Hazır Cevaplar - Delinetciler Portal

Hazır Cevaplar

  1. sponsorlu bağlantılar
    YENİR YUTULUR HESAP

    Timur'un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur o defterdara, hesap yaptığı kâğıtları yedirir ve işten kovar. Yerine Nasreddin Hoca'yı alır.

    Hoca Nasreddin hesapları yufka üzerine yapmaya başlar. Timur, bunu görüp şaşırır ve sebebini sorar. Nasreddin Hoca cevap verir:

    "Yemesi kolay olsun diye!.."




     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-22 #2
    KALDIRIM TAŞI

    Sadrazam Keçecizâde Fuat Paşa'nın yaptığı bazı işleri beğenmeyenler, aleyhinde türlü sözler söylerlerdi. İstanbul'un bazı sokaklarının kaldırımla döşenmesi de düşmanlarına dedikodu fırsatı vermişti.

    Bir gün, birisi bu kaldırımların nasıl ve neyle yapıldığını sorunca Fuat Paşa'dan şu cevabı aldı:

    "Bize atılan taşlardan yapıldı!.."

  3. 2006-11-22 #3
    DAYANIKLILIK

    Sultan Fatih, hocası Akşemseddin'e sordu:

    "İnsan, açlığa ne kadar dayanabilir?"

    Akşemseddin tebessüm ederek cevap verdi:

    "Ölünceye kadar…

  4. 2006-11-22 #4
    GÖRMEME NİMETİ
    Hilâl-i Râî'nin, Kör Şair Beşşar diye tanınan bir dostu vardı. Hilâl ona arasıra ağırca şakalar yapardı. Hilâl-i Râî bir gün Beşşar'a sordu:

    "Cenab-ı Hak bir kimseyi görmekten mahrum ederse, onun yerine başka bir nimet verirmiş. Seninki nedir?"

    Beşşar biraz kızarak cevap verdi:

    "Senin gibilerin yüzünü görmemek..."

  5. 2006-11-22 #5
    PALTO

    Ressam İbrahim Çallı, bir kış günü terziden yeni paltosunu aldı. Ve o gün kendisine yeni bir palto alan bir arkadaşı ile karşılaştı.

    "Bak Çallı," dedi arkadaşı. "Benim paltom seninkinden daha güzel."

    Çallı, "Nesi güzel?" deyip dudak büktü.

    Arkadaşı paltosunun içini gösterdi:

    "Bak," dedi, "benimkinin içinde kürk var."

    Ünlü ressam yarı alaylı cevap verdi:

    "Benimkinin içinde de Çallı var."


    sponsorlu bağlantılar
  6. 2006-11-22 #6
    YEDEK HAFIZA

    Bir gün, sahabeden birisi Peygamberimize (a.s.m.):

    "Hafızam kuvvetini kaybetti. İşittiğim sözleri, aklımda tutamıyorum!" deyip yardım istemesi üzerine Peygamberimiz (a.s.m.):

    "Sağ elinden faydalan..." buyurdu.

    "Nasıl faydalanayım?" diye soran sahabesine Efendimiz (a.s.m.) şöyle cevap verdi:

    "Duyduğun sözleri, yazıp bir yerde sakla!"



  7. 2006-11-22 #7
    EŞSİZ ESER

    18. yüzyılın meşhur Fransız şairlerinden A. Piron'a, yazar geçinen birisi bir gün şöyle demiş:

    "Hiç kimsenin cesaret edemediği, etmeyeceği bir konuda eşsiz bir eser yazmak istiyorum, ne dersiniz?"

    Piron da ona şu tavsiyede bulunmuş:

    "Öyle ise kendinize bir methiye (övgü) yaz

  8. 2006-11-22 #8
    Bilmiyorlar! Bilseler, yapmazlar!


