Halifeliğin Kaldırılmasının Önemi Nedir? - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Halifeliğin Kaldırılmasının Önemi Nedir?

  1. sponsorlu bağlantılar
    Millî direniş esnasında Halife ordularının verdiği zarar ve millete çektirdiği acı unutulmamıştı. Saltanatın kaldırılmasından sonra başka isimle aynı anlamda bir kuruluşun yerinde kalışı yeni rejimi tehdit eden büyük bir tehlike teşkil edebilirdi. Hilâfetin kaldırılmasıyla bu kuşku ortadan kalkmış oldu. O devirde Cumhuriyetin ilânından memnun olmayanlar, Halifelik kuruluşunu siyasal hırslarına araç olarak kullanma fırsatını bulamadılar. Türkiye, siyasal iktidarda, dinsel, nitelik taşıyan yarı teokratik vasfından biraz sıyrıldı. Tam anlamıyla layık bir devlet olabilmesi için aşılacak bazı engeller vardı. İlk Anayasanın layık olmayan hükümlerinin de kalkması gerekiyordu (Bak. sayfa 111). Dini siyasetten ayıran, devlet idaresinde dinsel ilke ve kuruluşları, devlet dışı tutan layık bir devlete doğru yöneldi. Mustafa Kemal in tasarladığı devrim hareketlerine engel olacak bir kuvvet yıkılmış oldu. Cumhuriyet Hükümeti için uygarlık yolunda ilerleme ufuklarının açılmış olması bakımından da Halifeliğin kaldırılması önemli bir olaydır.

    Son Halife Abdülmecit Efendinin Vatan Torakları Dışında Çıkarılması

    Hilâfetin ilgasını Abdülmecit Efendiye tebliğ eden İstanbul Valisi Haydar Bey bu hatırasını şöyle nakletmektedir :

    "Büyük Millet Meclisinin kararını Halife Abdülmecit Efendiye tebliğ etmek üzere gece yarısı Dolmabahçe Sarayına gittim. Gazetelerin neşriyatından ve kendi hususî istihbaratından halife ve hanedan zaten o gece böyle bir tebliğe muntazır imişler. Huzuruna girip kararı tebliğ ettiğim zaman kemali heyecanla dinledi ve tebligat bittikten sonra bir kelime söylemeden derhal salonu terk ederek yanındaki odaya çekildi. Gelinceye kadar büyük bir endişe ve helecan içinde geçti. Çünkü ne maksatla oraya çekildiğini bilmiyordum ve huzura yalnız olarak girmiştim. Emniyeti Umumiye ve İstanbul Polis Müdürleri dışarıda bekliyorlardı.

    Maksadını anlayamadığım için ilk aklıma gelen şey, kararı verenler hakkındaki gayzını benden çıkaracak ve kendisiyle hanedanın intikamını benden almak isteyecek zannettim ve kemali metanetle neticeye ve vazife uğrundaki mukadderatıma intizar ettim.

    Fakat bir de baktım elinde birtakım gazete kupürleri, telgraf ve tahrirat müsveddeleri olduğu. halde tekrar geldi ve yana yakıla kendisinin Kuvayi Millîyeye ifa etmiş olduğu hizmetleri sayıp dökmeğe başladı, bu evrakı da, şahit, vesika olarak gösteriyordu.

    Bu hali görünce ve tarzı müdafaayı dinleyince helecan ve hayretim zail oldu. Cevaben, bunların faydalı olmadığını, milletçe verilmiş bir kararın tatbikatının zarurî bulunduğunu, şehri terk için daha iki saat vakit olup bu müddet zarfında saraydan ne gibi şeyler istenirse birlikte götürülmesine milletçe müsaade edilmiş olduğunu... söyledim. Bunun üzerine çarnâçar hazırlanmağa başladılar."

    sponsorlu bağlantılar

     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2010-03-06 #2
    Halifeliğin Kaldırılmasının Nedenleri

    Halifeliğin Kaldırılması
    Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), son olarak Osmanlı Hanedanı elinde bulunan halifelik sıfatının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılması olayıdır. Devletin laikleştirilmesi yolunda yapılmış siyasi bir devrimdir.

    Sebepleri
    Halifeliğin birleştirici bir fonksiyonu olması gerekirken bu durum tarihte pratik olarak başarılamamıştır. Çoğu zaman birkaç yerde birden hilafet görülmüştü. Örneğin, Osmanlı'nın hilafetini bazı devletler tanımamış kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir.

