Hat Sanatı Nedir? - Delinetciler Portal

Hat Sanatı Nedir?

  1. sponsorlu bağlantılar
    Hat, kelime manası itibariyle çizgi demektir. Arap sanatında çizgisel yazı karakteriyle kendini oluşturmuştur. Hat sanatı, islami yazı varsa, hat sanatıdır. Zira bu sanatın asıl amacı, islam diniyle alakalı sözleri, ayetleri veya hadisleri en güzel bir biçimde istifleyerek, hem ibadet hem de ibahet yerine getirmektir. Her nevi yazmayı, hat sanatı ile karıştırmamak lazım gelmektedir. Lakin yeni yazıyla yapılan birtakım işlerin, kaligrafi kategorisine dahil edilmesi daha uygun düşer. Nasıl ki her kamıştan ney (Asi ve Nil nehirleri kıyılarında yetişen cins kamışlardan) yapılamıyor, yapılsa da işlevini yerine getirmiyorsa, her yazı (görsel olarak güzel olsa bile) hat sanatı içerisinde yer almış olmaz.

    "Kur'an-ı Kerîm Mekkede indi, Mısır'da okundu, İstanbulda yazıldı"

    Bu sanatın önde gelen Hattatlarından bazıları;

    Ali Yayha Sofi, İmad-ül Haseni, Hafız Osman, Ahmed Karahisari, Şeyh Hamdullah, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Mustafa Rakım, Aziz Efendi, Hâfız Sami Efendi, Reis-ül Hattatin Kamil Akdik, Mustafa Halim Özyağcı, Hamid Aytaç, Ali Alparslan..

    Not: nefes alan üstadlar hariç tutulmuştur..



    258 - Hat Sanatı Nedir?

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. harkulade bir zevk yaşatan arkadaşlara teşekkürü etmek farz oldu...
    teşekkürler arkadaşlar

  3. 453 - Hat Sanatı Nedir?


    Hat Sanatında Türkler

    454 - Hat Sanatı Nedir?

    Türklerin İslamiyeti kabulü ve buna bağlı olarak yazılarını değiştirmeleri sonrasında hat sanatıyla ilgilerini gösterecek eserleri zamanımıza kadar gelememiştir. En eski örneklerle, ancak Selçuklulardan itibaren karşılaşıyoruz.

    Beylikler devrinde ve Osmanlı'nın ilk iki asrında, Anadolu'daki hat sanatı, kalan örneklere nazaran, Abbasilerin Bağdad'daki üstadane tavırlarının bir devamı gibi görülmektedir. Nihayet Şeyh Hamdullah'la (833/1429-926/1520) hat
    sanatı Osmanlı hakimiyetine geçmiş ve daima gelişip ilerleyerek XX.asrı bulunmuştur.

    455 - Hat Sanatı Nedir?
    Akkam-ı Sitte

    Bu isimle anılan altı cins yazı birbirine tabi, ikili gruplar halinde gözden geçirilebilir: Sülüs-nesih,muhakkak-reyhani, tevki-rıka. Bu üç grubun birincilerinin (sülüs, muhakkak, tevki), ağzı daha geniş kalemle (2 mm civarında) yazılmalarına mukabil, ikincileri (nesih, reyhani, rıka) 1 mm civarında ağız genişliği olan kalemle yazılırlar. Yazı karakteri itibariyle, muhakkak reyhaniyle, tevki ise rıka'yla, birbirine çok benzeyen büyük ve küçük
    iki kardeşi hatırlatırlar. Ancak sülüsle nesih böyle değildir. Nesih hattının çok ince yazıları şeklinede, toz kadar küçük görüldüğünden gubari hattı denilir.

    Eski kaynaklarda sülüs sanat göstermeye en müsaid alanıdır. Harflerindeki yuvarlak ve gergin karakter, ona hattanın elinde en fazla şekil zenginliğine girebilmek ve yeni istiflere açık olmak imkanı vermiştir. Bu hal, hele abidelerde yer alan ve uzaktan okunabilmesi için ağzı çok geniş kalemle yazılan veya satranç usülüyle genişletilen) celi sülüs hattında daha da çarpıcıdır.

    Nesih hattı ise harflerinde yuvarlaklık olmakla beraber, daima satır nizamına tabi olup istife uygun gelmez; bu sebeple uzun metinlerin, en ziyade Kuran-ı Kerim'lerin (mushaf) yazılmasında kullanılmış, eski matbaacılığımızın hurufatı
    da nesihle hazırlanmıştır. Tevki ve Rıka kardeşler de Osmanlı nın ilk devirlerinde resmi yazışmalar ve nadiren kitap çoğaltmak için ele alınmışlardır.

