Ruh Sağlığı ile İlgili Bilgiler - Delinetciler Portal

Ruh Sağlığı ile İlgili Bilgiler

  1. sponsorlu bağlantılar
    ÇEŞİTLİ KORKULAR VE ANLAMLARI

    Ablütofobi: Yıkanmaktan korkma
    Agirofobi: Caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
    Agorafobi: Açık yer ya da kalabalık korkusu
    Ailurofobi: Kedilerden korkma
    Akluofobi: Karanlıktan korkma
    Akrofobi: Yüksek yerlerden korkma
    Akustikofobi: Belirli seslerden korkma
    Algofobi: Acı çekmekten korkma
    Amatofobi: Toz korkusu
    Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma
    Androfobi: Adamlardan korkma
    Anemofobi: Fırtına korkusu
    Antlofobi: Sel korkusu
    Antropofobi: Insanlardan korkma
    Apifobi: Arılardan korkma
    Arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
    Araknofobi: Örümceklerden korkma
    Aritmofobi: Sayılardan korkma
    Asimetrifobi: Simetrik olmayan şeylerden korkma
    Astenofobi: Güçsüz olmaktan korkma
    Astrafobi: Şimşek korkusu
    Ataksofobi: Düzensizlikten korkma
    Atelofobi: Mükemmel ol(a)mamaktan korkma
    Aviofobi: Uçuş korkusu
    Ballistofobi: Silahtan ya da mermilerden korkma
    Batofobi: Derinlik ya da yüksek binaların yanından geçme korkusu
    Batrakofobi: Kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
    Belonefobi: Iğnelerden korkma
    Bibliyofobi: Kitaplardan korkma
    Bromidrosifobi: Vücut kokusundan korkma
    Brontofobi: Gökgürültüsünden korkma
    Dentofobi: Dişçiden korkma
    Dermatopatofobi: Deri hastalıklarından korkma
    Eisoptrofobi: Aynalardan korkma
    Elektrofobi: Elektrikten korkma
    Emetofobi: Kusmaktan korkma
    Entomofobi: Böceklerden korkma
    Epistaksiyofobi: Burun kanamasından korkma
    Eritrofobi: Yüz kızarmasından duyulan korku
    Erotofobi: Cinsellik korkusu
    Farmakofobi: Ilaçlardan korkma
    Fazmofobi: Hayaletlerden korkma
    Febrifobi: Yüksek ateşten korkma
    Filemafobi: Öpmekten ya da öpüşmekten korkma
    Filofobi: Sevmekten, âşık olmaktan korkma
    Fobofobi: Korkmaktan korkma
    Fotofobi: Işıktan korkma
    Gametofobi: Evlenmekten korkma
    Gefirofobi: Köprülerden geçmekten korkma
    Gerontofobi: Yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
    Glossofobi: Topluluk önünde konuşmaktan korkma
    Haptofobi: Dokunulmaktan korkma
    Harpaksofobi: Hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
    Helyofobi: Güneşten korkma
    Hematofobi: Kan korkusu
    Herpetofobi: Sürüngenlerden korkma
    Hidrofobi: Sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
    Higrofobi: Nemden ya da yağmurdan korkma
    Hipegiyafobi: Sorumluluktan korkma
    Hipnofobi: Uyumaktan korkma
    Hipofobi: Atlardan korkma
    Homiklofobi: Sisten korkma
    Homofobi: Eşcinsellerden korkma
    Ihtiyofobi: Balıklardan korkma
    Jinefobi: Kadınlardan korkma
    Kakofobi: Çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma
    Kakorafiyafobi: Başarısız olma korkusu
    Kanserofobi: Kanser olmaktan korkma
    Kardiyofobi: Kalp hastalığından korkma
    Karnofobi: Etten korkma
    Katagelofobi: Dalga geçilmekten korkma
    Kemofobi: Kimyasal madde korkusu
    Keymafobi: Kıştan ve soğuktan korkma
    Kimofobi: Dalgalardan korkma
    Kinofobi: Köpeklerden korkma
    Klimakofobi: Merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
    Klostrofobi: Kapalı yer korkusu
    Koprofobi: Dışkı korkusu
    Koulrofobi: Palyaçolardan korkma
    Kremnofobi: Yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
    Kriyofobi: Buzdan ya da donmaktan korkma
    Kronomentrofobi: Saatlerden korkma
    Ksantofobi: Sarı renten korkma
    Ksenofobi: Yabancılardan korkma
    Ksilofobi: Tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma
    Limnofobi: Göllerden korkma
    Litikafobi: Davalardan ve mahkemelerden korkma
    Logofobi: Belirli sözcüklerden korkma
    Lökofobi: Beyaz renkten korkma
    Manyofobi: Delirmekten korkma
    Mastigofobi: Cezalandırılmaktan korkma
    Mekanofobi: Makinelerden korkma
    Melanofobi: Siyah renkten korkma
    Mikrobiyofobi: Mikroplardan korkma
    Mizofobi: Kirlilikten korkma
    Monofobi: Yalnızlıktan korkma
    Musofobi: Farelerden korkma
    Nekrofobi: Cesetten korkma
    Nelofobi: Camdan korkma
    Niktofobi: Geceden korkma
    Nozokomefobi: Hastanelerden korkma
    Nüdofobi: Çıplaklıktan korkma
    Obesofobi: Şişmanlamaktan korkma
    Ofidiyofobi: Yılanlardan korkma
    Okofobi: Taşıt araçlarından korkma
    Osmofobi: Belirli kokulardan korkma
    Pantofobi: Herşeyden korkma
    Papirofobi: Kağıttan korkma
    Paraskavedekatriafobi: Ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
    Patofobi: Hasta olmaktan korkma
    Pedofobi: Çocuklardan korkma
    Peladofobi: Kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
    Penyafobi: Fakirlikten korkma
    Pirofobi: Ateşten korkma
    Plakofobi: Mezar taşlarından korkma
    Pogonofobi: Sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
    Politikofobi: Politikacılardan korkma
    Porfirofobi: Mor renkten korkma
    Potamofobi: Irmaklardan ya da su akıntılarından korkma
    Potofobi: Alkollü içeceklerden korkma
    Pteronofobi: Kuş tüyünden korkma
    Pupafobi: Kuklalardan korkma
    Radyofobi: Radyasyondan, X ışınlarından korkma.
    Ranidafobi: Kurbağalardan korkma
    Selenofobi: Aydan korkma
    Siderofobi: Yıldızlardan korkma
    Simetrofobi: Simetriden korkma
    Skiofobi: Gölgelerden korkma
    Sosyofobi: Toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
    Soteriofobi: Başkalarına muhtaç olmaktan korkma
    Tafefobi: Diri diri gömülmekten korkma
    Takofobi: Yüksek hızdan korkma
    Talassofobi: Deniz ya da okyanus korkusu
    Tanatofobi: Ölümden korkma
    Teknofobi: Teknolojiden korkma
    Teratofobi: Gebe kadının, biçimsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
    Termofobi: Isıdan korkma
    Testofobi: Testlerden ya da sınavlardan korkma
    Tokofobi: Gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
    Tomofobi: Ameliyat olmaktan korkma
    Toksifobi: Zehir korkusu
    Topofobi: Belirli yerlerden korkma
    Travmatofobi: Yaralanmaktan korkma
    Trikinofobi: Gıda zehirlenmesinden korkma
    Triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
    Tripanofobi: Aşı ya da iğne olmaktan korkma
    Trikopatofobi: Saç hastalıklarından korkma
    Ürofobi: Sidikten korkma
    Venereofobi: Zührevi hastalıklardan korkma
    Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma
    Vermifobi: Solucanlardan korkma
    Zelofobi: Kıskançlıktan korkma
    Zoofobi: Hayvanlardan korkma