    "Lütfullah Üskübî" hazretleri, bir hususi sohbette; - Müslüman, müslüman olanları sever, ötekilerine ise acır, buyurdu. Hattâ duâ eder onlar için.
    Ve ekledi:
    - Bu, Peygamber Efendimizin ahlâkıdır zaten.
    - Nasıl yâni? dediler.
    Buyurdu ki:
    - Efendimiz islâmı tebliğ edince, çok az kimse inandı, çoğu inkâr etti. Hatta düşman olup, işkenceye başladılar. Bunun üzerine o ilk müslümanlar Efendimize gelerek;
    - Yâ Resûlallah! Müşrikler bize işkence ediyor. Bedduâ et de, Allah onları kahretsin! dediler.
    Efendimiz;
    - Bilmiyorlar. Bilseler, böyle yapmazlar, buyurdular.
    Ve ilave ettiler:
    - Ayrıca ben, bedduâ etmek için gönderilmedim.

    Bilmeyene kızılmaz
    Aynı sohbette;
    - Allahü teâlâ lutfetti, bizi Müslüman ve ehl-i sünnet yarattı, buyurdu.
    Ve ekledi:
    - Bu, bir şanstır. Bir başkası bu şansa sahip değilse ona kızılır mı? Bilmiyor çünkü. Bilmeyene kızılmaz, acınır.
    - Pekî ne yapmalıyız? dediler.
    - Ona duâ eder, İslâmiyeti anlatırız, buyurdu.
    - Nasıl?
    - Kitap veririz, ilgi gösteririz. Bir insanı kurtarmak, dünyayı kurtarmak gibi sevaptır.

    Namaz olmasaydı...
    Aynı sohbette;
    - Beş vakit namaz emredilmeseydi biz Cennete gidemezdik, buyurdu.
    - Neden? dediler.
    - Çünkü cenab-ı Hak, namazı, Cennete gitmek için "yol" yapmış âdeta. Anlamadılar.
    - Yol mu dediniz hocam?
    - Evet. Bu yola giren, Cennete gider.
    - Ya bu yola girmeyenler?
    - Onlar Cennete giremez. Yarın âhirette; "Ben niye Cennete gitmedim? derlerse;
    - "Peki ama, sen niye Cennete giden yola girmedin?" denir cevaben.

  9. 2006-11-22 #9
    AHNEF NEDEN SUSUYORDU?

    Bir gün, Şam şehrinin büyükleri, halifenin huzurunda bir konuyu görüşüyorlardı. Aralarında, yumuşak huyluluğu, güzel konuşması ve aklının üstünlüğü ile meşhur olmuş 'Ahnef'de vardı. Ancak Ahnef konuşmuyor ve ısrarla susuyordu.

    Oradakilerden birisi:

    "Ey Ahnef! Sen niçin birşey söylemiyorsun?" diye sordu.

    Ahnef ona şöyle cevap verdi:

    "Eğer yalan söyleyecek olsam Allah'tan, doğru söyleyecek olsam sizden korkarım!"



  10. 2006-11-22 #10
    BÜYÜKLÜK VE ŞEREF

    Bir kimse, Hz. Ali'nin oğlu, Hz. Hasan'a şöyle bir iltifatta bulundu:

    "Zât-ı âliniz ruhen ne büyük ve değerli!"

    Hz. Hasan kendisine iltifat edene şöyle cevap verdi:

    "Hayır! Ben büyük ve değerli değilim. Fakat Allah'a hamdolsun ki, şerefli bir kişiyim."


    sponsorlu bağlantılar
  11. 2006-11-22 #11
    KADINLAR HAKKINDA..

    Eski Yunan filozoflarından Aristo'ya sordular:

    "Kadınlarda en çok sevilecek şey nedir?"

    "Yüzlerinde utanmaktan dolayı meydana gelen krmızılıktır!" diye cevap verdi filozof.



  12. 2006-11-22 #12
    SİNEK

    Halife Mansur'un yüzüne bir sinek musallat olmuştu. O sırada yanında bulunan Cafer-i Sıddık'a sordu:

    "Ey Abdullah'ın babası! Allah bu sineği neden yaratmıştır?"

    İmam şöyle cevap verdi:

    "Büyüklük taslayanları küçültmek için!"

  13. 2006-11-22 #13
    NE OLUYOR!
    Mehmet Kırkıncı: "Hocam, ben namaz kılmakla Allah'a ne faydam oluyor?" diye soran birine şu cevabı vermiş:
    - Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan oluyor?


