SAVAŞ ÖNCESİ

Osmanlı en düşkün günlerini yaşıyordu. İtalya ile Trablusgarp yüzünden savaş halindeydi. Bundan da önemlisi, Balkanlardaki büyük desteği Arnavutlarla arası açılmıştı. Osmanlı yönetimi, işgali altındaki Makedonya'da otoritesini çoktan kaybetmişti. Meşrutiyetin ilanında durulur gibi olan terör ve anarşi, yeniden ve daha büyük şiddetle başlamıştı. Türk Ordusu hangisiyle uğraşacağını sasırmış, dağlarda eşkıya takibine çıkmıştı.


Balkanlarda adi konulmamış bir savaş hüküm sürüyordu. Anadolu ve Arabistan'daki Osmanlı topraklarının durumu da Rumeli'nden farkli degildi. Iç huzursuzluklar zirveye çikmisti. Ittihat ve Terakki ile Hürriyet ve Itilaf partileri arasindaki siyasi oyunlar orduyu da ikiye bölmüstü.

Yüzyillar süren Osmanli egemenliginden sonra ayri devletler kuran küçük Balkan milletleri, Osmanli Devletiyle tek tek mücadele edemeyeceklerinin farkindaydilar. Her ne kadar imparatorluk eski gücünü çoktan yitirmis de olsa, küçük Balkan devletleri karsisinda bir dev görünümündeydi. Rusya uzaklarda kalmisti. Araya Romanya ve Bulgaristan'in girmesi yüzünden, Balkanlarda Rusya-Osmanli kara baglantisi çoktan kesilmisti. Rus ordularinin Balkanlilara direkt yardimi söz konusu degildi. Bu nedenle Balkanlarin küçük devletleri güçlerini birlestirmeye karar verdiler.


Böylece Hiristiyan dünyasi Müslümanliga karsi bir cephe olusturacak, "Salip", "Hilal"i Avrupa'dan söküp atacakti. Slavlar Rum'u yanlarina alarak hem irklarinin hem de dinlerinin zaferini saglayacaklardi.

birleşme düşüncesi: Aslinda birlesme düsüncesi yeni degildi. Degisik zamanlarda Sirplarla Yunanlilar, Bulgarlarla Sirplar Karadag Prensi'nin önayak olmasiyla Romanya'nin da katiligi tüm Balkanlilar arasinda yapilan birlesme girisimleri bir sonuç vermemisti. Görüsmeler Makedonya'nin paylasilmasi söz konusu olunca tikaniyordu.

Bu paylasma kavgasi, geçmiste aralarindaki savaslarin, katliamlarin kabuk baglamis yaralarini da kanatiyor, anlasma bir türlü saglanamiyordu. Rus Çari II. Nikola'nin 1908 mesrutiyetinden sonra Balkanlilari baristirma ve Osmanlilar aleyhine kendi korumaciliginda bir cephe olusturma girisimleri de ayni sebeple basariya ulasamamisti.

Gerçekte Balkan milletleri, Osmanlilar kadar ve hatta ondan da fazla birbirlerine düsmandilar. Anlasmalari, birlik olmalari neredeyse imkansizdi...

Bulgarlar, 1878 Ayastefanos anlasmasini bir türlü unutamiyorlardi. Bu anlasmayla bütün Makedonya'yla birlikte Selanik kiyilari da kendilerine birakiliyor; Bulgaristan, Ege'ye inen koca bir devlet haline geliyordu. 2-3 yil önce de Dogu Rumeli'yi topraklarina katmislar, krali prenslikten çarliga yükseltmislerdi. Çar, Sezar demekti ve yakinda hem Ayastefanos Antlasmasinin belirledigi topraklar, hem de Çargrad (Istanbul), Bulgar çarliginin olacakti. "Çargrad bizimdir" marsi, tüm Bulgarlarin kanini kaynatiyordu.

Yunanlilar ise tam aksi görüsteydiler. Onlar, kendilerini Büyük Iskender'lerin, "Bizans"in varisi görüyorlardi. Bulgarlara Selanik ve kiyilarindan Ege'ye çikis yolu açilmasina izin veremezlerdi! Edirne ve Constantinople (Istanbul) bile hiç kuskusuz kendi tarihi ülkeleriydi! Osmanlilar bütün buralari Bizans'tan almislardi... Hatta bütün Küçük Asya (Anadolu) bugün orada yasayan irkdaslariyla birlikte Yunanlilarin öz yurdu idi! Kizdigi bir kimseye hakaret için "Bulgar" deyimini kullanan Yunanlinin, Bulgar'a toprak kaptirmaya hiç de niyeti yoktu.

Sirplarla Bulgarlarin da anlasmalari çok zordu. Her ikisi de Makedonya'nin çogunun kedilerine ait oldugunu söylüyorlardi. 25 yil önce 1885'deki Sirp-Bulgar savasinin nedeni de buydu. Sirplarla Yunanlilar arasinda da Makedonya'nin bölüsülmesi nedeniyle sorunlar vardi.

Küçük Karadag Prensligi de toprak kavgasinin içindeydi. O da ayni irktan olan Sirplarla, ayri irktan Yunanlilarla, ayrica Müslüman Arnavutlarla kavgaliydi. Sirplar ve Karadaglilarin, Bosna Hersek'i topraklarina kattigi için, Avusturya ile de anlasmazliklari vardi.