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. Türkiye'nin ruh sağlığı alarm veriyor. Depresyon başta olmak üzere ruhsal hastalıklar artıyor.

    Bugün Dünya Ruh Sağlığı Günü... Türkiye'de her beş kişiden biri ruhsal sağlık problemi yaşıyor. Buna karşın hem psikiyatr, hem de yatak sayısı yetersiz ve Türkiye ruh sağlığı yasası olmayan tek Avrupa ülkesi.

    Doktor Ve Yatak Sayısı Yetersiz

    Türkiye'de 6 bin yatak, 1200 psikiyatr olduğunu söyleyen İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri dalı öğretim üyesi Dr. Alp Üçok, "Bu olması gerekenin onda birinden az. Norveç'in nüfusu Türkiye'nin onda biri ama bu ülkedeki yatak sayısı Türkiye'yle aynı" dedi.

    Ruh Sağlığı Yasası Yok

    Araştırmalara göre her 5 kişiden birinin ruhsal sağlık sorunu var. Ancak Türkiye, ruh sağlığı yasası olmayan tek Avrupa ülkesi.. Uzmanlar, yasal çerçeve olmadığı için hasta hakları ihlallerinin de arttığına dikkat çekiyor.

    Türk Psikiyatri Derneği Başkanı Dr. Şahika Yüksel, "Ruhsal sorunları olanlar ikinci plana itiliyor. Bu kişiler kendi haklarını savunamadıklarından onlar için mutlaka bir ruh sağlığı yasası gerekiyor" derken, 5 yıldar ruh sağlığı yasası üzerinde çalıştıklarını ifade eden Dr. Üçok ise "Hastanın hakları nelerdir, devletin sorumlulukları nelerdir? İşte tüm bunların belirleneceği bir yasa çıkması için uğraşıyoruz" dedi.

    Tedavi Ücretleri Yüksek

    Ruhsal sağlık sorunlarının tedavi ücretleri de oldukça yüksek. Maddi açıdan psikiyatra gidecek gücü olmayanlar, bu alanda uzmanlaşmış hastanelere başvurmak zorunda. Ancak birçok kişi "damgalanacağı" endişesiyle bu hastanelere gitmek istemiyor.

    Dr. Üçok, "Ciddi psikiyatrik sorunu olanların önündeki en temel engel tedavinin hastanenin duvarlarıyla sınırlı olması. Hasta ağır döneminde hastanede yatıyor, çıktığında sahiplenilmiyor. Ayrıca herkesin Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne ya da İstanbul Tıp Fakültesi'ne veyahut Hacettepe'ye gitmesi mümkün değil. Yoğun talep bu hastanelerdeki ekiplerin kapasitelerini olumsuz etkiliyor" dedi.

    Ruh Hastaları Neden Dışlanıyor?

    Şahika Yüksel'e göre bu korkularımız toplumsal:
    "Genellikle güce merakımız var, güçlü insanlardan korkuyor, dediklerini yapıyoruz. Hatta sözlerinden çıkamıyoruz. Güçlü olmayanlara ise enerjimizi sarf etmiyoruz, onları çürük olarak bir kenara ayırabiliyoruz. Bu bazen beyaz-siyah olabiliyor, bazen heteroseksüel-homoseksüel olabiliyor, bazen de ağır ruh hastası olan-olmayan olabiliyor."

    Yüksel'e göre işin kötü tarafı bu tip önyargıların toplumda olduğu kadar sağlık çalışanları arasında da yaygın olması.