    Osmanlı Devletinde Halifenin padişah olması teokratik bir yapıya yol açmıştır. Bu teokratik yapı 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ile kısmen son bulmuştu ama Yavuz Sultan Selim zamanından beri Osmanlı Devleti'ni bir din devleti haline getiren halifelik devam etmekteydi. Halife de bu durumdan istifade ederek cumhuriyet rejiminin karşısında ayrı bir kuvvetmiş görüntüsü verip, İstanbul'da devletten izinsiz resmi törenler düzenliyor, devlet bütçesinden kendisine ayrılan parayı az görüyordu. Halife "Halife-i Müslimin" ünvanından başka sıfat ve ünvanlar da taşıyor, sık sık Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkıyordu.

    Halifenin bu tutumu ve varlığı, devrime karşı olan eski düzen yanlılarını cesaretlendirdiği gibi, devrimler için de büyük bir engel teşkil etmekteydi. Bazı basın kuruluşları da halife yanlısı bir tutum sergilemeleri halifeliği rejim karşısında giderek tehlikeli bir güç haline getirmeye başlamıştı.

    Tüm bu sebeplere ilave olarak halifeliğin sembolik bir makam ya da bir dini liderlik makamı olması gerekirken devlet karşısında siyasi bir güç olmaya başlaması, Türkiye Cumhuriyeti açısından ileride doğabilecek büyük sorunların habercisi niteliğindeydi.

    En önemli sebep ise halife mevcut oldukça Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.

  3. 2010-03-06 #3
    Abdülmecid Efendi ve saltanat ailesi mensupları, toplam 155 kişi yurtdışına çıkarıldı.

    Halifeliğin kaldırılışından hemen sonra Şerif Hüseyin kendisini Halife ilan etti ve ardından 9 ülkenin yöneticisi daha kendilerini halife ilan ettiler.
    Halifeliğin kaldırılmasıyla laik düzene geçiş kolaylaştı. Devrimlere karşı dinin istismar edilmesi engellendi. Daha bağımsız bir dış politika izleme imkânı doğdu.

    Halifeliğin kaldırılması, eski rejim taraftarlarını etkisizleştirmiş, iç ve dış politikada bağımsızlığın sağlanmasına, Avrupa ile aynı prensiplerde buluşulmasına yardımcı olmuştur.


    * Laikliğe geçiş süreci hızlanmıştır.
    * Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiştir.
    * Yapılacak inkılâpların gerçekleştirilmesi kolaylaşmıştır.
    * TBMM'deki muhalefetin etkisi azalmıştır.
    * Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilerek bu kurumların TBMM'nin denetimine girmesi sağlanmıştır.
    * Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır.
    * Saltanatın kaldırılmasına rağmen hala etkisini sürdürmeye çalışan Osmanlı hanedanının bu duruma son verilmiştir.

  4. 2010-03-06 #4
    Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), son olarak Osmanlı Hanedanı elinde bulunan halifelik sıfatının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılması olayıdır. Devletin laikleştirilmesi yolunda yapılmış siyasî bir devrimdir.

    Sebepleri

    Halifeliğin birleştirici bir fonksiyonu olması gerekirken bu durum tarihte pratik olarak başarılamamıştır. Çoğu zaman birkaç yerde birden hilafet görülmüştü. Örneğin, Osmanlı'nın hilafetini bazı devletler tanımamış kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir.

    Tüm bu sebeplere ilave olarak halifeliğin sembolik bir makam ya da bir dini liderlik makamı olması gerekirken devlet karşısında siyasi bir güç olmaya başlaması, Türkiye Cumhuriyeti açısından ileride doğabilecek büyük sorunların habercisi niteliğindeydi.

    En önemli sebep ise halife mevcut oldukça Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.

    Tarihçesi


    Halife sözcüğü Arapça kökenli olup Hz.Muhammed'in dünya işlerine vekaletini anlatır. Hilafet (veya Halifelik), İslami siyasî ve hukukî yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir.