  14. 2006-11-22 #14
    NASIL GEÇİRİR?
    Necip Fazıl'a, "Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?" diye sormuşlar. "Evet geçirir" demiş. Bunun üzerine "deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?" demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
    - Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir

  15. 2006-11-22 #15
    KÖŞE
    Hazret-i Şems'i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
    - Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!

    sponsorlu bağlantılar
  16. 2006-11-22 #16
    YEMEĞE YENİLMEK
    Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, "Bir günde ne kadar yemek yemeli?" diye sordu. Doktoru:
    - Üçyüz gram kadar yeter, dedi.
    Babegân
    - Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:
    - Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.


  17. 2006-11-22 #17
    AT NALI UĞUR GETİRİR Mİ?
    Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca'ya:
    - Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
    - Demirci Hoca:
    - Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.



  18. 2006-11-22 #18
    HAYATI SEYRETMEK
    Yazar Kazancakis, bir ihtiyara "neye bakıyorsun?" diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:
    - Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.



  19. 2006-11-22 #19
    SELÂMDAKİ İNCELİK
    Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar çarşısındaki dükkanına giren bir genç:
    - Selâmunaleyküm babalık... diye selâm verince, hazret selâmı alır:
    - Aleykümselâm kurukalabalık

  20. 2006-11-22 #20
    ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!
    İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.
    Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:
    - Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
    Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:
    - Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

    sponsorlu bağlantılar
  21. 2006-11-22 #21
    HUZUR
    Zeynel Âbidin Hazretleri abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
    - Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, sebebini anlarsınız...


  22. 2006-11-22 #22
    KABRİSTAN
    Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
    - İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.


  23. 2006-11-22 #23
    ÇINAR AĞACI MAYDANOZUN NESİ OLUR?
    Selim Gündüzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli Seyid Ahmet Arvasi'ye:
    - Hocam demiş, "insan maymunun gelişmiş şeklidir" diyorlar. Ne dersiniz?
    Seyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:
    - O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.
    <CENTER>
    </CENTER>

  24. 2006-11-22 #24
    *Mevlana, müridlerinden biriyle giderken, birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görür. Müridi: Güzel bir kardeşlik örneği der. Keşke insanlar da bunlardan ibret alsa. Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir. Aralarına bir kemik atıver de gör kardeşliklerini....

    *Kadıköy camiinde vaaz vermekte olan O. Demirci hocaya : - Hocam diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi? Demirci hoca : - Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var amma, bütün gün kamçı yeyip duruyorlar...

    *Portekizi 15 yıl idare eden Salazara sordular: Bunca yıl bu halkı nasıl güdebildiniz? Salazar cevap verdi: - Üç şey ile... MÜZİK, EĞLENCE, FUTBOL....

    *Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş: - Mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ölüleriniz ne zaman yiyecek? Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş: - Sizin ölüleriniz koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman...


  25. 2006-11-22 #25
    *İngiliz garson Türk müşteriye: - Çanakkale de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz, deyince. Bizimkinden gayet soğuk kanlı şu cevabı almış: - Orada ne işiniz vardı?

    *Mehmet Akif elini yıkadıktan sonra kendisine uzatılan kirli peşkiri görünce ister istemez: - Hayır diye bağırmış. Elimi henüz daha yeni yıkadım...

    *Mevlana Cami hazretlerine gelen bir adam: - Şuna şöyle dedim, buna şu cevabı verdim diye gururlanınca, Mevlana hazretleri: - O cevaplarla değil, diye gürlemiş. Yarın Allah'a vereceğin cevaplarla meşgul ol.

    *iran'a ne maksatlaakın ettiniz? Sorusuyla karşılaşan İslam öncüsü, Büyük bir vakar içinde şu cevabı vermişti: - Gayemiz, insanların Allah'a ibadet etmesini sağlamaktır. Allah'ın yarattıklarına değil.


    sponsorlu bağlantılar
  26. 2006-11-22 #26
    *Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, esarette bulunduğu sırada, Ruslardan namaz kılmak için yer göstermelerini istemiş. Sarayın kilisesine götürmüşler. Şeyh Şamil, namaz hazırlığı yaparken, Ruslar da rahat etmesi için kilisedeki putu örtmeye çalışmışlar. Şamil onlara müdahale ederek: Bırakın, öyle kalsın demiş. Şamil'in esarette ve burada namaz kıldığına, mahşerde o da şehadet etsin.