    Hastalara yönelik ön yargıların aşılması için çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Bunların başında ise ruh sağlığı yasası geliyor. Ruhsal hastalıklar alanında çalışan 18 derneğin oluşturduğu Ruh Sağlığı Platformu hükümetten bir an önce bu konudaki düzenleme ve yetkileri netleştiren yasayı çıkarmasını istiyor. 10.10.2006-NTV

  3. Othello sendromu: Adını ünlü yazar William Shakespeare'in 'Othello' adlı eserinden alan rahatsızlık, kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumu olarak ifade ediliyor. Sevgilisinin sadık olmadığı düşüncesine kapılan kişiler, kurdukları senaryoda ihanete uğradıklarını düşünüp, birlikte oldukları kişilere zarar verebiliyor. Capgras sendromu: Fransız psikiyatr Capgras tarafından 1923 yılında tanımlanmış sendromun başlıca özelliği; kişinin çevresindekilerin gerçek olmadığına, başkalarının onların yerine geçtiğine inanması olarak belirtiliyor. Kadınlarda biraz daha fazla görülen bu sendrom, şizofreninin bir belirtisi olarak da görülebiliyor. Hasta, kendisini bir komplonun içinde hissediyor ve çevresindekilerin farkında olmaksızın değiştirildiklerini düşünüyor.

    Olfaktör referans sendromu: Çevresine katlanılmaz ölçüde kötü bir koku yaydığına inanan kişi, bundan dolayı kendini suçluyor. Gerçekte var olmayan bir koku için sık sık çevrelerinden özür dileyen kişiler, dişlerini fırçalayarak veya sık sık elbise değiştirerek kokudan kurtulacaklarını düşünüyor. Yabancı el sendromu: Beynin iki yarısı arasında ilişkinin zayıflaması veya bozulmasından kaynaklanan bu rahatsızlıkta, kişi, bir eliyle tuttuğu nesnenin şeklini bile algılayamıyor. Daha ileri hallerde de ellerden biri tamamen kontrolden çıkıyor ve iradeyle hükmedilemez hale geliyor. Huzursuz bacaklar sendromu: Sık görülen rahatsızlığı yaşayanlar genellikle yatağa girip hareketsiz kaldıklarında, bacaklarında fark ettikleri ama tam olarak tarif edemedikleri rahatsız edici hislere kapılıyor. 'Baldırlarım ağrıyor', 'bacaklarıma derinden bir şeyler batıyor', 'yanıyor' gibi çok farklı şekillerde tarif edilen şikayetlerin tümü istirahat halinde ortaya çıkıp, hareket ile kayboluyor.

    Bu hisler, sadece yatarken değil gün içinde özellikle uzun süre hareketsiz kalındığında da ortaya çıkıyor ve kişi bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı duyuyor. Münchausen sendromu: Karl Fredrich von Münchausen, 18. yüzyılda yaşamış ve Rus ordusunda paralı süvarilik yapmış bir Alman baronu... Münchausen, Rus-Osmanlı savaşı dönüşünde kahramanlıklarıyla ilgili anlattıklarının abartılı olması ve yalancılığıyla ünlenmesi sonucu; yalan hastalık öyküleri anlatanları tanımlayan sendroma isim oldu. Rahatsızlık, ilk kez 1951'de hastane hastane dolaşıp hastalık öyküleri uyduran ve kendilerine gereksiz yere cerrahi girişimler uygulanmasına razı bir grup hastayı belirtmek için kullanıldı.

  4. PANİK ATAK NEDİR?
    Başta"Panik Bozukluk"olmak üzere,bir çok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda(Tiroid bezinin aşırı çalışması,kan şekeri düşüklükleri,enfeksiyon hastalıkları,kansızlık gibi...) görülebilen;aniden beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan; yoğun kaygı-bunaltı,korku karışımı bir nöbettir.


    Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatır ki;kötü bir şey olacağı veya sonunun geldiğini ,öleceğini hisseder.Bu korku fırtınasını yaşayan insan ,doğal olarak o ortamdan ve durumdan kaçma,uzaklaşma davranışı gösterir,Bir an önce yardım alınabilecek bir sağlık kuruluşuna müracat edilir.....çoğu kerede hastane,doktor gördüğünde kişide rahatlama olur ve nöbet geçebilir...

    Panik atağı yaşayanların bazıları,o esnada;kalp krizi geçirdiklerini ve öleceklerini hissederler.İlk defa hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide, kendisini ölüme yakın hisseden kişi,büyük bir korku ve dehşet yaşar.Bazısı o an kim varsa, ona vasiyetini söyler.Telaş ve kaygıyla bir an önce acile-doktora yetişmek için etrafına yalvarır.Kimisi aklını kaçıracağını,felç geçireceğini,kontrolünü yitireceğini, düşüp bayılacağını hisseder...

    Panikatak geçtikten sonra ;kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder.Müthiş bir yorgunluk,isteksizlik,sese,gürültüye,kalabalığa,ış ığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar.Yatmak,dinlenmek en iyi bir seçim olur.Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın,fazla konuşmasın istenir.Bunlar zaten bir "harpten çıkmış" insanı daha da yorar...


    PANİK ATAK TÜRLERİ

    1. Beklenmedik Ataklar: Nedensiz,birden ortaya çıkan nöbetler,Panik Bozuklukta bu tür ataklar vardır.
    2. Duruma bağlı olanlar:Korkulan bir kedi, köpek veya başka bir nesneyle yada bir durum karşısında ortaya çıkar.
    3. Durumsal yatkınlık gösterilen panik ataklar:Genellikle destekleyici bir etken vardır,ama her zaman panik oluşmaz"örneğin araba kullanırken panik atak oluşmaktadır.Bazen araba kullandıktan sonra atak geçirmektedir...


