Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri

  1. sponsorlu bağlantılar
    Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri

    Geri Gelen Mektup

    Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
    Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...

    Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
    Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
    Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
    Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
    Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
    Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh?ın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
    Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!

    Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
    Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
    İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-01-03 #2
    Mutlak Seveceksin

    Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
    Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
    Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
    Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın...

    Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
    Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
    Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki,
    Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...


    Hüseyin Nihal Atsız

  3. 2007-02-01 #3

    Eski Bir Sonbahar

    Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan;
    Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyord
    Bize yaklaşıyordu

    Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu.
    Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün;
    Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu...
    Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi...
    Torak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi?
    O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu.
    Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin;
    Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin;
    O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu.
    O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu.
    En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır.
    Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır.

    Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak
    Belki veda etmektir sana birkaç satırla...
    Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen
    Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!..

    Hüseyin Nihal Atsız

  4. 2007-02-04 #4
    Bahtiyarlık

    Bahtiyarlık ne zafer kısrağına binmektir;
    Ne yaşarken dünya uçmağına inmektir.
    Şekli olmaz, rengi yok, belirsizdir ve tektir.
    Bahtiyarlık: Ömründe bir kere sevinmektir.

    Bir karanlık geceye akıyorken bu varlık
    Bulunur mu dünyada ebedi bahtiyarlık?
    Mükafatın, yapsan da en büyük bir yararlık
    Nihayet zafer adlı bir kısrağa binmektir.

    Dört hecelik söz olan "bahtiyarlık"... O bir sır...
    Bilmeyecek insanlık bunu daha bin asır.
    Bilgi, bolluk, din, para... Hepsi boş, hepsi kısır...
    En fazlası bir dünya uçmağına inmektir.

    Her şeyin bir şekli var, her derdin bir ilacı...
    Türlü türlü yemişler verir dünya ağacı.
    Zafer çetin, ilim güç, bozgun kötü, aşk acı.
    Halbuki bahtiyarlık: Belirsizdir ve tektir.

    Bahtiyarlık: Boraca yüce dağları aşmak
    Varılmadan ölünen uzak yerlere koşmak,
    Tanrı'nın sofrasında mest olarak konuşmak
    Ve ömründe bir kere, bir kere sevinmektir...

    1933

  5. 2007-02-07 #5
    Ayrılık

    Sevdiğim, kemençede titretiyorken yayı,
    Bülbül sustu, unuttu o eski ağlamayı.
    Öyle sandım ki gökte kızıllık sardı ayı,
    Sevdiğim, kemençede inletiyorken yayı...

    Ağaçların dalları saygılarla eğildi,
    İçimden çarpıntıyı, gözümden yaşı sildi,
    Böceklerin sesleri birdenbire kesildi,
    Sevdiğim, kemençede söyletiyorken yayı...
    Ayın on dördü gökte yavasça yükselince,
    Bir bağlama başladı önceden ince ince ...

    Birdenbire gürleşip kemençeye karıştı,
    Biri coşkun bir öfke, biri bir yalvarıştı.
    Birini inletirken bir kadının elleri,
    Birinde bir erkeğin kırılmış emelleri...
    Sonra kemençe sustu... Yalnız kaldı bağlama,
    Çalkalanarak diyor ki: "Boşunadir, aglama!
    Kemençen, baglamam ve ... Gönüllerimiz kiriktir;
    Her tatli sevişmenin sonu bir ayriliktir...

    Gök onun kadar derin , o gök kadar berrakti,
    Biraz sonra nazik ay bizi yalniz birakti...
    Bu ayrilik çaginin hicranini bir düşün,
    Beni hala yakiyor tadi en son öpüşün!?..

    Hazin hiçkiriklari birakilmiş bir kizin,
    Hatirlatti bütün o eski ayriliklari.
    Söndürür neşesini gönlümüzdeki hizin,
    Birakilmiş bir kizin hazin hiçkiriklari...

  6. 2007-02-28 #6
    Unutma

    Yetmiş gün bir öksüz gibi yaşadın;
    Annenin gittiği günü unutma!
    Senin için kendini harcayan kadın,
    Unutulmaz oğlum, onu unutma...

