dökülür,
    İnsan, kâmil olamaz, namazı kılmadıkça!

    Kur’an-ı kerimde Hak, namazı çok medh etdi,
    dedi sevmem kişiyi, namazı kılmadıkça!

    Bir hadis-i şerifte: İmanın alameti,
    insanda belli olmaz, namazın kılmadıkça!

    Bir namazı kılmamak, ekber-i kebâirdir,
    tevbe ile afv olmaz, kazâsın kılmadıkça.

    Namazı hafif gören, imandan çıkar hemen,
    olamaz o, müslüman namazın kılmadıkça!

    Namaz kalbi temizler, kötülükten men’eder,
    münevver olamazsın, namazın kılmadıkça!

  13. YA RASULALLAH
    Firkatin acısına can dayanmaz,
    Bir gece geliver , Ya Rasulallah.
    Tabibler yarama çare bulamaz,
    Derdimin dermanı , Ya Rasulallah.

    Kalplerin bağı , gönlÜmÜn huzuru,
    Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu,
    YÜzÜn gÜneş , rayihan gÜl kokusu,
    Sen ayın ondördÜ , Ya Rasulallah.

    Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin,
    Ulvi bir nasip , yegane rehbersin,
    HÜrmetle beklenen gÜl misafirsin,
    Sen bahar mÜjdesi , Ya Rasulallah.

    Ilgıt ılgıt esersin gönÜllerde,
    Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde,
    Sevgin bÜyÜdÜ , devleşti kalplerde,
    Sevgini çok görme , Ya Rasulallah.

    Yoktur mislin , vÜcud-i mÜbareksin,
    Gidilecek yol , en parlak çizgimsin,
    Ummanlar gibi en derin fikrimsin,
    Salat , selam sana , Ya Rasulallah.

  14. AFFEDERMİSİN ALLAH'IM

    Yüklensem günahlarimi sirtima
    Tüm mahcubiyetimi alsam yanima
    Biraz da utanc duyarak kapina
    Gelsem affeder misin Allah´im ?..
    Gözlerim dolu yaslarla
    Günahlarimin verdigi pismanlikla
    Ama beni affedecegin umuduyla
    Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
    Verecegim hesabin korkusuyla
    Benden geriye kalmis günahlarin tortusuyla
    Ama Rabbim sana duydugum büyük askla
    Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
    Hatalarimi bilsem de bas koydum yoluna
    Sen cok affedicisin bagislayicisin ama
    Benim de günahlarim cok fazla
    Böyle iken Gelsem kapina affeder misin Allah´im?..
    Belki yüzüm yok gelmeye
    Ama baska yerim yok gitmeye
    Kalbimde ki sonsuz sevgimle
    Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..

  15. yalvarırım mevlam sana

    Bizi bu nefse ezdirme
    Onun peşinde gezdirme
    Hizmet yolundan bezdirme
    Yalvarırım mevlam sana

    Nefsin şerrinden kaçarak
    Huzurunda alçalarak
    Elim semaya açarak
    Yalvarırım mevlam sana

    Geceler dua ederek
    Göz yaş ile hu diyerek
    Her nimete şÜkrederek
    Yalvarırım mevlam sana

    Ağlayarak inleyerek
    Aşk ile göz yaş dökerek
    Hakk ismini zikrederek
    Yalvarırım mevlam sana

  16. FARAN DAĞLARINDA AÇAN SEVGİLİ

    Selam sana nazlı Nebi
    Selam sana gözbebeği
    Mevla'nın kudretiyle selam.

    Selam sana nur-i dilara
    Selam sana Hakk habibi
    Rahman'ın kudretiyle selam.

    Selam sana Andelib_i Zişan
    Selam sana Muhammedi
    Cebrail'in yüreğiyle selam
    İbrahimce selam sana
    Rahimce selam sana
    Gafurca selam.

    Selam sana ey yetimler padişahı
    Selam sana Ahmedi nefesli yar
    Eyyupça selam sana
    Selam sana ya Habiballah
    Selam sana ya Nebiallah
    Selam sana ya Resulallah.

    Ya Resulallah
    Sen, sevmek için istenen
    Can, dudakta istenen
    Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
    En güzel çiçeğisin.

    Cemre gibi düştün kainatın kışına
    Bahar, senin elinde doğdu
    Senin elinle indi toprağa
    Öyle bir sevildin ki
    Candan aziz bilerek
    Uğruna can verildi
    Ama bu, ölüm değildi
    Adını bir kez anan
    Bir kez gönülden anan
    Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
    Şimdi biz de seni anıyoruz
    Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni
    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili

    Fecre
    On geceye
    Her şeyin çiftine ve tekine
    Akşamın alacakaranlığına
    Kararıp bürüdüğü zaman geceye
    Açılıp aydınlattığı zaman
    Gündüze and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok
    Sen, en son peygambersin.

    Beni ilk öksüz oluşun vurdu
    Yetim kalışın yaraladı önce
    Elden ele dolaşmıştın
    Herkesin gözbebeğiydin

    Ama mahzun
    Ama kederli
    Bir yanın arşa kadar azamet
    Bir yanın ürkek

    Mekke akşamları yanar
    Verdiğin her nefeste
    Ve gökten inen bir sesle
    Allah korumasına alır.

    Senin derdin Allah'tı
    Hüznün kederin Allah
    Senin dostun Allah'tı
    Sana en yakın Allah.

    Biz seni göremedik ya Resulallah
    Uhud Dağı'nı seyrettik
    Okçular tepesinden bir sabah
    Bir Medine sabahında
    Uhud'u seyrettik
    Seni göremedik
    Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
    Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
    Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
    Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
    Seni öyle seviyordu ki
    Tenine bir dikenin batması bile
    O kalbi durdururdu.