    *Lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye Farabi'ye sormuşlar, şöyle demiş: - Uzun konuşanı kısa dinlemeli.

    *İnsanlara zulmeden birisi, bir İslam büyüğüne sormuş: - İbadetlerden hangisi efdaldir? Şu cevabı almış: - Senin için öğleye kadar uyumak efdaldir. Çünkü uyuduğun müddetçe halkı incitmezsin...

    *Cenab Şehabeddine: - Şu edepsize neden bir tokat vurmadın? dediklerinde, şu cevabı vermiş : - Eldivenim yoktu iğrendim.

  27. 2006-11-22 #27
    *Mehmet Akif Ersoy'u ilk devre milletvekilliği sırasında ziyerete gelenler, bir takım idareciler hakkında kanaatini sormuşlar. Şu cevabı vermiş: - Memleketten ümidinizi kesmek istemiyorsanız, büyük adamları yakından tanımayınız.

    *Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirlerini incelemesi için Şekspir'e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: - Dostum, siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.

    *Kırkıncı Hoca'ya, " Kabe'yi ilk defa görenin yapacağı dua, mutlaka kabul olacağı için nasıl dua edelim? " diye sorduklarında: - Ya Rabbi, burada edeceğim bütün duaları kabul eyle, diye cevabını vermiş.

    *Adamın biri Hz Ali'yi gıyabında kötülediği halde, yüzüne karşı övmeye başlayınca, şu karşılığı almıştır: -Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.


  28. 2006-11-22 #28
    *Adamın biri Muhammed bin Vasi'nin bacağındaki yarayı görüp, " sana acıyorum " dediğinde, ondan şu cevabı almıştır: - Ben aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.

    *Falih Rıfkı Atay, " İslamiyet denince burnuma ayak kokusu gelir" dediğinde, yanındaki bir adamdan şu cevabı almış: - Senin burnuna gelen ayak kokusu değil, ciğerindeki ufunetin kokusudur.

    *Hz Ali'ye: - Allah bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? diye sorduklarında: - Nasıl rızıklandırıyorsa öyle cevabını vermiştir.

    *Materyalist öğretmen öğrencisine: - Söyle bakalım Allah nerede? Eğer bilirsen bir portakal vereceğim. Öğrenci: - Siz bana O'nun olmadığı yeri gösterin, ben size bir bahçe dolusu portakal vereyim.

    *Daha güzel olmak için burnumu değiştirmek istedim. Burnum dile gelip dedi ki: - Beni değil, kafanı değiştir. Öğrenci: - Hocam, demiş. " İnsan maymunun gelişmiş şeklidir " diyorlar, ne dersiniz? Seyyid Ahmed Arvasi: - O mantığa göre,

  29. 2006-11-22 #29
    Sokrat ölüme mahkum edildiğinde esi:
    -Haksiz yere öldürülüyorsun diye ağlamaya başlayınca,
    Sokrat:
    -Ne yani, bir de hakli yere mi öldürülseydim?.


    Bir toplantıda bir genç M.Akif'i küçük düşürmek için:
    -Affedersiniz, siz veteriner misiniz?
    M.Akif hiç istifini bozmadan cevaplamış:
    -Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

    La Havle Vela Kuvvete

    Meşhur Cimri Paşa atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde "La Havle" çekermiş.
    Bir gün arabasının atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
    - Atlarıma ne oldu?
    Seyis, cevabı yapıştırmış:
    - Ne olacak efendim "La Havle" yiye yiye "Vela kuvvete" oldular.

    Güncelleme : 2006-11-22
  30. 2006-11-22 #30
    Diye Bindin

    Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy'e geçerken yanına biri yaklaşıp:
    - Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.
    Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
    - Ne diye vapura bindin ki, cevabını vermiş. Yüzerek geçsene karşıya


    Sağanak

    Filozof Sokrates ve eşi, bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiçbir tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.
    Sokrates: "Bu kadar gök gürültüsünden sonra,zaten bir sağanak bekliyordum" demiş


    CENNETİN YOLU
    Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:
    -Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.
    Çocuk, papazın niyetini sezerek:
    - Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?

    sponsorlu bağlantılar
  31. 2006-11-22 #31
    Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile'ye hasımlarından biri:
    -Efendim,kulaklarınız bir insan için büyük değil mi?
    Galile cevaplamış:
    -Doğru,benim kulaklarım bir insan için büyük ama,seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?

