Bazı Sure ve Ayetlerin Faziletleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Bazı Sure ve Ayetlerin Faziletleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    1- Ebu Saîd Raf'i b. el-Muallâ (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) bana,
    "mescidden çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?"
    buyurdu ve elimden tuttu. Mescidden çıkmaya niyetlendiğimizde: Ey Allah'ın
    Elçisi! "Kur'andaki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?" diye sormuştunuz,
    dedim. Hz.Peygamber de: "O, yedi âyet olan el-Hamdü Lillâhi Rabbi'l-Âlemin
    sûresidir ve bana ihsan olunan Kur'an'dır" buyurdular (Buhârî).

    2- İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor: Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (s.a.v)'in
    yanına oturduğunda yukarı cihetten bir çıtırtı sesi duyup başını yukarıya
    kaldırdı ve "bu ses semadan sadece bugün açılan bir kapının sesidir" dedi.
    Hemen bir melek geldi. Cebrail, "bu melek bundan önce hiç yeryüzüne
    inmemiştir" dedi. Sonra melek selam verdi ve "senden önce hiçbir peygambere
    verilmeyen iki nurla Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nin sonlarıyla seni
    müjdeliyorum, onlardan okuyacağın her harfin karşılığı verilir" buyurdu
    (Müslim).

    3- Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v): "Evlerinizi kabirlere
    çevirmeyin, çünkü şeytan, içinde Bakara Sûresi okunan evlerden nefret eder"
    buyurdu (Müslim).

    4- Ubeyy b. Ka'b (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v): "Ey Ebu'l Munzir
    Allah'ın kitabındaki hangi âyetin daha büyük olduğunu bilir misin? buyurdular.
    Ben de "Allahu Lâ İlâhe İllâ Hüve'l Hayyu'l Kayyûm'dur" cevabını verince,
    "Ebu'l-Munzir! Mâşaallah, sorulan herşeyi biliyorsun!" buyurdular (Müslim).

    5- Ebu Mes'ud el-Bedrî (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu;
    "Kim bir gecede Bakara Sûresi'nin son iki âyetini okursa ona yeter"
    (Buhârî, Müslim).

    6- Ebu Umame el-Bahîlî (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v)'i
    şöyle buyururken duydum: "Kur'an okuyunuz, çünkü o kıyamet günü sahibine
    şefaat edecektir. Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyunuz. Bu iki sûre
    kıyamet günü iki bulut ya da arkadaşlarını savunan saf saf olmuş iki kuş
    kafilesi gibidir. Bakara Sûresi'ni okuyunuz. Bu sûre sahibi için bereket;
    terkeden için ise üzüntü vesîlesidir. Onu okumayanlar bunu elde edemezler"
    (Müslim).

    7- Ebu'd-Derdâ (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
    "Kim Kehf Sûresi'nden on âyet ezberlerse Deccal'dan korunmuş olur". Bir başka
    rivayette ise "Kehf Sûresi'nin sonundan okursa" buyrulmaktadır (Müslim).

    8- Ebu Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle
    buyurmuştur: "Cuma günleri kim Kehf Sûresi'ni okursa onun için iki cuma
    arası aydınlanmış olur". (Hâkim, Beyhakî. Bu hadis sahihtir.)

    9- İbn Mesud (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber ( s.a.v) şöyle buyurmuştur.
    "Mülk Sûresi kabir azabına manidir". (Hâkim, Ebu Naim. Bu hadis sahihtir.)

    10- İbn Ömer (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
    "Kim kıyamet gününü müşahede etmek isterse Tekvir, İnfitâr ve İnşikak
    sûrelerini okusun, kıyameti gözleriyle görmüş gibi olur" (Ahmed, Tirmizî,
    Hâkim).

    11- Ebu Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) İhlâs Sûresi
    hakkında şöyle buyurmuştur. "Hayatım yed-i kudretinde olan Allah'a yemin
    ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur'an'ın üçte birini okumaya denktir."
    Bir başka rivayette ise Hz. Peygamber (s.a.v) Ashabına: "Ashabım! Kur'an'ın
    üçte birini bir gecede okumak size güçlük verir mi?" diye sormuştu. Bu soru
    Ashabına güç gelerek, Ya Rasûlallah! Hangimizin buna gücü yetebilir! demişlerdi.
    Bunun üzerine, Hz. Peygamber: "Kul Hüva'llahu Ehad Sûresi Kur'an'ın üçte biridir"
    buyurdu (Buhârî).