RUSYA FAKTÖRÜ

Ruslar, 1908 girisiminin basarisizligindan yilmis degildilerdi. Almanya'nin desteginde Avusturya'nin (Germenlerin) Selanik'e inmesi ve Bogazlari kapamasi olasiligi, Çar II. Nikola'nin uykularini kaçiriyordu. Almanlarin Osmanlilardan Istanbul-Bagdat demiryolu yapim iznini almis olmalari, tehlikenin büyüklügünü gösteriyordu. Bundan baska, Von Der Goltz (Golç) Pasa baskanligindaki bir Alman askeri heyeti, Osmanli ordusuna modernize edilmesi için çalisiyordu.

Büyük Petro zamanindan beri tüm Ruslarin rüyalarini süsleyen Istanbul ve Çanakkale Bogazlarindan Germen tehlikesini uzaklastirmak, kendi kudretli kanatlari altinda bir Balkan ittifaki olusturmak ve Bogazlari ilk firsatta alabilecek sekilde el altinda bulundurmak Rusya'nin öncelikli hedefleri arasindaydi. Avrupa'nin ikiye bölündügü ve büyük bir savasin baslayacaginin belli oldugu bir dönemde vakit kaybedilmemeliydi.

Sirp baskenti Belgrad'daki Rus Elçisi Hartwing ve Bulgar baskenti Sofya'daki Rus elçisi Nakliudof, hükümetten aldiklari talimata göre, Sirplarla Bulgarlari bir ittifak etrafinda birlestirmek için 1910 yili yazinda faaliyetlerini arttirdilar. Çalismalarini bir buçuk yil sonra, 13 Mart 1912'de mutlu sonla noktaladilar. Bulgarlar ve Sirplar anlasmaya vardilar. Buna göre Osmanlilarla bir savas halinde (tabii bu savasi baslatacak olan da kendileriydi) iki devlet birlikte hareket edecekti. Zaferden sonra Kuzey Makedonya Sirbistan'a, Güney Makedonya ise Bulgaristan'a verilecekti. Paylasmada bir anlasmazlik çikmasi halinde Rus Çarinin hakemligine basvurulmasini, iki taraf da kabul ediyorlardi

Yunanistanın hesabı
Yunanlilar, ne zamandir Sirplarla Bulgarlar arasinda gizlice sürdürülen görüsmeleri ögrenmisler ve biraz da kusku ile durumun gelismesini takibe baslamislardi. Makedonya'yi bu iki Slav milletine kaptirmak istemeyen Yunanistan'in Basbakani meshur Venizelos, bütün politik yeteneklerini kullanarak Bulgarlarla anlasma zemini aramaya basladi.

Venizelos'un gayretleri kisa sürede sonuç verdi. Sirp-Bulgar gizli anlasmasindan iki buçuk ay sonra 29 Mayis 1912'de Sofya'da imzalandi. Anlasmada toprak paylasilmasindan bahsedilmiyordu. Ancak, her iki taraf da kendine göre hesaplar içindeydi: Bulgarlar, Girit Adasi ile bazi Ege adalarini ve Makedonya'dan küçük bir parça toprak vermekle isi halledebileceklerini düsünüyorlar, Yunanlilar ise Girit ve diger adalarin zaten kendisinin sayilacagini, asil Makedonya'dan önemli bir parça koparacaklarini düsünüyorlardi.

Gizli ittifak kervanina küçük Karadag katildi. Bazi küçük toprak istekleri karsilanir ve kendisine para yardimi yapilirsa, 40 bin savasçi ile Osmanlilara karsi savasa kosacagini bildirdi. En az 100 bin kisilik bir Osmanli ordusunu üzerine çekebilirdi. Böylece de Karadag üzerine yürüyen Osmanlilara karsi az sonra savasa girecek Bulgar, Sirp ve Yunan ordulari baskin seklinde saldiracak ve Osmanli maglup edilecekti. Bu teklife çoktan razi olan Bulgarlar, Yunalilarla anlasmadan iki ay sonra 1912 Agustos ayi basinda, Karadaglilarla sözlü bir anlasma yaptilar.

Balkanlardaki Osmanli karsiti birlesmede asil rolü Bulgarlar oynamis ve bütün Balkan devletlerini kendi mihveri etrafinda toplamisti. Bütün organizasyonun arkasinda ise Rusya vardi. Rusya, imkansizi basarmisti.

Bu politik ittifaklardan sonra, taraflarin askeri heyetleri bir araya gelerek bir seri görüsmelere basladilar. 11 Mayis 1912'de Bulgaristan -Sirp, 22 Eylülde Bulgar-Yunan gizli askeri anlasmalari yapildi. 1912 yili Eylülünde dört küçük Balkan ülkesi, hiç umulmayan bir rüyayi gerçeklestirmisler, yorgun ve ihtiyar Osmanlinin Balkanlardaki son topraklarini bölüsmek için dost olmuslardi. Bu suni dostlugun olusmasi için alti ay gibi kisa bir süre yetmisti. Rusya'nin organizatörlügünde birlesen Balkanlilar, hizla savas hazirliklarina baslamislardi.