    SELÂMDAKİ İNCELİK
    Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar çarşısındaki dükkanına giren bir genç:
    - Selâmunaleyküm babalık... diye selâm verince, hazret selâmı alır:
    - Aleykümselâm kurukalabalık

    Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye: - Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse
    budalalağı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve
    seve öder.

    Kral, alaylı alaylı gülerek:
    - Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza
    karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum

  32. 2006-11-24 #32
    TEHLİKE NEDİR?

    Biri, Hz. Peygamberin arkadaşlarından Malik b. Bera'ya sorar:
    "Allah, Kur'an'da; 'Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın (Bakara, 195)' buyuruyor. Burada sözü edilen tehlike nedir? Savaş meydanında düşman karşısındaki tehlike midir?"
    Hz. Bera şu cevabı verir: "Hayır, tehlike o değildir. Tehlike, bir kişinin günah işledikten sonra artık Allah beni affetmez diye zannetmesidir."

  33. 2006-11-24 #33
    YETERLİ OLAN
    Bir öğrencisi Konfüçyüs'e dedi ki:
    "Yaşadığın kentte seni herkesin sevmesi nasıldır?"
    "Yeterli değil," cevabını alan öğrenci bir daha sordu:
    "Peki, kentte seni herkesin sevmemesi nasıldır?"
    Konfüçyüs şöyle cevapladı: "Yeterli değil. İnsanların arasında iyilerin seni sevmesi; kötülerin de sevmemesi daha iyidir."

  34. 2006-11-24 #34
    AÇIK KAPI
    Allah dostlarından Salih Murri, bir sohbetinde sık sık:
    "Bir kimse Hakk'ın kapısını durmadan ısrarla çalarsa bu kapı bir gün ona mutlaka açılır," diye tekrar etmektedir. Arka sıralarda sohbeti dinlemekte olan Rabia Hatun dayanamaz, Salih Murri'nin sözüne müdahale eder: "Daha kaç defa o kapı çalana açılır, deyip duracaksınız! O kapı ne zaman kapanmıştı ki tekrar açılsın."

  35. 2006-12-09 #35
    GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
    Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve:
    -Efendim, gönül kocamaz! der.
    Hamid cevap verir:
    -Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.



    BÖYLE KORUNUR
    Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
    Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
    -Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin

    sponsorlu bağlantılar
  36. 2007-01-22 #36
    Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti

    Necip Fazıl'ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:

    İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye cevap vermişti

  37. 2007-07-15 #37

    Öğrenci;
    -Hocam,diye sormuş.İnsan,maymunun gelişmiş şeklidir''diyorlar.Ne dersiniz? Seyid Ahmet Arvasi cevap vermiş.
    -O mantığa göre çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Yahya Kemal'a "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz" diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
    -İstanbul'a dönüşünü.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Lokman Hekim'e:
    -Hastalarımıza ne yedirelim?diye sorduklarında,şu cevabı vermiş:
    -Acı söz yedirmeyin de,ne yedirirseniz olur.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Sokrat ölüme mahkum edildiğinde esi:
    -Haksiz yere öldürülüyorsun diye ağlamaya başlayınca,
    Sokrat:
    -Ne yani, bir de hakli yere mi öldürülseydim?.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir filozofa sormuşlar:
    -Sansa inanır misiniz?
    -Evet, yoksa sevmediğim insanların basarisini neyle açıklardım.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir toplantıda bir genç M.Akif'i küçük düşürmek için:
    -Affedersiniz, siz veteriner misiniz?
    M.Akif hiç istifini bozmadan cevaplamış:
    -Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?


