Gönül Huzurumuz Dua - Delinetciler Portal

Gönül Huzurumuz Dua

  1. Dua bir lütuftur anlayana
    Umuttur o darda kalana ne mutlu birinden dua alana
    Allah'ım sana şükür amin demesini bildik

    Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek, bizi onunla hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır vazifeler ve musibetler verme. Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi de yükleme. Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız Sensin. Kâfirler güruhuna karşı Sen bize yardım et.


    "Ey Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz-tâ ki sözümü iyice anlasınlar."


    Allahı'm! Habibiyeti ve salâtıyla Cennetin kapılarını açan ve ona getirdikleri salâvatlarla ümmeti için de o kapının açılışını teyid buyurduğun Habibin Aleyhissalâtü Vesselâma rahmet et.


    Allah'ım! Bizi, ebrâr ile beraber, seçkin Habibinin şefaatiyle Cennete idhal et. Âmin.


    "Onların Cennetteki duaları şöyledir: 'Allah'ım, Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz.' Aralarındaki dilekleri de hep selâmdır, iyiliktir. Duaları ise şu sözlerle sona erer: 'Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." (Yûnus Sûresi, 10:10)


    "Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce Katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin." (Âl-i İmrân Sûresi, 3:8)


    Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e, âline, ashabına ve ihvânına, Senin razı olacağın şekilde ve onun hakkını eda edecek bir surette salât ve selâm et, bize ve dinimize selâmet ver. Âmin, ey Rabbü'l-Âlemîn.
    Allah'ım! Bizi, dünyada Senin muhabbetinle ve bizi Sana ve Senin emrettiğin şekilde istikamete yaklaştıracak şeylerin muhabbetiyle, âhirette de rahmetin ve rüyetinle rızıklandır.


    İlâhî! Sen benim Rabbimsin, ben Senin kulunum. Sen Hâlıksın, ben mahlûkum. Sen Rezzaksın, ben merzûkum. Sen Mâliksin, ben memlûküm. Sen Azizsin, ben zelîlim. Sen Ganîsin, ben fakirim. Sen Hayysın, ben meyyitim. Sen Bâkîsin, ben fâniyim. Sen Kerîmsin, ben leîmim. Sen Muhsinsin, ben âsiyim. Sen Gafûrsun, ben günahkârım. Sen Azîmsin, ben hakîrim. Sen Kavîsin, ben zayıfım. Sen Mu'tîsin, ben dilenciyim. Sen Emînsin, ben korkudayım. Sen Cevâdsın, ben muhtacım. Sen Mücîbsin, ben duacıyım. Sen Şâfîsin, ben hastayım.
    Sen benim günahlarımı mağfiret et. Beni cezalandırma. Hastalıklarıma şifa ver, yâ Allah, yâ Kâfi, yâ Rabbi, yâ Vâfî, yâ Rahîm, yâ Şâfî, yâ Kerîm, ya Muâfî. Benim bütün günahlarımı bağışla. Benim bütün dertlerime âfiyet ver. Beni ebediyen rızâna mazhar et. Rahmetinle, ey Erhamürrâhimîn.

    Dilimin döndüğünce Gördüklerimi ve okuduklarımı Sizlere aktarmaya çalıştım... Bir kişi bile faydalandıysa ne mutlu bana
    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-18 #2
    DUA, ruhun gidasi, kalbin nuru, ibadetlerin ozudur.
    DUA, izdiraplarin, maddi ve manevi dertlerin sifa kaynagidir.
    DUA, umit ve huzur menbaidir. Yasama askini dirilten bir rahmettir.
    DUA, hayri ceker, bela ve zarari defeder.

    DUA, insani beladan korur, inmis ve inecek musibetlere karsi bir kalkandir. Belalarin etkisini azaltir...

    Sevgili PEYGAMBERIMIZ (SAV) buyurdu;

    Dua, rahmet kapilarinin anahtari, mu'minin silahidir, dinin diregidir. Dua, ibadettir, ibadetin ozudur.


    Ey güzeller güzeli Allahım,

    Su üzerinde yüzen saman çöpleri gibi güçsüz ve dağınık İslâm ümmetini
    kurşunla kaynatılmış surlar gibi yekpâre bir vücuda dönüştür.

    Ey mustaz'afların Rabbi!

    Dünyanın tek umudu olan Müslümanların üzerinden ölü toprağını silkeleyecek
    cennet rüzgârlarını, vahiy rüzgârlarını gönder. Rahmetin İslâm ümmetini ve
    bu ümmetin önderliğinde tüm insanlığı sabâ rüzgârı gibi kuşatsın!

    Ya Erhamerrâhimîn,

    Çağımızda sefalet diz boyu değil adam boyu. Çağımızın insanları sapkınlıkta
    bütün eski ümmetleri geride bıraktı.

    Nuh kavmine gönderdiğin gibi bir tufan gönderme!

    Lût kavmi gibi ülkemizi yere geçirme!

    Üzerimize Sam yelleri estirme!

    İsrailoğullarının sapkınları gibi bizi rezil maymunlara ve domuzlara
    dönüştürme!


    Ya Rabbel-Mazlûmîn,

    Tüm dünya müstekbirlerini, çağdaş firavunları, haman ve karunları dünyadaki
    ezilen insanların gözyaşı ve kanlarının Kızıldenizinde boğ. Firavunun
    kucağında büyüyen, ocağında yetişen Mûsâları ise, onlara tâbî olanlarla
    birlikte sahil-i selâmete eriştir!

    Ya Rabbel-Alemîn,

    Sana Peygamberin Bedirde yalvardığı gibi yalvarıyoruz:

    "Şu bir avuç insanı helak edecek olursan, yeryüzünde senin adını anacak,
    îlâ-yı kelimetullah için savaşacak kimse kalmaz. Şu bir avuç inanmış insana
    zafer ihsan et!"

    Ya İlahi,

    Sana, o insanlık güzelinin Taif dönüşünde, taşlanarak dönüşünde, ayakları
    kan revan içinde dönüşünde, yuhalanarak dönüşünde yakardığı gibi
    yakarıyoruz:

    Bizi kime bırakıyorsun Allahım? Yetmiş senedir İslâmla mücadeleyi,
    Müslümanla muharebeyi varlık sebebi bilmiş yakına mı; yoksa Kabilden beri
    süren zorbalık geleneğinin mirasçısı olan uzağa, müstekbir batıya mı? Ne
    olur bize sen sahip çık Allahım!

    Onlar bilmiyorlar, onlara da hidayet nasip et Allahım! Azerin evinden
    İbrahimi çıkardığın gibi; çağdaş put yapıcı, puta tapıcıların kendi
    evlerinden de İbrahimlerini çıkar Allahım!

    Amin...

