Dinin Direği Namaz - Delinetciler Portal

Dinin Direği Namaz

  1. sponsorlu bağlantılar
    Dinimizde namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberânî]

    (Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberânî]

    (Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]

    (Allah buyuruyor ki, "söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana, azab etmem, onu sorgu-suâle çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]

    (İmandan sonra en büyük vazife namaz kılmaktır.)

    (Her peygamberin ümmetine son nefeste vasıyeti namazdır.)

    Namaz kılmak böyle büyük bir ibâdet olduğu için terkedilmesi de çok büyük günahtır. Hanbelide namazı terkeden küfre düştüğü için, Şafiî ve Malikide büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Namaz dinin direğidir, terkeden dinini yıkmış olur.) [Beyhekî]

    (Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmıyan perişan olur.) [Taberânî]

    (Namaz kılmıyan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]

    (Namazı kasten bırakanın ibâdetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]

    Namaz, çok önemli bir ibâdet olduğu için, namaz kılmıyanın imanla ölmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Namaz kılmıyanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez.

    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

    (Namaz kılmak ve diğer ibâdetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur'an-ı kerimde, (İman ve ibâdet etmek, müşriklere güç gelir) ve (Namaz kılmak müminlere kolay gelir) buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emilerine severek kolaylıkla uymaktır.) [C.1.m.191, 289]

    Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramıyacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti istiyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, (Cenneti isteyip de, Allahın yasakladıklarından kaçınmıyan, isteğinde yalancıdır) ve (Cenneti istiyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar) buyuruluyor. (Beyhekî)

    Tadil-i erkana riayet etmek vaciptir. Namazın vaciplerinden biri bilerek terkedilirse, o namazı tekrar kılmak vacip olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkanına riayet etmez, rükû ve secdelerini hakkıyle yerine getirmez.)

    (Herkesin namazında, kalbin hazır olduğu kısımlar yazılır. Kalbin hazır olmadığı namaza, Allahü teâlâ nazar etmez.)

    Cemaatle namaz kılmak erkeklere Sünnet-i hüdadır. Yani dinimizin şiarı, alameti olan sünnettir. Özürsüz terketmek asla caiz değildir. Bilhassa yatsı ve sabah namazını cemaatle kılmak çok önemlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Yatsı namazını cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibâdetle geçirmiş sayılır.) [Müslim]

    (Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmaktır. Bunlardaki ecri bilen, sürünerek de olsa, cemaate gelir.) [Buharî]
    Hadîs-i şerîfte, "Bir namazı, özürsüz olarak vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır" buyuruldu. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünya senesidir.
    Kazâya kalan namazı kılacak kadar vakitlerin herbiri geçtikçe, bu bir namazın günâhı kat kat artar. Ya birkaç namaz olursa, cezâsı çok çetin olur. Her ne pahasına olursa olsun, kılmadığımız veya kılamadığımız namazlarımızı bir ân önce, kazâ etmek ve affı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Namaz kılmayanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.
    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
    (Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir.

    Dünyada olan altı azap:
    1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
    2- Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.
    3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
    4- Duâları kabûl olmaz.
    5- Onu kimse sevmez.
    6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.

    Ölürken çekeceği azaplar:
    1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
    2- Aç olarak ölür.
    3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

    Mezarda çekeceği acılar:
    1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
    2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
    3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.
    Kıyâmette çekeceği azaplar:
    1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
    2- Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
    3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. Namazın farzları 12’dir. Bunların altısı içinde, altısı dışındadır. Dışındaki farzlara şart denir.Namazın içindeki farzlara rükün denir.

    A- Namazın dışındaki farzlar:
    1-Hadesten taharet:
    Abdestsiz olanın abdest alması, cünüp veya hayzlı ve nifaslı olanın gusletmesidir.

    2-Necasetten taharet:
    Namaz kılanın, vücudunu, elbisesini ve namaz kılacağı yeri, necasetten yani dinimizde pis sayılan şeylerden temizlemesidir.

    3-Setr-i avret:
    Avret yerini örtmek demektir. Namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının da bakması haram olan yerlerine (Avret mahalli) denir. Erkeğin avret yeri, göbeğinden dizi altına kadardır. Kadınların ise, yüz ve ellerinden başka her yeri avrettir.

    4-İstikbal-i kıble:
    Namaz kılarken kıbleye dönmektir.

    5-Vakit:
    Namazı, vaktinde kılmaktır.

    6-Niyet:
    Namaza dururken kalb ile niyet etmektir. Yalnız ağız ile söylemeye niyet denmez. Namaza niyet etmek demek, ismini, vaktini, kıbleyi, cemaatle kılınıyorsa imama uymayı, kalbten geçirmek demektir. Niyet, başlama tekbiri söylenirken yapılır.

    B- Namazın içindeki farzlar:

    1-İftitah tekbiri:
    Namaza başlarken “Allahü ekber” demektir. Başka kelime söylemekle, tekbir alınmış olmaz.

    2-Kıyam:
    Namazda ayakta durmaktır. Ayakta duramayan hasta, oturur. Oturarak kılamayan yatarak ima ile kılar.

    3-Kıraat:
    Namazda, Kur'an-ı kerimden sure veya âyet okumaktır.

    4-Rüku:
    Ayakta okuma bittikten sonra, eğilip elleri dize koymaktır.

    5-Secde:
    Rükudan sonra yere kapanmaktır.

    6-Kâde-i âhıre [son oturuş]:
    Son rekatta Ettehiyyatüyü okuyacak kadar oturmaktır.


    NAMAZLA İLGİLİ AYETLER
    İsra Suresi Ayet: 78
    “ Güneşin öğle vakti zevalinden, gecenin karanlığına kadar(öğle, ikindi, akşam, yatsı vakitlerinde) namazı dosdoğru kıl. Kur’anıyla ayrılan sabah namazını da kıl. Çünkü sabah Kur’anı şahitlidir(sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunurlar). ”
    Taha Suresi Ayetler: 130 ve132
    “ Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbine hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki, ilahi rızaya nail olasın. ” “ Hem ailene namazı emret, kendin de ona devam et. Biz senden rızk istemiyoruz. Biz senin rızkını veririz(güzel) akıbet takva sahibi olanlarındır. ”
    Rum Suresi Ayetler: 17 ve 18
    “ O halde akşamladığınız ve sabahladığınız vakit, Allah’ı tesbih edin(akşam, yatsı ve sabah namazlarını kılın). ” “ Göklerde ve yerde Hamd O’nadır. İkindileyin ve öğle zamanında da tesbihinizi yapın! (öğle ve ikindi namazlarını kılın). ”
    Bakara Suresi Ayet: 238
    “ Namazlara bilhassa orta namaza(ikindi) dikkat edin. Ve kalkın Allah’a saygı için (O’nun huzuruna) durun. ”
    Ankebut Suresi Ayetl: 45
    “ Habibim, sana vahy olunan kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan men eder. Allah’ı zikr ise en büyük kulluk vazifesidir. Ne yaparsanız Allah onu bilir. ”
    Bakara Suresi Ayet: 110
    “ Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin. Kendiniz için hayır namına önden ne gönderdiyseniz Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. ”
    Nisa Suresi Ayet: 113
    “ Namazı kılıp bitirdikten sonra, gerek ayakta gerek otururken ve yanlarınız üzerinde Allah’ı zikredin. Korkudan emin ve sükunet buldunuzmu namazı dosdoğru tam kılın. Çünkü namaz müminler üzerine muayyen, vakitleri belli, yazılı bir farzdır. ”
    Bakara Suresi Ayet: 46
    “ Sabır ve namazla Allah’dan yardım isteyiniz. ”
    Hacc Suresi Ayet: 77
    “ Ey iman edenler; Allah’a rüku edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayırlı işler yapın ki felah ve huzur bulasınız. ”
    Münafikun Suresi Ayet:9
    “ Ey iman edenler; mallarınız, mülkleriniz, çoluk ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan sizi men etmesin. Kim böyle yaparsa onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. ”
    Meryem Suresi Ayet:59
    “ Peygamberlerden sonra kötü halefler gelecek. Onlar namazı terk edecek. Nefis ve şehvetlerine tabi olacaklar. İşte onlar cehennemde Gayya çukuruna atılacaklardır. ”
    Maun Suresi Ayet: 4
    “ Namazı vaktinde kılmayanların vay haline. ”


    NAMAZLA İLGİLİ HADİSLER
    “ Allah tevhidden sonra mahlukatı üzerine namazdan daha sevimli ve güzel bir ibadet farz kılmamıştır. Eğer namazdan daha efdal ve sevimli bir şey farz kılsaydı, melekler onunla Allah’a ibadet ederlerdi. ”
    “ Altı şeyi yapacağınıza söz verin, ben de sizin cennete girmenize kefil olayım: Asab (R.A.): Nedir o altı şey ya Resulullah? dediler. Buyurdu ki: “ Namazı kılın, zekatı verin, emanete riayet edin, avret mahalinizi zinadan, karnınızı haramdan, lisanınızı yalan ve her türlü yasaktan koruyun. Bu altı şeyi yerine getiren, cennet ehlindendir. ” ”
    “ Kişi, kıyamet günü ilk olarak namazdan sorguya çekilecektir. Eğer dürüst hesap verirse, diğer işleri de düzelir. Yok eğer aksi zuhur ederse, diğer amellerdeki hesabı da zora girer. ”
    “ Ey Fatima; sakın ben Peygamberin kızıyım diye ibadet ve itaatte kusur etme. Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, beş vakit namazını vakitlerinde eda etmedikçe cennete giremezsin. ”
    “Namaz dinin direğidir, terkeden dinini yıkmış olur.”
    “Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olacaktır.”
    “Namaz kılmayan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.”
    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: “Namaz kılmak ve diğer ibâdetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur’an-ı Kerimde, “İman ve ibâdet etmek, müşriklere güç gelir” ve “Namaz kılmak müminlere kolay gelir” buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek kolaylıkla uymaktır.”
    Kur’an-ı Kerimi Peygamber efendimiz açıklamıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “5 vakit namazla emrolundum.”
    “Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile cuma namazı, öteki cumaya kadar aralarda işlenen günahlara keffarettir.”
    Yine Peygamber Efendimiz, “Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatı veren ve büyük günahlardan sakınan herkese, kıyamette, cennetin 8 kapısı açılır” buyurup,
    “Birinin evi önünde, bir nehir olsa, günde beş defa bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?” sorusuna, Eshab-ı kiram, “Hayır ya Resulallah!” dediler. Onlara buyurdu ki: “İşte beş vakit namazı kılanların da günahları böyle kalmaz.”
    İmam-ı Gazali’nin bir sözü ile konumu bitiriyorum;
    “ Ey kurtuluştan bahseden, fakat Allah’ın emirlerine sırt çeviren insan, hem kurtulmak istersin, hem O’nun yoluna girmezsin. İyi bilki gemi karada yürümez. Geminin yüzebilmesi için nasıl su lazım ise, insanında kurtuluşu için iyi ameller lazımdır.

  3. NAMAZDAKİ DİĞER HÜKÜMLER

    Namazda yapılan, fiillerin, hareketlerin, okunacak şeylerin hükümlerini bilmek lâzımdır. Bu hükümler bilinmezse, bunlar yapılmadığında veya yanlış yapıldığında, telâfisi, düzeltilmesi mümkün olmaz. Meselâ, yapılması farz olan bir fiil, unutulduğunda namaz olmaz. Yapılması sünnet olan bir fiil unutulduğunda namaz sahih olur. Fakat sevâbı eksik olur.
    Namazdaki bu fiilerin hükümleri sırasıyla şöyle:
    Hanefî mezhebinde, elleri kulağın hizâsına kaldırmak sünnet.
    Ellerin ayasını, içini kıbleye yöneltmek sünnet.
    Erkeklerin baş parmağını kulağın yumuşağına değdirmesi ve kadınların, ellerini omuz hizâsına kaldırmaları müstehab.
    İlk tekbîr, ya'nî “Allahü ekber” demek farz.
    Diğer tekbîrler sünnet.
    Tekbîr aldıktan sonra, el bağlamak sünnet. Sağ eli, sol elin üstüne koymak, sünnet.
    Erkeklerin, ellerini göbekten aşağı bağlaması ve kadınların, göğsüne koyması sünnet.
    Erkeklerin, sağ elin parmaklarıyla sol elin bileğini pekçe kavraması müstehab.
    Namazda, İmâm olsun, cemâ'at olsun ve yalnız olsun Sübhâneke okumak sünnet.
    İmâmın veya yalnız kılanın, E'ûzü okuması sünnet.
    Besmele okumak sünnet.
    Fâtiha-i şerîfe okumak ve Fâtihadan sonra, bir sûre okumak vâcib.
    Kıyâmda iken üç âyet, yâhut, üç âyet kadar uzun bir âyet okumak farz.
    Kıyâmda, ayakta iki ayak arasında dört parmak açıklık bulundurmak, rükü'a giderken topukları birleştirmek sünnet.
    Rükü'da belini eğmek farz.
    Üç kere “Sübhâne rabbiyelazîm” demek sünnet. Beş kere veya yedi kere demek müstehab.
    Rükü'dan kıyâma doğruldukta ve iki secde arasında doğrulup oturdukta, bir kere (Sübhânallah) diyecek kadar beklemek, vâcib.
    Secdede, başını secdeye koymak farz.
    Üç kere “Sübhâne rabbiyel-a'lâ” demek sünnet.
    Beş kere veya yedi kere demek müstehab.
    Secde yaparken, önce iki diz, sonra iki el, sonra burun ve sonra alın yere konur. Baş parmaklar, kulaklar hizâsında olur. Ayakların, en az birer parmağını yere koymak farzdır.
    Secde yeri, dizlerini koyduğu yerden yirmibeş santimetre yüksek olunca namaz mekrûh olur.
    Secdede dirsekler bedenden, karın da uyluklardan açık tutulur. Ayak parmaklarının uçları kıbleye karşı tutulur. Rükü'a eğilirken topuk kemiklerini birbirine yapıştırmak sünnet. Secdede ise bitişik tutulur.
    Kadınlar, namaza dururken, ellerini omuzlarına kadar kaldırır. Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Sağ avucu sol üzerinde olarak göğüs üstüne kor. Rükü'da az eğilir. Belini kafası ile düz tutmaz. Rükü'da ve secdede parmaklarını açmaz. Birbirlerine yapıştırır. Ellerini dizleri üzerine kor. Dizlerini büker. Dizlerini tutmaz. Secdede kollarını, karnına yakın olarak yere serer. Karnını uyluklarına yapıştırır.
    Kadınlar, teşehhüdde, ayaklarını sağa çıkararak yere oturur. El parmaklarının ucu dizlerine uzanır. (Erkekler de dizi kavramaz.)
    Ka'de-i ûlâda, ilk oturuşta oturmak, vâcib.
    Ka'de-i ahîrede, son oturuşta oturmak farz. Son ka'dede tehıyyât okumak vâcib.
    Ka'de-i ahîrelerde, salevât ya'nî salli - bârik okumak sünnet. İkindi ve yatsının dört rek'at sünnetlerinde her ka'dede, her iki oturuşta da salevât duâlarını okumak sünnet, diğer duâları okumak müstehab.
    Selâm lafzı, vâcib.
    Ve selâmda, iki yanına bakmak sünnet.
    Dikkatle bakmak müstehab.