    --------------------------------------------------------------------------------


    Dünya nimetlerine önem vermeyen yasayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karsılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek olanaksızdır. Mağrur zengin, filozofa:
    -Ben bir serserinin önünde kenara çekilmem.
    Bunun üzerine Diyojen kenara çekilerek,gayet sakin su karşılığı verir:
    -Ben çekilirim.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile'ye hasımlarından biri:
    -Efendim,kulaklarınız bir insan için büyük değil mi?
    Galile cevaplamış:
    -Doğru,benim kulaklarım bir insan için büyük ama,seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?


    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir Fransız yazar,Mehmet Akif'e:
    -Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu?diye sorduğunda Akif:
    -Daha önceleri öyleydi,karşılığını vermiş. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Komedyen Eddie Cortar'a,
    -Hastalanınca ne yapmak gerekir?diye sorulduğunda:
    -Mutlaka doktora gidin demiş. Zira doktorun yaşaması gerek.Verdiği ilacıda alın, çünkü eczanecinin de yaşaması gerek. Fakat ilaçları sakın içmeye kalkmayın, zira sizinde yaşamanız gerek..


    --------------------------------------------------------------------------------


    Öğretmen, Biyoloji dersinde, öğrencisine:
    -Söyle bakalım, demiş. En son hangi dişler çıkar?
    Çocuk, düşünmeden cevap vermiş:
    -Takma dişler öğretmenim.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Zengin bir adam, İslam büyüklerinden birine:
    -Bin altınım var, size versem ne dersiniz? diye sorduğunda, şu cevabı almış:
    -Verirsen, senin için iyi olur. Vermezsen de benim için.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Yahya Kemal'a "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz" diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
    -İstanbul'a dönüşünü.


    Ünlülerden Anılar

    Kandemir Konuk'un kitabindan alinip kendi agziyla anlattigi anılar!!

    AYDEMİR AKBAŞ

    " Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosunda Haldun Taner'in "Zilli Zarife" adlı oyununu oynuyorduk. Ben rol gereği salonun arkasından gelip sahneye çıkıyordum...

    Bir gece Bakırköy Akıl Hastanesi hastalarına oynarken yine arka kapıdan salona girdim. İçerisi tıklım tıklım akıl hastalarıyla doluydu.

    Sıram gelince yine her zamanki gibi salondan sahneye çıkmak için yürüdüm. Yürüdüm diyorum ama, yürüyemedim. Yolun kenarındaki koltukta oturan bir hasta ceketime yapışmış bırakmıyordu.

    Asıldım, zorlandım, imkansız... Bir türlü kurtaramıyorum. Sonunda eğildim:

    - Bırak beni, bırak sahneye çıkıcam, dedim.

    Akıl hastası büsbütün belime sarılıp bağırdı:

    - Olmaaaz... Buradan seyret! Hemşire Hanım tembih etti, sahneye çıkmak yook!..

    O beni deli sanmış bırakmıyor ben de deli gibi kendi kendime gülüyordum.. "
    --------------------------------------------------------------------------------
    HALİT AKÇATEPE

    " Tiyatrocu arkadaşlarla Ankara Gençlik Parkındaki bir çay bahçesinde oturuyorduk. Bir yere telefon etmem gerektiği için ikide bir kalkıp karşıdaki genel telefona gidiyor fakat, telefondan ses gelmediği için tekrar gelip yerime oturuyordum... Gide gele iyice yorulmuş ve sinirlenmiştim... Sonunda garsona seslendim:

    - Kardeşim bir de sen baksana, şu telefondan bir ses geliyor mu ?

    - Peki Halit Ağabey, gidip bakayım.

    Garson koştu telefonun yanına gitti, ahizeyi kaldırmadan, evet, hiç elini bile sürmeden telefona kulağını dayadı dinledi, dinledi, sonra oradan bana bağırdı:

    - Yoo, hiç ses gelmiyor ! "
    --------------------------------------------------------------------------------
    MUSTAFA ALABORA

    " Müjdat ( Gezen ) ve ben eşlerimizden ayrılmıştık. Müjdat yalnız yaşıyordu. Ben de bir müddet onun evinde kaldım. İşte bu dönemde bir akşam ben mutfakta çoban salatası yaparken telefon çaldı. Müjdat açtı, kısa bir konuşma yapıp kapattı ve yanıma geldi.

    - Mustafa, salataya sakın soğan koyma!..

