sponsorlu bağlantılar
542 - Sevmek Ölmekle Başlar | A. Rahim Balcıoğlu

Eğer ben sevgiden yana meselesiz olsaydım... Göğsümü gere gere sevseydim.. sevebilseydim sevilecek ne varsa ve sevildiğimi hissetseydim...
Eğer ben inansaydım üstünde yaşadığım toprakların ve birlikte yaşadığım milyonların yarınlarının güzel olacağına gazetelere bakarak...
Güvenseydim bizi yarınlara ***ürenlere...
Ve tekrar söylüyorum.....

SEVMEK ÖLMEKLE BAŞLAR

Sevmek ölmekle başlar ne demek?.. Bence, sevmek yaşamakla başlar...
Sevmek de, sevilmek de güzel... Ama bence sevdiğim şey uğruna ölmek daha da güzel...
Hele uğruna öleceğin şey vatan ise, bayrak ise; dil ise, din ise...
Ama, bu uğurda, umuda sarılmadan, boş ve olmayacak hayallere kapılmadan...
Çünkü, umut; kurşuna dizilecek yegâne ve tek düşman...
MURAT BAŞARAN, "bin ümidi bir def'ada katlettim" diyor.
Zaman öğüten acımasız bir değirmen...
BAŞARAN, İstanbul yaşında bir İstanbul delisi... Fatih'in yaşayan rûhu...
O, sonsuzca uzayan, kıvrılan, dönen İstanbul'dan kurtulmak istese de, deli divanesi olduğu İstanbul, onun ruhunu bir ahtapot gibi sarmıştır...
Zira İstanbul; karışık, bulaşık, dolaşık bir şehirdir. Akıllı sevmez bu şehri...
Bu şehir esrarlıdır. Onun içindir ki, bu şehri seven, deli değil, zır delidir...
Ne var ki, BAŞARAN; bu şehirde kendini, özünü, yani unutamadığı şeyleri; iman, inanç, geçmişe bağlılık gibi mânevî değerlerini aramakta...
Göklere uzanan kalem minareleri, pırıl pırıl câmileri, kubbeleri, şadırvanları, camilerde kaybolmuş müminleri, bozulmuş safları, tek dilek, tek yürek olanları...
Oysa MURAT'ın delisi olduğu o eski İstanbul'un caddelerinde, sokaklarında iç içe yoğun ve şuursuz kalabalıklar içinde yapayalnız, tek başına bir gençtir Murat...
O Murat ki, Söğüt'te yeşeren fidanın dünyanın altında kaybolan kökünü aramakta...
BAŞARAN, günde dünü ararken Yûnus'un diliyle söylemekte, Mevlâna'nın gönlüyle yanmakta, geçmişe koşmakta...
Nedim'dir O, hayâlinde İstanbul bir peri sûret...
Veysel Karâni'dir O, İstanbul adlı ateşten çöllere düşmüş, iki cihan güneşine yürümekte...
O, yankısından kaçan bir çocuktur kendi sesinin...
MURAT BAŞARAN'ın "Sevmek Ölmekle Başlar" adlı denemeleri şiir değil ama, nesiri aşan bir güzellikte...
Başaran, üç kıt'a, yedi denize hükmeden cihangir atalarını arar. Hayâli gerçeğini aşar...
Yanmış sönmüş, rüzgâr küllerini savurmuş...
Gerçekleri yalan olmuş ise de, Murat, bu acı sonu kabûl etmiyor...
O, terkedilmişlik, yalnızlık, korkular, ürperişler, hayıflanmalar içinde cinneti yaşamaktadır...
Herşeye rağmen, Başaran'ın yolları Hak yola çıkmakta, yeniden İslâm'a dönmekte ve yeniden Allah'a yönelmekte...
Başaran yangınlı çöllerde rahmet bekler...
Yağmur çiseler ama O, özlediği, beklediği bu yağmur zerreciklerinden boğulur gibidir...
Zira O, özüyle, ruhuyla düştüğü bu yangınlı yollarda yalnız olduğunu, bir umudun peşinde koştuğunu anlamakta gecikmez...
Başaran geçmişle gelecek arasında işleyen bir zaman saatinin iki yana sallanan bir sarkaç olduğunun bilincindedir...
O, mücerred bir dünyadan seslenir...
O, ışıklı doruklardan yuvarlanan, karanlık dehlizlerde kaybolan, balçığa gömülen murassa yüzüğünü aramaktadır...
O'nun murassa yüzüğü ise; YAVUZ'dur, FATİH'dir...
O, geçmiş zamanın mânevî motifleri, O geçmişten kulakta kalan bir kös sesidir...
O, dünden yarına vuran bir okyanus dalgasıdır...
Murat Başaran, "Sevmek Ölmekle Başlar" adlı denemeleriyle şimdilik yatağını arayan bir su gibi...
O, toprağa atılan bir İslâm çekirdeğinin çatlamaya duruşudur...


A. Rahim Balcıoğlu

SEVMEK ÖLMEKLE BAŞLAR

okudum bunu cok guzel tavsiyede ederim

SEVMEK ÖLMEKLE BAŞLAR dogru sevdik ve öldük..................

sponsorlu bağlantılar