Ah Gurbet Zalim Gurbet - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Ah Gurbet Zalim Gurbet

  1. sponsorlu bağlantılar
    Gurbet Akşamları

    Hiç istemem yine gelir,
    Çatar gurbet akşamları
    Yüreğime hançer olur,
    Batar gurbet akşamları.

    Öldürecek beni dertler,
    Bende geçti bini dertler,
    Dertlerime yeni dertler
    Katar gurbet akşamları.

    Bilmiyorum dertten gamdan,
    Zevk mi alır intikamdan?
    Kanlım gibi şu yakamdan,
    Tutar gurbet akşamları

    Şimdi akşam bak şu anda,
    Zindandayım ben zindanda,
    Zindan ne ki zindandan da
    Beter gurbet akşamları

    Acılara beler beni,
    Kesip doğrar diler beni,
    Parça parça böler beni,
    Yutar gurbet akşamları.

    Memleketim ilim obam,
    Kavim, gardaş, dost, akrabam,
    Gözlerimde anam, babam,
    Tüter gurbet akşamları.

    Kadir Mevla'm yardım etsin
    Ozan Arif yurda gitsin
    Bitsin artık bitsin bitsin...
    Yeter gurbet akşamları.

    Gönlümdeki Gurbet

    Dost ülkeler duman duman önümde
    Dağların alnında gurbet yazılı.
    Göv göcekler firez oldu gönlümde
    Çamların dalında gurbet yazılı.

    Ilgıt ılgıt yeller eser ovadan
    Kuşlar tüm tedirgin kalkar yuvadan
    Özümüz gövünür yanık havadan
    Sazların telinde gurbet yazılı.

    Gene yanar oldu bağrımın başı
    Nasıl söner bu sevginin ateşi?
    Oğuzlar soyunun savaş yoldaşı
    Atların nalında gurbet yazılı.

    Bir canım olsa da yurt için versem
    Ufka nakış nakış kanımı sersem
    Kalk gardaş sılaya gidelim desem
    ÖTÜKEN yolunda gurbet yazılı.

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-01-11 #2
    GURBET

    Gurbet bir zincir ayaklarıma
    Hasretin bir türkü olmuş dudaklarıma
    Eski bir resmin var hep avuçlarımda
    Gelemem sevdiğim zincir olmuş gurbet ayaklarıma

    Gurbet bir rüzgar bense bir yaprak
    Sürüklüyor beni bilmem ne yapacak
    Gurbete alıştım ben sevdiğim
    Öldürse biliyorum ardımda sadece seni ağlatacak

  3. 2007-02-14 #3
    Gurbet

    Gurbet her sabah kalkışımda
    Gurbet ile yıkarım yüzümü
    Gurbet evimde, işimde, aşımda
    Gurbet ile tanıştım tam 20 yaşımda


    Ekmeği her tutuşumda Gurbet kokar
    Her zeytin tanesinde memleket Gurbet
    Ben çay içerim içimi Gurbet yakar
    Çeşmeyi her açışımda sanki Gurbet akar


    Her akşam camdan Gurbetleri sayarım
    Akın akın Gurbet Gurbet geçerler
    Bir elimde bıçak özenle Gurbeti soyarım
    Sonra evi baştan başa Gurbetle boyarım

    Telefonda Gurbetle dertleşir ağlarım
    Elimde Gurbet dilimde hep Gurbet
    Gurbet konuşur ben yüreğimi dağlarım
    Gurbetle canlanır şimdi çocukluk çağlarım

    Bir gün oğlum bana Gurbeti sordu
    Gurbet tam karşımda oturuyordu
    Kız kardeşinin adı Gurbet dedim
    Gurbeti anlatmak belki de çok zordu
    Gurbet bizi dinlemiş olmalı ağlıyordu.

  4. 2007-02-22 #4
    Şaşkın

    Seferiyim aşkın gurbet şehrinde
    Ziyan aklım bir adres derdinde
    vefa bulmaz ömrün akşam deminde
    sende gurbet oldun canın sağolsun

    Çok sevdalar vurdu ama ölmedim
    İz bıraktı azmim ile külledim
    bu defa son böyle kahır görmedim
    Sende hasret oldun canın sağolsun