Balkanlilarin birlesmelerinde, Osmanli yönetimini elinde tutan Ittihat ve Terakki'nin de önemli sorumlulugu vardi. 1870 yilinda Bulgar ve az sonra da Sirp kiliselerinin bagimsizliklarina kavusmasindan ve Fener Rum Patrikhanesinin yönetiminden çikmasindan beri, Balkan milletleri arasinda Makedonya'da, kiyasiya bir kilise kavgasi hüküm sürmekteydi. Hangi kilise ve kiliselere bagli hangi okullar kime aitti, belli degildi. Ve bu yüzden özellikle Rumlarla Bulgarlar arasinda çekisme ve dövüs hiç eksik olmuyordu. Iktidarinin ilk gününden beri politikasini, "Balkanlilarin birbirine düsürmek" temeline oturtmus olan II. Abdülhamit, bütün baskilara karsin bu sorunu çözümlemiyor, inadina körüklüyordu.

31 Mart 1909 olayindan sonra II. Abdülhamit'in iktidardan uzaklastirilmasindan sonra Ittihat ve Terakki soruna el atti. 3 Temmuz 1910'da Osmanli Hükümetince çikarilan "Kiliseler ve Okullar Kanunu" bu kargasaligi gidermis, hangi kilise ve hangi okulun kime ait oldugunu belirlemisti. Böylece de o güne kadar Balkanlilar arasinda kanli biçakli kavganin en önemli sorunu ortadan kalkmis ve yeni yönetim bilmeden kendi elleriyle Balkanlilarin anlasabilmeleri için uygun bir ortam yaratmisti.

Bu haberi duydugunda II. Abdülhamit'in hayreti büyük olmustu. Sürgünde bulundugu Selanik'te Muhafiz Komutanligini yapan Kurmay Yarbay Fethi (Okyar), II. Abdülhamit'in tepkisiyle ilgili olarak sunlari yazar anilarinda:

"Abdülhamit basini iki eli arasina alarak, eyvah!.. Simdi Yunanlilarla Bulgarlarin elele vererek üzerimize çullanmalarini bekleyin. Ben bu birlesmeye otuz sene binbir bahane ve sebeple mani olmustum, demisti."

Yönetimdeki kati davranislariyla Arnavutlarin ayaklanmasina sebep olan Ittihatçilar, bazi ödünler vererek Yemen isyanin önleyebilecekleri halde bunu becerememisler, üstüne üstlük kiliseler arasindaki okul çekismesine son vererek Balkanlilarin birlesmelerindeki en büyük engeli, hem de en kritik bir zamanda ortadan kaldirma hatasini yapmislardi.

Fahri Belen'in "1912-1913 Balkan Savasi" adli kitabinda yer alan su sözlerine hak vermemek mümkün degildir:

"Devrimi, iyi niyetlerinden süphe etmedigimiz bir avuç insanla, siyasetle ugrasmasi dogru olmayan ordu yapmisti. Inkilapçilar tecrübesiz, tecrübeli devlet adamlari da tutucu idiler. Halk kitlesi ise, mesrutiyetin ne demek oldugunu bilmiyordu. Milletin ruh ve kalbinden dogmayan mesrutiyet rejimi, çesitli unsurlardan kurulu, dagilma ve parçalanma yolunda olan hasta devlete sifa getirmedi."

Balkan ülkeleri arasindaki ittifak görüsmeleri sürerken Osmanli hükümeti, iç kavgalarla zaman kaybetmekteydi. Ingiliz istihbaratinin gelismelerden haberdar olmasindan sonra Rusya, müttefikleri olan Ingiliz ve Fransizlara durumu gizlice açiklamisti. Almanlar ve Avusturyalilara da bazi haberler ulasiyordu.

Türk Bogazlarinda Kayzer Almanyasi yerine bir Çarlik Rusya'sini görmeyi yegleyen Ingilizler, Ruslarin korumasindaki Balkan ittifakini olumlu karsiliyorlardi. Fransa da, yani basindaki Alman tehlikesine karsi müttefiki Rusya'yi dariltmamak için sesini çikarmiyordu.
Almanlar ve Avusturyalilar ise, Ingiliz, Fransiz ve Ruslarla bir savas ihtimalini degerlendirerek ortami germek istemiyorlardi. Avrupali büyükler, gizli Balkan ittifakina karsi gelmiyorlar, ancak, bu yüzden bir savas çikmasini da istemiyorlardi. Yalniz Italyanlar, Trablusgarp'i rahatlikla elde edebilmek için Balkanlarin karismasi taraftariydi.

Babiali ise, tarifsiz bir istihbarat eksikligi yasaniyordu. Gerek Sait Pasa Hükümeti ve gerekse Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti, gelismeler hakkinda ne bilgi alabiliyor, ne de dogru degerlendirmeler yapabiliyordu.

Balkan gizli anlasmalarinin yapilmasindan iki ay sonra Basbakan Sait Pasa, Meclis kürsüsünden su konusmalari yapabiliyordu:
Balkan ülkeleri için:

"Balkan hükümetleriyle iliskilerimiz en iyi sekilde yürümektedir"

Yunanistan için:
"Mösyö Venizelos, iyi bir devlet adami olarak, bir savastan çok bir baris aramakta ve bu ugurda gayret göstermektedir",

Rusya için:
"Rus Disisleri Bakani Mösyö Sazanof gibi uzak görüslü ve ortak iliskilerimizi takdir eden bir kisinin Rus disisleri bakanligi gibi bir makamda bulunmasi, o devletle iliskilerimizin iyi gittigi hakkinda yeterli bir güvencedir.