  4. 2006-11-20
    Namazın Âdâbı

    * Müezzin kaamet getirirken: "Hayye-ale'l-felâh" dediğinde beklemeden ayağa kalkmak.
    * İftitah tekbirinde baş parmaklarını kulak yumuşağına temas ettirmek,
    * Kıyâmda secde yerine bakmak,
    * Rükû'da ayağının uçlarına bakmak,
    * Rükû ve secde tesbihlerini beş veya yedi defa okumak,
    * Alnından evvel burnunu yere koymak,
    * Secdede burnunun iki tarafına bakmak,
    * Selâmda omuzlarına bakmak,
    * Esneme geldiği zaman ağzını tutamazsa, sağ elin dışı ile kapamak,
    * İmkân nisbetinde iyi ve temiz elbise ile namaz kılmak,
    * Sağına selâm verirken, sağındaki cemaat ve melâikeye selâm vermeye niyet etmek,
    * Soluna selâm verirken solundaki cemâat ve melâikeye selâm vermeye niyet etmek,
    * Yalnız ise selâmda kirâmen kâtibîn ve hafaza meleklerine selâm vermeye niyet etmek,
    * Mümkün olduğu kadar öksürmeyi defetmek.

    Namazın Mekruhları

    * Namazın içinde sağa sola bakmak
    * Elbise veya vücut ile oynamak. (Vücuda yapışan elbiseyi küçük bir hareketle silkelemekte bir beis yoktur)
    * Özürsüz, parmağını çıtlatmak
    * Secde yerindeki taşları temizlemek
    * Elini böğrüne koymak
    * Bir yerini bir veya iki kere kaşımak. (Namazda burun akıntısını silmek yere akıtmaktan evlâdır.)
    * Özürsüz bağdaş koymak
    * İnsan yüzüne karşı kılmak
    * Kor halindeki ateşe karşı namaza durmak
    * Bir kimsenin önünde, başı üzerinde, sağında, solunda arkasında veya elbisesinde bakan kimsenin kolayca görebileceği kadar belirgin resim varken namaz kılmak
    * Gerinmek, esnemek
    * Tehiyatta ayak parmaklarını dikip, ökçelerin üzerinde durmak
    * Kaynaklarını (kalçalarını) yere koyup dizlerini göğse çekerek veya elleri yere koyarak oturmak
    * Yenisi ve güzeli varken eski ve kötü elbise ile kılmak. (müstehap olan her zaman adet olanı giymektir. Gecelikler, giyilmesi adet olan elbiselerden olduğu için onunla namaz kılmakta kerahet yoktur.)
    * Başı açık kılmak. (Alçak gönüllülük maksadıyla olursa mekruh olmaz.)
    * Secdede veya secde dışında elinin veya ayağının parmaklarını kıbleden çevirmek
    * Cemaatle namaza duracağında önünde yer varken safa girmeyip, arkada durmak
    * Kabre karşı namaz kılmak
    * Necasete karşı perdesiz namaz kılmak
    * Kadınla, perdesiz bir hizada durup ayrı ayrı namaz kılmak
    * Tuvalete gitme ihtiyacı varken sıkışık olarak namz kılmak
    * Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden evvel kaldırmak
    * Secdede bir ayağını kaldırmak
    * İmamdan evvel rüku'a gitmek
    * İmamdan evvel secdeye gitmek
    * İmamdan evvel secdeden kalkmak
    * Secdeye giderken özürsüz olarak ellerini dizlerinden evvel yere koymak
    * Özürsüz, yere veya duvara dayanarak kalkmak
    * Namazda alnından toprak silkmek
    * Bir rekatte okuduğu zammı sure ile, bunu takip eden rekatte okuduğu zammı süre arasında sadece bir sure atlamak
    * Bir sonraki rekatta, bir önceki rekatta okuduğu zammı surenin evvelinden sure veya ayet okumak
    * Farz namazlarda bir sureyi bir rekatta iki defa okumak, veya bir sureyi her iki rekatte okumak
    * Farzın ikinci rekatinde, birinci rekatte okuduğundan üç ayet fazla okumak
    * İmama uyanın imamla birlikte Kur'an okuması
    * Özürsüz, alnındaki sarığın üzerine secde etmek
    * Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak
    * Kıyamda sağa veya sola eğik vaziyette durmak
    * Özürsüz, tek ayak üstünde durmak
    * Namaz içinde ayet ve tesbihleri parmakla saymak
    * Cemaatle namaz kılınırken yalnız namaz kılmak
    * İmamın mihraptan başka yere durması
    * İmamın bir zirâ (50cm) alçak yerde durup, cemaatin imamdan yüksekte durması
    * İmamın bir zirâ (50cm) yüksek yerde durması; (Eğer imamın yanında bir kişi bulunursa mekruh olmaz.)
    * "Besmele" ve "âmin"i açıktan okumak
    * Kırâatı rükua inerken tamamlamak
    * Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kırâati (okumayı) yerinde yapmamak
    * Rüku ve secde tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek
    * Omuzu açık ve kolları sıvalı olarak namaz kılmak
    * Önünde bir canlının geçmesi ihtimali olan yerde önüne sütre (herhangi bir cisim) dikmeyi terk etmek
    * Bir şeyi koklamak
    * İşitilmeyecek derecede üflemek (işitilecek dercede üflenirse namaz bozulur)
    * Başa mendil ve benzeri bir şeyi sarıp tepesini açık bırakmak
    * Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak
    * İkinci defa toplanan cemaate imam olacak şahsın mihraba durması.

  5. 2006-11-20
    Namazın geçerli olması için bazı şartların ve rükünlerin bulunması gereklidir. Şart, sözlükte alâmet demektir. Bir terim olarak şart; varlığı kendisinin varlığına bağlı bulunan, fakat onun gerçek varlığından ve mâhiyetinden ayrı olan şeydir. Rükün ise, sözlükte; en kuvvetli taraf demektir. Bir terim olarak rükün; bir şeyin varlığı kendisine bağlı bulunan ve o şeyin esas unsur ve parçalarını teşkil eden esaslardır. Şer'i hüküm olarak şart ve rükne farz vasfı verilir. Bunların her ikisi de farzdır. Bu yüzden bazı fakihler bu konuya "namazın farzları" başlığını koymuşlardır. Bir de namazın farz olmasının şartları vardır. Bunlar müslüman olmak, büluğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir.


    Namazın farzları on ikidir. Bunlardan altısı daha namaza başlamadan bulunması gereken farzlar olup şunlardır:

    1) Hadesten temizlenme
    2) Necasetten temizlenme,
    3) Avret yerini örtmek,
    4) Kıbleye yönelmek,
    5) Vakit,
    6) Niyet. Bunlara, "namazın şartları" denir.

    Diğer altısı da namaza başladıktan sonra bulunması gereken farzlar olup şunlardır:


    1) İftitah tekbiri,
    2) Kıyam,
    3) Kıraat,
    4) Rükû,
    5) Sücûd,
    6) Son oturuşta "et-Tehiyyâtü"yü okuyacak kadar bir süre oturmak. Bunlara da "namazın rükünleri" denir. Bunlardan başka ta'dîl-i erkân ve namazdan kendi isteği ile çıkmak gibi başka rükünler de vardır. İleride bunları açıklayacağız.
    Burada, önce namazın şartları üzerinde duracağız:

    1) Hadesten Temizlenme:

    Abdestsizlik, cünüplük, hayız veya lohusa hallerinde bulunmaya "hades hâli" denir. Abdestsizlik küçük hades, diğerleri büyük hadestir. Küçük veya büyük hadeslerden temizlenmek abdest almak, yıkanmak veya teyemmüm etmekle olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızın bir bölümünü meshedin. Topuklarla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın) Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin " (el-Maide, 5/6).
    Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Abdest bozan kimse, abdest almadıkça Allah Teâlâ sizden birinizin namazını kabul etmez"
    Allah Teâlâ temizlenilmeksizin hiç bir namazı kabul etmez"
    Farz, vacib, sünnet veya nâfile tam namaz veya tilâvet yahut şükür secdesi gibi eksik namaz için hadesten temizlenmiş olmak şarttır. Abdestsiz kılınacak bir namaz sahih olmaz.
    Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest bozulsa, namaz da bozulmuş olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden birisi, namazda yellendiği zaman, namazdan ayrılıp abdest alsın ve namazını iade etsin " (Ebû Dâvûd, Tahâre, 81, Salât, 187; Tirmizî, Raciâ, 12).
    Hadesten temizlenme, namazın diğer şartları gibi sıhhat şartlarındandır.


    2) Necasetten Temizlenme:

    Namazdan önce bedende, elbisede veya namaz kılınacak yerde bulunan pisliği temizlemek gerekir. Bu temizlik namazın geçerli olması için ön şarttır. Elbisede ve namaz kılınan yerde, ayak, el ve dizler ile sağlam görüşe göre alnın konulacağı yerde dört gramdan (1 miskal) fazla insan dışkısı gibi katı yahut avuç içinden daha geniş alana yayılan insan sidiği veya şarap gibi sıvı pisliğin bulunması namazın sıhhatine engel teşkil eder. Eti yenen hayvanların veya atların sidiği ve dışkısı ise bulaştığı bedenin veya elbisenin dörtte bir bölümünden az miktarı namaza engel olmaz, affedilmiş sayılır. Bundan fazlasını ise, temizlemeye güç yetince namazın sıhhatine engel olur.
    Allah Teâlâ; "Elbiseni temizle" (el-Müddessir, 74/4) buyurmuştur. İbn Sîrin, bu temizlemenin elbisedeki pisliğin su ile temizlemek olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber Fâtıma binti Ebî Hubeyş (r.anhâ)'nın özür kanının (istihâza) hükmünü sorması üzerine şu cevabı vermiştir:
    "Bu, kanama yapan bir damardır. Ay başı değildir. Âdet zamanın geldiğinde, namazı bırak. Âdetin kadar bir süre geçtikten sonra kanını yıka, guslet ve namaz kıl" .
    Mescidin içinde küçük abdest bozan bedevî için Resulullah (s.a.s);
    "Bu bedevinin işediği yere kova ile su dökün " buyurmuştur.
    Yukarıdaki ayet elbiseyi temizlemenin, ilk hadis bedeni, ikinci hadis ise namaz kılınacak yeri temizlemenin farz olduğuna delâlet eder.

    3) Avret Yerini Örtmek:

    Avret sözlükte; eksiklik, kusur, düşmanın sızmasından korkulan zayıf mevzi, örtülmesi gereken yer ve kadın gibi anlamlara gelir. Şer'î bir terim olarak; bakılması haram olup, örtülmesi farı bulunan uzuvlara "avret yeri" denir. Hanefîlere göre, insanların huzurunda avret yerinin örtülmesi icma ile farzdır. Sağlam olan görüşe göre, tenhada örtmek de farzdır. Bir kimse karanlık bir evde bile olsa, temiz elbisesi bulunduğu halde çıplak olarak namaz kılsa, bu namaz sahih olmaz (İbn Âbidîn, a.g.e., I, 375).
    Yıkanma, tabiî ihtiyaç, taharetlenme gibi ihtiyaçlar dışında, tenha bir yerde de bulunulsa, namazda veya namaz dışında avret yerlerinin örtülmesi farzdır. Bunun delili Kitap ve Sünnettir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey Âdemoğulları! Her mescide gelişinizde güzel elbiselerinizi giyerek gelin" (el-A'râf, 7/31). İbn Abbas (r.a)'a göre; bundan kastedilen namazda giyilen temiz elbiselerdir.
    Hz. Peygamber şöyle buyurur:
    "Allah Teâlâ büluğa ermiş kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" Ey Esma! Kadın büluğ çağına ulaşınca, onun şu ve şu uzuvlarından başkasının görünmesi helâl ve caiz olmaz". Hz. Peygamber bu sözleri söylerken, elleri ile yüzünü işaret etmişti"
    Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları; göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da uyluktan olup avret yeri sayılır. Delil, Hz. Peygamber'in şu hadisidir: "Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz kapağı arasıdır", "Göbeğinden aşağısı diz kapaklarını geçinceye kadar olan kısımdır". Başka bir delil de Darekutnî'den rivayet edilen, Diz kapağı avret yerlerindendir" anlamındaki zayıf hadistir.
    Hür kadınların yüzleriyle ellerinden başka, sarkan saçları dahil bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayakları konusunda ise görüş ayrılığı vardır. Daha sağlam görülen görüşe göre, ayakları da avret değildir. Çünkü ayaklarla yolda yürüme zarûreti vardır. Özellikle bunları örtmek yoksullar için güçtür. Başka bir görüşe göre, bir kadının namazı, ayağının dörtte biri nisbetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre ise, ayakları namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz dışında avret yeri sayılır. Bu görüş ayrılığından kurtulmak için ayakların örtülmesi daha uygun görülmüştür. Sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.
    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
    "Kadınlar, kendiliğinden görünen dışında, ziynetlerini göstermesinler" (en-Nûr, 24/31). Bundan kastedilen ziynetlerin takıldığı yerlerdir. Kadının kendiliğinden görünen yerleri ise elleri ile yüzdür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ', 18). Diğer yandan Allah elçisi, Esmâ (r.anhâ)'ya büluğ çağından sonra el ile yüz ve avuçlarına işaret ederek, bu yerlerin dışındaki kısımların örtülmesini bildirmiştir . Hz. Âişe'den nakledilen; "Allah Teâlâ büluğ çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" hadisi de, saçları örtünme kapsamına almaktadır.
    Müstehcen avret yerleri olan ön ve arka uzuvlar ile hafif avret yeri sayılan, bu iki yer dışındaki uzuvlardan birinin tamamı veya en az dörtte biri açık bulunur ve bu durum kasıtsız olarak iki rükün eda edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Çünkü bir şeyin dörtte biri tamamı hükmündedir.
    Cildin rengini gösterecek derecede ince olan elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin rengini belli edecek şekilde bulunan, dolayısıyla derinin beyazlığı veya kırmızılığı belli olan elbise ile namaz sahih olmaz. Çünkü bununla örtünme gerçekleşmemektedir. Eğer elbise kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa bu, zemmedilmiş olmakla birlikte namaz sahih olur. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir.

