sponsorlu bağlantılar
Ya Resulallah!
Seni görmenin, senin sohbetlerinde bulunmanın özlemini hep çekmişim için için. Keşke senin zamanında yaşasaydım, gül cemalini görüp, ilahi feyzinden istifade etseydim diye hep düşünmüşümdür. Bir taraftan bunları düşünürken, diğer taraftan da "Acab ben de Resulullah ile beraber yaşasaydım, ona ne kadar yakın olurdum?" diyorum kendi kendime.
Ben bunları düşünürken, bir gün kapım çalınsa ve kapıyı açtığımda sizleri karşımda görsem ne hissederdim acaba? Belki de ilk anda müthiş bir heyecan duyar, daha sonra ise sizi hemen içeri buyur ederdim. Ama size ne ikram edebilirdim ki?
Evimin en güzel yerine sizi otutturur, en güzel yemekleri sizlere ikram ederdim. Ellerinizi ellerimle tutar, ayaklarınıza kapanır saatlerce ağlardım. Yılların vermiş olduğu özlemin acısı ile böylece teselli bulmaya çalışırdım. Belki de, Sizinla hayatta ilk kez karşılaşmanınn verdiği heyecanla herşeyi unuturdum. O mübarek ellerinizle başımı okşamanızı, bir baba şefkatinden daha öte bir şefkatle beni bağrınıza basmanızı beklerdim. Ama bunların ötesinde yapmış olduğum hatalardan dolyıda çok utanırdım.
Peki yaresulallah!
Siz de beni ümmetim diye kucaklarmıydınız?
Malllarını ve canlarını senin uğrunda feda eden sahabeleriyin yanında bizleride zikredermiydin. Günlük yaşantılarımızdaki hatalarımızı nasıl karşılardın.
Ya resulallah!
Seni evimde misafir etmeyi çok isterdim. Yıllardan beri bunun özlemini çok çektim. Siizn evime gelmenizle evim, benim için bir cenent olacak. Sizlerin gül kokusu evimin içerisini dolduracak. Bunu duyan herkes çevreden akın akın evime dolacaklar. Ama ben sizi herkesten kıskanacağım. Sevginizi hiç kimse ile paylaşmak istemeyeceğim. Sizinle baş başa klarak dertleşmeyi arzulayacağım.
Sizden ilk isteyeceğim şey, size ümmet olma şerefini elde etmiş ama bu makama hakkı ile layık olmamaış biz zavallıların halinin ne olacaını sormak olacak. Ümmetinin bu halini görünce belkide için parçalanacak ve otupp ağlayacaksın. Dğnyanın dört bir yanında ümmetinin başına gelenler, onlara yapılan zulümler seni çok üzecek. Belkide sana ikram ettiğim en güzel yemekleri yemeyecek, hazırlamış olduğum en güzel yataklarda yatmayacak ve getirmiş olduğum en güzel arabaya binmeyeceksin. Tek suçları sana ümmet olmak olan o kimselerin zulüm görmelerinden dolayı sabahlakra kadar uykusuz kalıp, elem ve ızdırap duyacaksın.
Ümmetini tekrar oplamak isteyeceksin. Belkide tekrar safa tepesine çıkacak ve sana en yakın olanlardan başlayarak onları tekrar toparlamaya çalışacaksın. Ama o en yakınların içerisinde bizler olacakmıyız?
Sana inananları sayarken, bizleride içerisinde sayacakmısın?
Yapacağın bir mücadelenin içerisinde bizlerede yer verecekmisin?
Ya Resulallah'
Ben seni misafir etmeyi çok istiyorum ama evime geldiğin zaman, bendeki verdum duymazlığı greceksin, evimin içerisinde islami bir havanın esmediği gibi, son derece gayri islami bir hava bulacaksın, evimin başucuna konmuş ve sürekli olarak yanlış şeyleri aşılayan televizyono göreceksin,
Son derece modern ve lük eşyalarımı görüp, belkide rahatça oturabilecek bir yer bulamıyacaksın,
Ama üzülerek ve ağlayarak söylüyorum ki! Ben bu şartlarda seni misafir edemeyeceğim yaresulallah.