    12- Muaz b. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur;
    "Kim Kul Hüva'llahu Ehad Sûresi'ni on defa okursa, Allah onun için cennette
    bir ev yaptırır" (Ahmed).

    13- Ukbe b. Âmir (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
    "Hiç benzerleri bulunmayan, bu gece nazil olan âyetleri biliyor musunuz?
    Bunlar, Kul Eûzü Bi-Rabbil-Felak ile Kul Eûzü Bi-Rabbi'n Nâs'tır"
    (Müslim ve Nesâî).

    14- Hz. Âişe (r.a) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.v) her gece yatağına
    geldiği zaman iki elini birleştirerek Kul Hüvallahu Ehad, Kul Eûzü
    Bi-Rabbil-Felak, Kul Eûzü Bi-Rabbi'n-Nas sûrelerini okur, ellerine üfler,
    sonra da iki eliyle vucudunun, ellerinin eriştiği kısımlarını sıvazlardı.
    Elleriyle başını, yüzünü, vücudunun ön kısmını meshetmeye başlardı. Ve böyle
    okuyup üfleyerek vücudunu meshetmeyi üç defa tekrarlardı" (Buhârî, Muslim).

    15- Hz. Âişe (r.a) anlatıyor: "Hz.Peygamber bir şeyden müşteki olduğu
    zaman Felâk ve Nâs sûrelerini okur, üzerine üflerdi. Ağrısı artınca ben ona
    Kur'an okur, bereketini dilemek için eliyle üzerini sıvazlardım". (Buhârî)

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-03-08 #2
    Kur-an‘ı Kerim‘deki Süre isimlerinin anlamları