    4) Kıbleye Yönelmek:

    Namazı kıbleye doğru yönelerek kılmak şarttır. Mekke döneminde ve Medine döneminin ilk günlerinde müslümanların kıblesi Kudüsteki Mescid-i Aksa idi. Medine döneminde inen şu ayet-i kerime ilk kıble, Mekke'deki Ka'be-i Muazzama'ya çevrildi: "Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de olduğunuz yerde, yüzünüzü onun tarafına döndürünüz" (el-Bakara" 2/144). Kâbe, Mekke'deki bilinen binadan ibaret değildir. Ancak bu binanın yerini ifade eder. Nitekim bu kutsal yerin göklere kadar üst tarafı ve toprağın derinliklerine kadar alt tarafı kıble yönüdür. Bu yüzden Kâbe-i Muazzamanın yanında veya içinde bulunanlar, bunun herhangi bir tarafına yönelerek namazlarını kılabilirler. Cemaatle namazda imamın önüne geçmemek şartıyla, cemaat Kâbe'nin çevresinde halka olur ve hepsi imamla birlikte namaz kılarlar.
    Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke fethedildiği gün, Kâbe'ye bir kere girip içinde namaz kıldığı nakledilir. Abdullah b. Ömer, Bilâl (r.a)'e, Allah elçisinin Kâbe'ye girdiği zaman namaz kılıp kılmadığını sormuş, Bilâl şu cevabı vermiştir: "Evet Kâbe'ye girince sol taraftaki iki direk arasında namaz kıldıktan sonra çıktı ve Kâbe'nin yönüne doğru iki rek'at namaz kıldı" (Buhârî, Salât, 30; Nesâî, Menâsik, 127; Dârimî, Menâsik, 43; Ahmed İbn Hanbel, II, 75, III, 410, VI, 12, 13, 14).
    Kâbe-i Muazzamadan uzakta bulunanların tam Kâbe'ye yönelerek namaz kılmaları farz değildir, Kâbe tarafına yönelmeleri farz olup, bu yeterlidir .Hz. Peygamber (s.a.s); "Doğu ile batı orası kıbledir"' buyurmuştur. Eğer kıblede Kâbe'nin kendisine isabet ettirmek farz olsaydı, bir mescidde uzun bir safın sadece Kâbe'nin hizasına rastlayan kısımdaki cemaatin namazlarının sahih olması, diğerlerinin ise sahih olmaması gerekirdi.

    5) Vakit:

    Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitr, teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Namazın yükümlüye gerekli olması ve kılındığında da geçerli sayılması kendisine bağlı olan "namaz vakitleri"ni bilmeyi gerektirir. Bu vakitler Kitap ve Sünnetle belirlenmiştir:


    Sabah Namazının Vakti:

    İkinci fecrin doğmasından güneşin doğmasına kadar olan süre, sabah namazının vaktidir. İkinci fecir; sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan bir aydınlıktan ibarettir. Bununla sabah vakti girmiş, yatsı namazının vakti çıkmış ve oruç tutacaklar için bu ibadet başlamış olur. Bu yüzden buna "fecr-i sadık" denir. Bunun karşıtı, birinci fecirdir. Bu, doğu ufkunun ortasında yükseklere doğru, iki tarafı karanlık ve uzunlamasına bir hat şeklinde yayılan bir beyazlıktır. Bu beyazlık kısa bir süre sonra kaybolur ve kendisini bir karanlık izler. Bundan sonra ikinci fecir doğar. Bu birinci fecre, sabahın gerçekten girdiğini göstermemesi ve yalancı bir aydınlık olması yüzünden "fecr-i kâzib" adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne yatsı namazı çıkmış ve ne de sabah namazı vakti girmiş olmaz. Oruç tutacakların bu süre içinde yiyip içmeleri de caizdir.
    Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Fecir (şafak) iki tanedir. Birincisi yemeyi içmeyi haram kılan ve kendisinde namaz kılmayı helal kılan fecirdir. İkincisi ise, sabah namazını kılmak caiz olmayan, fakat yemek içmek helal olan fecr-i kâzibtir" (es-San'ânî, Sübülüs-Selâm, 2. baskı, t.y., I,115). "Sabah namazının vakti ikinci fecrin doğmasından, güneşin doğuşuna kadardır"

    Öğle Namazının Vakti:

    Öğle vakti, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle başlar ve her şeyin gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder. Cisimlerin, güneş tam tepe noktada iken yere düşen gölgesi (fey-i zeval), bunun dışındadır. Öğlenin bu vaktine "asr-ı evvel" denir. Bu, Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Ebû Hanîfe'ye göre ise, öğlenin vakti, fey-i zeval dışında, cisimlerin gölgesi, iki misli uzayıncaya kadar devam eder. Bununla öğle namazı vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş olur. Buna "asr-ı sânî" denir.
    Hac farizasını yerine getirmek için dünyanın her tarafından Mekke ye gelen müslümanlar, namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya özen gösterirler.
    Cisimlerin gölgesinin mislini hesaplamada, zeval vaktinde bu cisimlerin sahip oldukları gölge, uzunluğu itibar etmede uzayan gölgeye ilâve edilir.
    Çoğunluk fakihlerin delili şu hadistir: Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber'e namaz vakitlerini öğretirken, ikinci gün her şeyin gölgesi bir misli olduğu zaman öğle namazını kıldırmıştır
    Ebû Hanîfe'nin delili ise, Hz. Peygamber'in şu hadisidir: "Öğle namazını hava serinlediği zaman kılınız. Çünkü öğle vaktindeki sıcaklığın şiddeti, cehennemin sıcaklığını andırır" Arabistan yöresinde sıcağın en şiddetli olduğu zaman, her şeyin gölgesinin bir misli olduğu zamandır. Bu yüzden öğleyi yazın serine bırakmak (ibrâd) müstehap sayılmıştır.
    Cuma namazının vakti de, tam öğle namazının vakti gibidir.


    İkindi Namazının Vakti :



    Vakti: İkindi vakti, öğle vaktinin çıktığı andan itibaren başlar ve güneşin batması ile son bulur. İkindi vakti; çoğunluk müctehidlere göre, her şeyin gölgesinin bir misli, Ebû Hanîfe'ye göre ise, iki misli olduğu andan itibaren başlar ve ittifakla güneşin battığı zamana kadar devam eder. Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Güneş batmadan önce, ikindi namazından bir rekata yetişen kimse, ikindi namazına yetişmiştir"
    Çoğunluk müctehidlere göre, ikindi namazını güneşin sararma vaktine kadar geciktirmek mekruhtur. Çünkü Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu vakitte kılınan namaz münafıkların namazıdır. Münafık oturup güneşi bekler. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girdiği (batmaya yüz tuttuğu) zaman, çabuk olarak ikindiyi dört rekat kılar, Allah'ı çok az anar"
    İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Kur'an-ı Kerim'de sözü edilen "orta namaz", ikindi namazıdır. Delil, Hz. Âişe (r.anhâ)'nin naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber (s.a.s); "Namazlara devam edin, orta namaza da devam edin" (el-Bakara, 2/238) ayetini okudu. "orta namaz ise ikindi namazıdır" buyurdu (Ebû Dâvûd Salât, 5; İbn Hanbel, V, 8; İbn Kesîr, Muhtasaru Tefsirî İbn Kesîr. thk. M. Ali es-Sâbûnî, Beyrut 1981, I, 218). İkindi namazına "orta namaz" denmesi iki adet geceye ait, iki adet de gündüze ait namazın arasında bulunması yüzündendir.

    Akşam Namazının Vakti:

    Akşam namazının vakti, güneş yuvarlağının tam olarak batmasıyla başlar ve şafağın kaybolması ile sona erer. Ebû Hanîfe'ye göre, şafak, akşamleyin batı ufkundaki kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktır. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve Hanefiler dışındaki diğer üç mezhep ile Ebû Hanîfe'den başka bir rivayete göre ise şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktan ibarettir. Bu kızıllık gidince, akşam namazının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer'in; "Şafak, ufuktaki kırmızılıktır" (es-San'ânî, Sûbûtüs-Selâm, I, 106) sözüdür. Hanefilerde fetvaya esas olan görüş Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşüdür.

    Yatsı Namazının Vakti:

    Yatsının vakti, kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder. İkinci fecir doğunca yatsının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer (r.a)'den rivayet edilen şu hadistir: "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca namaz kılmak farz olur" (es-Sanânî, a.g.e., I,114). Başka bir delil, Ebû Katade hadisidir: "Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, diğer namazın vakti gelinceye kadar namazı kılmayandadır" (Müslim, Mesâcid, 311).
    Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmek müstehaptır. Gecenin yarısına kadar geciktirmek mübah, bir özür bulunmadıkça ikinci fecre kadar geciktirmek ise mekruhtur. Çünkü bu durumda namazı kaçırmaktan korkulur.
    Vitir namazının vaktinin başlangıcı, yatsı namazından sonradır. Vitrin sonu ise, ikinci fecrin doğmasından biraz önceye kadardır.
    Vitir namazını, uyanacağından emin olmayan kimse için uyumadan önce kılmak, uyanacağından emin olan kimse için ise, gecenin sonuna kadar geciktirmek daha faziletlidir.
    Teravih namazının vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Teravih, vitir namazından önce de, sonra da kılınabilir. Ancak yatsı namazı kılınmadan önce teravih namazı kılınsa, iadesi gerekir. Bayram namazlarının vakti, güneş doğup, kerahet vakti çıktıktan sonra başlar, güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya çıkışına (istivâ) kadar devam eder. Ramazan bayramı namazı, bir özür sebebiyle birinci gün istivâ zamanından önce kılınamazsa, ikinci gün istivâ zamanına kadar kılınır, artık özür bulunmasa da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise, bir özür sebebiyle, birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır. İkinci gün de bir özür sebebiyle kılınamazsa üçüncü gün istivâ zamanına kadar kılınır. Bu namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci veya üçüncü güne bırakmak ise çirkin bir ameldir. Bu bayram namazları, istivâ zamanından veya zeval vaktinden sonra ise hiç bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir (namaz vakitleri için bk. İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 151-160; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, I, 321-342; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 59-62; eş-Şîrâzî, el-Mûhezzeb, I, 51-54; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 370-395; ez-Zühaylî, a.g.e., I, 506 vd.).

    6) Kutuplarda Namaz Vakitleri:

    Bu konuda iki görüş vardır. a. Vakit, namazın bir şartı olduğu gibi, farz olmasının da sebebidir. Bu yüzden bir yerde, namaz vakitlerinden bir veya ikisi gerçekleşmezse, o vakitlere ait namazlar, o yer halkına farz olmamış olur.
    Meselâ, bazı yerlerde, yılın bir mevsiminde daha akşam namazının vakti çıkmadan sabahın ikinci fecri doğarak sabah namazının vakti girmektedir. Artık bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur. Bu konuda, abdest organlarından bir veya ikisini kaybeden kimsenin bu organları yıkama yükümlülüğünün düşmesine kıyas yapılarak namazın da düşeceğine fetva verilmiştir.
    b. Araştırmacı bazı fakihlere göre, bu gibi yerlerdeki müslümanlar da beş vakit namazla yükümlüdürler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti gerçekleşmezse, o namazı kaza olarak kılarlar veya o beldeye en yakın olup, beş vakit namazların vakitleri tam olarak gerçekleşen beldenin vakitlerine göre, takdir ederek namazları edaya çalışırlar. Her ne kadar vakit, namazın bir şartı ve bir sebebi ise de, namazın asıl sebebi Allah'ın emri oluşudur. Bu yüzden bütün müslümanlar, bu beş vakit namazı kılmakla yükümlüdürler.
    İmam Şâfiî'nin görüşü de bu şekilde olup, ihtiyata uygun olan da budur.
    Güneşin uzun süre doğmadığı veya batmadığı kutup bölgeleri ve yakınlarında da yukarıdaki esaslara göre amel edilir. Bu gibi yerlerde yaşayan müslümanların, oruç ve zekâtları konusunda da bu şekilde bir takdir uygun düşer (İki namazı bir vakitte kılmak için bk. "Cem'i Takdim ve Cem'i Tehir" mad.)

  6. 2006-11-20
    # Namazın içinde sağa sola bakmak
    # Elbise veya vücut ile oynamak. (Vücuda yapışan elbiseyi küçük bir hareketle silkelemekte bir beis yoktur)
    # Özürsüz, parmağını çıtlatmak
    # Secde yerindeki taşları temizlemek
    # Elini böğrüne koymak
    # Bir yerini bir veya iki kere kaşımak. (Namazda burun akıntısını silmek yere akıtmaktan evlâdır.)
    # Özürsüz bağdaş koymak
    # İnsan yüzüne karşı kılmak
    # Kor halindeki ateşe karşı namaza durmak
    # Bir kimsenin önünde, başı üzerinde, sağında, solunda arkasında veya elbisesinde bakan kimsenin kolayca görebileceği kadar belirgin resim varken namaz kılmak
    # Gerinmek, esnemek
    # Tehiyatta ayak parmaklarını dikip, ökçelerin üzerinde durmak
    # Kaynaklarını (kalçalarını) yere koyup dizlerini göğse çekerek veya elleri yere koyarak oturmak
    # Yenisi ve güzeli varken eski ve kötü elbise ile kılmak. (müstehap olan her zaman adet olanı giymektir. Gecelikler, giyilmesi adet olan elbiselerden olduğu için onunla namaz kılmakta kerahet yoktur.)
    # Başı açık kılmak. (Alçak gönüllülük maksadıyla olursa mekruh olmaz.)
    # Secdede veya secde dışında elinin veya ayağının parmaklarını kıbleden çevirmek
    # Cemaatle namaza duracağında önünde yer varken safa girmeyip, arkada durmak
    # Kabre karşı namaz kılmak
    # Necasete karşı perdesiz namaz kılmak
    # Kadınla, perdesiz bir hizada durup ayrı ayrı namaz kılmak
    # Tuvalete gitme ihtiyacı varken sıkışık olarak namz kılmak
    # Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden evvel kaldırmak
    # Secdede bir ayağını kaldırmak
    # İmamdan evvel rüku'a gitmek
    # İmamdan evvel secdeye gitmek
    # İmamdan evvel secdeden kalkmak
    # Secdeye giderken özürsüz olarak ellerini dizlerinden evvel yere koymak
    # Özürsüz, yere veya duvara dayanarak kalkmak
    # Namazda alnından toprak silkmek
    # Bir rekatte okuduğu zammı sure ile, bunu takip eden rekatte okuduğu zammı süre arasında sadece bir sure atlamak
    # Bir sonraki rekatta, bir önceki rekatta okuduğu zammı surenin evvelinden sure veya ayet okumak
    # Farz namazlarda bir sureyi bir rekatta iki defa okumak, veya bir sureyi her iki rekatte okumak
    # Farzın ikinci rekatinde, birinci rekatte okuduğundan üç ayet fazla okumak
    # İmama uyanın imamla birlikte Kur'an okuması
    # Özürsüz, alnındaki sarığın üzerine secde etmek
    # Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak
    # Kıyamda sağa veya sola eğik vaziyette durmak
    # Özürsüz, tek ayak üstünde durmak
    # Namaz içinde ayet ve tesbihleri parmakla saymak
    # Cemaatle namaz kılınırken yalnız namaz kılmak
    # İmamın mihraptan başka yere durması
    # İmamın bir zirâ (50cm) alçak yerde durup, cemaatin imamdan yüksekte durması
    # İmamın bir zirâ (50cm) yüksek yerde durması; (Eğer imamın yanında bir kişi bulunursa mekruh olmaz.)
    # "Besmele" ve "âmin"i açıktan okumak
    # Kırâatı rükua inerken tamamlamak
    # Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kırâati (okumayı) yerinde yapmamak
    # Rüku ve secde tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek
    # Omuzu açık ve kolları sıvalı olarak namaz kılmak
    # Önünde bir canlının geçmesi ihtimali olan yerde önüne sütre (herhangi bir cisim) dikmeyi terk etmek
    # Bir şeyi koklamak
    # İşitilmeyecek derecede üflemek (işitilecek dercede üflenirse namaz bozulur)
    # Başa mendil ve benzeri bir şeyi sarıp tepesini açık bırakmak
    # Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak
    # İkinci defa toplanan cemaate imam olacak şahsın mihraba durması.