  3. 2006-11-18 #3
    Dua âyetlerinin mealleri ile de dua etmek caizdir. Ancak mealleri, tam tercüme edilemediğinden pek hoş olmuyor. Dua âyetlerinden birkaçının meali şöyledir:

    Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru! (Bekara 201)

    Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et! (Bekara 250)

    Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!
    Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et! (Bekara 286)

    Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi kaydırma! [bizi sapıtma] Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfu en bol olan sensin. (Al-i İmran 8)

    Ey Rabbimiz, iman ettik; günahlarımızı bağışla, bizi Cehennem azabından koru. (Al-i İmran 16)

    Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirlere karşı bizi muzaffer eyle! (Al-i İmran 147)

    Ey Rabbimiz, "Rabbinize inanın" diyen davetçiyi [peygamberi] işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz, bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamette bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın. (Al-i İmran 193-194)

    Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, müslüman olarak canımızı al! (Araf 126)

    Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duamı kabul et, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! (İbrahim 40-41)

    Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat! (Şuara 83)

  4. 2006-11-18 #4
    Allah'ın Kuran'da tarif ettiği duada kişi Allah'ın kendisini gördüğünü, duyduğunu kavramış, O'na saygı ve korkuyla boyun eğmiş ve O'nun önünde kulluğunu açıkça kabul etmiştir.

    Kuran'a bakıldığında duanın belli bir zamanı olmadığı görülür. İnsanı dua etmeye yönelten her türlü istek, bu ibadetin vaktinin geldiğinin göstergesidir. İnsanın istek ve ihtiyaçları sürekli olduğu için duası da sürekli olmalıdır. Yani duanın belirli bir vakti, saati yoktur.
    Ancak Kuran'da, duada konsantrasyonun daha kolay sağlanacağı, günlük uğraşların dışında kalan saatlere, yani geceye ve sabah namazı vaktine dikkat çekilmektedir. Bir ayette müminler "... seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler" (Al-i İmran Suresi, 17) olarak tarif edilmekte ve dolayısıyla günün bu en erken saatinin önemi vurgulanmaktadır. Başka ayetlerde ise, gece vaktinin, hareketli olan gündüze göre düşünme, okuma ve duaya daha elverişli olduğu şöyle bildirilmektedir:

    "Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzemmil Suresi, 6-8)
    Dua için belli bir zaman sınırı konulmamış olmasına rağmen, Kuran'ın seher vaktine ve geceye dikkat çekmesinin büyük hikmetleri vardır. Allah ile yakın bir bağlantı kurarak samimi bir dua ile güne başlayan müminin gün içinde Allah'ın rızasını unutması ya da sınırlarını göz ardı etmesi ihtimali çok azalır. Güne dua ile başlayan insan, gün boyunca Allah'ın kendisini izlediğinin bilinci ile hareket eder.

    Kuran'da öğütlenmiş olan gece duası da gün içinde dünyevi uğraşlarla vakit geçiren insanın kendi kendine bir vicdan muhasebesi yapmasına vesile olur. İnsanın gün içinde başına gelen ve zahiren olumsuz gibi gördüğü olayları daha hikmetli, tevekküllü ve şuurlu bir biçimde değerlendirmesini sağlar.
    İnsanın gece saatlerinde dua için zaman ayırması, gün içinde yapılan hataların gözden geçirilmesine ve bu hatalardan dolayı tevbe edilmesine, bağışlanma dilemesine ve günlük uğraşıların insan ruhunda yarattığı muhtemel olumsuzlukların önüne geçilmesine bir vesiledir.

    Dua için belli bir mekan da yoktur. İnsan çarşıda, sokakta, otomobilinin içinde, okulda, işyerinde, kısacası her yerde dua edebilir. Değişik mekanlarda olmanın herhangi bir önemi yoktur. Ancak önemli olan insanın her nerede olursa olsun Allah'ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu unutmamasıdır. Kuran'da peygamberlerin her an ve her yerde dua ettikleri haber verilir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

    "(Musa) Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." (Kasas Suresi, 24)

  5. 2006-11-18 #5
    Mukaddime


    Yüce Rabbimiz'in, Kitab-ı Hakîm'inde, Peygamberimiz Efendimiz'in, hadîs-i şeriflerinde, selef-i sâlihîn hazerâtının da güzîde eserlerinde en çok teşvik edilen, üzerinde ısrarla durulan ve en fazla tahşîdat yapılan hususlardandır zikir ve dua. Bilindiği üzere zikir, Cenab-ı Rabbü'l-âlemîni esma-i ilâhiyesi ve sıfât-ı sübhaniyesi ile anma demektir. Sohbet-i Cânân çerçevesine giren bilumum söz ve fiiller zikir kavramına dahil olurlar. Zâkirler zikirlerini ibadet kasdıyla yapar ve bununla da kalb ve ruhun derece-i hayatında terakki etmenin yollarını ararlar. Bunun da ötesinde, zikir, Cenab-ı Hak'tan bir lahza bile gafil olmamak, O'nun varlığını ve her hâlimize nigehbân oluşunu hatırdan çıkarmamak demektir. Nitekim Allah'ın sadık kullarından birisi bu manaya işaret etmek üzere " Allah biliyor ki ben O'nu şimdi anmıyorum, anmak ne demek, ben O'nu hiç unutmadım ki...! " demiştir. Bundan da anlaşılacağı üzere zikrin zıttı Hak'tan gaflettir ki, Cenab-ı Allah, "Sabah ve akşam Rabbini, içinden yalvararak, ürpererek ve yüksek olmayan, kendinin işitebileceği bir sesle zikret, gafillerden olma!" mealiyle verilebilecek âyet-i celîlede zikirden dûr olmayı gaflet saymıştır. İşte bu en büyük hakikatı, yani Hakîkatü'l-Hakâik'ı hep hatırda tutmadır ki, insanı dosdoğru ve neticesi itibariyle de gidip Firdevs cennetlerine dayanan bir hayat sürmeye teşvik hatta mecbur eder. Zararı en büyük düşmanımız olan nefsimize dokunan, faydası da ruhumuza ve gönlümüze akan bu mecburiyet ne güzel bir mecburiyettir!
    Bilindiği üzere Allah ü Azîmüşşân, dua ve zikirle alakalı yüzlerce beyanından sadece ikisi olarak, "Dua etmezseniz ne ehemmiyetiniz olabilir ki!" ve "Siz beni anın, Ben de -şânıma yakışır şekilde- anayım sizi" demiş ve insanın gerçek değerini Rabbine yalvarıp yakarmasıyla, daima O'na (celle celâlühû) içini döküp, O'nu hatırda tutmasıyla kazanabileceğini ifade etmiştir. Serzâkirimiz, Serduahanımız, Efendimiz (aleyhisselam) da, "Dua ibadetin özüdür", "Allah katında duadan daha hayırlı bir şey yoktur" gibi lâl ü güher beyanlarıyla, Kendi hayat-ı seniyyelerinde bizzat yaşayarak en güzel şekilde tatbik ettiği çok önemli bir kulluk vazifesini ümmetine de ısrarla tavsiye etmiştir. Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde, "Dua ibadettir." buyurmuştur ki, bu, "Hac Arafattır" demek gibidir. Yani nasıl arefe günü Arafat'a çıkmak, Hac ibadetinin en önemli rüknü ise dua da ibadetin en önemli rüknüdür, en büyük ibadettir.