    1.Abese : "Yüzünü ekşitti."
    2.Adiyât : Nefes nefese koşanlar
    3.Ahkaf : Yer adı
    4.Ahzâb : Hizipler, gruplar, kabileler
    5.A‘la : Yüce, büyük, kutlu
    6.Alak : Embriyo, ilgi, pıhtı
    7.Ali İmran : İmran ailesi
    8. Ankebût : Dişi örümcek
    9.A‘raf : Cennetle cehennem arası bölge
    10.Asr : Çağ, asır, zaman
    11.Bakara : İnek
    12.Beled : Belde, kent, bölge
    13.Beyyine : Kanıt, belge, aydınlık
    14.Bürûc : Burçlar
    15.Câsiye : Çöken, oturan
    16.Cin : Cin, görünmeyen varlık
    17.Cumua : Cuma, toplanma, topluluk
    18.Duha : Kuşluk vakti
    19.Dühân : Duman, sis, pus
    20.En‘am : Hayvanlar, davarlar
    21.Enbiya : Peygamberler
    22.Enfâl : Ganimetler, gelirler, vergiler
    23.Fâtır : Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
    24.Fâtiha : Açılış, açan, özetleyen
    25.Fecr : Şafak vakti
    26.Felak : Tan yeri, yarılma, açılma
    27.Fetih : Fetih, açılış
    28.Fil : Fil
    29.Furkan : Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
    30.Fussılet : "Ayrıntılı yaptı"
    31.Ğaşiye : Bürüyen, örten, kuşatan
    32.Hac : Ziyaret
    33.Hadid : Demir
    34.Hâkka : Geleceği kuşkusuz olan şey
    35.Haşr : Haşir, toplama, diriltme
    36.Hicr : Bir topluluğun adı
    37.Hucurât : Hücreler
    38.Hûd : Hûd Peygamber
    39.Hümeze : Alaycılar, gıybetçiler
    40.İbrahim : Hz. İbrahim
    41.İhlâs : Samimiyet
    42.İnfitâr : Açılma, yarılma, parçalanma
    43.İnsan(Dehr) : İnsan(Zaman)
    44.İnşıkak : Yarılma, ayrılma, kopma
    45.İnşirah : Gönül ferahlığı, iç açılması
    46. İsra : Gece yürüyüşü
    47.Kaaria : Şiddetle çarpan
    48.Kadir : Kadir Gecesi
    49.Kaf : "Kaf" harfi
    50.Kâfirun : Kafirler
    51.Kalem : Kalem
    52.Kamer : Ay
    53.Kasas : Peygamberlerin hayat hikayeleri
    54.Kehf : Mağara
    55.Kevser : Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
    56.Kıyamet : Kıyamet
    57.Kureyş : Kureyş Kabilesi
    58.Leyl : Gece
    59.Lukman : Hz.Lokman
    60.Mâide : Sofra
    61.Mâûn : Kamu hakkı, zekât, vergi
    62.Meâric : Miraçlar, yükselme noktaları
    63.Meryem : Hz. Meryem
    64.Muhammed : Hz.Muhammed
    65.Mutaffifûn : Ölçü ve tartıda hile yapanlar
    66.Mücâdile : Hakları için savaşan kadın
    67.Müddessir : Örtüsüne bürünen
    68.Mülk : Mülk , yönetim
    69.Mümin(Ğafir) : Mümin, (Affeden)
    70.Müminûn : Müminler
    71.Mürselat : Görevle gönderilenler
    72.Mümtehine : İmtihan eden
    73.Münafıkûn : İkiyüzlüler
    74.Müzzemmil : Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
    75.Nahl : Balarısı
    76.Nâs : İnsanlar
    77.Nasr : Yardım
    78.Naziât : Çekip koparanlar, yay çekenler
    79.Nebe‘ : Haber
    80.Necm : Yıldız
    81.Neml : Karınca
    82.Nisa : Kadınlar
    83.Nûh : Hz. Nûh
    84.Nûr : Işık
    85.Ra‘d : Gök gürültüsü
    86.Rahman : Rahmeti bol olan
    87.Rûm : Bizanslılar
    88.Sâd : "Sâd"harfi
    89.Saff : Saf tutmak
    90.Saffât : Saf bağlayanlar
    91.Sebe‘ : Sebâ ülkesi
    92.Secde : Secde
    93.Şems : Güneş
    94.Şuara : Şairler
    95.Şûra : Şûra, toplu denetim
    96.Tâhâ : "Tı" ve "Ha" harfleri
    97.Tahrim : Haramlaştırma, yasaklama
    98.Talâk : Boşama, boşanma
    99.Târık : Târık yıldızı, tokmak gibi vuran
    100.Tebbet : "Eli kırıldı."
    101.Teğabün : Aldatış ve aldanış
    102.Tekâsür : Mal ve evlat çokluğunda yarış
    103.Tekvir : Büküp dürme
    104.Tevbe : Tövbe
    105.Tin : İncir
    106.Tûr : Tûr dağı
    107.Vâkia : Olan, ortaya çıkan
    108.Yâsin : "Ya" ve "Sin" harfleri
    109.Yûnus : Hz.Yûnus
    110.Yûsuf : Hz. Yûsuf
    111.Zâriyât : Tozutup savuranlar
    112.Zilzal : Zelzele
    113.Zühruf : Süs-Püs
    114.Zümer : Zümre

  3. 2007-03-23 #3
    Yasinin türkçe meali


    Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
    Yâ Sîn.1

    2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.

    5,6. Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

    7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

    8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

    9. Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

    10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    11. Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyanı ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükafatla müjdele.

    12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bir bir kaydetmişizdir.

    (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

    14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, "Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz" dediler.

    15. Onlar şöyle dediler: "Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."

    16. (Elçiler ise) şöyle dediler: "Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor."

    17. "Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."

    18. Dediler ki: "Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur."

    19. Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.

    20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Bu elçilere uyun."

    21. "Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir."

    22. "Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz."

    23. "Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar."

    24. "O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."

    25. "Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"

    26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): "Cennete gir!" denildi. O da, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" dedi.

    Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

    29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

    30. Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.

    31. Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

    32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.

    33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler

    34,35. Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?2

    36. Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.

    37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.

    38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri(düzenlemesi)dir.

    39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.

    40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

    41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

    42. Biz onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.

    43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.

    44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.

    45. Onlara, "Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin" denildiğinde yüz çevirirler.

    46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

    47. Onlara, "Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın" denildiği zaman, inkar edenler iman edenlere, "Allah'ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.

