Arif Nihat Asya - Bayrak Şiiri - Delinetciler Forum

Arif Nihat Asya - Bayrak Şiiri

  1. Bayrak

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kızkardeşimin gelinligi, şehidimin son örtusü.
    Işık lşık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım.
    Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver!
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
    Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    Kızıllığında ısındık;
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
    Gölgene sığındık.
    Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.
    Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
    Yer yüzünde yer beyen:
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle seni oraya dikeyim!


  2. 2007-03-28#2
    Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver !
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
    Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
    Kızıllığında ısındık,
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
    Gölgene sığındık.

    Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
    Yer yüzünde yer beğen !
    Nereye dikilmek istersen,
    Söyle, seni oraya dikeyim !

    ARİF NİHAT ASYA

  3. 2007-03-29#3
    Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük...
    Neler geçirdim ben!
    Çıkabilseydi bir, 'güzel' diyecek
    Güzelleşirdim ben!

  4. 2007-05-13#4
    Naat
    Seccaden kumlardı..
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı! .

    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere "amin"..

    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı..

    Kapına gelenler ya Muhammed,
    - uzaktan, yakından -
    Mümin döndüler kapından...

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    Muhammed ümmetiydi...

    Konsun - yine - pervazlara
    Güvercinler,
    "hu hu" lara karışsın
    Aminler,
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın
    Yoksulların sahibi..
    Nerde kaldın ey resul,
    Nerde kaldın ey nebi! ..

    Günler ne günlerdi, ya
    Muhammed! ..
    Çağlar ne çağlardı;
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı...
    Ve bir gün ki gaflet
    Çöller kadardı,

    Halime'nin kucağında,
    Abdullahın yetimi,
    Amine'nin emaneti ağlardı..

    Hatice'nin goncası
    Aişe'nin gülüydün..
    Ümmetin göz bebeği
    Göklerinresulüydün..
    Elçi geldin, elçiler gönderdin;
    Ruhunu Allah'a; elini ümmetine verdin,
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke'de bunalırsan;
    Medine'ye göçerdin..
    Biz,
    Bu dünyadan nereye
    Göçelim ya Muhammed!
    Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    "ebu leheb öldü" diyorlar;

    Ebu leheb ölmedi ya Muhammed!
    Ebu cehil; kıt'alar dolaşıyor...

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi ey nebi!
    Adına alışkın dudaklarımız..
    Artık yolunu bilmiyor,
    Artık yolunu unuttu
    Ayaklarımız
    Kabene siyahlar
    Yakışmamıştır ya Muhammed!
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur; kaf dağında derebeyi..

    Onu da yaralarlar kanadından
    Gelse bir şefkat meleği..
    İyiliğin türbesine,
    Türbedar oldu iyi..
    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya Muhammed yarına!
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına...

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi taiftir, kimi hayberdir...
    Fethedemedik ya Muhammed
    Senelerdir...

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi;
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği..

    Bayram yaptı yabanlar
    Semave'yi boşaltıp;
    Save'yi dolduranlar
    Atını hendeklerden - bir atlayışta -
    Aşırdı aşıranlar..
    Ağlasın yesrib!
    Ağlasın selmanlar...

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti ey nebi!
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun - yine - pervazlara
    Güvercinler,
    "hu hu" lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Ne oldu ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar, taşlar
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar....

    Uçsuz bucaksız çöllerde
    Yine izler gelenlerin;
    Yollar gideceklerindir....

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir.

    Örümcek ne havada
    Ne suda, ne yerdeydi
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi

    Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
    Şu yuva ki bilinmez;
    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
    Kumru mu..
    Kuşlarını bir sabah,
    Medine'ye uçurdu mu..

    Ey abva'da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran uyusun çöllerin,
    Ilık kumlarıyla örtülü..

    Dinleyene hala
    Çöller ses verir....
    Yaleyl, susar,
    Uğultular gelir...
    Mersiye okur uhud,
    Kaside söyler bedir;
    Sen de bir hac günü
    Başta muhammed, yanında
    Ebu bekir,
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
    Destan yap ey şehir!