    Cenab-ı Rabbü'l-âlemîn'in, Rasûl ü zîşân'ı vasıtasıyla gönderdiği yüce dinimizi bizlere ulaştıran seleflerimizin, âbâ ü ecdâdımızın, hayallerimizin sınırlarını bile zorlayacak derecedeki bereketli hayatları da hep Cenab-ı Mevlâ'yı zikir, tesbih ve O Rahmet Sultanı'na dua ve niyazla geçmiştir. Zaten hayatlarına akılları hayrette bırakacak kadar yüklü yümün ve bereketi getiren de onların Cenab-ı Hak'la bu ölçüdeki irtibatlarıdır. Bu irtibat adeta onların hayata bağlayan biricik bağdır. Nitekim, Allah dostlarının en fazla korktukları hususlardan birisi, açlığa, susuzluğa, esarete, zulme maruz kalmak değil, bilakis Cenab-ı Hakk'a dua ve tazarruda bulunma aşk u iştiyaklarının azalması olmuştur. Böyle bir endişeyle tir tir titremişler ve onlardan bazıları bu istikametteki hislerini, "İster kahır ister lütuf, Allah'ın hakkımızdaki her türlü muradına razıyız, yeter ki Cenab-ı Allah içimizdeki, Kendi kapısına teveccüh arzu ve iştiyakını eksiltmesin!" diyerek dile getirmişlerdir. Evet, Cenab-ı Hakk'ı unutana ve kendi heveslerini Hakk'ın emirlerinin önünde tutanlara, Allah da unutma mukabelesinde bulunur ve öylelerini evvela münacaat hislerinden mahrum eder. Böyle bir mahrumiyete maruz kalan kişi de Allah'tan uzaklaşmaya hatta kopmaya başlar ve ekstradan bir inayetle imdadına yetişilmediği müddetçe de bir ‘kopuk' olarak ölüp gider. Cenab-ı Allah böyle elîm bir akıbetten bizleri muhafaza buyursun! Amin!.

    Büyüklerin ayak izlerine basarak yürümek
    Burada önemli bir hususu zikretmekte fayda var: Selef-i sâlihîn münacaatlarında, Kur'an-ı Kerim'de ve Efendimiz'in mübarek ifadelerinde geçen dua ve zikir cümlelerini (me'sûrât) kullanmanın yanında, bazen de özünü, usaresini bu iki zülâl menbaından aldıkları ve içinde yaşadıkları şartlara, hâlet-i rûhiyelerine, meşrep ve mezaklarına göre içlerine akan kendilerine ait sözleri de kullanmışlardır. Hakk'ın mukarreb kulları olmaları hasebiyle onların virdleri, zikirleri ve dualarında seçtikleri kelime ve terkipler de çok önemlidir. Hiç şüphe edilmemelidir ki, başta Kur'an ve hadis-i şeriflerdeki dualar, daha sonra da Allah'ın, yüce katında makbuliyet ve mukarrebiyet lutfettiği evliyâullahın kullandığı şifreli kelimelerle Allah'a yalvarmak maksadın daha çabuk gerçekleşmesine ve hedefe daha çabuk varılmasına vesile olur. Bununla beraber herkes -huzurun âdâbına muhalif düşmemek kayd ü şartıyla- dilediği vakitte, içinden geldiği şekliyle Rabbi'ne yalvarabilir ve içini dökebilir. İslamiyet'in sayılamayacak kadar güzelliklerinden birisi de işte budur. Yani, kul Rabbiyle irtibata geçmek için hiç bir aracıya muhtaç değildir. Ne var ki, az önce de geçtiği gibi, Allah dostlarının yürüdüğü şehrahlarda, onların ayak izlerine basarak yürümek insanı hedefine daha çabuk ulaştırır. Bu mücerreb (tecrübe edilmiş) bir hakikattir ve bu gerçeği görmezden gelmek Allah yolcuları hesabına en büyük kayıplardan biri sayılır/sayılmalıdır.

    İşte Allah dostlarının Cenab-ı Hak'tan muradlarını niyaz için biraraya getirdikleri bu dualara tasavvuf dilinde ‘hizb' denmektedir. Hizbler umumiyet itibariyle kısa ve secîli cümlelerden oluşan, edebî değerleri yüksek, derin hikmetler içeren metinlerdir. Bu hal hizbin okunmasını, dinlenmesini ve ezberlenmesini kolaylaştırır. Ayetlerden oluşan hizbe "hizbü'l-âyât" denir. Diğer hizbler de, yazan Allah dostuna, hizbin muhtevasına ve yazılış gayesine göre isim alırlar; "hizbü'l-hamd", "hizbü'n-nasr" gibi. Hadis-i şeriflerden, sahabe, velî ve âlimlerin sözlerinden derlenen hizbler de vardır. Hizblerde esma-i hüsnaya, Cenab-ı Hakk'ı medh ü senâ eden, nimetlerini dile getiren, kulluk vazifelerini anlatan ifadelere ve dua cümlelerine geniş yer verilir. Abdülkâdir-i Geylânî, Muhyiddîn İbnü'-l-Arabî, Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî, İmam Gazzâlî, Şehâbeddin es-Sühreverdî, İmam-ı Azam Ebû Hanife, Ahmed el-Bedevî, İbrahîm ed-Desûkî, Ahmed er-Rifâî gibi -ekserîsi meşayihten olmak üzere- pek çok İslam büyüğünün hizbleri vardır. Bütün dualarda olduğu gibi hizbler de sadece sıkıntı ve ihtiyaç hallerinde değil, ibadet ü taat kasdıyla ve Cenab-ı Allah'a kurbet maksadıyla da okunur. Aslında ne zaman ve ne için okunurlarsa okunsunlar esas maksat ve asıl gaye her zaman Allah'a ibadet olmalıdır. Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle söyleyecek olursak duanın semereleri uhrevîdir; dünyevî maksatlar ise duanın vaktidir; gayeleri olamazlar.

