Niçin Müslüman Oldular? - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Niçin Müslüman Oldular?

  1. sponsorlu bağlantılar
    Buluğa erdiğimden beri, İslam dininin sadeliği ve billur gibi berraklığı, beni daima kendisine cezbetmişti. Bir Hıristiyan olarak doğduğum ve Hıristiyan terbiyesi aldığım halde, batılı akidelere bir türlü inanmamış, daima hakkı, hakikati ve mantığı, körü körüne inanışlara tercih etmiştim. Ben, bir tek Allah'a, Huzur ve ihlâs ile ibadet etmek istiyordum. Hâlbuki ne Roma ki¬lisesi (Katoliklik), ne de İngiliz kilisesi (Protestanlık), bunu Bana sağlayamıyordu. İşte bu sebeble beni tam tatmin eden Müs¬lümanlığı vicdanımın telkinine uyarak kabul ettim ve ancak ondan sonra, kendimi Allah-ü tealanın hakiki kulu ve daha iyi bir insan olarak hissetmeye başladım.

    Aişe Aslı Sancar (Amerikalı)

    1944'te Amerika'da doğdu. Ohio State Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümünü bitirip, aynı bölümde master yaptı ve iki se¬ne kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1969'da Müslüman ol¬du. Bir Türk'le evlenerek, 1976'da Türkiye'ye yerleşti.
    Gençliğimi güzel ve parlak bir çağ olarak hatırlıyorum. Okulda çalışkan ve başarılı bir talebeydim. Aynı zamanda hem okuldaki talebe teşkilatlarında, hem de sosyal faaliyetlerde çok aktiftim. O devirde hayatımdan çök memnundum. Fakat za¬man zaman kendimle baş başa kaldığımda bir eksiklik hissediyordum. Evet, görünüşte hayatım çok güzeldi, çok doluydu ama bir manevi boşlukta idim. Hıristiyan'dım ve çoğu zaman pazar günleri kilise de olan ayinlere giderdim. Fakat ruhum tam tatmin olamıyor, tam doyamıyordu. Ruhum açtı, aç. Çünkü pazar gün¬leri iki saatlik ibadetten sonra gelecek pazar gününe kadar ruhumu besleyen bir şey yoktu. Bu tatminsizliklerle birlikte Hıristiyanlıkta cevaplarını bulamadığım bazı sorularım da vardı. Mesela: "İnsan bu dünyaya niye geldi? Bu hayatın gayesi nedir? Bu kainatın hakikati nedir? Elbette boşu boşuna yaratılmadık. El¬bette sadece büyümek ve ihtiyarlamak için bu dünyaya gelmedik. Elbette hayatın yüce bir gayesi vardır. Ama bu gaye benim için o zaman gizli bir sırdı."
    Aradığım hakikati Hıristiyanlıkta bulamayınca, onu Batı edebiyatında aradım. Batı edebiyatında da hayatın hakiki ga¬yesini bulamadım. Fakat aynı zamanda hayatta yüksek bir ga¬yenin olması gerektiğini hissediyordum. Bu sefer bir gaye olarak hayatımı ilme verdim. Son sınıfa geldiğim zaman derin bir bu¬nalıma düştüm. Çok çeşitli dersler görmüştüm. Fakat gene de ha¬kikati bulamamıştım. Tahsilimi tamamladıktan sonra çalışma¬ya başladım. Bu hayatta da ilk hevesim geçtikten sonra, iş ha¬yatının üniversite hayatından da beter olduğunu anladım. Daha sonra üniversitede tanıştığım bir Türk'ün sayesişnde Müslüman oldum.

