Unutmaya Dair... - Delinetciler Portal

Unutmaya Dair...

  1. sponsorlu bağlantılar

    Her başlangıç bir sonu getirir beraberinde ve her son parçasıdır bir
    başlangıcın. Ne varsa sonsuzluğa dair bir bir paralanır gözlerinin önünde ve
    yalanlar bir bir ayyuka çıktığında anlarsın şimdiye dek hiç görmediğin
    sonsuzluğun koca bir hayal olduğunu... Unutursun. hafızanın aslında en büyük
    düşmanın olduğunu görürsün;öyle kolay harcar ki değer verdiklerini ve o
    kadar kolay siler ki içine sinmiş vazgeçilmezlerini, utandırır insanı
    kendisinden, bir iğne deliğine girercesine KÜÇÜLÜRSÜN! Küstahtır zaman,
    avuçlarının içerisinden akıp giderken alır ve götürür sana ait olanları
    habersizce, sonra dalga geçercesine önüne seriverir tüm çaldıklarını,
    uzatırsın elini yetişemezsin,
    \"sen\"likten çıkmıştır sana ait olanlar.
    Sen
    kendini sorumlu tutarsın tüm olan bitenden, zamanın günahını üzerine alırsın
    ve hafızanın yarattığı koskoca bir uçurumda yuvarlanır durursun. unutursun!
    Unutmak için yaşar, yaşamak için unutursun, şimdi zor gelir biliyorum, kürek
    kürek alınıp bir eleğe atılmış kum gibi SÜZÜLÜRSÜN! Önce çırpınırsın
    denizden yeni çıkmış oltanın ucundaki bir balık misali. Dudakların büzülür,
    iki kelimeyi bir araya getiremezsin, bu kadar mı kolaydır unutmak ve bu
    kadar kısa mı sürer vedalar? Ya korkunç bir rüya ya tozu fazla kaçmış bir
    şaka olsun istersin gerçek olduğunu bile bile... Tek o değildir unutan, sen
    de unutursun, şimdi zor gelir biliyorum, bir kasabın kancasına taktığı koyun
    gibi YÜZÜLÜRSÜN! Unutursun gülüm unutursun! Önce bir oyun havası bile acı
    bir hüzzam şarkısı gibi gelir kulağına, her söylenen söz bir küfür, her
    teselli bir tokat olur suratına vurulan! Ay Ağustos bile olsa, dışarıda kara
    kış vardır, fırtına ve kapkara bulutlar... Şimdi zor gelir biliyorum,
    titrersin iliklerine kadar, karların üzerine düşmüş minik bir serçe gibi
    ÜŞÜRSÜN! Gözlerin artık cep telefonunun ekranında odaklanmıyorsa, her çalan
    kapı ziline yüreğin hoplayarak koşmaktan vazgeçiyorsan, boş bir kağıdı
    karalayıp şiir yazma heveslerinden kopuyorsan sonun başlangıcındasındır ve
    ilk adımların olacaktır bunlar nankörlüğüne!!! Bilirim hiç bir teselli fayda
    etmez şu an sana, her söylenen söz sadece bir harf yığınıdır aslında.
    Unutursun, şimdi zor gelir biliyorum. Korkarsın kendi benliğinden, bir
    köşede iki büklüm olur BÜZÜLÜRSÜN! Her başlangıç bir sonu getirir
    beraberinde ve her son parçasıdır bir başlangıcın. Demiştim sana kolaydır
    unutmak, küçük bir esinti söker alır hayalini hafızandan. Vazgeçersin karşı
    koymaktan doğanın kuralına. Küstah olan zamanın aslında tesirini geç
    gösteren acı bir ilaç olduğunu anlarsın. Haydi şimdi sıra başka bir
    başlangıçta, bir kısır döngüdür bu, bir gölge oyunu, nasıl ki her başlangıç
    bir \"son\"a bağlıysa her son da bir başlangıcın önünde ki halkadır.
    Tesellilere ihtiyaç duymaz, cep telefonunu kapatır Ağustos\`un bir yaz ayı
    olduğunu anlarsın. Alışırsın canım alışırsın, ne kadar kolay olduğunu
    unutmanın anlarsın; ve aslında bir hiç uğruna, boşuna boşuna akıttığın
    yaşlarınla yıkadığın yanaklarına acır, ÜZÜLÜRSÜN!

    sponsorlu bağlantılar

      Konuyu Beğendin mi?

  2. KENDİ GERÇEĞİNİ YOK SAYMAK ÜSTÜNE


    Yeni bir şey yaratmak. Zaman yaratmak ya da mekan, yeni insanlar. Umut
    yaratmak. Bugün sanki her şey güzel. Ve sanki bu dünyanın en garip
    duygusu.

    Aynada kendime bakıyorum. Yadsıyorum orada gördüğüm şeyi. Ya ruhum
    bedenime
    uymuyor ya bedenim ruhuma. Garip işte bu, gerçekten garip;
    hissetmiyorum
    galiba.

    Hiçbir şey anlamıyorum hiçbir şey görmüyorum.Yapmak istediklerini
    yapıyorlar
    sanki bana. Engellemiyorum.

    Aslında çok şey düşünüyorum. Bu ya korkaklık ya hayatı anlama. Çünkü
    eylemsiz ve yalnızım. Bir başka zamana kalıyor her şey hep. Zaman mekan
    oluyor sanki. Ben bir başka boyuta geçiyorum. Hep duruyor, bekliyor hiç
    gitmiyor sanki zaman.

    Takvim yapraklarının değişmediğini düşünüyorum. Hergün yeni bir
    gökyüzünün
    kararıp aydınlanmadığını. Aynı gökyüzünün ışık oyunları oynadığını
    bize.
    Bizimle dalga geçtiğini.

    Hep bir başkasını düşlüyor bir başkasını seviyorum. Aslında hayal
    kuruyorum
    ben.

    Yaşamıyorum. Kendi gerçeğini yok saymak üstüne çevirebileceğim binlerce
    geyikten biri bu. Bir başka hayat düşleyip onu yaşamak ve gerçeği yok
    saymak. Düşün "gerçek" düşmanı olduğunu olduğunu bilen kaç kişidir
    acaba?

    Gezdiğimiz sokakların yaşadığımız bu şehrin başkalarına ait olduğunu
    bilmek.
    Eski zamanların ruhunu yok etmeye çalışmak. Yaşamımızın şimdiki anlamı
    bu.
    Hayatta bu kadar kolay erişilebilinecek bir şey var mı acaba yoketmek dışında

    Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz. Bize ait olmayan bizim dışımızda kalan
    bir şeyi yaşayarak daha ne kadar devam ederiz, kimbilir?

    Kendi içimizdeki denizler, o denizleri aydınlatan fenerler ve çağımızın
    birkaç garip söylemi.

    Yabancı kelimelerle çevrili hayatımızda neyi tam olarak 'bizim' kılıyoruz acaba? Beklediğimiz başka hayatların dışında belki de inanmayıp da
    benimsemek zorunda kaldığımız öteki taraf.

    Birçoğumuz onu bekleyecek kadar sabırlı değiliz haklı olarak. O kadar
    uzun zaman beklemek yerine burada yaşamak istiyoruz hakettiğimizi.

    Ama daha güzel ve çekici olarak. Daha akıllı, daha mutlu. Her şeyin
    dahasını isteyerek.
    Tek bir amaca yönelik hayatlar sürüyoruz.
    Para bütün tarihimizi satın alıyor bir anda.

    Para lüks otomobillere dünüşüyor, çok katlı evlere. Ağaçsızlığa,
    kedisizliğe... Robotlaşarak yaşıyoruz kendi mahpushanemizde.
    Daha iyi bir eğitim değil, daha çok para kazandıracak daha iyi bir eğitim arıyoruz.

    Daha iyi bir araba değil,daha çok prestij kazandıracak daha pahalı bir
    araba arıyoruz. Kimliksiziz. Satın aldıklarımızla bir kimlik ediniyoruz.

    Sahip olduğumuzu sanarak unutuyoruz acımızı. Varolmanın acısını, zamanı.

    Zamanı unutturuyoruz kendimize; olmak isteyip de olamadıklarımızı.
    Rolümüz çocuğu oynamak. Tanrının oyuncaklarıyız biz. Çocuk oyuncaklar.

    Hep olmak, hep yapmak isterken tek sahip olduğumuz sahip olmaya çalışmak.
    Her şeyin dahasını isteyerek. Küçük çocuklar gibi tutturarak. Ben onun
    hayatını istiyorum! Bu vitrindeki hayat benim olmalı!
    Oysa ki vitrinlere yansıyan suretimizi es geçiyoruz.

    Bu biziz işte neden anlamıyoruz.

  3. BENİM HİÇ SENİM OLMAMIŞ GİBİ!


    Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık,
    sadece olmayacaksın.
    Sensiz kalma ihtimali olmayacak
    aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
    Belki birkaç
    satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.
    İçimden olmayacak,
    boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
    Hani hep kızardın ya "Konuş konuş konuş" derdin,
    haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.
    Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı,
    artık sahiplenilmeyecek olmanın
    burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin,
    susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa ...?

    Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin,
    dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı.
    Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim.
    Var olduğum her yer aşkın şehri olmalı artık,
    yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer,
    zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için.
    Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni
    yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan
    her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına.
    Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı,
    yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.
    Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.
    Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı
    hatta sana hak verebilmeliyim.
    Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni
    ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için.
    Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış,
    sanki bizi hiç yaşamamışız,
    sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış
    ve sonra yarım bırakmışız gibi.

    Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti,
    Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
    Sanki benim hiç senim olmamış gibi...

  4. Dayanılır gibi,değil artık,
    Geride bırakılanlar.

    Ne sevgiler kaldı,
    Ne de aşklar.

    Nede kıyısında unuttuğumuz,ıskalanmış bir yaşam.

    Beklemekle geçer mi,bir ömür,
    Yeni başlangıçlara sığınmak,
    Aldatmak geçmişi,
    Hayallerin hatırı için.

  5. Beni hiç sevmedin mi sen?


    Beni dikenli aşk bahçelerinin
    Umutsuz yarınlarına terk ettin sen.
    Ve yağmurlar yağdırdın üzerime
    Beni hiç sevmedin mi sen?

    Korkma benden!
    Ne yarınlarına çıkarım
    Ne telefonlarına
    Benden korkma!
    Ben hiç yokmuşçasına beklerim
    Sokak köşelerinde.
    Gözünün gördüğü hiç bir yerde olmam
    Korkma!

    Senden kopacağım artık
    Sensizliğin rıhtımında
    Dalgalarıyla boğuşacağım yalnızlığımın
    Sensiz yaşayacağım bu koskoca alemde
    Bir daha hayal edilemeyecek aşkının
    Umuduyla kavrulacağım.

    Senden beni alacağım
    Benden seni söküp aldığın gibi
    Yerime yaşanmamış mutluluklar bırakacağım.
    Hatırlamayacaksın bile gözlerimi
    Ne yağmurlarımda ıslanacak
    Ne de güneşimle ısınacaksın
    Söz veriyorum hayatından çıkacağım
    Ağlatmayacağım artık seni

    Benden artık korkma!
    Ben kaybolacağım
    O kahverengi derinliklerinde gözlerinin
    Yaşamaksa eğer bu yaşayacağım
    Gün 24 saat ve ben hep uzaklarda kalacağım
    Sabırsızca toprağa düşmek isteyen ilk cemre misali,
    Sensizliğin kuytusunda azaplar içinde ölümü bekleyeceğim.

    Hiç bir şey yerini tutamayacak inan bana
    Ve ben hep bunun ezikliğiyle yaşayacağım.
    Seni sevdiğim için özür dilerim
    Yaşattığım acılar ve gözyaşları için
    Ama bir kez daha olsaydı yine severdim

    Şimdi gitmeliyim artık
    Beni bekleyen tatmadığım hüzünler var
    Yazılmamış şiirler
    Anımsanacak güzel hatıralarımız var

    Sana kimler dokunacak
    Kimler öpecek düşünmek bile istemiyorum
    Beni en çok yaralayan bu zaten

    Umarım mutlu olursun
    Sana söylemek istediğim son bir şey var
    Seni daima sevdim bunu sakın unutma

  6. 2006-11-23
    BİR TEK SENİ UNUTAMAM

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum.. Üşüyorum..
    Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava.
    Sen yoksan, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında.
    Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil.
    Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten..
    Daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil.
    Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların.
    Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın.
    Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin?
    Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik.
    Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi.
    Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne..

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü.. Yokluğunu yürüyorum sokaklarda.
    Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni.
    Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek..
    Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.
    Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen, bu bekleme işkencesi bitsin diye.. Bu yokluk hissi öldürecek beni..

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor, kanat seslerini duy.
    Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü, ah bir dokunsam sana..

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak.
    Ben o gönlü genişlerden değilim..
    Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni, o zaman yanımda da olmalısın..
    Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum.
    Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı.
    Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece..
    Zaman geçer, her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama..

    BİR TEK SENİ UNUTAMAM..


  7. 2006-11-23
    UNUTMAK KOLAY

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Unuttum adını,her kelimesini unuttum
    Dalga dalga savrulan saçlarını unuttum
    Kömür karası yaşlı gözlerini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Yağmur altında gezdiğimiz sahilleri unuttum ben
    Bana ilk seni seviyorum dediğin
    O çay bahçesini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Elini ilk tuttuğumda
    Yüzündeki o masumluğu unuttum ben
    Sarıldığımda ise
    Başımı döndüren gül kokulu,kokunu unuttum ben

    Unutmak kolaymış be bitanem
    O yüzündeki gülüş,içindeki sıcaklık
    Seni özlüyorum dediğinde
    Gözünden akan iki damla yaş
    Ve seni öptüğümde içinde kaybolduğum yıldızlar

    Bütün bunları unutmak
    O kadar kolaymış ki bi tanem
    O kadar kolaymış ki
    hepsini unuttum
    <!-- / message -->

  8. 2006-11-25
    BENI UNUTMA

    Bir gun gelirde unuturmus insan
    En sevdigi hatiralari bile
    Bari sen her gece yorgun sesiyle
    Saat on ikiyi vurdugu zaman
    Beni unutma
    Cunku ben her gece o saatlerde
    Seni yasar ve seni dusunurum
    Hayal icinde perisan yururum
    Sen de karanligin sustugu yerde
    Beni unutma
    O saatlerde serpilir gulusun
    Bir avuc su gibi icime, ey yar
    Senin de basinda o cilgin ruzgar
    Deli deli esiverirse bir gun
    Beni unutma
    Ben ayagimda carik, elimde asa
    Senin icin su yollara dusmusum
    Senelerce sonra sana donusum
    Bir mahser gunune de raslasa
    Beni unutma
    Hala duruyorsa yesil elbisen
    Onbir gun benim icin giy
    Saksidaki penbe karanfilde cig
    Ve bahcende yorgun bir kus gorursen
    Beni unutma
    Buyuk acilara tutustugum gun
    Cok uzaklarda da olsan yine gel
    Bu olurcesine sevdigine gel
    Ne olur Tanriya kavustugum gun
    Beni unutma


  9. YÜREĞİNİN BİR KÖŞESİNDE BANA ÖLECEKSİN

    Biliyorum hiçbirzaman affetmeyeceksin beni..
    Her karşılaştığımızda bana nefretle bakacaksın,
    Sana yaptıklarımı hatırlayıp benden bir kez daha nefret edeceksin...
    Yemin edeceksin her aklına geldiğimde
    Beni unutmaya,resimlerimizi yırtıp atmaya!
    Am biliyorum ki olmayacak,yapamayacaksın
    Nefretin bazen ağır bassa da
    Öfkenin şiddeti yaş olup aksa da gözlerinden
    Benim ömrün boyunca seveceksin..
    Bir gün bir başkası alsa da yerimi,
    Hiçbirşey eskisi gibi olamayacak...
    Benim acı çektiğim,pişmanlık duyduğum her an
    Sende yüreğinin bir köşesinde bana öleceksin...
    Aklar düşsede o ipek saçlarına,
    Göreceksin ki ben yine aynı insan,aynı meyhanede kaderime içeceğim...
    Sen duyacaksın,göreceksin halimi
    Geçmiş gelecek aklına ama dönmeyeceksin,
    Anlatacaksın herkese sana yaptıklarımı,
    Benden ne kadar nefret ettiğini her fırsatta söyleyeceksin herkese!
    Ama sen ne dersen de ömrün boyunca her zaman
    Yüreğinin bir köşesinde bana ölmeye devam edeceksin...

  10. SENİ BENDE UNUTTUN!

    Bir akşamüstü bir rüzgâr yapıştı belime, içtik beraber.
    Sarhoşluk daha çok acıtır dedi, gözleri yaşararak.
    Önce inanmadım.
    Sonra kudurdu, kudurdu.
    Başım döndü, bağırdım...

    Sen, giderken gülüm, izlerini silmeyi unuttun.
    Sen, giderken bitanem, bende bıraktıklarını almayı unuttun.
    Sen, giderken aşkım, "sen hâlâ bendeydin."

    Çalan bir müzik parçasının sözlerinde unuttun kendini.
    Bir ağustos akşamında unuttun beni ve seni.
    Süzülen damlaların sıcaklığında,
    Sensiz bir gecenin sabahındaki hıçkırıklarda unuttun seni.
    Terasda içilen bir bardak çayda
    ya da bir bardak birada unuttun.

    Bir mangal ateşinin sonrasında, yanmış közlerde unuttun.
    Beyoğlu'nun o güzel sokaklarında,
    O ıssız kalabalıkda unuttun kendini.
    Söylenen yalanlarda, 'iyi ki varsın'larda unuttun seni ve beni.
    Geceleri baktığımız o yıldızlarda unuttun bizi.

    Bir daha birlikde çıkamayacağımız Yeniköydeki
    çay bahcesinde, Papatya'da unuttun bizi.
    Adını bir türlü koyamadığın
    gelecekdeki güzel günlerimizde unuttun.
    Beraber yakılan sigaralarda unuttun bizi.
    Sen giderken bitanem,
    SENİ BENDE UNUTTUN !!!

  11. 2006-12-01
    unutmayacaksın arkadaş
    ilk aşkını,ilk öpücüğü
    ilk terk edilişini,ilk gözyaşını
    unutmayacaksın ki tekrar yapasın.
    Aşık olacaksın bir kez daha nasıldı diye sormamak için,
    Öpeceksin tekrar,öyle öpülebilmek için,
    Ağlayacaksın arkadaş,
    Bir daha unutmamak için...