    Mecmu'atü'l-Ahzab ve el-Kulûbü'd-Daria
    Nakşibendî-Hâlidî şeyhlerinden birisi olan, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî hazretleri de Mecmuatü'l-Ahzâb isimli eserinde yüzlerce hizbi biraraya getirmiştir. Gümüşhanevî hazretleri 1813 yılında Gümüşhane'de doğmuş olup hayatını ilim ve irşada adamış bir hakîkat eridir. Sadece zâhirî ilimlerle meşgul olmamış aynı zamanda bâtınî ilimleri de okumuş ve her iki dalda da icazet almıştır. Böylece dersiâm unvanı*nı kazanmış, arkasından da ilim yaymaya ve kitap tasnif etmeye başlamıştır. Osmanlı-Rus harbinde müridleri ile birlikte harbe katılmış, cephenin en kritik noktasında mücadele etmiş, asker ve kumandanların cesaretlerini kuvvetlendirmiştir. 1893'te İstanbul'da vefat eden bu İslam büyüğünün kabri Süleymâniye hazîresinde olup ziyaretçilerini beklemektedir.

    Mecmu'atü'l-Ahzab yaklaşık ikibin sayfalık bir eserdir ve Gümüşhânevî hazretleri, eserini talebeleriyle beraber dikkat ve itina ile hazırlamıştır. Mecmuada her bir hizbin müellifi, ismi, ne zaman ve ne şekilde okunacağı da yazılmıştır. Bizim, büyüklerimizden, onların da, Üstad'ın talebelerinden işittiklerine göre, Bediüzzaman hazretleri yaklaşık üç mushaf-ı şerif hacmindeki bu kıymetli eseri her on beş günde bir hatmedermiş. Üstad hazretlerinin hem de hiç ara vermeden eserdeki hizipleri vird edinmesi, hiç şüphesiz, nurlu İslam yolunun yolcuları için bu mecmuayı daha önemli hale getirmektedir.

    Yazının başlığında ismi geçen el-Kulûbü'd-Daria da (yaklaşık manasıyla ‘yanık sineler' demek olup, Kur'an-ı Mübîn'de geçen ‘tazarru/içi yanarak yalvarıp yakarma' ifadesini hatırlatmaktadır) tamamen bize râcî bir vefasızlık örneği olarak okunmaya okunmaya artık unutulmaya yüz tutmuş Mecmuatü'l-Ahzab'ı bir kere daha, özellikle de yeni nesillere sevdirmek ve onların da bu nadîde eserden istifade etmelerini sağlamak amacıyla, Muhterem F. Gülen Hocaefendi tarafından bu mecmuadan seçilen ve herkesin rahatlıkla okuyabileceği bazı duaları ihtiva eden çok kıymetli bir eserdir. Eser sekizyüz sayfa civarındadır ve sonunda bizzat Hocaefendi tarafından yazılan uzunca bir salât ü selam da yer almaktadır. Cenab-ı Hakk'a sayısız hamd ü senalar olsun ki, bu ter ü taze eser bir-iki sene içerisinde yüzbinlerce basılmış ve dağıtılmıştır.

    Biz bu küçük çalışmada, el-Kulûbü'd-Dâria'dan seçtiğimiz birkaç tane vecîz duayı tercümesiyle beraber okurlarımıza vermek, dolayısıyla da bu kıymetli eserin daha fazla yaygınlaşıp her yerde okunmasına mütevazi bir katkıda bulunmak istiyoruz. Dileriz, eserin tamamı en kısa zamanda işin ehli olan insanlar tarafından Türkçemiz'e de kazandırılır; böylece de bu evrâd ü ezkâr mecmuası daha fazla insanın eline ulaşmış ve daha fazla insan tarafından anlaşılarak okunmuş olur.

    Evet, unutmayalım ki, inanan insanlar Rabbilerini zikrettikleri sürece Allah da teveccühünü onlardan asla kesmeyecek, bütün bir kâinatın zikrini terdâd ile mütemadî bir cûşiş içinde olduğu Hazreti Mezkûr'u (celle celâlühû) unutanlar da âdet-i ilâhiye gereğince unutulma muamelesine maruz kalacaklardır.

    Yüce Mevlâmız'ın bizleri ağzı dualı, dualarında gaflete düşmeyen, niyazları makbul kullarından eylemesini diliyor ve bu faslı sûfî şairimiz Niyazî Mısrî'nin bir beytiyle noktalamak istiyoruz:

    "Gönülden zikre eyle iştigali
    Zikirden gayrı işgali nidersin?!"

    sponsorlu bağlantılar
  6. 2006-11-20 #6
    Duanız olmadıktan sonra Rabbim sizi neylesin" Furkan Suresi 77 Ayet



    İnsanın kendi acziyetini, Alemlerin sahibinin sonsuz kudretini idraki ve itirafıdır, DUA.

    Bize bizden yakın olana, bizi bizden iyi bilene teslim olmaktır, DUA.

    İçimizdeki saklı dünyayı, dışımızdaki kainatı her an görüp gözeten Yüce Yaratıcının huzurunda olmaktır, DUA.

    Yürekten kopup gelen niyaz, edeple eğilen baş ve gözden süzülen bir damla yaştır, DUA.

    Alemlerin Rabbine kul olma şuuruna ermek, gönülden Hakka yönelmektir, DUA.

    Cenabı Hakkın rahmet kapısından başka bir kapının olmadığının farkına varmaktır, DUA.

    Sonsuz kudret ve merhamet sahibinin kapısında heyecan ve umutla bekleyiştir, DUA.

    Kurumuş ve susamış dudakların rahmet ve lütuf pınarlarından içmeye iştiyakıdır, DUA.

    Karşılıksız ve sınırsız verilmiş nimetlere teşekkürdür, DUA.

    Dostun dostla, sevenin sevgiliyle muhabbetidir, DUA.

    İnsanın kalbinden süzüle süzüle kopup gelen yalvarışın, yakarışının ifadesidir, DUA.

    En mahrem sırları Padişahlar Padişahına açabilmektir, DUA.

    Dünya gurbetinden gerçek sılaya yöneliştir, DUA.

    Seher vakitlerinin kandili. Hac yolcusunun menzilidir, DUA.

    İslam olmaktır, mümin olmaktır, özgür olmaktır, kul olmaktır, DUA...

    " Ey Rabbim! Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü kusur ve eksikliklerden tenzih ederim. Ben kendime zulmedenlerden oldum."

    Ey Rabbimiz! Hata eder veya unutursak bizi sorumlu tutma.

    Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme.

    Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma.

    Bizi affet. Kusurlarımızı bağışla. Bize merhamet et. Sensin bizim Mevla'mız..."