Hükümetin Disisleri Bakani olan Ermeni asilli Noradunkyan Efendi de Balkanlar konusunda tam bir güvenlik ve rahatlik içindeydi. Noradunkyan bu görüsünü Bakanlar Kurulu'nda defalarca açikladiktan baska, o günlerde Türk gazetecilerine verdigi demeçte de aynen su ifadeleri kullaniyordu:
"Bulgar Hükümetinin barisçi beyanatinin samimiyetine inanmamak için hiç bir sebep mevcut degil. (...) Bulgaristan barisa bagli kaldigi takdirde, diger Balkan devletlerinin de onun örnegini takip edeceklerine kusku yoktur."

Noradunkyan, Balkan savasindan sadece bir ay önce "Balkan Devletlerinin Osmanli Devletine saldirmayacaklarina dair Meclise teminat veririm" diyecek kadar olanlardan habersizdi.

Hükümet, bir yandan Italyanlarla olan Trablusgarp Savasi'ni sona erdirmeye, diger yandan Balkanlarda, Anadolu'da, Arabistan'daki bir sürü ayaklanmayi bastirmaya ugrasiyor, diger yandan da Ittihatçi-Itilafçi parti kavgalari arasinda isleri yürütmeye gayret ediyordu.
Meclisin büyük çogunlugu Ittihatçilarin elideydi; ancak, Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti bildigini okuyordu. Bu sebeple Itilafçilar hükümeti desteklerken, Ittihatçilar hükümeti yikmaya ugrasiyorlardi. Kaos ortami,

Padisah Mehmet Resat'in yayinladigi bir fermanla, 8 Agustos 1912'de Meclis'i feshetmesiyle doruga çikti. Bundan sonra yeni bir seçim daha yapilmayacak, Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti diledigince hareket edecekti.

iiÖÖçsBu siralarda tam bir aldatmaca siyaseti güden Rus ve Bulgar politikacilari, Osmanli Hükümetine karsi baris taarruzunda idiler. Avrupa'daki Osmanli elçileri de havaya uymuslardi. Hiç birinden Babiali'yi uyarici hiç bir haber gelmiyordu.

Osmanli hükümeti ve diplomatlar her seyden habersizken, Le Temps gazetesi 7 Mayis 1912 günkü sayisinda, gizli Bulgar-Sirp anlasmasini bildiren haberler yayinliyordu. Tanin ve Ikdam gazeteleri basta olmak üzere bir kisim Türk basini, Sirp ve Bulgar basininin aldatici barisçi yayinlarina uymustu. Sirp ve Bulgar gazeteleri, Osmanlilarin basi çekecegi bir Balkan birliginden bahsediyorlardi.

Bulgar-Sirp, Bulgar-Yunan gizli anlasmalarinin yapildigi siralarda Sait Pasa Hükümeti, Sirplara karsi bir dostluk gösterisiyle mesguldü. Sirplarin Almanlardan satin aldigi yeni seri atesli toplarin, Avusturya'nin kendi demiryollarindan geçmesine izin vermemesi üzerine Sait Pasa, bu toplarin deniz yoluyla Selanik'e ve oradan da demiryolu ile Sirbistan'a tasinmasina izin vermisti. Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti isin farkina vararak tasima iznini kaldirmisti ama, bir iki ay sonra baslayacak savasa yetecek kadar modern top, Sirp ordusunun eline geçmisti bile.

Daha da önemlisi, Babiali, ayni günlerde düsünmesi bile korkunç bir icraat yaparak, Balkanlardaki ordunun terhisine basladi ve usta, egitimli 70 bin eri evine gönderdi.

Yine ayni günlerde, Genelkurmay Baskani Ahmet Izzet Pasa komutasindaki 35 taburluk usta erlerden kurulu hatiri sayilir bir kuvvet, Yemen isyanini bastirmak için, uzaklara gönderiliyordu.

Osmanli hükümetlerinin basiretleri baglanmis gibiydi. Burnunun dibindeki komplolardan haber alamamak, askeri hazirligini arttiracagina asker terhis etmek, baska yerlerden asker getirecegine buradan alip baska yere asker yollamak, baska nasil açiklanabilir?

Genelkurmay Baskani Ahmet Izzet Pasa'nin karargahi ile birlikte Yemen seferine katilan Kurmay Binbasi Ismet (Inönü), anilarinda bu durumu gayet açik bir sekilde belirtir:

"Yemen isyaninin ve oraya büyük bir kuvvet gönderilmesinin, Balkan yenilgisine tesiri büyük olmustur. Her gün bir Balkan Harbi çikacak diye ates üzerinde durdugumuz bir zamanda, Yemen'e 35-36 taburdan kurulu bir ordu gönderildi. Hastaliktan, iklimden ve çarpismalardan dolayi hemen hemen tamami eriyen bu kuvvet, Balkan Harbi ordularindan hangisine eklenmis olsaydi, harbi kaybetmezdik ve ordu harpten muzaffer çikardi."
Ismet Bey anilarinda ayrica, 1908'de mesrutiyetten hemen sonra Balkanlarda olsun, Yemen'de olsun barisçi anlasmalar için çok uygun bir ortamin olustugunu, fakat bu güzel firsatlarin kaçirildigini yazar:

"Yemen'de bir anlasmanin mesrutiyet ilanindan sonra yapilamamis olmasi, aklin alamayacagi kisa bir görüstür. (...) Eger Yemen gailesinden devlet ilk sene kurtulmus olsaydi, Balkan Seferi esnasinda Rumeli'nde yüksek kiymette 35 taburdan fazla bir kuvvet muharebe meydaninda bulunacakti."
Balkanlardaki son Osmanli topraklari yagmalanirken, koca bir ordunun asi Imam Yahya'nin kiskirttigi Araplarinin pesinde Yemen çöllerinde kaybolup gitmesini bir iç buruklugu ile kaydeden Ismet Bey, sunlari yazar:

"Balkan Harbi sirasinda Yemen, bir büyük seferi ordunun seyirci merkezi olmustur."
Osmanli yönetimi, durumu kavrayip hazirliklara girismek bir yana, tam tersine Balkan ordusundan askerlerini terhis etmis, genelkurmay baskaninin komutansindaki koca bir orduyu Yemen asileri üzerine göndermisti.

Balkan tehlikesi gizli gizli, fakat ürpertici adimlarla her geçen gün biraz daha yaklasmaktaydi. Bulgar Krali Ferdinand, kistan önce savasi baslatip bitirmek kararindaydi.

Balkanlar, Türkler için tam bir ates çemberindeydi. Makedonya daglarini yuva yapmis Sirp, Bulgar, Yunan çeteleri Türklere saldiriyor; yakiyor, yikiyor, öldürüyorlardi. Pusular, cinayetler, toplu kirimlar, yanginlar ve sabotajlar o güzelim kentleri ve köyleri yasanmaz hale getirmisti.
1 Agustos 1912'de Kosova'ya bagli Kocana'da pazar yerinde Bulgar komitacilarinin patlattigi iki büyük bomba, bardagi tasiran damla oldu. 28 kisinin öldügü ve çok kisinin yaralandigi bu vahset üzerine galeyana Türk halki, bölgedeki Bulgarlara saldirarak onlardan 21 kisiyi öldürüp 190 kisiyi de yaraladi.

Kocana olayi, Osmanli aleyhtarlari için aranip da bulunmayan bir propaganda firsati olmustu. Bulgarlarin ve Avrupali büyük devletlerin notalari birbiri pesine Babiali'ye yagmaya basladi. O günlerde Sofya'da yapilan büyük bir protesto mitinginde konusmacilar "400 bin asker ve binlerce topla bu asagilanmaya katlanmak bizim için ayiptir" diye kiyameti kopariyorlardi. Bulgar halki ve basin, kral ve hükümetini gevseklikle suçluyor ve "Eger kral kendini millet için feda etmezse, millet onu feda eder" diyerek kesinlikle harp istiyorlardi.

iiÖÖçsSirplar da ayakta idiler. Makedonya'daki Sirp çeteleri Türklere ve Arnavutlara saldirirken, Belgrad'da, kral sarayi önünde mitingler düzenleniyordu. Gösterilere dayanamayan Sirp Hükümeti istifa etti, yeni hükümet seferberlik baslatti.

Yunanlilar ise, savasa çoktan hazirdilar. Orduda izinler kaldirilmis, birlikler eksikliklerini tamamlayip sefer yerine harekete hazirlanmislardi. Atina'da miting meydanini dolduran halka hitap eden Basbakan Venizelos, "haklari verilmezse savasin kaçinilmaz olacagini" bildiren nutuklar veriyordu.
Sinirlardaki Karadaglilar ise, Osmanlilarla neredeyse savas halindeydiler. Melisorlarin (Hiristiyan Arnavut) da destegini saglayan Karadag hükümeti, 18-45 yasindakileri silah altina almis, açiktan seferberlik ilan etmisti.

iiÖÖçsBalkan devletleri savas hazirligini tamamlarken, Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti, bütün bu gelismeleri, "birbirinden kopuk heyecanli olaylar" olarak görüyor, büyük devletlerin su karisik ortamda tüm Avrupa'yi da pesinden sürükleyebilecek bir Balkan savasina izin vermeyeceklerini düsünüyordu.

Her ne kadar Beyazit ve Sultanahmet meydanlarinda, ögrencilerin de katildigi mitinglerde "Harp isteriz. Sofya'ya! Sofya'ya!" diye coskun gösteriler yapiliyorsa da, bunlar daha çok Talat Bey (Pasa) ve Ömer Naci gibi Ittihatçilarin kiskirttigi yapay olaylardi(!) Hükümete göre; sogukkanlilik korunmali ve askeri hazirliklar gibi bir savas kiskirticiligindan kesinlikle kaçinilmaliydi(!)

Bu düsüncedeki hükümet, daha önce yapilacagini ilan ettigi Trakya Ordu Manevralarindan da vazgeçti; Agustosun ilk haftasinda Balkan ordusunda baslamis bulundugu terhislere devam ederek bu konudaki iyi niyetini dosta düsmana göstermeyi görev bildi.
iiÖÖçsIngiliz ve Fransiz disisleri bakanlari kendi aralarinda görüsüyor, Rusya Disisleri Bakani Sazanof, Balkan ittifakini desteklemeleri için müttefiklerini razi etmek üzere Londra ve Paris'i ziyaret ediyordu. Avusturya Disisleri Bakani Kont Rerchtold da devreye girmis, Osmanlilarin Arnavutluk ve Makedonya'ya federal bir yönetim saglamasi yolunda bir öneri ortaya atmisti.