  12. 2006-12-02
    NOKTA NOKTAM
    Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
    Beni anlatmış sana ve sen ona
    "Unuttum artık onu" demişsin.
    Hem bu sözü gülerek,
    Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
    Unutamazsın Nokta Noktam
    Unutamazsın!
    Çünkü; unutmak için
    önce unutulmak gerek
    Oyasa ki sen,
    Hala bende esen,
    Eski kavak yelisin.
    Unutamazsın...
    Kan değil, tüküremezsin,
    Ruj değil, silemezsin
    Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
    İki heceli erkek adımı
    Unutamazsın Nokta Noktam
    Unutamazsın!
    Seninle biz, halâ bir kabukta
    İki badem içi gibiyiz.
    Baharsın; kokacaksın
    Güneşsin; yakacaksın.
    Sabah yatağım kadar rüyâ dolu
    Sabah yatağım kadar sıcaksın
    Unutamam
    Unutamazsın!
    Şimdilik bu kadar.
    Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
    Darılma bana, gücenme sakın
    Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
    Binlerce selam sana.

    Bahar başladı nokta noktam
    Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
    Aylar var ki sana tek satır yazamadım
    Oysa ki şimdi mevsim bahar
    Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
    Artık yazmalıyım.
    Takvime baktım bu sabah,
    ayrılalı beş ay olmuş.
    Düşün ki Nokta Noktam
    Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
    Bunca uzun ayrılıksa;
    İnan bana Nokta Noktam
    İnsanı, herşeye küskün eder.
    İnan bana... Dargınlığım herkese
    Ve tek hasretim sana
    Düşünüyorum...
    Aşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
    Bu yolun sağında yükselen
    Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
    Bahçesinde iri yedi veren,
    kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
    Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
    Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
    Baş örtüsüz annen.
    Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
    Her akşam bir yerine iki içerdi.
    Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
    bahar dişidir doğurur" derdi.
    Bahar başladı Nokta Noktam.
    Ankara'da bahar,
    Gönül ufkunda yağmur bulutları
    Cennet olsa artik sevmiyorum
    Sevmiyorum sensiz baharı...

    Sen; ey yirmidört baharın en güzel süsü!
    Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
    Sen; ey ilk yaz akşamları kadar güzel çocuk!
    Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
    Ölümsüz bir yolculuk yaratan
    Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
    Boylu boyunca gönlümde yatan
    Sen; ey herşeyim olan herşey!
    Son mektubunda söz verdin
    Tut diyorsun, unuttum
    Unut diyorsun, unutmak mı???
    Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
    Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
    Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
    Sen; ey herşeyim olan herşey!

    Bu gece Yılbaşı...
    Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
    Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
    Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
    Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
    Bu gece yılbaşı.
    Bilirsin ki Nokta Noktam
    Yılbaşında hesaplanır
    Çoğu zaman insanların yaşı.
    Bu gece yılbaşı...
    Tokmaklarında yirmi dört hece
    Eğilip üstüme sessizce
    Şehrin kule saati
    Bilir misin Nokta Noktam?
    Bilir misin, bilir misin ne dedi?
    "Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
    Ve bir el saçlarımdan tutarak
    Kalbimi sana kadar sürükledi.
    Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
    Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta.
    Ne de kıvrak bu vals havası
    Başladı yine gönlümün
    On yıl evvel ki kanaması
    Ne günlerdi o günler cancağızım
    Ne günlerdi...
    Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
    Başı duman duman bir kız.
    Ben, yirmi üstünde
    Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
    Öylesiye bir şair, öylesiye bir delikanlı.
    Ne çabuk geçti zaman.
    Hey gidi Dünya hey...
    Bu gece yılbaşı
    Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
    Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
    Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
    Bartın'da bahar.
    Elimle yapmışım
    "asma köprüsünden" Kocanaz deresi
    Sağda, orta okul
    Okulda, çocukların sesi.
    "Çakır beylerin" elma bahcesi.
    Derede kayık, dümende ben.
    Küreklerde sen.
    Hava berrak, hava ılık
    Hava temiz
    Ve sularda sarmaşan gölgemiz
    Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
    Çalınan Tuna dalgaları değil artık
    komşu plâkta.
    Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
    Dışarıda kar yağıyor.
    Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
    Küllenmiş bir mangal gibi
    Eski hatıralar...


    Rıza Polat AKKOYUNLU

  13. .........

    Sen beni unutmaya çalıştığın bir sırada
    Ben hayalini canlı tutmak için resmine baktım
    Şarkılarda sen vardın şiirde her mısrada
    İç diye aşk iksirini sana uzattım,insafsız

    Sen oyun havalarında
    En kıvrak figürlerini sergilerken
    Kendinden geçmişçesine
    Ben ney sesiyle ağladım,kalpsiz

    Sen zevkinden şampanyalar patlatırken
    Ben içinde cam kırığı olanları ilaç niyetine içtim
    Kahkahaların kulakları çınlatırken
    Ben göz yaşlarımı içime akıttım,vicdansız

    Sen zaman öldürmeye çalışırken
    Zaman beni öldürdü zamansız
    Sen dört mevsimi de bahar yaşarken
    Ben dördünde kış yaşadım,gamsız

    Çizemedim ayrılığın resmini kırıldı fırçam
    Ben sanırdım ikimiz bir beden bir can
    Sen sevda kuşlarını gül bahçelerine salarken
    Ben geceleri yarasalar uçurdum,kitapsız

  14. 2006-12-08
    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben!

    Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime...
    Hiç kaybetmediğimden değil birini...
    Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret...
    Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar... Bir daha asla
    dolduramadım.
    Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
    Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım
    durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.


    Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler....
    Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
    Acısız olmuyordu ki hayat!
    Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!



    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne...
    Mutlu bir çocuktum ben!
    Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun; kuyruğuna
    tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın...
    Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.



    Sancılıydı ilk gençlik!
    Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
    Ah, nerdesiniz 17'lik dertlerim!



    On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
    Artık sadece, tartışıyoruz.



    Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin...
    Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu
    da silmeyi, asla!
    İyi ki hatırlıyorum!



    Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar,
    doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım... Paylaştıklarımız kadar
    değerliydiler.
    Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
    İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz
    yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile
    affedebilirim.

    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Şanslı biriyim ben!
    Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
    Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
    Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!



    Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama,
    çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin
    yanındayım.
    Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
    Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak...



    Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan...
    Ben de toy girip, olgun çıktım içinden....
    Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek!



    Sadece,
    Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!

  15. 2006-12-11
    Unutursun Mihriban'ım

    Oğlun kızın olsun hele
    Unutursun Mihriban'ım

    Zaman erir kelep kelep
    Meyva dalında kalmaz hep
    Unutturur bir çok sebep
    Unutursun Mihriban'ım

    Yıllar sineye yaslanır
    Hatıraların paslanır
    Bu deli gönlün uslanır
    Unutursun Mihriban'ım

    Süt emerdin gündüz gece
    Unuttun ya büyüyünce
    Ha işte tıpkı öylece
    Unutursun Mihriban'ım

    Gün geçer azalır sevgi
    Değişir her şeyin rengi
    Bugün değil yarın belki
    Unutursun Mihriban'ım

    Düzen böyle bu gemide
    Eskiler yiter yenide
    Beni değil, sen seni de
    Unutursun Mihriban'ım

  16. 2006-12-17
    beni unutma..






    Beni unutma…

    Birgün gelirde unuturmuş insan
    En sevdiği hatıraları bile
    Bari sen her gece yorgun sesiyle
    Saat on ikiyi vurduğu zaman…
    Beni beni unutma, beni unutma

    Çünkü ben her gece o saatlerde
    Seni yaşar ve seni düşünürüm
    Hayal içinde perişan yürürüm
    Sende karanlığın sustuğu yerde
    Beni beni unutma, beni unutma…


    O saatlerde serpilir gülüşün bir avuç su misali içime ey yar…
    Seninde başında o çılgın rüzgar deli deli esiverirse birgün
    Beni unutma….
    Ben ayağımda çarık elimde asa
    Senin için şu yollara düşmüşüm
    Senelerce sonra sana dönüşüm bir mahşer gününe de rastlasa
    Beni unutma…
    Hala duruyorsa yeşil elbisen
    Onu birgün yalnız benim için giy
    Saksında pembe karanfilde çiği
    Bahçende yorgun bir kuş görürsen
    Beni unutma…
    Büyük acılarla tutuştuğum gün
    Çok uzaklarda olsan da yine gel
    Bu ölürcesine sevdiğine gel
    Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
    Beni unutma, beni unutma


    <!-- / message --><!-- sig -->

  17. DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM

    Gökyüzü zifiri karanlıkken,pembe bir dünyada elele bu sevdanın içindeydik senle…
    Ve birlikte sonsuz olmaktı temennimiz.
    Çocuksu düşlerimiz vardı,sadece ikimizin olduğu…
    Zamanda uzun,yaşamda kısa olan bu aşkta;
    En güzel sevinçleri,en güzel anıları paylaştık,sevdaya dair çok şey öğrendik. Sevmeyi,gülmeyi ve terk etmeyi öğrettin bana,yaşamın sevince anlam taşıdığını gösterdin…

    Sevdim seni !
    Can verip yollara düşecek kadar,
    Kimsenin gücü yetmeyeceği kadar sevdim.

    Uykularımızı paylaştık seninle,bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık.
    Aşkımız için zamansız sevdik birbirimizi,umarsız,çıkarsız,yalansız…
    Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık,
    Ayrılıklarımızı yaşanmamış saydık,
    Öyle ki hep birlikte olmalıydık.
    Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile…

    Sonra ayırdılar bizi;
    Kimseler düşünmedi ! seni,beni,sevgimizi.
    Sensiz hayat yoktu.
    Söz vermiştim sana,sevdama söz…
    Yaşayamazdım…bu sevdayı içime gömüp,seni bırakamazdım.
    Aldırış etmedim kimseye ayrılmadım senden.
    Sonra sen istemedin beni,sevdamın taşıyamayacağı sözler söyledin,bu aşkı hançerledin…sevdiğim ne yapar bile demedin,ama ben bıkmadım…

    Şimdi ise ayrılığımızın en karasında kara sevda oldu sevdam.
    Sen belki unuttun,ama ben unutmadım,unutamadım.
    Yeniden başlamak için çok çabaladım,olmadı,nafile…
    Sadece DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM…

    Şimdi sen yaşıyorsun,beni öldürdün,yüreğinde bana ait bir iz bile yok.
    Hatırla söz vermiştik sevdamıza,yaşadıkça bu aşkla beraber olacağımıza…
    Yalanmış oysa…gittin hayatımdan ama sevdan hep benimle.
    Bir gün üstümde çimenler bittiğinde bile sevdan yaşıyor olacak.
    Beni umut kurşunuyla vurdun ! ama onu öldüremezsin…
    Çünkü;sevdaya kurşun işlemez gülüm

  18. 2006-12-19
    Yüreğime iyilik yağmurları yağdırmayalı öyle çok zaman geçti ki...
    Herbir hücreme dolan pırıltıdan ibaret yaşamak.. Sadece bir pırıltı..
    Varlığınla parlayan,yokluğunda acıtan..
    Kelepçelenmiş dudaklarına sahte gülücükler,ne yapsam boş. Oysa ben öyle çok uğraşmıştımki demir almamak için limanından,öyle çok yutkunmuştumki...
    Boğazıma dolandı sevgime dair ne varsa. Kirpiklerime saklandı gözyaşlarım,bilme diye...
    Oysa iki adım ötemizde değilmiydi mutluluk.Uzansak tutmayacakmıydık..
    Kim korkuttu senin ellerini böyle,yoksa kaçtığın benmiyim..
    Aylarca hasrete gebe bekledim durdum sensiz bu sessiz şehirde..
    Ne gözlerim kalktı yerden gün ışığına,ne ellerimi açtım ezan çığlıklarında..
    Bir kaç çoçuk gülüşüne baktım sırf sana benziyor diye.. Bir tek onlarınki saftı senin gibi,bir tek onlarınki sahici..
    Ve bir kez bile aklımdan geçirmedim "o gitti,dönmeyecek!" demeyi.. Bir kez bile anlatmadım vapur düdüklerine gecelerce seni burda bekleyip hıçkırıklarımla dön diye denize yalvardığımı..
    Oysa benim öğrenecek daha ne çok şeyim vardı,ne çok..
    Her gün yeni bir gün ümidiyle başladım hep,gün sonunda bana kalan yokluğunun tortuları oldu..
    Sustum..
    İçimde fırtınalar koptu ben hep sustum..
    Gitmene dair söyleyecek ne çok şeyim vardı ah bir dinleseydin..
    Gitme diyecektim,bağırdım.. Ama sen çoktan gitmiştin..
    Seviyorum diyecektim gurursuzca,yalvaracaktım belki,ağlayacaktım..
    Ama ellerim sen görme diye gözyaşlarımı silmekle meşguldu,sevmiyorum dedin çektin gittin..
    Sonra sert rüzgarlar ardı ardına esip dağıttı gidişinle darmadağın benliğimi..
    Gücüm yetmedi itiraz etmeye,yoktu artık sebebim..
    Giden gitmişti,unutulan unutmuş..
    Yıllar geçti sonra aynalara küs yıllar..
    Gittiğin aylar sonra zonk etmişti beynime.. Çok geç kalmıştım ben hayata çok geç..
    Bu sefer aynalar küstü bana.. Tanımadığım biri karşımda..
    Şakaklarına kar yağmış,yüreği büzüşmüş hasretinden..
    İçimde kaldı koskocaman çocuksu hayallerim. Binbir parça pazzılı yapmaya çalışan 3 aylık bebekten farksızdım yokluğunda..
    Sonra hayat yoksunluğumdan istifade edip unutturdu bana senle ilgili ne var(yok)sa..
    Unuttum dedim adına boyumdan büyük acıların..
    Unutmadım ben hiç oysa..

  19. UNUTMAK DİYE BİŞEY YOKTUR!!!!

    unutmak diye bişi yoktur
    sevgini en derine saklarsın
    sevdiğini görene kadar sevgini kalbinin
    en yüksek rafına kaldırırsın
    ama asla unutmazsın
    seversin,özlersin,beklersin
    ama unutmazsın
    çünkü unutmak diye birşey yoktur

    gitmiştir giden
    sen ise sadece arkasından baka kalmışsındır
    çok sevmişsindir
    sevgini kalbine gömmüşsündür
    ama asla unutmamışsındır
    çünkü unutmak diye birşey yoktur

    adını anmazsın
    sadece unutmuş gibi yaparsın
    gittiği sokağa adım atmazsın
    onun gelmesini beklersin kendi sokağına
    gelmezsede seni aramaz sormazsada
    unuttum dersin acı çekmemek için
    oysa acın çogalır ama
    aslında
    UNUTMAK DİYE BİŞEY YOKTUR

  20. UNUTTUM SENİ

    YÜREĞİME TAŞ BASIP

    GİDECEĞİM BURALARDAN

    GÖZLERİMDEN YAŞLARI SİLİP

    HAYATA YENİ BİR ADIM ATACAGIM

    SULARIN DERİNLİKLERİNE ALDIRMADAN

    KOŞMAYA BAŞLAYACAĞIM

    O ZAMAN UNUTTUM SENİ DİYİP

    DERİN BİR NEFES ALACAĞIM

    MUTLU OLURSUN BELKİ

    BELKİDE ÇOK ÜZÜLÜR

    KAFANI TAŞLARA VURURSUN

    O ZAMAN UNUTTUM SENİ DİYİP

    GİDECEĞİM BURALARDAN

    SANA KİM YARDIM EDER

    KİM AYAKTA DURAMANI SAĞLAR

    BİLEMİYORUM!

    BENİ İSTEMİYORDUN ŞİMDİ

    SEN SENİ İSTEYEN BİRİNİ BUL

    BELKİ BENİM KADAR SEVMEZ SENİ AMA

    ŞUNU SÖYLEBİLİRİM SANA

    SEN SENİ BENİM KADAR SEVENİ ASLA

    AMA ASLA BULAMAZSIN

    ŞUNUDA UNUTMAKİ UNUTTUM SENİ

  21. 2006-12-27
    Hiç unutmadım ki...
    hatırlar mısın?
    gözlerine her daldığımda
    bir damla düşerdi gökyüzünden
    bir damla daha.
    yağmur yağardı seninle olduğum zamanlarda
    sen gözlerini esirgedin benden
    artık damla düşmüyor toprağa
    yağmıyor yağmur
    topraklar çorak kaldı
    yüreğim gibi.

    Hatırlar mısın?
    dudaklarımız buluştuğunda
    titrerdi bedenimiz
    anlam veremediğimiz bir heyecan
    bir kıpırtı olurdu yüreğimizde
    şimdi ise dudakların yok
    heyecanları kaybettim
    sensiz günlerde bilmem ki nerde..
    yüreğim eskisi gibi kıpırdayamıyor.
    Dudaklarım eskisi gibi yanmıyor.
    hiçbirşey eskisi gibi değilki..

    hatırlar mısın?
    beni gördüğünde
    ne kadar sevindiğini
    heyecanla kapıya koştuğunu
    kapıyı actığında
    boynuma atlayıp hoşgeldin dediğini.
    hatırla mısın
    benimle geçirdiğin zamanlardaki
    heyecanını..

    ben mi?
    ben hiç unutmadımki..
    ne sahildeki yürüyüşümüzü
    ne sana çiçek aldığımda astığın suratını
    ne seni seviyorum kelimelerimin karşlıksız kaldığını.
    Unutmak istediğim tek şey senin senin...
    seninle olan hiçbirşeyi unutamamki..
    boş laf benimki...

  22. Bırakıp Gidiyorum

    Seni bırakıp,
    Şen gülüşünle loş odalarda
    İçimde hüzünle, içimde ah’la
    Alıp yalnızlığı koynuma
    gidiyorum.

    Ne sevdin beni, ne anladın
    Gülüşünle vurup, yaraladın
    Üzülüp kendim, kendime
    Bırakıp seni zalimliğinle
    gidiyorum.

  23. 2007-01-07

    UNUT BENİ CAN


    Bu kaçıncı gece
    hasretinle yandığım
    Kaçıncı gece
    yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla?
    Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla
    Bosnalı kadınlar duydu feryadımı.
    Sen, sen duymadın mı can?

    Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak?
    Benden uzak o iklimlerin,
    Benden uzak o şehrin,
    Kahrolası o kalabalıkların
    Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana,
    Benim kadar hasret çekti mi
    Kahrolası o şehrin semaları,
    Benim kadar yandı mı?
    Ne vardı can?
    Ne vardı uzak iklimlerde açacak?