    Mezarı olursa koy birkaç çiçek,
    Babanın rüyası olunca gerçek.
    İstersen dünyada her şeyden el çek;
    Bayrağı, ırkını, dünü unutma!

    Anneni konuştur getirip dile;
    Anlatsın nasıldı çektiğim çile.
    Gurbette tükenip dönmesem bile
    Unutma oğlum hiç, beni unutma!

  7. 2007-03-14 #7
    Kader

    Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız
    Ukbâda belki olsa gerek itibârımız.
    Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet,
    Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız.
    Yükseldi arşa neşvesi dünun, esâfilin;
    Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız.
    Baş eğmedik edâniye ikbâl ü câh için;
    Mâziye, ırka, sancağadır iftihârımız.
    Şâd olmamak olur mu, Kızıl Elma semtine
    Bir gün dönerse râyet-i âli-tebârımız.
    Hiçbir emel gönülde karâr etmiyor bugün,
    Ermektedir, şitâya hazin sonbahârımız.
    Hakanların dikilmeli Altay'da tuğları,
    Varsın cihanda olmayagörsün mezârımız.

  8. 2007-03-28 #8
    Gönlümde yazdığım bu son ağıta
    Nazire yaparak coşan dalgalar!
    Hastası olup da geç vakit hekim
    Arayanlar gibi koşan dalgalar!

    Sizin de elbette var ki bir sızınız,
    Bundan mı geliyor korkunç hızınız?
    Beni de beraber alır mısınız
    Kederle kabarıp şişen dalgalar?

    Sizinle paylaşssak bu korkunç gamı;
    Bitmiyor bu sonsuz ecel akyamı.
    Bilmem ki bundan mı titriyor gemi
    Ey dalgakıranı aşan dalgalar?

    Hey Atsız! Çöküyor eski bir direk.
    Baksan da dünyaya titremeyerek
    Hepimiz beraber haykırsak gerek
    Ey bela dehrinde pişen dalgalar!..

  9. 2007-03-29 #9
    Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
    Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
    Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
    itler bile gülecek kimsesizliğimize

    Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
    Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
    Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
    Yalnız bir hatırsı kaldı artık yanımda.

    Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
    Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
    Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
    Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

    İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
    Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
    Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
    Sevimli bir hayale açılırken kolların.

    Ey doğunun anlımı serinleten rüzgarı!
    Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
    Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları.
    Düştüğü yer uzakta "DİLEK" adlı bir saray.

    O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri
    Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
    Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini;
    "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun! " diyecek.

  10. 2007-04-27 #10

    Sona Doğru

    Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,
    Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
    Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,
    Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
    Herkes bir özleyişle yaşar... bende öylece
    Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim.
    Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
    Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
    Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
    Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...

  11. 2007-07-03 #11



    Bütün Türk Gençliğine

    I
    Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
    Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
    Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
    Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

    Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın.
    Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
    Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
    Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

    Ezilmekten çekinme ... Gerilemekten sakın!
    İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
    Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
    Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

    Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
    Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
    Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
    Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...


    II
    Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
    Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
    Seninde bu dünyada nasibin var savaşmak!...
    Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

    Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,
    Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova ,yayla...
    Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
    Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

    KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,
    Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.
    Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
    Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

    Yüz paralık kurşunla gider "HAYAT" dediğin;
    " Tanrı yolu" uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
    Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
    Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin.


    III
    Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
    Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
    Işıksız kulübende boranın esişini
    Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

    Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
    Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
    Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
    Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

    Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
    Vicdanını "Paris"e, "Moskova"ya satanlar,
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.

    Hey arkadaş!.. Bu yolda bende coşkun bir selim,
    Beraberiz seninle, işte elinde elim.
    Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
    Ölümüne , gamına, tipisine, karına...


    IV
    Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    Savaş... Bunu tadını ey Türk sen bulamazsın,
    Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

    Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
    Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
    Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    "Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında.

    Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
    Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara...
    Lenin'den bahsederse karşında bir maskara,
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
    Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    Ruhlarımız buluşur elbet "Tanrıdağı"nda...