    Bayan Amine Mosler
    (Alman)
    Niçin Müslüman oldum?
    Oğlumun, bana sorduğu birçok suallere cevap veremiyordum.O bana "Anne, Allah niçin üç tane?" diye soruyor, kendimde üç tanrıya inanmadığım için, ona inandırıcı bir cevap veremiyordum. Nihayet 1928 senesinde yaşı artık oldukça ilerlemiş olan oğlum, bir gün gözleri yaşlı olarak bana geldi; "Anne, ben Müslümanlığı tetkik ettim. Onlar bir tek mabuda (yaratıcıya) inanıyorlar. Onların dini, en doğru din. Ben de Müslüman olmaya karar verdim. Sen de bana katıl" diye yalvarmaya başladı. Onun ricası üzerine, ben de İslam dinini incelemeye başladım. Berlin Camiine gittim. Caminin imamı beni çok iyi kabul etti ve bana Müslümanlığın esaslarını anlattı. O anlattıkça, sözlerinin ne kadar doğru, ne kadar mantıklı olduğunu görüyordum. Artık ben de, oğlum gibi İslam dininin en doğru bir din olduğuna inanmaya baş¬lamıştım.
    DR. Benoist Alian
    (Fransız)
    Ben bir doktorum ve koyu Katolik bir aileye mensubum. Fa kat doktorluğu meslek olarak seçme m ve pozitif, tecrübi, tabii ilimlerle meşgul olmam, bende Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret uyandırmıştı. Din hususunda aile fertlerim ile aynı fikirde de¬ğildim. Evet, büyük bir halik (yaratıcı) vardı ve ben de O'na, ya¬ni Allah-ü tealaya inanıyordum.Fakat Hıristiyanlığın, bilhassa Katoliklerin bu büyük yaratıcı etrafında meydana getirdikleri türlü türlü garip ilahlar, oğullar, Ruh-ul-kudsler, Isa aleyhisselamın Allah'ın oğlu olduğunu ispat için akıl almaz uydurmalar daha bir takım hurafeler, ayinler, türlü türlü merasimler, beni Al¬lah-ü tealaya yaklaştırmıyor, aksine O'ndan uzaklaştırıyordu.
    Ben, bir tek Allah'ın varlığına inandığımdan, hiçbir zaman teslisi (üç tanrıyı) kabul etmedim ve İsa aleyhisselamı hiçbir zaman Allah'ın oğlu olarak tanımadım. Demek oluyor ki, ben da¬ha İslamiyet'i tanımadan evvel, Kelime-i şahadetin yarısı olan "La İlahe İllallah" kısmını çoktan kabul etmiştim. İslam dini ile meşgul olmaya başladığım ve Kur'an-ı kerimde rast geldiğim meal¬-i şerifi; "Söyle ki, Allah-ü teala birdir, doğmamıştır ve doğurulmaz ve O'na benzer hiçbir varlık yoktur." olan İhlas süresini okuduğum zaman; "Aman Allah'ım, işte ben tam buna inanıyorum."
    dedim ve içimde büyük bir ferahlık duydum…

    Davis (İngiliz)