    Ne vardı
    Kendimizi bu kadar kahredecek?
    Kara trenler umut olmamalıydı,
    uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar.
    Dünya, bir tek nokta olmalıydı can...
    Bir tek noktada doğmalıydık.
    Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar,
    Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim,
    Sen, hep hasret şiirleri okumamalı.
    Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda
    Geceler boyu hergün
    göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.

    Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu
    Boğuyor karanlıklar can...
    Mesafeler kurşun oldu amansız,
    Feryadıma şahit oldu yıldızlar
    Can... Can...
    Hasretin ağır bir yük omuzlarımda.
    Ben çekmekten usandım,
    sen usanmadın mı?

    Bildim, bitmeyecek bu hasret!
    Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz.
    Hangimiz gelsek diğerinin yanına,
    Kuruyup, kaybolacağız.
    Ben, kıraç topraklara döndüm can,
    Ben, kurumuş dereler gibiyim.
    Issız mağaralarda kaldı umudum.
    Belli bu sevda kahredecek bizi,
    Unut be can...

    Unut bu sonu gelmez sevdamızı...
    bırak yeni güneşler doğsun semalarında
    bulutlar gizlemesin yıldızlarını
    yeniden başlasın herşey
    yeniden doğ bensiz şafaklarda.
    Unut can,
    unut senin için yazdığım sevda şiirlerini.
    De ki; bir rüya idi bitti.
    De ki; bir hayaldi,
    solgun aynalarda yansıyan.
    De ki; bir romandı,
    sonu koskoca bir hiçle biten.
    Unut beni can,
    Unut vakit varken...

    Bırak hasretin bana kalsın.
    Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm.
    Ben yine her gece
    saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda.
    Gözlerimde takılı kalsın hayalin.
    Sen unut can,
    sen unut!
    Kahredersem,
    Milyon kere kahrolayım!

  24. Gücüm kalmıyor sevgili.. Tükeniyorum.. Tüketiyorsun.. Ben seninle olmak istedikçe sen beni itiyorsun.. Seninle dolu içimi görmüyor ya da görmek istemiyorsun... Sana her yeni gün bir adım daha yaklaşmaya çalıştıkça sen üç adım geri kaçıyorsun... Görmeyi istemediğin yürek öylesine seninle doldu ki acıyor artık. Söylediğin her söz, biraz daha dağlıyor yüreğimi.. "Seni seviyorum" diye haykırmak istedikçe dünyaya susturuyorsun, kapatıyorsun ağzımı. Ama kaybediyorsun sevgili, aslında uzaklaşan kendin sanırken, beni itiyor kendinden uzaklaştırıyorsun... Başka sevdalara yönelmek istemedikçe, buna beni zorluyorsun. Korkuyorum bir gün seni sevmekten vazgeçerim diye...

    Gidecek misin diye sorma bana!
    Gönderen sensin. Ne ayrılmayı istedim senden, nede terk etmeyi seni.
    Nede bu yürekler dolusu aşka böylesine zamansız veda etmeyi.
    Senin kadar öfkeliyim bende, senin kadar endişeli..
    Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana ama inandıramadım seni.
    Sen sorgularken beni kafanda, ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana. Oysa sen hep susmanın koynunda.
    O dünya ki;bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasılda güzeldi�
    Zaten sen varsın diye her şey güzeldi ama sen buna da inanmadın�
    Ah bu sorular.. Yaşamak varken sevdayı delice niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben "aşk" dedikçe Sen "dur" dedin.
    Ben "seninleyim" dedikçe Sen "hayır" dedin.
    Zaten az konuşan sen, olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben hiçbir şey diyemedim..
    Ne kadar zarar vermişim sana meğer.. nasıl değiştirmişim seni.. oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istememiştim. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek değildi amacım. Ama öyle oldu işte..

    Demek ki gitmelerin zamanı şimdi..

    "Rahat değilim" diyordun ya, rahat ol artık gülüşlerini saklamak için bir nedende kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.. Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevgiyi başka kimliklerde taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşlerini yalancı yüzlerde ararım. Senide götürüyorum yüreğimde. Yokluğunu taşımayı da bilirim ben.

    Bulup bulup kaybettim seni!!! Ne yazık ki tozduman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

    Güncelleme : 2007-01-12
  25. Hep, yorumlar üzerine yapıcı çalışmalar. Tekrar üzerine tekrar. Yok olmaya yüz tutmuş bir çiçeği, dik dursun diye boynunu iple bağlamak. İşte bunların hepsi, unutulmuş, alışkın sevgiler. Oysa çoktan ölmüş, beni gömün diye haykıran bedenlerin sevgileri. Yaşamak için hiç bir çocuksu yüzü kalmamış, tüketilmiş sevgiler bahsettiğim. İki kişiden çıkıp, birçok kişiye yansımış, yansımaması gereken kayıp sevgiler. Uzun zamanlar ve düşüncelerden sonra yaratılmış, içinden gelen seni seviyorumları yok eden, unutulmuş sevgiler...

    Etrafınıza bakın, ne görüyorsunuz? Yorgun insanlar, daraltıcı sokaklar, gülmeyi bilmeyen çocuklar, anlamsız bir is, stres ve gerilim. Kim yaptı bunları diye düşünmeyin. Hepsi bizim unutulmuş sevgimizde gizli, yok olmuş sevgimizde. Neden artık sevgililer eskisi gibi değil, neden yorgunluğun tadı dinlenmekte değil, neden sevgi bizim içimizde değil.

    Bazen bakıyorum etrafıma, o yorgun, sebepsiz kin besleyen suratlara. Soruyorum içimden ; siz sevdiklerinizle, dostlarınızlada mı böylesiniz diye. Yalancı ruhlar olmuşuz istemeden, sevgimize bir türlü sahip çıkmayı becerememişiz. İki kuruş sevgi için, kendimizden çıkmamıza, apayrı insanlar olmamıza hayretle bakıyorum. Arkadaşlık, aile, doğru, yanlış adına yaptığımız her şeyde, karşımızdakinin sevgimizi elimizden alma çabasına şaşırıyorum. Bu düşünceler, sadece etrafıma baktığımda, dar sokakların bana söylediği basık cümleler oluyor. Sonra, sert bir omuz yürürken bana çarpıyor ve dünyaya geri geliyorum. Etrafıma bakmadan, boynumu eğip yürüyorum. Bir pardon, özür dilerim bekliyorum belki de o sert omuzlardan. Sonra ne oluyor. Hiçbir şey. Sadece motorlu araçların çıkarttığı seslerin arasından, bir iki kuş sesi duyuyor kulaklarım. Veya duymaya çalışıyor...

    Ben, aşkı, aileyi, dostluğu, arkadaşlığı doğuran hep sevgidir diye
    biliyordum. İnsanlar o kadar aç mı ki, başkalarının sevgisine ortak oluyor veya onu yok etmeye çalışıyor. Bunun farkında olmadıklarına inanmıyorum, inanamıyorum. Yorgun sokaklardan çıkmadan, dar bir bara giriyorum. İnsanlar bilmedikleri bir müziğin ritmine kendilerini kaptırmış ve elinde içkileri, boş boş etrafa bakıyorlar. Eminim ki evlerinde olmadıkları kadar, rahatsızdırlar şu an. Bir iki tanıdık görüyorum, yanlarına gidiyorum. Bir dost edasıyla karşılanıp, ilgi görüyorum bir anda. Çok değil, beş dakika geçmeden, yan sandalyede duran o çantadan farkım kalmıyor, unutulan oluyorum. Bir süre sonra, o bir çift sert omuzu aynı masada görüyorum. Gülüyor, eğleniyor, etrafındaki güzel kızlara bakıyor. Hatta bir ara benimle bile, bir arkadaş, bir dost edasıyla konuşmaya çalışıyor. Anlam veremiyorum olanlara. Sokaktaki adamla, aynı kişinin bu olacağına inanamıyorum. Bir insan bu kadar mı farklı olabilir diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum. Ama gözlerimi açıp ta her şeyi gördükten sonra, çoğumuzun, bırakın sevgimizi, kendimize bile sahip çıkamadığını anlıyorum. Yenilmiş ve yorgun bir şekilde, barı terk ediyorum...

    Eve dönerken, kaç tane ben var diye düşünüyorum. Onlarca mı, yüzlerce mi. Hayır diyorum kendi kendime, belki herkes gibi ben de isyan ediyorum. Kaç tane beni yaşıyorum, kaç tanesini unuttum acaba, kaç tanesi öldü. Yoksa hep bir miydim. Bir anda, sanki tüm sevgi çiçekleri, bir telefonla içimde beliriveriyor. Değer verdiğim bir insan benimle mutlu oluyor, ben de onunla. Sonra anlıyorum ki, asıl tutunulması gereken, o unuttuğumuz sevgiler. Aslında hep içimizde olan, mızıkçı bir çocuk gibi bizimle saklambaç oynayan sevgiler. Yok olduğunda bizi binlerce yalancı parçaya bölen, bulunduğunda ise bizi bir yapan unutulmuş sevgiler. Anlıyorum ki artık unutulanları, hatırlamanın, yaşamanın, içinde bir olarak hissetmenin vakti geldi de geçiyor. Farkındalık...

    Mahzenlere kapatılmış, birbirine hasret vücutları, ayırmayı bir görev gibi benimseyen zindan görevlileri ; diğer insanlar. Size soruyorum, neden? Neden bizimlesiniz, neden bizden kopamıyorsunuz. Oysa ki biz, sizden çok ama çok uzağız. Bunu göremiyor musunuz? Bu kadar zor mu bunu hissetmek. Geçin aynanın karşısına, kendinizi tanıyın, kendinizle uğraşın, bizimle değil. Bırakın bizi. Farkında değilsinizdir belki, öldürüyorsunuz bizi, bizim mahzun ve ışıldamaya çalışan sevgimizi. O unutulmuş değil, yok olmaya yüz tutmuş da değil. Sadece size verecek gücü, kendisinde hissedemiyor, kendisini paylaşmak, yok etmek istemiyor sizinle. Artık siz de bırakın başkalarının sevgisini, kendi sevginizi, aşkınızı yaşayın içinizde. Etkileyin kendinizi sevginizle, bir olun her insanla, her varlıkla, her değerle. Artık, sahip çıkma vaktidir ; unutulmuş kendimize ve o unutulmuş sevgimize...
    __________________

    Alıntıdır...

  26. yerine sevemem..

    biliyormusun gene sana ağlıyorum..gene duymıcaksın içimdeki çığlığı..
    aylar geçiyo yıllar geçiyo..bi sen geçip gitmiyosun benden..yıllar seni de götürseyaa..götürmicekse seni bana verseya..





    ''senden uzakta hep birşeyler eksik
    gönlümde derman yok inan bir nefeslik
    ne bir avuntu ne de biraz ümit..
    ne yaptın bana nedir bu sessizlik..
    ...YERİNE SEVEMEM...razıyım yapayanlız tükensin yıllarım
    ama yerine sevemem..
    olmuyor denedim yinede yerine sevemedim herşeyim''



    bu şarkıda dans etmiştik..ilk ve sondu görünürde..ama ben hep bu şarkıyı dinliyorum..şarkı bitiyoo ben başa alıyorum ve seninle yine durmaksızın dans ediyoruz...

    ama hayall işte...anlayınca hayal olduğunu en dipte buluyorum kendimi..kalbimi ezmeseler olmaz mı?çok acıyoo..
    bak korkmuyorum ben bu sözleri yazmaya..izin versen sana da haykırırdım içimdeki her bir sözü,seni sevdiğimi...evet benm cesaretim var her şeye rağmen hala var..sana da yetmezmiydi bndeki bu deli cesaret..
    geceler bitmiyo..şarkılar yetmiyo..zaman bana ilaç olmuyo..
    sen yitip gitmiyosun içimden..
    şarkıları kapatsam içim susmuyo.her birini bağırırcasına söylüyo içim..şarkıları silseler ben seni unutayım diye..ben yeni bitane yazardım...
    gözüm senden ötesini görmüyo..seni tanıdığımı unuttursalar ben yine bi zamanda bulurdum seni..sonra resimlerin var..onları silsem ellerim yeniden çizerdi her bir çizgini..ve gözlerim unuturmu gözlerini..
    nitekim olmuyo işte..seni unutamıyorum senden soğuyamyırum..
    ben hala bi ışık görmeyi umuyorum elimde değil...biliyorum anladım senin beni sevmediğini..korkma zora sokmam seni..ben sadece içimdekileri yazıyorum..yoksa boğulayım mı?
    çok aptallıklar yaptım biliyorum ilk başlarda çok kırdım seni..hiç özürdileyemedim senden onlar için..ama içimi bilsen hakverirdin bana..çok korkuyodum..korkmaktan vazgeçtim sonra..bi süre daha sonra korkumu unuttum,unutturdun..derken..duymaktan korktuğum şeyi duydum senden tam da unuttuğum an da...
    ona rağmen yinede gel..çok mutsuzum ..bak çok zaman geçti..ama zaman bana ilaç olmuyo..senden başkasını istemiyorum ben..sende mutluydun benle..ama çok geç diymi sende hiç sevgi kalmadı..
    tamam ben gene seni düşünerek uyuyakalıcam ve sabah zamandan gene yardım isticem..belki bu bahara gelirsin gelmezsen belki başka bi bahara içimdeki sen de gider..yoksa içimde yine hep bi sen..ve bi gün senle sensiz mi ölücem?

  27. 2007-01-16
    Yalnızsan Eğer

    hayatın devraldığı
    sessiz bir özsudur acı
    birikir yüreğinin kıvrımlarında
    ve ağar gözlerine ağır ağır
    bulutlar yere inmiştir artık
    ya da gurbettesindir
    unutma

    bir hayalet gibi kapındadır
    yalnızlık denen şey
    ufkun kararabilir birden
    için çölleşebilir
    kaçışın bile bir adımdır
    ya da dönüşündür kendine
    unutma

    Her sayfası kederle kararan
    bir hüzün defterine döner günler
    ve her sabah "merhaba hüzün"
    "merhaba yalnızlık"
    diyerek başlarsın hayata
    ama hayat bağışlamayacaktır seni
    unutma

    Üstelik günlüğü yoktur hüznün
    hiç bir zaman da tutulmayacaktır
    serüvenlerin yorgun yeniği
    elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
    ya da hasta bir tanıdıktır ancak
    hepsi o kadar
    unutma

    Sevdiklerimi

  28. 2007-01-18
    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Unuttum adını,her kelimesini unuttum
    Dalga dalga savrulan saçlarını unuttum
    Kömür karası yaşlı gözlerini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Yağmur altında gezdiğimiz sahilleri unuttum ben
    Bana ilk seni seviyorum dediğin
    O çay bahçesini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Elini ilk tuttuğumda
    Yüzündeki o masumluğu unuttum ben
    Sarıldığımda ise
    Başımı döndüren gül kokulu,kokunu unuttum ben

    Unutmak kolaymış be bitanem
    O yüzündeki gülüş,içindeki sıcaklık
    Seni özlüyorum dediğinde
    Gözünden akan iki damla yaş
    Ve seni öptüğümde içinde kaybolduğum yıldızlar

    Bütün bunları unutmak
    O kadar kolaymış ki bi tanem
    O kadar kolaymış ki
    hepsini unuttum...

  29. UNUTAMADIM...

    Seni unutmak istedim her günün sonunda
    Başlangıcında hep hatırayarak
    Her ikindi bir dönüm noktasıydı
    Her sabah bir başlangıç

    Unutamadım
    Her unutmak istediğim an
    Seni hatırlatan bir şey belirdi ufkumda
    Bir aşk tadında

    Bir yeşilde gözlerini buldum
    Bir plakada şehrini
    Bir çayda hasretini içerken
    Bir şeker gibi eridi acım

    Her çiçekte gülüşünü açtın
    Her bahçede bir karanfil
    Ben ise çingenenin elinde
    Masum bir gül oldum sana ağlayan

    Hani demiştin ya bir mevsimde
    Sen gülsün
    Yüzün gülsün
    Sana güle ne hacet

    Beşinci mevsimdi o mevsim
    Şimdi her mevsim
    İlk bahar yaz
    Sonbahar kış

    Sen gittin ya
    Mevsimler eksildi gidişinden
    Beşinci mevsim seninle beraber
    Ben dört mevsimi solurken ufkunda

    Seni Unutamadım...

  30. seni unutmak için kendimi ....
    sevgilim seni kalbimde öldürüyorum...yoksun artıkk gecelerimde seni beklemiyorum camlarda her kapı sesine her telefon sesine bakmıyorum
    sen diye aldırmıyorum...tıppkı senin benim yokluğunda her an öldüğümü yitip gittiiğini bildiğin haklde aldırmadığın gibi .. seni yokluğunda bir an olsun yanımdan ayırmadığım hayalini de bırakıyorum özgürr sana yazdığım mektuplarıı yırtıp atıyorumm san yazdığım şiirlerii yakıyormm seni sevdiğin hiç birşeyi sevmiyorum artık senin dinlşediğin hiç birşey, inlemiyorum aynaya bakmıyorum kendimi her baktığımda snei hatırlıyorum çünküü sana aiat olan herşeyi yok ediyorum bu gece en önce mektuplarımızı sonra şarkımızı sonra sana yazdığım şiirlerimi senin için ağladığım da gözyaşlarımı sildiğim yastığımı kalbimi
    herşeyi hayalini yokediyorum.. seni artık hatırlamıycam beklemiycem sana dair ne varsa yokediyorummm... artık yoksunn olmıycaksın snein için yitip gitiiğim günler bitti bundan sonra snei ahtırlatıcak hiç birşey yok sevdiğim sanma gözlerim bakışlarım kalbim seni bana hatırlatıcak kendimide yok ediyorum sevgilim seni unutmak içinn sensiz yaşamammak için kendimii de yok ediyorummm hoşçakal sevdiğim hoşçakal .....

  31. UNUTAMIYORUM


    Unut demek kolay gel bana sor bir de.
    Unutamıyorum işte unutamıyorum.
    Bir şey var şuramda beni kahreden
    Şuramda tam yüreğimin üstünde
    Çakılı duran bir şey var
    Elimde değil söküp atamıyorum.

    Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere.
    Kimi görsem biraz sana benziyor
    Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü
    Şu kayaları döven deniz
    Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı
    Bir zamanlar beraber dinlediğimiz.

    Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan.
    Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba?
    O güzelim gözleri kime bakıyor
    O canım elleri nerde?
    Oysa günler o günler değil
    Akşamlar o akşamlar değil
    Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde.