    Bu altı cins yazıda Arapça'nın icabı olarak hareke ve diğer yardımcı okuma işaretlerinin kullanıldığı yazı cinsleridir. Türkçe metinler için nesih, tevki ve rıka yazılarının harekesiz yazıldığı da görülmektedir.

    456 - Hat Sanatı Nedir?
    Ta'lik

    Bu yazı, aslında Tevki hattının XIV. Asırda İran'da kazandığı değişiklikle ortaya çıkan yazıya verilen isimdir ve orada daha çok resmi yazışmalarda kullanılmıştır.

    457 - Hat Sanatı Nedir?
    Divan-ı Celi Divani

    İran'da resmi yazışmalarda kullanılan ta'lik hattı Osmanlı'ya Akkoyunlular (1467-1501) yoluyla XV. Asırda geldiğinde, kısa zamanda büyük bir şekil değişikliği geçirerek Divan-ı Hümayun'daki resmi yazışmalara mahsus olduğu cihetle -divani adını almıştır. Harekesiz yazılan divanının XVI. asırda İstanbul'da doğan harekeli, süslü ve haşmetli şekline celi divani adı verilmiş, buda devletin üst seviyedeki yazışmalarında kullanılmıştır (hat sanatındaki "iri ve kalın" manasının aksine buradaki celi aşikar demektir)

    458 - Hat Sanatı Nedir?
    Tuğra

    Bugün nasıl T.C. amblemi Türkiye'yi temsil ediyorsa, Osmanlı devrinde de tahtta bulunan padişahın adına çekilen tuğrai padişahla birlikte babasının adını ve daima muzaffer olmasını dileyen bir duayı (el muzaffer daima) ihtiva eden hususi bir şekildir. Tuğra bilhassa XVI. asırda tezhipli olarak hazırlanırdı. Tuğrayla padişahlar dışında, tarikat pirlerinin isimleri, yahut bir ayet veya hadis yazıldığıda görülmektedir.

    Hat Sanatında Osmanlılar

    459 - Hat Sanatı Nedir?

    İstanbul'un fethinden itibaren Osmanlı devleti yalnız askeri ve siyasi bakımından değil, kültür ve sanat cihetinden de yüceliğe erişmişti. Hat sanatında da yine yakut ( ? -698/1298) gibi Amasyalı olduğu bilinen Seyh Hamdullah (833/1429-926/1520) önceleri Yakut uslübünü en güzel ve mükemmel biçimiyle yürütüyorken hamisi ve talebesi, Sultan II.Beyazıd'ın (1450/1512) teşvik ve tavsiyesi üzerine, Yakut'un eserlerini bir estetik kıymetlendirmeye tabi tuttu ve kendi sanat zevkini de katarak bunlardan yeni bir tarz çıkarmayı başardı. Kanuni Sultan Süleymen çağında Yakut tavrını en parlak biçimiyle yeniden canlandıran Ahmed Karahisar'ın ( ?-963/1556) yazı anlayışı kendisinden sonra unutulmuş; Şeyh Hamdullah yoluna karşı duramamıştır.

    460 - Hat Sanatı Nedir?

    Şeyh Hamdullah devrinde, Yakut yolu ile intikal eden altı cins yazıdan sülüs ve
    nesih, Türk zevkine çok uygun geldiği için sür-atle yayılmış; eski devirden
    farklı olarak, Kur'an-ı Kerim'in yazılmasında sadece nesih hattı kullanılmaya
    başlanmıştır. Altı yazının diğer ikisinden biri olan rıka daha cazip bir uslübe
    bürünerek hatt-ı hicaze adıyla bilhassa hattat imzalarında ve icazetnamelerinde
    yer almış tevki ise pek ender kullanılmıştır. XVII asrın ikinci yarısında
    İstanbul'un sanat ufku yeni bir hat nuruyla aydınlandı. Hafız Osman
    (1052/1652-1110/1698) adındaki bu hat dehası, vaktiyle Şeyh Hamdullah'ın
    Yakut'tan yer yer seçip topladığı yazı güzelliğini bir elemeye tabi tuttu ve
    eskisine göre daha da safiyet kazanan, kendine has bir hat şivesi ortaya
    koyarak, o vadide yazmaya başladı. Artık şeyh uslübü, yerini Hafız Osman'ınkine
    terk ediyordu. Divanı ve celi divanı yazılarının en mükemmel seviyeye XIX. Asır
    sonlarında ulaştığını kaydedip , biraz da Osmanlılar'da ta'lik hattından söz
    edelim; XV. Asrın ikinci yarısından beri kullandığımız bu yazı nev'inin bizde
    hakkıyla ele alınışı, İran'ın maruf talik üstadı İmadü'l-Haseni (?-1024/1615)
    sonra olmuştur. Türk hattatları bu uslübü öylesine benimsemişlerdir ki, üstün
    başarı gösterenlere İmad-ı Rum (Anadolu'nun İmadı) denilmesi adet hükmğne
    girmiştir.