    48. "Eğer doğru söyleyenlerseniz bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar.

    49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler ne de ailelerine dönebilirler.

    51. Sûra üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler

    52. Şöyle derler: "Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler."

    53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.

    54. O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.

    55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.

    56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.

    57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.

    58. Çok merhametli olan Rab'den bir söz olarak (kendilerine) "Selam" (vardır).

    59. (Allah şöyle der:) "Ey suçlular! Ayrılın bu gün!"

    60,61. "Ey ademoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?"

    62. "Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?"

    63. "İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir."

    64. "İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!"

    65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.

    66. Eğer dileseydik onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu halde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!

    67. Yine eğer dileseydik oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.

    68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

    69. Biz o Peygamber'e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.

    70. (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kafirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur'an'ı indirdik.

    71. Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

    72. Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.

    73. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'ı bırakıp da ilahlar edindiler.

    75. Onlar ilahlar için (hizmete) hazır asker oldukları halde, ilahlar onlara yardım edemezler.

    76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

    77. İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

    78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?"

    79. De ki: "Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir."

    80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.3

    81. Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.

    82. Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.

    83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.

  4. 2007-03-23 #4
    Saffat Süresi Türkçe


    Bismillahirrahmânirrahîm

    1,2,3,4. Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.1

    5. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.2

    6. Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

    7. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

    8,9. Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

    10. Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

    11. (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?3 Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

    12. Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.

    13. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

    14. Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

    15. (Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

    16. "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

    17. "Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

    18. De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

    19. O ancak şiddetli bir sesten ibarettir.4 Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

    20. Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

    21. Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

    22,23,24. Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

    25. Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

    26. Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

    27. Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

    28. Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

    29. Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

    30. "Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

    31. "Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

    32. "Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

    33. Artık onlar o gün azapta ortaktırlar

    34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.

    35. Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

    36. "Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

    37. Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

    38. Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

    39. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

    40. Ancak Allah'ın halis kulları başka.

    41,42. İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

    43. Onlar Naim cennetlerindedirler.

    44. Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

    45,46. Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    47. Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

    48. Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

    49. Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

    50. Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

    51. İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

    52. "Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

    53. "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

    54. Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

    55. Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

    56. Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

    57. "Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

    58,59. "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?5 Bize azap edilmeyecek miymiş?"

    60. Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

    61. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

    62. Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

    63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.6

    64. O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

    65. Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.7

    66. Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

    67. Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

    68. Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

    69. Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

    70. Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

    71. Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

    72. Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

    73. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

    74. Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

    75. Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

    76. Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    77. Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

    78. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

    79. Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!

    80. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    81. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

    82. Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

    83. Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

    84. Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti

    85. Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

    86. "Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

    87. "O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

    88,89. İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

    90. Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.8

    91. İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

    92. "Ne diye konuşmuyorsunuz?"

    93. Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

    94. Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

    95. İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

    96. "Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

    97. Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

    98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

    99. İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."

    100. "Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

    101. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

    102. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

    103,104. Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

    105. "Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

    106. "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

    107. Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

    108. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

    109. İbrahim'e selam olsun.

    110. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

    111. Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

    112. Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

    113. Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

    114. Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

    115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    116. Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

    117. Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

    118. Onları doğru yola ilettik.

    119. Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

    120. Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun.

    121. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    122. Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

    123. Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

    124. Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

    125,126. "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"9

  5. 2007-04-07 #5
    DUHA SÛRESİ



    Kur'ân-ı Kerim'in doksanüçüncü sûresi. Onbir âyet, kırk kelime, yüzyetmiş iki harften müteşekkildir. Fasılası, se', râ', elif harfleridir. Sûre, ismini ilk âyetindeki "Duhâ" kelimesinden almıştır.