    Durup durup seni büyütüyorum içimde.
    Seninle acılar büyütüyorum
    Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz.
    Kirli sular yürüyor iliklerime
    Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun?
    Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem
    Bir gün olsun bir dakika olsun.

    Unut demek kolay, gel bana sor bir de.
    Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum.
    Dilimin ucunda sen
    Başımın içinde sen
    Kader misin, ecel misin nesin sen
    Unutamıyorum işte, unutamıyorum...

  32. 2007-01-31
    Niçin yasadıgımızı unutmaya dair?
    Posted by AEC under General

    Öylesine iddialı bir konu ki simdi yazmayı düsündügüm konu , tereddüt etmedim degil yazıp yazmamak konusunda. Ancak paylasmadan da olmayacak düsünceleri. Ne de olsa uzun uzak adam bu topraklarda daha uzun süre yürüyecek; ıslana kuruya ve belki de yalnız kalmadan. Ne için yasadıgımızı unutmaktan bahsedebilmek için yasamın anlamını ya da ulasmaya çalıstıgımız noktayı buldugumuz veya arayıs bilincine sahip olarak yola çıktıgımız sonucuna varabiliriz ki ben ikinci seçenegin daha önemli oldugu kanaatindeyim, zira birinci sonuca vardıgı düsüncesinde olan, hedefin belirginligi karsısında motivasyonunu kaybedecektir. Oysa asıl cevabın “soru’nun hangisi oldugu” oldugunu bilen kisi asıl aydınlanma yolunda ilerliyor demektir. Sorgulama basladıgında aydınlanma da adım adım yaklasmaktadır. Yine de görünen o ki farkındalık yolunda uyanan insan sayısı çok sayılmaz. Ve zaman zaman da uyananlar uykuya dalmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Farkındalıkla kastımız nedir? Birkaç isim vermek isterim: “Lu Sin - Çıglık” , “Dark City - Gizemli Sehir” , “Truman Show” , “Matrix”. Simdi bunlar benim aklıma gelen birkaç isim. Yine de hepsinde ortak bir nokta var: o da uyanıs. Öncelikle içinde bulundugumuz sindiren sistemde uyanmalıyız ki sonra baslıgımızda bahsi geçen “unutma”yı yasayabilelim. Burada Lu Sin’in Çıglık adlı kitabının önsözünden bir alıntı yapmak isterim:
    ……
    -Büyük bir ev getir gözlerinin önüne, dedim. Demirden yapılmıs penceresiz bir ev. Yıkılması imkansız. Ve uyuyan insanlarla dolu. Belli ki içeridekiler çok geçmeden bogularak ölecek. Ama gene biliyorum ki, can çekismenin acısını tatmadan, uykudan ölüme kayacaklar. Rahat bir ölüm yani. Oysa sen tutmus çıglıklar atıyorsun, ve sonunda uyandırıyorsun içlerinden uykusu en hafif olan bir kaçını. Ve bu bedbaht azınlıgın sırtına da, kaçınılmaz bir ölümün acısını çekme görevini yüklemis oluyorsun. Böylece davranmakla, onlara hizmet ettigin söylenebilir mi?
    - Uyanmıs adamlar bulundugu andan itibaren, demirden evi yıkmak umudu da dogmus demektir.
    …….

    Buradaki kavramları inceledigimizde “demirden yapılmıs penceresiz ev” , “rahat bir ölüm”, “yıkmak” ve “uyanmak”la karsılasıyoruz. Bunlar üzerine düsünmeli. Bu evi yaratan kim? Niçin uykuya daldık? Bir kere uyandık mı uyumak mümkün mü?
    Simdi de uykuya dalmaktan bahsedecegim biraz. Niçin yasıyoruz sorusunu iyi ya da kötü, derin ya da sıg hepimiz sormusuzdur. Hatta gün içinde bunalan insanoglu su sözü pek sık sarf eder olmustur: “ne için yasıyoruz su fani dünyada da kendimizi bu kadar sıkıyoruz, bosver!” Evet aslında cevap buradadır ve iste tam da burada yukarıda bahsettigimiz asıl soruyu unutma konusu devreye girer. Cevap önümüzde uzanıp gitmektedir ancak biz soruyu unuttugumuz için cevap anlamını yitirmis ve asıl sorun halini almıstır. Dogdugumuz günden itibaren birtakım seyler yapmaya zorlanıyoruz. ilkokula giriyoruz sonrasında bir sınav telası ile yogruluyoruz ve tüm bunların sebebi ilerleyen dönemde bir is sahibi olabilmek yoksa zihinsel tatminin saglanması, kisisel gelisime katkının saglanması ve hayatta aydınlanmanın yakanlanması ve huzura ulasılması degil. Üniversite bitiyor ardından master ve is görüsmeleri ve hayatın akıntısında sürüklenmece. Iste bu noktaya kadar hala “uyanamadıysak” bu noktadan sonra Lu Sin’in bahsettigi demirden evde uykudan ölüme kaymakta hiç sorun yasamayacagız demektir. Ancak birkez olsun “soru”yu kendimize sorduysak artık “uyandık” demektir ve sorumluluk omuzlarımızdadır. Bu noktadan sonra “unutmamalıyız” Simdi bu kadar soyutluktan sonra biraz daha somut konusayım ve bugünlerde insanlarda gördügüm ve aslında bu yazıyı paylasmamı sonuçlayan durumdan bahsedeyim:
    Insanların çogunlugu , robotlar misali her sabah kalkıp ise gidiyorlar. Aksam öfleye püfleye evlerine dönüyorlar. Bu süreç içinde bir kısmı sosyal aktivite denebilecek bir kısım aktivite içine girse de hayatın asıl tadını -yazın sıcagında güzel sogutulmus lezzetli bir karpuz gibi- almak yerine tatsız tuzsuz - saman - birseyi tadıyorlar. Sonra da her geçen an mutsuzluga dogru ilerliyorlar ve nedenini bilemiyorlar. Kabus görmeye baslıyorlar Lu Sin’in demir evinde. Oysa farkına varmaları gereken ve unuttukları sey , çalısma sebeplerinin aslında hayatın tadına varmak için gereken maddi kazancı saglamak ve zihinsel tatmini yakalamak oldugu gerçegi. Iste bu tespitten sonra tekrar çevreme baktıgımda saman yiyen yıgınla insan görüyorum ve Hayyam’a hak vermeden edemiyorum:
    Dünya dedigin bir bakısımızdır bizim;
    Ceyhun nehri kanlı gözyasımızdır bizim;
    Cehennem bosuna dert çektigimiz günler,
    Cennetse gün ettigimiz günlerdir bizim.
    Ve dahi:
    Yasamanın sırlarını bileydin
    Ölümün sırlarını da çözerdin;
    Bugün aklın var, bir sey bildigin yok:
    Yarın, akılsız, neyi bileceksin.

    Saygıyla egilirken uzun uzak adam, karanlıgın sessizligine çekiliyor derin gözlerindeki sevgiyle…


  33. UNUTULMAYANLAR



    Biliyorum, unutamayacaksın!
    Ağır ağır geçecek mevsimler
    Bir bir ağaracak saçının telleri
    Solacak albümde eski resimler.

    Beni hatırladıkça için ürperecek
    Boşanan gözyaşlarını tutamayacaksın.
    Boşuna zorlama kendini, sevdiğim
    Biliyorum, unutamayacaksın.

    Ve biliyorsun, ben de unutamayacağım.
    Eskimeyecek içimde sana ait ne varsa.
    Şöhretmiş, servetmiş herşey geçiyor, inan
    Dostluklar ve sevgiler kalıyor, kalırsa.

    Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın
    Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak.
    Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
    İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.

    Zannetme ki herşey bitti sevdiğim
    Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
    Ve bundan sonra kim severse dünyada
    Seni ve beni hatırlayacaklar.

  34. Unutamam

    Ben mi istedim söyle
    Ayrılık olmasını
    Bülbüller istermi hiç
    Güllerin solmasını
    Yazdığın her kelime de
    Binbir sitem var senin
    Sâdece senin değil
    Bu benim de kederim...

    Gün gelip solsa da
    Dalında güller
    Mevsimler değişip
    Dönmez mi sanki
    Ben de döneceğim
    Sevgilim sana
    Unutmadım seni
    Unutamam ki...
    Unutmadım aslâ
    Unutamam ki !

  35. Unutma Diye..

    Sana öyle bir şiir yazmak istiyorum ki
    Alsın götürsün bütün sayfaları üzerinden
    Bir sel gibi yıkasın kalemin mürekkeplerini
    Geçmişin izlerini
    Yüreğinde ki o deli sevda yangınını
    Sana öyle bir şiir yazmak istiyorum ki
    Senden önce ve benden sonra
    Tarih boyunca hiç yazılmamış olsun bu şiir
    Baktın mı mısralarına hasretimi sevda mı gör diye
    Ellerimin sıcaklığını her sayfa da bul diye
    Akan göz yaşlarımı her kelime de oku diye
    Sana öyle bir şiir yazmak istiyorum ki
    Hiç bir sevgili benim kadar güzel anlatamasın sevgisini
    Belki ilerde bir sayfa daha çevirisen
    Beni hatırlarsın diye
    Belki de...
    Sana öyle bir şiir yazmak istiyorum ki sevgilim
    Gözüne toprak dahi girse
    Benim sevgimi unutma diye...

  36. Bir Tek Seni Unutamam...

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama… BİR TEK SENİ UNUTAMAM..

    Mehmet Coşkundeniz

  37. UNUTMA BENI

    herkes mutlu olur
    senin gibi olabilse
    herkes sevip sevilibilir
    mutluluk kapisini calabilse
    senin gibi seker kiz
    zor bulunur
    benim gibide sana yanani
    senin esin benzerin yoktur
    benim gibide sana tutusani
    ben seni severim
    sen ise baska birini
    ask gozunu kor etmis
    istiyorum gercekleri gormeni
    ben sana sevme diyemem
    sev seni seveni
    senden zorla istemem
    bir opucuk vermeni
    umarim dersey senin
    dusledigin gibi olur
    sen mutlu ol
    ben yanilmis olayim
    onemli dehil
    isterim sen yine
    gulucukler at etrafina
    gucenmem sana ben
    istersen bir lalemde sil
    ama yinede sana
    soylemek istedigim bir sey var
    beni unutma
    UNUTMA BENI...

  38. 2007-02-06
    Söyle Unutulur mu Yaşadıklarımız
    Onca Geçen Güzel Günler
    Unutulur mu Söyle

    Kordonda Yaşadıklarımız
    Vapurdan Martılara Simit Atışımız
    Karşıyaka da Aşkımızı Denize İlan Etmemiz
    Unutulur mu Söyle Unutulur mu

    Güzel Yalıda Sahile Oturup
    El Ele Tutuşup Sadece Gözlerimizin Konuştuğu
    Çılgınca Sevişmelerimiz
    Bütün İzmire Aşkımızı Haykırmamız
    Unutulur mu Deniz Gözlüm Söyle Unutulur mu
    Unutulmaz ki Ben Asla Unutmam.Geçen Sürenin Her Anını Anlatabilirim Eğer istersen

    <!-- / message -->

  39. Unutmak Seni

    Kendimi bir masaldan sıyırmak
    Ve her güneşle bir daha batmak
    Her gecenin görünmez
    Bulutu olmak!

    Unutmak seni; zamanda atlayıp
    İlkçağlardan gelen yaşamına sarılıp
    Seni her mevsimde çiçeklenirken
    Seyredememek, koklayamamak
    Hasretini öpmek!

    Unutmak seni,
    Çöllerde su aramamak
    Dönüp bakmamak başka güllere
    Bağrından koparıp yüreğini
    Atmak gibi bir şey!

    Seni unutmak; ölüp sende yaşamak
    Tek olmak şu acunda, tek sesten seslenip
    Sensiz bir zamanda
    Her yaprağın yeşili, türküsü
    Her sistemin iç sesi olmak

    Seni unutmak
    Doğmamak gibi bir şey
    Günsün sen
    Unutulmazsın ki….

  40. Unuttum

    Ne seni unuttum, ne de aşkımı
    Ben sende yaşayan beni unuttum
    Yalnız söylüyorum şimdi şarkımı
    Nağmelerde hüzün, şeni unuttum


    Yüreğimde derin bir yara kaldı
    Hasreti içimde hâtıra kaldı
    Vuslatı ümitti mezara kaldı
    Hayatı unuttum, sini unuttum

    Hasretle başladı hüzünle bitti
    Kaderden alınan izinle bitti
    Gözümden gitmeyen yüzünle bitti
    Tenime değmemiş teni unuttum

    Unuttum verdiğim sözleri bile
    Korkarım düşersin benimle dile
    Şu garip gönlümü üzme nafile
    Çok uğraştım ama, yeni unuttum


    Ne bir kusurun var, ne günahın var
    Korkarım üstümde bir de âhın var
    Bahtımda saçından da siyahın var
    Talihe duyduğum kini unuttum

    Hicran yaman geldi bağrımı deldi
    Hayâlinle vuslat bile güzeldi
    Merak etme gönül haddini bildi
    Kalbimi kırdığın günü unuttum

    Gönlüm çırpınıyor ağlar içinde
    Bir gönül bebeği ağlar içinde
    Hasreti gurbete bağlar içinde
    Hasretin içimde, seni unuttum...

  41. uNuttUrumaz seNi



    Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben; her yerde sen her şeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem, neşemde sen hüznümde sen, bilmem ki nasıl söylesem...”
    Her yer karanlıkken, inleyen nağmeler ruhumu sararken, içimdeki özlemi uyutamıyorken, söyleyin yıldızlar sevdiğim nerede derken, enginde yavaş yavaş gülün minesi solarken, gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar yeryüzünde sizin kadar yalnızım diye ağlarken...
    Hayatım boyunca her şeye erken başladım ben...
    İnsanların çoğu bir şeylere hep geç kalmaktan şikayet ederken; ben hep erken oluşumdan, zamanı gelmeden başlamamdan yakındım...
    Acı çekmeye erken başladım; hayal kurmaya, yanımdaki boşluğu dolduracak birini istemeye, istersem dilediğim her şeyi başarabileceğime inanmaya çok erken başladım...
    Sevgiye ne kadar erken inanmaya başladıysam, seni de o kadar erken tanıdım...
    Seni ne kadar erken tanıdıysam, ihaneti, umutsuzluğu ve düş kırıklığını o kadar erken öğrendim...
    “Sen bir ömre bedelsin” derken, “her şeyimi uğruna ben boş yere mi verdim?” diye ağlıyordum...
    Bu hayatta her şeyin bir bedeli vardır bir tanem, bunu biraz geç öğrendim, ama senden öğrendim; şarkılardan değil...
    Belki bunu da erken öğrenmiştim, ama senden öğrendim...
    Sen yanımdayken, bana onca şeyi erkenden öğreten şarkıları bir yana bırakıyordum, onları görmezden geliyordum...
    Sonra bir gün sessizce, habersiz, sebepsiz çıkıp gittin...
    “O bir gölgedir, varlık sanırsın” diyordu o şarkı, çekip gittiğin o yağmurlu günde...
    Çıldırasım geliyordu böyle anlarda, tüm dünyaya isyan edesim, tüm insanlardan hesap sorasım, ne kadar acı çektiğimi haykırasım geliyordu sonsuzluğa...
    Her şeye erken başladığım gibi, seni yaşamaya, senin için yaşamaya erken başladığım için seni hiç tanımıyordum, bilmiyordum belki...
    Yaşamımda her şeye erken başladığım için bu kadar çabuk ve acımasızca kaybediyordum belki...
    Gidiyordun ve bana erkenden öğretiyordun ihaneti, bencilliği ve kimsesizliği; bu korkunç sessizliği, bu şarkılara sığındığım zavallı ümitsizliğimi...
    “Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara” diyordum haykırarak,
    “Bu aşka canımı adayacağım, yeter ki gel bana senede bir gün...”diyordum yalvararak...
    Beni bu çocukluğumda öğrendiğim şarkılarla öyle büyük bir yalnızlığa mahkum ettin ki, artık yaşadığım bütün acıların suçunu hep erken öğrenişime, erken inanmaya başlayışıma atıyordum...
    Erkenden öğrendiğim her şey eskiydi artık; zaman aşımına uğramıştı...
    Ama değerinden hiçbir şey kaybetmemiş, hatta daha çok değer ve anlam kazanmıştı...
    O şarkılar, o sahibinin sesi mısralar yıllarca kalbimin feryadı gibi yankılandı kulaklarımda...
    O siyah beyaz fotoromanlardaki tutku dolu aşklar yıllarca girdi rüyalarıma, hayallerime, umutlarıma...
    O taş plakları dinlemeye, o hisleri, o arayışları erkenden yaşamaya başladığımdan beri sanki taş basıyorum bağrıma senelerdir...
    Sen de benim için erkendin bir tanem...
    Bu yüzden öğrenmeye, tanımaya başladığım ilk günden itibaren bana acı vermeye başladın ve zaman geçtikçe daha çok anlam kazandın....
    Tıpkı o nostalji şarkılar gibi...
    Gün geçtikçe isyan ettirdin, bazen hayal kurdurdun, bazen unuttun, bazen hüzünlendirdin, bazen heveslendirdin, bazen sevindirdin...
    Tıpkı, daha çocukken varlığını keşfettiğim taş plaklar, siyah beyaz fotoromanlar gibi...
    Çocukluğumda başladım seni sevmeye, artık taş plaklar yok, fotoromanlar yok; o zamanlar kurduğum o fazla masum ve bencil hayaller yok...
    Sen de yoksun...
    Zamanında elde edemediğim, hep erkenden tanıdığım, yaşadığım hiçbir şey yok artık yanımda...
    Yanımda değil bunların hiç biri, ama değerlerinden hiçbir şey kaybetmediler...
    Eskiler, ama silinmezler, unutulmazlar, vazgeçilmezler, asla ölmezler!
    “Ne varsa eskilerde var” derdi annem...
    Ne varsa sende var bir tanem...
    Gördün işte, neye erken başladıysam hep kaybeden, hep üzülen ben oldum...
    Seni ne kadar derin bir tutkuyla, ne kadar erken bir saplantıyla sevdiysem benden bir o kadar kaçan sen oldun...
    Benim erken yaşayışlığımdan kaçtığın zamanlarda tek sığınağım ne varsa onlarda var diye söylenen nostalji şarkılar oldu...
    O şarkıları çocukluğumda, seni ise o şarkılarda buldum...
    Ve anladım ki, bir çocuğun bir varlığı sevebileceği en masum, en saf ve derin duygularla sevmişim seni...
    Ve yine anladım ki, o şarkıları, o anlamları ne kadar erken öğrenmişsem, yaşamışsam, seni de o kadar erken yaşamışım bir tanem...
    Ne varsa eskilerde var, ne varsa erken yaşamışlığımda var, ne varsa ve yoksa, hiç olmadığı kadar sende var...
    Sende benden bir parça var...
    Bana yazdığın o nostalji şarkının derin sözlerinde gizli bizim ortak yanımız, her şeye erken başlayışımız ve hüzün dolu yalnızlıklarımız...
    Ne seni ne de o şarkıları çıkartabilirim hayatımdan, çünkü onları çok çok erkenden öğrendim ben, istesem de silip atamam kalbimden...!