    - Niye?..

    - Şimdi tanımadığım bir kadın telefon etti, yanında bir kadın daha varmış, bize oturmaya gelmek istiyorlarmış...

    İkimiz de bekardık ve iki tane tanımadığımız kadın kendilerinden coşmuş, gelmek istiyorlardı... Eee, Müjdat haklıydı tabi, salataya soğan koymamak gerekirdi...

    Neyse, kısa bir süre geçti. Ben diğer yemeklerle ilgileniyorum. Birden kapı çaldı. Ben mutfakta olduğum için Müjdat kapıya gitti... Ve kapıyı açar açmaz, bana ordan seslendi:

    - Mustafaa...

    - Efendim?..

    - Salataya soğan koyabilirsin!..

    Haklıydı Müjdat, çünkü gelen kadınlar çok çirkindi!... "



    ----------------------------


    SADRİ ALIŞIK

    " Çok eski seneler, fazla çalışılan, peşpeşe film çevrilen günler... Birisi hayli zamandır beni arayıp, mutlaka bir randevu istiyormuş... Ne konuda görüşeceğini de söylemiyormuş. Bayağı merak ettim. Sonunda buluştuk... Orta yaşın üstünde efendiden bir adam. Çay kahve içildi hemen konuya geçildi:

    - Sadri Bey, dedi adam, beni sizi çok severim.

    - Sağ olun, teşekkür ederim.

    - Siz hayatı bilen olgun bir sanatçısınız.

    - Eksik olmayın efendim.

    - Sizin yardımsever bir insan olduğunuzu da duydum noolr bana yardım edin.

    - Nasıl bir yardım istiyorsunuz?

    Adam şöyle derin bir soluk alıp anlatmaya başladı :

    - Sadri Bey, benim bir oğlum var, 17-18 yaşlarında... Bu çocuğu ancak siz kurtarırsınız.

    Ben tabii afallayıp sordum:

    - Nerden kurtarıcam nasıl kurtarıcam oğlunuzu ?

    Adam yine bir soluk alıp devam etti:

    - Sadri Bey, bu benim oğlan ilkokulu zar zor bitirdi. Ortaokuldan belge aldı. Ben de bunu meslek öğrensin diye kunduracının yanına verdim. Bir ay sonra kavga edip ordan ayrıldı. Sonra ben bunu elektrikçinin yanına verdim, orda da durmadı. Kahvede çalıştı, derken içkiye sigaraya başladı. Kahveciyi dövüp işten ayrıldı. Kısacası bir baltaya sap olamadı. Bari artist olsun diye size geldim Sadri Bey... "

    --------------------------------------------------------------------------------
    ŞEVKET ALTUĞ

    (1) " Yıllar önce bir Karadeniz kasabasında turnedeydik. Oyunun ertesi günü otelden çıkıp biraz hava almak istedim. Eşim Jale de 'Gelirken bana bir naneli ciklet al' dedi...

    Bakkala girdim.

    - Bir naneli ciklet istiyorum, dedim.

    Bakkal, şekerli-çikolatalı acaip bir şeker verdi.

    - Naneli yok mu diye sordum. Bakkal şöyle dik dik yüzüme baktı. Sonra da ağır ağır konuştu:

    - Ha buni naneli niyetine çiğne daa!

    Ben de Karadenizli olduğum için kızamadım tabii. Otele kadar kendi kendime güldüm..."

    (2) " 60'lı yıllarda tiyatro ile Anadolu'da geziyoruz. Bir gün bir otele gittik. Ben, gösterilen odaya çıktım. Yastığa baktım, yatılacak gibi değil. Daha önce bir başkasının yattığı belliydi. Yastıkta, çarşafta saçlar kıllar vardı.

    Sinirlendim, hemen aşağıya indim.

    - Lütfen o yatağın yastığını, çarşafını değiştirin, çünkü benden önce başkası yatmış, dedim.