    1931 senesinde doğdum ve 6 yaşında ilkokula gitmeye başladım. Yedi sene sonra, ilk mektebi tamamlayarak, orta kısma de¬vam ettim. Ailem beni Katolik terbiyesi ile yetiştirdi. Sonradan, Anglikan kilisesine bağlandım. En sonunda, Anglo-katolık oldum. Bütün bu fikri dalgalanmalar esnasında, hep aynı şeyle kar¬şılaşıyordum: Hıristiyanlık, insanın normal günlük hayatından ta¬mamen ayrılmış, yalnız pazar günleri giyilen ve onun için sandıkta saklanan bir elbiseye benzemişti. İnsanlar, Hıristiyanlık dininde aradıklarını bulamıyorlardı. Hıristiyan dini; insanları, kiliseye tür¬lü renkli ışıklar, resimler, günnük kokuları, zevkli müzik ve Azizler için yapılan türlü parlak merasim ve dualarla bağlama¬ya çalışıyor, fakat insanları bir türlü toplamaya muvaffak ola¬mıyordu. Çünkü Hıristiyan dini, yalnız efsanevi hususlarla meş¬gul oluyor, kilise dışındaki olan bitenle hiç alakalanmıyordu. İş¬te bunun için, ben Hıristiyanlıktan tamamen nefret ettim ve yaldızlı reklamlarla medh olunan komünistlikle faşistliği tecrübe etmeye karar verdim.
    Komünist olurken, Komünistlikte sınıf farkı olmadığına inanmış ve buna çok sevinmiştim. Fakat zaman geçtikçe, ko¬münistlerin, sınıfsız olmak şöyle dursun, adeta bir esir hayatı ya¬şadıklarını, içlerindeki küçük bir zümrenin diğerleri üzerine zu¬lüm ve işkence yaptığını, kimsenin bir şey söylemeye hakkı ol¬madığını ve ufak ve haklı bir itirazda bulunsa, hemen cezalan¬dırıldığını ve bu cezalandırmanın ölüme kadar gittiğini dehşet ile gördüm. Komünizmin hakiki yüzü hakkında, bize Stalin en bariz bir misaldir. Bunun üzerine komünistliği bırakarak, faşist olmaya karar verdim.
    Faşistlikte gördüğüm disiplin ve intizamı, çok beğendim. Fakat faşistler, ancak kendilerini beğeniyorlar. Kendilerinin dışında kalan bütün insanları, başka ırkları hakir görüyorlardı. Burada da, zulüm, ızdırap, haksızlık ve: tahakküm vardı. Birkaç ay içinde, faşistlikten de, tamamen nefret ettim. Çünkü İngiltere'de Mosley, Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussonlini tam bir terör, merhametsiz ve keyfi bir zulüm numunesi olmuşlardı. Fakat buna rağmen, Faşistlikten ayrılamıyordum. Çünkü başvuracak başka bir yer kalmamıştı...
    Bu sırada, ruhi ızdıraplar arasında çırpınırken, bir kitap satıcısında, The Islamic Review=İslam Mecmuası adında bir dergi gördüm. Bunu biraz karıştırdım.Bedeli 2 şilin = 6 pens olan ve be¬nim için çok pahalı sayılan bu mecmuayı, niçin satın aldığımı ha¬la anlayamıyordum. Kendi kendime, "Beyhude para sarf ettim. Her halde bunun içindekiler de Hıristiyanların, komünistlerin, fa¬şistlerin söyledikleri ve iki para etmeyen laflara benzer." diye düşünüyordum. Fakat mecmuayı dikkatle okumaya başlayınca, şaşırıp kaldım. Okudum, bir kere, bir kere daha okudum. O za¬man İslamiyet'in, Hıristiyanlığın,ve sonu (izm) ile biten bütün ide¬olojilerin en iyi taraflarını kendinde toplayan mükemmel bir din olduğunu gördüm ve anladım. Fakirliğime rağmen, bu mec¬muaya abone oldum. Birkaç ay sonra, müslüman olmaya karar vermiştim. O günden beri, yeni dinime iki elle sarılmış bulunu¬yorum.

    Müslümanlığı, büyük Peygamber Muhammed aleyhisselama hayran olduğum için kabul ettim. Zengibar 'da birçok Müslüman ahbabım vardı. Müslümanlık hakkında çok güzel şeyler anlatıyorlardı. Bana verdikleri Müslümanlığa ait kitapları aile fertlerimden gizli olarak okuyordum. Nihayet, 1940 senesinde, ne olursa olsun, Müslüman olmaya karar verdim. Ailemin ıs¬rarlarına ve o zamana kadar mensup bulunduğum Parsi dininin rahiplerinin tazyiklerine rağmen, Müslüman oldum. Bu sebepten başıma neler geldiğini, ne gibi zorluklarla karşılaştığımı uzun uzadıya anlatmayacağım. Ailem beni, imandan mahrum etmek için, akla sığmaz vasıtalara başvurdu. Bana çok eziyet ettiler. Fakat bir kere hidayete eriştikten sonra, her cins tehdide mukavemet ederek, hak dinime kuvvet ile sarıldım. Şimdi tek Allah'ı ve O'nun son Peygamberi Muhammed aleyhisselamı, canımdan çok seviyorum.
    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-10-06 #2
    eline kolun sağlık çok güzel zevkle okuyorum
  Okunma: 2179 - Yorum: 1 - Amp