    Sûrenin muhtevasından, Mekke dönemi başlarında nazil olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

    Rivâyetler; Rasûlullah (s.a.s.)'e,gelen vahyin bir müddet kesildiğini, Cibrîl (a.s.)'in bu süre zarfında görünmediğini, bunun üzerine müşriklerden bazılarının, "Rabbi Muhammed'e küstü, O'nu terk etti" iddiasında bulunduklarını, bazılarının ise -vahyin şeytandan geldiğine inandıklarından; "Şeytanı onu terk etti" dediklerini naklederler (el-Vâhidî, "Esbâbü'n-Nüzûl ", Sûretu ve'd-Duhâ; Buharî, Kitâbü't-Tefsîr, Sûretu ve'd-Duhâ)

    Teblîğ görevine başladığından beri müşriklerin sert tepkileriyle karşılaşan Rasûlullah, bu defa onların alaylarına muhatap oluyordu. Haliyle bu durum onu çok üzüyor, âdetâ dünyayı kendisine zindan ediyordu. Ancak, O bir peygamberdi ve her ne pahasına olursa olsun görevini eksiksiz yerine getirmesi gerekiyordu. Onun en büyük yardımcısı ve koruyucusu da hiç şüphesiz Rabbi idi. Rabbinden kendisine gelen vahiy, ona bir taraftan bu meşakkatli yolda nasıl hareket etmesi gerektiğini bildiriyor, diğer yandan güç ve huzur veriyordu. Vahiy onun için, âdetâ uzun bir yola çıkmış yolcunun hem azığı hem de can yoldaşı durumundaydı. Vahyin kesilmesi onu bu azıktan ve kendisiyle teselli olacak dosttan mahrum bırakmıştı.

    Peygamber (s.a.s.)'e huzur ve güven veren, içine düştüğü sıkıntıyı gideren bu sûre, işte böyle bir zamanda nazil oldu. Bu sebepledir ki, asıl konuyu, Rasûlullah'ı teselli etmek ve bundan sonraki mücadelelerinde, karşılaşabileceği her türlü engelin üstesinden gelebilmesi için ona manevî güç kazandırmak teşkil eder.

    Sûre şöyle başlıyor:

    "Andolsun kuşluk vaktine! Sükuna vardığında geceye (ki), Rabbın seni ne terk etti ne de darıldı." (1-3)

    Yüce Rabbimiz, kuşluk vaktine ve sükûna vardığı zaman geceye yemin ederek başlıyor. Böylece bu iki ânın önemine dikkatleri çekiyor. Kâinat hadiseleriyle rûhî duyguları birbirine bağlıyor. Âdetâ Rasûlüne, sûrenin başından itibaren çevresini dost varlıklarla doldurduğunu imâ ediyor, yalnız başına ve kimsesiz olmadığını hatırlatıyor. Peygamberi üzmek, onu ye'se düşürmek ve savunduğu davadan vazgeçirmek için müşriklerin:

    "Rabbi O'nu terketti." demelerine cevap olarak; " Rabbin seni ne terketti ne de darıldı" (3) buyurmaktadır.

    Onların iddia ettikleri gibi Rabbin seni asla terk etmez. Sen onun sevgili kulu ve Rasûlüsün, sen yüce bir dâvânın tebliğcisisin, sen onun tarafından yetiştirilip korunmaktasın, nasıl terk etsin seni? "Âhiret elbette senin için dünyadan daha hayırlıdır. " (4)

    Rabbin, sana bu dünyada da verecek. Ancak senin için öbür dünyada, bu dünyadakilerden daha güzel, çok daha mükemmel mükâfatlar hazırlamıştır:

    "Şüphesiz Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın. " (5)

    Rabbin, senin için, hoşlanacağın herşeyi hazırlamıştır. Bu dünyada davanı başarıya ulaştıracak, yolundaki engelleri kaldıracak, savunduğun düzeni galip getirecek, seni ve davanı üstün kılacaktır. Bundan hiç şüphen olmasın. Nitekim:

    "O, seni öksüzken barındırmadı mı? Sen bilmezken doğru yola eriştirmedi mi? Fakirken zenginleştirmedi mi?" (6-8)

    Evet, Cenâb-ı Allah, sevgili Peygamberine, geçmişine şöyle bir bakmasını tavsiye ediyor. Kimsesiz iken onu korumuş, şaşkın bir durumdayken hidâyete erdirmiş ve fakir iken sonsuz ihsanı ile onu herkesten zengin kılmıştır. Henüz küçücük bir yavru iken de, annesini kaybederek hem ana hem de babadan yetim ve öksüz kalan sevgili Peygamberini korumuş, sapık bir cahiliyye ortamında yetiştiği halde onu şirkten korumuştur. Ne şirk pisliğine bulaştırmış, ne de muharref dinlerden yahudilik ve Hıristiyanlığa meyletmesine müsaade etmiştir.