    Biz seni göremedik ya Resulallah
    Uhud'u gördük bir sabah
    Malik bin Sinan olamadık
    Mübarek kanının, kanına karıştığı
    Malik bin Sinan sanki oradaydı
    Ve inemedik okçular tepesinden
    Sanki sen inin demeden inersek
    Uhud tekrar cehenneme dönerdi.

    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili
    Güneşe ve onun ışığına
    Ardından gelmekte olan aya
    Onu ortaya koyan gündüze
    Onu bürüyen geceye
    Göğe ve onu meydana koyana
    Yere ve onu yayana and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok
    Sen, en son peygambersin

    Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
    Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
    Mesafelerden usandım ya Resulallah
    Sana sesleniyorum

    Alemlere rahmetsin
    Seslenince yanımdasın
    Burdasın
    Günahkarım

    Ama sen günahkarların umudusun
    Temizle beni ya Resulallah!
    Temizle beni ya Resulallah!
    Temizle beni ya Resulallah!

    Mescid-i Nebevi'de gördüm
    Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
    "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
    Buyurmuşsun
    İçimde her şey üşür
    Rüzgar üşür
    Yağmur üşür
    Dua üşür
    Melekler üşür
    Isıtırsan bir sen ısıtırsın
    Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
    Ey ban u cihan
    Yorgunum
    Güçsüzüm
    Çaresizim
    Sen çaresizlerin yardımcısısın

    Yüreğimi koşturdum
    Sana doğru
    Çatlarcasına koşturdum
    Kimseye hakkım yok
    Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
    Ben bir davalıyım
    Tükendim ya Resulallah
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et...


  17. HÜZÜN GÜNLERİ
    Hani söz vermistik alem-i ervah'da!...
    "Bela" demistik "Enestu bi Rabbikum?" sualina,
    Yaratici, rizik verici ve yegane kanun koyucu olarak
    Allah'dan baska Ilah, önder olarak da O'nun
    Resul'ünden baskasini tanimayacaktik.

    Hani söz vermistik!... Hani söz vermistik Erkam'in evinde!
    Hangi sart ve ortamda olursa olsun Ilayi Kelimetullah
    Misyonunu yürütecek, nusibetlerden yilmayacak,
    Hiçbir tehditten korkmayacak, gerekirse ölümlerin
    En güzeline talip olacaktik.

    Hani söz vermistik akabe tepesinde!
    Kendimizi ve ailemizi korudugumuz gibi kanimizla,
    Malimizla ve canimizla koruyacaktik Resulullah'i.
    Hani söz vermistik akabe tepesinde!
    Dogru olan herseyde Resul'e itaat edecektik.
    Rabbani davayi elden ele, gönülden gönüle,
    Balçikla sivanmayan hakikat günesini cihadsiz
    Ve sehadetsiz burakarak lekelemiyecektik.

    Hani söz vermistik Medine'de!...
    Hani söz vermistik dünya kardesliginin en güzel
    Tesekkül etmeye basladigi Medine'de!
    Kiyamet'e kadar tüm Müslümanlar kardes olacakti
    Ve bizler, ve bizler muhakkak ki "Müslümanlar kardestir"
    Ferman-i Ilahisine gönülden baglancak, vücüdun
    Azalari gibi birbirimizin derdiyle dertlenip,
    Sevinçlerimize ortak olacak, "Komsusu açken tok yatan
    Bizden degildir" düsturuna, evrensel komsuluk bildirisine
    Kardesligin en atesî olarak bakacaktik.

    Hani söz vermistik Ridvan'da!...
    Basimizi tutamayan elerimizi kökünden kurutacaktik.
    Nemlenmemis bir gözü, yaralanmamis, çile çekmemis
    Bir bedeni Mevla'ya sunmayacaktik.
    Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen bir günü
    Yasanmamis kabul edip, dogarken nisanlandigimiz
    Ölümle cihad masasinda, sehadet gömlegini giyerek
    Nikahlanacagimiz günün hasretiyle yanip tutusacaktik.

    Hani söz vermistik ayaklarimizi vura vura Mekke'ye girerken!
    Dinime, namusuma dil uzatan zalimler tekrar is basina gelirse,
    Mukkades beldelere Ebreheler tekrar saldirirsa,
    Bizde kanatlanip Mevla'mizin Ebabil kuslari
    Olmaya talip olacaktik.

    Hani söz vermistik Veda Hacc'inda Resulullah'a !
    Cahilliye adetlerini birdaha diriltmemek üzere
    Kökünden kurutacaktik.
    Miras burakilan emanetlere simsiki sarilacak,
    Ahkam-i Kur'anniye'yi tüm dünyaya hakim kilacaktik.

    Ahde vefa gösteremedik Allah'im!
    Zihinlerdeki hatirasini çoktan silmistik...
    Sehadet mi?... Çok uzakti bizden...
    Tanimiyorduk onu... Sözlüklerimizden bile
    Çikarmistik...Çile çekmeye yaklasmadik..
    Öyle egildik, öyle egildik ki dogrulacak ne bir belimiz,
    Kaldiracak ne bir basimiz kaldi...

    Utaniyoruz Allah'im!
    Nemlenmemis bir gözle, yara almamis bir bedenle
    Huzuruna varmaya utaniyoruz...
    Ahde vefa gösteremedik Allah'im, bunu biliyoruz...
    Ama sunuda biliyoruz ki rahmet deryanda
    Ufacik bir damlayiz...
    Yüzümüz yerde ama........


    Affet Allah'ım!!...
    Affet!

  18. Kal’a gibi dik başın bulutlarla yarışsın.
    Dalga dalga saçların rüzgarlara karışsın.

    Adını nakşedelim, eski-kadim surlara
    Sesini haykıralım asırdan asırlara

    Savletinden titresin yeniden Doğu, Batı
    Ve kurulsun ebedi Allah’ın saltanatı

    Ufukları kaplasın bayraklarımız al al
    Göklere zaferini çizsin vahşi bir kartal

    Kahramanlar büyüsün masalda dev misali,
    Eğilsin öpsün gökler canım nazlı hilalli.

