Peygamber Efendımıze Yakin Olabılmek - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Peygamber Efendımıze Yakin Olabılmek



  1. PEYGAMBER EFENDİMİZE YAKIN OLABİLMEK


    عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
    أَوْلَى النَّاسِ ب۪ى يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرُهُمْ عَلَىَّ صَلَاةً.


    İbnu Mes'ud (r.a.) anlatıyor:
    Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salevât okuyandır."(1)

    Bizlere iyiyi kötüden ayırt etmeyi, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlâkın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu, erdemli bir davranışı, hoşgörünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, kısaca her şeyin en iyisini ve en güzelini öğreten rahmet Peygamberimiz (s.a.s.)'i anlamak ve O'na yakın olabilmek her Müslümanın arzusudur.

    Yüce Mevlâ'mız (c.c.): "Allah Rasûlü mü'minlere kendi canlarından daha yakındır."(2), "O, mü'minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir."(3) buyurmuş ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: "Ben mü'minlere kendilerinden daha yakınım."(4) buyurarak kendisine yakınlık yolunu açmıştır.
    O ki, iki cihan güneşi, insanlığa rahmet olarak gönderilen Nebîler Nebisi... Örnek insan, ahlâk ve fazilet timsali, bitmeyen tükenmeyen nurunu bütün cihana yayarak gerçek mükemmeliyeti meydana getiren kişi. O'nu anlamaya, anlatmaya ve yakınlığını kavramaya güç yetirmek zordur. Gönüller Sultanı Hz. Mevlânâ'nın:
    "O'nun vasıflarının şerhini, eğer ben devamlı, durmadan söylesem yüzlerce kıyamet geçer de O yine bitmez…" dediği gibi...

    Gönlündeki îman balını, aşk peteğine damla damla akıtarak, gözyaşlarını O'nun için sel haline getiren gönül sultanları, bu aşkı ve bu yakınlığı bize sunuyor; ama kabiliyetleri kadar alabilenlere, anlayabilenlere...

    Âlemlere Rahmet diye geldi O,
    Aşkı ile gönülleri yaktı O,
    Cennet bile cemaline âşıktı,
    Allah'ın sevdiği bir güzeldi O…

    Efendimiz'e yakınlaştıracak bir çok mühim bir hususa işaret ediyor, kendilerine yakın olabilmemizin yolunu yine Efendimiz (a.s.) biz ümmetine öğretiyor: Bu da salât ve selâmdır.

    Bizi Efendimiz'le beraber edecek ve yakın kılacak salât nedir, selâm nedir? Nasıl ve ne zaman söylenir? Niçin söylenir? Bu sorulara arayacağımız cevaplar eşliğinde hadis-i şerifi kavramaya çalışacağız inşallah.
    Salât:
    Tebrik, tezkiye, duâ, tazim, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelir. Dinî manada salât, dua manasında kullanıldığı gibi, ibadet ve namaz manasına da gelir. Kısaca, belirli vakitlerde, Kur'ân'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamber Efendimizin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salevâttır. Allah'tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü'minlerden hayır dua olan Salât, kısaca "Allahümme salli alâ Muhammed" demekle yerine getirilmiş olur.
    Selâm:
    Teslim ve bütün afetlerden, noksanlıklardan, kötü ve zararlı görülen şeylerden selâmet bulma, emin olma manasındadır. Dinî manada ise, bildiğimiz selâm vermedir. Birbirlerinden gelebilecek bütün kötü şeylerden emin olduğu ifade edilen selâm; "Es-selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü'dür.

