Rıfat Ilgaz Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Rıfat Ilgaz Şiirleri

  1. ALİŞİM

    Kasnağından fırlayan kayışa
    kaptırdın mı kolunu Alişim!
    Daha dün öğle paydosundan önce
    Zilelinin gitti ayakları,
    Yazıldı onun da raporu:
    "ihmalden!"
    Gidenler gitti Alişim,
    Boş kaldı ceketin sağ kolu...
    Hadi köyüne döndün diyelim,
    tek elle sabanı kavrasan bile
    Sarı öküz gün görmüştür,
    Anlar işin iç yüzünü!
    üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
    Ağanın davarlarına geçer...
    Kim görecek kepenek altında eksiğini
    kapılanırsın boğaz tokluğuna.
    Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
    beklesin mızrabını.
    Sağ yanın yastık ister Alişim
    sol yanın sevdiğini.
    Kızlarda emektar sazın gibi
    Çifte kol ister saracak!

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2006-11-22 #2
    OĞLUMA

    Ben de düşkündüm oyuna,
    Ben de kumları avuçlar
    Kazardım tırnaklarımla toprağı,
    O zaman da çocuklar oynardı,
    Ama benzemiyor bütün oyunlarımız,
    Gezdirdim ceplerimde şıkır şıkır
    Deniz kokulu tasları,
    En güzellerini topladım
    Midye kabuklarının.
    Saldım bahar rüzgârına
    Uçurtmaların en süslüsünü.
    Ne kurulunca koşan tramvaylarım vardı,
    Ne çekince giden develerim.
    Balıklarımızı tanırdım,
    Adlarını bilirdim kuşların;
    Seçerdim düdüğünden
    Limanımıza uğrayan vapurları.
    Bilirdim yanık yüzlü kaptanlarımı
    Denizkızı'nın Selametçin;
    Ben de ayırırdım onlar kadar
    Poyrazı karayelden.
    Gemiler tanıdım, çift direkli,
    Tutmazsa rüzgârı
    Açıklarımızda volta vuran gemiler,
    Kızardım, limanımızı hiçe sayan
    Paketlere Nemselere;
    Dalar da silinen dumanlarına
    Düşünürdüm uzak limanları,
    Uzak limanların çocuklarını.
    Senin de var ufak tefek
    Kendine göre bildiklerin;
    Çeşitli oyuncakların yoksa da
    Bir saniye de tren yapacak kadar
    Kibrit kutularını,
    Tecrüben var benden fazla.
    Benden üstünsün kuskusuz,
    Sigaradan top,
    Kutusundan tank,
    Kâğıtlarından uçak yapmada!

  3. 2006-11-22 #3
    PARMAKLIĞIN ÖTESİNDEN

    Bu sefer bayrağını çekmiş vapur
    Bizim Karadeniz'e gider.
    Beni alıp götürmese de,
    Alır, düşüncemi çocukluğuma götürür,
    Çocukluğumun memleketine.
    Kıyıcığında doğmuşum Kastamonu'nun
    Fener fener bilirim Karadeniz'i.
    Kahrını çekmişim yıldızının, poyrazının,
    Ecel terleri dökmüşüm karayelinde.
    Kim bilir ne haldedir,
    Benim frengisiyle meşhur memleketim,
    Şimdi ne halde ?
    Ekmekleri mısır bazlaması mı,
    Bulgurlu mancar mı hâlâ bayram yemekleri ?
    Çok sıkıntı çektik Seferberlik'te,
    Çok mısır koçanı yedik, vesikalı;
    Bu sefer de vesikasiz yemişler,
    Gazsız, sabunsuz kalmışlar.
    Kim gider, kim sorar hallerini ?
    Bilirim ne vapurun büyükleri uğrar,
    Ne insanların büyükleri;
    Memurlar gelir ufak tefek,
    Büyüyünce giderler.
    Balıklardan bile hamsiler vurur,
    Vursa vursa karaya.

    Göremedik sıkıntısız yaşandığını,
    Rahatın şiirini yazamadık,
    Ne kadar uzak
    Heveslerimle içli dişli yaşamak,
    Üzmek hastalıklı şiirlerle
    Eşimi, dostumu;
    Mezar taşları kadar, ölçülü
    Beyitler düzmek boy boy.
    İçliyimdir herkes kadar,
    Düşündürür beni de şu gökyüzü,
    Kuş cıvıltısı, nar çiçegi...
    Geçtik bir kalem üzerinden.
    Huyumdan ettiniz, Cibali Kızları,
    Sekiz düğününden önce
    Penceremin altından geçenler,
    Saçları dağınık, gözleri uykulu,
    Çoraba, tütüne gidenler,
    Beni huyumdan ettiniz!
    Yorgun gözlerinizdeki acıyı
    Dert edindim kendime.
    Saçlarını tezgahına yolduranları,
    Sıtma gebesi tazeleri görmeseydim,
    Boşuna harcayacaktım sevgimi.
    Şimdi şu parmaklığın ötesinde kaldı
    Bütün çalışanlar;
    Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan,
    Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz.
    Yaşamaktayız aynı çatının altında
    Daha mahzun, daha hesaplı.
    Rahat günlerin işçisi olacaktık,
    Rahat günlerin şairi:
    Bir çift sözümüz vardı
    Nar çiçeği, gül dalı üstüne,
    Dudaklarımızda kaldı!