    Ordularım yeniden Tuna’ya akın etsin
    Bir yıldırım çıksın da uzağı yakın etsin.

    Selam dursun karşımda bütün şerefler şanlar,
    Namını tebcil etsin, yıldızlar, Kehkeşanlar.

    İçimde hiç sönmeyen bir fetih sevdası var,
    Yavuz gibi diyorum: Bir dünya insana dar!

    Bir seda duymak için, sahralara düşmeyim,
    Helal olsun bu yolda varım yoğum her şeyim.

    Volkan gibi lav atmış, ne susmuş ne sönmüşüm,
    Ben fikir uğruna çılgınlara dönmüşüm.

    Bir deha bekliyoruz, gençliğe mihrap olsun,
    Ruhları tutuşturan bir ateş mihrak olsun.

    Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar
    Kahrolsun Hak dururken yabancıya tapanlar

    çık nerdesin zuhur et, biz seni bekliyoruz
    Yıllardır yollarında, yorgun emekliyoruz

    Musa ol Hakka yüksel, tecelli et de Tur’a
    Zulmet yıkılsın gitsin, cihan gark olsun Nura

    İstiyorum yeniden bir hilkat istiyorum
    Ne hayal ne kuruntu, hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum…

  19. 2006-12-10
    Peygamber Muhammed'e
    Sevinç sevinç berraklık
    Yıldız yıldız parlaklık
    O ki bir dağ pınarı
    Bulutlar üstü aklık

    Yücelikler eşiği,
    Yamaçlar, loş kuytular.
    Melek sallar beşiği,
    Nur içinde uyuklar...

    Semada bir coşkunluk
    Dar geçitler vadiler...
    Her pınar oluk oluk,
    O pınar'a erdiler.

    Nefesiyle yeşermiş,
    Çimenler ve çiçekler.
    Gümüş ışıklar sermiş,
    Onun yolunu bekler.

    Pınarlar haykırıyor:
    "Sakın bırakma bizi!
    Çöller kızgın, akmak zor,
    Kum yutar hepimizi."

    Peki, der Dağ pınar'ı
    Toplayıp pınarları.
    Kabarır, coşar, taşar
    Yeni ülkeler aşar.

    Doğar geçtiği yerde
    Şehirler, mamureler
    Nakışlar mermerlerde,
    Alev uçlu kuleler.

    Bağlılarını taşır,
    Eteğin Rahman'a...
    Yürür, gider,karışır
    O ilahi Ummana..."

    GEOTHE

  20. 2006-12-22
    GERÇEK DOST

    Geceymiş ben gündüz sandım,
    Ateş böceklerini yıldız sandım,
    Bir kabus görmüşüm uyandım,
    Huzura Gerçek Dost ile vardım.

    Dünyayı gerçek sanıp aldandım,
    Mavisi yeşilinde gaflette daldım,
    Şu ömrüm bitmez ebedi sandım,
    Gerçek Dosta gözümü kapadım.

    Nefis verildi insana ama bir de akıl,
    Nefis şımartıldı susturuldu hep akıl,
    Hep nefsi dinledi, şeytana uydu kul,
    Gerçek Dosta değil nefsine oldu kul.

    Sensiz yapılanlar yıkıldı anlamadım,
    Bütün tatların tadı kaçtı anlamadım,
    Tüm güzeller çirkin oldu anlamadım,
    Gerçek Dostu sağır olup duyamadım.

    Her nefes de hayatı yeniden vermişsin,
    Ben kördüm, bu gerçeği görememişim,
    İnsan olabilmenin sırrına erememişim,
    Gerçek o Dosta gerçek kul olamamışım

  21. Sözün Acıydı

    Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
    Yedi uzun yıl geçerek
    Yedi yıl dolaştın durdun...

    İçimden bir his şöyle diyor:
    Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
    Sabahleyin git kente
    İliklenmiş ceketinle
    Bir dam ara
    Ve bir arkadaşın çalarsa kapını
    Aç! Haaa...Açma...
    Yine de ört hislerini

    Rastlarsan ana babana
    İstanbul'da ya da başka bir yerde
    Yürü git yabancı gibi
    Yok ol köşede
    Tanıma!
    Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
    Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü
    Yine de gizle, ört hislerini

    İşte burada ye şu eti, çekinme
    Git rastgele bir eve yağmur yağınca
    Otur bir sandalyeye
    Ama çok kalma
    Şapkanı da unutma
    Söylüyorum sana
    Ört hislerini

    Ne söylediysen bir daha söyleme
    Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma
    Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
    Kimsenin yanında bullunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
    Nasıl yakalayabişlirler seni
    Ört hislerini...

    Dikkat! Ölümü düşündüğünde
    Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten
    Üzerinde bir yazıyla seni eleveren
    Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran
    Bir kez daha, son bir kez daha
    Ört hislerini...

    Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını
    Bu yüzden kendime dikkat ediyorum
    Yolda yürürken önüme bakıyorum
    Ve korkuyorum her yağmur damlasından
    Sanki beni ezeceklermiş gibi...

    Sen yine de bana bakma
    Ne giydiğini yaz bana
    Sıcak tutuyor mu?
    Uyuduğun yeri yaz bana
    Yumuşak mı?
    Nasıl göründüğünü yaz bana
    Yüzün aynı mı?
    Sorulardır sana bütün verebildiğim
    Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
    Yorgunsan uzatamam elimi
    Ya da açsan besleyemem
    Sanki bu dünyada hiç yokmuşum
    Unutmuşum gibi seni...

    Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
    Yedi uzun yıl geçerek
    Yedi yıl dolaştın durdun...

    Dursun Ali Erzincanlı

  22. 2007-01-21
    72 - Naatlar Dini Şiirler

    Gül kokuna hasretiz


    Ya Muhammed, bu gece teşrif ettin dünyaya
    Gelişinle son verdin ,karanlık heyulaya.