    Peygamberlik görevini yaparken, kendisini engellemek isteyen müşriklere karşı, amcası Ebu Tâlib'i kendisine yardımcı kılmış, mal bakımından fakir olmasına rağmen gönülce zenginlerin en zengini yapmıştır.

    Sûrenin buraya kadar olan kısmı, müşriklerin, "Rabbi Muhammed'e küstü, O'nu terketti" gibi iftiralarına bir cevap ve vahyin yalnızca Allah'tan olduğunu beyan eder mahiyettedir. Ayrıca sevgili Rasûlü'ne ihsan ettiği nimetleri de hatırlatmakta, buna bir şükran olarak kendisinden nasıl davranması lazım geliyorsa öylece davranmasını istemektedir:

    "O halde yetime zulm etme. Dilenciyi de azarlama. Sadece Rabbinin nimetini (hatırla ve) anlat. " (9-11)

    Rabbi onu yetimken koruduğunu, kararsız iken onu hidâyete erdirdiğini, fakir iken zenginleştirdiğini belirtmişken, hem kendisini hem de peşinden giden ümmetini, her yetimi korumaya, her muhtaca destek olmaya ve Allah'ın üzerlerindeki nimetini hatırlamaya yöneltiyor.

    Yetime zulmetmekten nehyettiği gibi, ikram edilmesini de emrediyor. İkram ederken, ona verirken de gönlünü kırmadan, horlamadan, haysiyetini zedelemeden vermeyi emrediyor.

  6. 2007-04-21 #6
    İçinde keşke geçen ayetler

    Eğer îmân edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevâp daha hayırlı olacaktı. keşke bunları anlasalardı

    İnsanlardan bâzıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. Îmân edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. keşke zâlimler âzâbı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın âzâbının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi

    (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyâya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.

    Eğer Allah'tan size bir lütuf erişirse -sanki sizinle onun arasında (zâhirî) bir dostluk yokmuş gibi- "keşke onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım !" der.

    Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen !..

    Allah'ın Resûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır!" keşke anlasalardı

    Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azâp gelmeden) îmân etse de bu îmânları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi îmân edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azâbını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nîmetlerinden) faydalandırdık.

    (Lût:) keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi

    Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!

    Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. "keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!"

    Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız

    O gün, zâlim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!

    Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, mü'minlerden olsak

    Derken, Karun, ihtisamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.

    Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. keşke bilselerdi

    Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibârettir. Âhiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. keşke bilmiş olsalardı!

    Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.

    Ona: Cennete gir" denilince. "keşke, dedi, kavmim bilseydi!"

    Bu sûretle Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı. Âhiret azâbı daha büyüktür. keşke bunu bilselerdi!

    Veya azâbı gördüğünde: keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden olsam!" demesinden.

    O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.

    îmân etmiş olanlar: keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!

    İşte azâp böyledir. Âhiret âzâbı ise elbette daha büyüktür. keşke bilselerdi!

    Kitabı sol tarafından verilene gelince,der ki:" keşke, bana kitabım verilmeseydi!"

    keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!

    "Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)" Bilinmeli ki Allah'ın tâyin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. keşke bilseydiniz!"

    Biz, yakın bir azâp ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "keşke toprak olsaydım!" diyecektir.

    (İşte o zaman insan:) "keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!" der

  7. 2007-10-02 #7
    - Müslim'de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (r.a)'den, Resulullah
    (s.a.v)'ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Kur'an'ı öğreniniz. Şüphesiz
    o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır."

    2- En-Nevvas b. Sem'an (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber'i şöyle derken duydum.
    "Kıyamet günü Kur'an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler.
    Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân
    sûreleri bulunur" (Müslim).

    3- Buhârî'de rivayet edilen bir hadiste; Osman İbn Affan (r.a)'dan,
    Resûlullah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Aranızda en
    hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir."

    4- Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: Hz Peygamber (s.a.v): "Kur'an'ı okumak
    kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır"
    buyurmuştur (Buhârî, Müslim).