    Panik Atağın 13 bedensel bilişsel belirtisi vardır.Bunlardan 4 tanesinin olması nöbet için yeterlidir çoğunlukla 7-10 arası belirti yaşanmaktadır .Nöbet hızlı başlangıçlıdır,10 dakikada zirveye çıkar.Bazen yarım-veya bir saat sürebilir.


    PANİK ATAK'TA GÖRÜLEN BELİRTİLER:


    1. Çarpıntı,,Kalp atışlarını duyumsama,Kalbin yerinden fırlayacakmış gibi olması,göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar...
    2. Terleme(Sıcak -Soğuk boşalımlar,bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi)
    3. Titreme-sarsılma-İtilme hissi
    4. Boğulma ve nefes alamama hali(Boğazda düğümlenme veya bir yumru ,tıkanma hissi)
    5. Soluğun kesilmesi(Derin nefes alma ihtiyacı, havanın yetmemesi gibi hisler)
    6. Göğüste daralma,sıkışma,ağrı duyumsama
    7. Bulantı,karında ağrı,şişkinlik , gaz oluşması,geğirti.(Bazen mideden başlayıp boğaza doğru yayılan kalkışma rahatsızlık hali)
    8. Baş dönmesi,sersemlik hissi,düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali
    9. Derealizasyon(Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır,cisimler,küçülür her şey bulanıklaşır...yada depersonalizasyon(Benliğinden ayrılmış olma hali:sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişide kendisini hissedememe, algılayamama, kendisine yabancılaşma durumu oluşur....)
    10. Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu(Kendisine çocuklara,çevreye zarar verme korkusu)
    11. O esnada"yaşamım buraya kadarmış"duygususu-ölüm korkusu
    12. Ellerde,kollarda,bacaklarda,başta ve birçok yerde uyuşmalar,yanmalar karıncalanmalar, diken diken olma halleri
    13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları


  5. Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. Stresi yenmek için önemli ipuçları:

    Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. International Hospital'dan pskiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas, stresle mücadele de sorunu tanımlamanın, çözümün en önemli aşaması olduğunu söylüyor.

    Stresle karşılaştığımızda öncelikle ne yapmamız gerekir?

    Kabaca stres uyarıcılarıyla karşılaştığımızda içimizde genel bir değerlendirme yapıyoruz. Stres yaratan nedir? Biz ne yapabiliriz ve bununla baş edebilir miyiz?
    Eğer baş edebileceğimize inanıyorsak vücudumuzda stres tepkileri dediğimiz bedensel belirtiler oluşmuyor. Eğer baş edemeyeceğimize inanıyorsak beynimiz bir tehlike algılıyor ve bu durumda da bedenimizde stres tepkisi oluşuyor. Bu algılamada kişisel farklılıklar çok önemli. Kişilik yapısı ve önceki deneyimler tepkimizin yönünü tayin ediyor. Genetik mirasımız, çocukluk yaşantılarımız bizim kaygı düzeyimizi belirliyor. Bazı kişilerde bu kaygı düzeyi hemen her zaman yüksek seyreder. Bu nedenle bu kişilerin stres yaratan olaylara verdiği tepki çok daha şiddetli olur.

    Verdiğimiz tepki stresin büyümesini ya da küçülmesini sağlayabilir mi?

    Stres yaratan faktörleri inceler ve daha baş edebilir değerlendirmeler yapabilirsek stres yanıtını azaltabiliriz. Problem çözebilme yeteneği gelişmiş kişiler stresle baş etmede daha avantajlıdırlar. Problem çözme yeteneği ise geliştirilebilir. Stresle mücadele etmek öğrenilen bir davranıştır. Çevrenizdeki insanlar karşılaştıkları olaylar karşısında daha kolay çözümler üretebiliyorlarsa siz de bu becerileri model alarak öğrenebilirsiniz. Problem çözme becerisi zaman içinde geliştirilebilir. Bunun için uygun modellerin bulunması ya da geliştirilmesi faydalıdır. Sorunu tanımlama, çözmenin en önemli aşamasıdır. Tanımlamanın önşartı da stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmaktır.

    Peki zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?

    Günlük yaşamımızın planlanması stresle baş etmemizde avantaj sağlar. Planlı olmak bizi iki şeyden korur; birincisi yapacağımız işleri kafamızda toparlayarak bizi önemli ölçüde rahatlatır, ikincisi ise yapılacak işlerden arta kalan zamanlarda bizim daha rahat dinlenmemize yardımcı olur. Çalışma ve dinlenme zamanlarını bize hatırlatması yönünden faydalıdır. Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Özellikle zaman baskısının daha çok hissedildiği bankacılık ve medya çalışanları için planlama hayati önem taşır. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.

    Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinizden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. Ayrıca şiddet içeren haberlerden ya da filmlerden uzak durmak gereksiz gerginlikleri azaltır.

    Stresi kendi kendimize nasıl yenebiliriz? Bu mümkün mü?


    Her insan günlük stres nedenleriyle baş etmeye çalışır. Ancak stresle baş edebilme kapasitesi kişiden kişiye değişir.
    Bazıları için çok yoğun stres yaratan bir faktör bazı kişiler için üstesinden gelinmesi kolay sorunlar olabilir. Zamanı iyi planlamak, uyku ve beslenmemize özen göstermek, spor yapmak stresle baş etmede işimizi kolaylaştıracaktır.

    Uzmanlar stresi nasıl tedavi eder?

