Mecelle'de Yer Alan İnsan Hakları İle İlgili Genel Kaideler - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Mecelle'de Yer Alan İnsan Hakları İle İlgili Genel Kaideler

  1. Osmanlı Devleti'nde;

    1870-1926 yılları arasında tatbik edilen ve Halife'nin tasdikiyle yürürlüğe giren, "Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye"nin külli kaideleri, temel insan hakları açısından oldukça önemlidir. Bu kaideler, dünyanın her yerinde ve her zaman geçerli olacak temel esasları ifade etmektedir. Şimdi bunların bir kısmını izaha gayret edelim.

    A) Berâet-i Zimmet Asıldır: İslâm fıkhında insanın suçluluğu değil, masumiyeti esastır. Maznun (sanık), suçluluğu sağlam-muhkem delillerle isbat edilinceye kadar, suçsuz muamelesine tabi tutulur. Suçun sübûtunu temin için, maddi ve manevi baskı yapılamaz. Sanığın itirafını sağlamak için; herhangi bir eziyet (dayak, manevi baskı vs.) yapılması halinde, verdiği ifade geçersiz sayılır. İtirafta ortaya çıkan şüphe, cezanın uygulanmamasını beraberinde getirir. Hz. Ömer (ra); yediği iki tokat sebebiyle suçunu itiraf eden bir kimseye, ceza verilemeyeceğini izah ederken şöyle demiştir: "Sen bir kimseyi aç bırakacak, dövecek veya zincire bağlayacak olursan, o kimse kendisinin emniyette olmadığını hisseder. Senin beklediğin itirafı yapar ama bu ikrar değildir. " (13) Huzuruna maznun (sanık) olarak getirilen kimseye; suçu sabit oluncaya kadar masum olarak bakmayan Kadı'mn (hakim), hislerine mağlup olması mümkündür. Davanın seyrini, sanığın aleyhine olabilecek bir mecraya sürüklemek caiz değildir. Zira zulme sebep olur. Ayrıca insanların, adalet sisteminden şüpheye düşmesine ve siyasi iktidardan nefret etmesine vesile olabilir. Bu sebeple insanların suçluluğudeğil, masumluğu esastır.

    B) Kişi ikrarı İle Muaha-ze Olunur: İnsan yeryüzünde; emaneti yüklendiği için, "Allah'ın (cc) Halifesi" hükmündedir. Dolayısıyla haklarını ve hürriyetlerini tahrip etmek haramdır. Ayrıca fesadın yayılmasına sebep olur. Lehinde veya aleyhinde hüküm verirken, insanların ikrarlarını esas almak gerekir.

    C) Şekk İle Yakin Zail Olmaz: Şüphe (şekk) sabit olmadığı halde, sabite benzeyen bir haldir. (14) Kadı; şüpheyi daima sanığın lehine kullanmak mecburiyetindedir. Rasûlullah (sav): "Elinizden geldiği kadar insanlar üzerinden cezaları kaldırınız. Emirin veya Kadı'nın; affetmekte hata etmesi, ceza vermekte yanılmasından çok daha hayırlıdır" (15) tavsiyesinde bulunmuştur. Bu girişten sonra kaidenin izahına geçebiliriz. Kadı'nın: "Her ne kadar şahidlerin ifadeleri ve diğer delillere göre, meselenin şöyle şöyle olduğu anlaşılıyor ise de, sanığın durumu dikkate alındığı zaman böyle olması gerekir" gibi, şüphe üzerine bina ettiği kanaatiyle hüküm vermesi caiz değildir. "Şekk ile yakin zail olmaz" kaidesini tamamlayan diğer bir kaide de "tevehhüme itibar yoktur" şeklinde ifade edilmiştir. Buradaki incelik şudur: sabit ve zahir olan delillerin esas alınması şarttır. İnsanların şahsi kanaatleri, vehimleri ve şüpheleri; herhangi bir hüküm için delil kabul edilemez.