    Ne zulmetler son buldu,Kisra ateşi söndü
    Sayenizde efendim,karanlık ,güne döndü.

    Emaneti koruyan,Muhammedül-emindin
    İtimadın kalesi,Sen en sağlam Yemindin.

    Yetimdin,kimsesizdin,kimsesizler kimsesi
    Şefkatle uzanan el,Hak yolunun gür sesi.

    Allah,Kitap bilmezdik,Karanlığı severdik
    Doğru yola gelmezdik,Put`umuzu överdik.

    Nefislerin mahkumu zincirli kölelerdik
    Senin nurlu yolunda,şükür kulluğa erdik.

    Allah gönderdi Seni, beşer şaşmasın diye
    Bir daha sapkınlaşıp,haddi aşmasın diye

    Habibullah Muhammed son Nebi,son Peygamber
    Gel,Gör ne hallerdeyiz,sesimize cevap Ver.

    Unuttuk öğretini,öğretini unuttuk
    Hakkı yerlere attık,batılı üstün tuttuk.

    Adı barış dinini ,terörle anıyorlar
    Ümmetin karanlıkta,ışığı arıyorlar.

    Herkes kendi halinde kurtarıyor gemiyi
    Vahşete yollanırken eskitiyor yeniyi.

    Rehbersin Sen ya Resul,terkettik Hadisini
    Bıraktık elimizle,BİR ALLAHın ipini.

    Gül kokuna hasretiz,Ebu cehil hortladı
    Zalimin zülmü devam,BİR ALLAH tan korkmadı.

    Yoluna set çektiler,ümmetin gelemiyor
    Canı kıymetli oldu,yolunda veremiyor.

    Batılın oyuncağı,ümmetinin hanesi
    Evimizde gürlüyor,Şeytanların bet sesi .

    Ezanlar batar oldu,kulaklara ezanlar
    Küfrü savunur oldu,köşelere yazanlar.

    Sadece künyelere İslam diye yazıldık.
    Garip kaldık ya Resul,haramlara ezildik.

    Kur`anın ışığında kurtuluşun müjdesi
    Elbette rehberimiz,Muhammedin gür sesi .

    Şefaatini gönder umutsuz ümmetine
    Muhtacız Peygamberim,muhtacız Himmetine.

    Sen canımdan azizsin,anam babamdan önde
    “canım arzular seni”,ruhum hapis bu tende.

    Seni sevmek ya Resul,yolunda yürümektir,
    Senden habersiz olmak,yaşarken çürümektir.

    “Cihad “desem ya Resul ,ürkerler kelimeden
    Kurtar bizi ya Resul,ömrümüz erimeden.

    Gül kokundan uzakta,ne huzur var ne rahat
    Bu garip ümmetine,eder misin şefaat?

    Güncelleme : 2007-02-23
  23. 2007-02-04
    Gülleri serdim yüreğime birer birer
    Hepsinde senin nurun vardı
    Ellerimi kaldırdım gökyüzüne
    Bir kez görmek için seni
    İçimde hissetmek için seni
    Gözlerimi kapadım dünyaya
    Seni sevmek Kerimim
    Hayatın en güzel adıydı

    Sonra gözyaşlarım boşaldı günahların toprağına
    Nasıl başa çıkardım bilmiyordum
    Binlerce secde etsem
    Ödeyebilir miydim hakkını

    Binlerce gün oruç tutsam
    Şu gören gözlerimin
    Hakkını ödeyebilir miydim?
    Bilirim
    Tövbeleri kabul edersin Kerimim
    Öyle bağışlayıcısın ki
    Öyle yücesin ki
    Dillerimden dökülen milyonlarca söz anlatamaz büyüklüğünü
    Teksin
    Eşin yok bu dünyada
    Dağları taşları, evreni yaratan yüceliğin
    Ve bu dünyadaki bir karıncayı dahi düşünen Kerimim
    Bizi düşünmez misin?
    Sen her şeye kadirsin
    Bu dünyanın en güzel anı
    Seni düşünerek yapılan içten bir dua
    Ama yetmez
    Çünkü senin hakkını ödemek çok zor


  24. Seccaden kumlardı...

    Seccaden kumlardı...
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip göklerde buluşan
    Ezanların vardı!

    Mescit mü'min, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden Tekbir,
    Dolardı kubbelere "amin!"

    Ve mübarek geceler, dualarımız,
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl,
    Kandillerin yanardı!
    Hakkı Mahmut Soykal'ın ruhuna ithaf olunur



    Seccaden kumlardı...
    ....................................
    ....................................
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip göklerde buluşan
    Ezanların vardı!

    Mescit mü'min, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden Tekbir,
    Dolardı kubbelere "amin!"

    Ve mübarek geceler, dualarımız,
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl,
    Kandillerin yanardı!

    Kapına gelenler, ya Muhammed,
    Uzaktan, yakından-
    Mü'min döndüler kapından!

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    Muhammed ümmetiydi.

    Konsun -yine- pervazlara
    Güvercinler;
    "hu hu" lara karışsın
    Aminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    yoksulların sahibi...
    Nerde kaldın ey Resul,
    Nerde kaldın ey Nebi?

    Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;
    Çağlar ne çağlardı;
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı...
    Ve birgün, ki gaflet
    çöller kadardı,
    Halime'nin kucağında
    Abdullah'ın yetimi,
    Amine'nin emaneti ağlardı!

    Hadice'nin koncası,
    Aişe'nin gülüydün.
    Ümmetinin gözbebeği,
    Göklerin resulüydüm...
    Elçi geldin, elçiler gönderdin...
    Ruhunu Allah'a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke'de bunalırsan
    Medine'ye göçerdin.

