Türkiye'de Seçim Tarihi

Osmanlılarda daha önce yerel yönetimler için yapılan seçimler dışında, ilk siyasal seçim 1876 Anayasası'nın kabul edilmesinden bir yıl sonra gerçekleşti. İlk Osmanlı parlamentosu için iki kez seçime gidildikten sonra (1877-78) II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi altında meclis dağıtıldı ve II. Meşrutiyet'in ilanına (1908) kadar bir daha toplanmadı. II. Meşrutiyet'ten sonra seçimlere siyasal partiler de katılmaya başladı. İki dereceli seçim yönteminin uygulandığı Osmanlı seçim sisteminde, seçmen olabilmek için mülk sahibi olmak ya da belli bir miktar vergi ödemek gerekiyordu. Kadınların oy verme ve seçilme hakkı yoktu.


Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi (23 Nisan 1920) için yapılan seçimler yeni bir devletin kuruluşuna da hizmet etti. Cumhuriyet dönemindeki ilk seçim 1923'te yapıldı. Bundan sonra, 1924-45 arasındaki tek partili dönemde iki dereceli olarak yapılan seçimler (1927, 1931, 1935, 1939, 1943) yarışmalı olmadığı için serbest ve demokratik değildi. Bununla birlikte kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması gibi (1934) çok önemli bir demokratikleşme adımı bu dönemde atıldı. Çok partili yaşam başladıktan sonra yapılan ilk seçimlere (1946) bir muhalefet partisinin (Demokrat Parti) de katılması ve tek dereceli seçim usulüne geçilmesi demokratikleşme sürecinin önemli adımlarıdır. Ne var ki, bu seçimde oylar açık verilmiş, sayım ise gizli yapılmıştı. Gizli oy ve açık sayıma dayalı ilk seçim 1950'de yeni seçim yasasının onaylanmasından sonra gerçekleşti. Sonuçta eskiden tek parti olan Cumhuriyet Halk Partisi muhalefete düştü ve iktidar Demokrat Parti'ye geçti.


Demokrat Parti iktidarı döneminde muhalefet üzerindeki baskılar arttı. Hak ve özgürlükler giderek kısıldı. Bu koşullarda yapılan 1954 ve 1957 seçimleri de oldukça tartışmalı bir ortamda geçti. 1954'te Yüksek Seçim Kurulu oluşturuldu. 1957 seçimlerinin ardından, muhalefetin üzerinde baskılar yoğunlaştı, radyo iktidar partisinin emrinde bir yayın organı gibi çalışmaya başladı. Gerçekten özgür bir seçim ortamının yaratılamamış olması da 27 Mayıs 1960'ta silahlı kuvvetlerden bir grup subayca gerçekleştirilen askeri müdahaleyi hazırlayan nedenler arasındadır.


Türkiye'de seçimlerin demokratik bir yapıya kavuşması 27 Mayıs müdahalesinden sonra yapılan 1961 Anayasası'yla sağlandı. 1961 milletvekili seçimlerinden başlayarak uygulanan nispi temsil sistemi Türkiye için önemli bir yenilikti. 1961, 1965, 1969, 1973, 1977 genel seçimleri, bazen nispi sistemin de etkisiyle oyların ve meclisteki sandalyelerin çok sayıda parti arasında dağılmasına ve koalisyon hükümetlerine yol açtı. Ama seçmen oylarının meclise daha doğru bir biçimde yansımasını da sağladı.


12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra yapılan ilk genel seçimlere (1983) Milli Güvenlik Konseyi'nin izin verdiği parti ve adayların katılabilmesi seçimlerin demokratikliği ve serbestliği ilkesini sarstı. Bu durum ancak 1987 genel seçimlerinde bir ölçüde giderilebildi. 1983-87 arasında iktidar partisinin seçim yasalarında yaptığı değişiklikler yeni tartışma ve eleştirilere neden oldu.


Artık Türkiye'de ilk olarak 1961 Anayasası'yla oluşturulan demokratik bir seçim sisteminin temel kuralları yerleşmiştir. Milletvekili ve yerel yönetim seçimleri serbest, eşit ve tek derecelidir; genel oy ilkesi benimsenmiştir; oy vermede gizlilik, oyların döküm ve sayımında ise açıklık kuralı geçerlidir. Daha da önemlisi seçimlerin dürüstlüğü yargı organının güvencesi altındadır.


20 yaşından gün alan her Türk yurttaşı oy verme hakkına sahiptir. Askeri öğrenciler, erler, kamu hizmetinden yasaklılar, tutuklu ve hükümlüler oy kullanamazlar. Seçmen kütükleri oy verme hakkına sahip kişileri belirleyen listelerdir ve belli süreler içinde bunlara itiraz edilebilir.


Milletvekili seçilebilmek için, 30 yaşını doldurmuş olmak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak, en az ilkokulu bitirmek, kamu hizmetinden yasaklanmamış ya da belli suçlardan dolayı hüküm giymemiş olmak gibi koşullar aranmaktadır. Seçimlerde propaganda, yasaların gösterdiği süreler ve koşullar içinde serbesttir. Seçim günü sandık kurulları oy verme ve sayım işlemlerini tarafsızlık ve dürüstlük kuralları içinde yürütürler. Bunların üstünde ilçe ve il seçim kurulları görev yapar. Ülke çapındaki en üst yetkili organ ise Yüksek Seçim Kurulu'dur.


Bugün Türkiye'de uygulanan nispi temsil sistemi çift barajlıdır. Birincisi, ülke düzeyinde geçerli oyların yüzde 10'unu alamayan partiler hiçbir yerde milletvekili çıkaramaz. Ayrıca, ilk barajı aşan partiler seçime girdikleri bölgedeki "yerel baraj "ı da aşmak zorundadır. "Yerel baraj "m altında oy alırlarsa gene milletvekili çıkaramazlar. Bu "yerel baraj", bir seçim bölgesinde verilen geçerli oyların seçilecek milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilen sayıdır.