    Görülüyor ki yazı sanatımızda devamlı bir süzülüp arınma ve üsluplaşma hareketi
    vardır ve bunlar yazının esasını bozmadan yapılmıştır. Mimari, musiki, resim ve
    tezyini sanatlarımızın, Batı tesiriyle soysuzlaşmalarını mukabil, hat sanatında
    bir gerileme olmayışı şu üz sebebe bağlanabilir. Bünyesine tesir edebileceki
    benzeri bir sanatın Avrupa'da bulunmayışı,Üslup sahibi hattatlar elinde
    usta-çırak esasına göre sağlam kaidelerle nesilden nesile intikali.

    Zamanla, kendi bünyesi içinde yenilenme kabiliyetine sahip oluşu İslam aleminde
    pek yaygın bir söz vardır: "Kuran-ı Kerim Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundui
    İstanbul'da yazıldı"

    461 - Hat Sanatı Nedir?
    Rık'a

    Okuyup yazması olan her Osmanlı'nın günlük yazışmalarında kullandığı ve ağzı 1
    mm'yi geçmeyen kamış kalemle yazılan rıka hattı, eskiden yazanın kendi
    anlayışına göre elden çıkıyorken, XIX. asırda, Babiali Rık!ası diye
    isimlendirilen ve resmi işlerde kullanılan bir nev'I ile yazılmıştır ki bunun
    öncüsü, Mümtaz Efendi (1225/1810-1287/1872) olmuştur.

    Hattın Bezenmesi

    462 - Hat Sanatı Nedir?

    Hüsn-ı hat müstakil bir sanat oluşturmakla birlikte, yalnız başına bırakılmamış;
    tezhip veya ebru yahut her ikisinin beraberliğiyle hattın bezenmesine dikkat
    edilmiştir. Siyah olmak üzere, sınırlı birkaç rengin kullandığı yazı sanatı,
    tezhibin yahut ebru kağıdının renk katkılarıyla farklı bir cazibe kazanır.
    Tezhip (tezhib), kelime olarak "altınlamak" demekse de tezyinat (bezeme)
    manasına da kullanılır. Varak altının arapzamkıyla zahmetlice ezilmesinden sonra
    süzülüp arındırılarak, buna belirli kesafette jelatinli su ilavesi ve hasıl olan
    süspansiyonun hususi fırçalarıyla kağıda sürülmesi, bunun yanısıra muhtelif
    renklere de yer verilmesi tezhibin işlenmesiyle ilgili en kısa tariftir.
    Yüzyıllar içinde kazanılmış renk ve şekil zenginliğiyle Osmanlı'da mükemmel
    seviye'ye XV.asır sonlarında ulaşan tezhipte, klasik anlayışa uygun olarak
    hendesi, nebati ve hayvani asıllı bu son ikisinde tabiatı taklid etmeden
    üsluplaştırılan motifler, kaidelere bağlı bir biçimle sahasına yerleştirilip
    işlenmektedir. Bir başka bezeme uslübü da motiflerin sulu altınla
    gölgelendirilerek tahrirle belirgin hale getirilmesidir ki, halkari adıyla
    anılır.

    Kitreyle kıvamlandırılmış suyun konulduğu bir dikdörtgen teknede su yüzüne
    yayılması öd suyuyla sağlanan çeşitli toprak boyaların serpilmesi veya onlara
    ince telle bazı hoş şekiller verilmesiyle oluşan ebru, suyun üstüne kapatılan
    kağıda aynen geçirilir, kurutulduktan sonra kesilerek istenilen eb'adda
    kullanılabilir.

  Okunma: 65931 - Yorum: 42