    Biz dünyadan nereye
    Göçelim ya Muhammed?
    Yeryüzünde riya, inkar, hiyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    (Ebu Leheb öldü) diyorlar:
    Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
    Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlid'ine hayran kulaklarımız:
    Ne adlar ezberledi, ey Nebi,
    Adına alışkın dudaklarımız!
    Artık, yolunu bilmiyor;
    Artık, yolunu unuttu
    Ayaklarımız!
    Kabe'ne siyahlar
    Yakışmamıştır, ya Muhammed,
    Bugünkü kadar!

    Haset, gururla savaşta;
    Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
    Onu da yaralarlar kanadından,
    Gelse bir şefkat meleği...
    İyiliğin türbesine
    Türbedar oldu iyi!

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan yarına.
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına!

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir...
    Fethedemedik, ya Muhammed,
    Senelerdir!

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi...
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği!

    Bayram yaptı yabanlar:
    Semave'yi boşaltıp
    Save'yi dolduranlar...
    Atını hendeklerden -bir atlayışta-
    Aşırdı aşıranlar...
    Ağlasın Yesrib,
    Ağlasın Selman'lar!

    Gözleri perdeliyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti, ey Nebi
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun -yine- pervazlara
    Güvercinler;
    "hu hu"lara karışsın
    Aminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

    Ne oldu, ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı, ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar taşlar,
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar?

    Uçsuz bucaksız çöllerde,
    Yine, izler gelenlerin,
    Yollar gideceklerindir.

    Şu Tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir...
    Örümcek ne havada,
    Ne suda, ne yerdeydi...
    Hakkı göremiyen
    Gözlerdeydi!

    Şu kutu, cinlerin mi;
    Perilerin yurdu mu?
    Şu yuva-ki bilinmez,
    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-
    Kuşlarını, bir sabah,
    Medine'ye uçurdu mu?

    Ey Abva'da yatan ölü
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran, uyusun çöllerin
    Ilık kumlarıyla örtülü!

    Dinleyene hala,
    Çöller ses verir:
    "Yaleyl!" susar,
    Uğultular gelir.
    Mersiye okur Uhud,
    Kaside söyler Bedir.
    Sen de, bir hac günü,
    Başta Muhammed, yanında Ebubekir;
    Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü
    Destan yap, ey şehir!

    Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar...
    Kureyş uluları karşılarında
    Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
    Ali'nin önünde kapılar açılır,
    Ali'nin önünde eğilir surlar.
    Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de
    Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar...
    bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
    Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.

    Konsun -yine- pervazlara
    Güvercinler;
    "hu hu"lara karışsın
    Aminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,
    Ya Muhammed, yarına;
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına!

    Yüreklerden taşsın
    Yine imanlar!
    Itri, bestelesin Tekbir'ini;
    Evliya, okusun Kur'an'lar!
    Ve Kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın
    Kayışzade Osmanlar!

    Na'tini Gaalip yazsın,Mevlid'ini Süleyman'lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan'lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel, ey Muhammed, bahardır...
    Dudaklar ardında saklı
    Aminlerimiz vardır!..
    Hacdan döner gibi gel;
    Mi'raç'tan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
    Hızır kanad, Cibril kanad;
    Nisan kanad, bahar kanad;
    Ayetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanad...
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i Habeşi sustuysa
    Ezanlarını Davud okusun!

    Konsun -yine- pervazlara
    Güvercinler;
    "hu hu"lara karışsın
    Aminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler

  25. 2007-02-05
    Allah aşkı


    allah‘ın aşkı ile
    çıktı bu aşık yola
    belki yetişmez diye
    aşık vermedi mola

    allah aşkı kavurmuş
    bu duyarlı aşığı
    çok çok yorulsa bile
    varmak ister allah‘a

    varır sonunda aşık
    sorar allah nerede?
    derler ona ey aşık
    allah yanında işte

    aşık şaşırır kalır
    ya ben neden göremem
    söylerler ona aşık
    şeytan aklını çeler

    o anda tüm aşıklar
    toplanırlar başlarlar
    allah allah bir allah
    dertlere derman allah


  26. Belayı Aşk İle Kıl Aşina Beni

    Ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni

    Bir dem belâ-yı aşktan etme cüda beni

    Az eyleme inayetini ehli derdden

    Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni



    Oldukça ben götürme belâdan iradetim

    Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

    Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın

    Geldikçe derdine beter et müptelâ beni



    Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim

    Vaslına mümkün ola getürmek saba beni

    Nahvet kılıp nasib fuzulî gibi bana

    Ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

  27. Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

    Bu şiirde hüzün yok

    Bugün hüzün yok bize

    Sultanlar sultanının doğduğu o geceyi, o benzersiz geceyi çoşkuyla anıyoruz

    Aleme ervah, bugün bizimle beraberdiniz

    Meleği ala beraberdir bizimle

    Ve şimdi biz meleklerle diz dize



    Rebiüevvel ayının onikinci gecesi, yer Mekke

    Ebu Tâlib mahallesi Leyl çarşısı

    Bir ev Abdulmuttalib’den oğlu Abdullah’a kalan

    Bir hane şimdi Abdullah ‘da yok,karanlık ve Hz. Amine

    Üflesen sönecek gibi yıldızlar

    Ve beklenen bir var, O ...



    Rebiüevvel ayının onikinci gecesi yıl 571

    Nisan ayının yirmisi,günlerden Pazartesi

    Ebu Talib mahallesinde saadetli bir ev, saadetli bir oda

    Abdimenaf kızlarını andıran huriler dolaşıyor oda da

    Birinin elinde cam bir kase var içi şerbet dolu ama sanki kar

    Hadi al, bu içecek cennet tavıdır ,al ve iç

    Bu sana Allah’ın ikramıdır.

    Ve yudumlanıyor şerbet

    Allah’ın adıyla

    O anda beyaz bir kuş bembeyaz kanadıyla Hz Amine’nin sırtını sıvazlıyor

    Ve beklenen biri var,O...