    Başvurulan uzman stresi tedavi etmez. Çünkü sizin üzerinizde stres yaratan olay güncel bir olaydır. Geçici ya da süreğen sorunlar olabilir. Evlilik, iş sorunları, duygusal sorunlar ya da maddi sorunlar olabilir. Uzman sizin bedeninizin strese verdiği yoğun tepkiyi azaltmak için bazen ilaç tedavisinden yararlanabilir. Diğer taraftan olayları algılama ve yorumlama konusunda size yardımcı olarak sizin bu streslerlerle daha kolay baş etmenize yardımcı olmaya çalışır. Ruhsal gücümüzün karşılaştığımız olayları bir hazmetme süreci vardır. Eğer stres yaratan bir olay bu gücü aşıyorsa iki olasılık ortaya çıkar. Travma çok ağırdır. Deprem, ölüm vb. ya da travma ağır olmamasına rağmen ruhsal baş etme gücümüz zayıftır. Ağır travmalarda kişinin baş etme yöntemleri desteklenirken, diğer durumda kişinin ruhsal iç güçleri (gizli güçleri ) harekete geçirilip, bunları kullanması öğretilir. Kişi, bedeninin strese verdiği tepkiyi tanımalıdır.

    Tedavide psikoterapinin yeri var mı?

    Psikoterapide stresle baş etmede kişilik özellikleri, sorun çözme beceriniz, olayları kontrol algınız ve olaylarla ilgili yapmış olsduğunuz atıflarınız değerlendirilir. Bu değerlendirme sonrasında gelişim açısından seçenekler oluşturulur. Amaç kişinin problemini çözmek değil, o problemle baş edebilecek beceriye sahip olmaya çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca stresli uyaranlara karşı otomatik yanıtların yanlışlığı kişiyle tartışılır ve bunlar olumlu, aynı zamanda da uyumlu yanıtlarla değiştirilir.

    Gevşemek için neler öneriyorsunuz?

    Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gergin hale gelir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş gösterir. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Gevşeme halinde vücut daha az enerji harcar ve dinlenme pozisyonuna gelir. Bu amaçla gevşeme egzersizleri stres yönetiminde yaygın kullanılıyor. Stresten kaçmak mümkün değildir. Stres modern çağın bir gerçeğidir, kaçmak yerine çözüm yolları aramak faydalıdır.
    Egzersizleri önerildiği şekilde her gün uygulayın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarf ettiğinizi göreceksiniz. Kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin, vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

    Gülün, acılarınızı paylaşın, doğaya yakın olun...
    # Stres kaynaklarınızı tanıyın: Neler sizde stres yaratıyor? Bunlar hakkındaki düşünceleriniz neler? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz?
    # Duygularınıza kulak verin: Beyniniz, yani siz, strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Kendinizde baskın olarak fark ettiğiniz duygu, sinirlenme ve yorgunluk mu? Bu duygular neler düşündürüyor? Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltir de yıkar da. İstediğiniz sonucu almak için onları besleyin, güçlendirin.
    # Fizyolojik tepkilerinizi anlayın ve düzenleyin: Stres karşısında yapılması gereken, fizyolojik tepkileri normale çevirmeye çalışmaktır. Bedeninize rağmen yaşayamazsınız. Bedenin sağlıklı faaliyet düzenini koruyun. Yavaş ve derin nefes alarak nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Rahatlama teknikleriyle kaslarınızı gevşetin. Fizik egzersiz yaparak stresin salınımına sebep olduğu glikoz ve lipidleri (şeker ve yağları) yakın. Çeşitli besinleri dengeli yiyin, hızlı kilo alıp vermeyin. Yeterli ve düzenli uyuyun.
    # Gülün: Gülmek vücudun doğal 'mutluluk hapı' olan endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Yani mutluyken güldüğünüz gibi, güldüğünüzde de mutlu olursunuz. Gülmek tedavi eder: Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği bilindiği gibi, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı da bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kahkahalarla gülmek, vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların 'egzersiz yapmasını' sağlar Eğer bir saat boyunca kahkahalarla gülebilseydik 500 kalori harcardık.
    # Müzik dinleyin: Araştırmalar, kalp atışlarının müzikle senkronize olduğunu ve beynin elektrik ritminin müzikle değiştiğini gösteriyor.
    Müzik, kortizolun salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.
    # Doğaya yakın olun: Doğayı yaşamak insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Hastanelerde yapılan araştırmalara göre, odalarından doğa manzarası gören hastaların iyileşme hızı, başka bir binayı gören hastaların iyileşme hızından daha yüksek. Bir akvaryumu seyretmek dahi kişinin tansiyonunun düşmesine ve rahatlamasına yol açıyor.
    # İletişim kurun: İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarla kanıtlanmış. Nazi kamplarında yaşamış 33 kişiyle yapılan bir araştırmada bu kişilerden yaşadıklarını her gün iki saat boyunca anlatmaları, daha önce söylemedikleri ayrıntıları dahi paylaşmaları istenmiş. 14 ay süren araştırmada , arkadaşlarına daha fazla ayrıntı verecek kadar güvenen kişilerin sağlığının diğerlerinden çok daha iyi olduğu tespit edilmiş.

    Kaynak: Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres Prof. Dr. Zuhal Baltaş

  6. WASHINGTON (İHA) - Bilimsel araştırmalar, depresyonun ileri yaşlarda şeker hastalığına yol açabileceğini ortaya koydu.

    ABD'de 3 eyalette 65 yaşını geçmiş erkek ve kadınlar üzerinde yapılan incelemelerde, şeker hastalığıyla uzun dönemli depresyon arasında irtibat bulundu. Chicago'daki Northwestern Üniversitesi bilim adamları, Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmalarında, "Kronik depresyon ya da zamanla ilerleyen depresyon, yaşlılarda şeker hastalığına sebep olabilir" dedi.