    Konsun - yine - pervazlara
    Güvercinler,
    "hu hu" lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya Muhammed yarına!
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına...

    Yüreklerden taşsın
    Yine imanlar!
    Itri, bestelesin tekbirini;
    Evliya okusun kur'anlar..
    Ve kur'anı göz nuruyla çoğaltsın
    Kayışzade osmanlar...

    Na'tını galib yazsın, mevlidini
    Süleymanlar..
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin sinanlar..
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel ey Muhammed!
    Bahardır
    Dudaklar ardında saklı
    "amin"lerimiz vardır..
    Hacdan döner gibi gel..........
    Miraçtan iner gibi gel...........
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
    Hızır kanat, cibril kanat,
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen,
    Yapraklar kanat...

    Açılsın göklerin kapıları
    Açılsın perdeler, kat kat..
    Çöllere dökülsün yıldızlar,
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar..
    Çöl gecelerinden yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i habeşi sustuysa;
    Ezanlarını davud okusun!

    Konsun - yine - pervazlara
    Güvercinler,
    "hu hu" lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...
    Arif Nihat Asya


  5. 2007-06-04#5
    Fırat

    Şu mavi dağların uzaklarında
    Bir akar suyun adıdır 'Fırat'
    Ve sevdiğim çocuğun dudaklarında
    Sevdiğim bir türkünün adı...
    Türkünün tadına karışır
    Söyliyen dudakların tadı.

    Ey beyaz çocuk, sarışın çocuk,
    Dilinde herşey güzelleşen
    Cana yakın çocuk...
    Kızım, kardeşim...

    Günler, geceler ötesi,
    Gelirse beklediğim
    Masal gecesi;
    Şu fani dünyada her murad olsun
    Ve senden doğacak kızımın
    Adı 'Fırat' olsun!

    Arif Nihat Asya


  6. 2007-08-01#6
    1 - Arif Nihat Asya - Bayrak Şiiri

    Arif Nihat Asya (1904 - 1975)

    Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylıkken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul'a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nun Edebiyat Bölümü'nden mezun oldu.

    Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne'ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara'da vefat etti.

    Edebiyatımızda "Bayrak" şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana'nın kurtuluş günü olan bir "5 Ocak"ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar. Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır.

    Güzel ve zarif benzetmelerin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsûlü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır. Tarihimizin şanlı sayfalarını şiirleştiren şair, Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur.

    Şiir Kitapları:
    Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i Hadrâ (1956), Kökler ve Dallar (1964), Emzikler (1964), Dualar ve Aminler (1967), Aynalarda Kalan (1969), Kanatlar ve Gagalar (1946), Kıbrıs Rubaileri (1964), Avrupa'dan Rubailer (1971), Kova Burcu (1967).


  7. 2007-09-10#7
    her şeyin ustası elinde güzeldir
    arif nihat sözün ustalarından birisidir payaşım için saol

  8. 2007-10-18#8
    Anne
    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.

    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin
    Dilin damağın
    Ben oldum.
    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum.

    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!

    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    'Onun Annesi' diyorlar...
    Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.. Yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...

    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum
    Annen oldum!
    Arif Nihat Asya


  9. 2008-01-10#9
    İnanmak

    Bardaktan seni içmek
    Seni teneffüs etmek havada...
    Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
    Seni bulmak yuvada...

    Yolumuzda aylar, yıllar
    Basamak basamak...
    Basamakların çıkamadığı yere
    Kanatlarınla çıkmak...

    Boşaltmak takvimden günleri
    Günlerin üstünden yollara bakmak
    Rüzgarla esmek, sularla akmak...

    Baharı yollamak yollara
    Alıkoymak bir nisanın tadını...
    Dışarda herkes gibi seslenmek sana
    Ve koynunda söylemek asıl adını...

    İnanmak, inanmak, inanmak
    Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak...



Hızlı Yanıt Hızlı Yanıt

  Okunma: 3174 - Yorum: 8 - Amp