Ingiliz ve Rus elçileri, Ingiltere, Fransa, Italya, Almanya, Avusturya, Rusya devletleri adina Babiali'ye bir nota vererek, Osmanli Hükümetinin Rumeli ve Anadolu'da reformlar yapmasini istediler. Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümeti, buna dört elle sarildi. Istenilen reformlarin, hem de fazlariyla yerine getirilecegi bildirildi.

Ittihat ve Terakki yanlisi gazeteler, reformlarin kabul edilmesiyle imparatorlugun özerk eyaletler halinde parçaladigini ileri sürerek ayaga kalkmislardi.
Agustos ayi da kaos, gerilim ve belirsizlik içinde geçti. Babiali Hükümeti, yaklasan kis nedeniyle artik bu yil bir savas tehlikesi olmadigini düsünüyordu. Ancak, 30 Eylül 1912 günü Balkan ülkeleri, birbiri pesi sira seferberlik ilan etmeye basladilar.

Yunan Hükümeti, kendi güvenligine karsi yönelmis Osmanli tehdidi karsisinda (ki, böyle bir sey olmadigini herkes biliyordu) seferberlik yapmak zorunda kaldigini ilan etmisti.

Sirbistan'in bahanesi daha baskaydi: O da Selanik yoluyla Almanya'dan getirttigi toplarin tasinmasinin Osmanli Hükümeti tarafindan durdurulmasini gerekçe gösteriyor ve Osmanlilarin elinde kalan bu toplarin kendisine verilmesini istiyordu. Sirbistan, bunun için Babiali'ye 48 saat süre taniyordu. Sirbistan, verdigi sürenin dolmasini beklemeden seferberlik ilan etti.

Zaten seferberlik halinde olan Karadaglilarla Osmanli hudut birlikleri arasinda adi konmamis bir savas hali yasamaktaydi.
Balkan ülkeleri, tam anlamiyla savas atmosferine girmislerdi: Bir taraftan seferberlik yapiliyor, diger yandan yurtdisinda bulunan Bulgar, Sirp, Yunan, Karadag gençleri "Otuz yildir iiÖÖçsIstanbul Hükümeti ve Türk halki, 30 Eylül günü pespese gelen seferberlik karsisinda sasirmisti. Büyük devletlerin destegini arkasina alan bütün balkan ülkeleri omuz omuza vermis, ortak bir cephe olusturmuslardi. Ayni gün ögleye dogru ortaya çikan, Ruslarin da Kafkasya'daki Türk sinirinda bölgesel bir seferberlige basladigi haberi, bu saskinligi bir panige çevirdi. Haberin dogru olmadigi kisa sürede anlasildi.
Bir gün sonra, 1 Ekim 1912'de Osmanli Hükümeti de seferberlik ilan etti. Balkanlilari ve Avrupalilari fazla kiskirtmamak ve barisçi niyet göstermek için Seferberlik Rumeli'de ve Bati Anadolu'da uygulaniyor, Dogu Anadolu, Suriye ve Irak seferberlik disi tutuluyordu.
Baslayacak bir savasa ne hükümet, ne millet, ne de ordu hazirdi.
bugünü bekliyorduk" diye seferberlige kosuyorlardi.

Aradan bir hafta bile geçmeden Karadag Osmanli'ya savas ilan etti. Karadag Elçisi Plamenatz'in Osmanli Disisleri Bakani Noradunkyan'a verdigi 8 Ekim 1912 tarihli notada su ifadeler yer aliyordu:

"Ekselans,
Karadag Kraliyet Hükümetinin, Osmanli Hükümetiyle aralarinda devamli olarak çikan anlasmazliklarin barisçi yollarla çözümü için harcadigi bütün dostane çabalarin tükendiginden dolayi üzüntü duymaktayim.

Kralim Majeste I. Nikola'nin izniyle, Karadag Kraliyet Hükümetinin bugünden itibaren Osmanli Hükümetiyle bütün iliskileri kestigini, gerek Karadaglilarin, gerekse Osmanli egemenligi altinda bulunan kardeslerinin yüzyillardir hiçe sayilan haklarinin taninmasini Karadaglilarin silahlarina biraktigini, ekselansiniza bildirmekle seref duyarim."

Aylardir Balkanlilarin kapali kapilar ardinda gizli gizli hazirladiklari oyun, artik sahneye konuyordu.
Bir görgü tanigi olan yazar Aram Andonyan, Karadag'in harp ilaninin ertesi günü, yani 9 Ekim 1912 gününün seferberlik telasindaki Istanbul'unu söyle anlatir:

"Istanbul bir muharip sehir görüntüsüne bürünmüstü. Daha çok bir gezi olan Taksim Stadi Meydani boydan boya toplar, arabalar, atlar, çadirlar, yük arabalari, saman yiginlari ve her türlü savas araçlariyla kapliydi. Ayni manzara Harbiye Nezareti ve Sultanahmet meydanlarinda da görülüyordu.
Trenler sadece askeri ulastirmaya ayrilmisti. Askere çagrilan yalinayak, sefil, perisan köylüler, bir gün sonra askeri üniformayi giyince taninmaz hale geliyor, neseli, kendinden emin, yigit cengaverler olup çikiyorlardi.