    Niçin Salât ü Selâm Getiririz?
    Rasûlullah Efendimiz'e salât ü selâm getirmeye bizi teşvik eden sebepler şunlardır:
    1. Yüce Rabbimiz'in bize "O'na siz de salât ü selâm getirin"(5) buyruğudur. Bundan dolayı hem namazlarımızda hem mübarek adının anıldığını her duyuşumuzda, hem de sevgi ve saygımızı arz etmek istediğimizde kendisine salât ve selâm getiririz.
    2. Allah'ü Teâlâ'nın Peygamber Efendimize salevât getirdiğinden, rahmetiyle, rızâ ve hoşnutluğu ile yücelttiğinden dolayı salât ve selâm getiririz.
    3. Bütün meleklerin O'na dua ve istiğfar ederek saygılarını sunmaları, yani O'na salevât getirmelerinden dolayı salât ve selâm getiririz.
    4. Ayrıca bizi karanlıktan aydınlığa çıkarmasına, bize kurtuluş yolunu göstermesine karşı minnet ve şükranımızı arz etmek için bu görevi daha büyük bir arzu ve iştiyakla yerine getirmemiz gerektiğinden salât ve selâm getiririz.
    Efendimiz'e salât ü selâm getirirken Cenâb-ı Hakk'a şöyle dua etmiş oluyoruz:
    "Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem'in nâmını, şânını hem dünya hem de âhirette yüce kıl. O'nun getirdiği İslâm Dini'ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. O'na âhirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendisine sayısız sevap ihsan eyle!"

    Salât bize Yüce Rabbimiz tarafından emredilmiştir. Âyet-i Kerime'de Cenâb-ı Hak (c.c.): "Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü'minler! Siz de ona çokça salâvat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin."(6)
    Allah Teâlâ bu âyet-i kerîmede, kendisinin ve meleklerin Rasûl-i Ekrem'e salevât getirdiklerini hatırlattıktan sonra, kullarına hitaben, O'na, bizim gibi siz de salât ü selâm getirin, saygıların en yücesiyle O'nu yâd edin, buyurmaktadır.
    Hem Allah'ın hem de meleklerin Rasûlullah Efendimiz'e salevât getirmeleri, O'nun Allah katındaki değerini ortaya koymaktadır. Allah'ın, Peygamber Efendimize salevât getirmesi, O'na merhamet etmesi, rahmetin artması,(7) şan ve şerefini yüceltmesidir. Meleklerin Rasûlullah'a salevât getirmesi de, aynı şekilde O'nun yüceliğini izhâr etmek, kadir ve kıymetini anıp, yüce mertebelere erişmesi için Allah'a niyazda bulunmaları demektir. Ümmetin salâtı da, O'na ittiba ve şefaatini talep etmeleridir.(8)
    Yüce Allah'ın ve meleklerin salât ü selâmından sonra mü'minlerin Peygamberimize yönelik salât ü selâmlarını kendi salât ü selâmı ile yan yana getirerek yüce Allah mü'minleri şereflendirmek, onları bu yoldan yüce, ezeli ve onur verici ufuklara yükseltmek istemiştir.

    Salevâtın Hükmü:
    Salât ve selâm, dini yönden birçok hüküm ifade eder:
    1. Farz olduğu durumlar: Daha önce belirttiğimiz Ahzab sûresi 56'ncı âyete göre Peygamber Efendimize salât ve selâmlarımızla hürmetlerimizi arz etmek farz-ı ayındır.(9) Ömürde bir kere olsun Peygamberimiz (s.a.v.)'e salât ve selâm getirmekle bu görev ifa edilir.
    2. Vacip olduğu durumlar: Bir kısım müctehidler, Peygamberimizin adı her anıldığında salevât getirilip tazim olunması vaciptir, demişlerdir. Bazıları, Rasûlullah'ın adı tekrar tekrar anılsa bile bir mecliste bir kez vacip olur, demişlerdir. Bunun gibi her duanın başında ve sonunda da vaciptir. Namazda salevât okumak biz hanefîlerce vaciplerden değil, sünnettir. Şafiî hazretleri, namazın caizliği için salevât şarttır, vaciptir, demiştir.
    3. Peygamberlerden başkasına salâvat: Peygamber Efendimize getirilen salevâtın içerisine başkalarını da katarak salâvat okunması caiz ise de Efendimiz (a.s.) dâhil edilmeksizin başlıbaşına başka birisine salevât getirmek mekruhtur.