    " Duanız olmadıktan sonra Rabbim sizi neylesin" Furkan Suresi 77 Ayet

    Güncelleme : 2006-11-20
  7. 2006-11-20 #7
    Onları kolayca yapıştırırız dudağımıza; dilimizden kolayca çıkıverirler. Ama ne söylerler, ne fısıldarlar yüreğimize. Bir kez daha düşünmeye değmez mi?


    Sübhanallah
    "Sübhanallah" sözü, dudağına değer değmez, kendi varlığının titrekliğini hissettirir sana. Rabbini, kusurdan, noksandan, zulümden uzak görürken, kendi kusurlarını, kendi noksanlarını, kendi karanlık yanlarını görmeye başlarsın. Bütün hatlarınla varlık iddiasından geri çeker seni "Sübhanallah!" Hatırlatır ki, varlığın senin elinde değil; asla senin elinde olmadı. Yokken varlığına dair bir fikrin yoktu. Var olma isteğin de yoktu. Rabbine uzaklığının nişanesidir "Sübhanallah!" Uzaklıkların en uzağı ise yokluktur; hiçliktir. Yok olan uzaktır; öylesine uzaktır ki, uzak sözcüğü bile yetmez uzaklığını ölçmeye... Şimdi bir düşün. Olsan da olmasan da birdi dünya; senin yokluğun bir şeyi eksik etmeyecekti yeryüzünden. Sen olmadığında kimse yokluğunu farketmeyecekti. Ama şimdi varsın; yokluğun dipsiz kuyusundan çıkarıldın. Rabbinin dilemesiyle var edildin. Rabbin seni var etmeyi diledi; ellerin yokken elinden tuttu, yüzün yokken yüzüne baktı. İyi bil ki, en büyük sürprizdir varlığın; seni var-yok arası bir titreklikten çıkaran Rabbine minnettarlığının en doğru ifadesidir Sübhanallah.


    Elhamdülillah
    Var-yok arası bir titreklikten varlığa eriştirildin. Varoluşa muhatap kılındın. Sonsuz uzak olduğun Rabbin, şimdi sana sonsuz yakınlığını anlatıyor. Sen kendi varlığından bile haberdar değilken, senin varlığına varlıkların en güzelini lûtfediyor, sana hayat bahşediyor. Sana hücre hücre dokunuyor kudret ve rahmetiyle. Senin dokunabileceğin yerlerden daha fazlasıyla dokunuyor sana. Dokunmak için kullandığın parmak uçlarının her noktasına her an dokunuyor. Kendini sevmeye ayırdığın duygularının her kıpırtısını rahmetinin avuçlarında tutuyor. Hayat ki, varlığın ışığıdır. Teninde güneşler açar hayatta olduğun için. Gözlerine kâinatlar doluşur ihya edildiğin için. Yüzün nice sevgilerin denizine akar ve birikir hayatta olduğun için. Yakınların en yakını hayattır; ihyadır. Öylesine yakın bir yakınlıktır ki hayat, bütün yakınlıkların aslı, esasıdır; bütün dokunuşların mayası ve kıvamıdır. Rabbinin tecellisi nabzında, kalbinin her kıpırtısında geziniyor şimdi. Sana şah damarından da yakın olduğunu söyleyen Rabbin, kendi varlığının diplerine senden daha yakındır. Hamd, bu yakınlığın ifadesidir dilinde. Nice şekerleri şeker eyleyen sırdır hamd; balları bal eyleyen iksirdir "elhamdülillah!"

    Allahüekber
    Senin sonsuz uzak olduğun Rabbinin sana sonsuz yakın olmasıdır büyüklük. Büyüklük, sana hiç minneti olmayanın seni sonsuz minnettarlıkla nazlamasıdır. Büyüklük, sana hiç muhtaç olmayan Rabbinin senin her ihtiyacını senden önce, senin bildiğinden daha fazlasıyla, senin dilediğinden çok daha incelikle karşılamasıdır. Allahüekber, tesbih ile hamdin ortasıdır; cemâl ve kemâlin kıvamıdır. Tekbir, sonsuz kudret sahibinin sen acize sonsuz rahmetiyle incelikle muhatap oluşunu taşır dudağına. Allah, senin O'na sonsuz uzaklığına rağmen, O'nun sana sonsuz yakın olmasıyle "ekber"dir, büyüktür. Allah'ın büyüklüğü, her şeyi dilediği gibi helâk edecek sonsuz bir celâl sahibi olduğu halde, sana şahdamarından bile yakın olarak, diline taşıyamadığın en ince sızılarını, aklına getiremediğin en mahrem arzularını cemâliyle görüp gözetmesidir.


    Maşaalllah
    Sahip oldukların ile arandaki bağ nedir. Seni elindekilere bağlayan ne olabilir? Elindekiler ne kadar elinde kalır, biliyor musun? Elindekiler elinde kalsa bile, sen ne kadar elinde tutabilirsin, hesap ediyor musun? "Benim" dediğin şey, şimdilik yanında olandır. Çocuğun, eşin, annen ve baban şimdilik yanındadır; kalbinin her daim aktığı, sevgilerinin her gün dokunduğu o yüzler ayrılığa ayarlıdır. Sevdalarının hepsi bir vedayı büyütmektedir. Bir gün ya sen onlara veda edeceksin, ya onlar sırayla sana veda edecekler. Şimdi ve burada, bir arada olmanız, ancak Rabbinin dilemesidir. Rabbinin sahip olduklarını senin yanında tutmayı dilemesidir zenginliğinin nedeni. O sana sonsuzluk vaad etmeseydi, sonunda sonsuzluğun olduğu bir son sözü vermeseydi, şimdiden aranızdaki sevgiler, muhabbetler yokluğa savrulacaktı. Sahip olduğun her şey hiçliğin rüzgârlarında savrulup anlamını kaybedecekti. Sen sen ol, hiçbir şey için "bu benimdir" deme; de ki, "sadece yanımdadır." De ki, "onu yanımda tutan Rabbimin dilemesidir." De ki, "Maşaallah!" Ne nazar boncuklarının sahte efsununa güven, ne de dillerden içeriksiz çıkan "tü, tü, tü..."lere kan. De ki, "Allah'ın dilediği oldu. Allah'ın dilediğidir olan."
    moral dergisinden alinti

    Güncelleme : 2007-02-23
  8. 2006-12-09 #8
    Dua nedir ve nasıl yapılmalıdır ?

    Dua,kulun ümit dalı ve Rabbine bağlılığının en güzel ifadesidir.Dua,cennet yollarını açan,kalbe safa,ruha gıda veren ve ebediyyet serinliğini tattıran vecd halidir.Dua,mü'min için eşi bulunmaz bir silah,ümit gecesinde hayırlı bir sabah,bela,şiddet ve felaket çemberinden kurtuluş ve felahtır.Dua,yerde nur,gökte nur,sağda nur,solda nur ve kul için bir tükenmez huzurdur.Dua,Hak kapısının halkasını tutmak,çırpınan gönüllere ilahi rahmeti dilemektir.Dua,kulun şerefini artıran,iki alemde de yüzünü ak eden,bir güzellik bulutu halinde rahmet katrelerini gönül toprağına döken en hayırlı şeydir.