  7. 2006-11-20
    Sünnetin hükmü:


    Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur.

    Namazın Başlıca Sünnetleri Şunlardır:

    1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet erkekler için sünnettir. (kadınlara mekruhtur.)
    2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)
    3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak, ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek,
    4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere- imamın iftitah tekbirine yakın olmak,
    5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler; sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğin; kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.)
    (Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğin! kavramazlar)
    6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,
    7. Sübhaneke okumak.
    8. "Euzubillahi mineşşeytanirracîm"demek.
    9. Her rekatta fatihadan önce "Bismillahirrahmanirahim" demek.
    10. Fatihanın sonunda imamın ve ona uyanların "Amin" demesi.
    11. "Sübhaneke, Eüzü-Besmele ve Amin"i içinden okumak,
    12. Sabah ve öğle namazlarında fatihadan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa süre okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse dilediği ayet ve süreyi okur.
    13. Rükûa varırken "Allahü Ekber" demek.
    14. Rükûda dizlerim ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerim tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)
    15. Rükûda dizlerim ve dirseklerim dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükûda dizlerim bükük bulundururlar.)
    16. Rükûda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarım biraz meyilli bulundururlar.)
    17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.
    18. Rükûda üç kere "Sühhane Rahbiye'l-azîm" demek.
    19. Rükûdan kalkarken "SemiAllahu ilmen hamideh' demek.
    20. Rükûdan doğrulunca "Rabbena leke'l-hamd" demek.
    21. Secdeye varırken yere; önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak
    22. Secdeden kalkarken önce başını sonra ellerini daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.
    23. Secdelere varırken "Allahü Ekber" demek,
    24. Secdelerden kalkarken "Allahü Ekber" demek.
    25. Secdelerde yüzünü iki elleri arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak,
    26. Secdelerde üçer kere "Sübhane Rabbiye 'l-ala " demek-
    27. Erkeklerin, secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması- (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)
    28. îki secde arasında oturmak.
    29. iki secde arasında, birinci oturuşta (Ka'de-i Gla) ve son oturuşta (Ka'de-i ahîre) elleri uylukları üzerine koymak.
    30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarım kıbleye karşı getirmek- (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)
    31. Ettehiyyatü'nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.
    işaret; Kelime-i şehadette "La ilahe" derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, "illellah" derken de indirmek suretiyle olur
    32. Ettehiyyatü'yü içinden okumak.
    33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatiha okumak. (ilk iki rekatlarda fatiha okumak ise vaciptir.)
    34. Son oturuşta "Ettehiyyatü"den sonra "Allahümme sallı, Allahümme barik" ve bunlardan sonra da dua okumak.
    35. Selam verirken başını evvela sağa. sonra sola çevirmek.
    36. Selamda "Esselamu aleyküm ve Rahmetullah" demek.
    37. İmam her iki tarata selam verirken kendisine uyan cemaatı ve hafeze meleklerini selamlamayı niyet etmek.
    38. İmama uyan, selamında cemaati ve imamı niyet etmek.
    39. Tek başına kılan; selamında melekleri niyet etmek.
    40. İmam sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.
    41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.
    42. İmama sonra dan uyan kimse, yetişemediklerim kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.

  8. NAMAZIN ESRARI
    Namaz, Allah teâlâ'ya yalvarışın yeri ve hâlis sevginin madenidir. Esrarın meydanları namazda genişler ve ruhların ışıkları onda parıldar.

    Namazın bir şekli bir de ruhu vardır ki, her bir şartını rüknünü yerine getirmekle ruhuna eriler. Mesela namazın şartlarından birisi olan abdestin her bir farzında, sünnetinde, edebinde namazın dosdoğru kılınmasına insanı hazırlayan bir sır ve işaret vardır.

    Abdestle dış organları temizleyen ve günahlardan arındıran kul, namazda nefsini ma'siyetlerden tezkiye, kalbini de kin, nefret, haset... gibi manevi hastalıklardan tasfiye eder. Namazda vücudunu Kabe-i Muazzama'ya çevirdiği gibi, kalbini de bütün varlığıyla Allah'a yöneltir. Hangi namazı kıldığını ve kimin huzurunda bulunduğunu hatırlar.

    Namazda "Allahü Ekber" diye tekbir alarak başlarken, "en büyük" vasfıyla Allah'ın büyüklükte eşsiz olduğunu, hiçbir mahlukun ibadetine olmadığını düşünür ve Allah'ın büyüklüğünü ve azametini de kalbinde hisseder.

    Ellerini kulaklara kadar kaldırmak, kulun dünya işlerinin hepsini geriye atarak, dünyaya sırt çevirdiğine ve bütünüyle Allah'ın huzuruna vararak ilahi münacata yöneldiğine işarettir.

    Tekbirden sonra kulun, efendisi önünde dikildiği gibi Allah'ın huzurunda durur. Ellerini bağlayarak gözlerini yere diker. Hiçbir uzvu kımıldamadan tam bir edeple "Sübhaneke" duasını okur. Tekbir Allah'ın huzuruna girmeye bu dua da Onunla konuşmaya başlamak olur.

    Daha sonra şeytanlar, vesveseleriyle kalbi huzurdan ayırmaya, insanı şaşırtmaya çalıştıklarından; namaza girişin arkasından " Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım" diyerek gizli düşmanlar olan bu varlıkların şerrinden Allah'ın himayesine sığınır ve rahman ve rahim olan Allah'ın yüce ismiyle Fatiha suresini okumaya başlayarak Allah ile konuşmak şerefini kazanır. Artık kul, Allah ile mükâlemenin sonsuz lezzetini tadar. Bu süredeki mübarek duaların kabulü için "Amin" diyerek sözünü bitirir.

    Biraz daha Kur'an okuduktan sonra onu yüce zatını saygıyla anıp tekbir getirerek rükûa varır. Rükûda kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp, bütün varlıkların kendisine muhtaç olarak sığındığı yüce rabbini "sübhane rabbiyel-azim" yani (yüce rabbimi tenzih ederim) diyerek azamet ve vakar duygusu ile üç defa tespih eder. Kul, bu hareketiyle "Rabbim! Günahkar vücudum senin huzurunda ve önünde eğilmiştir. Şüphesiz Sen ululuk sahibisin, Senin ululuğun önünde ben başımı eğiyorum." Demek ister.

    sonra rükûdan doğrulur Rabbine hamdını sunar, tekrar tekbir alarak alnını yere koyar. Saygısı son haddine varınca üç defa "sübhane rabbiyel-ala" yani (en yüce olan rabbimi tenzih ederim) diyerek yüce rabbinin büyüklüğünü düşünerek arkası arkasına tespihlerle anar. Bunun arkasından, Rabbine, büyüklüğüne layık bir şekilde hakkıyla ibadet edemediğini itiraf ederek tekbirle başını secdeden kaldırır..

    Fakat secdeden başını kaldırınca, secde halinde daha şerefli ve faziletli bir ibadet olmayacağını düşünerek bir kere daha secdeye varır ve secde etmekten kaçınan şeytana tabi olmayacağını kuvvetle ifade etmek ister. Kul bu secdeleriyle şöyle söylemiş olur. "Ey rabbim! Benim bu en değerli ve şerefli organlarım senin huzurunda, senin bana lütfedip merhamet etmen için yerlere kapanmıştır."

    Artık başını secdeden kaldırarak ta'zimle oturur. Ettahiyyatü'yü okurken; bir taraftan ondaki engin manaları tefekkür eder, diğer taraftan Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in miracından bir nasip almaya çalışır. Zira secdeden sonra teşehhüdde, enaniyyet perdelerinden kurtulmaya işaret olduğu gibi, Rabbani cezbelerle Hakkın cemalini görmeye vasıl olma işareti de vardır.

    Daha sonra , namazı ümmetine bir hibe olarak getiren Peygamber-i zişana selam okur. Selam verirken sağdaki ve soldaki meleklere de selam verdiğini hatırlar. Sağa, sola selam verişte iki dare selam vermeye işaret bulunduğu gibi, sağdan cennet nimetlerine, soldan da lezzet ve şehvetlere davet eden her cahil davetçiye selama işaret vardır. Şekilciler namazı edadan selamla çıkarlar. Hakikat ehli ise, selamla namazı devam ettirmeye girerler. Nitekim Allah Teala: Onlar namazlarına devam ederler. Buyurmaktadır.

    Kulun Allah karşısında acizliğini sunan ilk hareketi, ellerini bağlayarak saygıyla durmasıdır. Bu ilerleyerek Allah'ın huzurunda baş eğme (Rükû) şeklinde gelişir. Bu, daha da ilerleyerek onun huzurunda yere kapanmak, başını yere koymak, alnını yere yapıştırmak (secde) şeklini alır. Namazın tamamı işte bu saygı ve duygudan ibarettir. Namazın dış görünüşü içersindeki ruh budur. Bu yüzden de namaz, dünya ve ahiret saadetinin, huzurunun esasıdır

  9. 2006-11-23
    40 sene yatsı abdestiyle sabah namazı
    İmam-ı Âzam Hazretleri hakkında, "Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır" denir, doğrudur.
    Hazreti İmam, giderken iki kişinin kendisi hakkında "İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur" diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:
    - Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.
    Hazreti İmam'ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:
    - Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda "Zilzal" sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:
    - Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan Allah'ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.
    İçeri girince beni farketti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:
    - Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:
    - Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:
    - Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına kadar bunu kimseye söylemedim.
    Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.
    İmam-ı Âzam Hazretleri çok da cömertti. Bir gün Şakik-i Belhî ile giderlerken, karşıdan gelen bir adamın, yolunu değiştirdiğini gördü. Durumu farkeder etmez adama yetişip:
    - Beni görünce neden yolunu değiştirdin? diye sorunca adam:
    - Yâ imam, size olan borcumu zamanında ödeyemediğim için utandım, diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam-ı Âzam Hazretleri:
    - Eğer sen bu kadar sıkıntı içindeysen, şu insanlar şahit olsun ki, ben senden alacağım olan 10.000 dirhem borcumu sana hibe ettim. Bu vesileyle senin utanmana sebep olduğum için de beni bağışla, kusura bakma, dedi.
    İşte islam ahlakı ve işte İmam-ı Âzam Hazretleri'nin büyüklüğü.

  10. 2006-11-29
    1961’lerde evrimciliğin iyice alevlendirildiği günlerdeydi. Rahmetli Hacı Nazif Çelebi Süleymaniye camiinde bir öğle namazı kıldırmış, turistler de etrafını alarak imam kıyafeti içinde iken kendisine suallar sormuşlardı. Bunlar itirazcı suallerdi. Kimi, insanın maymundan geldiğini iddia etmek istiyor; kimi de, “seyrettiğimiz namazınızda niçin ayakta duruyor, eğiliyor, başınızı yere koyuyorsunuz. Bunun ne manası var? Bizim gibi sandalyeye oturun, papazın duasını dinleyin yeter”, diyordu.
    Rahmetli Hacı Nazif’in bunlara verdiği cevaplar hiç aklımdan çıkmaz. Ruhunu şad etmek niyetiyle size de arz edeyim seneler sonrasında.

    Evrimci turiste dönerek konuşan Çelebi, şöyle dedi:
    – Biz namazımızda önce ayakta, sonra rükûda, sonra da secdede oluyoruz. Bunun bir hikmet ve manası şudur.
    Ayakta iken ilk insan ilk babamız Âdem’in (elif)ini yazarız. Bunun için (elif) harfi gibi dimdik, upuzun dururuz.
    Sonra rukûa eğiliriz. Bununla da Âdem’in (dal)ını yazmış oluruz. Geriye (mim) kalır. Onu da yere başımızı koyar, (mim) gibi olur, öyle yazarız.
    Böylece her namazda babamız, Âdem’in adını yazar, maymundan geldiğimizi iddia edenleri fiilen reddetmiş oluruz.
    Bunun için maymunculuk iddiası bizde tutunamaz.
    İkincisine gelince:
    Namazımıza ilk başladığımızda ayakta iken Rabbimizin üzerimizde tecelli eden sayısız nimetlerini düşünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda minnet ve şükranla eğiliriz. Ancak bu eğilmeyi de kafi bulmayız, sonra kalkıp başımızı yere koyar, başımızla da minnetimizi dile getirmiş oluruz.
    Başımızı şunun için yere koyarız. Baş bedenin tümünü de idare eden en yüce varlığımız, en kıymetli organımızdır.
    Bununla demiş oluruz ki:
    – Ey Rabbimiz, varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İşte huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet başımızdan daha kıymetli bir organımız olsaydı onu da huzurunda iftiharla yerlere serer, minnet ve şükrümüzü onunla da ifade etmek isterdik.
    Bu açıklamalardan sonra rehber turistin cevabı şöyle oldu:
    – Tamam tamam. Biraz daha anlatırsan grubumuza burada namaz kıldıracaksın.
    Bu sırada turistin biri Çelebi’ye yaklaşıp sordu:
    – Bundan sonraki namazınız saat kaçta olacak? Anlattığınız manada bir namazı ben de aranıza karışıp kılmak istiyorum. Bana çok uygun geldi bu anlayış içinde ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup Yaradan’a minnettarlığını ifade etmek. Bence de ibadet budur.