  4. 2006-11-22 #4
    GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

    sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
    saçlarını, gözlerini, ellerini
    neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
    her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
    termometrede yükselen çizgi
    kimbilir nerelerde soğuyorsun

    senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
    insan insan bakan gözbebeklerin
    beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
    beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

    ne gelirse onlardan gelir bana
    çalışma gücü yaşama direnci
    mutluluk gibi kazanılması zor
    mutluluk gibi yitirilmesi kolay

    bir açarsın ki mutluyum
    bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş

  5. 2006-11-22 #5
    GÜVERCİN UYUR MU?

    Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun
    O doyumsuz lapacı güvercinler
    Kurşun buğusu güvercinleri severim ben
    Kanat uçları çelik yeşili

    Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı
    Adaksız avlusuz şadırvansız
    Buluttan süzmeli suyunu
    Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli

    Benim güvercinim tunç gagalı
    Kimlerin bakışı kardeşçedir
    Kimlerin bakışı düşmanca
    Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir

    Tüneyip acımanın saçaklarına
    Miskin sevilerle bitlenmez
    Kanadından çok pençesine güvenir

    Barış taklaları süzülmeler
    Gagalarda zeytin dalı
    Perendeler maviliklerde
    Tüm gösteriler resimlerde kalmalı

    Güvercin dediğin uyanık olmalı
    Tüyler duman duman öfkeden
    Yanıp tutuyşmalı gözbebekleri
    Sevgiden tıpır tıpır bir yürek
    Özgürlüğünce dövüşken

    sponsorlu bağlantılar
  6. 2007-03-06 #6
    BİLMEYECEKLER

    Geride kalanlara ne bırakacağım,
    Çocuklarıma,
    Onların da çocuklarına?

    Olsa olsa
    Karadeniz'den payıma düşeni…
    Beş on evlek yer gökyüzünden.

    Ne vermek istedimse sağlığımda,
    Ne veremedimse,
    Gizlenip kaçışlardan.

    Biliyorum bu yüzden
    Yokluğumu çekmeyecekler,
    Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara
    Biraz ötelerde, uzaklarda.

    Babamız diyecekler, dedemiz,
    Dur durak bilmezdi,
    Dert nedir, tasa nedir bilmezdi…

    Neyi bildiğimi bilmeyecekler.

  7. 2007-03-25 #7
    Türkçesiz

    Annenden öğrendiğinle yetinme
    Çocuğum,Türkçe'ni geliştir.
    Dilimiz öylesine güzel ki
    Durgun gollerimizce duru,
    Akar sularımızca coşkulu...
    Ne var ki çocuğum,
    Güzellik de bakim ister|

    Önce türkülerimizi öğren,
    Seni büyüten ninnilerimizi belle,
    Gidenlere yakılan ağıtları...Her sözün en güzeli Türkçe'mizde,
    Diline takılanları ayıkla,
    Yabancı sözcükleri at|

    Bak, devrim,ne güzel|
    Barış,ne güzel|
    Dayanışma, özgürlük...Hele bağımsızlık|
    En güzeli,sevgi|
    Sev Türkçe'ni, çocuğum,
    Dilini sevenleri sev|

  8. 2007-03-28 #8
    Kasnağından fırlayan kayışa
    kaptırdın mı kolunu Alişim!
    Daha dün öğle paydosundan önce
    Zilelinin gitti ayakları,
    Yazıldı onun da raporu:
    "ihmalden!"
    Gidenler gitti Alişim,
    Boş kaldı ceketin sağ kolu...
    Hadi köyüne döndün diyelim,
    tek elle sabanı kavrasan bile
    Sarı öküz gün görmüştür,
    Anlar işin iç yüzünü!
    üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
    Ağanın davarlarına geçer...
    Kim görecek kepenek altında eksiğini
    kapılanırsın boğaz tokluğuna.
    Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
    beklesin mızrabını.
    Sağ yanın yastık ister Alişim
    sol yanın sevdiğini.
    Kızlarda emektar sazın gibi
    Çifte kol ister saracak!

    Rıfat ILGAZ

  9. 2007-03-29 #9
    Omuzlanınca tabutun
    ilk defa kurtuldu ayakların topraktan;
    pek muhteşem oldu medreseden çıkışın.
    Bir dilim ekmeği çok görenler
    yüzüne bakmayanlar sağlığında
    dikildiler yol üstüne
    bir selâmla ödediler bütün borçlarını…
    Üzülme, gelmiyor diye çelenkler peşinden,
    mevsimsiz oldu ölümün…
    Ne olurdu bir kış daha bekleseydin,
    bahar gelir çiçekler açardı…
    Ölümün kimseyi sevindirmedi,
    atsız arabasız kalktı cenazen.
    Zaten alçak gönüllü bir adamdın,
    herkesten uzak yaşadın
    cami avlusunda.
    Ölümün de gürültüsüz olsun!

  Okunma: 1452 - Yorum: 8 - Amp