    Nihayetsiz kudret ve sonsuz Rahmet sahibi Mevlamız buyuruyor ki:"Kullarım(Habibim)sana beni sorunca(haber ver ki)işte ben muhakkak yakınımdır.Bana o dua edenin da'vetine icabet ederim.(Bakara:186)

    Hakka davet etmede seni sala ve Ezan,

    Kul ol,duada bulun,güzel cenneti kazan !

    Ashabın büyükleri,tabiin ve tebe-i tabiin; zikir,tesbih ve dulara büyük bir ehemmiyet vermişlerdir.Son zamanlarda bu vazife terk edilmektedir yahud da unutulmaktadır.Mesela ayet ve hadiste varid olan, özellikle ashab-ı kiram tarafından büyük bir ehemmiyetle zabtedilip bildirilen dualar terkedilmekte,ha bire karınca duası,kadeh duası..vs duası gibi bid'at olan,esassız,semeresiz,sun'i dualarla meşgul olunmaktadır.Bu ise vakti boşa harcamaktan başka birşey değildir.

    Resulullah (s.a.v.)buyuruyor ki:"Dua ettiğiniz zaman,kabul olunacağına inanarak Allah'a dua edin.Bilmiş olunuz ki,gafil kalp(ile)yapılan duaları Allah kabul etmez."(Tirmizi)

    Mü'minler annesi Hazret-i Aişe (Radıyallahü Anh)den nakil.Allah'ın Resulü (s.a.v.)geceleyin kalktığı vakit namazına şu dua ile başlardı:

    "Allah'ım !

    Ey Cebrahil,Mikail ve israfil'in Rabbi !

    Göklerle ve yerin yaradanı,

    Hazırı ve gaibi bilen Allah'ım !

    Kullarına ihtilaf ettikleri şeylerde,

    Onların aralarında ancak Sen hükmedersin.

    ihtilaf edilen Hakk'a izninle beni hidayet eyle !

    çünkü dilediğini doğru yola ancak Sen hidayet edersin !"(Müslüm)

    Nebiiy-i Alişan Efendimiz dua ederlerdi,fakat gece daha çok dua ediyorlar,herkez uykuda iken mübarek başını secdelere koyup yalvarıyorlardı.Bu da gösteriyor ki,gece edilen dualar daha makbuldur. Gecenin yarısı geştiği vakit ve insanların uykuda bulundukları bir demde Rabbi Teala nida eder:"Var mı Zat-ı ehadiyyetime dönüp tevbe edici,var mı benden isteyici,varmı mağfiret dileyici ?"

    Yani kullarım benden istesin de onların ellerini eteklerini rahmetimle doldurayım,onların dileklerini kabul edeyim,onları rızama erdireyim denilmektedir.Bu ne güzel,ne hoş ikramdır...

    Nihayetsiz olan Mülkün Seyyidi ve Kevser Havuzunun Sahibi buyuruyorlar ki:"Beş gece vardır ki,onlarda yapılan dualar geri dönmez.Yani kabul olunur:Receb'in ilk gecesi...şabanın yarısı(berat)gecesi...Cuma geceleri...Ramazan Bayramı gecesi...Kurban Bayramı gecesi."

    şerefli vakitleri aramak da duanın adabındandır.O vakitlerde yapılan dualar makbuldüriçünkü öyle vakitler her zaman ele geçmez.Onlarda şunlardır:

    --- Sene içerisinde arefe günleri,

    --- Aylardan Ramazan ayı,

    --- Günler içinde Cuma günleri,

    --- Gecelerde seher vakitleri...

    Yine Cuma günü içinde bir saat vardır ki,bir kimse o vakte denk gelip dua ederse duası kabul olur.

    Resulullah (s.a.v.)Efendimiz buyuruyor ki:"Kulun Allah'a (manen)en yakın olduğu hal,secdede bulunduğu halidir.Secde (esnasında)Allah'a çok dua edin."(Müslim)

    Bir başka hadiste:"Dua,ezan ile kamet arasında reddolunmaz."(Ebu Davud)

    Kalpte ilahi korku,gözlerde yaş olacak

    Ma'rifet o ki sana Melek sırdaş olacak

    Duanın kabulüne şart,nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesidir.Dua eden kişinin nefsi helal lokma ile gıdalanmış olmalıdır.Dua,gök kapılarının anahtarıdır.Fakat bu anahtarın dişleri helal lokmadır.

    HUşU:Yapılan dua huşu ile,Allah korkusu ile,aşk ve vecd ile olmalıdır.Yine duada kendi arzusunu değil,Cenab-ı Hakk'ın rızasını önde tutmalıdır ki netice alınsın.

    Kul duaya,arzu ettiği şeyi hemen istemekle değil,Yüce Allah'ın adını anarak,onu zikrederek,onun güzel isimlerini söyleyerek başlamalıdır.Mesela:

    "Ya Rahman,Ya Rahim,Ya Kerim,Ya Fettah;Ya Cebbar,Ya Gaffar,Ya Hayyu Ya Kayyum !"gibi... ibn Abbas Hazretlerinin nakline göre,yine Alemin Rahmeti ve varlığın Nuru dua ettiği zaman avuçlarını birleştirir ve iç kısmını yüzüne çevirirdi.

    Görüldüğü üzere hem avuçları birleştirmek hemde ta koltuk altları görülünceye kadar elleri açmak sünnete uygundur.çünkü her iki şekilde de Kainatın Efendisi dua etmişlerdir.

    TEVBE iSTiFARuaya başlamadan önce tevbe istifar etmek gerekir.Kul manen kirlerden arınacak ki haceti hasıl olsun.Aslında bizim tevbemiz de yine bir tevbeye muhtaçtır.Yine müslüman bir kul duadan ve istifardan usanmamalılı,Duama karşılık bir şey elde edemedim diye mahsun olmamalıdır.Kul,kendisi için Rabbinin neler hazırladığını bilemez.Belki o duanın karşılığı Firdevs cennetidir.Belki bir belanın kalkmasıdır. Kainatın Efendisi ve Nebiler Nebisi buyuyorlar:"Her kim duasının kabul olmasını,gam ve kederinin açılmasını dilerse darlık çekene(karşı kerem alini)açsın."