  11. Bir Çocuğun Namaz Kılma Öyküsü...


    Türkan Hanım dindar bir ailede büyümüştü. Annesi her fırsatta ona ve kardeşlerine namaz kılmalarını söyler, hatta kızarak onları uyarırdı. Türkan Hanım namazın kılınması gerektiğine inanır, ama yine de kılmazdı, çünkü kılmak nefsine zor geliyordu. Bazen başlar, sonra terk ederdi.


    Evlendi ve çocukları oldu. Annesi her geldiğinde aynı şekilde namaz kılmaları için ikaz etmeyi sürdürüyor, o da ısrarla kılmamaya devam ediyordu. Çok istemesine rağmen bir türlü nefsine galip gelemiyordu. Bir gün arkadaşları ona oturmaya geldi. İçlerinden biri annesini de yanında getirmişti. Teyze çok mübarekti. Öyle tatlı konuşuyordu ki, onu dinleyen saatler geçse usanmazdı. Teyze bir ara namaz konusuna değindi. O anlatırken, Türkan Hanım annesini hatırlamış ve annesinin eski günlerdeki namaz ikazlarını düşünüyordu. Misafirler de teyzeyi zevkle dinliyordu.

    Türkan Hanımın küçük oğlu Zekeriya, dört yaşındaydı. Oynadığı oyunu bırakmış, teyzenin koltuğu dibinde iki elini yumruk yapıp yüzüne dayamış bir şekilde, kıpırdamadan dinliyordu. Annesi ikram için mutfakla salon arasında koşturup dururken mevzu değişmişti. O da onların yanına oturup sohbetin güzelliğine kapılarak çayını yudumlamaya başladı.


    “Anne, senin yerine ben namaza başlayacağım”

    Tam bu sırada mutfaktan bir gürültü geldi. Arkasından da oğlunun çığlığı duyuldu. Telâşla mutfağa koştu Türkan Hanım. Misafirler de korkuyla peşinden gittiler. Oğlu bir sandalye koyarak lavaboya çıkmıştı. Bir ayağı lavabonun içinde, diğeri ise dışarıdaydı. Sandalye devrilmiş yerde dururken, oğlu da lavabonun kenarında korkmuş bir şekilde asılı duruyordu. Koşup kucağına aldı. Su içeceğini zannederek:

    “İsteseydin ben verirdim yavrum, ya düşüp bir yerine zarar verseydin” diye çıkıştı.

    Türkan Hanım oğlunun verdiği cevabı, uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ unutamaz; çünkü şöyle demişti çocuğu:

    “Anne, ben abdest alacaktım. Teyze dedi ya, namaz kılmayanlara Allah ceza verecekmiş diye. Ben de, sen ceza almayasın diye senin yerine namaza başlayacaktım.”

    O an Türkan Hanım, tepeden tırnağa titrediğini hissetti. Allah, yıllarca namaz kılmayan Türkan Hanıma oğlunun davranışıyla müthiş bir ders vermişti. Yavrusuna sarılıp dakikalarca ağladı.

    Bu hikâye birçok bakımdan ders verici. Aslında çocuklar büyüklere değil, anne babalar evlâtlarına namazı öğretmeli. Çünkü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocuklarımıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kıldırmamızı ve on yaşına geldiklerinde ise ciddi bir şekilde üzerinde durmamızı emreder.

    Çocuklarımıza -küçük yaşlarda gerek camilere götürerek, gerek ise evde cemaat yaparak- namazı sevdirmeli ve onlara örnek olmalıyız. Namaz çocuklara tatlı bir üslûpla, sevdirilerek anlatıldığı takdirde çocukların namaza karşı ilgi ve sevgileri kaçınılmaz olur.

  12. !...


    Hadim bildirdi: "Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: "Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı?" Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.
    Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... Namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak,


    "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etli. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi.

    Çok seviyordu onu

    ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi.

    O gün akşama kadar derse girmişti Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece....

    Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

    Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek.....

    Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde, iki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden..." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti;" Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını İslam yolunda harcıyordu. Anneni eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofraların biri kalkıp , bir yenisi kuruluyordu.

    Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu.

    Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi.

    Kulakları yanlış mı duyuyordu? ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı.

    " Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikle oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu.

    Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?
    Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü..

    "Hizmetlerim...
    Oruçlarım....
    Okuduğum Kur'anlar......
    Namazım....
    Hiçbiri beni kurtarmayacaktın?" diyordu.

    Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

    Resülullah,

    "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu.

    "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu.

    " Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı.

    Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı.

    "Sen de kimsin ?" dedi.

    İhtiyar gülümsedi:

    " Ben senin namazlarınım."

    "Neden bu kadar geç kaldın?
    Son anda yetişim?
    Neredeyse düşüyordum ." dedi

    İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;

    " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?

    Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kanter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.
    "

  13. Namazı Kılmayana Allah 15 Sıkıntı Verir

    Dünyada Olan Altı Azap:

    Dünyada çekecegi Azaplar:

    1- Namaz kılmayanin ömründe bereket olmaz.
    2- Allahü teâlânin sevdigi kimselerin güzelligi, sevimliligi kendine kalmaz.
    3- Hiçbir iyiligine sevap verilmez.
    4- Duâları kabûl olmaz.
    5- Onu kimse sevmez.
    6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.

    Ölürken Çekecegi Azaplar:

    1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
    2- Aç olarak ölür.
    3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

    Mezarda Çekecegi Acılar:

    1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
    2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
    3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yilan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.

    Kıyâmette Çekecegi Azaplar:

    1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
    2- Allahü teâlâ, onu kizgin olarak karsilar.
    3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)

    Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat görmez. Ömrü çesitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma'nevî huzûru olmaz. Sahip oldugu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz

    NAMAZI HAFİFE ALANA ONBEŞ SIKINTI
    Hz.FATIME(r.anh.):

    “Babam Resulullah (s.a.a)’den namazinda gevseklik yapan kadin ve erkekler hakkinda soru sordugumda söyle buyurdular:
    “Kadin ve erkeklerden her kim namazinda gevseklik yaparsa Allah Teala onu onbes belaya duçar eder:

    1.)Allah Teala bereketi ömründen alir,
    2.)bereketi rizkindan kaldirir,
    3.)salih insanlarin simasini onun yüzünden giderir,
    4.)yaptigi her ise ücret(mükafat)verilmez,
    5.)duasi göklere yükselmez (müstecab olmaz),
    6.)salih insanlarin duasindan nasibi olmaz,
    7.)zelil olarak ölür,
    8.)açken ölür,
    9.)susuz olarak can verir; öyle ki dünya nehirlerinin suyunu bile ona verseler susuzlugu giderilmez,
    10.)Allah Teala bir melegi onu kabirde rahatsiz etmesi için memur eder,
    11.)kabri dar olur,
    12.)kabri karanlik olur,
    13.)Allah Teala bir melegi, halkin ona baktigi halde yüz üstü çekip sürümesi için görevlendirir,
    14.)sIkI bir hesaba (sorgu suale) tabi tutulur,
    15.)Allah Teala, (rahmet gözüyle) ona bakmaz,
    onu (günahlardan) arindirmaz ve onun için elemli bir azap olur.”

  14. 2006-12-09
    NAMAZI TERKETMENiN HüKMü

    Namazın akıllı, büluğ çağına girmiş, hayız ve nifastan temizlenmiş her müslümana farz olduğu konusunda görüş birliği vardır. Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetlerde vekâlet ve niyabet geçerli değildir. Namazın farz olduğunu inkâr eden dinden çıkar. çünkü namaz kesin ayet, hadis ve icma delilleriyle sabittir. Tembellik veya umursamazlık sebebiyle namazı terkeden âsî ve fasık olur.

    Namazı kılmamak dünya ve âhirette azaba sebep olur. Âhiretteki azapla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Onlar suçlulara sorarlar: Sizi Sakar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: "Biz namaz kılanlardan değildik" (el-Müddessir, 74/40-43). "Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır" (Meryem, 19/59, 60). "Vay o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan habersizdirler" (el-Mâûn, 107/4-5). Hz. Peygamber (s.a.s)'de şöyle buyurmuştur: Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar" (Ahmed b. Hanbel, IV, 238, VI, 461). Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gitmiş olur" (Buhârî, Mevâkît,13, 34; Nesâî, Salât,15). Kim, önemsemeyerek üç cuma namazını terkederse, Allah Teâlâ onun kalbine mühür vurur" (Nesâî, Cumâ, 2; Tirmizî, Cuma 7; Ibn Mâce, Ikâme, 93).

    Hanefilere göre, tembellik yüzünden namazını terkeden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tevbeye , kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te'dib amacıyla dövülür. Ramazan orucunu terkeden kimse de bunun gibidir (Ibn Abidîn, Reddül-Muhtâr, Mısır, t.y., I, 326; eş-şürünbülâlî, Merâkıl-Felâh, Mısır 1315, s. 60; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-Islâmî ve Edilletuh, Dimaşk 1985, I, 503).

    Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terkeden kimse, mürted'de olduğu gibi Islâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır (Ibn Rüşd, Bidâyetül-Müctehid, Mısır t.y., I, 87; eş-şirâzî, el-Muhezzeb, el-Nalebî tab'ı, I, 51; Ibn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire t.y., II, 442-447; ez-Zühaylî, a.g.e., I.503, 504; Krş. et-Tevbe, 9/5; Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26).

    Namazını unutarak, uyanamayarak veya tembellik yüzünden zamanında kılamayan bunu kaza eder. Hadis-i şerifte; Kim uyuyarak veya unutmak suretiyle namazını kılmamış olursa, hatırladığında hemen kılsın " (Ebû Davûd, Salât,11; Ibn Mâce, Salât,10; Nesaî, Mevakît, 53) buyurulur. Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre; uyumak veya unutmak gibi bir özür sebebiyle namazını vaktinde kılamayanın kaza etmesi gerekince, özürsüz olarak, tembellik yüzünden kılmayana öncelikle kaza gerekir. Namazı vaktinde kılamadığından dolayı da Allah'a ayrıca tevbe ve istiğfar etmesi gereklidir. Cenab-ı Hak, kendisine ortak koşmanın dışında kalan günahları affedebilir. Namazı da içine alabilen bu affın kapsamıyla ilgili çeşitli nasslar vardır. ,

    Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

    "şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışında dilediği kimseyi affeder" (en-Nisâ, 4/48).

    Ubâde b. es-Sâmit'in naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: Kullarına farz kıldığı beş vakit namazı, küçümsemeden hakkını vererek, eksiksiz olarak kılan kimseyi, Allah Teâlâ cennetine sokmaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler için böyle bir sözü yoktur. Dilerse azap eder, dilerse bağışlar" (Ebû Dâvûd, Vitr, 2; Nesâî, Salât, 6; Dârimî, Salât, 208; Mâlik, Muvatta', Salâtül-Leyl, 14). Ebû Hureyre (r.a)'ın naklettiği bir hadiste de şöyle buyurulur: "Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi halde şöyle denilir: Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır?" Eğer nafile namazları varsa, farzların eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır" (Tirmizî, Salât, 188; Ebû Dâvûd, Salât, 145; Nesaî, Salât, 9, Tahrîm, 2; Ibn Mâce, Ikame, 202).

    Bu duruma göre, farz namazların eksisini sünnet ve diğer nafile namazlar tamamlamaktadır. Farz, vacib veya sünnet ayırımı yapılmaksızın ibadetlerin yerine getirilmesi müminin gayesi olmalıdır. çünkü bu, dünyevî huzur ve mânevî mutluluk kaynağı olması yanında, ahiret için de en büyük hazırlıktır

  15. 2006-12-17
    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Namazı özürsüz kılmayan kimseye, ALLAHü teâlâ onbeş sıkıntı verir.

    Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden

    kalkarkendir.


    Dünyada olan altı azap:

    Dünyada çekeceği azaplar:

    1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.

    2- ALLAHü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.

    3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.

    4- Duâları kabûl olmaz.

    5- Onu kimse sevmez.

    6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.


    Ölürken çekeceği azaplar:

    1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.

    2- Aç olarak ölür.

    3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.


    Mezarda çekeceği acılar:

    1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.

    2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar.

    Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.

    3- ALLAHü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına

    benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.

    Kıyâmette çekeceği azaplar:

    1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.

    2- ALLAHü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.

    3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)

    Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat

    görmez. Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma'nevî huzûru

    olmaz. Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz <!-- / message --><!-- sig -->


  16. 2007-01-21
    Ras&#251;lullah (sas), cemâat namazının faziletini çeşitli vesilelerle dile getirmiş, kendisinden bu konuda bir çok hadis işitilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

    “Müminin cemâatle kıldığı namaz, evinde veya çarşısında kıldığı namazdan yirmi küsur derece fazladır.” (İbn Mâce, Mesacid, 16).


    “Müminin cemâatle kıldığı namaz, kendi başına kıldığı namazdan yirmiyedi derece üstündür. “(Buhâr&#238;, Ezân 29; Müslim, Mesâcid, 249; el-Muvatta, Cemâa, 1; İbn Mâce, Mesâcid, 16).

    “Eğer halk yatsı ve sabah namazlarındaki fazileti bilselerdi, emekleyerek dahi olsa cemâate gelirlerdi. “(İbn Mâce, Mesâcid, 18)

    “Kim yatsıyı cemâatle kılarsa, gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibi olur. Kim hem yatsı hem de sabahı cemâatle kılarsa, bir geceyi ibadetle geçirmiş gibi olur.” (Eb&#251; Dâv&#251;d, es-Salâ, 45).

    Peygamber (sas), bir taraftan cemâatle namaza teşvik ederken, diğer yandan cemâati terk edenleri şöyle yermektedir:

    “Vallahi içimden öyle arzu ediyorum ki, namaza durulmasını emredeyim de ikâme edilsin, sonra bir adama emredeyim halka namaz kıldırsın. Bu emirden sonra beraberinde odun demetleri olan birkaç adamı, cemâate gelmeyen insanlara götürüp de üzerlerine evlerini cayır cayır yakayım. “(el-Muvattâ’, Cemâa 3; İbn Mâce, Mesâcid, 17).
    “Vallahi ya bazı kavimler cemâatleri terketmekten vazgeçecekler ya da Allah onların kalblerini mühürleyecektir. Sonra da muhakkak gafillerden olacaklardır.” (İbn Mâce, Mesâcid, 17)

  17. 2007-02-04
    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    اَلصَّلاَةُ عِمَادُ الدِّينِ
    Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar d&#238;vâne ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'&#238; anlamak istersen; şu temsil&#238; hikâyeciğe bak, gör:
    Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmi dört altın verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: “Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesâfede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir.”
    İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi, bahtiyar idi ki; istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki: Sermayesi, birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zâyi eder, birtek altını kalır. Arkadaşı ona der: “Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz ker&#238;mdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.” Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?
    İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
    O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri: Mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri: Gafil, namazsız insânlardır. O yirmidört altın ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takvâ, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesâfeyi bir günde kat'eder. Kur'an-ı Az&#238;müşşan, şu hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kab&#251;l ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksan dokuz ihtimal ile kazancı m&#251;saddak bir hazine-i ebediyyeye vermemek; ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
    Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyev&#238; amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu s&#251;rette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.