    V
    Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin ,
    Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
    Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,
    Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

    Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
    Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
    Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
    Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
    Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında....

    Hüseyin Nihal Atsız


  12. 2007-07-25 #12
    Dosta Sesleniş

    od düşmüş gönlüme
    söndürde derdine yan
    muhanne yolu kesmiş
    çöldeki merdine yan
    yarınlar kalleş dolu
    mert olan her düne yan

    Hüseyin Nihal Atsız

    mert olan düne yan bugünlerde sık okuduğum bir şiir.

  13. 2007-07-25 #13
    Selâm

    İçim yine sevinçle dolup yanıyor;
    Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor.

    Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden;
    Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden;

    Zafer,ümit kaynağının bir çeşmesidir.
    Zafer bir çok gönüllülerin birleşmesidir.

    Gönülleri birleşenler ölse de bir gün
    Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

    Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!
    Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

    Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
    Selam sana ey yılları heba olan genç!

    İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!
    İstikbalin değil, ruhun Tanrı`ya yakın!

    O yalancı istikbale bir perde indir!
    "Gerçek yarın" unutma ki bir gün senindir!

    Selam sana yavrusundan ayrılan kadın!
    Kim bilir sen gizli gizli nasıl ağladın!

    Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün;
    Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün!

    Gür sütünle asladığın erlik cevheri
    Yapacaktır onu yaman bir çeri...

    Tek bir kadın değilsin sen...Sen bir ocaksın!
    Madem ki bir adın Atsız, katlanacaksın!

    Kafkasya'da can veren bir şehidin kızı
    Bir çeliktir... Yüreğinde erir her sızı...

    Varsın,bağrin fırkatiyle yavrunun yansın...
    Yansın,dayan! Çünkü sen de bir kahramansın!

    Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere!
    Ey rütbesi çalinanlar! Selam sizlere!

    Kardeş yahut arkadaştır diye evleri,
    Ocakları dağıtılan ülkü devleri!

    Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar,
    Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar!

    Ey ciğeri parçalanan kahpe veremden
    Ne beklersin dünyadaki sahte keremden?

    Ciğerlerin sönüyorken Tanrı`yı andın;
    Tasa etme,gerçekleşir mukaddes andın.

    Hepinize sevgilerle coşkun selamlar!
    Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar

    Içtiğiniz ıztıraplar size kımızdır
    Bu acılar mazimize selamımızdır.

    En tatlı bir hayalimdir bu selam benim
    Kırk derece sıcaklıkta erirken tenim...

    Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar?
    Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar.

    Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler
    O`nun rahmet denizinde ruhlar serinler.

    Ey hırçın genç,ey güzel kız!Bırakın yası...
    Yeter temiz gönüllerin bizi anması...

    Toprak ana uyuturken koynunda bizi
    Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

    Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
    İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!

    Selam şanlı mazimize!Selam yarına!
    Selam zafer ordusunun silahlarına!

    Ey geçmişin yiğitleri!Selam sizlere
    Ey yarının şehitleri!Selam sizlere!

    Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır
    Aranızda bulunacak güleçtir;

    Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri
    Atılarak hepinizden daha ileri

    Güldürecek babasının yanık ruhunu
    Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu

    Karışınca gövdem yurdun topraklarına
    Ruhum uçar ırkımızın bayraklarına,

    Varlığın sevgisi onlara taşır
    Kendisi de ay-yıldıza belki karışır

    Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri
    Adım adım dolaşırken kutlu yerleri

    Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş
    Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?

    Haydi artık dinsin bütün ıztırapların
    Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın

    Güzellikle sıcaklıkla ve ihtişamla...
    Kumandasız hazır olup onu selamla!

    Gönlündeki yaraların kanını dindir...
    Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...


    Hüseyin Nihal Atsız

  14. 2007-07-30 #14
    Yarının Türküsü

    Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
    Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
    Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
    Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!

    Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
    Keder, elem her ne varsa geride kalsın!
    Tehlikeler duman gibi tüterken yerde
    Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.

    Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
    Bir sevgili gibi onu basar bağrına!
    Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
    Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...

    Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
    Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
    Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
    Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.

    Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?
    Çanakkale şehitleri dirildiler mi?
    Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
    Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?

    Saflarımız seylerse de yine ileri!..
    Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
    Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
    Kanımızla burda yarın güller açacak.

    Hüseyin Nihal Atsız

  15. 2007-10-18 #15
    KAHRAMANLARIN ÖLÜMÜ (İTHAF)


    (Şehit Tayyareci Kurmay Yüzbaşı KÂMİ`nin büyük hâtırasına)

    Gerilir zorlu bir yay
    Oku fırlatmak için;
    Gece gökte doğar ay
    Yükselip batmak için.
    Mecnûn inler, kanını
    Leylâ`ya katmak için.
    Cilve yapar sevgili
    Gönül kanatmak için.
    Şair neden gam çeker?
    Şiir yaratmak için.
    Dağda niçin bağrılır?
    Feleğe çatmak için.
    Açılır tatlı güller
    Arılar tatmak için.
    Göğse çiçek takılır
    Solunca atmak için.
    Tanrı kızlar yaratmış
    Erlere satmak için.
    İnsan büyür beşikte
    Mezarda yatmak için.
    Ve..............................
    Kahramanlar can verir
    Yurdu yaşatmak için...

  16. 2007-12-06 #16
    Aşkınla
    Aşkınla senin bunca gönül etmede nale...
    Uğrunda akan gözyaşımız oldu şelale.
    Onmaz kara sevdamızı kan söndürecektir...

    O füsunkar ve güzel gözleri her kalbi deşen
    Öyle bir nazlı kızın aşkına düştüm ben ki...

    Ey bir eşi bulunmaz fedakar,mert arkadaş!
    Kıskandırdın bizi sen,bak ölümün ne kadar şanlı!

    Arkadaşımızın mert ve şan dolu göğsünde
    Şehitliğin nişanı kızıl bir gül açıldı....
    Hüseyin Nihal Atsız

  17. 2009-06-11 #17
    TÜRK KIZI

    Pınar başına geldi
    Bir elinde güğümü;
    Çattı yay kaşlarını
    Görünce güldüğümü,
    Bağlamıştı gönlümü
    Saçlarını düğümü.
    Bilmiyordum bu örgü
    Acaba bir büğümü?

    Sordum: nerdedir yerin?
    Nedir senin değerin?
    Yedi kral vurulmuş,
    Ne bu ceylan gözlerin?
    Hangisine varırsın
    Bu yedi ünlü erin?
    Şöyle dedi bakarak
    Göklere derin derin:

    Kıralların taçları
    Beni bağlar büğü mü?
    Orduları açamaz
    Gönlümdeki düğümü.
    saraylarda süremem
    Dağlarda sürdüğümü.
    Bin cihana değişmem
    Şu öksüz Türklüğümü...


    Güncelleme : 2009-06-17
  18. 2009-06-11 #18
    Ay Yüzlü Güzel Konçuy

    Mestim bugün aşkınla ay yüzlü güzel konçuy,
    Gönlümde esip çınla, ay yüzlü güzel konçuy.
    Şevkinle serab ettin, aşkınla harab ettin,
    Payında türab ettin,ay yüzlü güzel konçuy.
    Sensiz yaşamak boştur, birlikte ölüm hoştur,
    Coştum, daha çok coştur, ay yüzlü konçuy.
    Sevginle geçip serden, bildim yaralar nerden;
    Eyvah kara gözlerden, ay yüzlü güzel konçuy.
    Zulmetteki mahımsın, gönlümdeki ahımsın,
    Ömrümde günahımsın, ay yüzlü güzel konçuy.
    Lebler sücü, bir tas ver; hem neş'e ve hem yas ver;
    Hançer mi o kirpikler, ay yüzlü güzel konçuy.
    Almış beni albızlar, gönlümde yaran sızlar,
    Kurban sana Atsızlar, ay yüzlü güzel konçuy...


    Güncelleme : 2009-06-17
  Okunma: 10025 - Yorum: 17 - Amp