    16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte halifelik Osmanlı Devleti'ne taşınmıştı.
    Saltanatın kaldırılmasından ve VI. Mehmet'in (Padişah Vahdettin) İstanbul'dan ayrılmasından sonra, TBMM'nin 18 Kasım 1922'de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, imzasını Halife i Müslimin ve Hadüm ül Haremeyn olarak atması kararlaştırılmışken hanlık iddiasında bulunabileceğini işaret eden Abdülmecit bin Abdülaziz han olarak atmaya başladı. İslam alemi içinde hazırladığı beyannamenin altına İstanbul yerine Dar ül Hilafe yazmak için israr edip Cuma selamlığına Fatih'in kıyafeti ve başında sarıkla çıkmak istedi. Yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye, bazı İslam ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne, İslam dünyası'nın siyasi bir önderi gibi davranmaya başlamıştı.

    Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Atatürk, İzmir'deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına3 Mart 1924'te kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ileride saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için hanedan üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi. 5 Mart 1924 sabahı Abdülmecit Efendi ailesiyle birlikte Türk topraklarından ayrıldı. verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra,
    Hilafet yürürlükte kalsın saltanat kaldırılsın iddasını savunanlara karşı Mustafa Kemal, hilafet kalırsa bir gün saltanatın dirilme ihtimalinin olduğunu söyleyecekti.

    Hafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun Maddesi ==

    • Kanun Numarası: 431
    • Kabul Tarihi: 3 Mart 1924
    • Yayımladığı Resmi Gazete Tarih: 6 Mart 1924
    • Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 63


    • Madde 1

    Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.

    Halifeliğin Kaldırıldığı Gün


    Osmanlı hanedanın yurt dışına çıkarılması kararlaştırıldı.

    Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi.

    Şerriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

    Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırıldı yerine Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı kuruldu.


    Sonuçları

    Abdülmecid Efendi ve saltanat ailesi mensupları, toplam 155 kişi yurtdışına çıkarıldı.
    Halifeliğin kaldırılışından hemen sonra Şerif Hüseyin kendisini Halife ilan etti ve ardından 9 ülkenin yöneticisi daha kendilerini halife ilan ettiler.

    Halifeliğin kaldırılmasıyla laik düzene geçiş kolaylaştı. Devrimlere karşı dinin istismar edilmesi engellendi. Daha bağımsız bir dış politika izleme imkânı doğdu.

    Halifeliğin kaldırılması, eski rejim taraftarlarını etkisizleştirmiş, iç ve dış politikada bağımsızlığın sağlanmasına, Avrupa ile aynı prensiplerde buluşulmasına yardımcı olmuştur.
    * Laikliğe geçiş süreci hızlanmıştır.
    * Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiştir.
    * Yapılacak inkılâpların gerçekleştirilmesi kolaylaşmıştır.
    * TBMM'deki muhalefetin etkisi azalmıştır.
    * Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilerek bu kurumların TBMM'nin denetimine girmesi sağlanmıştır.
    * Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır.
    * Saltanatın kaldırılmasına rağmen hala etkisini sürdürmeye çalışan Osmanlı hanedanının bu duruma son verilmiştir.

    Bağlantılı Diğer Reformlar


    Halifeliğin kaldırılmasıyla bağlantılı olarak Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır.

    Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.

    1928'de yapılan bir değişiklikle " Türkiye Devleti'nin dini İslamdır" ibaresi kaldırılmış; cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin şekli yeniden düzenlenmişti.

    Devletin tüm inançlara saygılı ve eşit mesafede olması, tüm vatandaşlarının vicdan ve inanç özgürlüğünü tarafsızca koruması, vatandaşlarını dini baskılardan uzak tutması anlamına gelen laiklik, 5 Şubat 1937'de Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olarak Anayasa'da yer aldı ve devlet politikası haline geldi.

  5. 2010-03-06 #5
    Halifeliğin Kaldırılmasının Sonrası

    Halifeliğin kaldırılmasıyla bağlantılı olarak Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır.

    Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.

    1928'de yapılan bir değişiklikle " Türkiye Devleti'nin dini İslamdır" ibaresi kaldırılmış; cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin şekli yeniden düzenlenmişti.

    Devletin tüm inançlara saygılı ve eşit mesafede olması, tüm vatandaşlarının vicdan ve inanç özgürlüğünü tarafsızca koruması, vatandaşlarını dini baskılardan uzak tutması anlamına gelen laiklik, 5 Şubat 1937'de Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olarak Anayasa'da yer aldı ve devlet politikası haline geldi.

  Okunma: 11845 - Yorum: 4 - Amp