    MüBAREK MEKANLAR:Arafat'ta Müzdelife'de,Minada ve Mescid-i Aksa'da yapılan dualar bir ok gibi hedefine varır.Alemin Rahmeti ve Allah'ın şerefli Resulü buyuruyorlar ki:"şu dört yerde gök kapıları açılır ve dua makbul olur:Allah yolunda(cenk için)saflar karşılaştıkları zaman,yağmur yağarken,namaza dururken ve bir de Kabe görüldüğü vakit."

    GiZLiCE DUA:Bilirsiniz ki gizli yapılan amellere riya kokusu bulaşmaz,riya ise amelleri ifsat eder.Bu sebeple gizlice ve kırık bir kalple yapılan dualar kabul olunmaya daha layıktır.Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:"Gizlice yapılan dua,açıkta yapılan yetmiş duaya denkdir."

    Duanın sonunda kişi kendisi "Amin !"demelidir.O amin deyince melekler de aynı şekilde amin derler.Meleklerle,dua edenin amin demesi,birbirine denk düşünce fazileti bin kat artacak ve böylece dua aminle mühürlenmiş olacaktır.

    HAMD,SENA VE SELAVATuaya Besmele ve Allah Teala'ya hamdederek,Resul-i Ekrem(s.a.v.)üzerine salat,ü selam getirerek başlanmalıdır.Ve yine duanın sonunda,Salat-ü Selam tekrar edilmelidir.çünkü Nebiler Nebisine salat okumadan yapılan dualar perdelidir,menziline ulaşamaz.



    Kerem yağmurunu dök,ver devlet bahçeme su,

    Ey Rabbim ! Sender eser:Güneş,ay,gül kokusu !

    * * *

    Alemin Rahmeti ve Allah'ın sevgili Nebisi dualarında şöyle derlerdi:

    ilahi ! Senin gadabından rızana sığınırım !

    Senin azab ve ikabından affına sığınırım !

    Senden(yine)sana sığınırım !

  9. 2006-12-29 #9
    (Ya Rabbi, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden de koru!)

    (Ya Rabbi, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru!)

    (Ya Rabbi, bizi sabreden ve şükredenlerden eyle!)

    (Ya Rabbi, bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan eyle!)

    (Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım!)

    (Ya Rabbi, işinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan ve doğru konuşanlardan eyle!)

    (Bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım.)

    (Ya Rabbi, kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip et!)

    (Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle!)

    (Ya Rabbi, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım.)

    (Ya Rabbi, ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona ermesini nasip et ve Cennetini ihsan eyle!)

    (Ya Rabbi, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım.)

    (Bize dünya ve ahirette iyilik, güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru!)

  10. 2007-02-04 #10
    Kâinatın bütün zerreleri -hem hep beraber hem de teker teker- acz ve ihtiyaç lisanlarıyla, varlığına ve birliğine şehadet ettikleri Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdler, senâlar, şükürler olsun. Ve varlığın şifresini çözüp, âyât-ü beyyinâtını keşf ve beyan eden Habîb-i Ekremi ile âl ü ashabına, sair enbiya ve mürselîn ihvanına ve ibâd-ı sâlihîne salât ü selamlar olsun...

    Ey ululuğu ve azametiyle beraber bize bizden daha yakın bulunan Yüceler Yücesi Rab! Talep ettiğimiz şeylerin biricik sahibi Sensin; her zaman acz u fakr ve ihtiyaçlarımızın ibresi de Seni gösteriyor; öyleyse başka hangi kapıya yönelebiriz ki.!

    Bilerek ve bilmeyerek işlediğimiz hadd ü hesaba gelmeyecek kadar hata ve günahlardan dolayı Sen'den cüdâ düştük. Bu acınacak halimizi Sana arzediyor ve yakınlığını diliyoruz. Diliyoruz Rabbimiz zira biliyoruz ki, Sen'in lütf u keremin sadece mukarrebîne has değildir; bilakis Sen şayet dilersen bizler gibi isyan vadilerinde dolaşan kullarına da ihsanda bulunur ve nimetlerini sağanak sağanak yağdırırsın, ey rahmeti her zaman gazabının önünde olan Rahman ve ey sevdiği kullarını, zâlimlerin, fâcirlerin, fâsıkların, münafıkların ve mülhidlerin acımasızlığına asla terketmeyen Rahîm!

    Ey selamet ve esenliğin kaynağı, biricik melceimiz, yegâne Rabbimiz!

    Biz mücrim kullarını bütün yaramaz ve uygunsuz düşünce ve davranışlardan sıyanet buyur.. topyekün bela ve musibetlerden bizi koru.. dünyada da, ahirette de utanç verici, yüz kızartıcı, rezil rüsvâ edici hallere düşmekten muhafaza et!

    Yâ Mevlânâ Yâ İlâhenâ! Biliyor ve inanıyoruz ki, Sen, kullarının ibadet ü tâatına asla ve kat'a muhtaç olmadığın gibi, onların işlediği masiyetler de Sen'in ululuğuna asla zarar veremez. Ne olur, bahtına düştük, kasden ya da min gayr-i kasdin, içine düştüğümüz kusurlardan dolayı bizi muâheze etme! İhlas-ı tâmma mazhar olmuş kullarının arasına bizi de al ve ibadetlerimizin riya ve süm'a gibi virüslerle kirlenmesine izin verme!..

    Niyazımızın âhirinde Hakk'a kurbet kahramanlarının seyyidi, Sen'in Habîbin ve Rasûlün Hazreti Muhammed'e ve yine Sana vuslat iştiyakıyla her zaman yanıp tutuşmuş âl ü ashabına salât ü selam ediyor, dualarımızı Kâbe-i Muazzama'da, sâat-i icabede, makbul kullar tarafından yapılmış dualar gibi kabul etmeni diliyoruz. Yakarışlarımızı kabul buyur Rabbimiz!

    Kâinatın bütün zerreleri -hem hep beraber hem de teker teker- acz ve ihtiyaç lisanlarıyla, varlığına ve birliğine şehadet ettikleri Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdler, senâlar, şükürler olsun. Ve varlığın şifresini çözüp, âyât-ü beyyinâtını keşf ve beyan eden Habîb-i Ekremi ile âl ü ashabına, sair enbiya ve mürselîn ihvanına ve ibâd-ı sâlihîne salât ü selamlar olsun...

    Ey ululuğu ve azametiyle beraber bize bizden daha yakın bulunan Yüceler Yücesi Rab! Talep ettiğimiz şeylerin biricik sahibi Sensin; her zaman acz u fakr ve ihtiyaçlarımızın ibresi de Seni gösteriyor; öyleyse başka hangi kapıya yönelebiriz ki.!