    Daraldı sokaklar çıkmaza döndü
    yıkıldı bacalar ocaklar söndü
    canım kaç kere yolunda dirildi öldü
    sende haslet oldun canın sağ olsun

    bilinmez adreslerde vefa aradım
    her kesi sen sanıp öyle sarıldım
    tutmuyordu kokun koptum ayrıldım
    sende vuslat oldun canın sağ olsun

    akıbet yunusmu mecnunmu bilmem
    bitmeden bu gurbet yolumdan dönmem
    belki bir gün belki hiç gün bilemem
    sende afet oldun canın sağ olsun

  5. 2007-03-16 #5
    Gurbet

    Büyüdükçe büyür, ayrılık, hasret
    Yıllardır belime, vurursun gurbet
    Bana, dedin ki hep, bitecek elbet
    İçimde, ur gibi, durursun gurbet

    Bakmadın gözümden, akan yaşlara
    Sektirdin beni de, taştan taşlara
    Çevirdin yolumu, göçmen kuşlara
    Yollarıma kapan, kurarsın gurbet

    Hayatı bağladın, kendi eline
    Hayat bu diyerek, vurdun belime
    Hece hece düştün, her gün dilime
    Sokak sokak beni, ararsın gurbet

    Yıllardır ederim, feryadı figan
    Elimizden düşmez, kalınca urgan
    Bağrımın üstünde, olmadı yorgan
    Geceyi gündüze, sararsın gurbet

    Asla güldürmedin, çatık kaşımı
    Düğünde bayramda, döktün yaşımı
    Param parça ettin, sabır taşımı
    Tüm Ümitlerimi, kırarsın gurbet

    Umutları çaldın, bir şey koymadın
    Nice insan yedin, yine doymadın
    Bir kerecik olsun, beni duymadın
    Daha yokmu diye, sorarsın gurbet

    Necati KEÇELİ

  6. 2007-04-03 #6
    Gurbet Elde Bir Yalın Avaz

    Ah! İnsan düşmesin gurbet eline,
    Dar gelir o yerler engin gönlüne,
    Sığmaz ki dertleri sahra çölüne,
    Eylemez bu demler gurbet ehlini.

    Semadan yıldızlar inse yerlere,
    Kavuşsa bülbüller al güllerine,
    Aldırmaz ki dünya dönse tersine,
    Eylemez bu demler gurbet ehlini.

    Bir geliş, üç gidiş uzayan yollar,
    Yollar ki sonunda yine gurbet var,
    Gurbette dört yanım sanki taş duvar,
    Eylemez bu demler gurbet ehlini.

    Derdimi anlatmaya yetmiyor kalem,
    Tek duran ben miyim? Dönüyor alem.
    Zannım ki, kapanmaz şu gönül yarem.
    Eylemez bu demler gurbet ehlini.

    İrfan dertli dertli söyler sözünü,
    Geceleri uyku tutmaz gözünü,
    Kaç ay oldu göremedim yüzünü,
    Eylemez bu demler gurbet ehlini.

  7. 2007-04-08 #7
    Başka Şehir Burası

    Yıllardır ayrıyız
    Ayrı şehirlerde....
    Ne tuhaftır, aynı yaşıyoruz,
    Ama yazık(!) aynı şeyleri düşünmüyoruz!
    Aynı şeyleri severdik de seninle,
    Sevemedin sen bir tek beni(!)
    Çok silmek istedim seni,
    Yürümek istedim sensiz bu çizgiyi...
    Bazen başardın,
    Arttırdın içimdeki kini,
    Yok, atamadım içimden seni....
    Unuttum(!)
    Sana vermiştim yüreğimi,
    Sen de giderken vermedin geri....
    Meçhuller içine atmışsın beni,
    Çok aradım,bulamadım kendimi....
    Unuturum da seni
    Sevebilir miyim başka kimseyi,
    Her şeyi unuturum
    Ama asla unutamam gidişini,
    Yoktu bir sebebi(!)
    Gidişini düşündüm de
    Karanlığa boğuluyor burası
    Artıyor yüreğimin acısı
    Kalmamış anladım aşkının vefası
    Belki bana da gelir sevilme sırası...

  8. 2007-06-15 #8
    Gurbet

    Bunalırsın üfül üfül içinde eser gurbet,
    Unutursun ikliminde güzellikler yok olur
    Neye baksan, neyi görsen sonsuz ötesi hasret
    Bilmem hangi saatinde karabasan son bulur.

    Gökyüzü kararmıştır gündüz vakti olsa da
    Duymak ister boğulursun gök katından bir sadâ
    Ne olurdu şu dünyada hiç yalnızlık olmasa
    Ne diyorsun, acımaz ki, içine çöker gurbet.