    Rebiüevvel ayının onikinci gecesi

    Vakit seher vakti, yıldızlara uzansan tutacaksın

    Hele biri var ki küçücük bir dolunay sanki

    Bu onun yıldızı, ve bir nur denizi, O’nun denizi

    Semave vadisi sular altında

    Çünkü O geliyor

    Çekilen ve kuruyan Save gölü , sönen Mecusi ateşi

    Çünkü O geliyor

    Zincire vurulan şeytan göklerden kovuluyor

    Kisra saraylarından çatırdılar geliyor, çünkü dünyaya O geliyor

    Ve gökten inen üç melek ellerinde üç bayrak

    Biri güneşin doğduğu yerde,biri battığı yerde güneşin

    Diğeri Kabe’nin üzerinde müjdesini veriyor kainat güneşinin...

    Bu muştunun ardından kat be kat semalardan boşalıyor melekler

    Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Nebi...



    Ve bir nur doğdu ayın ondördü gibi

    O doğdu, kalplere sürur doğdu

    Gerçek oldu annesinin rüyası

    Hz.İbrahim’in duası kabul oldu

    Yer de ve gökte övülecek şan doğdu

    Ümmetinin göz nuru habibi zişan doğdu

    Şimdi kaplasın onu bir ak bulut

    Ve dolaştırsın melekler, doğuyu ve batıyı

    Varlıklar onu birde suretiyle tanısın

    Yusuf’u görüpte parmağını kesenler baksın bir kez O’na da yürekleri doğransın



    Hoş geldin ey ledün ilminin sultanı

    Kabe’nin canı,

    Dertlilerin dermanı,

    Hoş geldin ey cihanın padişahı !

    Kur’an’nın sırrı

    İrfan ehlinin şahı

    Hoş geldin ey enbiyalar sultanı !

    Cemal bahçesinin bülbülü

    Kainatın nazlı gülü,

    Hoş geldin...



    Rebiüevvel ayının onikinci gecesi

    Yirmibirinci yüzyıl

    Olanca genişliği ile yeryüzü

    Ve efendiler efendisi gönüllerde doğmaya devam ediyor...



    Ey Nebi

    Alemlere rahmet geldi

    Sana sâlat ve selam



    Efendimiz

    Hoş geldin....



    Dursun Ali Erzincanlı- Ensevgiliye 6



    Kutlu doğumun hepimize, bütün müslüman kardeşlerimize mübarek olmasını ve peygamberimizin şefaatine bizi mazhar kılmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum...Mevlid Kandili'miz Mübarek Olsun...


  28. Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi şimdiler de gönlüm,
    Yorgunum, bıraktım kendimi
    Bir oyana bir buyana savruluyorum
    Düşüncelerim savruluyor, ben savruluyorum

    Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum;
    Hep böyle gri miydi?
    Ve böylesine soğuk
    Bilmiyorum

    Gökyüzü mü böylesine karanlık,
    Yoksa yüreğim mi yıldızları görmemeye inatlı?
    Bilmiyorum

    Hangimiz daha çok ve daha içli döküyoruz gözyaşlarını
    Ve hangimiz, hangimizin damlalarında saklıyoruz hüznünü
    Bilmiyorum

    Bildiğim tek şey var,
    Sen daha temiz ağlıyorsun yağmurum.
    Güller, uzanmış gökyüzüne, damlalarını bekliyor hasretle;
    Gelse de okşasa bizi

    Peki ya ey gönlümdeki Gonca, Sen Güllerin Efendisi,
    Sen ne haldesin?
    Gözlerin nemli, boynun bükük mü?
    Sancıyor mu yüreğin bu mücrime?
    Utanıyor musun halimden?

    Affet beni, affet yüreğimdeki Gonca,
    Affet beni ki köklerin kirli gözyaşımla sulanmakta

    Ben Sana yağmur olamadım,
    Biliyorum…
    Ama Sen, hep En Sevgili, Sen hep ümitli
    Yağacak dedin;
    Bir gün o da aşktan yağacak

    Bak işte yağıyorum,
    Dualarımı katıp gözyaşlarıma,
    Sağanak sağanak Sana koşuyorum.
    Kapındayım, geldim işte,
    Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi,
    Günahkar damlaların tertemiz Efendisi


  29. Ey Mekke! Güzelliklerinle gizlendin,durdun.
    Doğumunu mu? beklerdin bu kutlu Rasülün.
    Gönlümde özlediğim canım Peygamberim.

    Varlığıyla beraber getirdiği merhametinde.
    Hakikat sabahı göründü. Nübüvvet mabedinde
    Nur kundak içinde yatar canım Peygamberim

    Alemler nura gark olup, Seninle coştu övündü,
    Kisralar çılgına döndü, tabiat alevleri söndü.
    Kokusu güzel,nuru ışık, canım peygamberim.

    Bitmeyen merhametin, parlayan onurlu güneşi.
    Ötelerin ötesinde,nurlu yaratılışın temsilcisi.
    Kokuları cennet gülüne benzer canım Peygamberim.

    Ezel ve ebet saygıyla eğildi, Allah’u Azze vecelle.
    Son Risâlet burcunda olgun bir meyve
    Odur iki cihan serveri canım Peygamberim.

    Sensin Cibrilin sohbetiyle gökler ötesine yürüyen.
    Sensin Miraçta Allah’tan ümmetine af dileyen.
    Allahın Habibi can Ahmedim canım Peygamberim.

    Kâinatın müştak olduğu Hâtemül Enbiyasın.
    Göklerin aşkıyla devreylediği Habibi Kibriyasın.
    Allah’ın son Peygamberi, canım Peygamberim.

    Sevgisiyle, Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
    Selam verip, dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
    Cihana ışık saçan, Ey canım Peygamberim.

    Etrafını kuşatan ikram,arzın semalarına yayılır.
    O’nun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
    Ey gönüller sultanı canım peygamberim.