    Raporu yazan Mercedes Carnethon, "felaket" olarak nitelendirdiği şeker hastalığı konusunda doktorların depresyon belirtilerine dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti.

  7. Depresyon her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Majör Depresyon ( büyük depresyon) nöbetlerle gelen ve tam düzelen bir özelliğe sahiptir.

    Toplumun her kesiminde görülebilir.

    Psikiyatrik hastalıklar arasında en sık rastlanan bir tablodur.

    Yaşam boyunca her 100 erkekten 10"unun ve her 100 kadından 20"sinin Depresyon geçirdiği araştırmalarla saptanmıştır.

    Depresyondaki bir insanda en dikkati çeken özellikler şunlardır; Elem, keder, karamsarlık umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duymaması ve hiçbir şeyden zevk alamama halidir.

    Depresyondaki bir hasta çevresine ve hekime "çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi yapımı kaybettim. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek. Hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbirşey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun ve bitkin hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum. Kimse gelsin -gitsin istemiyorum. Sessiz - sedasız bir odada yanlız başıma kalmak istiyorum. Çocuklarıma bakamıyorum; bazen onları boğasım bile geliyor. Bazende artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum... Zaman zaman sebepsiz ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı. İştahdan kesildim, kilo verdim. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorum, bazen erkenden sıkıntı ile uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar veremiyorum... " şeklinde yakınmada bulunur.

    Uluslararası Depresyonları önleme ve tedavi komitesinin depresyonlu hastaların tanınması amacıyla hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız Depresyonda olabilirsiniz.

    • Hayattan eskisi kadar zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor.
    • Son zamanlarda karamsar, ümitsiz, kötümser düşünüyorum.
    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.
    • Uyku düzenim bozuldu.
    • İştahım azaldı kilo kaybettim.
    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, miğdeme kramplar giriyor.
    • Hafızam zayıfladı, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.
    • Zaman zaman intihar etmek istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum.
    • Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal foksiyonlarda değişiklikler olur.

    Duygu durumundaki değişiklikler.
    • Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık
    • Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik,
    • Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi
    • Ağlama isteği veya ağlama,
    • Konuşmaya dahi isteksiz olma.

    Düşünce içeriğindeki değişiklikler:
    • En başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri ( Kendisini değersiz, günahkar, suçlu kabul etme, ciddi depresyonlarda kişi bu düşüncelerle intihar eder...)
    • İntihar fikirleri
    • Ağır depresyonlarda bazen gerçeği değerlendirme, muhakemede kısmi bozukluklar görülebilir. Şahıs organlarının olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme-içmesinin anlamsız olduğunu söyler ve kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir.

    Depresyonda Hafıza
    • Dikkat toparlanamaz
    • Konsantrasyon bozulur.
    • Unutkanlık başlar
    • Yeni şeyler öğrenilemez
    • Bu nedenle bir iş performansı ciddi şekilde düşer.

    Depresyonda Biyolojik-Vital fonksiyonlar
    • Uykuya dalmada güçlük
    • Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma
    • İştahsızlık ( Perhizde değilken 1 ayda kilosunun %5"inden fazlasını kaybetme)
    • Hareketlerde faaliyetlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik.

    DEPRESYON TÜRLERİ

    Maskeli Depresyon
    Sınıflamalarda yer almamakla birlikte klasik kitapların çoğunda yer alır.
    Bu durumda klasik depresyon belirtileri yerine: Bedenin değişik yerlerinde ağrılar, sızılar, uyuşma, karıcalanmalar, hissiyet azlığı, karakter bozuklukları, alkolizm, madde bağımlılığı gibi sorunlar ön plandadır. Yani temeldeki depresyon bu şekilde dışa yansımıştır.

    A tipik depresyon
    Hastada deprestif duygu durum dikkati çekmekle beraber, diğer belirtiler "tipik" depresyon belirtilerine uymaz.
    • Gün içi değişmeler görülür.
    • Kişilik yapısı takıntılara saplantıları yatkın insanlarda takıntılar, saplantıar, kuruntular ön plana çıkar. Örneğin; su muslukları, tüpün düğmesi, ütü fişi sürekli kontrol edilir. Bazen yoldan dönülüp tekrar tekrar bakılır.
    • Bedendeki fizyolojik değişiklikler organlardaki bozukluğun habercisi gibi değerlendirilir ve bedensel uğraşlar artar.
    • Çeşitli korkular gelişir.
    • Dışarıdan gösteri, rol gibi algılanacak davranışlar görülebilir.
    • A tipik depresyonlu insanlar her zamankinden fazla uyur ve fazla yemek yerler. Aşırı kilo alırlar.
    • Kollarda ve bacaklarda aşırı güçsüzlük vardır.
    • Beklenmedik bir şekilde alkole, maddeye, kumara düşkünlük.
    • Aile ve iş yaşamından uzaklaşma
    •
    Çocuklarda ve gençlerde depresyon
    Çocuklarda ve gençlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Daha çok davranış ve tutum değişiklikleri belirgindir. Aşırı ağlama, hırçınlık, asi davranışlar, çabuk sinirlenme, alkol ve uyuşturucu kullanımına başlamanın temelinde depresyon olabilir.