    Çıkmayagör seher vakti dışarıya bir kere
    Ta ruhunu söker alır bir canavar yok yere
    O vakitte umutsuzluk dağıtan o göklere
    Acımasız pencesiyle bir selam eder gurbet

    Ta yollar çatallaşır, çelişki kaplar seni
    Pişmanlıktan biçmiştir ayrılık elbiseni
    Her günkü yalnızlıktan alman için hisseni
    Sabahları peşinde dolaşıp gezer gurbet

    Gurbet belki bazı gün, olur çayına şeker
    Gün batarken hayatın güzün yaprağın döker
    Yapma bir sevinç ile gelir hakiki keder
    Yüreğini cenderede günbegün ezer gurbet

    Acımasız yüzlerden mezalim okunursa
    Bir sıkıntı üstüne bin sıkıntı konursa
    Kalır mı ellerinle umut ektiğin arsa
    Gül bahçene kan akıtır dikenler eker gurbet

    Gözler ağlamak için hep bir sebep ararken
    Bulutlanan fikrini kem şeytanlar sararken
    Bir de sadece sana bahtsız geceler yarken
    İzin vermez, ağlatmaz, gözüne çöker gurbet

    Sanki matem havası, gelen ölüm haberi
    Basıverir ruhuna, uyutmaz geceleri
    Bir de özlemek yok mu ocak tüten evleri
    Ertesi güne kadar yok olup gider gurbet

    Gurbet başka bir alem, her ne kadar boğsa da
    Ayrılsam donuyorum, yaklaşsam yanıyorum
    Sımsıcak yatağıma bin güneşler doğsa da
    Bu gurbete galiba bir fırsat tanıyorum...

  9. 2007-06-23 #9
    Bir bavulla gelmişler
    Karaların memet, ince ali ve bir de bekir
    Puslu bir alaman sabahında münihe inmişler trenden
    Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
    Bir de yar ilen ana baba hasreti
    Bildikleri birkaç sıla türküsü
    İnmişler üçüncü mevki kompartımandan
    Başlarında kasketleri
    Şenolasın bakalım gurbetlik şenolasın yabaneli

    Nere baksan bir soğukluk değmiş içlerine
    Nere baksan insanı üşüten kocaman bir yalnızlık
    Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına
    Nere baksan deli bir ayrılık düşecek burada bahtımıza
    Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına

    Bir bavulla gelmişler
    Münihe, viyanaya, berline, rotterdama
    Çorum nire memec, lozan nire
    Brüksel nire ali, emirdağ nire
    Konya nire bekir, strasbourg nire
    Ve frankfurta ve kölne ve lyona
    Hamburga, liege, bonna
    inmişler içlerinde memleket döne döne, yana yana

    Bir bavulla gelmişler
    Önce geceler bitmemiş sonra soğuk ve karanlık gündüzler
    Herbir işini, tamam eylemişler atamanın
    Herbir vidasını sıkmışlar
    Herbir makinasına terlerini akıtmışlar
    Eksilerek, didinerek ve direnerek
    Sağlam basmasını bellemişler yere
    Kancık pusuların yaban belaların
    Ve hayın ve namert ve itkopuk Pazar sabanları çanlarının arasından

    Geçirmişler yüreklerinin filiz filiz umutlarım
    Hey canım
    Hey adam yanlarım
    Hey karaların memet, ince ali ve yetim bekir
    Keşke gelip bir görebilseydiniz torunlarınızı
    Bir kere öpebilseydiniz
    O makinayağı bulaşığı elleriniz, kavruk yüzleriniz
    Ve cengaver bakışlı kara gözlerinizle hepimizi
    Hey canım
    Hey adamlarım
    Hey karanlığına atamanın ıslık çalan kahraman yanlarım

    Bir bavulla gelmişler
    Karaların memet, ince ali ve bir de bekir
    Puslu bir ataman sabahında münihe inmişler trenden
    Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
    Bir de yar ilen ana baba hasreti
    Bildikleri birkaç sıla türküsü
    İnmişler üçüncü mevki kompartımandan
    Baştarında kasketleri
    Şenolasın bakalım gurbetlik şenolasın yabaneli

    Şimdi onlar
    Herbir sokağına değerek avrupanın
    Ve herbir dağında şahin olup uçarak özge vatanın
    Bize bir sabahı indirirler öyle gülümseyerek çocuklarımıza
    Öyle kara öyle ince öyle yetimdirler
    Öyle konya öyle maraş öyle adana
    Öyle trabzon öyle afyon öyle erzurumdurlar
    Öyle dadaş öyle ele öyle uşak öyle yörük öyle çerkez öyle doğudurlar