    Severlerdi Resûlü sıkaleyni, bitmez tükenmez hazla
    Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla
    Allah’ın davasını yükseltin, canım Peygamberim.

    Söyleyeyim de gönlümde ki, gam dağılsın gitsin.
    Ya Rasülullah, bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
    Allahın düşmanlarını susturdun, canım Peygamberim.

    Sultanım size hakaret edenlerin yüzleri kara olsun.
    Dilerim dizleri titresin, kalplerine korkular dolsun.
    Cihana ışık saçan nura götüren canım Peygamberim.

    Resullerin efendisi Kıyamete kadar övsem, bitmezsin.
    İki cihan serveri efendimiz, Hâtemül Enbiyasın.
    Havzu Kevserin sahibisin, canım canım Peygamberim.

    Mekke / Kâbe 1398H.
    Ali Kılıç kakiz

  30. Beyaz bir sayfa açsam da günahlarımı üzerine saçsam,
    Başım önümde, yüzüne bakamaz halimle kapımı çalsam,
    Habibini şefaatçi yapıp da, O'nun yaptıklarını tam yapamadan,
    Senin dergâhında oturacak bir yerim olur mu ya rab!

    Senden bana gelen ben, çok kirlendi günahlarım yüzünden,
    Rahmetinin yağmurunda ıslanmak ister temizlenmek için,
    Ey nefis ve şeytan! Benimle uğraşmaktan.vaz geçin,
    Vaz geçmeyeceklerse mücadele edebilecek miyim ya rab!

    Sana vuslatımı ister oldum ölümle, dünyadan dolayı,
    Bırakmaz oldu şeytan kalbim üzerini karalamayı,
    Seni nakşedecek yer bırakmamanın telaşına düşmüş,
    Silip de üzerini ak etmeyi başarabilecek miyim ya rab!

    Nedametim var her cürmüme, tevbe de ederim,
    Tevbemi tutamaz günaha devam ederim,
    Ancak pişmanım, bundan dolayı da boynum bükük,
    Başımı kaldırıp da söyleyebilecek miyim ya rab!

    Allah'a ısmarladık bile demeden dünya terk etmeden,
    Bir namazcık da olsun onu ellerimle arkaya itmeyi,
    Ve senin için gözyaşı döküp kendimden geçmeyi,
    Bir rekât da olsa başaramayacak mıyım ya rab!

    Senden gelen derdin derman olduğunu anlamadan,
    Derman mı arayacağım dertler arasında durmadan,
    Ecel celladı giyotini başıma vurmadan,
    Ufacık bir dert yüzünden yıkılacak mıyım ya rab!

    Seni anar her gece, seni söyler her hece,
    Kâinat O'nu görüp de nutka gelince,
    Hani habibin var ya, O'nu olsa da bir gece,
    Göremeden ömrümün gecesi mi olacak ya rab!

    Her zaman sana böyle açılamam anla beni,
    Dünya serbest bırakmaz benliğimi,
    Anlayamadan tabut ağacımın seni zikrettiğini,
    Omuzlar üzerine binip de çaresiz mi kalacağım ya rab!

    Ve kabre dinlenmek için mi gireceğim,
    Acaba hesabı nasıl vereceğim, tereddütteyim,
    Münker nekire de başım önde mi gideceğim,
    Ya nasıl dirileceğim, yine boynum bükük mü olacak ya rab!

    Ve hesap günü geldi çattı, mahkeme-i kübradayım,
    Hesap kitap derdine düşmüşüm, zararda mı kârda mıyım?
    Yâ resulullah! Şefaatin var mı muhtacım,
    Cevabı evet olacak mı acaba ya rab! Evet olacak mı?

  31. Affet Bizi Allah'ım

    Sıkışınca anıyor, sair zaman unuttuk.
    Senin yolun sanarak, türlü türlü put tuttuk.
    Bazan siyasi olup, milyonları uyuttuk.

    Belli ki, kantar çekmez, sayısızdır günahım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım.

    Haksızın karşısında, el pençe duruyoruz.
    Yetim hakkı yiyeni, iştahla koruyoruz.
    Başörtülü kadını, nerdeyse vuruyoruz.

    Cemi cümle namerde, artık yok eyvallahım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım

    Aciz düştük bu çağda, çoktan gelmişiz gına.
    İzm’lerle uyutulduk, yeni vardık farkına.
    İnsanı kurban verdik, *******lik çarkına.

    Bitsin karanlık gece, yok mu ya Rab sabahım?
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım

    İçki, faiz, zinamız, hele bir de kumarım.
    Ömrüm senin elinde, sen istersen ben varım.
    Rahmetin sonsuz geniş, hep mağfiret umarım.

    Biliyorum günahla, doludur güzergahım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım

    Gönderdiğin Resûl’e, uymak için zorlandık.
    Uysaydık efendiydik, uymayınca horlandık.
    Merhamette pas tuttuk, vicdandaysa barlandık.

    Bize şefaat etsin, şanlı Habibullah’ım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım

    Adaleti katlettik, hürriyetse çarmıhta.
    İnsanlık can çekişir, gözümüz hala mıhta.
    Şehadetler dil ucu, imanımız satıhta.

    Hep sıradan olmuşumdur, ne sultanım, ne şahım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım

    İnsanlar aç yatarken, HİDDETÎ kulun toktu.
    Yaşlılara bakmadık, acıma hissi yoktu.
    Leşimizden vaz geçtik, tuzumuz dahi koktu.

    Ahım Dar’a çekildi, tevkif edildi vahım.
    Rahmetin çok geniştir, affet bizi Allah’ım.

    Fikret Oğuztürk

  32. Adem oğlu aç gözünü
    Âdem oğlu aç gözünü
    Âdem oğlu aç gözünü
    yeryüzüne kıl, bir nazar
    gör bu latif çiçekleri
    hangi kuvvet yapar, bozar.