    Yaşlılarda ve Menapoz Sonrası depresyon
    • Kadınlarda daha sık görülür.
    • Depresyonun tipik belirtileri olmakla beraber; ağır bunaltı (anksiyete), sıkıntı, özellikle sabah sıkıntısı, uyku bozukluğu ön plandadır.
    • Aşırı telaş ve tedirginlik vardır.
    • Sıkıntıdan dolayı sürekli eller oğuşturulur ve yerinde duramama, dolaşma hali vardır.
    • Bedensel uğraşılar daha fazladır.
    • İntihar düşünceleri yoğundur.
    Doğum Sonrası depresyonları
    Doğumdan sonra annelerde görülen depresif tabloya "puerperal depresyon" denmektedir.
    Bazı anneler doğumdan sonra : Gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük , halsizlik, sıkıntı, üzüntü, bebeğe karşı ilgisizlikle karakterize "Bebek hüznü " denen bir durum yaşar. Destekleyici tedavilerle olumlu yanıt verir.
    Doğum sonrası bir ila 3 ay içinde gelişen karamsarlık , üzüntü, yetersizlik , hiçbir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakmamak gibi hallerinde tam bir depresyon geçiriyor denmektedir. Ciddi tedavi gerekmektedir. Hastaların çoğu tedavi ile düzelir. Bazılarında depresyonun belirtileri uzun süre üzerinde kalabilir.

    Distimik Bozukluk

    Eskiden nörotik depresyon, depresif kişilik, nevrasteni diye nitelendirilirdi. Hastalarda en az iki yıl süren ve çok ağır olmayan depresyon belirtileri vardır. Uyku bozuklukları, hiçbir şeyden mutlu olamama, müzmin karamsarlık hali, yogunluk, istek ve ilgi azlığı, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar dile getirilir. Bu bozuklukta bir kaç gün , bir kaç hafta iyilik dönemleri görülebilir. Ancak bu iyilik dönemleri iki ayı geçmez.

    Postpsikotik depresyonlar
    Şizofreni gibi gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu, "akıl hastalıklarında da zamanla depresyon gelişebilir.
    Organik nedenlere bağlı depresyon

    Bir çok fiziksel bozukluğa bağlı depresyonlar görülebilmektedir. Örneğin;
    Hormonal sistemdeki bozukluklar, Nörolojik bazı hastalıklarda ( Örneğin Parkinson, Multipl skleroz) kan hastalıklarında, kanserde, enfeksiyon hastalıklarının bazılarında, kaza ve ameliyetlardan sonra depresyon gelişebilmektedir. Uzun süre kullanılan tansiyon düşürücü, ülser giderici bazı ilaçlar bağımlılık yapan uyarıcı ve uyuşturucular, kortizollü ilaçlarda depresyon yapabilirler.

    Depresyon nedenleri
    Depresyona yol açan çok neden vardır.
    • Kalıtımsal nedenler
    • Biokimyasal değişiklikler
    • Hormonal bozukluklar
    • Tedavide kullanılan bazı ilaçlar
    • Bazı organik nedenler
    • Psiko-sosyal olaylar
    • Sosyo-kültürel etkenler
    • Bazı yaşam olayları depresyona neden olabilir.
    Birçok insanın aynı şartlarda yaşamasına rağmen bazılarının depresyona girdiği, bazılarının girmediği araştırılıp, tartışılmıştır.
    Biyolojik-genetik alt yapının depresyona yatkınlık gösterdiği kişilerin dış faktörlerle daha kolay depresyona girdiği ileri sürülmektedir.

    Depresyon tedavi edilebilen bir hastalıktır
    Depresyon belirtileri 2 haftadan fazla sürüyorsa mutlaka bir psikiyatrise gidip tedavi olmak gerekir. Günümüzde depresyon giderici çok güçlü ilaçlar geliştirilmiştir. Psikiyatrislerin tedavide bir çok seçenekleri vardır. 2-3 aylık bir tedavi ile ciddi düzelmeler sağlanabilmektedir. Tedavinin süresi hastalığın ciddiyeti, süresi tekrar edip etmediğine göre ayarlanır. Psikoterapi ile birleştirilen ve sosyal düzenlemeler ile desteklenen tedaviler daha iyi sonuçlar vermektedir.

    DEPRESYON BİR HASTALIKTIR TANIYIN YENİN
    • Depresyon ruhsal bir hastalıktır.
    • Depresyon çok yaygın bir sağlık sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her on kişiden birinde depresyon görülmektedir.
    • Ancak halk ve doktorlar tarafından yeterince tanınmamaktadır.
    • Depresyonlu kişinin iş verimi düşer, çalışamaz, insanlar ile olan ilişkileri bozulur.
    • Aileye ve topluma getirdiği ekonomik yük çok büyüktür.
    • Depresyon tedavi edilebilen ve tam olarak düzeltilebilen bir hastalıktır.
    • Depresyon tedavi edilmezse intahar ile sonuçlanabilir. İntihar olgularının büyük bir bölümü depresyon geçiren hastalardır.
    • Depresyonun tanınmamasının ve yeterince tedavi edilmemesinin hastaya ve topluma maliyeti çok yüksektir.
    Tanınması ve tedavi edilmesi halkın ve doktorların eğitimi ile mümkün olabilir.

    Devamı Altda

  8. • Hayattan eskisi kadar zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor.
    • Son zamanlarda karamsar, ümitsiz, kötümser düşünüyorum.
    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.
    • Uyku düzenim bozuldu.
    • İştahım azaldı kilo kaybettim.
    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, miğdeme kramplar giriyor.
    • Hafızam zayıfladı, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.
    • Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal foksiyonlarda değişiklikler olur.

    Duygu durumundaki değişiklikler.
    • Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık
    • Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik,
    • Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi
    • Ağlama isteği veya ağlama,
    • Konuşmaya dahi isteksiz olma.