Bir gün ansızın Peygamberim gelmişti. Bir anda çok heyecanalndım. Belki de heyecandan bayılacak gibi oldum. Hemen içeri alayım dedim ama evimin buna müsait olmadığını bir anda hatırladım. Heyecanla içeri koştum. İlk aklıma gelen, sürekli olarak izlemekte olduğum televizyondaki dizi aklıma geldi. Hemen kapattım. Çünkü içerisinde hoş olmayan sahnaler vardı. İçeri almak için koşarken, masanın üzerindeki dergiler ve gazeteler gözüme ilişti. O şekilde de alamazdım. Çünkü bunlarda çok uygunsuz yazılar ve fotoğraflar vardı. Onları da bir çırpıda kanepenin altına koydum. Bir anda gözüme bilgisayarım ilişti. Girmiş olduğum internet siteleri vardı. Hatta chatleştiğim kişiler ve onlardan gelen mesajlar hala ekranda yansıyordu. Hemen ona koştum. Onu da kapattım. Çekmecenin gözünü açtığımda içerisinde faize vermiş olduğum paraların banka cüzdanını gördüm. O anda " Faiz yiyenler kıyamet günü mezarlarında kalkerlerken, şeytan çarpmış gibi kalkarlar" ayeti aklıma geldi, hem korktum ve hem de utandım. Onuda bir şekilde gizlemeyi başardım. Artık görünürde hiçbir mani kalmamıştı. Hemen dışarı çıkarak, sevgili peygamberimi içeri buyur ettim. İçri girdi, ama yüzünde bir sıkıntı ve huzursuzluk olduğu her halinden belli oluyordu. Bir an için anlamaya çalıştım ama tam da anlamış değildim. Manalı manalı bana bakıyordu. Adeta "Sen görünürdeki çirkinlikleri gizledin, ama kalbindeki çirkinlikleri nasıl gizleyeceksin" dercesine bakıyordu. O anda, bendeki;
İki yüzlü davranışlarımı,
Basit gerekçeler için söylemiş olduğum yalanları,
Üç kuruşluk dünya menfatlerini tercih ederek kendi emir ve yasakalrını ihmal ettiğimi,
Nefsani arzularımı, ilahi rızaya tercih edişimi,
İnsanalrdan utandığım halde, Allah'tan utanmayarak edepsizce yapmış olduğum ahlaksızlıklarımı,
İşime geldiği şekilde dini kullanışımı,
İnsanların beğenisini kendi ve Allah'ın rızasından üstün tutuşumu,
Gibi bir çok yanlışlarımı anladığını anlamıştım.
Bir an için çok utanmıştım, tüm bu olanardan. ama bu aşamdan sonra d ane ypabileceğimi de bilemiyordum. Bir an için eline sarılmak, yapmış olduğum tüm bu hatalarım için affını istemek istedim. Ama o, "Affını asıl affediciden iste" dermiş cesine başını göğe doğru kaldırdı. Biraz sonra başını hafifçe aşağı doğru indirdiğinde, yanaklarından süzülen yaş damlalrı, iki yanagından kavisler çizerek, sakalının üzerinden süzülüp yere doğru dökülüyordu. Bu sahne beni çok erinden srstı ve bende bir anda yağmur yüklü bulutların yüklerini boşaltması gibi, göz yaşlarımı boşaltarak ellerine ve ayaklarına kapandım. O ümmetinin bu halini görmüştü. Bir an için "Ümmetim..." dedi ve arkasından hıçkırıkları boşandı.
"Ben sizleri böyle mi bırakmıştım?
Arafatta 120 bin kişi bana birlik olacaklarına, emir ve tavsiyelerime uyacakalrına söz vermişlerdi,
Bir bedenin azaları gibi olup, birbirlerinizin sevinçlerine ortak olup, sıkıntılarınızı paylaşmaya söz vermiştiniz" diyerek içinden hafifçe söylendi.
Daha sonra da kalakarak, kapının yolunu tuttu. Hem de bir yudum suyumu içmeden, bir lokma ekmeğimi yemeden, iki dakikda dahi benimle hasbihal etmeden.
Arkadan koştumsa, bütün güç ve işttiyakimle geri döndürmeyi istedimse de o çoktan uzaklaşmıştı bile.
Ben seni bu dünyada misafir edemedim yaresullah. Sana gönlümü ve evimi açamadım. Peki sen beni ve benim gibi olan bu zavallı kimselere, hiç kimsenin kimseye faydasının olmadığ, her kesin "Nefsim nefsim" diye haykırdığı o günde sahip çıkıp, havzundan bir kadeh te olsa su ikram edecekmisin?
sponsorlu bağlantılar