  42. 2007-03-30

    EĞER...


    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması
    mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
    en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine delice bakmasalardı eğer.

    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
    ya canım ellerini tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer! !
    _-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_
    Düşün....!

    Kim üzebilir
    Seni
    Senden başka?

    Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?

    Kim mutlu edebilir seni,
    Sen hazır değilsen?

    Kim yıkar,
    Yıpratır seni sen izin vermezsen?

    Kim sever seni,
    Sen kendini sevmezsen?

    Herşey sende başlar,
    Sende biter...

    Yeterki yürekli ol,

    Tükenme,
    Tüketme,
    Tükettirme...

    İçindeki yaşama sevgisini...

    Hep hatırla...

    Çaresizseniz,

    Çare;

    SİZSİNİZ..
    _-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_
    Sen hiç duydun mu?
    Başka bi yüreği kendi göğsünde atar gibi,
    Üzüldün mü?
    Yanaklarından süzüldümü hiç başkasının gözyaşları?
    Yabancı hıçkırıklar gelip düğümlendi mi boğazına?
    Düşündün mü geceleri?
    Senin olmayan rüyalar gördün mü?
    Senin olmayan birini sevdin mi?
    Yıldızlar düştü mü?
    Güneş doğdu mu her gecenin sonunda?
    Uyandın mı başka birinin sabahına?
    Hiç sevdin m, sen?
    Gülümseyişini hissettin mi?
    Belli belirsiz senin dudaklarındaymışçasına yakın...
    Hiç sevdin mi senin olmayan birini?
    Şehirde bir,gecede bir bedende yaşadın mı hiç?
    Sen hiç gerçekten sevdin mi?
    _-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_
    _-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_
    Azraille muhabbet ettım bu gece
    Orağının ucunda yaşamımın gölgesini gördüm.
    Alıp gotürmesi için yalvardım beni son treniyle
    Benim onla işim kalmadığını söyledi
    Bu işi senin çoktan yaptığını anlattı.
    Ruhsuz bir beden bıraktın bende
    Azraille muhabbetteyim bu gece açmıyacam telefonlarımı...
    Kırılmayın bana ne olur dostlarım
    Azraille ölüm sofrasına oturdum
    Ordan burdan konuştuk
    Konu döndü dolaştı sana geldi
    Azrail bile terk etti ölüm sofrasını
    Azraille muhabbetteyim bu gece
    Yetersiz bir yaşamın eşiğindeyim
    Kusura bakma annecim kusura bakma babacım
    Gücenmeyin sevdiğim dostlarım
    Dedimya azraille muhabbetteyim alamadım bi acı hatır sizden
    Kulak verdi çağrıma kabuletti beni
    Alıp gotürecek beni son treniyle
    Bilet gişesindeki bekleyişimi sona erdirecek
    Azraile emanet ettim canımı
    Ve bir körü takip edip gidiyorum
    Bundan sonraki yaşamın nasıl olduğunu bilmeden
    _-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_

  43. Değdimi


    Sevdamızı yazdım taşa
    Seni sordum uçan kuşa
    Neler ettin sen bu başa
    Ettiğine değdi mi ?

    Türkü yaptım seni saza
    Çaldım seni yaza yaza
    Bırakmazdım bir arsıza
    Gittiğine değdi mi ?

    Mevsim olup döndün güze
    Kanıp gittin yalan söze
    Ne diyeyim ben bilmeze
    Bilmeyene değdi mi ?

    Ateşten bin beter yaktın
    Beni uçuruma attın
    Toprağın misali bastın
    Bastığına değdi mi ?

    </B>

  44. Seni Unutmadım'ki

    Çocukluk aşkıdır geçer diyorsun
    gençlik ateşidir söner diyorsun
    bu sevdanın yangını diner diyorsun
    seni bir an olsun unutmadım'ki

    orta hal yaşımdan utanırmışım
    çoluk çocuğuma tutunurmuşum
    kızım gelin olunca unuturmuşum
    dahada büyüdüm unutmadım'ki

    herkes yüz çevirince yaşlı bela'ya
    tövbe istiğfar edip dönünce sela'ya
    takatten düşüp gidemeyince helaya
    unutur demişsin unutmadım'ki

    bedenim uzanınca musalla taşına
    konu, komşu, ahbab toplanınca başıma
    ismim yazılınca mezar taşına
    af eder demişsin sana darılmadım'ki

    Abdulvahap Altay

  45. 2007-04-04
    190 - Unutmaya Dair...

    sesin hasret kalınca sesime
    rüzgara söylerim diyeceklerimi
    bilirim bir akşamüstü lodosta
    o sözcüklerin iliklerine işleyeceğini

    gözlerim bulamayınca gözlerini
    bakarım lacivert gökteki dolunaya
    bilirim bir gece vakti karanlıkta
    pencerenden sızıp içeri gireceğini

    ellerim uzak kalınca ellerine
    dokunurum kuşların birine
    bilirim yağmurlu bir günde
    sırılsıklam sığınacak pencerene

    benliğim arayınca varlığını
    hayalin kurcalar aklımı
    bilirim uykusuz gecenin sabahında
    gün değil ruhun doğacak odama

  46. UNUTMAYACAĞIM


    Vurabilirsen ayağını sertçe yere
    Haykırabilirsen beni sevmediğini herkese
    Gidebilirsen yüreğinin götürdüğü yere
    Sana söz seni unutacağım!
    Çözebilirsen kalbimin pranga kilidini
    Durdurabilirsen içimdeki gözyaşı selini
    Görebilirsen içi kan ağlarken gülenleri
    Sana söz kalbimi kapatacağım!

    Çizebilirsen hayalinde sevginin resmini
    Anlayabilirsen kelimelerin kifayetsizliğini
    Dokunup çıkarabilirsen içimdeki seni
    O zaman seni UNUTMAYACAĞIM.





  47. -Bİr Tek Seni Unutamadım......................................

    Halbuki,ben bu şarkıları gayet iyi bilirdim
    Ve de iyi okurdum...
    Ama bu günlere; ilk kelimeleri geliyor aklıma
    Sonrasını unutuyorum...
    Kendimi unutuyorum...
    Yaşadığım şehri...
    İçtiğim sigaranın markasını
    Ayakkabımın numarasını
    Hepsini unutuyorum...

    Gözlerim bir bardak suda boğuluyor...

    Bir tek seni...
    Bir tek seni unutamıyorum...

    Terkedilmişlik ve unutulmuşluklarımın içinde
    Yapayalnız boğuşurken ben...
    Yarınıma bir umut ışığı yakıyosun,uzaklarda sen...

    Bir anda bir damla suda boğuluyor gözlerim...
    Son anda aklıma geliyor
    Beni hayata bağlayan ellerin
    Ve çimen gözlerin...

  48. Bitti deyip gitmek kolaysa git
    Gidemeyeceksin
    Hayalim bir adım önünde olacak
    Beni unutamayacaksın

    Kalbinden aşkımı silemeyeceksin
    İstesen de beni unutamayacaksın
    Unuttum dese de,dilin
    Sen beni Unutamayacaksın

    Beni unutamayacaksın
    Hatırlatacak beni şarkılar
    Ağlayacak özleyeceksin
    Dualar edeceksin unutmak için
    Yaşadığımız günler gelecek aklına
    Beni dualarda bile hatırlayacak
    Asla Unutamayacaksın

    Ben sana unutmayı değil unutulmamayı öğrettim
    Gönlünün ilk dersinde ilk sözleri benim ismim
    Hangi silgi silermiş kalbine yazılan bu yazıyı
    Silmeye çalıştıkça,daha çok sevecek
    Beni asla unutamayacaksın

  49. Unuturum
    Unutmak zor değil
    Unutmak acı
    Unutmak zor değil
    Unutmak yazık
    Unutulmaz kimse yok bende
    Bir sana kıyamadım
    Gücüm yetmedi seni yok saymaya
    Kollarımı açtığım kadar unuttuğumsun
    Açamadığım kadar özlediğim
    Benim Unuttuğum Kadarını Sen Özler misin?

    Ceyhun Yılmaz

  50. Seni Unutmak

    seni unutmak
    sigara alırken bakkaldan
    para üstünü unutmaya benzemez ki...
    evden çıkarken
    anahtarı içeride unutmaya da benzemez seni unutmak.
    bilirim,
    herkes kırar iki yumurtayı
    öyle ya da böyle, herkes çay demler.
    ama seni unutmak var ya...
    seni unutmak bambaşka bir beceri ister.

    seni unutmak
    ikiyle ikiyi çapmak kadar kolay değil ki.
    öyle basit değil ki, gözlerini kırpmak gibi...
    bilirim,
    yolu yordamı yok bunun.
    keşfi yok, icâdı yok!
    her seferde yarı kalmaya mahkum
    ve utkuya hasret bir deneydir seni unutmak.
    haşa!
    haşa, tanrıyı unutmak gibi imkansız
    ve ihtimalsiz bir şeydir seni unutmak.

    her neyse,
    "seni unutmak" diye bir şey yoktur aslında.
    aslında, sadece "seni unutmaya çalışmak" vardır.
    bir de,
    seni unutmaya çalıştıkça
    bir türlü unutamamaya alışmak vardır...
    o kadar!

  51. Unutamadığımsın
    Sen unutmuştun beni
    Bende seni unutabilir miyim diye
    Dün sabah mezarlar kazdım sevdama
    Nehirler aradım sensiz akan onca gözyaşıma
    Mezarlar kazdıkça sevdama
    Nehirlere aradıkça gözyaşıma
    Daha çok sevdim seni
    Ve anladım ki ; aşkıma mezar kazılsa da
    Sen benim unutamadığımsın..

    Sen unutmuştun beni
    Bende seni unutabilir miyim diye
    Dün gece ayrılığının zehirini içirdim dudaklarıma
    Karanlığın yağlı ipini geçirdim boynuma
    İçtikçe ayrılığının zehirini
    Hissettikçe ölümün ipini
    Daha çok sevdim seni
    Ve anladım ki ; ölümler sunulsa da
    Sen benim unutamadığımsın..

    Sen unutmuştun beni
    Bende seni unutabilir miyim diye
    Acımasızca hançerleri sapladım yüreğime
    Pusular kurup aç kurtları saldım gözlerime
    Hançerleri sapladıkça
    Kurtlara yem oldukça
    Daha çok sevdim seni
    Ve anladım ki ; pusular kurulsa da
    Sen benim unutamadığımsın..

  52. Seni Öyle Unutmalıyım Ki..



    Yüreğim zindan, Gece zifiri karanlık.. Bu gece yine uykusuz yine karanlıklardayım...
    Değişen bir şey yok açıkcası.. Sadece sen geldin aklıma birden..
    Nerden çıktın böyle bilmiyorum.. Aldım işte kağıdı kalemi yine elime..
    Oysa içimde cümlelerim bitmişken... Ne yazacağımı bilmiyorum ama aklıma her gelişinde yazmak geliyor içimden..
    Oysa seni anlatacak hiçbir kelime kalmamışken.. Nedendir bilinmez...

    Şu ana kadar öyle çok anlattım ki seni.. Artık boğazım düğümleniyor...
    Ellerim titriyor.. Kalemim bile en olmadık yerde tükeniyor..
    Yazdığım yazıların sonunu getiremiyorum hiçbir zaman...
    Benim yarım kaldığım gibi onlarda yarım kalıyor.. Ve asla tamamlayamıyorum..
    Gidişin öyle çok şey götürmüş ki benden.. Sen yoksun diye herşey eksik...

    Tam seni unuttum derken, gene bir yerlerden çıkıveriyorsun..
    Bazen sabah yüzüme gülen güneşim.. Bazen aynaya bakan yüzüm, bazende
    gece odam da gölgem oluveriyorsun.. Tam elimi uzatıyorum tam tutucam
    yokoluveriyosun.. Ve ben gene yarım kalıyorum.. Yarım kalan
    yeminlerimiz gibi yarım kalıyor kalbim.. Yarım kalan şarkılarımız gibi
    yarım kalıyor sesim.. Yarım kalan canım gibi yarım kalıyor yaşam...

    Demek ki hala unutmamışım seni.. Seni öyle unutmalıyım ki, her bir zerreni hatırlamayacak kadar..
    Seni öyle unutmalıyım ki, sesini hiç duymamış gibi..
    Seni öyle unutmalıyım ki, adını duyduğumda irkilip gözlerimin dolmasından kurtulmayalıyım..
    Seni öyle unutmalıyım ki, sanki seni hiç tanımamış gibi..
    Seni öyle unutmalıyım ki, yaşanmamış bir hikaye gibi...
    Seni öyle unutmalıyım ki, unuttum kelimesini bile söylemeyecek kadar....

  53. yokmuş...
    yalandanmış ne varsa!
    ilk başta sen...
    baştan sona hata!!

    varlıkla yokluk arasında yaşadım sevdanı..
    yarı aç yarı tok...
    yarımız aşk yarımız yok!!!

    ola ki bir gün çıkagelirsen pişmalıktan kavrulan yüreğinle ki şüpheliyim ben?
    askı öğrendim deyip af dilesen!!

    küstüm ben senden sonra!!!

    şimdi hayatta sadece kendi varlığım için dua ederek tutunuyorum...
    ya kendime de küsseydim...
    sonra düşün bir ne olurdu halim?
    artık benden başka hiç,hiç birşey yok elveda sevgilim!!!

    öylesine siddetli kırgınım ki şimdi sana,
    uğrumda ölüm olsan,
    hiç'sin...
    bittin...


  54. SORMUYORUM ARTIK


    Sesim soğuk bir sis
    Gittikçe grileşen dalgınlıklar oluyor
    Sormuyorum bir yolculuğa kimle çıkılır
    Ve kim yırtıp atabilir elindeki son dönüş biletinide
    Tüm yalnızlıkları mümkün kılan birileri olmalı
    Yada kalbini kederle onaran bir göçebe
    Özlemek o zaman bir çığlık olabilir belki, bir çığlık
    Sormuyorum artık biliciyede bilginede
    Aşkın darası nedir
    Ve mutsuzluk mümkünmüdür ki o,
    Bir kırlangıç ikindisiydi belkide,gümüşte ve hüzne gizlenen

    Ödünç sevişlerden bize kalan sonsuz grilikler oluyor yalnız
    Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor ,gülüşlerimizin paramparçalığı
    Sesimin sislenmesi bundandır

    Karşılığı yok hiçbir acının
    Herşey gölgesi kadar ağır
    Sormuyorum artık sormuyorum
    Hergün yeniden kodlanan umutlarla kirletiliyor dünya





    AHMET TELLİ

  55. Beni unutma...
    Katlanıp atılmaya layık karalanmış bir kağıt olsam da;
    Beni Unutma
    Unutma beni; silik bir hatıra olsam da
    Rüzgarda ufalanıp savrulmuş bir kalbim varsa da..
    Sonbaharda kuruyup ayaklarının dibine düşen bir yaprak olsam da beni unutma...
    Karanlıkta farkedilecek bir parıltım dahi yok ama;
    Sen bu kurumuş gülü yine de unutma
    Işığım yok, güneşim yok, baharım, yeşilim, rengim yok
    Ama bir de sen beni yok sayma beni unutma

    Cennetten kovuldum, sokaklarda uyudum,
    Yusuf oldum, kuyulara atıldım
    Ateşlerde soğudum, İbrahim`i buldum;
    İsmail oldum, ıssız çöllerde bırakıldım,
    Unutuldum ama kimseyi unutmadım

    Unutmadım ayağımı ıslatan damlayı bile
    Unutmadım üstüne bastığım toprağı bile
    Dağlarda ovaları; ovalarda karları unutmadım
    Göklerde gezdim, yerleri unutmadım
    Varlar hep aklımdaydı
    Yokları bile kalbimden silemedim
    Unutmak insana yakışmaz, unutmayı sevmedim

    Kendim için değil,
    Senin kalbinde bir siyah leke olmasın diye söylüyorum inan ; BENİ UNUTMA
    Unutma! Unutmak günahtır, bunu unutma , BENİ UNUTMA...

  56. UnutuLduğuma DeğiLde...



    Unutulduguma degilde,
    Unutulacak kadar az sevildigime yandim!




    Ke$ke inanmasaydim okadar,
    ucmasaydim gokyuzunun en tepesine..
    Yikmasaydim kumdan kalelerimi bir UNUTAN icin!
    Ke$ke yagmur olup yagsaydim,
    firtina gibi esmeseydim bo$ yere!
    Bu sevdaya umut baglamasaydim,hayat kaynagimdir diye!
    Bana $imdi maziye daldigimda bukadar aci veren bu a$ka,
    Tutulmasaydim ke$ke delicesine!


    Unutamamaya degilde,
    Unutmayacak kadar cok sevdigime yaniyorum $imdi..
    Degermiydi bukadar cok sevmeye?
    Bilmiyorum..