  9. Günümüzün tutkusu haline gelen, telefonun bile önüne geçen MSN sohbetinin zararları ortaya çıktı.

    Amerika'da yapılan bir araştırma, sanal sohbet (chat) yapmanın depresyonu artırdığını ortaya koydu.

    Konuyla ilgili bilgi veren Trakya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, "Bu araştırmaya göre, sanal sohbet geçici bir mutluluk meydana getiriyor fakat uzun vadede yalnızlık hissini ve depresyonu artırıyor" dedi.

    ‘BAĞIMLI OLMAYIN'

    Prof. Dr. Yorulmaz, internet uygun kullanılması gerektiğini vurgulayarak, internet başında gereğinden fazla zaman harcayan, onu uygun kullanmayan insanların iş, okul, aile ve sosyal hayatlarının bu durumdan olumsuz etkilendiğini söyledi. Prof. Yorulmaz şöyle konuştu: "Sanal sohbeti alışkanlık haline getirenlerin öz güven problemi olduğu ve içe dönük kişiliğe sahip, konuşkan olmayan kişilerden oluştuğu gözlendi. Sanal sohbette, çok sosyal olmayan kişiler daha çok vakit harcıyorlar. Bağımlılık yapan tüm maddeler gibi internet de bağımlılık yapabilir. Bu uyku kaçırıcı, bellek bozukluklarına yol açan bağımlılıktır. İnternet bağımlılıkları, internette fazla vakit harcarlar ve internete giremediklerinde kendini kötü hissederler. Diğer uğraşlardan zevk almazlar. Okul ve işle ilgili sorun yaşar, bununla ilişkili olarak yalan söylerler." Prof. Dr. Yorulmaz, her şeyde olduğu gibi ‘chat'in de aşırıya kaçılmadan ve gerçek hayattan kopulmadan yapılması gerektiğini söyledi.

  10. mrb karanlıktan çoooooooooooooooook korkuyorum evde nerdeyse bütün ışklar yanar biz uyurken hele elektirikler kesilince düşünün artık her yer otomotik lambalarla dolu sebebi 8 yaşındaki oglum 5 günlüktü dogdugunda 1999 depremini yaşadık ve istanbulda çok kötüydü allah yaşatmasın birdaha hiç unutamıyorum korkularımı nasıl yenmeliyim yardım edin lütfen
  11. Stres çağımızın en büyük dertlerinde.. İşte size bunun başetmek için 6 pratik öneri

    Kendinizi baskı altında hissettiğinizde adrenalin salgılarsınız. Adrenalin karaciğerin, fiziksel aktiviteniz için gerekebilecek enerji kaynağı şekeri depolamasını artırır.

    Eğer vücudunuzdaki hazır enerji kaynağını kullanmazsanız yani koşmaz, kavga etmez, enerji harcamazsanız tehlike bu noktada başlar. Kandaki şeker asla kullanılmadığında yağ olarak depolanır.

    Bu nedenle kilo alabilirsiniz. Stresin ilk olumsuz yönü budur. İkincisi ise, stres nedeniyle kapasitenizin üzerinde çok aşırı enerji harcayabilirsiniz. Bu durum bağışıklığınızı zayıflatır ve hastalıklara karşı korunmasız kalabilirsiniz. Bu halka sürekli tekrarlandığında yaşamına bile mal olabilir.

    Stres faktörlerinizi belirleyin!
    Günlük yaşamınızda stresten uzak durmanın ve stressiz yaşamın yolları..

    Kafeini bırakın
    Kafein, adrenalini serbest bırakır ve artırır. Bu nedenle kahve içmeyi bırakın, bunun yerine kafeinsiz içecekleri veya bitkisel çayları tercih edin..

    Meditasyon yapın
    Düzenli olarak meditasyon yapın.. Bu sizin günlük streslerden arınmanızı ve kan basıncınızın azalmasını sağlar..

    Derin nefes alın
    Derin nefes almak stresi azaltır. Düzenli nefes egzersizleri yaparak, vücudunuzu arındırıp canlandırabilirsiniz. Her nefesi dışarı verişte beyninizin rahatladığını ve kan basıncının düştüğünü hissedeceksiniz. Tepeden tırnağa rahatlayıncaya kadar nefes alıp vermeye devam edin.

    Dağınıklığı toparlayın
    Kendi iyiliğiniz için aklınızdakileri ve yaşadığınız ortamı düzenleyin.. Çözümsüz sorunlar, sizi bekleyen işler stresinizi artırır. Sorunlarınızı gözden geçirin ve aklınızda tutmayın.. Aynı şekilde dolabınızı, çekmecelerinizi temizleyin.. Rahatladığınızı hissedeceksiniz. Genel temizliği 6 ayda bir tekrarlayın..

    Programınızı hafifletin
    Takviminize göz atın.. Not aldığınız fakat yetişemeyeceğiniz aktiviteleri gözden çıkartın.. Bazı şeyler için gerçekten vaktiniz varsa kendinize ayırın. Bugünde tüm haftayı veya günü değerlendirin, yalnız kalın ve dinlenin..

    Perspektifinizi sınırlamayın, bakış açınızı genişletin..
    Gün içinde neyin sizde strese neden olduğunu anlamaya çalışın.. Birçok iş yapma zorunluluğu sizi sıkıntıya sokuyor olabilir. Stres yaratan konulara bakışınızı genişletin.. Gerçekte olmayacak riskleri veya olumsuzlukları düşünmüş olabilirsiniz. Olumsuz şeyler düşünmeyin.. Bu önerileri günlük yaşamınızda uyguladığınızda hayatı daha sağlıklı, güçlü ve mutlu yaşayabilirsiniz.

  Okunma: 8888 - Yorum: 10