    Bilerek ve bilmeyerek işlediğimiz hadd ü hesaba gelmeyecek kadar hata ve günahlardan dolayı Sen'den cüdâ düştük. Bu acınacak halimizi Sana arzediyor ve yakınlığını diliyoruz. Diliyoruz Rabbimiz zira biliyoruz ki, Sen'in lütf u keremin sadece mukarrebîne has değildir; bilakis Sen şayet dilersen bizler gibi isyan vadilerinde dolaşan kullarına da ihsanda bulunur ve nimetlerini sağanak sağanak yağdırırsın, ey rahmeti her zaman gazabının önünde olan Rahman ve ey sevdiği kullarını, zâlimlerin, fâcirlerin, fâsıkların, münafıkların ve mülhidlerin acımasızlığına asla terketmeyen Rahîm!

    Ey selamet ve esenliğin kaynağı, biricik melceimiz, yegâne Rabbimiz!

    Biz mücrim kullarını bütün yaramaz ve uygunsuz düşünce ve davranışlardan sıyanet buyur.. topyekün bela ve musibetlerden bizi koru.. dünyada da, ahirette de utanç verici, yüz kızartıcı, rezil rüsvâ edici hallere düşmekten muhafaza et!

    Yâ Mevlânâ Yâ İlâhenâ! Biliyor ve inanıyoruz ki, Sen, kullarının ibadet ü tâatına asla ve kat'a muhtaç olmadığın gibi, onların işlediği masiyetler de Sen'in ululuğuna asla zarar veremez. Ne olur, bahtına düştük, kasden ya da min gayr-i kasdin, içine düştüğümüz kusurlardan dolayı bizi muâheze etme! İhlas-ı tâmma mazhar olmuş kullarının arasına bizi de al ve ibadetlerimizin riya ve süm'a gibi virüslerle kirlenmesine izin verme!..

    Niyazımızın âhirinde Hakk'a kurbet kahramanlarının seyyidi, Sen'in Habîbin ve Rasûlün Hazreti Muhammed'e ve yine Sana vuslat iştiyakıyla her zaman yanıp tutuşmuş âl ü ashabına salât ü selam ediyor, dualarımızı Kâbe-i Muazzama'da, sâat-i icabede, makbul kullar tarafından yapılmış dualar gibi kabul etmeni diliyoruz. Yakarışlarımızı kabul buyur Rabbimiz!

    sponsorlu bağlantılar
  11. 2007-02-05 #11
    Hz. Âise (r.a.)''den rivâyete göre Rasûllah (s.a.v. kendilerine bir hasta getirildiginde söyle duâ ederlerdi;



    "Ezhib''l be''se Rabbin''nasi esfi ve entes''safi la sifae illa sifauke , sifaen la yügadiru sekama"
    (Bu hastaligi gider ey insanlarin Rabbi! Sifâ ver, çünkü sifâ verici sensin. Senin verecegin sifâdan baska sifâ yoktur. Öyle sifâ ver ki hiç bir hastalik birakmasin)



    Allahim bana vermis oldugun bu hastalik sana sukur vesilemdir ..Hicbir kuluna dayanamayacagi yuku yuklemezsin, Bana ve ummeti muhammede de sifalar nasip eyle yarabbim



    Amin

  12. 2007-05-13 #12
    Muhammed b. Vasi her sabah namazına müteakip şöyle dua ederdi.

    " ALLAH(c.c)'ım Sen bize bir düşman musallat ettin ki o ve maiyyeti bizi ve kusurlarımızı görür, fakat biz onu göremeyiz. ALLAH(c.c)'ım, onu rahmetinden ümidini kestirdiğin gibi bizdende onu mahrum et. Afvından ümidini kestirdiğin gibi bizdende ümidini kestir. Rahmetinle onun arasını uzaklaştırdığın gibi bizimlede onun arasını uzaklaştır. Zira muhakkak ki senin gücün her şeye yeter sen her şeye kadirsin."

    Bu zat bir gün mescide giderken şeytan karşısına çıktı ve;
    - Beni tanıdınız mı ? diye sordu
    Muhammed ;Hayır bilemedim kimsiniz dedi
    İblis ; Ben İblisim deyince
    Muhammed ;Ne istiyorsun diye sordu
    İblis ;Senden ricam şu istiazeni başkalarına öğretme, bende bunun karşılığı olarak sana dokunmam dedi.
    Muhammed b. Vasi ; Andolsun ben bunu herkese öğretirim. Sende elinden geleni yap dedi.

  13. 2007-06-23 #13
    BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:
    Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım. Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...


    BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
    Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi.
    Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...


    BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:
    Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim...


    BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
    Düşünebileyim, konuşabileyim.


    BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
    İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere;
    bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.


    BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:
    İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.


    BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:
    Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.


    BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
    düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.


    BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
    Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde olabileyim.


    BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
    Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise elimi durdurabileyim.


    BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
    Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim.

  14. 2007-06-26 #14
    İÇTEN GELDİKÇE !


    Hasretim Allah(cc)'a, hasretim Rasûlullah(sav.)'a, hasretim sonsuzluk ve huzurlu yurda. Allah(cc) günahlarımızı bağışlasın inşallah.


    Allah(cc)'ım, verdiğin nimetlere sonsuz ilmin kadar hamd, kâinat efendisi HZ.MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM EFENDİMİZ'e kâinattaki zerreler kadar SALÂT ve SELÂM olsun. Yâ Rabbî! verdiğin nimetlere şükreden kullarından eyle. İsyankâr kullarından eyleme. Ne yaparsan doğru yaparsın, ne dilersen en doğrusunu dilersin, neyi taktir etmişsen ondan başkası olmaz.


    Allah(cc)'ım şu âciz kullarına merhamet eyle ve doğru yoldan ayırma. Eğer bizleri doğru yoldan ayırırsan artık kimse bizi doğru yola iletemez. Her halimize şükürler olsun, daha ağır imtahanlara uğrayanlarda var. Yâ Rabbi halimden memnunum, Yâ Rabbi halimden memnunum, Yâ Rabbi halimden memnunum. Bana senin rızandan başkası gerekmez...

  15. 2008-02-17 #15
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

    Ey Kapıları açan ALLAH'ım, Bize kapıların en hayırlısını aç, Ey halden hale çeviren Rabbim, halimizi en güzel hale çevir. Ey kalbleri döndüren ALLAH'ım, Kalplerimizi dinin ve taatin üzere sabit kıl.. Ya Rabbi !.. Sen çokça affeden çokça bağışlayansın sen hep merhameti bol olansın.. Bizleri senden, dilimizi duadan, kalbimizi Kur'an dan, amellerimizi hayırdan ayırma.. Razı geleceğin şekilde yaşat Kalbimizidekileri hayreyle, hakkımızda hayreylediklerini kalbimize nail eyle rahmetinden cümlemize lutfeyle... Amin..

    sponsorlu bağlantılar
  Okunma: 8461 - Yorum: 14 - Amp