    Ama unutulduguma degil..
    Unutulacak kadar az sevildigime yandim

  57. KéNd!M! UnUtM@M bUnD@N SOnR@ uĞRuN@!!!!:'



    Geceyi bitirişlerim eskisi gibi
    Güne başlayışlarım sanki değişti
    Demiştim ya sana hani
    Gün gelecek tükenecek içimdeki
    Zaman inandıklarımızla bahse tutacak bizi
    Besle beni de acıların yükünü al
    Sıcak mevsimlere girdiğimizden beri
    Mişli geçmişle dili geçmiş arasındayım
    İnadına mavi gökyüzü bulutlar dağılıyor
    Ben matem havasındayım, içimde gök gürlüyor

    Eskiden bu kadar uzar mıydı yüz çevirmeler
    Söze girişler tutuk olur muydu
    Gözlerimizin çakıştığı yerde korkar mıydı aşk
    Dengesizlikler dediklerin adına eşit belki de
    Özlem tütüyor yine de başımızda saklamalı
    Adımlarımın çoğu geriye gidiyor
    Sevmiyor muyum sanıyorsun
    Seviyorum da artık duygu yetmiyor
    Tek tek çıkarıyorum tenimden batan dikenleri
    İzi kalıyor iyileştirmiyor kanturun çiçeği
    Sandıklarda sakladığım uzak doğu esintileri
    Tutkulu geceleri anımsatıyor, baş etmek zor
    Yine de el tutuk yürek buruk işte, duruyor

    Aldanmaymış belki de diyorum içimden
    Keşke aynı yalanı söylesen
    Keşke aynı yerden yine koşulsuz bir seviyle kansam
    Gülüşünle kor olup yansam yeniden
    Rüyalarımda kal diye sıkıca kapadığım gözlerimi bile yitirdim
    En azından düşlemini aklıma kazısam
    Sesinin çınladığı mekanlar sadece çakışma şimdi
    Aklıma düştüğün yerde karşıma gelişin mucize hala ama
    Eksik kalıyor bir yer, dolduruyorsun sanıyorum da
    Fark ediyorum ki sana dair değil eksiklikler

    Değişiyorum işte herkes kadar
    Zaman durmuyor hayatıma kattıklarıyla ilerliyor
    Aynı kaldığını sandıklarının cevabına şaşkınlığın anlamsız
    Aslında gördüm ki belki de sensin değişmemeye direnen
    Soluyor içimdeki kardelen
    Kar beyaz toprakları da olmadı geçerken mevsimlerden
    Sana dair inandıklarım şimdi en gizil yerlerimde
    Yok etmedim aşkımı ama kendimden bile uzakta tutuyorum
    Yazgım ol istemiştim bir dua akşamında
    Gözümde gelecek diye baktığımda hala varsın da

  58. sanmaki sensiz cok mutluyum
    sanmaki sensiz guluyorum
    anlaki seni ozluyorum
    şunu bil seni seviyorum
    aaa...

    kafam cok karısıkken
    yureğim parcalanırken
    aklım hala sendeyken
    unut deme unutamam ben

    gece hava yağarken
    ayda tam dolunayken
    kalemim seni yazarken
    ben hala seviyorken
    unut deme unutamam ben

  59. UNUTMAYI UNUTTUM

    Gittiğin gün
    Bütün ayrılıkların hesabı benden soruldu
    Bütün acılı şarkıların
    Bütün hazin sevdaların
    Gittiğin gün
    Her çiçeğe bir gözyaşı
    Her kelebeğe bir ağıt
    Bana da yüzlerce şiir düştü
    Yazmaya mahkum
    Gözlerin için...

    Ben ki
    Dönüşüne hasret yaşadım bütün nisanları
    Ve gülüşüne hasret bütün baharları
    Gel gör ki
    Bir dağa çarpar gibi çarptı yüreğim yokluğuna
    Bir ben bilirim
    Gururumu hangi taşlara vurduğumu
    Başımı hangi duvarlara
    Ve hangi uçurumlara köprüler kurduğumu
    Bir sana kavuşmak için

    Oysa daha gittiğin gün
    Uykularımı çaldım göz bebeklerimden
    Dizlerimde uyuttum
    Acılarımı kopardım yüreğimden
    İzlerinde avuttum
    Ve sözümü de tuttum
    Yanarak için için
    İşte bugün
    Unutmayı da unuttum
    Bir tek seni
    Unutmamak için....


  60. Unutmak mı,
    Delisin..

    Bitimsizlik olarak girersin sabahlarıma hey,
    Güzellik sarar her bir yanımı seni sevdikçe
    Lal olur dilim seni söylemez ise bir gün
    Günün çiçeğe tutkunluğu sürer gider bir ömür hey.

    Dalına zayıfça bağlanan
    Ve sararıp solan her esen rüzgârla
    Bir sonbahar yaprağı gibi kopmak yok.
    Bir bulutun ardına çekilip
    Sessizce zamanı beklemek yok.

    Ben sensizliklerin yaşlı çınarı
    Her ne yana kol atsam senin hayaline dokunmak içindir
    Her sabah yeniden boy verişim
    Seninle yaşamı paylaşmak içindir.

    Hep sevgin dolduruyor evrenimi
    Unutmak mı ,
    İmkansızlık.
    Çünkü sevdan suluyor her gün beni

  61. Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye… Bu yokluk hissi öldürecek beni…

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama…

    ''BİR TEK SENİ UNUTAMAM''.....

  62. sizinde gözlerinize sağlık
  63. Ah Leyli, gece yarısı intizarım. Artık öldür beni, yeni bir umuda erişmeden al götür, ayır gövdemi, yalansız, pusatsız, korkusuz bir ölüm seç bana. Ferman senindir.

    Yüzüm sahte gülücükler savurur
    Yaşlar gönle akar yakar kavurur....

    Uyku tutmaz gözlerimi, yangın yerindeyim ama üşüyorum, üşüyor ellerim, üşüyor yüreğim. Sen kavurucu gün ortasında, ben hoyrat gecenin soğuğunu yorgan yapıp çekiyorum üzerime. Korkuyorum, karabasanlar kovalıyor uykularımı. Uyumak istemiyorum, ölmek istemiyorum. Nafile! Öleceğim, ölüyorum... binlerce ben ölüyor bir yerlerde, tekrar tekrar... umutlar başka baharlara kalıyor.

    Bu kaçıncı bahardı feda ettiğim geceye
    Bu kaçıncı güldü daha dokunmadan kuruyan

    Oysa..
    Şehzade gülleri göndermek istemiştim sana..


    Bu nasıl taksimdir bilinmez, mevsimlerden payıma hep zemheriler düştü, nevbahar olmaz mı hiç bilinmez...


    Korkunç bir serencama düştü yüreğim
    Sıtmaya tutulmuş gibi titremekteyim
    Uzat elini sevdiceğim
    Tut!.. yoksa düşeceğim.
    Tut!...
    Yoksa.............


    Oysa ki....
    Oysa ki ben, sevdiceğim türkü tadında yaşamak isterdim Leyli Leyli... Sana Şehzade gülleri göndermek isterdim. Rayiha kokan saçlarını uykularıma yastık yapmak isterdim Heyhat... Şimdi söylenmez oldu türkülerim, elimden alındı güllerim. Bir kokusu kaldı rüzgarda salınan zülfü siyahının.
    Dayanamam.. Dayanamıyorum ....

    Artık kıyamet kopmalı ve hatta kıyametler, okyanuslar taşmalı yüreğim kabarıyor, dağlar parçalanmalı göğsüm çatlıyor, güneş yakmalı her yanı, alevler sardı gözlerimi, gök kubbe çökmeli ayaklarım tutmuyor, Olmalı artık olmalı..

    Olmalı, yoksa asi olacağım.


    Selami Ceylan

  64. Ne karanlık böyle koyu olmalı ne ayrılık bukadar kırmızı.

    Gidişinin rüzgarıyla savrulan ruhum yokluğunun pençesinde şimdi..Buruşturduğun aşkım ellerimde kaldı sanki değersiz bir kağıt parçası gibi..Anlıyorum yavaş yavaş neden karanlık koyu neden ayrılık kırmızı..Bir perde gibi indi gözüme sensizliğin gölgesi.

    Yıkılan kalbimin bir umudu vardı hala..Ama sonsuz bir bekleyişten ibaretti.Yani umut bile umutsuzdu benimle birlikte..Tek kelime edemiyorum,biliyorum zaten konuşmamam gerek..
    Giderken seni izleyip,yanlızca susmam gerek...Ellerimden kayıp gitmeni bir seyirci gibi izlemem gerek...

    Sence tek gereksiz olan şey ise kalmak...Git zaten bana bir elvedayı çok görenin arkasından dur diyemem..

    Aslında gitmesen daha iyi olur..Hatta gitsemesen en güzeli..

    Kalbimi,seni seven,senden olan bir şeye hiç acımadan çiğneyerek nasıl gittin anlamıyorum..Sensizlik kor oldu düştü bağrıma..Hani biraz ağlasaydın giderken,üzülseydin halime belki gözyaşların dindirirdi sızımı..Arkanda bıraktığın biraz duman,biraz da kül..Bir parçada ayrılık kaldı enkazımdan..Rengi kıpkırmızı tıpkı sensiz gecelerimin koyusu gibi...Çok denedim kurtulmayı,bu toz dumandan kurtulup yeniden hayata başlamayı...Yokluğun tuttu beni hiç bırakmamacasına..Kimsesizliğin kıyısındayım,sınırları sen belirlemişşin,dudaklarında mühürlemiş sanki..Tek bir adım atsam başaracağım ama izin vermiyor hem sensizlik,hem kimsesizlik...

    Gittin gideli saatler geçti ama hala üşümem geçmedi..Bu terkedeşin gerçekliğini bastırmıyor sen varmışsın gibi davranmamın sahteliği..Sen hayatımdın..Hayattan koptum senden kopamadım yinede...Zorları oynuyordun giderken,ama seviyorum dediğindeki amatörlüğün yoktu bu sefer üstünde..Bu gidiş gerçekten gerçekti..

    Vazgeçmek kolaydı senin için..Çünkü vazgeçemem diyenler için kolaydı vazgeçmek..Sensiz yaşamam diyenler için kolaydı birinin yada bir
    aşkın hayatına son vermek..Durup düşünmek bile zor geliyor,ne zaman aklımı kullanmayı denesem hep gidişini hissediyorum her yanımda..Ömrüm senin derken yalan söylememiştim..Ben sana verdiğim hiçbirşeyi geri bile istemezken,sen benim herşeyimi sormadan ve ben ne olduğunu anlamadan benden alıp gittin..Bana geri kalan içi boş bir beden ve yıpranmış,ufalanmış bir kalp oldu...

    Ayrılığın kırmızıydı,benim arkandan bakışımda alabildiğine kahverengi...Gidişin kötüde olsa bembeyazdı,gözyaşlarım masmavi....

    Yokluğunda emanet koyu karanlığım,doğmayacak ışığım,
    senle geçirdiğim hiç bitmeyen sensizlik umudum kaldı...

    Kucağım hep sana açık,yüzüm gittiğin yere dönük olacak...

    Elveda.............

  65. Unuturum, unutursun, unuturlar...


    Evet unuturum, unutursun, unutur...hepimiz unuturuz...hayat bu...
    unutmak zorundayız... yaşamak için...bende unutmak istiyorum... izin ver bana...nefes almak istiyorum artık...hayır hayır..asıl unutursam ölürüm.. kalbim henüz buna hazır değil...unut söylediklerimi...unutmama izin verme sevgimizi..
    unutmak kötü bişey mi? yoksa iyi bişey mi? sanırım yerine göre değişen bişey
    Unutursun
    Bir rüyaydı, uyandık en tatlı, en mutlu yerinde
    Bir emir gibi geldi ayrılık günün birinde
    Aşk, sevgi hep öyle değlmidir yaşanırken, rüya gibi...sonra nedense uyanmak zorunda hissedersin kendini, yada karşındaki uyanır... yada birileri uyanın artık diyerek çan çalar başınızda...ve mutsuz son.. O sevenlerin en sevmediği sözcük...AYRILIK..
    En tutkulu sevgiler, en ağrılı hasretler azalır
    Aşınır kayalar gibi kalpler zamanın önünde
    Sevginin azı çoğu varmıdır... az tutkulusu çok tutkulusu... sevgi işte...iki kalbin tek bir kalp olup vücutların içinde kaybolması değilmidir...nasıl başladığı ve nasıl bittiği hatırlanır çoğu zaman... ama ne zaman çoğalıp ne zaman azaldığı gözle görülmez her nedense... işte zamanın körlüğüde bu olsa gerek aşkta ve sevgide...
    Unutursun, unutursun
    Karışır ya gözyaşları denizlere
    Unutursun, unutursun
    Alışır ya her insan bu gidişlere
    Evet unutmak için savaşırız...yaşatmak için uğraşmadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcarız... saatler, günler,haftalar ve aylar...gözyaşları sel olur...bazen 4 mevsim harcanır gözyaşlarının tüketilmesi için bazen 14 mevsim... kişinin melenkolikliğine ve sevginin varsa derecesine göre değişir bu...ve birgün gözler susar...kalp yanmaya devam eder mi bilinmez ama...yaşlar dinmek zorundadır... insanız sonuçta...nelere alışmıyor ki insan...ölüme bile... demişler ya...
    Kırılsam da küssem de hayat bu
    Ben affettim sen de affet olur mu
    Ve son kıtada veda sana...sana çok kırgınım...küskünüm...ama bütün bunlar kalbimin seni sevmesine engel olamıyor... hala ağlıyorum... bu gece de ağladım...neden bilmiyorum...aslında seni artık eskisi gibi sık düşünmüyorum... seninle bir gelecek filan da düşünmüyorum...yaşadığımızı düşündüğüm bütün güzel şeyleri de sandığa koydum kaldırdım... ama işte bu geceki gibi ara sıra anımsıyorum seni...iyi bir insansın sen... bende öyleyim...ama iyi iki insan olmak yetmiyor sanırım...bir arada olmak için...ben de seni çok üzdüm aslında... ama senin beni üzdüğünden fazla olduğunu da düşünmüyorum... hesap yapmıyorum.. yanlış anlama... unuttum ben aramızda geçen kötü herşeyi...
    yinede son kıtada olduğu gibi hayatım; Ben affettim sen de affet olur mu....
    H O Ş Ç A K A L

  66. HATIRLAMA
    Ne zaman elime bir kalem alsam
    Sana seslenmek geliyor icimden
    Güzelligini hatirliyorum bir yaz günü
    Yine gemiler geciyor uzaklardan
    Biz yosun kokulu rihtimlarda el ele
    Sehirlerden Istanbul, aylardan temmuz
    Ne zaman elime bir kalem alsam
    Gecmisi seninle yeniden yasiyoruz
    Ne zaman elime bir kitap alsam
    Hep seni okuyorum inanirmisin
    Istiyorum seni..
    Anlatmali bütün romanlar
    Sevilen kadin hep sen olmalisin.
    Ne zaman elime bir kibrit alsam
    Yine Istanbul'u yakmak geciyor aklimdan
    Bu sensiz sokaklari, bu evleri
    Bu plajlari bu denizleri
    Sensiz kaldigim bu sehri tüm yakasim geliyor
    Yine alev alev bir istanbul düsünüyorum
    Ve caresiz yaktigim bütün sigaralarin
    Dumanlarinda seni görüyorum.
    Ne zaman elime bir firca alsam
    Yüzünü çiziyorum kapilara, duvarlara
    Bir bir hatirliyorum bütün hatlarini
    Gözlerini dudaklarini saclarini
    Baktigim her yere gölgen düsüyor
    Dokundugum her seyde senin sicakligin
    Sonra daglar, denizler giriyor aramiza
    Gitgide büyüyor uzakligin
    Ne zaman elime bir kadeh alsam
    Delicesine sarhos olmak istiyorum
    Ickiler seni hatirlatiyor yine
    Kiriyorum birbiri ardinca kadehleri
    Artik hic bir sey kar etmez biliyorum
    Ne dost, ne icki, ne ask, ne kadin
    Gözlerimde yillardir essiz olan
    Degismeyen bir sen varsin
    Ne zaman elime bir ayna alsam
    Gözlerimden korkuyorum, bakislarimdan
    Bu seni unutamayan benden korkuyorum
    Ucurum cizgiler, kara gölgeler
    Bir sonun belirtileri yüzümde yer yer
    Karsimdaki yüz sefil bir aksam
    Hep sana sesleniyorum duyuyor musun
    Ne zaman elime bir kagit alsam.

  67. Ve gözlerin gelir geçer içimden,
    Su içerken, sen sokulurken akşam kızıllığına,
    Ekmeği bölerken,
    Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
    An gibi aklımdasın...

    Gelir geçer gemiler,
    Belki sende geçersin diye,
    Bir kumru konar her sabah pencereye,
    Bir miladı taşır gece bir yıldız,
    Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı,
    Hani sarılırsın kendine,
    Hani aklın karışır,
    Bu bir divaneliktir gönül ah'a alışır,
    Ömrüm bitse ne çıkar,
    Can gibi aklımdasın...

    Gündür bu geçer gider,
    Belki bir şey kalmaz sanırsın,
    Yani bir sabah uyandığında,
    Ne hayatın tortusu, ne kokusu alışmışlığın,
    Her şey başka olacaktır,
    Başka bir otobüs, başka bir gazete,
    Resimlerden silinecek yüzün belki de,
    Ne adın, ne sanın,
    Bir şafak vakti açınca gözlerini,
    Bir merhabayla,
    Yeniden kurulacak dünya,
    Ve sen her şafak,
    Nan gibi aklımdasın...

    Bazen bir şey geçer içinden insanın,
    En ücra yerlerinden, cesaret gibi bir şey,
    Ne olacak işte, kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel,
    Fasulyenin tadı yoksa,
    Şarkılar yakmıyorsa içini,
    Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa,
    Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay Mahallenin en güzel kızına,
    Denizin tuzu, Yalnızlığın bahanesi yoksa,
    Bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına,
    Zannetmeki ölmek zor, ölmek kolay, kolay da!
    Kan gibi aklımdasın...

    Bu da geçer, her sabah kanayacak değil ya,
    Bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın,
    Biraz da helvası bizim bakkalın,
    Senden ayırdığım üç beş zeytin,
    Otururum sofraya,
    Her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın,
    Bende unuturum, nasıl unutulursa sana susuzluğum,
    Ve nasıl becerdiysem kahrolmayı,
    Öyle unuturum,
    Ekmek gibi, Nan gibi aklımdasın...

    Ve gözlerin gelir geçer içimden,
    Su içerken,
    Sen sokulurken akşam kızıllığına,
    Ekmeği bölerken,
    Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
    An gibi aklımdasın...
    An gibi aklımdasın...
    Aklımdasın....