    Otelci şöyle yanıtladı beni:

    - Yahu kardeşim, senden önce yatan da Müslüman, ne olacak yani!... "

    --------------------------------------------------------------------------------
    CÜNEYT ARKIN

    " Filmlerdeki tehlikeli sahneleri, özellikle tarihi filmlerdeki sahneleri, bir Kazak sirkinde çalışırken öğrendim. Bu yüzden, filmlerimde düblor kullanmadım. Fakat atlı sahnelerde ordan burdan bulduğumuz araba atlarıyla çekimlerde bir hayli kaza atlattığım için, artık yarıştırılmayan bir İngiliz yarış atı satın aldım.

    Polenez köy'de rahmetli Süreyya Duru ile Malkoçoğlu'nu çekiyoruz. Atın bir huyu vardı, ne kadar eğitilse de boş kaldığı anda ahıra doğru koşuyordu.

    Süreyya Beye rica ettim ahırın aksi yönüne doğru koşturayım diye, ama görüntünün önemini kastederek ahır istikametine koşmamı istedi. Çekim başladı benim at deliler gibi koşuyor. Dizginlere asılmama rağmen fırtına gibi gidiyor. Kamera açısından çıktığımız halde ben atı durduramıyorum. 120 ile giden bir araba gibi gidiyoruz. Çekim durdu ama, bizim durmamız mümkün değil. Derken tam kavşağı dönüyorduk, baktım karşı istikametten bir araba hızla üzerimize geliyor. Araba da çok süratli biz de. Bir an şöför mahalinde oturan yaşlı adamın dehşetle açılmış gözlerini gördüm. Vee. biz o sıçrayışla arabanın üzerinden aştık. Araba bizim altımızdan geçti. Altımdaki yarış atı olduğu için kolaylıkla engel aşan bir at. Tam anlamıyla filmlerdeki gibi bir sahne! At hızını kesemeden doğru ahıra gitti. Ve telaşla aynı yere geri dönüyoruz. Ben merak içindeyim acaba bir kaza oldu mu diye, ne oldu diye. Olay yerine geldik, baktım araba durmuş içinden yaşlıca bir bey ve hanımı inmişler yol kenarında oturuyorlar. Adam bembeyaz olmuş tirtir titriyor. Ve söyleniyor :

    - Bundan sonra bir daha içki içmiycem! Artık hayal görmeye başladım! "

  38. 2007-07-26 #38
    BİR BİLGEYE SORMUŞLAR:
    'Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
    'Terzimi severim,' diye cevap vermiş.
    Soruyu soranlar şaşırmışlar:
    'Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?'
    Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
    'Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir

  39. 2007-08-20 #39
    DAHA ZORUNU YAPIYOR!
    Hz. Ali'ye:
    - Allah, bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir:
    - Nasıl rızıklandırıyorsa öyle.
    CİMRİ
    Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde "Lâ havle" çekermiş.
    Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
    - Atlarıma ne oldu?
    Seyis, cevabı yapıştırmış:
    - Ne olacak efendim, "Lâ havle" yiye yiye "Ve lâ kuvvete" oldular.
    NE OLUYOR!
    Mehmet Kırkıncı: "Hocam, ben namaz kılmakla Allah'a ne faydam oluyor?" diye soran birine şu cevabı vermiş:
    - Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan oluyor?
    NASIL GEÇİRİR?
    Necip Fazıl'a, "Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?" diye sormuşlar. "Evet geçirir" demiş. Bunun üzerine "deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?" demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
    - Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.
    KÖŞE
    Hazret-i Şems'i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
    - Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!
    İÇİMİZDEKİ HOROZ
    Çocuk:
    - Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa.
    Adam:
    - Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?
    YEMEĞE YENİLMEK
    Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, "Bir günde ne kadar yemek yemeli?" diye sordu. Doktoru:
    - Üçyüz gram kadar yeter, dedi.
    Babegân
    - Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:
    - Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın

  40. 2008-02-07 #40
    ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ

    Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
    _Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
    Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

    YIKA DA GETİR

    Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
    -Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.

    SUSTURUCU TEDAVİ
    Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
    - Siz baytardınız, değil mi? Demiş.
    Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    - Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?

    NE ALIRSINIZ?
    Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
    -Buyrun beyim ne alırsınız?
    Yahya Kemal tebessümle:
    -Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

    SIR SAKLAMAK
    Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    - Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
    Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
    -Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
    -Ben de bilirim.

    sponsorlu bağlantılar
  Okunma: 8118 - Yorum: 39 - Amp