    Her bir çiçek bir nâz ile
    över Hakkı, niyaz ile
    kurtlar, kuşlar, durmaz söyler
    ol Hâlıka âvâz ile.

    Eğer Onun kadirliğin
    Her bir işe hazırlığın
    illâ Onun kahirliğin
    anlayınca, rengi döner.

    Rengi döner günden güne
    toprağa dökülür yine
    bu ibrettir anlayana
    hakikati, ârif sezer.

    Ger bu sırrı duya idin
    yâ bu gammı yiye idin
    yerinde eriye idin
    insan değil misin, meğer.

    Bilir, gelen gider imiş
    konan geri göçer imiş
    mevt şerbetin içer imiş
    her kim, bu manadan geçer.


    Ağla gözüüm bundan sonra
    Ağla gözüm bundan sonra
    Ağlamaktır benim işim,
    Ağla gözüm bundan sonra.
    Irmak ola kanlı yaşın,
    çağla gözüm bundan sonra.

    Hudâ bize verdi sevda,
    sevmek oldu, artık gıda.
    Ele geçmez bu dünyada,
    gülme gözüm bundan sonra.

    Düşün hâlin n'olduğunu,
    ömür gülü solduğunu.
    Gece gündüz olduğunu,
    bilme gözüm bundan sonra.

    Aldanma nefsin tadına,
    Zehirdir sunma balına.
    Düşüp onun hayaline,
    dalma gözüm bundan sonra.

    Sözün olsun, öze uygun,
    her ne dersen, Ona malum.
    Bu meydana düştü yolun,
    dönme gözüm bundan sonra.

    Güncelleme : 2014-06-25
  33. gul378lc3 - Naatlar Dini Şiirler



    Faran Dağlarında Açan Sevgili



    Selam sana nazlı Nebi

    Selam sana gözbebeği

    Mevla'nın kudretiyle selam.


    Selam sana nur-i dilara

    Selam sana Hakk habibi

    Rahman'ın kudretiyle selam.


    Selam sana Andelib_i Zişan

    Selam sana Muhammedi
    Cebrail'in yüreğiyle selam
    İbrahimce selam sana
    Rahimce selam sana

    Gafurca selam.


    Selam sana ey yetimler padişahı

    Selam sana Ahmedi nefesli yar
    Eyyupça selam sana
    Selam sana ya Habiballah
    Selam sana ya Nebiallah

    Selam sana ya Resulallah.


    Ya Resulallah

    Sen, sevmek için istenen
    Can, dudakta istenen
    Sevda ikliminin en güzel mevsiminin

    En güzel çiçeğisin.


    Cemre gibi düştün kainatın kışına

    Bahar, senin elinde doğdu
    Senin elinle indi toprağa
    Öyle bir sevildin ki
    Candan aziz bilerek
    Uğruna can verildi
    Ama bu, ölüm değildi
    Adını bir kez anan
    Bir kez gönülden anan
    Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
    Şimdi biz de seni anıyoruz
    Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni

    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili


    Fecre

    On geceye
    Her şeyin çiftine ve tekine
    Akşamın alacakaranlığına
    Kararıp bürüdüğü zaman geceye
    Açılıp aydınlattığı zaman
    Gündüze and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok

    Sen, en son peygambersin.


    Beni ilk öksüz oluşun vurdu

    Yetim kalışın yaraladı önce
    Elden ele dolaşmıştın

    Herkesin gözbebeğiydin


    Ama mahzun

    Ama kederli
    Bir yanın arşa kadar azamet

    Bir yanın ürkek


    Mekke akşamları yanar

    Verdiğin her nefeste
    Ve gökten inen bir sesle

    Allah korumasına alır.


    Senin derdin Allah'tı

    Hüznün kederin Allah
    Senin dostun Allah'tı

    Sana en yakın Allah.


    Biz seni göremedik ya Resulallah

    Uhud Dağı'nı seyrettik
    Okçular tepesinden bir sabah
    Bir Medine sabahında
    Uhud'u seyrettik
    Seni göremedik
    Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
    Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
    Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
    Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
    Seni öyle seviyordu ki
    Tenine bir dikenin batması bile

    O kalbi durdururdu.


    Biz seni göremedik ya Resulallah

    Uhud'u gördük bir sabah
    Malik bin Sinan olamadık
    Mübarek kanının, kanına karıştığı
    Malik bin Sinan sanki oradaydı
    Ve inemedik okçular tepesinden
    Sanki sen inin demeden inersek

    Uhud tekrar cehenneme dönerdi.


    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili

    Güneşe ve onun ışığına
    Ardından gelmekte olan aya
    Onu ortaya koyan gündüze
    Onu bürüyen geceye
    Göğe ve onu meydana koyana
    Yere ve onu yayana and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok

    Sen, en son peygambersin


    Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan

    Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
    Mesafelerden usandım ya Resulallah

    Sana sesleniyorum


    Alemlere rahmetsin

    Seslenince yanımdasın
    Burdasın

    Günahkarım


    Ama sen günahkarların umudusun

    Temizle beni ya Resulallah!
    Temizle beni ya Resulallah!

    Temizle beni ya Resulallah!


    Mescid-i Nebevi'de gördüm

    Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
    "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
    Buyurmuşsun
    İçimde her şey üşür
    Rüzgar üşür
    Yağmur üşür
    Dua üşür
    Melekler üşür
    Isıtırsan bir sen ısıtırsın
    Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
    Ey ban u cihan
    Yorgunum
    Güçsüzüm
    Çaresizim

    Sen çaresizlerin yardımcısısın


    Yüreğimi koşturdum


    Sana doğru
    Çatlarcasına koşturdum
    Kimseye hakkım yok
    Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
    Ben bir davalıyım
    Tükendim ya Resulallah
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et...
    Dursun Ali ERZİNCANLI

  Okunma: 24270 - Yorum: 33