    5- Ebu Musa el-Eş'arî ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle
    buyurdu: "Kur'an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü'minin örneği, tadı
    güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Kur'an okumayan, ancak onunla
    amel eden mü'minin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan ham hurma
    gibidir. Kur'an'ı okuyan münâfığın durumu ise kokusu güzel tadı buruk
    reyhâne otu gibidir. Kur'an'ı okumayan münâfığın durumu ise kokusu olmyan,
    tadı da buruk olan acı yaban keleği gibidir"( Buhârî, Müslim ).

    6- Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) "Allah Teâlâ bu
    Kur'an'la bazı kavimleri yüceltir bazılarını da batırır" buyurmaktadır
    (Buhârî, Müslim).

    7- Müttefakun aleyh olan bir hadiste, İbn Ömer (r.a)'den Allah Rasûlü'nün
    şöyle dediği rivayet olunmuştur. "Haset (gıpta veya imrenme) sadece iki
    yerde olur. Biri Allah'ın kendisine Kur'an öğrenmeyi nasip ettiği kimsedir
    ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu: "Keşke komşuma verilen
    Kur'an nimeti bana da verilseydi de, gereği ile amel ettiği gibi ben de
    etseydim!" der. Diğeri de, Allahın kendisine mal verdiği kimsedir ki, onu
    hak yolda sarfeder. Bunu gören diğer biri: "Keşke şu hayırsever kişiye
    verilen mal gibi bana da verilseydi de, onun yaptığı gibi ben de hayır
    yapabilseydim!" diye imrenir.

    8- el-Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Sahabilerden biri atı yanında iple
    bağlı olduğu halde Kehf Sûresi'ni okumaya başlar. Derken bir bulut çıkar ve
    sahabinin üzerine çökmeye yönelir. Hatta atı bu buluttan ürkmeye başlar.
    Sahabi sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.v)'e gelip durumu anlatır.
    Hz.Peygamber (s.a.v): "O Kur'an için inmiş huzur bulutudur" buyurur
    (Buhârî, Müslim).

    9- İbni Abbas (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber ( s.a.v): "İçinde Kur'an'dan bir
    şey bulunmayan kişi harabe ev gibidir" buyurmuştur (Hadis hasen-sahîhtir;
    Tirmizî).

    10- Tirmizî'nin hasen ve sahih diye vasıflandırdığı, Ebu Davud'un da rivayet
    ettiği bir hadiste Abdullah b. Amr b. el-Âs ( r.a)'ın nakline göre
    Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kur'an ehline; Kur'an'ı oku ve
    yüksel, Kur'an'ı tıpkı dünyada okuduğun gibi tane tane tertil üzere oku,
    zira senin rütben, okuyacağın son âyetin yakınındadır" denilecektir.

    11- Sahîh-i Müslim'de, Ukbe b. Âmir (r.a)'den şöyle bir hadis rivayet
    edilmiştir: "Biz, Suffa'da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: "Günah
    işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan'a yahut Akik'a kadar
    gidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?" diye sordu.
    "Ya Resûlallah! Biz bunu isteriz" dedik. "Öyle ise sizden herhangi biri
    mescide gider de celil ve aziz olan Allah'ın kitabından iki âyet öğrenir
    yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun
    için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar
    deveden daha hayırlıdır."

    12- İbn Mes'ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle dediğini rivayet
    etmiştir: "Bir kavme, Allah'ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder"
    (Müslim).

    13- Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber, Uhud'da öldürülenlerden
    iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: "Bunlardan hangisi Kur'an'la daha
    fazla haşır neşirdi?" diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce
    onun defin işlemini yapardı (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).

    14- İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur'an okuyan bir kadın uğradı,
    okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi:
    Hz.Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "Kim Kur'an okursa karşılığını Allah'dan
    istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur'an okuyacaklar da karşılığını
    insanlardan isteyecekler" (Hadis hasendir, Tirmizî)

    15- İbn-i Mes'ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) "Allah'ın kitabından
    bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla
    değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir,
    lâm da harftir, mim de harftir" buyurmaktadır (Hadis hasen-sahîhtir,
    Tirmizî ).

  Okunma: 13937 - Yorum: 6 - Amp