    Salât ve Selâm'ın Ehemmiyeti:
    Rasûlullah (s.a.v.) pek çok hadislerinde kendisine salevât okumaya teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur:
    "Bana salevât okuyan bir mü'min yoktur ki, ona melekler rahmet duası etmemiş olsun. Bu, bana salevât okuduğu müddetçe devam eder. Öyleyse kul bunu, ister az ister çok yapsın!"(10)
    "Kim bana bir kere salât okursa, Allah da ona on salât okur ve on günahını affeder, mertebesini on derece yükseltir."(11)
    "Gerçek cimri, yanında zikrim geçtiği halde bana salevât okumayandır."(12)
    İbnu Ubey İbni Ka'b (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)'e sordu:
    ‒ "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben sana çok salevât getiriyorum, buna vaktimin ne kadarını ayırayım?"
    ‒ "Dilediğin kadarını" cevabını alınca tekrar sordu:
    ‒ "Dörtte biri nasıl?"
    ‒ "Dilediğin kadar yap, artırırsan senin için daha hayırlıdır."
    ‒ "Üçte biri olsa?"
    ‒ "Dilediğin kadar yap. Artırırsan senin için daha hayırlıdır."
    ‒ "Yarı olsa?"
    ‒ "Dilediğin kadar yap. Artırırsan senin için daha hayırlıdır."
    ‒ "Üçte ikisi nasıl?"
    ‒ "Dilediğin kadar yap. Artırırsan senin için daha hayırlıdır."
    ‒ "Bütün vakitlerimde sana salât okusam?"
    ‒ "Bu takdirde yeter, günahın mağrifet olunur."(13)
    "Kim bana salevât okumayı unutursa, cennetin yolunu terketmiş olur14)
    "Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını anında bana tebliğ ederler.(15)
    "Ramazân-ı şerife girip de bu ay çıkmadan kendini Cenâb-ı Hakk'a bağışlatamayan kimse perişan olsun. Anne ve babası yaşlılık günlerini yanında geçirip de onları hoşnut ederek cennete giremeyen kimse perişan olsun. Yanında adım zikrolunup da bana salevât getirmeyen kimse perişan olsun.(16)
    "Rasûlullah (s.a.v.) namazdan sonra Allah'a hamd etmeden, Peygamber aleyhi's-selâm'a salât ü selâm getirmeden dua eden bir adamı işitti. Bunun üzerine: "Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı. Ona veya bir başkasına şöyle buyurdu: "Biriniz dua edeceği zaman önce Allah Teâlâ'ya hamd ü senâ etsin, sonra Peygamber salla'llâhu aleyhi ve sellem'e salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde dua etsin."(17)

    Peygamber Efendimize yakın olabilmek için önce Efendimiz'i kendi nefsimizden daha çok sevmeliyiz. İsmini daim anarak çokca salevât getirmeliyiz. Özellikle Cum'a günlerinde salevâtı artırmalıyız. O'nun sözleri, fiilleri ve takrirleri olan hadislerini hem okumalı hem de hayatımızda yaşamaya gayret etmeliyiz. Her davranışımızı Efendimiz'in davranışlarına uygun yapmalıyız. Dualarımızın başında, ortasında ve sonunda salevât getirerek dua etmeliyiz. O zaman bizim kalbimize Allah Teâlâ (c.c.) O'nun sevgisini verir ve bizi O'na yakın kılar inşaallah. Âmîn…

    Elhamdülilâhi Rabbi'l-Âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin ve eshâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi biadedi külli şey'in fi'd-dünyâ ve'l-âhireti ve kezâlik. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn.(18)

    ………………
    1. Tirmizî, Salât 357, 484.
    2. el-Ahzâb, 33/6.
    3. et-Tevbe, 9/128.
    4. Müslim, Cum'a, 43.
    5. el-Ahzâb, 33/56.
    6. el-Ahzâb, 33/56.
    7. İbnu Hacer.
    8. Mücâhid.
    9. Hak Dini Kur'ân Dili, c. 6. s. 3923 ve terc. XI/164.
    10. Canan İbrahim, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, VII/29.
    11. Nesâî, Sehv 55.
    12. Tirmizî, Daavât 110.
    13. Canan İbrahim, a.g.e., VII/142-143.
    14. Canan İbrahim, a.g.e., XII/29.
    15. Nesâî, Sehv 46.
    16. Tirmizî, Daavât 101.
    17. Ebû Dâvûd, Vitir 23.
    18. el-Müceddidî, Abdullah Fârukî, Salevât-ı Şerîfe-i Fârûkiyye, 1998, Ankara.

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2010-01-04 #2
    çok güzel olmuşçok güzel olmuş
  Okunma: 2944 - Yorum: 1 - Amp