  68. Ayrılıga Sözüm var... unutmayacağım Seni


    Ayrılığa sözüm var unutmuycam seni... gözlerinin tuzu yakmaya başlar önce yüzünü
    yüzün yanar sanırsın oysa yanan yüreğindir
    ızdırabını çektiğin nedir yaşadığın mı yaşayıpta hayatından
    atamadığınmı
    gene yalnızlığa oynuyorsun zarlarını...
    bu kumarı kaybetmek için oynuyorsun
    içim acıyor sanki binlerçe bıcak yarası var vucudumda
    binlerce acı gücümün yetmediği bir acı
    ne çığlık atacak nede ağlayacak gücüm var .......
    susmak ........
    bütün acıların çığlık çığlığa haykırırken susmak ...........
    ellerin soğukmu ......
    sesin duyulmaz olur hayatmı hırsız ..
    kadermi hırsız ..
    senden çaldığı sadece bir sevgimi
    gelmişinmi geçmişinmi geleceğinmi ..
    rüyalarındaki sıcaklıkmı senden çalınan
    seni bu soğukluktan kurtaracak kibrirtlerin yokmu
    yokmu herkibrite sakladığın hayallerin
    soğukluğa teslim ediyorsun herşeyini
    yaraların uyuşuyor acılar hisedilmiyor
    dönüp kendine baksan kan revansın
    şuursuz bir acısızlık
    hisedebilmek .......
    senden çaldığı budur hayatın
    hisedebilmek......
    keşke sengibi unutabilsem herşeyi

  69. Seni Unutmam Mümkün Değil
    Arama hiç boşuna
    Unut beni diyorsun
    Kalbimden söküp atmak
    O kadar
    Kolaymı sanıyorsun

    Yaşanan onca değerleri
    Paylaştığımız sevgileri
    İçimde büyüyen hisleri
    Seni unutmam mümkün değil

    Kalbimi kaldırdım rafa
    Sevemem biliyorsun
    Başkasının olmayı
    O kadar
    Kolaymı sanıyorsun

    Yaşlar bürüse gözlerimi
    Yokluğun karartsa günleri
    Sensizlik boğsa geceleri
    Seni unutmam mümkün değil

  70. Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim

    Sevmek... Dile kolay, kalbe ağır duygu. Hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu.

    Ayrılıklar... Hüzünler... Gözyaşları... Hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. Hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı.

    Hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama...
    Kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... Umutlarıyla… Şiirleriyle… Farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin.

    Karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. Yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. Bu yüzden sevdim seni.

    Öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni.

    Ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm.

    Neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler… Mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları… Yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... Daha neler... Neler...

    Kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni.

    Günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... Sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu...

    Yolda yürürken, otobüse binerken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her hikâye, okuduğun her şiir beyimde yankılanıyordu.

    Ben sensizliği bile seninle yaşıyordum… Bu yüzden seviyordum seni.

    Hatırlar mısın? Gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir kış günü, gece yarısına doğru aramıştın beni... Eve gidiyorum, bu soğuk havada sesin içimi ısıtsın istedim demiştin. Biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık... Konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla yağmakta olan kara aldırmadan, sen park ettiğin arabanın içinde, ayaklarını hissetmekte zorlanana dek, bense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmaklarım buz tutana kadar konuşmuştuk. Yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden...


    Hiç kimse, yağan kar altında kulağıma senin gibi şiirler okumadı.
    Hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı…
    Hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi…
    Ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığı bana senin kadar hissettiremedi.

    İşte, O gecede, ne dışarıda yağan kar, ne de aradaki mesafeler bana şiirler okumana, beni sevdiğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti.

    Sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni...

    Sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı… Ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim.

    Ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim… Beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli…

    Ben sana âşıktım… SensBen Seni Unutmak İçin Sevmedim

    Sevmek... Dile kolay, kalbe ağır duygu. Hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu.

    Ayrılıklar... Hüzünler... Gözyaşları... Hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. Hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı.

    Hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama...
    Kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... Umutlarıyla… Şiirleriyle… Farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin.

    Karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. Yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. Bu yüzden sevdim seni.

    Öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni.

    Ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm.

    Neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler… Mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları… Yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... Daha neler... Neler...

    Kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni.

    Günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... Sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu...

    Yolda yürürken, otobüse binerken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her hikâye, okuduğun her şiir beyimde yankılanıyordu.

    Ben sensizliği bile seninle yaşıyordum… Bu yüzden seviyordum seni.

    Hatırlar mısın? Gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir kış günü, gece yarısına doğru aramıştın beni... Eve gidiyorum, bu soğuk havada sesin içimi ısıtsın istedim demiştin. Biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık... Konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla yağmakta olan kara aldırmadan, sen park ettiğin arabanın içinde, ayaklarını hissetmekte zorlanana dek, bense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmaklarım buz tutana kadar konuşmuştuk. Yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden...


    Hiç kimse, yağan kar altında kulağıma senin gibi şiirler okumadı.
    Hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı…
    Hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi…
    Ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığı bana senin kadar hissettiremedi.

    İşte, O gecede, ne dışarıda yağan kar, ne de aradaki mesafeler bana şiirler okumana, beni sevdiğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti.

    Sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni...

    Sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı… Ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim.

    Ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim… Beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli…

    Ben sana âşıktım… Sense aşk’a… Ben seni seviyordum… Sense mevsimleri…
    Gelen her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardı, bu yüzden sen, sevemedin sadece beni...

    Sen, baharda açan her bir gül tanesini sever gibi sevdin, yeni gelen her sevgiliyi...
    Baharla her gelen sevgili için, unutup, sildin beni...
    Bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni...
    Çünkü ben seni UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM Kİ...

  71. Unutamadım


    Unutamadım şiir sözlerini,unutamadım tatlı dilini.
    Düşlerim kabus oldu,hayallerim umutsuz corak.
    Geceler dostum oldu,gündüzler avarem.
    Hiç bir kahin cözemez icimdeki yıpranmış hislerimi.
    Unutamam ,unutamam.
    Ufuklarında bir derya belirir,deryalarda yalnız bir ada.
    Ben adada mahkum ,sucum sevmek ,cezam müebbet.
    Ne işkenceler görürüm,ne ızdıraplar ,
    iflas etmiş bir kalp.
    Ne olur bi tanem son arzum idam.
    Dayanamıyorum artık bırak kalbimi,bırak özgür kalsın.
    Beyaz güvercinlerle yeni umutlara süzülsün.
    yeni nemrutlar keşfetsin,
    belkide orda gunbatımında yeni gizemler dogar.
    Bırak cicekleri koklasın,
    belkide yasama dönecegi bi ixir bulur.
    Belkide beyaz karanfillerle süsleyecegi hayalprensesi



    ismail Akman


  72. İnsani Yasatan Hayaller;aĞlatan İse GerÇeklerdir.....
  73. Beni isyanlara sürükleme.
    Çıkmazlara gitmekte yüreğim.
    Tut ellerimden tükenmek üzereyim.
    Unuttunmu beni söyle,mutlumusun böyle
    .
    öyle uzak kalma bana,
    sev demiyorum ama unutma.

    herşeyin olamadım affet,şimdi hiçbirşeyinmiyim.
    artık yabancı benmiyim.
    Bir zamanlar ellerini tutan ellerim değilmiydi,
    ne çabuk unuttun gülen gözlerimi.
    Şimdi ağlamaklı baksa da gözlerim,başka göz değmedi inan.

    Hayatımda silinmez izlerin var.
    Seni anıyorum her şarkıda,şiirde,resimde,denizde,semada heryerde herşeyde heran anıyorum,
    çınlıyor mu kulakların.

    Özledim seni,inan hayat hiç çekilmiiyor sensiz.Geç olmadan dön gel,bıraktığın yerdeyim.


    Bir kez bakayım sana,
    sev demiyorum ama unutma.

    Başka bir sevda düşmüşse yüreğine,gözlerin bir yabancı gibi bakarsa gözlerime,hiç bir şey sormadan hiçbir şey söylemeden ardıma dahi bakmadan çeker giderim.

    Ama bilmeliyim görmeliyim gözlerini.
    Hissetmeliyim
    Görmen gerekmez,bitti mi diyorsun.Öyle olsun,hiç gelme.


    Artık dön demiyorum sana.
    Sevme demiyorum ama nefret etme.
    Sadece unut varlığımı,unut.

  74. Sen Benim Mucizemdin



    Sana dokunmak bir mucizeydi, seninle olmaksa bir mucizeyle yaşamak..



    Gün geceye döndüğünde seninle olmak öyle güzel ki. Bütün bir gece seninle aynı havayı solumak, dinlediğim şarkılarda seni bulmak. Gündüzümde insanlar, mücadele, kavgalar, çirkinlikler var belki ama gecemde sadece sen ve ben& Belki bu yüzden geceyi sevişim. Sadece sana ait gecelerim, tıpkı kalbim gibi...



    Dün gece yine uzandı elim telefondaki tuşlara. Aradığınız numara kullanılmamaktadır. Gülümsedim ve iletilemeyeceğini bile bile defalarca mesaj gönderdim. Her iletilemedi raporunda sanki Buda geçecek. Geçecek değil mi Canım? cevabını okudum



    Aradım seni. Ulaşılmaz olduğunu bile bile aradım seni. Ulaşılır olsaydın keşke. Keşke biraz daha çok gülebilseydik yaşamın bize yaptıklarına. Keşke Sen yine yanımda olabilseydin. Keşke şu iç çekmeler olmasaydı. Acı olmasaydı keşke Keşke Keşke Keşke kelimesini bilmese, öğrenmeseydik.



    Hayata tek bağımdı aşkın. Gelirdim yanına sokulurdum. Tüm dertlerden , kederlerden uzaklaşırdım gözbebeklerinde kendimi gördüğümde. Nerden bilebilirdim ki bir gün o gözlerde kaybolacağımı. Umutlarımın, hayallerimin, sevgimin, beklentilerimin, inançlarımın yok olacağını& Nerden bilebilirdim ki; o seyretmeye doyamadığım gözlerinde ölümün beni beklediğini.



    Oysa ben ayrılığı hiç düşünmezdim. Aklıma gelmezdi sensiz sabahlamak. Sen varken fark etmezdim mevsimlerin döndüğünü. Meğer ellerime kar yağabilir, gözlerime bulutlar değebilirmiş. Sen benim mucizemdin. İşte o mucizeye dokunmak, aslında seni sonsuza dek kaybetmekmiş. Bunu da öğrendim...



    Aradım seni Canım. Ulaşılmaz olduğunu bile bile aradım. Seni henüz özlemiş de değilim, yanlış anlama beni. Ne zaman özlerim bilmiyorum. Hâlâ benimlesin ve hâlâ gecelerim senin; tıpkı kalbim gibi.

  75. Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Unuttum adını,her kelimesini unuttum
    Dalga dalga savrulan saçlarını unuttum
    Kömür karası yaşlı gözlerini unuttum ben
    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Yağmur altında gezdiğimiz sahilleri unuttum ben
    Bana ilk seni seviyorum dediğin
    O çay bahçesini unuttum ben
    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Elini ilk tuttuğumda
    Yüzündeki o masumluğu unuttum ben
    Sarıldığımda ise
    Başımı döndüren gül kokulu,kokunu unuttum ben
    Unutmak kolaymış be bitanem
    O yüzündeki gülüş,içindeki sıcaklık
    Seni özlüyorum dediğinde
    Gözünden akan iki damla yaş
    Ve seni öptüğümde içinde kaybolduğum yıldızlar
    Bütün bunları unutmak
    O kadar kolaymış ki bi tanem
    O kadar kolaymış ki
    hepsini unuttum
    Biz zamana yenildik sevgili.
    Kavuşmalarımızı vuslat kokan yarınlara erteledik...
    Körpe sevinçlerimizi sıcak yüreğimizde saklayıp her gece ayrılığın isli çaydanlığında hasrete demleneceğiz...
    İçinde kurtlanır,yüreğinde kanar ayrılıklar...
    Kuru bir yaprak gibi baharın ortasında yapayalnız kalırsın.
    Konuşmak isterin,susturulursun...susmak istersin,ıslak gözyaşlarınla konuşursun.
    Aşktan öte silahın olmasa da zamana kafa tutup ayrılıklarla savaşırsın...
    Ama zamana yenilirsin hep.Defalarca yenilirsin ama savaşırsın bıkmadan usanmadan.
    Hayat devam ediyor.
    herşeye inat,ayrılığa inat takvimler alabildiğine hızlı akıyor mevsimlere doğru.
    Sen,uzaklarda bir yerlerde yaşarken;
    ben alnı ak,yüreği pak sevdamızı yokluğa inat yaşatacağım....

  76. En Eski Yalnızlığımdır Aşk Benim ...

    En eski yalnızlığımdır aşk benim
    Gitgide büyüyen karanlıklarla
    Ne zaman sevdiysem kavruldu tenim
    Bir ateşin açtığı yanıklarla

    Sabahı olmazdı çok gecelerin
    Alır, götürürlerdi beni onlar
    Öptüğüm elleriyle, korkunç derin
    Bir uçurumun kenarına kadar.
    Sonra bırakır giderlerdi, üzgün
    Bakardım sessizce arkalarından
    Sonra umutsuzluk, gözyaşı ve kan.

    Bütün umutlarım biterdi bir gün
    Bir gecenin orsatında kalırdım
    Tek başıma ben, ben ve yalnızlığım.....

  77. UNUTMA Kİ



    Sen uykusuzluk nedir bilir misin

    Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı

    Gözlerini tavana dikip

    Düşündüğün oldu mu bütün gece

    Ve bütün bir gün

    Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç

    Gelmeyince

    Seni aramayınca

    Ölesiye ağladın mı

    Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların

    Ona ait ne varsa

    Bir bir hatırladın mı



    Sen günden güne erimeyi bilir misin

    Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi

    Bir teselli aramayı

    Issız parklarda, tenha sokaklarda

    Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda

    Deli divane yollara düşüp

    Yaşlanmış bir köpek gibi

    Eskimiş bir gömlek gibi

    Atılmışlığını hissettiğin oldu mu

    Sevmekten

    Günler geceler boyunca yürümekten

    Elin ayağın yoruldu mu



    Sen yalnızlığın acısını bilir misin

    Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına

    İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı

    Bütün gururunu çiğneyip

    Sevdiğinin geçtiği yollarda

    Bastığı toprakları eğilip öptün mü

    Sen çaresizlik nedir bilir misin

    Sen yokluk nedir gördün mü

    Yanan başını

    Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden

    Sen her gün bin defa öldün mü



    Böyleyim diye ayıplama beni

    Bir gün kendimi

    Sonsuzluğun koynuna bırakırsam

    Yaralı ve yenik bir asker gibi

    Darılma

    Unutma ki

    Her seven isimsiz bir kahramandır

    Unutma ki

    İnsan; sevebildiği kadar insandır.

  78. Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Unuttum adını,her kelimesini unuttum
    Dalga dalga savrulan saçlarını unuttum
    Kömür karası yaşlı gözlerini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Yağmur altında gezdiğimiz sahilleri unuttum ben
    Bana ilk seni seviyorum dediğin
    O çay bahçesini unuttum ben

    Unutmak kolay diyordun ya
    Kolaymış meğer
    Elini ilk tuttuğumda
    Yüzündeki o masumluğu unuttum ben
    Sarıldığımda ise
    Başımı döndüren gül kokulu,kokunu unuttum ben

    Unutmak kolaymış be bitanem
    O yüzündeki gülüş,içindeki sıcaklık
    Seni özlüyorum dediğinde
    Gözünden akan iki damla yaş
    Ve seni öptüğümde içinde kaybolduğum yıldızlar

    Bütün bunları unutmak
    O kadar kolaymış ki bi tanem
    O kadar kolaymış ki
    hepsini unuttum

  79. unutmak....
    bu kelimenin anlamını seni kaybedince öqrendim...daha doqrusu sen bni kaybedince...oysaki sewmiştm seni..sende öyle diyordn "sewiyorum" diye..ama aslında onunda koca bi yln olduunu öqrendm seni kaybedince..daha doqrusu sen bni kaybedince....

    her qece yıldızlra dalar,seni hayal eder,bir yıldız kaysın diye beklerdim...yıldız kaysında seni diliyim diye...her qecem böyle qeçerdi...seni bekleyerek işte. hayal ederek...

    sonra biqün (sanırım yıldızlar bni duydu) bir yıldız kaydı...ewet işte o beklediqim an...kaydı..qördümm..çok mutluydm..we hayalim qibi seni diledim işte...çok saçmaydı biliyorm...bunun farkındaydımm..ama napim işte seni o saçmalıklar kdr çok sewiodm..bna saçmalık yaptıracak kadar...

    we işte biqün hayalim sna ulaştı...biliyodm işte.artık benimdin...kokunla, nefesinle, bedeninle, o sıcacık kalbinle benimdn...sna o kadar baqlanmıştımki, sensiz yapamaz olmuştm..seni qörmedn, kokunu,o sıcaklıqını hisstmedn yaşayamas olmştm...nefeslerimiz birdi...kalbimiz bir... birleşip tek bi beden olmuştk..yada bn öyle sanıyodm..sanırım öyle istiyodm...ama ne olursa olsn, yaşadıklarımz yalanda olsa, seninleydimya... tüm benliqimle seninleydimya... işte bu bütün yalanlara bedeldi..bütün yalanları qerçek saymama, mutlu olmama bedeldii...

    bi yalan ne kdar uzun sürebilirki..?!
    işte her yln qibi, her bitiş qibi buda bitti....
    baştan belliydi ztn, yln üstüne bi ilişki kurulamaz...kurulsada işte böyle kısacık sürer..biter...
    o sözlerin hala kulaqımda çınlar.... "unut beni,bn sana qöre deqilim" madem öyle düşünüyodn nie başlattın bu ilişkiyi ozmn...?! sölermisin bna..? niye...? neden..??

    şunu bilmeni isterim, hala her qece yıldızları izlerim...hala bir yıldız kaysın diye beklerim...herşey aynı yani..ama eskiyle arasında bir fark warki oda artık seni deqil, seni unutmayı dilerimm.......!!!

    UNUT DİYORDUNYA UNUTTUM İŞTE.......!!!!

  80. Unutma, senden bir tane daha yok bu dünyada!

    Unutma, senden bir tane daha yok bu dünyada!

    Gülümsemeyi asla unutma.

    Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman nemli kalsın göz pınarların.



    Unutma kendini sevilebilecek bir insan haline getirmeyi ve ondan sonra da kendini sevip kendine sarılmayı.

    Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna.

    Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma.



    Unutma.

    Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihinin ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma.

    Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek.

    Açık tut gönlünü tüm güzelliklere.



    Aydedenin sihrini gönderdiği gecelerde uyuyarak çalma hayatından saatlerini.

    Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma.

    İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini unutma.

    Asla taviz verme seni sen yapan yanlarından.

    Onurlu bir yasam sürebilmen için, sartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma.



    İçindeki seni katletmeye kalkma sakın.

    Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma.

    Korkma mahallenin delisi olmaktan.

    Doğrucu Davutlar ne kadar çoğalırsa mahallende, hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma.



    Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım diye de yakıp geçme yıllarını.

    Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir hayatta.



    Korkma insanca korkularından.

    Ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma.



    Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların.

    Ve hep ileriye taşısın seni kavgada attığın her adım.

    Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin, rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük

    olsun bakışların.



    Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse. Umutların bitmesin asla ve umutların bittiği yerin, hayatın da bittiği yer olacağını asla unutma.

    Ve şaire kulak ver:

    " Senden bir tane daha yok bu dünyada... "

  81. ÖyLe unutacağım ki Seni ..




    .....farkında mısın… Gülmeyi unuttuğumu düşündüğün günlerde yazıyorum sana.
    Köşe başlarında, cam kenarlarında, elleri soğuktan titreyen o suskun çocuk
    yok artık. Simsiyah gözlerinde, yemyeşil baharların gezdiği, ben…


    .....Sana yazıyorum farkında mısın… Kalbimden çekerek dolduruyorum kalemimi.
    Bütün her şeyi, senin için yazıyorum bu sefer... Unutulduğunun belgesini
    hazırlıyorum, bak…


    .....Öyle bir unutacağım ki seni… Adını bile hatırlamak için bu belgelere
    bakacağım, biliyor musun… Her şeyimden çıkaracağım seni. Baş harflerini yan
    yana gördüğümde, hangi ülkenin kısaltması diye bakacağım kitaplara.
    Mektubumun sonunda, kime yazdığımı hatırlamak için, başa dönerek okuyacağım
    seni emin ol…


    .....Öyle unutacağım ki seni… Aynı şehirde, yine aynı şekilde
    sabahlayacağım. Yine aynı pohaçalarla yapacağım kahvaltımı. Yine aynı
    kırmızı ışıkta bekleyeceğim. Gündüzleri telefonum çaldığında, ekranda
    görünen numarana bakıp ‘müşterilerden biridir ’ diyeceğim emin ol…
    Akşamları, durağa giderken senin sokağının başından geçip, ‘yine o lanet
    olası işkembecinin sokağı’ diyeceğim…Bana verdiğin kitapları, hangi
    kütüphaneden aldığımı hatırlamak için yoracağım zihnimi… Parmağımdaki
    şekilli gümüş yüzüğü verip, ‘daha anlamlı bir yüzük var mı’ diye soracağım
    İstiklâl’deki o çılgın satıcıya… Uzun sinema kuyruklarına bakıp, yan yana
    duran sevgililere ‘burası hayatınızın kuyruğu değil, yanlış yerdesiniz, sıra
    size hiç-bir zaman gelmeyecek’ diyeceğim… Otobüsteki arka koltuklara,
    elindeki keçeli kalemle, kalp çizenler için yanımda bayıltıcı sprey
    bulunduracağım, emin ol. Yanındaki kız arkadaşı için, tekrar akbil basan
    delikanlının kontörü bitsin diye dua edeceğim.


    .....Öyle unutacağım ki seni… Saçların rüzgârda nasıl dalgalanıyorsa, o şekil yelelenmiş
    atları en son tahminime yazacağım ve çiçekçinin önünden geçerken, ‘kırmızı
    gül var mı, diyeceğime; ‘abi, bugün işler nasıl’ diye soracağım…


    .....Öyle özlüyorum ki seni, bütün bu yazdıklarımı unutacağım emin ol…


    öyle unutacağım ki seni..(unutamayacağımı bile bile...)

  82. UNUTAYIM MI SENİ


    Alev alev yaktığın bu kalpten geçeyimi??

    geçeyimmi umutlarımdan...

    kalbimi acıların zehir gibi ellerine vereyimmi..

    zemheri bir sevdanın arta kalanlarıyla yetineyimmi..

    ezilirken kalbim acıların zehir avuçlarında

    ve koyu bir siyah geceyken gözlerimin gördüğü

    yaprak misali savururken mutluluklarımı hasretinin rüzgarı..

    dikenli gibiyken nefesim........

    yırtılırken sanki her yutkunduğumda ..

    içim acırken!!!!!...

    adını değil andığımda her duyduğumda bile

    unutayımmı seni....????



    Kan damlarken kalbimin yaralarından ..

    kalbim darağacında kirlenmemiş hayallerinin infazını beklerken

    bir sevda büyütmüştü ya yüreğim sana

    o sevdanın yıkılışını izlerken gözlerim

    seni dünyalar kadar sevmiştim ya..

    ve başıma yıkılırken dünyalar gittiğinde sen..

    ve karanlıklarda boğulurken düşlerim

    unutayımmı seni..

    söyle nasıl unutayım seni....

  83. 679 - Unutmaya Dair...
    Bir Tek Seni Unutamam

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama… BİR TEK SENİ UNUTAMAM..
    Mehmet Coşkundeniz



  84. UnuTulmadın UnutuLmayacaksıN!!

    Yüreğimin sahillerine adın vuruyor.kulaklarımda gülüşün , ufukta duruşun , içimde hasretin var.yüreğimin tozlu sayfaları açılmamak üzere kapanırken , yaşattığın her şey adına son bi defa daha yazıyorum.
    Unutulmayacak sevgiliye !

    Yokluğunun kaçıncı günü saymadım!...tek bildiğim bir gecenin daha sabaha vurduğu saatte bilinmez bir yerdeyim.nerden başlamalıyım.bilmiyorum!...

    Gidişlerinin yaktığı yüreğimin çiçekleri açmadığı zamanlar geldiğinde anladım içimin acıdığını ve surlarımın yıkıldığını.sevmenin kafi gelmediği ve sıcak bir dokunuşa ihtiyaç duyulduğu bu zamanlar da yanımda olmayışının ezikliğini hissettim.ve anladım ki sen hiçbir şeyim olmamışsın!olamamışsın!bir nefes kadar yakın olduğunu düşünürken ufuk kadar uzak olduğunu hissettiğim an mahşer yerine döndü yüreğim.bitti içimde sana dair güzel her ne varsa.karanlığımın aydınlığı , ayazımın güneşi olduğunu düşünürdüm.çöllerde serin bir vaha , sahillerde hırçın bir dalgaydın benim için.yaşattığın acılar hiç yer etmedi yüreğime.

    Uğruna hiç ettiğimin hayatların hesabı soruluyor şimdilerde bana.hangimize yanmalıyım bende bilmiyorum.yolumu şaşırmışım.nereye gitsem karşımda hasretin var.ilk defa sahip olamamanın acısı vuruyor yüreğimin küflü duvarlarına.korkuyorum.bu yalnızlık ürkütüyor beni.ve aldığım ah lar kabusum olup zindana çeviriyor gecelerimi.nefes almak zorlaşıyor ve boğuluyorum…..sıcak bir çift kol ararken yalnızlık bürüyor içimi.gidişlerin yarın bırakmış beni.meğer gerçekten sevmişim seni.

  85. YÜREĞİMDE SEVGİN GİDİYORUM


    Anlatamam yüreğimdeki ince sızıyı, gözden süzülen yaş gibi akan kanamaları. Anlatamam, zaten anlamayacağından. Gün nasıl geçer sabah nasıl olur bilmiyorum ardı ardına geçip gidiyor sadece. Zamanını doldurmaya çalışan biriyim şu hayatta eğrisiyle doğrusuyla yaşayarak...

    Ağlamıyorum artık haberin olsun, gözümde yaşım kalmadığından. Gülmüyorum da yürekten gelerek... Sende bıraktım neşeyi, mutluluğu ben bilerek isteyerek. Benden daha çok ihtiyacın vardır dedim. sen mutlu ol istedim ben önemli olmadan. bencilliğim yok bilirsin koymuşsan benliğimi ortaya. ben sadece benliğimi değil, yüreğimide koydum senle ortaya, al sana ait beni dinlemez artık dedim. Dinlemiyor da...

    Çok sevgiler yeşertmedim yüreğimde. Yeşerende kalayım istedim ömür boyu. Ömür kısa, hayat değişken bir sevdam tek ve daim olsun diledim. Bilirmisin söylemişmiydim sana bunları hatırlamıyorum. Çok şey söylediğimden...Çok derin sevdim ben ama söyleyemedim kimselere. Söylesem dinleyeni olmadığından. Gidiyorum.... Bana kalan gitmekti çünkü. Sevmek bazen gitmekti, sevdiğinin mutluluğu için...

    Giderken ağlamadım akıtmadım gözyaşlarımı, görmedin. Ağlayan gözüm değil yüreğimdi çünkü. Mühürledim derinlerimi de sana bıraktım sevgileri mutluluğu. Bana lazım olmayacağından. Yüreğimle sevmiş, yüreğimle yaşamıştım hayatı çok ta şey toplamıştım içinde. VE... Senle dağladım onu. Dağlanmak çok acıymış öğrendim.

    İhanetim olmadı sana, aldatmadım sözümle özümle. Canım dediğimde candan öte oldun bana. Giderken canımı da bırakıyorum sana ömrüne ömür olsun diye. Tüm yaşanmışlıkları aldım yanıma hatıran var diye. Zihnime kazıdım kalın yazılarla silinmesin, her an canlı kalsın istedim. Emanet bildim onları da gözüm gibi bakarım...

    Bileyim ki sevgilim sen mutlusun yeter bana. Bir yerlerde varsın, yaşıyorsun belki arada sesini duyarım, belki görme ihtimalim olur bir gün. Yeter bana... Sevmek illaki yan yana olmak değilmiş, yürekteyse sevgi görmeden de sevilirmiş öğrendim. Hasretlik acı verse de yürek büyük dayanır. Ayrılık yamanmış sevgi içtense, zor...

    Bilirmisin sevdiğim eski şarkıların tadını özlemişim, şimdilerde dinlerim. Ne kadar aşk ayrılık şarkısı varmış meğerse unuttuğum. Şimdi yoldaş kıldım kendime onları söyler söyler ağlarım... Gözyaşlarımı meze yaparım kadehlerime. Kayan her yıldızda dilek dilerim yarınlar adına, olmayacağını bilerek.

    Savaşım var şimdilerde kendimle sevdiğim. Elim kaç defa telefona uzanır da çekerim sayamadım. Oysa bir tek alo diyeceğin sesine nelerden vazgeçerdim. Aşkta gurur olmazmış biliyorum gurur değil benimki. Sözüm var kendime ondan kaçarım senden. Senin mutluluğun adına huzurun adına. Zaten hiç başka düşüncem olmadıki sevdiğim. Her an duamdın allah güldürsün çok yaşatsın diye. Çok severken nasıl başka düşünebilir ki insan...

    Sol yanım acıyor sevdiğim, anlamadığım bir sızı var da karıncalanıyor kollarım. Uyuşuyor beynim düşünebildiğim tek şey sen. En son bakışın, son gülüşün gözümde kalmış başka bir şey görmüyorum. Ne tarafa dönsem sen varsın karşımda, özlemin yakar yüreğimi. Sadece derin offffffff çeker ağlarım yoksa deli olacağımdan...

    Ben gidiyorum sevgilim hatıralarını alarak yanıma. Belki yazarım yine, arar dinlerim sesini. Dayanamam hasretine , kaldıramaz yüreğim biliyorum. Sevgimi yüreğimi bıraktım sana, canımı adak ettim ömrüne gidiyorum. ama bileyim ki bir yerlerde sen varsın ve mutlusun. sen mutluysan mutluluğum sayarım ondandır gidişim. yüreğimi koydum yoluna sevdiğim ne istersen yap, bana ait değil nasılsa. Tek şey isteme benden yapamam. Tamamen unut deme, unutamam.

    Sende unutma sevgilim, seni kendinden daha çok seven bir yürek var burada. Kapısı açık bekler sonsuza... Sonsuzluğum sende biter sevgilim...Senin adın sonsuzluk...

  86. ben sensizliği seçtim

    güzel bir rüyaydı uyanmak sabahlara seninle…ılık ılık geçti gitti içimdenbir rüzgar gibi.Canım yandı bazen korkarak uyandım, bazen kemirdi içimi sensizlik düşleri. Üzüntülerim, mutsuzluklarım gölgelese de unutmayacağım seni. Sana yüzüne değen rüzgar kadar yakın olacağım, elinden tutacağım. Kimbilir belki de hisseder diye umut edeceğim.
    Artık içimde daha fazla tutamayacağım bu kelimeleri senin duyman için de yazmıyorum ayrıca… Ne fark eder ki duysan da boş duymasan da…

    Sonra yavaş yavaş unutursun beni de.. canın acır mı bilmiyorum??
    Ne kadar az zamana ne kadar çok şey sığdırdığımızı düşünüp, gülsem mi ağlasam mı yoksa boşversem mi diyorum bazen… ama boşverilmiyor işte.. öyle zor ki… çok zor…

    Ben sensizliği seçtim…. Bu böyle başladı böyle bitecek.. kimse buna dur diyemeyecek… Her şey kolay olamazdı zaten. Her şey uçurumun kenarındaydı.. Zaman bir çok şeyi öğretecek dedik.. Öğrenecek çok şey var biliyorum.. Sana dair içimde sonsuz isteklerim var… Susturmak zorunda olduğum isteklerim….
    Ne bekliyordum ki hayattan ben??? Taşlar her zaman yerli yerine oturur mu? Kim yaşadı ki
    kusursuzluğu diye kendimi avutuyorum bazen. Kim dört dörtlük yaşadı ki bu hayatı?
    Ama sen dört dörtlük yaşa bitanem..

    Bir gün bu dileğim olmaz da; sen başkalarıyla paylaşamadığın şeyleri ben de ararsan eğer neredeyim bilirsin..O zaman gel, eksiksem tamamla beni…

  87. İçmeden ferahlamak kadar imkansız seni unutması

    Seni unutması,
    Yemeden doymak,
    İçmeden ferahlamak kadar imkansız...
    Seni unutması,
    Ölüme ağlamamak,
    Doğuma sevinmemek kadar imkansız...
    Seni unutması,
    Güle dikeni tercih etmek,
    Dilsizi konuşturmak,
    Kör'e gökyüzünün resmini çizdirmek kadar imkansız...
    Seni unutması,
    Ufuğun arkasını seyretmek,
    Koyuna kurdu emzirtmek kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Ölüye şarkı söyletmek,
    Kuşu kanatsız uçurtmak kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Çağlayandan düşen bir karıncayı,
    Ölümden kurtarmak kadar imkansız...
    Seni Unutmak,
    İdam mahkumunun sehpasını,
    Bir ömür sırtlamak kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Ölümü inkar etmek,
    Yaşamı reddetmek kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Balığı çölde yüzdürmek,
    Tüm sevenleri kavuşturmak kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Kadere arzuhal yazmak,
    Varlıkla yokluğu barıştırmak,
    Tuzluyu, tatlı ya dönüştürmek kadar imkansız...
    Seni unutmak,
    Gözlerini inkar etmek,
    Sevmedim demek,
    Ölümü can damarından söküp atmak kadar imkansız..

  88. Ne yazilmali ki silinip gitmesin, ne söylenmeli ki unutulup bitmesin




    Ne yazilmali ki silinip gitmesin, ne söylenmeli ki unutulup bitmesin.
    Sessizlikle baslayan bir hikaye bu. Eger basladigi gibi bitecekse sonu,
    yasanan her ne varsa sil, gitsin.Hayallerde gerçek gibi yasarken seni,
    umutlarda bitti bir zaman, sevgiler de.
    Seni seviyorum çünkü ne zaman siir okusam, misralarindan sen akiyorsun,
    gözlerimden yaslar süzülüp resmine damliyor, sessizlik sarariyor içimde, susuyorum.

    Tam buldum dedigin anda kaybetmek nedir bilir misin?
    Atilmisligi hissettigin oldu mu?
    Hayaliyle yasamayi ezberledin mi?
    Delicesine sevdigin ama onun seni sevmedigini ögrendigin o ani hiç yasadin mi?
    Onun eksik yanlarini bile sevebildin mi ?
    Terkedilise ilk defa görüyormus gibi baktin mi?
    Elvedasiz ayriliklar acitti mi içini?
    Göz kapaklarina inat, uyumadigin oldu mu gecelerce?
    Sadece mum isiginin aydinlattigi odanda onu düsündügün oldu mu saatlerce?
    Ellerin onsuz kaldiginda üsüdün mü?
    Duyuyorum susuyorsun, yine susuyorsun, tipki o zamanki gibi söylemiyorsun.

    Seni seviyorum çünkü hergün biraz daha tükenirken hersey, benligim sesizce
    inliyor ben susuyorum. Bir an elinden tutuyorum, biran sonra belkide tamamen
    elimden kayip gitmis oluyorsun, anlayamiyorum.Yine sensiz kaliyor kollarim,
    yine islaniyor gözlerim. Yasamam için tek nedenimdin sen. Fakat binlerce
    sebep vardi seni sevmem için.

    Seni seviyorum çünkü yasanacak bütün imkansizliklarda sen varsin.
    Biryerlerim aciyor durmaksizin. Sessizligin çok sey söylese de bazen
    susmanda incitir beni. Bilirim, belkide en iyi ben bilirim ki, susmasini
    bilmek, bildigini söylemekten daha zor. Bir uçurum gibi derinlesen
    sessizlik, bizi birbirimizden ayirdi bile. Yenildik dostlugumuza, zamana,
    yalnizliga, yenildik iste! Sinsice sardi sessizlik, böyle birdenbire,
    ansizin... ve ben hala unutmam gerektigini söyleyenlere inanmiyorum.

    Hissettiklerimi söylemektense dost kalmayi, seni sensiz yasamaktansa susmayi
    tercih ederim. Senin beni sevme fikri bile beni mutlu edebilecek kadar güzel
    ve asil!

    Seni seviyorum çünkü sen benim siyah beyaz dünyami renklendiren o çok az
    seyden birisin. Sensiz her andan korktum, korkuyorum. Alip gitme ellerini,
    alip gitme gülüslerimi, götürme düslerimi. Sen benden gittin gideli öyle
    biktim ki sensiz kendimden.

    Seni seviyorum çünkü hala birseyler var vazgeçemedigim. Ben herkes için siir
    yazmazdim, bu hep tuhaf gelmisti. Fakat simdi senin için siir yazmamak tuhaf
    geliyor. Bu yillarca sürecek ve de hiç dinmeyecekmis gibi düsünürken
    görüyorum ki anlamini yitiren birseyler var aramizda.

    Seni seviyorum çünkü tam herseyden vazgeçmistim ki, karanligimin perdesini
    yirtti ellerin. Ama yine direndik sessizlige, hala konusulmadan kalan öyle
    çok sey varki! "Sustugun yerde birseyler kiriliyor"

    Nasil söyleyecegini sende bilmiyorsun besbelli.. Susman gerekiyor diye
    susuyorsun belkide, dostlugumuz için..
    Kalbim sendeyken her adimda, aklim sendeyken her dakika, unutmadim, unutamadim iste

  Okunma: 10080 - Yorum: 89