  18. 2007-02-05
    BAYRAM NAMAZLARI

    Şevval ayının birinci günü fıtır, ya’n&#238; Ramazan bayramının, Zilhiccenin onuncu günü ise, Kurban bayramının birinci günleridir. Bu iki günde, güneş doğduktan sonra, iki rek’at bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir.

    Bayram namazlarının şartları, Cuma namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur.

    Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yimek, gusül etmek, misvak kullanmak, en iyi elbiseleri giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekb&#238;r okumak müstehabdır.

    Kurban bayramı namazından önce bir şey yimemek, namazdan sonra önce kurban eti yimek, namaza giderken yüksek sesle, özrü olan yavaşça tekb&#238;r getirmek müstehabdır.

    Bayram namazları iki rek’attir. Cemâat ile kılınır, yalnız kılınmaz. Ramazan ve Kurban bayramı namazlarının kılınışı aynıdır.

    Bayram Namazı Nasıl Kılınır

    1- Önce “Niyet ettim vâcib olan bayram namazını kılmağa, uydum hazır olan imâma” diye niyet ederek, namaza durulur. Sonra “Sübhâneke” okunur.

    2- Sübhânekeden sonra eller üç defa tekb&#238;r getirerek kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana bırakılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm önce Fâtiha, sonra bir s&#251;re okur ve beraberce rük&#251;’a eğilinir.

    3- İkinci rek’atta, önce Fâtiha ve bir s&#251;re okunur. Sonra iki el üç defa tekb&#238;r getirerek kaldırılır. Üçüncüde de yanlara bırakılır. Dördüncü tekb&#238;rde elleri kulaklara kaldırmayıp, rük&#251;’a eğilinir. Kısaca: iki salla, bir bağla, üç salla, bir eğil! diye ezberlenir.

    Teşrik Tekb&#238;rleri

    Kurban Bayramının arefesi günü, sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, hacıların ve hacca gitmeyenlerin, erkek, kadın herkesin, cemâat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazından sonra selâm verir vermez, bir kere “Teşr&#238;k tekb&#238;r”ini okuması vâcibdir.

    Cenaze namazından sonra okunmaz. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lâzım değildir.

    İmâm tekb&#238;ri unutursa, cemâat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Kadınlar yavaş söyler.

    Teşrik Tekb&#238;ri:

    “ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER. L&#194; İL&#194;HE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. ALLAHÜ EKBER VE LİLL&#194;HİLHAMD”.



    Namazlarda Okunan Süre ve Dualar

  19. 2007-02-05
    NAMAZLARDA OKUNAN DUALAR

    Sübhâneke:
    Namazlarda ayakta iken okunur.
    Okunduğu yerler:
    1) Her namazın ilk rek'atinde iftitah tekbirinden sonra,
    2) İkindi namazının sünnetinde üçüncü rek'ate kalkınca fatihadan önce,
    3) Yatsı namazının ilk sünnetinde üçüncü rek'ate kalkınca fatihadan önce,
    4) Teravih namazı dört rek'atte bir selâm verilerek kılınıyorsa üçüncü rek'ate kalkıldığı zaman fatihadan önce.
    5) Cenaze namazında birinci tekbirden sonra.

    Anlamı: Allahım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka tanrı yoktur.
    NOT: Parantez içindeki "Ve celle senâük" cümlesi cenaze namazında okunur.

    Ettehiyyâtü:
    Okunduğu Yerler:
    Namazların her oturuşunda okunur.

    Anlamı: Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
    Selâm bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun.
    Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir.

    Allâhümme Salli ve Allâhümme Barik:
    Okundukları Yerler:
    1) Bütün namazların son oturuşlarında Ettehiyyatü'den sonra,
    2) İkindi namazının sünneti ile Yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehiyyatü'den sonra,
    3) Dört rekatta bir selâm verilerek kılınan Teravih namazının ikinci rek'atının sonundaki oturuşta "Ettehiyyatü"den sonra,
    4) Cenaze namazında ikinci tekbirden sonra.

    Anlamı: Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

    Anlamı: Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

    Rabbenâ âtina ve Rabbenâğfirli:
    Okundukları Yerler:
    1) Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme barikten sonra,
    2) Kunut duasını bilmeyen vitir namazında onun yerine "Rabbenâ âtina" ayetini okuyabilir.
    3) Cenaze namazında üçüncü tekbirden sonra okunacak duaları bilmeyen bunların yerine yine "Rabbenâ âtina" ayetini dua niyetiyle okuyabilir.

    Anlamı: Allahım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.

    Anlamı: Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.

    Kunut Duaları:
    Vitir namazının üçüncü rek'atinde fatiha ve s&#251;re okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbir alınır ve eller tekrar bağlanınca kunut duaları okunur.

    Anlamı: Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.

    Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.

    NAMAZLARDA OKUNAN BAZI S&#219;RELER (*)
    Fatiha S&#251;resi:
    Namazda ayakta iken okunur.

    Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur.
    (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

    Fil S&#251;resi:
    Bu ve bundan sonra gelen s&#251;reler, namazlarda ayakta iken ve fatihadan sonra okunur.

    Anlamı: (Ey Muhammed! Kâbe'yi yıkmaya gelen) Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

    Kurayş S&#251;resi: Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler.

    Mâun S&#251;resi: (Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.

    Kevser S&#251;resi: (Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

    Kâfir&#251;n S&#251;resi: (Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

    Nasr S&#251;resi: (Ey Muhammed!) Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri dâima kabul edendir.

    Tebbet S&#251;resi: Eb&#251; Leheb'in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

    İhlas S&#251;resi: (Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O'na denk değildir.

    Felak S&#251;resi: (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

    Nâs S&#251;resi: (Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım.

  20. Namazdaki beden hareketleri vücuttaki bütün eklem yerlerini harekete geçirmektedir. Eklem ve kas ağrıları şeklinde kendisini gösteren romotizmal hastalıkların tedavisinde hekimler, namazdakine benzer kültür-fizik hareketleri tavsiye etmektedirler. Bu açıdan namazın, kasların güçlenmesi ve eklemlerin normal faaliyetlerini sürdürmesinde önemli etkilerde bulunduğu rahatça söylenebilir. Hac için yapılan uzun yolculuğun, tavaf ve sa’y esnasındaki yürüyüş ve hareketlerin, genelde bedenin dayanma gücünü geliştirici bir yönünün olduğu görülmektedir. Hac sonrasında hemen hemen bütün müminler tarafından tecrübe edilen ‘’rahatlama ve kendini zinde hissetme'’ duygusu, ruhi olduğu kadar bedeni güç ve kuvvetlerin bir artışı olarak yorumlanabilir. Orucun beden üzerindeki etkileri deneysel araştırmalara dayalı olarak ortaya konulmuş bulunmaktadır. Buna göre,'’ oruç esnasında vücuttaki yağ depoları harekete geçmekte, bu sayede damar sertliğinin teşekkülü önlenmiş olmaktadır. Bunun yanında, kolestrol yüksekliği, yüksek tansiyon, bazı ateşli hastalıklar, bazı böbrek rahatsızlıkları daha çok refah ve zenginlik içinde yaşayan kimselerde görülen rahatsızlıklar orucun en mükemmel sağlık kazanma alıştırması olduğu tespit edilmiştir. İslami oruç, bazı nadir hastalıklar dışındaki durumlarda önemli bir şifa vasıtası, tam bir sağlık perhizi olup, sıradan bir açlık vetiresinin ortaya çıkardığı özelliklerden tamamen farklı etkiler meydana getirmektedir. ‘’3 Yıl boyunca sürekli çalışan iç organların ve hücrelerin dinlenmesi, sinir ve dolaşım sisteminin rahatlaması, kan yapımının hazırlanması gibi olumlu etkileriyle İslami oruç, insan sağlığının korunmasında benzersiz bir tedbir ve uygulama olarak önem taşımaktadır.

    Genel olarak ibadetler, insanın Allah’la, kendi kendisiyle, diğer insan ve yaratıklarla ilişkisini düzenleyici bir sistem olarak anlam kazanmaktadır.

  21. Namaz süreleri..
    SÜBHANEKE
    Süb haanekellâahümme ve bihamdik. Ve tebâarakesmük ve teâalâa ceddük (ve celle senâaük) velâa ilâahe gayrük.
    Ettehıyyâtü
    sans-serif]Ettehıyyâatü lillâahi vessalevâatü vettayyibâatü. Esselâamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâahi ve berekâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis sâlihıyn. Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasüülüh

    Mânâsı: Her dürlü hurmet, salevât ve bütün iyilikler Allaha mahsusdur. Ey Neb&#238;! Allahın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm, bizim ve Allahın sâlih kullarının üzerine olsun. Şehâdet ederim ki, Allah birdir ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (aleyhisselâm) Onun kulu ve res&#251;lüdür.

    ALLAHÜMME SALLİH
    Allahümme salli alâa Muhammediv ve alâa âali Muhammedin kemâa saleyte alâa Ibrâahiyme ve alâa âali Ibrâahiyme inneke ham&#238;ydüm mec&#238;yd

    Mânâsı: Ey Allahım! İbrâh&#238;me aleyhisselâm ve âline rahmet etdiğin gibi, (Efendimiz) Muhammede aleyhisselâm ve âline de rahmet eyle. Muhakkak sen ham&#238;d ve mec&#238;dsin.
    ALLAHÜMME BARİK

    Allahümme bârik alâa Muhammediv ve alâa âali Muhammedin kemâa bârekte alâa Ibrâahiyme ve alâa âali Ibrâahiyme inneke ham&#238;ydüm mec&#238;yd

    Mânâsı: Ey Allahım! İbrâh&#238;me aleyhisselâm ve âline bereketler ihsan etdiğin gibi, (Efendimiz) Muhammede aleyhisselâm ve âline de bereketler ihsan eyle. Muhakkak sen ham&#238;d ve mec&#238;dsin.

    [/font]


  22. 212 - Dinin Direği Namaz

    ORTA YAŞLI ADAMIN iyi bir işi, iyi bir eşi mutlu bir hayatı vardır. Az kimsenin yaptığı ticaretle meşguliyetinden çok para kazanmakta, rahat günler geçirmektedir. Ev, araba, tatiller, seyahatler, uçuşanlar sevinçler… Gülen gündüzler.

    Derken dönen dünya ile beraber ibre değişmeye başlar… Ticarette rakipleri çoğalır, hanımı rahatsızlanır, çocuklar artan problemleriyle büyür. Mengene sıkmaya başlar, kolay olanlar zor işlere dönüşür. Daraldıkça daralmaya başlar günler. Yaşadıkları sanki günün gündüzüdür, geceye geçişi yaşayacaktır artık.

    Kazancı iyice azalır, oğlunun olumsuz harcamalarından evini satmak zorunda kalır. Alacaklar kapıya dayanır, hanımı vefat eder. Karanlık karanlık üstüne çökmekte, gece siyah bir gelin gibi onu sarmaktadır.

    Gündüz genişliğinde aklına gelmeyen gece darlığında gelir; dua etmek… Yapacağı başka bir şey kalmamıştır da… Dua etmesine eder, ama kendi aklınca kabul olmaz. Gizliden serzenişte bulunur.

    Bir gün oturduğu binanın altında esnaf komşusuna uğrar. Serzenişlerini dindar komşuya söyler: “Allah dualarımı kabul etmiyor!” O da durumu bildiği için biraz celalli konuşur: “Allah senin dualarına niye kabul etsin, Allah’ın emri namazı kılmıyorsun ki.” Adeta duvara vurmuş da ayılmış gibidir. Doğrudur, niye namazı kılmıyordur ki…

    Aslında dualarına cevap gelmiştir; komşunun söylemesiyle kader yol ve yön göstermiştir ona: namaz kılmak. Ya bu yolda yürüyecek kurtulacak veya iyice kaybolacaktır karanlıkta… Var olmayı tercih eder, o gün başlar namaza…

    Namazla birlikte kader ağlarını çözmeye başlar, beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılmaya, belirginleşmeye başlar. İşler yavaş yavaş iyiye dönmeye doğru gider. Öyle olur ki, bir müddet sonra sattığı evi bir şekilde geri alır. Hanımı geri gelmez ama, yaşam umutları iyice yeşerir dünyasında. Sevinç rüzgârları eskisi gibi esmez, fakat huzur bulutları gölgelendirerek gezer üzerinde…

    Seksene yaklaşan yaşıyla mahalle camimizin müdavimlerindendir şimdilerde… Karşı apartman komşumuzla namaz yollarında giderken ve dönerken hayata dair kısa konuşmalar yaparız. Sakin, ağırbaşlı haline pek yakışır ağaran saçları… Dünyasını kurtaran namaz inşaallah ahiretini de kurtarır…

    Demek ki dünya ve ahiret işleri kulluk miracı namazla düzeliyor. Kul olmanın ağırlığı ile secdeye giden başlar hafiflemiş kalple kalkıyor. Zorluğun ve kolaylığın Rabbi ona çıkış yollarını açıyor, ummadığı yerden rızıklandırıyor.

    Güç işler geç işlere dönüşüyor. Gücünün bittiği yerde yeni ümit çiçekleri birden bitiveriyor. Sebepler susuyor, Müsebbibü’l-esbab konuşuyor çünkü. O “Ol” deyiverdikten sonra olmayacak birşey var mı?

    İşlerimizde yamukluk varsa kulluğumuzu doğrultmalıyız. Nefis yamulmadıkça doğru yol bulunamaz. Gündüzde gece ellerimizle dua etmesini biliyorsak gece olmuş, gündüz olmuş fark etmez. Gündüzden sonra gecenin geleceğini iyi bellemezsek musibetler belimizi büktüğünde anlamamız geç olur. Geç işler güç işlere dönüşür.

    Geç kalmadan, gecenin karabasanı basmadan, gündüzün basmakalıp işleri ve zevklerinden ayrılabilmeliyiz… Ayrılmazsak gündüzden, şehirden, şehirlerden zaten ayrılacağız. İyisi mi talimini bitirmiş asker edasıyla terhis olalım dünya gecesinden, gamı kederi geride bırakarak doğalım sonsuzluk sabahında.