    Ve doğururlar
    Herbir sıkıştığında kalbimiz
    Münihin, viyananın, roterdamın, brükselin ve nice şehirlerin
    Dumanların, çanların, köprülerin, kanalların
    Acıların, yalnızlıkların, hasretlerin, mektupların
    Ve hepsinin ötesinde o ağır gurbetliğin çöktüğünde efkarı
    Gelip tutarlar ellerimizden
    Karaların memet, ince afi ve bir de bekir

    Varsın bize alamancı desinler
    Varsın bizi sofralarındaki ekmekten sonra sevsinler
    Varsın yüzümüzden önce bavullarımızı gözlesinler
    Biz yine de memleket kadar bir yürekte sevmekteyiz memleketi
    Çünkü karaların memet, çünkü ince ali ve bir de bekir çünkü

    Bir bavulla geldiler
    Puslu bir ataman sabahında münihe
    Çünkü
    Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
    Bir de yar ilen ana baba hasretini
    Ve bir de bildikleri birkaç sıla türküsünü hiç düşürmediler
    Sokağına avrupanın
    Hey canım
    Hey adam yanlarım
    Hey karaların memet, ince ali ve bekir
    Keşke gelip bir görebilseydiniz torunlarınızı
    Bir kere öpebilseydiniz

    O makinayagı bulaşığı elleriniz, kavruk yüzleriniz
    Ve cengaver bakışlı kara gözlerinizle hepimizi
    Hey canım
    Hey adamlarım
    Hey karanlığına alamanın ıslık çalan kahraman yanlarım

  10. 2007-06-25 #10
    Gurbet

    Gözümde ufuklar gözümde hasret,
    Sevdiğim uzakta adı da gurbet.
    Gurbet gurbet sen çok zalımsın gurbet,
    Gurbet gurbet evin yıkılsın gurbet.

    Denizleri dağları aşamam gurbet,
    Yüreğimde acıyla yaşamam gurbet.
    Senden zalımını tanımam gurbet,
    Gurbet gurbet belin bükülsün gurbet.

    Uzakta sevdiğim bekler yolumu,
    Aşılmaz dağların kırdı kolumu.
    İnsafsız yüreğin görmez halimi,
    Gurbet gurbet dalın kırılsın gurbet.

    Orhan Özçelik

  11. 2007-10-15 #11
    iÇiMiZDeKi GuRBeT

    İçimizin en gizli mahzenlerinde, en gizli yerlerinde yaşayan bir gurbet duygusu var. Ne zaman ve nasıl gönül kapımızı çalacağını bilemediğimiz, ne zaman ve nasıl yüreğimize ineceğini bilemediğimiz, kontrol edemediğimiz bir duygu bu. Ne zaman patlayacağını, lavlarının altında ne zaman ve nasıl yanacağımızı bilemediğimiz bir yanardağ. Ne yaman bir duygudur gurbet duygusu ah...

    Ya yanık bir hasret türküsü kulağımıza çalındığında iner yüreğimize. " Arda boylarına ben kendim gittim" dediğimizde. "Çıkayım gideyim urumeline, arzuhal vereyim beylerbeyine" diye söylendiğimizde. "dayler dayler viran dayler, yüzüm güler kalbim ağlar" diye öykündüğümüzde. Kırmızı gülün alına dair bir şeyler mırıldandığımızda.

    Bir başkasının ölümünü konuştuğumuzu zannederken, birden kendi ölümümüzü konuştuğumuzun farkına vardığımızda.

    Ya da unutulmuş bir akşamüstü, henüz sulara akşamın hüznü düşmemişken, henüz sulara gecenin ayrılık kokan yumruğu vurmamışken, dağlarında yüreğimizin, ceylanlarının vurulduğunu duyduğumuzda iner yüreğimize bu gurbet duygusu...


    Gözyaşımızı ekmeğimize banıp yediğimizde, yalnızlığın soğuk suyunu dağların ninnisine katık ettiğimizde, gecenin karanlık örtüsü evlerin damlarını sarmaya başladığında. Ayın kayan yıldızlara yaktığı ağıtları duyduğumuzda...