    D) Izdırar Gayrin Hakkını İptal Etmez: İnsanların mecburen ve hayatta kalabilmek için yaptıkları fiiller olabilir. Buna "Izdırar hali" denilmiştir. Tekliflerin ve hükümlerin değişmesine vesile olan bu hal, değişik sebeplerle ortaya çıkabilir. Günümüzde daha ziyade; işkenceye muhatap olan kimseler için "ızdırar hali" söz-konusudur. Fukaha "Bir kimseyi tehdid etmek suretiyle; razı olmadığı bir sözü söylemeye veya bir fiili yapmaya, haksız yere zorlamaya ikrah denilir" (16) tarifinde ittifak etmiştir. Bu tarif ikrahın her çeşidini içine alır. İcbar etmek (mecbur bırakmak) manâsına gelen "cebr" kelimesi de aynı mahiyete haizdir. İkrahın zıddı "rıza", cebr'in karşılığını "ihtiyar" olarak ifade edilmiştir. Rızanın ortadan kalkması, ikrahın her çeşidinde mevcuttur. Ancak ihtiyar konusu farklıdır. Bazı hallerde insan, iki serden birini tercih (ihtiyar) edebilir.(17) Rasûl-i Ekrem (sav)'in: " Hatanın, unutmanın ve zorlandıkları şeyi yapmalarının günahı ümmetimin üzerinden kaldırılmıştır" (18) buyurduğu malûmdur. İkraha ve işkenceye muhatap olan bir insan; sözlerinden ve fiillerinden dolayı günahkar olmaz. Hadis-i şerifteki "günahın kaldırılması", ahiret ahkâmı ile ilgilidir. Izdırar halinde olan kimse; bir başka insanın hakkına tecavüz ederse, bunu tazmin etmek mecburiyetindedir. Yaptığı fiilin günah olmaması, Allah'ın (cc) hukuku ile ilgilidir. Günahın kaldırılması, dünya ahkâmı açısından tazminatın kaldırılmasını gerektirmez. Külli kaidelerden olan: "gayrin mülkünde tasarrufla emretmek batıldır" hükmüde bununla ilgilidir. İnsanları, başkalarının hakkını iptale zorlamak kesinlikle haramdır. Izdırar halinde da-hi,insan haklarının korunması şarttır..

    E) Zarar ve Mukabele Bi'z-zarar Yoktur: Bir kimsenin; başkasına zarar verme hakkı olmadığı gibi, başkasının kendisine verdiği zarara bizzat mukabele ederek, misilleme yapma salâhiyeti de yoktur. Bu külli kaide Rasûl-i Ekrem (sav)'in:" Zarar vermek yoktur. Zarara mukabele ederek zarar vermek de yoktur" (19) hadis-i şerifinin, değişik bir şekilde ifadesinden ibarettir. Bir mükellef; haklarına ve hürriyetlerine tecavüz edildiğini öne sürerek, mütecavize (zalime) misilleme yapamaz. Bu durumda; Kadı'ya müracaat ederek, zararının giderilmesini talep etmesi gerekir. Misilleme hadisesinde iki tehlike vardır:

    *Birincisi: kuvvetin ön plâna çıkmasına, fesadın ve anarşinin yayılmasına vesile olabilir.
    *İkincisi: Mükellef; mütecavizden hakkını alırken; kendi gördüğü zarardan daha fazlasını ona vermek suretiyle, mazlum iken zalim durumuna düşebilir.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: "Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye"nin külli kaideleri, insan haklarını tesbit açısından oldukça önemlidir. Mubah olan bir fiilin yapılabilmesi için, o fiilin bir başkasının hakkına zarar vermemesi şarttır. Eğer zarar verir ve zulme sebeb olursa, ibaha (mübahlık) ortadan kalkar. (20)

    İslâm fıkhına göre kurulacak bir devletin; hem insanların rızasına, hem adalete dayanması şarttır. İslâmi siyasetin değişmeyen rüknü; insanların dünyada ve ahirette saadetlerine vesile olmaktır.

    Yusuf KERİMOĞLU

    Kaynaklar:
    (13) Prof. Abdülkadir Udeh- Et Teş-riû'l Cinai- Kahire: ty C: 1 Sh: 564.
    (14) Molla Hüsrev- Dürerü'l Hük-kam-İst: 1307 C: 2 Sh: 64.
    (15) İmam Ahmed b. Hambel- El Müsned- C: 4 Sh: 172, Ayrıca İ-mam-ı Serahsi- El Mebsut- C: 9 Sh: 184-185,
    (16) İmam-ı Kasam- El Bedaiû's Se-nai- Beyrut: 1974 C:7 Sh: 63.
    (17) El Meydanı- El Lübab Fi Şerhi'l Kitab- Beyrut: 1400 C: 4 Sh: 107 Ayrıca İmam-ı Kasani- A.g.e. C: 7 Sh: 175,
    (18) El Adurü- Keşfû'l Hafa-Beyrut: 1351 C: 1 Sh: 433.
    (19) Nureddin El Azizi- Şerhû'l Ca-miûs Sagir- Kahire: 1324 C: 2 Sh: 294, Ayrıca İmam-ı Serahsi-A.g.e. C: 1 Sh: 170-171.
    (20) İmam-ı Serahsi- A.g.e. C: 26 Sh: 188.

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
    Güncelleme : 2009-09-25
  Okunma: 1520 - Yorum: 0 - Amp