Kislalarin önünde Türk kadinlarla Hiristiyan kadinlar bir arada beklesiyor, savasa yolladiklari ogullarini, nisanlilarini, kocalarini son bir defa daha görebilmek, selamlamak umuduyla avunuyorlardi. Tramvaylarin beygirlerine de orduca el konulmus oldugundan, sehir içi ulasim daha bir güçlesmisti.
Erler iyi giyinmis olsun ya da olmasin, hiç homurdanmiyorlardi. O günlerde hiç kimse tarihin en korkunç felaketlerinden birinin kurbani olacagini aklindan geçirmiyor, sevk ve heyecanla gidiyordu cepheye. Savasin iki aylik bir gezinti olacagina inanç tamdi. Bakirköy'de bir Alman subayi, Bulgar ordusunun, dünyanin en iyi ordusu olan Prusya ordusuyla es degerde bir ordu oldugunu, bu nedenle Türklerin Prusya Ordusuna karsi dövüsmeye gidercesine yola çikmalari gerektigini söyleyince, bu sözleri kahkahalarla karsilanmisti."
iiÖÖçsKardag'in 8 Ekim'de savas ilanin ardindan Avusturya, Rusya, Ingiltere, Fransa, Almanya devletleri tarafindan dört Balkan Devletine ve Osmanli Imparatorluguna 10 Ekim 1912'de asagidaki nota verildi:

"1. Büyük Devletler, barisi bozacak her davranisin karsisindadir.

2. Büyük Devletler, Berlin Antlasmasinin 23. maddesine dayanarak, Osmanli halklarinin yarari için, idare sisteminde reformu gerçeklestirmeyi üstleneceklerdir. Bu reform, Sultanin egemenlik haklarina ve Osmanli Imparatorlugunun toprak bütünlügüne dokunmayacaktir.

3. Eger her seye ragmen Balkan ülkeleriyle Osmanli Imparatorlugu arasinda savas çikarsa, Büyük Devletler savastan sonra Avrupa Türkiye'sinin toprak statüsünde hiç bir degisikligi kabul etmeyeceklerdir."

Gazi Ahmet Muhtar Pasa Hükümetinin yüregine biraz su serpilmisti. Rusya'nin da içlerinde bulundugu Büyük Devletler savas istemiyorlar, savas olsa bile simdiki sinirlarin aynen korunacagini kesinlikle belirtiyorlardi. Can sikan tek nokta, reformlarin büyük devletler tarafindan yürütülecek olmasiydi.
Ittihatçilarin notaya tavri sert oldu; bu, Büyük Devletlerin Osmanli'nin iç islerine karismasi anlamina geliyordu. Avrupali büyüklerin Berlin Antlasmasinin 23. maddesi geregince Balkanlilar için istedikleri haklari, yarin ayni antlasmanin 61. maddesi uyarinca Ermeniler için de istemeyeceklerini kim garanti edebilirdi? Bunlar, devletin bagimsizligi ile uyusmaz isteklerdi.

iiÖÖçsEkim'in sikintili geçecegi belliydi. Büyük Devletlerin notasinin Babiali'ye verilmesinden üç gün sonra, Balkanlilarin ortak notasi geldi. Bulgar Basbakani Gesof'un 13 Ekim'de Sofya'daki Türk elçisine verdigi nota, Bulgaristan, Sirbistan ve Yunanistan adinaydi. Karadag, bes gün önce Osmanlilara savas ilan ettigi için, notada imzasi yoktu.

Üç Balkan Devletinin notasi sert bir ifadeyle kaleme alinmisti ve kesin istekler içeriyordu. Notada, "Büyük Devletlerin ve Balkan Devletlerinin istekleri dogrultusunda reformlarin hemen uygulanmasi ve Berlin Antlasmasinin 23. maddesindeki milliyet esasi göz önüne alinmak suretiyle illere yönetim özerkligi verilmesi, egitim özgürlügü taninmasi, azinliklarca seçilmis il yönetim kurulu, jandarma ve milis örgütleri kurulmasi, Makedonya'da Türk yerine Belçika veya Isviçreli bir genel vali seçilmesi" isteniyordu.

Bir diger maddede de "Bu uygulamanin bes büyük Avrupa Devletinin elçileri ve Balkan Devletlerinin gözetimi altinda bulunacak olan esit sayida Hiristiyan ve Müslüman milletvekillerinden kurulu bir konsey eliyle yürütülmesi" sart kosuluyordu.

Balkan Devletleri bundan baska "Osmanli Imparatorlugunun barisçi niyetinin samimiyetine ve reformlarin ciddi olarak uygulanacagina bir kanit olmak üzere, Osmanli seferberliginin hemen durdurulmasini" sart kosuyorlardi.

Ayni gün benzer notalar, Sirp ve Yunan disisleri bakanlari tarafindan Osmanli elçilerine verildi. Öneriler, bagimsiz bir devletin kabul edebilecegi gibi degildi. Bir yabanci genel vali ve esit sayida Hiristiyan temsilcinin bulundugu konsey de, devlet içinde devlet gibi çalisacakti. Osmanli yönetimi bir tarafa itiliyor, uluslararasi bir örgüt, valisi ve meclisi ile ve kontrol düzeniyle azinliklarin haklari konusunda diledigince hareket hakkini ele geçiriyordu.
iiÖÖçsBalkanlilarin Osmanli'ya verdigi notalarda kullanilan üslup, simdiye kadar esi görülmemis sekilde asagilaniyordu. Üslupta, küstah bir meydan okuma vardi. Babiali'nin tepkisi umulmayacak kadar sert oldu. Ertesi gün Babiali, notalara cevap vermeye bile gerek görmeden Sofya ve Belgrad'daki elçilerini geri çagirdi. 15 Ekim 1912'ten itibaren Osmanli devleti ile Bulgaristan ve Sirbistan arasindaki resmi iliskiler kesilmisti.
Yunanistan'in hariç tutmasina sebep, Atina'daki Osmanli Elçisi Muhtar Bey'in Yunan notasini kabul etmemesiydi. Ertesi gün, Yunan notasinin hükümetin eline geçmesinden sonra Atina elçisi de geri çagrildi ve 16 Ekim'de Yunanistan'la resmi iliskiler kesildi.