    Dünyada “En” işimiz namazı en iyi yaparsak gece-gündüz, gündüz-gece döner durur ubudiyet yapraklarını dökerek. Dökülenler sonsuzluk havuzunda toplanır biz sonlular için…

    İşte bir namaz öyküsü… İbret alabilen herkes için… İbretimiz belki bir gün beratımız olur.

  23. Namazda 10 Güzellik


    Eb&#251; Hureyre (r.a)'ın bildirdiğine göre; Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    Namaz dini direğidir.Namazda on güzellik vardır.Bu on güzellik şunlardır:

    01. Yüzü güzelleştirir.
    02. Kalbi nurlandırır.
    03. Bedeni dinlendirir.
    04. Kabirde arkadaştır.
    05. Rahmetin inmesine sebeptir.
    06. Gök kapılarının anahtarıdır.
    07. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
    08. Rabbi hoşnut ve memnun eder.
    09. Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
    10. Cehennem ateşine karşı koruyucudur.


    BAKARA (110)
    Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz.Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.

  24. SON DAKİKA NAMAZI

    Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum
    namaz hiç bu vakte bırakılır mı?'' Anneannesinin yaşı
    yetmişe dayanmış, ama ezan
    okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek
    bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

    Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne
    oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu
    sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu
    düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı
    ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her
    iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim
    namazı." dedi kendi kendine.

    Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini
    yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı.
    Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda
    etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden
    edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine
    bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz
    kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla
    seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki...
    hicabından renkten renge girerdi.

    O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık
    vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin
    arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu
    şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi
    oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti
    öylece....

    Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön
    insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir
    şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor,
    kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında
    bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor,
    adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk
    terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve
    mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına
    bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama
    mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu
    denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

    Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de
    okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim
    ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek.....

    Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki
    kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri
    oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın
    bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi.
    Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı
    önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi
    geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun "
    dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya
    açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam
    sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda
    harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor,
    yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi
    kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara
    hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı
    kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine
    getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı
    gözyaşları
    dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi
    zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için
    ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye
    düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.

    Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu.
    Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri
    terazinin ibresindeki neticeyi
    bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli
    melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki
    kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları
    tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı.
    Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak
    kesilmişti.

    Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları
    yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler
    listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten
    dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola
    koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım
    boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla
    beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu.

    Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu.
    Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını
    sürüyerek ve kalabalığı yararak
    alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye
    başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım
    eden çıkmayacak mıydı?

    Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla
    karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım....
    Okuduğum Kur'anlar......Namazım....Hiçbiri beni
    kurtarmayacakmı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu.
    Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler.
    Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi.
    Son çırpınışlarıydı.

    Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde
    beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler,
    günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle
    temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da
    mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu.

    " Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye
    hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye
    devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler.
    Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa
    dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu.
    Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.

    Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem
    meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden
    bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir
    iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu.

    Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı
    bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini
    yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek
    ihtiyarın yüzüne baktı.

    "Siz de kimsiniz ?" dedi.
    İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım."

    "Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz.
    Neredeyse düşüyordum."dedi....

    İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;

    " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın
    mı?


    Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter
    içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı.
    Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı.
    Abdest almaya gidiyordu.

  25. MELEKLERİN SEYRETTİĞİ BİR NAMAZ KILMAK İSTERMİSİNİZ?
    Meleklerin seyrettiği bir namaz kılmak ister misiniz? O halde sabah namazını kaçırmayın. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit.
    Sabah namazını ne sıklıkla kılarsınız? Hiç kaçırmamaya mı dikkat edersiniz yoksa arada bir kılmaya mı çalışırsınız? Şayet gönlü ötelere açık kullardansanız harika, yok eğer dikkatli değilseniz sabah namazını kılma hususunda, gelin, nimetten faydalanma adına, beraberce Yüce kitabımıza kulak verelim: “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar, belli vakitlerde namaz kıl, özellikle de sabah namazını. Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunur (şahit olurlar). (İsra Sûresi, 78)
    Acaba Rabbimiz sabah namazına neden bu kadar önem veriyor? Çünkü, kalbin ulvî olan her güzelliğe açık olduğu en huzurlu vakittir bu vakit. Çünkü, başlanacak olan yoğun ve yeni bir güne hazırlanmanın en doğru ve bereketli olduğu vakittir bu vakit. Çünkü tefekkür için en uygun vakittir bu vakit. Farkına varabilenler için, cennet soluklarının, kalbin derinliklerine kadar nefeslendiği vakittir bu vakit.
    İnsan bazen taltif görmek ister ya hani. Yaptıklarının, sevdikleri tarafından görülmesini ister. İşte Yüce Allah (cc), kullarına çok büyük bir taltif yapıyor ve o nurdan meleklerini, ibadetimize şahit tutuyor. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit. Zikrediyorsunuz Rabbinizi, salatü selamlar gönderiyorsunuz Peygamberinize ve yine melekler yanınızda hazır ve şahit.
    Gelin dostlar! Sabah namazlarını eğer kılıyorsanız, bu ayeti hatırlayarak, seher vakitlerini daha bir bilinçli idrak edelim. Eğer ki, ihmal ediyorsanız, bugünden tezi yok, beynimizi ve kalbimizi ‘Sabah Namazı Vakti’ne ayarlayalım. Sahi insan ömründe kaç kere sabah namazı kılar ki? Bu bilinmez belki; ama bilinen tek gerçek var ki, o vakitte Allah, meleklerini namaz kılan kulunun yanında hazır tutuyor. Haydi kalkın kaçırılmaması gerekli olan sabah namazına ve hissedin o nurdan varlıkları, sağınızda yada solunuzdadır belki kim bilir, dikkatli davranın o halde...

  26. Namaz kılmayı gerektiren deliller:

    1- Başta Cenab-ı Hak, namazı emreder. O’nun kulu olan, O’nun biricik isteğini yerine getirmez mi?

    2- Melek ve Peygamberler başta olmak üzere, bütün nurani şahsiyetler, en büyük şerefi Allah’a bağlılıkta bulmuşlar, bunu da namazla göstermişler. Allah Resulü, sabahlara kadar namaz kılmaktan ayakları şişiyordu. Neden böyle yaptığını söyleyenlere de, “Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diyordu.Hazreti Ömer hançerlenmiş yatıyordu. Baygındı ve bir türlü ayıltamamışlardı. O sırada Misver bin Mahreme gelir. Durumu öğrenince, “O’na namazın geçtiğini söyleyin, hemen ayılır.” der. Ömer’e, “Yâ Ömer, namaz!” derler. Ömer, birden yerinden doğrulur ve “Öyle mi, vallahi namazı terk edenin İslam’da payı yoktur.” der. Ve sonra da vücudundan kan aka aka namaz kılar.Hazreti Osman, gece kıldığı bir rekatlık namazda Kur’an’ın tamamını hatmediyordu.Esved bin Yezid En Nehaî, Sahabi’nin arkasından yetişen en büyük insanlardan biriydi. İbadetiyle meşhurdu. Gece sabaha kadar, evinin damında bir sütun gibi durur ve namaz kılardı. Komşusunun çocuğu da O’nu gerçekten bir sütun zannederdi. Bir gün çocuk o sütunu yerinde göremez ve annesine “Anneciğim, şu damın üstündeki sütuna ne oldu?” diye sorar. Annesi şöyle cevap verir: “ Yavrum o sütun değildi. O, Esved’di. Bugün öldü.”

    3- İnsan gayet aciz, küçük, güçsüz ve muhtac olarak yaratılmıştır. Bu durumunu telafi için mutlaka En Büyük, Sonsuz Kudret sahibi, Hiçbir şey muhtac olmayan Allah’a dayanmak, O’na bağlılığını ortaya koymak zorundadır. Bu da en iyi şekilde namazla olur. Çünkü günde beş defa insan O’nun huzuruna varır ve el pençe divan durur. Böyle biri için Allah, her şey demektir. Ayet şöyle der: “ Kul için Allah yetmez mi?” Evet, O’nu bulan her şeyi bulmuş, O’ndan kopan ise her şeyden mahrum kalmış demektir.

    4-İnsan fıtraten mutlaka birine kulluk yapacak şekilde yaratılmıştır. Görülüyor ki, Allah’tan başka her şeye gücü yeten, bütün ihtiyaçlara cevap verecek kimse yoktur. Öyleyse, O’na kulluk etmeli, O’ndan başkasının kapısını çalmamalı. Bu duyguyu da ifade eden ve canlı tutan, namazdır.

    5-Namaz kılmak, diğer bütün mahlukatın hukukunu gözetmek demektir. Çünkü, Kur’an’ın ifadesiyle kainatta her şey Allah’ı tesbih etmektedir. İbadetsiz özellikle de namazsız bir insan, kainatın bu ibadetini görmez, göremez. Çünkü herkes çevresine, kendi içinde bulunduğu psikoloji ile bakar. Ümitsizlik içinde kıvranan biri, herkesi ümitsiz zanneder. Bütün hadiseleri öyle yorumlar. Neşeden uçacak hale gelen biri de, herkesi neşeli zanneder. İbadetsiz biri de, her şeyi boş, vazifesiz zannederek onlara zulmeder. Halbuki çiçekten, taşa kadar her şey Allah’ı zikreder. Çiçek toplamak için kırlara çıkan Yunus, hiç bir çiçeği koparamadan geri döner. Çünkü, bütün çiçekler zikir halindedir. Çünkü Yunus da her zaman Allah’ı anmakta dolayısıyla da onun için bütün kainat zikir halindedir. Allah, taşların Allah korkusundan dolayı yuvarlanıp parçalandığından, un ufak olduğundan bahseder.

    6- Namaz kılmayan, aynı zamanda kendine zulmeder. Çünkü, insanda inkişaf etmeyi bekleyen, serpilip gelişmeyi, mükemmel hale gelmeyi bekleyen pek çok duygu ve kabiliyet vardır. Bütün bunların gelişip yararlı hale gelmesini Allah ibadete bağlamıştır. İbadet vesilesiyle insan, zamanla bir melek haline gelir. Hatta bir yerde meleklerin bile gıpta ettiği bir konuma sahip olabilir. İbadet edenle ibadet etmeyenin yaşadığı hayat, hayattan duyduğu lezzet bu duruma delildir. Yalnız insan gerçekten duya duya ibadet ettiği sürece bunu farkedecektir. Diğer türlü, geçiştirilerek yerine getirilen ibadetler, insanı mükellefiyetten kurtarsa da bahsettiğimiz terakkiyi yaşatmayacaktır.

  27. Kâfirler ile mü'minler arasındaki en önemli fark namaz kılmaktır. Namaz kılmak kâfirlerden ayrılmaktır. Bu konu ile ilgili Hadîs-i Şerif'te mevcuttur. Namaz kılan kişinin imânı daimi tazelenir. Ancak devamlı ve gereği gibi kılmak farzdır.

    Namazı aklı-başı yerinde olan herkes kılmalıdır. Eğer ayağı sakat ise oturarak, elleri sakat ise kafasıyla, bedeni zorlanıyorsa gözleri ile namaz kılmak gerekir. Kabir'e girdiğimiz zaman ilk namazdan hesaba çekileceğiz. Eğer bir kimse dünya hayatında her türlü hayırlı iş yapsın ancak namaz kılmaya dursun, o kişi cennetlik dahi olsa, kılmadığı vakitler için azap görür. Başka bir deyişle namaz kılınmayan her vakit ahiret yılıyla (ya da dünya yılıyla) binlerce sene azap gerektiren günah olarak yazılır. Dikkat ediniz ki sadece bir vakit için. Şöyle bir hesap yapın kendinizce 1 gün namaz kılınmazsa, 5 vakit namaz terk ediliyor ve belkide yüzbinlerce yıllık günah yükleniyor kişiye. Bu yüzden imkânımız varken olabildiğince namaz ibâdetine çok dikkat etmeli ve sıkı sıkı sarılmalıyızki yüce yaratana hamd etmiş olalım. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir olay var. Namaz ihlaslı (samimiyetle), Allah'ın rızâsını kazanmak için kılınmalıdır. Azabın şiddetleri "emrin yerine getirilmemesi" yüzündendir.

    Konuyla İlgili Bazı Hadis-i Şerifler:

    İman ile küfür arasındaki fark, Namazı kılıp kılmamaktır. [Tirmizi]

    Duâ rahmetin, abdest namazın, namaz Cennetin anahtarıdır. [Abdullah İbn. Abbas]

    Dinde namazın yeri, vücutta başın yeri gibidir. [Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, 1/61]

    İslamın alameti namazdır. Kim ki gönlünü namaza vererek, vakitlerini, sünnetlerini gözeterek namazı eda ederse o mümindir. [Fezâil Amâl]

    Mazeretsiz ve kasden namaz kılmayanın adını ALLAH C.C. cehenneme gireceklerden biri olarak cehennemin kapısına yazar. [Ebû Nuaym]

    Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir.Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır. [Taberani]

    Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. [Taberani]

    Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile arasında bulunan perdeler kalkar. Bu hâl namaz bitinceye kadar devam eder.

    Riyâzüs Sâlihîn'de zikredilen sahih bir hadis:

    Peygamber Efendimiz(s.a.v) Cebrâil (a.s.)'la giderken birisinin ötekisinin başına kocaman bir kayayı pat diye vurup, kafasını ezip parçaladığını görüyor. Parçaları yerlere saçılıyor. Fakat Allah(c.c.)'tan tekrar kafası bir araya geliyor... Tekrar vuruyor, tekrar parçalıyor... Tekrar bir araya geliyor, tekrar parçalıyor... Tabii, bu bir azab...
    Soruyor:

    - Yâ Cebrâil kardeşim, bu adam buna niçin böyle vuruyor? Bunun sebebi nedir, ne suçu var bu vurulanın?

    O zaman Cebrâil(a.s.) buyuruyor ki:
    - Yâ Rasûlallah! Bu adam bu aklıyla dünyada iken duydu, öğrendi namaz kılmanın farz olduğunu; fakat kılmadı. Onun için böyle kafasına kafasına vuruluyor." dedi.