    Ya eskimiş, solmuş fotoğrafların, artık siyahtan griye dönen yüzleriyle yüz yüze, göz göze geldiğimizde iner kalbimize bu gurbet duygusu. Bir memleket havasının yanık nağmesiyle burun buruna geldiğimizde...

    Maraşlı Şeyhoğlu'nun mısralarını okurken. "Hastayım derdime verem diyorlar" derken yani. Ancak bir göz kıvrımında fark ettiğimiz kayan bir yıldızın çığlığını duyduğumuzda. Bedir bir ay aydınlığına katip bütün hatıralarımızı birer birer bize okuduğunda. Bedir ayın o narin sesine yüzyıllık mahur bestelerle eşlik ettiğinde neyzenleri gariplik koromuzun.

    Ya da bir şilep sevda limanlarından demir aldığında iner yüreğimize bu gurbet duygusu. Yalnızlığın doru atları tutku yaylalarımızın boz toprağını toynaklarıyla deldiğinde.

    Ayağımız kayıp yere düşerken, işte tam da o düşme anında farkında bile olmadan "ah anam" dediğimizde iner kalbimize bu gurbet duygusu. İnmekle kalmaz, omuzlarımızdan tutarak sarsar bizi. Fersude bir kağıt parçası gibi buruşturur atar yere.

    Konuşurken konuşurken birden sustuğumuzda. Suskunluğun dehlizlerinde konuştuğumuzda. Mahzenlerinden çaresizliğimizin bin yıllık kahırlar çıkardığımızda iner yüreğimize bu gurbet duygusu. Son trenler gittiğinde, şehirlerarası otobüslerin son seferleri hareket ettiğinde, son vapurlar son sirenlerini çaldığında iner...

    Ve her yüreğimize inişinde yürürken birden bir uçurumdan düşer gibi oluruz biteviye. Dağcının belinden bağlandığı halatlarının koptuğu an gibi, cambazın üzerinde yürüdüğü ipin koptuğu an gibi oluruz. Uçan bir bıldırcının, yüzen bir ördeğin tam vurulduğu an gibi. Sırça bir vazonun yere düşüp parçalandığı an gibi.

    Ne gurbet türküleri, ne de hasrete dair şiirler içimizin bir yerlerinde yanan bu gurbet yangınını söndürmez.. Bu yangın hep var. Bazen alev alev yanıyor, bazen köz . Bazen bir yanardağın püskürmesi gibi şaha kalkıyor. Bazen içten içe yanarak ateş topluyor. Ama bir şekilde ve hep var.


    Belki de bu duygu Adem'in asıl vatanı olan cennetten çıkarılmasından bu yana var olan bir şey.Yani Adem'den bize miras. Malum o kovulma da bir anlamda bir gurbet, farklı bir sürgün.

    Gurbeti bir çok insan çok farklı bir şekilde yaşıyor şüphesiz. Bunu en çok sessiz yaşayanlar hissediyor. Şarkılara, türkülere, şiirlere vuranlar daha başka. "gurbet o kadar acı ki ne varsa içinde" diyor mesela bir şarkI. Bir türkü "nerden geldim İstanbul'a" diye feveran ediyor. Bir başkası "bir yiğit gurbete gitse" diye öfkeleniyor.

    En çok da liderler ve aydınlar yaşıyor gurbeti. Kimi zindana atılıyor, kimi vatanından terke zorlanıyor, kimi aile ocağını terke. Mandela'dan İzetbegoviç'e kadar bir çok aydının kaderi ortak değil mi?

    Aynı kader peygamberleri de yakalıyor şüphesiz. Nitekim Fetih günü "evinizde mi kalmak istersiniz" sorusuna Peygamber (A.S.)'in verdiği cevap her şeyi açıklar mahiyette: "bizim burada, evimiz barkımız mı kalmıştır...?"
    İbrahim de ateşe sürgün edilerek bir gurbet yaşamak zorunda kalır.
    Yusuf 'un kuyusu Yakup için, zindanI da kendisi için farklı bir gurbet değil midir...?
    İsa'nın Çarmıha çekilmesi de ayrı bir gurbetin ifadesi değil midir?
    "Elestü hitabı"ndan dünya alemine gelişimiz de, asli yurdumuza dönüşümüz de bir gurbet değil mi...?

    İnsanoğlu için dünya hayatının geçici bir konaklama yurdu olduğu ve "dönüşün ancak O'na olduğu" değişmez gerçeği de bir gurbetin ifadesi değil mi...?



  Okunma: 4494 - Yorum: 10 - Amp