Osmanli'nin bu sert tavri ve gerilimin hizla tirmanmasi, Avrupali büyük devletleri telaslandirmisti. Balkanlarda baslayacak bir savasin, aslinda yüz yillar öncesinden gelen bir Slav-Germen mücadelesi olarak Avrupali büyükleri de içine alacak bir dünya savasina yol açmasi olasiligi, devlet adamlarini endiselendiriyordu. Özellikle Fransa Basbakani Poincare, bir anlasma saglamak için büyük gayret gösteriyordu. Ancak bazi Avrupa gazeteleri, Rusya ve Avusturya'nin seferberlik hazirliklarina baslamak üzere olduklarini yaziyorlardi.

iiÖÖçsBulgaristan Baskomutani Çar Ferdinand, halk tarafindan çok sevilen General Savof'u kendisine vekil olarak atamisti. Bu atama, Bulgarlar arasinda sevinç gösterileriyle karsilandi. Sofya'da halk ellerinde bayraklar oldugu halde meydanlari dolduruyor, gösteriler yapiyor ve "Edirne'ye, Istanbul'a" diye sloganlar atiyordu. Devamli çalan çanlariyla kiliseler, ayine kosan halkla dolarak mahser yerine dönüyordu. 20 bini bulan Bulgar çeteleri, ordudan ayri olarak, Türk sinirina dogru harekete geçmislerdi bile.

Belgrad'da heyecanli bir kalabalik, Kral Petar'in sarayi önünde gösteriler yapiyor, "Savas isteriz" naralari atiyorlardi. Balkanlilarin ortak notasinin Babiali'ye verilmesinden bir gün önce 12 Ekim'de de bir Sirp tümeni (bes ay önce 11 Mayis'taki gizli Sirp-Bulgar askeri anlasmasina uygun olarak birlikte harekata katilmak için) Bulgaristan'a giriyor ve Bulgar halki tarafindan çiçeklerle karsilaniyordu. 27 yil önce 1885'de yine ayni yerlerde cereyan eden Bulgar-Sirp savasi unutulmusa benziyordu.

iiÖÖçsYunanistan Krali Yorgi, Avrupa gezisini yarida keserek Atina'ya dönüsünde kendisini karsilayan büyük bir kalabalik "Kurtulus günü geldi" diye haykirarak sevincini belirtiyordu. 11 Ekim'de Veliaht Prens Konstantin, Teselya'daki ordunun komutasini almak üzere, ordu karargahina hareket ediyordu.

Ortak notanin verilisinden bir gün sonra 14 Ekim'de Yunanistan, Girit'le birlestigini ilan ediyordu. Girit milletvekillerinin Yunan meclisine kabulünü savas sebebi sayacagini bildiren Osmanli Hükümetinin bildirisi karsisinda Basbakan Venizelos, daha önce yapamadigi isi, simdi uygulamaya koyuyordu. Basbakan Venizelos parlamentoda Girit milletvekillerini alkislarla karsilayan Yunan milletvekillerine söyle sesleniyordu:

"Adanin Yunanistan'la birlesmesi yönünde Girit meclisinin verdigi karari aynen kabul ediyoruz. Yunanistan'la Girit'in artik bir tek parlamentosu olacagini kesin olarak ilan ediyorum."

Balkan ordulari sinirlara yürürken, Istanbul'da telasli günler yasaniyor, hükümet toplanti üstüne toplanti yapiyordu.
Sultan Mehmet Resat'in millete yayinladigi bildiride su satirlar dikkat çekiyordu:

"Memleketimizin içinde bulundugu zorluklara ragmen olabildigince ve kisim kisim reformlari gerçeklestiriyoruz. Halkimizin saadeti için çalisiyoruz. Fakat memleketimize göz dikmis olan ve biz gelistikçe düsüncelerini uygulayamayacaklarini gören küçük komsularimiz, reformlarimiza ve gelismemize engel olmak ve içinde bulundugumuz zorluklardan faydalanmak istiyorlar, hudut boylarindaki eyaletlerimize saldirmak üzere aralarinda anlasiyorlar. Altiyüz yildan beri Osmanlilarin zaferlerine sahne olan Bulgaristan, Sirbistan, Karadag ve Yunanistan'daki hayalperestler, Osmanlilarin canlarini ne kadar pahaliya sattiklarini unutuyorlar."

Istanbul'da zaman zaman üniversitelilerin basi çektigi mitingler düzenleniyordu. "Harp isteriz", "Hedefimiz Sofya" sesleri Beyazid ve Sultanahmet meydanlarinda yankilaniyordu.

15 ve 16 Ekim günlerinde Bulgar, Sirp, Yunan elçileri Istanbul'u terk ettiler