    Bakınız ki ahirette başımıza kakılıyor. Onun kafasına öyle vuruyor ki kafa parçalanıyor ve toplanıyor ve bir daha vuruluyor. Allah(c.c) bir azab verdim mi daha nicelerini de farklı yöntemlerle helâk eder. Örneğin, cehennem azabında vücudumuz yandıktan sonra artık ölü bir deri olur üzerimizde. Ölü deri ise acıyı hissetmez. Bakın ayeti kerimeye meâlen :

    Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız;
    onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar!
    Allah dâima üstün ve hakimdir. (SÛRE-İ NİSÂ 56.âyet)

    Evet değerli mü'minler. Uyku içinde olmalyalım. Gözümüzü açalım. Bu dünyanın sonu vardır. Herşeyin başlangıcı ve sonu vardır. Sonumuzu düşünelim. Azapta yanmak ya da yanmamak bizim bu dünya da ektiğimiz tohumlar (salih amellerdir). Burada tohum ekmezsek ahirette biçemeyiz, helâk olanlardan oluruz ki Allah korusun bizleri. Ahirette "...Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak..." (SÛRE-İ EN'ÂM,27.âyet) diyenlerden olmayalım Allah korusun.

    Allah (c.c.)'ın bize verdiği nimetlere şükrün en iyi ifadesi ilk başta NAMAZ dır.

    Namaz kılmak isteyen kişi abdestli olmak zorundadır. Nitekim temizlik, dinimizin en önemli esaslarındandır.

    Namazda yapılması gereken önemli vaziyet ve ifadeler:

    Niyet : Her kılınacak namazın ayrı-ayrı niyetleri vardır. Niyete başlamadan önce (Esteğfirullâh) tesbihi 3 defa okunup ardından Eûzu-Besmele çekilmesi uygun olur.
    Tekbir : Alahu-ekber diyerek (erkekler için) < elleri kulak memelerine götürmek > (kadınlar için) < elleri göğüs hizasına götürmek > ve avuç-içi doğrulduğumuz yöne doğru açık durmasıdır.
    Kıyam : Ayakta durmaktır. Tekbirden sonra ayakta durma hâlidir. Bu durumda iken eller (erkekler için) < göbek-altı > (kadınlar için) < göğüs > hizâsında bağlanır ve secde edilecek yere bakılır.
    Kıraat : Kıyamda iken Kur'an okumaktır. Kıraat'ın yeri, Tekbir ile Rükû arasındaki okuma zamanıdır.
    Rükû : Elleri diz kapaklarına gelecek şekilde eğilmek ve (erkekler için) < sırtı düz tutmak > (kadınlar için) < sırtı tam düz değil, meyilli durmaktır > Rükûda iken ayağın baş-parmaklarına bakılarak (Sübhânerabbiyelazîym) tesbihi 3 defa tekrarlanır.
    Doğrulma (Rükû sonrası) : Rükû tesbihleri çekildikten sonra doğrulma işlemi yapılır. Bu, eller yanda ve ayakta durma şeklinde olur. Bu durumda iken secde yapılacak yere bakılır ve (SemiAllâhülimenhamideh) ve arkasından da (Rabbenâlekelhamd) denir.
    Secde : Secde yaparken şu sıralama gözönünde bulunmalıdır. İlkönce dizler, sonra eller, sonra burun, sonra alın yere konur. Secdede iken burun kenarlarına veya secde edilen yere bakılarak (Sübhânerabbiyela'la) tesbihi 3 defa tekrarlanır. Ayak baş parmakları kıbleye doğru olmalı ve topuklar birbirine değdirilmelidir. Namazın her rekâtında secde iki defa yapıldığından birinci secdeden sonra oturma vaziyeti alınır ve daha sonra ikinci secde aynen birincisindeki gibi yapılır.
    Oturuş : Eller ve gözler kucakta, sağ ayak-başparmağı kıbleye bakacak biçimde oturma şeklidir. Normal olarak 2 rekâtta bir oturma işlemi yapılır. Ancak 3 rekatlı namazlarda 2.rekâtta oturulur ve ayağa kalkıp 3.rekât kılınır. Daha sonra yine oturuş biçimi alınır. Örneğin (Akşam namazının farzı ve vitr-vacip namazı gibi).

    Namaz Çeşitleri Vakit Namazları
    Katl Namazı
    Vitir Namazı
    Cuma Namazı
    Bayram Namazı
    Cenâze Namazı
    Terâvih Namazı
    Küsûf ve Husûf Namazları
    Yolcu Namazı
    Yolculuk Namazı
    Duha (Kuşluk) Namazı
    Tövbe Namazı

  28. Namaz kılanın bütün yaptıkları ibâdettir

    Eğer namaz kılarsanız, bütün ömrünüzü ibadetle geçirebilirsiniz.
    Bundan daha büyük müjde olabilir mi?
    Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetler sayılamayacak kadar çok. Buna karşılık kısa bir ömürde yaptığımız sınırlı ibadetlerin, şükür için ne kadar yetersiz olduğu açık. Ayrıca burada ibadetlerimizle ebed&#238; bir Cenneti kazanacağız.

    İşte sayısız nimetlere şükretmek ve sonsuz Cenneti kazanmak için ibadetimizin ne kadar yetersiz olduğunu bilen Rabbimiz, bize muhteşem bir fırsat sunmuştur. Eğer namazınızı dosdoğru kılarsanız, diğer dünyev&#238; mübah amelleriniz güzel bir niyetle ibadet hükmüne geçebilir.

    Evet, bütün hayatınızı ibadetle doldurmaya gücünüz yetmez. Ama Rabbimiz bunun için altın fırsatlar sunuyor. Bunun üç şartı var:

    1- Namazı hiç ihmal etmeden dosdoğru kılmak,

    2- Dinen yasaklanmamış mübah ameller işlemek,

    3- Bu dünyev&#238; amelleri iyi bir niyetle yapmak.

    Diyelim ki, beş vakit namazı kılan birisiniz. Yemek yemeniz, temizlik yapmanız, rızkınız için çalışmanız, meşru konuşmalarınız, tebessümünüz, uyumanız bir çeşit ibadettir. Çünkü, bunların hepsi hayatımız için gereklidir ve yaşantımızı sürdürmemiz için bunları yapmak zorundayız. Yaptığımız her davranışımızı ayet ve hadislere dayandırmamız mümkündür.

    Söz gelişi, aşırıya gitmeden, tam ihtiyacınız kadar uyusanız, uykunun Rabbimizin bir nimeti olduğunu düşünerek, Besmeleyle ve sünnet olan duaları okuyarak yatıp, yine Besmeleyle uyansanız ibadet etmiş olursunuz. Tabi&#238; namaz kılmak şartıyla...

    Bu açıdan baktığımızda namaz eşsiz bir ibadet hazinesidir.

  29. Haydi artık sözler sükut etsin..vuslat anı..
    Hadi hazır mısınız.?

    Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
    kapatın gözlerinizi..

    aydınlığınız gönlünüzdeki O na olan sevginiz olsun..
    göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
    yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

    Işte dost nedir bilmek mi istersiniz..
    menfaatsiz..
    korkunuz olmayacak..
    acaba demiceksiniz..
    acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde
    çünkü O vaat ediyor..
    severseniz severim..

    ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..
    sevginizin karşılıksız kalmıcanı bilmek..

    şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman..
    yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost..
    vedud olan bir dost..
    rahman olan bir dost..
    rahim olan bir dost..
    gafur olan bir dost..
    sözünde sadık olan bir dost..
    surete değil sirete bakan bir dost..

    Dost.. dost.. dost.. diye inleyene
    Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost..

    Ben seni sevdim diyene
    gel kulumsun diyen bir dost..

    suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene
    rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost..

    Haydi
    yandıysa yüreğiniz..
    yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..
    sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..
    yüreğinize değer verilmediyse..
    artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız

    serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
    kapatın gözlerinizi..
    aydınlığınız gönlünüzdeki O göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
    yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

    O dost ise yürekte serinlik var
    O dost ise yürekte huzur var
    O dost ise yürekte coşku var
    O dost ise yürekte yürek var

    Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise..
    İşte o zaman yürekte olana tarif yok..
    İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..
    İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok..
    İşte o zaman O var..
    ve O var ise..

    Haydi artık sözler sükut etsin..
    bırakın yürekleriniz konuşsun..

    Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..
    göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..
    yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..

    sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman.. işte o zaman anlaıcaksınız..

    ve işte o zaman anlıcaksınız
    O dost ise her şey dost
    O sevgili ise her şey sevgili

    ALINTIDIR

  30. Türkiye'de emsalinin eksik olmadığını sandığım –yurt dışında yaşayan ve neredeyse dilini bile unutmuş olan- bir doktor, medya sayesinde her yıl birkaç gün gündeme oturuyor; her gün gazetelerde okuduğumuz “sağlıklı yaşama” kurallarını, kendi buluşları gibi sunuyor, sonra bırakıp gidiyor.
    Hayır, yaptıklarına itirazım yok, belki faydalı da oluyor, ama abartılacak bir tarafı da yok.
    Bir yazıya konu edinmemin sebebi ise “sağlıklı yaşama kuralları arasında” yer verdiği “her sabah on dakika yoga”dır.
    Yoga bizim dinimize ve kültürümüze yabancı olan, Hindistan ve Uzak Doğu kültürüne ait olup son yıllarda bir moda gibi dünyaya yayılan bir rahatlama ve stres atma aracı, bir eksersizdir; üstelik masum da değil, birçok yerde bir dinin misyonerlik aracı olarak kullanılıyor.
    Yoga yapan zihninin boşaltıyor, eğer bunda muvaffak olabilirse –ki, oldukça zordur- yoga sonrasında hayata girince, olayların ve eşyanın izdihamı içinde bunalan insan ruhuna bir şey sunmuyor, bir rehberlik misyonu yok.
    Buna karşı Müslümanların namazı var. Namaza duran Müslümanın ellerini kaldırması iki önemli faaliyetin sembolü: 1. Allah'tan başka her ne varsa onları arkaya atıyor, zihnini ve kalbini onlardan (mâ-sivâdan) boşaltıyor. 2. Mümin gaflete düştüğü için farkında olamadığı “her yerde hazır ve nazır olan Allah” ile beraber oluyor, gaflet gidiyor, zikir (O'nu anma, hatırlama, manevi beraberliği yaşama) şuuru geliyor. Yogada boşalma var, boşluk var; ama insan için güç, güven, huzur ve sevgi kaynağı olan Allah yok. Namazda hem mâsivadan boşalma, onun ağır yükünden kurtulma var, hem de tekrar normal dünya hayatına dönüldüğünde – muhtemelen bir sonraki namaza kadar- müminle beraber olacak, onu yalnız bırakmayacak, bunalımlarında, çaresizliklerinde, şaşırmışlıklarında O'na rehber, güven ve huzur kaynağı olacak bir şuur var.
    Namazın maddi hareketleri de hem yogadan daha anlamlı, hem daha zengindir.
    Namaz süresince adım adım Allah'a yakınlaşan mümin bir noktadan itibaren miracı yaşamaya başlıyor ve oturarak okuduğu “tahiyyât” bölümünde âdeta Rabbi ile söyleşiyor; selam alıp veriyor, Hz. Peygamber'e nasip olan en büyük miracın hatırlarını anıyor, namazı sayesinde kendisine de nasip olan miracın mutluluğuna ve eğitici tesirine mazhar oluyor.
    Namaz hakkıyla kılındığında –ki, bunun için de namazı devamlı kılarak mükemmeli yakalamaya gayret etmekten başka çare ve yol yoktur- o, insana ahlak eğitimi verir; kişiyi kötülük, günah, çirkinlik ve suçtan alıkoyar.
    Bizim imanımızda ve kültürümüzde namaz gibi bir imkan var iken, onun yerini tutması mümkün olmayan yogayı –üstelik Müslümanlara- niçin tavsiye edelim?
    Bu vesile ile Peygamberimizin (s.a.), sağlıklı yaşama ile yakından ilgili bulunan bazı tavsiyelerine yer verelim: “Acıkmadan yemeyin, acele yemeyin, midenizi doldurmayın (yaklaşık üçte birini boş bırakın; yani dört birimle doyacaksanız bunun üçünü yiyin), haram yiyecek ve içeceklerden uzak durun, imkan bulursanız gün ortasından sonra bir süre (bir saat civarında) uyuyun, yine imkan buldukça oruç tutun. Dünya hayatının geçici, amaç değil, araç olduğunu unutmayın.”

    HAYRETTİN KARAMAN -

  31. Bir günlük namazın kazandırdıkları
    Namazın bütün ibâdetleri içine alan bir ibâdet olduğunu bilmem biliyor
    musunuz?

    Konuyla ilgili bâzı teknik rakamlar vermek istiyorum:

    " Günde 40 rekat namaz kılıyoruz. Bu 40 rek-atın 17-si farz, 3-ü
    vâcib, 20-si sünnettir.

    " Bir senede 14.600 rekat namaz kılıyoruz.

    " Ramazan-da 600 rekat teravih namazı kılıyoruz.

    " Toplam bir yılda 15.200 rekat namaz kılmış oluyoruz.

    " Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktinde
    kılınan duha namazı, gece kılınan teheccüt namazı gibi nâfile namazlar
    15.200 rekat sayısı dışındadır.

    *Namaz kılan bir mümin bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç
    düşündünüz mü? Gelin ortalama bir rakam çıkaralım:

    Namaz kılan bir mümin bir günde en az.... 40 def a Besmele çekiyor.

    40 def a Fatiha sûresini okuyor.

    80 def a Rabb imizin er-Rahman ismini söylüyor.

    80 def a er-Rahim ismini söylüyor.

    213 def a Allah-u Ekber diyor.

    120 def a Sübhane Rabb iye l-Azim, diyor.

    240 def a Sübhane Rabbiye l-Âlâ, diyor.

    15 def a Sübhaneke duâsını okuyor.

    40 def a Semi Allahu limen hamideh diyor.

    40 def a Rabbena ve leke l-hamd diyor.

    40 def a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor.

    33 def a Zamm-ı Sûre okuyor.

    21 def a Ettahiyyatü yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor.

    21 def a Kelime-i Şehadet i söylüyor.

    26 def a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm
    veriyor.

    13 def a Allahümme ente s-Selâmü ve Minke s-Selâmu Tebârekte ya
    Zelcelâli ve l-ikrâm, diyor.

    13 def a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor.

    13 def a Rabbenâğfirli, duâsını okuyor.

    15 def a Allahümme Salli selâvatını okuyor.

    15 def a Allahümme bârik selavatını okuyor.

    15 def a Euzübillâhimineşşeytânirrâcîym diyerek şeytanın şerrinden
    Allah a sığınıyor.

    Bu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve
    sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır.

    60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü minin
    yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın
    bakalım, ne çıkacak karşınıza.

    Ya kulluk şuurundan uzak, ibâdetlerden mahrum ömrünü zilletle geçirmiş
    bedenini ibâdetsizlik illeti (hastalığı) istila etmiş olanlara ne
    diyeceksiniz. Gerçekten çok büyük kayıp içindeler değil mi? Allah
    şerlerinden korusun ve kurtarsın...

  Okunma: 15305 - Yorum: 30